El Kaide, DEAŞ’ın etkisini yitirdiği medya sahnesine çıkmaya hazırlanıyor

Eymen ez-Zevahiri’nin ardından El Kaide’nin lideri gözüyle bakılan Hamza bin Ladin
Eymen ez-Zevahiri’nin ardından El Kaide’nin lideri gözüyle bakılan Hamza bin Ladin
TT

El Kaide, DEAŞ’ın etkisini yitirdiği medya sahnesine çıkmaya hazırlanıyor

Eymen ez-Zevahiri’nin ardından El Kaide’nin lideri gözüyle bakılan Hamza bin Ladin
Eymen ez-Zevahiri’nin ardından El Kaide’nin lideri gözüyle bakılan Hamza bin Ladin

El Kaide terör örgütü, Irak ve Suriye'de etkisini kaybeden DEAŞ’ın külleri üzerinden medya sahnesinde yeniden doğmaya çalışıyor. Bu yüzden Müslümanlara adanmış bir dergi olduğunu iddia ettiği “Tek Ümmet” adlı yeni bir dergi çıkardı. Dergi, “es-Sahab” adlı kurum tarafından basıldı. Başyazısı, “bölünme” ve “iç çatışmalardan” vazgeçilmesi çağrısında bulunan El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri tarafından kaleme alındı.
Mısır’daki Fetva Dairesi (Dar’ul-İfta), derginin “kışkırtıcı fetvalar ve cinayet mesajlarının yayılması için kurulmuş bir platform” olduğunu söyledi. Ancak dergide yayınlanan başyazı, örgütün “iç krizle boğuştuğu ve Zevahiri’nin örgütün liderliğinden indirilmekten korktuğunu” ortaya koyuyordu. Örgütün ilk medya kuruluşu olan, öncesinde Bin Ladin ardından Zevahiri’nin yönetiminde bulunan es-Sahab’ın ana görevi, örgütün önde gelen isimlerinin video içeriklerini üretme ve yayınlamanın yanı sıra El Kaide’nin çatışma ve imha videolarını yaymaktır. Es-Sahab, 1988 yılında bin Ladin tarafından örgütün Afganistan'daki unsurlarını tebrik etmek için kuruldu. İlk işi, Ekim 2000'de Yemen'in Aden şehri limanında demirlenen güdümlü füze taşıma kapasiteli ABD gemisi USS Cole'a düzenlenen saldırı ile ilgili video oldu. Daha sonra Afganistan'da El Kaide üyelerinin aldığı eğitimleri anlatan videolar hazırladı.
İç çatışmalar
Mısır'daki Fetva Dairesi'ne bağlı Tekfirci Fetvalar ve Radikal Görüşleri Gözlemevi tarafından hazırlanan çalışmada, “Tek Ümmet” dergisinin ilk sayısının savaşa teşvik ettiği ve derginin bunu zamanın ve yükümlülüklerinin getirdiği en büyük görevlerden biri olduğunu iddia ettiği belirtildi. Gözlemevi, derginin ilk sayısının, Zevahiri’nin devrilmesi ve yerine Hamza bin Ladin’in getirilmesiyle ilgili haberler ışığında örgütün yaşadığı iç çatışmaları ortaya koyduğuna dikkati çekti. Örgüt içindeki rakip taraflar arasındaki kavgalar, Yemen’de kanlı çatışmalara dönüştü. Bu nedenle dergi, örgütün kurucuları Usame Bin Ladin, Abdullah Yusuf Azzam ve diğer üst düzey isimleri hakkında çeşitli makaleler yayınladı. Gözlemevi, bu makalelerin örgütün destekçilerinin duymak istediği, “El Kaide çizgisinden sapmadı” ifadesini vurgulamayı hedeflediğini kaydetti.
Örgütün medya kolu es-Sahab, Mayıs 2017’de yayınladığı bir videoda 27 yaşındaki Hamza bin Ladin’e yer vermişti. Video, örgüt tarafından “Batı’yı hedef alan eylemlerin en iyilerinden” olarak nitelendirilen 2008'deki İngiltere, ABD, Danimarka ve Fransa'ya yönelik gerçekleştirilen saldırılarla ilgiliydi. Hamza ilk olarak, 2005 yılında Taliban’ın Güney Veziristan'da Pakistan askerlerinin hedef alındığı saldırıyla ilgili videoda yer almıştı. Bunun öncesinde ise 2003 yılında örgütün takipçilerine “cihad ilan etmeleri” çağrısında bulunan bir sesli mesaj yayınlamıştı.
Şarku’l Avsat’a konuşan radikal örgütler uzmanı Amr Abdulmunim, Hamza’nın gelecekte El Kaide’nin lideri olabileceği görüşünde. Örgütün Zevahiri’nin halefi olarak Hamza’yı düşünüyor olabileceğini söyleyen Abdulmunim, “Bu, örgütün El Kaide dışından kimseye liderlik konusunda güvenmediğini gösteriyor. Bu nedenle, Hamza kimliği sayesinde ön plana çıkıyor ve örgütün önde gelen isimlerinden bazılarını örgütün bekası için Hamza’nın lider olması gerektiğini söylemek zorunda bırakıyor” dedi.
Dergi hakkında Şarku’l Avsat’a konuşan Mısır Müftüsü Danışmanı Dr. İbrahim Necm, İslam coğrafyasını gösteren bir haritanın yer aldığı dergi kapağının, basit ve sakin bir görüntü verdiğini söyledi. Kapağın, 43 sayfalık derginin içeriğini yansıttığını belirten Necm, “Dergi, Zevahiri’nin ‘Ümmetin mücahitleri ümmet için cihad ediyor’ başlıklı makalesiyle başlıyor. Zevahiri makalesinde, cihatçı örgütlenmenin konumu, en önemli kuralları ve El Kaide ideolojisinin yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu ele alırken bölünme ve iç çatışmaların örgüte yönelik tehlikesine karşı uyarıda bulunuyor. Dergi editörleri tarafından kaleme alınan ‘Tek Ümmet Dergisi’nin kavramları ve hedefleri’ başlıklı makalede ise ‘Derginin amacı, mücadeleyi ve mücadelenin devamını teşvik etmektir’ ifadeleri yer alıyor” şeklinde konuştu.
Ciddi bir tehdit
El Kaide, Kuzey ve Batı Afrika'nın güvenliği ve istikrarı için büyük bir tehdit oluşturuyor. Örgütün bir kolu, Kuzey ve Batı Afrika'daki Batılı şirketlere saldırılar düzenlemekle tehdit ederken bu şirketlerin boykot edilmesi çağrısında bulundu.
Derginin yayımlanmasının, DEAŞ’ın yenilgiye uğraması ve medya örgütlenmesinin etkisinin azalmasıyla aynı döneme geldiğine dikkat çekilen Fetva Dairesi’nin çalışmasında, El Kaide’nin son 6 ayda, 6 yıldır olmadığı kadar çok medya platformlarını çeşitlendirerek terör medyasındaki boşluğu doldurmaya çalıştığına işaret edildi.
Dr. Necm, ilk sayısındaki makalelerden birinin, Muhsin Rumi tarafından kaleme alınan “Uçuruma doğru ilerleyen Amerikan ekonomisi” başlıklı, ABD ve İsrail aleyhine yazılmış bir makale olduğunu belirtti.
Dergideki Ebu Salah imzalı, Batı'nın insan hakları konusundaki çifte standartlarıyla ilgili makalede, örgütün Cezayir’deki kolunun lideri Ebu Yusuf el-Anabi’nin geçtiğimiz Mart ayının başlarında yayınlananı ses kayıtlarından çok sayıda alıntı bulunuyor. Bununla birlikte dergi, Ezher Şeyhi Dr. Ahmed et-Tayyib ve Papa Francis tarafından imzalanan “İnsani Kardeşlik Beyannamesi” eleştirisine büyük bir yer ayırdı. Dergide ayrıca mücadelenin sürdürülmesi ve iç çatışmaların sonlandırılmasına atıfta bulunan çok sayıda makale yer aldı. Bunlardan en dikkat çekici olanı, “Ebu Yahya el-Libi’nin gelecek vaat eden görüşleri” başlıklı makale. Dergi ayrıca çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunan El Kaide üyelerinin sorunlarını ele alırken onları savunma çağrısında bulundu.
Zihinlerin yanlış düşüncelere yönlendirilmesi
Müftü Danışmanı Dr. Necm, söz konusu derginin, terör örgütleri tarafından yayınlanan diğer dergilerden farklı olarak örgüt ve kolları tarafından yürütülen operasyonlara yer verdiğini, Mısır devletine karşı kışkırtıcı içerikli haberlerden bazılarına atıfta bulunulduğunu belirtti.
El-Kaide’nin, Irak’taki gelişmeleri takip eden “el-Furkan” kuruluşu, örgütün radyosu “Endelüs”, Taliban hareketinin haberlerini yayınlayan “es-Semud” ve “Sada el-Melahim”, “Türkistan İslam”, “El-Fellah”, “İnspire”, “Beytik” ve “Binti’l-İslam” gibi dergilerden oluşan bir dizi medya kuruluşu bulunuyor.
Fetva İdaresi çalışmasında, derginin birinci sayısı okunduğumuzda karşımıza çıkan bazı işaretlerin, sonraki aşamalarda terör örgütü yaklaşımına zemin hazırlamak için olduğunu, örgütün gerçekte halkın sevgisini kazanmak için eski günlerini yeniden canlandırmaya çalıştığını, bu nedenle uzaktaki düşmanla mücadele çizgisini çizmeye devam ettiğini belirtti. Çalışmada ayrıca örgütün terör ve şiddet içeren faaliyetler değil, akan Müslüman kanının öcünü almayı amaçladığını iddia ederek zihinleri yanıltıcı düşüncelere yönlendirmeye çalıştığı vurgulandı.
Fetva İdaresi çalışmasının sonunda, DEAŞ yenilgisinin terörizmin sonu olmadığı, DEAŞ’ın sadece küresel terörizmin sürekliliği içindeki bir bağlantı olduğunu kaydedildi. Bu nedenle, El Kaide’nin faaliyetlerini hem Yemen'de hem Batı’da hem de Orta Afrika'da ve diğer birçok bölgede engelleme konusunda etkili çözümler bulunması gerektiğinin altını çizdi. Örgütün yaşadığı iç gerginlikten ve liderlik mücadelesinden faydalanılması gerektiğini belirten Fetva İdaresi, terör örgütlerinin medya örgütlenmeleriyle mücadelede uluslararası ve bölgesel çabaların koordine edilmesi ve medya alanlarının bu örgütler tarafından kullanılmasını önlemek için hızlı çözümler bulunması gerektiğini vurguladı.
Ezher Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mahmud es-Savi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “El Kaide ve diğerleri gibi radikal terör örgütleri tarafından yayımlanan yayınlar, medya ve terör arasındaki ilişkinin diyalektiği, yani her zaman üzerinde durduğumuz bir konuya ilişkin uyarılardır. Hiç şüphe yok ki, terörizm ile çeşitli gruplar ve medya arasında güçlü, hassas ve karmaşık bir ilişki bulunuyor. Öte yandan medya, ülkelerimizi ve toplumlarımızı rahatsız eden, terör ve panik ortamı oluşturan, Arap ve İslam ülkelerindeki masum sivilleri katleden tüm terör olaylarını ele alma konusunda oldukça hevesli. Bununla birlikte terör örgütleri, medyanın stratejilerini ve yöntemlerini iyi biliyor ve bunlardan yararlanıyor. Terör suçunu işliyor ve gerisini medyaya bırakıyor. Bu nedenle, her zaman medyanın bu terör suçlarını yayınlama konusunda dikkatli olması gerektiğini söylüyorum. Yayınlanan haberlerin kitlelere verdiği zararlar da ölçülmeli. Medya, araştırma ve soruşturma raporlarına odaklanmalı. Böylece okuyucunun analizler ve bilgiler bağlamında, bu suçların arka planındaki sebep veya sebepleri, yani bu örgütler tarafından kandırılan kitleleri çeken şeytani gerekçeleri görmesi sağlanmalı” ifadelerini kullandı.



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.