İsrail'de kanser hastalarına kullanma tarihi geçmiş ilaç veren 3 doktor gözaltına alındı

Hayfa’daki ‘Rambam’ Devlet Hastanesi (Wikipedia)
Hayfa’daki ‘Rambam’ Devlet Hastanesi (Wikipedia)
TT

İsrail'de kanser hastalarına kullanma tarihi geçmiş ilaç veren 3 doktor gözaltına alındı

Hayfa’daki ‘Rambam’ Devlet Hastanesi (Wikipedia)
Hayfa’daki ‘Rambam’ Devlet Hastanesi (Wikipedia)

İsrail’deki en ünlü hastanelerden biri olan ‘Rambam’ Hastanesi yaklaşık 1,5 yıl boyunca kanser hastalarına son kullanma tarihi geçmiş kemoterapi ilaçları verdiği ortaya çıktı. Bu skandal üzerine 3 doktor gözaltına alındı.
İsrail Sağlık Bakanlığı söz konusu kişiler hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı. Kanser hastalarına düzenli bir şekilde süresi geçmiş ve hasar görmüş kemoterapi ilaçlarını veren hastaneden yapılan açıklamada özür dilenirken ayrıca bu tehlikeli hatanın tekrar edilmemesi için gereken önlemlerin alınmaya başladığı belirtildi.
Araştırmalar, bu skandalın Hayfa’daki Rambam Devlet Hastanesi 2016 yılında gerçekleştiğini gösteriyor. Skandal ilk kez Yediot Aharonot gazetesinin Cumartesi ekinde yayınlanan bir araştırma haberinde ortaya çıktı. Bazı mevcut ve eski çalışanlar, hastanedeki kanserli tümör departmanındaki toksik ilaç laboratuvarının, süresi dolan sonra saklandığını ve birçok kez ilaç paketleri üzerindeki tarih ve seri numaraların değiştirildiğini ifade etti. Son kullanma tarihi ve seri numaraları değiştirilmiş bu ilaçları sağlık personeline teslim ederek hastalara verilmesinin sağlandığı belirtildi. Ortaya çıkan bilgilere göre hastalara verilen ilaçların son kullanma tarihinin aylar önce sona ermişti. Depoda tarihi geçen ilaçlarla kullanılabilen ilaçların karışık bir şekilde bulunduğuna dikkat çekildi.
Hastane çalışanlarından biri, “2016 yılında laboratuvar yeni bir binaya taşındı. Anlayamadığım mantığıma aykırı şeylerle karşılaştım. Son kullanma tarihi geçen birçok ilacın depolandığına tanık oldum. İmha edilmeleri gerektiğini biliyordum fakat neden saklandıklarını anlayamıyordum. Bu ilaçları gerekli departmanlara, gündüz bakım merkezleri, kemoterapi servisleri ve çocuk bölümlerine ben getirdim” dedi.
 Bazı çalışanlar, ilaçların saklanma biçiminde bir kusur olduğunu ifade etti. İmha edilmesi gereken ilaçların ortadan kaybolmasının yanısıra bazı durumlarda çeşitli şekillerde kural ihlalleri yapıldığını söyledi. Yedi Aharonot gazetesinin haberinde bir personelin iki hafta önce konuyla ilgili olarak polise şikayette bulunduğu belirtildi. Bunun sonucunda işine son verilmeden önce açığa alınarak ifade vermek üzere polis karakoluna çağrıldı. Ancak hastane yönetimi söz konusu personeli dün yeniden işe alarak duruşmanın iptali için başvuruda bulundu. Söz konusu personel , “Bu ilaçların verildiği yetişkin ve çocuklara zarar verip vermediğini bilmemizin imkanı yok. Tedavi için gelen hasta ve yakınlarına utanç ve endişeyle bakıyordum. Çünkü onlar hastaneye güveniyorlardı fakat biz onlara bunun karşılığında tarihi geçmiş ilaçlar veriyorduk” açıklamasında bulundu.
Skandalın ortaya çıkmasından sonra Rambam Hastanesi yönetimi, suçlamaların çoğunun itiraf ettiğini ve 2017'den beri hastanedeki ilaç alanının tamamen değiştiğini açıkladı. Yönetim tarafından yapılan açıklamada, “Gazeteden gerekli bilgilerin alınmasının ardından kapsamlı bir soruşturma yürütüldü. 2016 yılına dair iddialar hakkındaki gerçekler ortaya çıkarıldı. Rambam Hastanesi yönetimi olarak böyle bir olay yaşaması nedeniyle üzüntü duyuyoruz. Hastalarımız ve yakınlarından özür diliyoruz” ifadeleri kullanıldı. Ancak bu yanıt hiç kimse için yeterli olmadı. Polis tarafından yapılan açıklamada kapsamlı bir soruşturma başlatıldığı, 3 doktorun gözaltına alındığı belirtildi. Ayrıca doktorlardan birinin yurtdışına kaçma hazırlığında olduğuna dikkat çekildi.
İsrail’deki üniversite hastanelerinden biri olan Rambam, Hayfa’daki Technion İsrail Teknoloji Enstitüsü’ne bağlı. Bu hastane İngiliz Mandası döneminde 1938'yılında kurulmuştu. 1948 yılında Nekbe'den sonra şehirde kalan Filistinlilere hizmet veren bir hastaneye dönüştü. Araplar hastaneyi yöneten ve cerrah olarak çalışan doktor Nayef Hamza'nın anısına ‘Hamza Hastanesi’ (Meşfa Hamza) olarak adlandırdılar. İsrail’in kontrolü altına geçmesinin ardından adı Rambam olarak değiştirilen, Hayfa Belediyesi’ndeki bu hastane ihmal edildi. Rambam, Endülüslü Yahudi bir din adamı olan Musa bin Meymun’un adının kısaltması.
İsrail hükümeti bu hastaneyi önce devlet ardından da üniversite hastanesine dönüştürdü. İsrail’in en büyük hastanelerinden biri haline geldi.  Şu anda iki milyondan fazla vatandaşa hizmet vermeye başladı. Tedavi ve takip için gelen kişilerin sayısı yılda 750 bin kişiye ulaşıyor. Şu an hastanede 75 bin yatan hasta bulunuyor. Hastanede yaklaşık bin 100 doktor ve bin 600 hemşire çalışıyor. Geçen yıl 5 binden fazla doğum kaydedildi ve 58 binden fazla ameliyat yapıldı. Hastane askeri bir bölümde bulunuyor.



Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
TT

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı: Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir

Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)
Arap Denizi’nde, amfibi saldırı gemisi USS Tripoli üzerinde düzenlenen tatbikat sırasında, Deniz Piyade İndirme Gücü’ne bağlı 31. Keşif Birimi’nden ABD Deniz Piyadeleri mensupları (CENTCOM)

İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, ABD’nin ‘tam teslimiyet’ olarak nitelendirdiği taleplerini sürdürmesi halinde İran’ın ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ söyledi. Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirmeye yönelik dolaylı temaslar sürerken İran askeri kurumları içindeki sert tutumu yansıttı.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığına göre Esedi dün sabah yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti’nin ‘elindeki tüm kozları henüz ortaya koymadığını’ belirterek, Tahran’ın gerektiğinde devreye sokabileceği çok sayıda seçeneğe sahip olduğunu ifade etti.

Esedi’nin açıklamaları, İran ile ABD arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşı sona erdirmeyi amaçlayan görüşmelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Taraflar arasında 7 Nisan’dan bu yana kırılgan bir ateşkes yürürlükte olsa da müzakereler henüz kesin bir sonuç vermedi.

Aynı zamanda İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) saflarında görev yapan Esedi, son savaş sırasında ülkenin savunma sanayisinin zarar gördüğünü kabul etti. Ancak şu anda askeri teçhizat üretimi ve silahlı kuvvetlerin desteklenmesinde kullanılan tesislerin ‘düşmanın gözünden tamamen gizli’ olduğunu söyleyen Esedi, İran’ın savunma üretimi alanındaki durumunun hâlâ ‘kabul edilebilir seviyede’ bulunduğunu kaydetti.

sdfbfr
İran Silahlı Kuvvetleri’nin savaş yönetiminden sorumlu birimi Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Muhammed Cafer Esedi, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı ile yaptığı röportaj sırasında

Esedi, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçmişte İran’ı ‘taş devrine döndürme’ tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, ülkesinin Amerikan baskılarına boyun eğmeyeceğini söyledi. Esedi, “Elimizde hiçbir şey kalmasa bile taşlarla savaşırız” ifadesini kullandı.

ABD, İsrail ve müttefiklerini ‘yanlış hesaplar yapmamaları’ konusunda uyaran Esedi, Washington’ın İran’dan yalnızca ‘tam teslimiyet’ istediğini, ancak Tahran’ın bunu kabul etmeyeceğini belirtti.

Müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Esedi, ABD ile yürütülen görüşmelerin ‘halkın geçim sorunlarını çözmeyeceğini’ savundu. “Teslimiyet söz konusu değilse savaş da bir seçenektir” diyen Esedi, Tahran’ın beklemeyi sürdürdüğünü ve ‘savaşla ilgili bir sorunu olmadığını’ ifade etti. Esedi ayrıca, olası bir çatışmaya NATO’nun dâhil olmasının da İran açısından kaygı verici olmadığını söyledi.

Esedi, yetkililerin büyük kentlerde sürdürdüğü seferberlik kampanyalarının devam etmesi çağrısında bulunarak, halkın silahlı kuvvetlerin ‘en önemli dayanağı’ olduğunu vurguladı. İran’ın nükleer silaha ihtiyaç duymadığını öne süren Esedi, ülkesinin ‘en güçlü silahının’ sokak ve meydanlardaki halk desteği olduğunu dile getirdi.

Askeri hazırlığı artırmak

Bu arada DMO Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ateşkes sürecinde İran’ın askeri ve operasyonel kapasitesinin daha da güçlendiğini belirterek, geçen dönemin savaş hazırlıklarının artırılması, muharebe kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve savaşın yol açtığı zararların telafi edilmesi için değerlendirildiğini söyledi.

DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’nı ziyareti sırasında konuşan Muhibbi, ‘düşmanın’ yeniden askeri seçeneğe başvurmasının, operasyonların niteliği, çatışma coğrafyası ve kullanılacak silahlar açısından farklı bir savaşa yol açacağını ifade etti. Muhibbi, DMO’nun tüm olası senaryolara karşı hazırlık yaptığını vurguladı.

İran Silahlı Kuvvetleri’nin ateşkes öncesine kıyasla daha güçlü bir konumda bulunduğunu savunan Muhibbi, ‘düşmanın’ hedeflerine ulaşmak için hâlâ askeri seçeneğe güvendiğini öne sürerek askeri cephenin en üst düzey hazırlık durumunu koruyacağını kaydetti.

Daha önce DMO’ya bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani de ABD desteğiyle İsrail’in Lübnan ve Gazze’de yürüttüğü operasyonların, ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan ittifakı bölgesel faaliyet alanını genişletmeye yönelteceğini söylemişti.

Resmî İran medyasına göre Kaani, İsrail operasyonlarının sürmesinin “Direniş ekseninin iki cepheden verdiği desteği genişletme, diğer cepheleri daha etkin hâle getirme ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinin durumunu Hürmüz Boğazı’yla eşitleme kararlılığını ortaya koyacağını” ifade etti.

Kaani’nin açıklamaları, İranlı yetkililerin daha önce İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını yeniden tırmandırması hâlinde deniz yolları üzerindeki baskının Babu’l Mendeb Boğazı’na da taşınabileceği yönündeki uyarılarının ardından geldi.

Hürmüz Boğazı’nın millileştirilmesi çağrıları

Buna karşılık ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), denizde, havada ve karada konuşlu binlerce Amerikan askerinin İran’a uygulanan deniz ablukasını desteklemeyi sürdürdüğünü açıkladı.

CENTCOM dün yayımladığı fotoğraflarda, 31. Deniz Sefer Birliği’ne bağlı Deniz Piyadeleri personelinin Umman Denizi’nde bulunan amfibi hücum gemisi USS Tripoli’de hızlı halatla iniş tatbikatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Tatbikatın, ABD’nin bölgedeki askeri konuşlanması kapsamında yapıldığı belirtildi.

CENTCOM, pazartesi günü yaptığı açıklamada ise 1 Haziran itibarıyla ABD güçlerinin 121 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, İran’a yönelik abluka tedbirlerine uyulmasını sağlamak amacıyla beş geminin faaliyetlerini de engellediğini bildirdi.

Tahran yönetimi de Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü vurgulamayı sürdürdü. DMO Deniz Kuvvetleri Halkla İlişkiler Birimi dün yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde 24 geminin önceden izin alarak ve DMO Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon içinde Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini, geçişlerin güvenliğinin de İran güçlerince sağlandığını duyurdu.

Açıklamada, boğaz üzerindeki ‘akıllı kontrolün’ etkin şekilde uygulandığı belirtilirken, yabancı güçlerin ‘Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda yerinin olmadığı’ ifade edildi.

İran devlet televizyonu da dünyanın çeşitli ülkelerinden gemi sahipleri ve kaptanların, Fars Körfezi Su Yolu İdaresi’ne ait elektronik platform üzerinden günün 24 saati Hürmüz Boğazı’ndan geçiş izni başvurusunda bulunabileceğini bildirdi. Başvuruların incelendikten sonra geçiş izinlerinin verildiği kaydedildi.

İran İslami Şura Meclisi Başkanlık Divanı Sözcüsü Abbas Guderzi ise Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki ‘egemenliğini pekiştirmeyi’ hedeflediğini söyledi. Guderzi, mevcut çatışmanın yalnızca boğazın sağladığı doğrudan gelirlerle ilgili olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve uluslararası deniz taşımacılığıyla bağlantılı stratejik boyutlar taşıdığını belirtti.

İran devlet haber ajansı ISNA’ya konuşan Guderzi, konunun önemini 1950’li yıllardaki petrolün millileştirilmesi sürecine benzeterek, İran’ın ‘Hürmüz Boğazı’nı millileştirmeyi’ ve ‘potansiyel bir gücü fiili nüfuza dönüştürmeyi’ amaçladığını ifade etti.

Guderzi, dost veya tarafsız ülkelerin gemilerinin, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından belirlenen protokollere uymaları ve Tahran’ın düşmanca olarak değerlendirdiği faaliyetlere karışmamaları şartıyla boğazdan geçebileceğini söyledi. Ancak İran’a karşı kullanılacak silah veya askeri teçhizat taşıyan düşman ülkelere ait gemilere müdahale edileceği uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı’nın öneminin ‘mali hesapların çok ötesine geçtiğini’ vurgulayan Guderzi, İran’ın rakiplerinin de bu stratejik deniz koridorunun taşıdığı önemin farkında olduğunu dile getirdi.

Irak açıklarında bir gemiye saldırı

Bölgedeki deniz gerilimiyle bağlantılı bir diğer gelişmede, iki Iraklı güvenlik yetkilisi, AFP’ye yaptıkları açıklamada, Panama bayraklı bir yük gemisinin pazartesi günü Irak’ın güneyi açıklarında bir mühimmatın isabet etmesi sonucu ağır hasar aldığını bildirdi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) daha önce yaptığı açıklamada, Umm Kasr Limanı’nın 40 deniz mili güneydoğusunda bulunan bir yük gemisinde patlama meydana geldiğini duyurmuştu. Açıklamaya göre gemi daha sonra ikinci kez isabet aldı ve çıkan yangın kontrol altına alındı.

Iraklı bir güvenlik yetkilisi ise geminin Umm Kasr Limanı’ndan ayrılmasının ardından İran topraklarından fırlatılan bir seyir füzesinin hedefi olduğunu öne sürdü. Yetkili, saldırının ardından geminin gövdesinde hasar oluştuğunu ve içeriye su sızmaya başladığını söyledi.

fverb
 Tahran’da bir sokakta Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen bir adam, 1 Haziran 2026 (Reuters)

Pazartesi gecesi geç saatlerde DMO, deniz kuvvetlerinin, Umman Körfezi’nde İran’a ait Lion Star gemisine yönelik olduğu belirtilen Amerikan saldırısına karşılık olarak, ‘Amerikan-Siyonist düşmana ait’ olduğunu öne sürdüğü MSC Sariska V adlı gemiyi seyir füzesiyle hedef aldığını açıkladı.

İkinci bir Iraklı güvenlik yetkilisi de İsviçre’de kayıtlı ve Panama bayrağı taşıyan konteyner gemisinin bir füzenin isabet etmesi sonucu meydana gelen patlamaya maruz kaldığını, ardından uluslararası sulara doğru çekildiğini doğruladı.

MarineTraffic verilerine göre gemi, pazartesi sabahı Umm Kasr Limanı’ndan ayrılarak Katar’a doğru yola çıkmıştı.

Olay, bölge ülkelerinin savaşın yol açtığı gerilimler ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının gölgesinde deniz ticaretinin sürekliliğini korumaya çalıştığı bir dönemde yaşandı. Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Körfez bölgesindeki deniz taşımacılığı ve enerji tedarik zincirleri üzerinde ciddi etkiler yaratmayı sürdürüyor.


İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti
TT

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

İran’ın Kuveyt ve Bahreyn’e yönelik saldırıları... Trump: Tahran nükleer silah bulundurmamayı kabul etti

Körfez bölgesinde çatışmalar bugün yeniden şiddetlenirken, ABD ordusu, İran tarafından Bahreyn, Kuveyt ve bölgedeki diğer noktalara yönelik düzenlenen füze saldırılarının engellendiğini açıkladı. Bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik çabaların çıkmaza girdiği bir dönemde yaşandı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer silah bulundurmamayı kabul ettiğini söyledi.

Trump, bir internet programına (podcast) verdiği röportajda, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in de ABD ile yürütülen müzakerelerde yer aldığını öne sürdü.

ABD ordusu, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Bahreyn’deki ABD Donanması 5. Filosu karargâhı ile bölgedeki ayrı bir hava üssünü vurduğu yönündeki iddialarını yalanladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, “Kuveyt’e fırlatılan iki İran füzesi ya düştü ya da hedeflerine ulaşamadan etkisiz hale getirildi. Bahreyn’e yönelik üç füze ise ABD ve Bahreyn hava savunma sistemleri tarafından imha edildi” denildi. Kuveyt ordusu bugün yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen ‘düşmanca’ saldırıları püskürttüğünü duyurdu.

CENTCOM ayrıca, İran tarafından uluslararası sularda yasal şekilde seyreden sivil denizcilere doğru gönderildiğini belirttiği üç saldırı amaçlı İHA’nın da düşürüldüğünü açıkladı. Açıklamada, ABD güçlerinin İran’a bağlı Keşm Adası’nda bulunan bir ‘askeri kara kontrol istasyonunu’ hedef aldığı belirtilirken, olaylarda hiçbir ABD askerinin zarar görmediği kaydedildi.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın yayımladığı açıklamada ise DMO, Keşm Adası’na yönelik saldırıya karşılık olarak ABD’ye ait askeri tesisleri vurduğunu ileri sürdü.


Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
TT

Netanyahu, kuzey İsrail'deki sığınakları güçlendirmek için "büyük bir plan" açıkladı

İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)
İsrail güçleri, Kuzey Celile'de Lübnan topraklarına doğru bir yoldan geçiyor (EPA)

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, Lübnan sınırı boyunca uzanan ve İran destekli Hizbullah'ın saldırılarından etkilenen kuzey bölgelerindeki yerleşimlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 13 milyar şekel (yaklaşık 4,5 milyar dolar) kaynak ayrıldığını duyurdu.

Hükümetin planı onaylamasının ardından konuşan Netanyahu, “Hükümet bugün kuzeyin güçlendirilmesine yönelik önemli kararlar aldı. Daha önce sağladığımız 7 milyar şekele ilave olarak bugün 13 milyar şekelden fazla yatırım yapıyoruz. Böylece kuzeydeki yerleşimler için ayrılan toplam kaynak 20 milyar şekele ulaşıyor” dedi.

Netanyahu'nun ofisi tarafından “kapsamlı plan” olarak nitelendirilen paket, üç ayrı aşamadan oluşuyor.

İlk karar kapsamında, otobüs durakları, alışveriş merkezleri ve parklar gibi kamusal alanlara bin 800 yeni sığınak inşa edilmesi öngörülüyor. Ayrıca, halkı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı korumak amacıyla yaklaşık 500 mevcut sığınağın yenilenmesi planlanıyor.

İkincisi, Lübnan sınırına dokuz kilometre mesafede yaşayan vatandaşların evlerinde güvenli odalar inşa etmelerine yönelik mali destek sağlanmasını içeriyor. Üçüncü karar ise altyapı yatırımları ve istihdam olanaklarının artırılması yoluyla bölgeye 100 bin yeni sakin çekmeyi hedefliyor.

Netanyahu, “İnsanlar kuzeye akın edecek. Aynı şeyi güney için de söylemiştim” ifadelerini kullanarak, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısına maruz kalan Gazze sınırındaki bölgelere atıfta bulundu. Başbakan, “Bugün o bölgelerde çok güçlü bir talep var. Büyük bir büyüme ve kalkınma yaşanıyor. Aynısı burada da olacak” dedi.

Öte yandan hükümet, Lübnan sınırındaki bölgeleri ihmal etmekle suçlayan muhalefet partilerinin eleştirileriyle karşı karşıya bulunuyor. Muhalefet liderleri Yair Lapid, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett, pazartesi akşamı yaptıkları paylaşımlarda, kuzeydeki durumu görüşmek üzere düzenlenen kabine toplantısına hükümetten yalnızca üç bakanın katıldığını belirtti.

Eisenkot, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kuzeyde yaşayanlar, kendilerini gören ve onlarla ilgilenen bir liderliği hak ediyor” ifadelerini kullandı.