Biden’ın kabine adayları

Jay Inslee Enerji Bakanı (solda) (New York Times), Susan Gordon Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü (AP), William Burns de Dışişleri Bakanı görevleri için aday gösterildiler. (Getty)
Jay Inslee Enerji Bakanı (solda) (New York Times), Susan Gordon Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü (AP), William Burns de Dışişleri Bakanı görevleri için aday gösterildiler. (Getty)
TT

Biden’ın kabine adayları

Jay Inslee Enerji Bakanı (solda) (New York Times), Susan Gordon Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü (AP), William Burns de Dışişleri Bakanı görevleri için aday gösterildiler. (Getty)
Jay Inslee Enerji Bakanı (solda) (New York Times), Susan Gordon Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü (AP), William Burns de Dışişleri Bakanı görevleri için aday gösterildiler. (Getty)

ABD Başkanı Donald Trump ile başkan seçilen Joe Biden arasındaki iktidarın devriyle ilgili yaşanan tartışmalı geçiş süreci sürmesine rağmen Amerikan medyasının bir kısmı Biden'ın kabinesine atamayı düşündüğü adayların isimlerini açıkladı. Medyada çıkan haberlere göre Biden, Trump'ın kurduğu ve neredeyse 40 yıldır çoğunlukla beyaz erkek adaylardan seçilen yönetimin aksine farklı yüzler ve isimler seçmeyi, etnik ve cinsiyet temsilinin tabanını genişletmeyi planlıyor. Biden ayrıca yeni yönetiminin ABD'deki değişiklikleri giderek daha fazla yansıtacağını söylüyor. The New York Times gazetesi, Biden'ın geçen yaz kaleme aldığı bir köşe yazısındaki şu ifadeleri aktardı:
“Okul sıralarından mahkemelere, bakanlıklara kadar her alanda liderliğimizin ve kurumlarımızın ABD’nin gerçek imajını yansıttığından emin olmalıyız.”
Ancak Biden'ın yönetim biçimi, Senato'nun kontrolünü ve partisindeki siyasi akımları, özellikle ilerici olanları elinde tutmaya çalışmaya devam eden Cumhuriyetçilerle çatışabilir. Bu, onu yönetimi için seçtiği isimler üzerinde anlaşmak üzere müzakerelere ve pazarlıklara girmeye zorlayabilir. Biden'ın yönetiminde Cumhuriyetçi isimlere de yer vereceği neredeyse kesinleşirken Delaware eyaletinin eski Senatörü Ted Kaufman, bakanlıkları dolduracak adayların listesini hazırlamakla görevlendirildi.
The New York Times, dün Biden yönetiminde seçilecek muhtemel isimlerin veya Biden yönetiminde pozisyon almakla ilgilendiklerini ifade edenlerin bir listesini yayınladı.

Dışişleri Bakanlığı
Dışişleri Bakanı aday listesinde, Warren Christopher ve Madeleine Albright gibi eski dışişleri bakanları bünyesinde görev yapmış olan eski diplomat ve Carnegie Enstitüsü Başkanı William Burns yer alıyor. Diğer bir isim de Cumhuriyetçilerle de iyi ilişkileri olan Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde görev yapan Chris Coons. Muhtemel diğer isim ise Susan Rice. Kendisi, Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı, Dışişleri Bakan Yardımcılığı ve ABD'nin BM Daimi Temsilciliği görevlerinde bulundu. Ancak Cumhuriyetçiler arasında sorunlu bir figür olarak biliniyor.

Savunma Bakanlığı
Savunma Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan Michele Flournoy, bu pozisyona getirilme şansı en yüksek olanlar arasında görülüyor. Flournoy, bu yüksek pozisyona getirilen ilk kadın olabilir. Listede ayrıca Illinois Senatörü olan ve Irak'ta 2014'te helikopter kazasında 2 bacağını da kaybeden eski Yarbay Tammy Duckworth de var. Eski İç Güvenlik Bakanı siyahi Jeh Johnson'ın ismi de Savunma Bakanlığı için geçiyor.

Ulusal Güvenlik Danışmanlığı
Antony Blinken, bu pozisyon için neredeyse tek aday olarak görülüyor. Biden'a üst düzey dış politika danışmanlığı yapan ve Senato Dış İlişkiler Komitesi’ndeki yardımcısı olan Antony Blinken, aynı zamanda Obama döneminde Dışişleri Bakan Yardımcısı görevinde bulundu.

Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkanlığı
Önceden Barack Obama'nın ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan Tom Donilon'un adı bu görev için ilk sıralarda gösterildi. Ayrıca Obama yönetiminde eski CIA Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Avril Haynes ve daha önce yabancı istihbarat yetkilisi ve CIA Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Mike Morell’in isimleri de listede yer aldı.

Ulusal İstihbarat Direktörü
Sue Gordon, Başkan Trump yönetiminde Ulusal İstihbarat Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Ancak bu görevinden 2019 yılında istifa etti. Pozisyon için yarışan bir diğer isim ise eski başkan Barack Obama'nın baş güvenlik danışmanı olarak görev yapan Lisa Monaco.

Adalet Bakanlığı
Adalet Bakanı adayları arasında, Kamala Harris'in Kaliforniya'da başsavcı olarak yerini alan ve eyalet senatörü olarak da onun yerine geçmesi beklenen Xavier Becerra var. 2017'de şaşırtıcı bir şekilde kazandıktan sonra, Cumhuriyetçi eyaletlerden Alabama'dan Senato koltuğunu kaybeden eski federal savcı Doug Jones’un adı da bu görev için geçiyor.
Aynı zamanda Atlanta eyaletinde eski başsavcı Sally Yates ve Trump döneminin başlarında haftalarca Adalet Bakanı Yardımcısı olarak çalışan ve 7 Müslüman ülkeye vize yasağına karşı çıkmasının ardından kovulan Demokratik Ulusal Komite (DNC) Başkanı Tom Perez de adları geçenler arasında bulunuyor.

Hazine Bakanlığı
Federal Rezerv Bankası'na liderlik eden ve büyük bankacılık ve finans kurumlarında yüksek rütbeli görevlerde bulunan ilk siyah eşcinsel Raphael Bostic, Hazine Bakanlığı pozisyonunda olma olasılığı en yüksek isimler arasında yer alıyor. Bu isimler arasında Federal Rezerv Bankası Yönetim Kurulu üyesi ve eski Hazine Bakanı Yardımcısı Lael Brainard ve aynı şekilde Federal Rezerv yönetim kurulunun eski üyesi ve eski Hazine Bakanı Yardımcısı görevinde bulunan Sarah Bloom Raskin bulunuyor. Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren ve 2014'ten 2018'e kadar Federal Rezerv Yönetim Kurulu üyesi olan Janet Yellen da adaylığı muhtemel isimler arasında görülüyor.

İç Güvenlik Bakanlığı
Florida eyaletinin Orlando kentinde 27 yıl emniyet müdürü olarak çalışan ve Biden’ın adayları arasında yer alan Florida Temsilcisi Val Deming İç Güvenlik Bakanlığı’nın başına geçmek için yarışıyor. Ayrıca listede Obama yönetiminin Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi'nde çalışan Kübalı-Amerikalı Alejandro Mayorkas’ın da adı var.

Tarım Bakanlığı
Tarım Bakanlığı için Kuzey Dakota'dan eski senatör Heidi Heitkamp ve Minnesota'dan Senatör Amy Klobuchar yarışıyor.

Eğitim Bakanlığı
2016'da Hillary Clinton'ın kampanyasına katılan, eski bir profesör ve aynı zamanda Öğretmenler Federasyonu eski başkanı olan Lily Eskelsen Garcia en şanslı isimler arasında görülüyor. Ayrıca bu pozisyon için Amerikan Öğretmenler Federasyonu başkanı Randi Weingarten’in de ismi geçiyor.

Enerji Bakanlığı
Jay Inslee, bu pozisyon için önde gelen adaylar arasında yer alıyor. Eski başkan adayı olan ve Washington eyaletinin üçüncü kez valisi olan Inslee aynı zamanda önde gelen çevre savunucularından biri olarak biliniyor. Eski Başkan Obama döneminde Enerji Bakanı olan Ernest Moniz ve Obama döneminde Enerji Bakanı Yardımcısı olarak çalışan Elizabeth Sherwood-Randall da listedeki isimler arasında.

Sağlık ve İnsani Hizmetler Bakanlığı
Bu pozisyon için 4 isim öne çıktı. Bu isimler Kuzey Carolina Sağlık Bakanı ve Obama yönetiminde görevde bulunan Mandy Cohen, ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nde (FDA) eski müfettiş ve doktor olan David Kessler, New Mexico eyaletinin eski Valisi Michelle Lujan Grisham ve Biden tarafından Kovid-19 salgınıyla mücadele ekibi görev gücü başkanı olarak atanan Dr. Vivek Murthy.

İskan ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı 
Bu görev için aday gösterilen Kaliforniya'dan, ünlü siyahi Temsilciler Meclisi üyesi Karen Bass, Biden yardımcılığına aday gösterilenler arasındaydı. Listede ayrıca Florida'nın  Jacksonville bölgesi eski Belediye Başkanı Alvin Brown, Bill Clinton döneminde İskan ve Kentsel Kalkınma Bakanı Yardımcısı Andrew Cuomo, Obama döneminde eski bir kıdemli idari yetkili olan Maurice Jones, Atlanta Belediye Başkanı ve  Biden'ın yardımcı adayları listesinde yer alan Keisha Lance Bottoms ve düşük gelirli grupları savunmak için bir koalisyona liderlik eden ve Trump'ın federal konut yardımını kesme planlarına karşı çıkan Diane Yentel yer alıyor.

İçişleri Bakanlığı
Yakın zamanda Senato yarışını Cumhuriyetçi Steve Dines'e karşı kaybeden Montana Valisi Steve Bullock, İçişleri Bakanlığı için önde gelen adaylar arasında yer alıyor. Ayrıca Temsilciler Meclisi’nden Doğal Kaynaklar Komitesi Başkan Yardımcısı Deb Haaland, New Mexico'dan Senato üyeliğine üçüncü kez katılmamayı seçen  Tom Udall ve Martin Heinrich de listedeki isimler arasında.

Çalışma Bakanlığı
Bu pozisyona adaylar arasında Obama döneminde Çalışma Bakanı Yardımcısı olarak görevde bulunan Seth Harris, önceden Çalışma Bakanlığı’nda görev alan Michigan eyaletinden Andy Levin ve daha önce bu görevde bulunma talebini dile getiren Demokrat Parti İlerleme Hareketi'nin lideri ve Vermont Senatörü Bernie Sanders var. Ayrıca Kaliforniya Çalışma Bakanı Julie Su da listede yer alıyor. 

Ulaştırma Bakanlığı
Los Angeles’ta geliştirme planını yöneten Belediye Başkanı Eric Garcetti, Ulaştırma Bakanlığı'na liderlik edecek önde gelen adaylar arasında yer alıyor.

Gazi İşleri Bakanlığı
Eski başkan adayı ve Afganistan'da görev yapmış olan eski subay Pete Buttigieg aday listesinin başında yer alıyor. Onu, yine eski subaylardan olan ve Obama döneminde Gazi İşleri Bakanı olarak görev alan Robert McDonald takip ediyor.



Devrilen vinci kaldırmaya çalışan vinç de evin üzerine düştü

Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
TT

Devrilen vinci kaldırmaya çalışan vinç de evin üzerine düştü

Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)
Florida'nın Fort Lauderdale kentindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)

ABD'nin Florida eyaletindeki bir eve düşen vinci kaldırmaya çalışan itfaiye ekiplerinin kullandığı ikinci vinç de evin üzerine devrildi.

Kamyona bağlı vincin çatının üzerine düşmesinin ardından itfaiye ekipleri, perşembe günü TSİ 16.15 civarında Fort Lauderdale'deki eve acilen gitti.

Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma Servisi sözcüsü Frank Guzman, The Independent'a yaptığı açıklamada "Vincin düştüğü ev, ciddi yapısal hasar gördü" dedi.

İtfaiye ekiplerinin çektiği videoda, vincin ağırlığı nedeniyle kamyonun havaya kalktığı ve sadece ön yolcu tarafındaki lastiğin yerde kaldığı görülüyor. Vinç, evin garajının İspanyol kiremitli çatısına oturdu.

Miami Herald'a konuşan Guzman, ekiplerin ilk vinci kaldırmak için kamyona bağlı başka bir vinç getirdiğini ancak taşıdığı ağırlık nedeniyle bu vincin kirişinin evin üzerine düştüğünü söyledi.

Olayda kimse yaralanmadı. Bir komşu, ev sahibinin tadilat yaptığını söyledi.

Yayın kuruluşu WSVN'e konuşan Mike isimli komşu, "Böyle bir şeyin yaşandığına şahit olmak çok üzücü. Bu benim yeni bir arkadaşım; mahalleye yeni taşınmıştı ve evi yeniliyordu" dedi.

Şu anda ona ve ailesine çok üzülüyorum çünkü bu eve taşındıkları için çok heyecanlanmışlardı ve şimdi sırf biri yeterince dikkatli davranmadığı ve yapması gerekeni yapmadığı için bu trajediyle başa çıkmak zorundalar.

fvgthyju
Yetkililere göre itfaiye ekipleri ilk vinci kaldırmak için başka bir vinç getirdi ancak taşıdığı ağırlık nedeniyle kirişi evin üzerine çöktü (Fort Lauderdale İtfaiye ve Kurtarma)

İlk vincin çökmesine neyin yol açtığı henüz belli değil. Hasarı incelemek üzere bir itfaiye müfettişi ve belediyenin imar birimi olay yerine çağrıldı.

Haberlere göre geçen perşembe günü New Jersey'nin River Vale kasabasında, bir ağaç bakım şirketine ait kamyonun altındaki zemin çökünce araca bağlı vinç iki evin üzerine devrilmişti.

Hasar gören evlerden birinin sahibi Dina DeMayo, yayın kuruluşu WABC'ye yaptığı açıklamada, "Vinç garajı ikiye böldü, tavandan içeri girip aşağıya doğru bir yarık açtı. Ben de 911'i aradım ve onlar da evden çıkmamızı söyledi" demişti.

Olayda kimse yaralanmamıştı.

Independent Türkçe


Afganistan, Pakistan ordusunun düzenlediği hava saldırılarında 4 sivilin öldüğünü açıkladı

Doğu Afganistan’ın Kunar vilayetindeki Patan köyünde, hava saldırısında yıkılan bir evin enkazını inceleyen bölge sakinleri (AP)
Doğu Afganistan’ın Kunar vilayetindeki Patan köyünde, hava saldırısında yıkılan bir evin enkazını inceleyen bölge sakinleri (AP)
TT

Afganistan, Pakistan ordusunun düzenlediği hava saldırılarında 4 sivilin öldüğünü açıkladı

Doğu Afganistan’ın Kunar vilayetindeki Patan köyünde, hava saldırısında yıkılan bir evin enkazını inceleyen bölge sakinleri (AP)
Doğu Afganistan’ın Kunar vilayetindeki Patan köyünde, hava saldırısında yıkılan bir evin enkazını inceleyen bölge sakinleri (AP)

Taliban hükümeti, 4 sivilin hayatını kaybettiğini açıklayarak, Pakistan ordusunu “ağır sonuçlarla” karşı karşıya kalacağı konusunda uyardı. Açıklama, Pakistan’ın dün Afganistan’daki 10 noktaya savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hava saldırıları düzenlediğini duyurmasının ardından geldi.

Güney Afganistan’daki Kandahar kentinde yaşayan bir kişi, dün sabah Taliban liderinin ikametgâhının bulunduğu kentin hava saldırısına maruz kaldığını bildirdi.

Taliban hükümeti sözcüsü, dün yaptığı açıklamada, Pakistan’ın Afganistan topraklarına düzenlediği hava saldırılarında 4 sivilin öldüğünü doğruladı ve bu “saldırganlığa” karşılık verileceği uyarısında bulundu.

Zabihullah Mücahid, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Pakistan askeri rejimi yeni bir saldırganlık eyleminde bulundu ve Kandahar’da (güney), Paktiya ve Host vilayetlerinde hava bombardımanları gerçekleştirdi... 4 sivil hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı. Mücahid, bu eylemlerin “Pakistan ordusu açısından ağır sonuçları olacağını” belirtti.

gthy
Bir Taliban savaşçısı, Pakistan ile Afganistan arasındaki sınır kapılarından birinin yakınındaki kontrol noktasında zırhlı aracın yanında silahını kontrol ediyor. (AP)

Bir görgü tanığı ise önce bir jet uçağının sesini duyduğunu, ardından kent merkezinde güçlü bir patlama meydana geldiğini ve yangın çıktığını belirtti.

Birkaç saat sonra Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Pakistan, Afganistan’daki 10 noktaya savaş uçakları ve İHA’larla hassas saldırılar düzenledi” dedi. Tarar, “Saldırılar kasıtlı, hassas, dikkatle planlanmış ve orantılıydı; tamamen belirli askeri hedeflerle sınırlıydı ve doğrudan Pakistan’a yönelik saldırı girişimleriyle bağlantılı hedefleri vurdu” ifadelerini kullandı.

Yerel yetkililer ise Pakistan ordusunun gece saatlerinde Afganistan’ın doğusundaki iki vilayette bulunan iki noktayı hedef aldığını bildirdi.

Paktiya Valilik Sözcüsü Muhammed Resul Ahmedî, hava saldırılarının Taliban’a bağlı “203 Mansuri Kolordusu”na ait mevzileri hedef aldığını belirtti; ancak yaralanma veya can kaybına ilişkin ayrıntı vermedi.

Host vilayeti de hava saldırılarının hedefi oldu. Vilayet valisinin sözcüsü Mustagfir Gharbaz’ın açıklamasına göre saldırılarda herhangi bir yaralanma olmadı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre sınır hattındaki bölgeler sık sık saldırılara maruz kalırken, Afganistan kentleri nadiren hedef alınıyor.

Pakistan’ın bu hafta sınır bölgesine düzenlediği saldırılar, geçen cuma günü Pakistan’ın kuzeyinde bir polis merkezini hedef alan ve en az 31 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından geldi.

Birleşmiş Milletler, bu haftanın başlarında Afganistan’ın doğusunu hedef alan saldırılarda en az 3 sivilin öldüğünü bildirdi. Pakistan ise söz konusu saldırılarda 28 silahlının öldürüldüğünü açıkladı.

Afganistan ile Pakistan arasında geçen şubat ayında savaşın başlamasının ardından Kandahar ve başkent Kabil hava saldırılarının hedefi oldu. Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’nun açıklamasına göre, haftalar süren çatışmalarda yüzlerce Afgan sivil hayatını kaybetti. Mart ayında ateşkes anlaşmasına varılmasına rağmen, birçok ülkenin yürüttüğü arabuluculuk çabaları taraflar arasında kalıcı bir uzlaşma sağlanması yönünde sonuç vermedi.

Güvenlik meseleleri, Pakistan’ın Kabil yönetiminden silahlı Pakistan Talibanı hareketini kontrol altına almasını talep ettiği bir dönemde, taraflar arasındaki temel anlaşmazlık konusu olmayı sürdürüyor.

Pakistan, Afganistan’da konuşlandığını öne sürdüğü aşırılık yanlısı grupları, sınırdaki Hayber Pahtunhva ile güneydeki Belucistan eyaletinde saldırıların artmasından sorumlu tutuyor. Ancak Taliban hükümeti Afganistan’ın bu saldırılara herhangi bir dahli olduğunu reddediyor.

Tarar, perşembe günü X platformunda yaptığı açıklamada, “Pakistan yıllardır hem Taliban rejimine hem de onunla müzakere eden taraflara, Afganistan topraklarında terörist gruplara ve bunların destek ağlarına güvenli sığınak sağlanmasının sürdürülmesine ilişkin endişelerini iletti” dedi.

Tarar sözlerini şöyle sürdürdü: “Afgan Taliban rejimi, bu ağları dağıtmak ve Afganistan topraklarını Pakistan’a yönelik terör saldırıları düzenlemek için kullananlara karşı somut adımlar atmak yerine, Pakistan’a karşı düşmanca insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek gerilimi artırmayı seçti.”

Öte yandan, Afganistan’ın kuzeyindeki Kohat’ta bir polis merkezine düzenlenen silahlı saldırıda en az 31 kişi hayatını kaybetti.

Pakistan Talibanı ile bağlantılı bir grup olan “Pakistan Mücahitler Birliği”, saldırının sorumluluğunu üstlendi.


Trump'ın İran'la müzakere ederken dikkate alması gerekenler

İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, geçici anlaşma dönemleriyle karakterize edilmiştir (AFP)
İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, geçici anlaşma dönemleriyle karakterize edilmiştir (AFP)
TT

Trump'ın İran'la müzakere ederken dikkate alması gerekenler

İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, geçici anlaşma dönemleriyle karakterize edilmiştir (AFP)
İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, geçici anlaşma dönemleriyle karakterize edilmiştir (AFP)

Hüda Rauf

ABD Başkanı Donald Trump, BM Genel Kurulu'nun oturum aralarında New York'ta Steve Witkoff ile İran heyeti arasında gerçekleşecek görüşme konusunda belki de aşırı iyimser olmamalı; çünkü İran ile müzakere etmeden veya ona savaş açmadan önce anlaması gereken iki önemli neden vardı. Anlaması gereken ilk konu, İran kültüründe “ilk teklifin nihai pozisyon olmadığı ve ilk reddin nihai ret olmayabileceği”dir. Önemli olan, ilişkiyi yönetmek ve kamuoyuna açıklanan ile pratikte elde edilebilecekler arasındaki alanı dengelemektir.

Anlaması gereken ikinci konu ise İran'ın geçici anlaşmalara dayalı müzakereleri alışkanlık edinmiş olduğudur. İran zihniyeti, dosyaları birbirinden ayırmayı kabul etmiyor. Çatışmalar sırasında dosyaları birbirine bağlamaya ve “arenaları birleştirmeye” çalışan İran, diplomaside dosyaları birbirinden ayırmayı kabul etmiyor. Tahran, yalnızca nükleer program veya deniz koridorlarının yeniden açılması konusunda müzakere etmek istemiyor; “kapının bekçisi” ve bölgedeki krizlerin çözümünün anahtarı rolünü üstlenmesini sağlayacak kapsamlı anlaşmalar ve güvenlik düzenlemeleri istiyor. Peki, neden? Çünkü bu, İran'ın bölgesel konumu için öngördüğü roldür ve bu rolü, George W. Bush, Barack Obama ve Joe Biden gibi önceki ABD yönetimleriyle oynamaya alışkın.

İran ve ABD arasındaki ilişkiler, geçici iş birliği dönemlerinin yanı sıra çatışmalarla da karakterize edilmiştir. Bu, önceki ABD yönetimlerinin çoğunun baskın özelliği olsa da, onunla geçici bir anlaşmaya bile varamayan Trump yönetimidir ve onun liderliğinde İran kırmızı çizgileri aştı.

George W. Bush yönetimi sırasında, ABD'nin 2003'teki Irak işgali, Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu artırmak için kullandığı önemli bir bölgesel gelişmeydi. Cumhuriyetçi yönetim, Bush yönetimi ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad arasındaki karşılıklı düşmanca söylemlere rağmen, bu dönemde ABD ve İran arasında Afganistan ve Irak'ta bir iş birliğine tanık oldu. Washington başlangıçta Tahran ile yakınlaşmaya ve Afganistan'daki durumla ilgili kendisiyle iletişim kanalları açmaya çalıştı, Irak'ta ise bunu göz ardı etti. ABD'nin Afganistan işgali, İran ile bir iş birliğine ve iki taraf arasında yapıcı müzakerelerin başlatılmasına şahit oldu. Afganistan ile ilgili 18 ay boyunca iki taraf arasındaki iletişim, Taliban hükümetinin devrilmesinden sonra istikrarın korunmasında İran'ın taktiksel iş birliği de dahil olmak üzere çeşitli olumlu sonuçlar verdi. Tahran ayrıca birkaç kez Afgan ordusu için ABD liderliğindeki bir eğitim programına katılmayı ve Washington ile terörle mücadele diyaloğu başlatmayı teklif etti. İki taraf arasındaki bu iş birliğine rağmen, ABD doğrudan bir diyalog mekanizması kurmadı.

Afganistan'da Taliban sonrası dönemde İran ile sınırlı ve örtük bir iş birliğine rağmen, Başkan George W. Bush İran'ı ABD'nin düşmanı olarak tanımlayarak “şer ekseni”ne yerleştirdi. Dahası, 2003 yılında ABD, iki ülke arasındaki tüm önemli konuları içeren kapsamlı bir anlaşmaya varmayı hedefleyen Tahran'ın Saddam Hüseyin sonrası meseleler hakkındaki kapsamlı teklifini reddetti.

2007 yılında, Irak'la ilgili olarak iki taraf arasında görüşmeler yapıldı ve bu görüşmeler Afganistan'daki durumu ve İran'ın bölgesel rolünü de kapsadı. Bu görüşmeler, Irak'ta istikrarın sağlanmasına yönelik stratejileri de içeriyordu. ABD, Irak'ta istikrarın ve kendisinin oradan geri çekilme stratejisinin İran'ın desteğiyle sağlanması gerektiğini kabul ediyordu ve buna karşılık İran da orada nüfuzunu başarıyla genişletti.

İran ve ABD arasındaki hesaplı yakınlaşma, Taliban ve Saddam Hüseyin rejimlerinin ortadan kaldırılması konusundaki çıkarlarının örtüşmesine dayanıyordu. Ancak Irak ve Afganistan, sadece İran ve ABD'nin değil, aynı zamanda askeri güçlerinin de her iki ülkedeki çıkarları nedeniyle aralarında gerilim noktaları haline geldi. Tüm bunlar yakınlaşmayı ve diyaloğu zorunlu kıldı ve bu dönemde, ilişkilerin yeniden kurulmasından ziyade, nüfuz alanları ve güvenlik düzenlemelerine dayalı uzlaşılar görüldü.

Barack Obama'nın başkanlığı döneminde, ilk dönemde artan ekonomik baskı ve yaptırımlar uygulandı. Reformcu Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin göreve gelmesiyle aynı zamana denk gelen Obama’nın ikinci dönemine ise, nükleer anlaşmayı sonuçlandırmak amacıyla İran'a karşı açılım damga vurdu. İran nükleer meselesi, Obama'nın Tahran'a yönelik politikasının en büyük bölümünü oluşturdu ve İran'ı diplomasi yoluyla nükleer programını sınırlamaya ikna etme ve on yıllarca süren izolasyon ve düşmanlıktan sonra Washington ile rejim arasındaki ilişkileri yeniden başlatma fırsatının var olduğunu teyit etti. ABD yönetimi içinde İran ile başa çıkma konusunda iki ana yaklaşım ortaya çıktı. Bir kesim entegrasyonun politikalarında değişikliklere yol açacağından şüphe duyarken, bir diğer kesim ise ABD'nin İran'a nükleer programıyla ilgili uluslararası taleplere uymayı reddetmenin sonuçları ile şartları kabul etmenin faydaları arasındaki farkı göstermek için farklı bir yol izlemesi gerektiğini savunuyordu. Obama, İran'ı nükleer anlaşma yoluyla kontrol altına almanın, İran'ın ABD ve müttefiklerini kışkırtma eğilimini dizginleyeceğine inanıyordu; zira yaptırımların yeniden uygulanmasından kaçınmak İran'ın büyük ölçüde çıkarınaydı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  Obama, İran nüfuzunu havuç ve sopa politikasıyla sınırlamaya çalıştı. Önceki tüm ABD yönetimleri, İran belirli kırmızı çizgileri aşmadığı sürece, ona karşı askeri müdahaleden kaçınmaya çalışmıştı. Bu kırmızı çizgiler arasında İran'ın nükleer silahlı bir devlet olma girişimleri, İsrail veya Körfez ülkeleri gibi ABD müttefiklerine yönelik saldırıları veya saldırı hazırlıkları ve Hürmüz Boğazı'nda petrol veya gemi trafiğini ve seyrüseferi engelleme girişimleri yer alıyordu. Obama ise İranlılara ABD'nin rejimi tanıdığı ve onu devirme niyetinde olmadığı güvencesi vermeye çalıştı. Zira bu tehdit, rejimin Batı ve komşu ülkeler tarafından devrilme tehdidi altında olduğuna inanan İran elitinin algısında derine yerleşmişti.

Trump'ın İran ekonomisine “azami baskı” politikası uyguladığı ilk döneminde İran, ABD'nin kendisine karşı herhangi bir şekilde gerilimi tırmandırmasından kaçınmaya çalıştı. Ancak Trump’ın, ikinci döneminde İran'a yönelik ABD politikasının yerleşik parametrelerinden sapması, İran’ı Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ve bölgedeki ülkelere saldırarak kırmızı çizgileri aşmaya itti. Trump ayrıca, güvenlik düzenlemelerine veya bölgesel konularda iş birliğine dayalı aşamalı bir anlaşma formülü bulmakta da başarısız oldu.

Bu nedenle, bir yandan İran'ın gerilimi tırmandırması, diğer yandan Irak'tan başlatılan saldırılar ve Husi sorunu gibi diğer gerilim noktalarının aktifleştirilmesi, İran'ın sadece nükleer mesele veya Körfez'deki seyrüsefer konusunda Trump ile müzakere etmeyi değil, aynı zamanda Yemen, Lübnan ve Irak'taki krizlerde çözümün anahtarı olarak görülmesini istediğinin bir göstergesi olarak anlaşılabilir.

Öte yandan, gerilimi tırmandırma ve müzakereler mutlaka zıt kavramlar değil ve tırmandırmanın kendisi de müzakere sürecinin bir parçası olabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, BM Genel Kurulu toplantıları sırasında ABD’nin Temsilcisi Steve Witkoff ile görüşürken, İran kaynakları Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gereken şartların şunları içerdiğini belirtti:

• Deniz ablukasının derhal kaldırılması

• Dondurulmuş tüm İran varlıklarının derhal serbest bırakılması

• Direnişin tüm cephelerinde savaşın sona ermesi.

Ancak gelişmeleri takip eden herkes, İran'ın şimdi New York'tan Witkoff ile açıkladığı bu şartların, her iki tarafça zaten imzalanmış olan İslamabad Mutabakatı'nda yer alanlarla aynı olduğunu görebilir. Bu mutabakat zaptı, İran tarafından şimdi açıklanan bu noktalar kendisinde yer almadığı için değil, Tahran boğazda Umman kıyısına değil, İran kıyısına daha yakın bir rota izlenmesini istediği için çöktü.

Bu nedenle, kamuoyuna açıklanan şartlar gerçek şartlar değil; gerçek talepler, İran'ın Yemen ve Irak konusunda müzakere etme ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün tanınmasını sağlama arzusuna ilişkin ayrıntılarda gizli. Bu, İran’ın 2003'te Irak'ta George Bush için yarattığına benzer şekilde, yönetilir bir kaosa dönüştürdüğü bu konularda Amerikan yönetimiyle aşamalı bir anlaşmaya varmak istediği anlamına geliyor. Ayrıca, Witkoff ile görüşme sırasında bu koşulların açıklanması, müzakerelerin başladığı anlamına gelmiyor. Zira İran için müzakerelere başlamak, mutlaka bir anlaşmaya varmak demek değil. Bu nedenle Trump, “ilk teklifin nihai pozisyon olmadığını ve ilk reddin nihai ret olmayabileceğini” anlamalı. Ayrıca, İran için yeni kırmızı çizgiler belirlemeli ve bunları, İran'ı bir çözüme ulaşma isteğini göstermeye zorlayacak bir havuç ve sopa yaklaşımı olarak tanımlamalı.