Yemenli Bakan Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilerin terörist olarak sınıflandırılmaktan kurtulma şansı var… İran’a ‘dur’ diyoruz

Yemen Dışişleri Bakanı’nın, Şarku’l Avsat’a röportaj verdiği sırada çekilmiş bir kare
Yemen Dışişleri Bakanı’nın, Şarku’l Avsat’a röportaj verdiği sırada çekilmiş bir kare
TT

Yemenli Bakan Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilerin terörist olarak sınıflandırılmaktan kurtulma şansı var… İran’a ‘dur’ diyoruz

Yemen Dışişleri Bakanı’nın, Şarku’l Avsat’a röportaj verdiği sırada çekilmiş bir kare
Yemen Dışişleri Bakanı’nın, Şarku’l Avsat’a röportaj verdiği sırada çekilmiş bir kare

Ocak 2015 biraz soğuk bir Sana sabahıydı. Husiler o gün, başkent Sana’nın güneyindeki Fec Attan semtinde o dönem Ulusal Diyalog Konferansı (UDK) Genel Sekreteri olan Yemen Dışişleri ve Göçmen İşleri Bakanı Dr. Ahmed Avad bin Mubarek’i kaçırdılar. İbn Mubarek’e göre bu eylem, tüm devlet erkanının kaçırılmasının sembolik bir işaretiydi.
İbn Mubarek’i kaçıran Husilerden birinin, 18 Aralık’ta kurulduğu duyurulan yeni hükümette bakan olarak atanmasından yedi gün önce, yani 11 Aralık'ta ABD tarafından açıklanan yaptırımlar listesinde yer alması kaderin bir cilvesiydi.
Dr. Avad bin Mubarek, hayatını akademik alanda devam ettirme niyetindeydi. Ancak tıpkı diğer Yemenliler gibi Husi darbesinin kabusunu yaşadı ve Yemen'deki mevcut koşullar, İbn Mubarek’i siyaset arenasına itti.
Yönetim alanında uzman olan akademisyenin, 2011'deki olaylara bir çözüm olarak ortaya atılan ‘Körfez Girişimi’nin ardından birkaç siyasi görev üstlendi. 2013 yılında UKD Sekreterliğine atanan Dr. Avad bin Mubarek, 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı Ofisi Direktörlüğü görevini de üstlendi. Ardından Temmuz 2015'ten 18 Aralık 2020'ye kadar Yemen’in Washington Büyükelçiliği’ni yapan Dr. Avad bin Mubarek aynı zamanda Yemen'i New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) merkezinde temsil etti.
İbn Mubarek 26 Aralık Cumartesi günü, Riyad Anlaşması’nın siyasi bölümünün tamamlandığı uzun müzakerelerin ardından Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi önünde Başbakan ve 23 bakan ile birlikte yemin etti. Yeni hükümet ‘Arap koalisyonundaki kardeş ülkelerin desteğiyle, bölgesel ve uluslararası olarak memnuniyetle karşılanan geniş bir ulusal fikir birliğinin oluşması’ sonrasında kuruldu.
Yemenli bakanlar ve Başbakan, hükümeti ilk toplantısını yapmak üzere Yemen’in geçici başkentinde çağıran Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi'nin talebi üzerine hükümetin iç ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek üzere Aden'e gidiyordu.
Bakan İbn Mubarek, kendisini ve diğer hükümet yetkililerini taşıyan uçak Aden'e ulaşmadan önce Şarku’l Avsat’a en önemli önceliklerini açıkladı Bakan olarak atanmasının ardından ilk röportajını Şarku’l Avsat’a veren İbn Mubarek, ülkede barışı sağlama fırsatları ve yollarından, yeni ABD yönetimi ve Husilerle diyalogu da içeren ‘Kerry yöntemlerine’ geri dönüş söylentilerinden ve Husilerle uluslararası olarak başa çıkmanın yankılarından önce onları tanıma ihtiyacından bahsetti.
Bakanın açıklamaları, göçmen işlerine ve dünyanın dört bir yanındaki Yemen büyükelçiliklerinde çalışanların içinde bulundukları koşullara kadar uzandı. Ayrıca yeni hükümete değinen İbn Mubarek,  ‘Riyad Anlaşması konusunda karamsar olanlar’ hakkındaki görüşlerini de ifade etti.
İşte Yemen Dışişleri ve Göçmen İşleri Bakanı Dr. Ahmed Avad bin Mubarek’in Şarku’l Avsat’a video konferans aracılığıyla verdiği röportajın tamamı:

12 günlük kaçırılma sürecinde neler yaşandı?
Kişisel düzeyde, acı verici ve zor bir deneyimdi. Ancak halkımızın ve tüm ülkedeki insanların çektikleri acılara bakıldığında onların çektiklerinin yanında bireysel bir olay olarak kalmaya devam ediyor.
Kaçırılmam, İran projesi lehine tüm devlet erkanının kaçırılmasının ve ulusal diyalog ve istişare süreciyle başlattığımız demokratik sürecin durdurulmasının bir göstergesiydi. Husiler de bunun ayrılmaz bir parçasıydı. Gerçek temsil sayılarından daha yüksek bir oranda bunun içindeydiler. Ancak bununla birlikte, siyasi güçler savaş dönemini terk etmeye ve yeni bir Yemen'e yönelmeye istekliydi.
Olay, başka bir eylemin yalnızca sembolik bir göstergesiydi. Her gün onlarca Yemenli kaçırılıyor ve bunların çoğu halen hapisteler.
Kaçırılma sürecim 12 gün sürdü.  O süre zarfından dış dünyadan tamamen tecrit edildim. Karanlık bir odada dışarıda olup bitenden habersiz bir haldeydim. Çoğu zaman gözlerim bağlı, ellerim kelepçeliydi. Çeşitli konularda uzun saatler süren sorgulamalardan bahsetmiyorum bile.
Tüm konuşmalar, demokratik bir federal Yemen'de Yemenlilerin hayatlarında İran projesi gibi yabancı projelerle herhangi bir ilişkiden uzak bir değişimi temsil eden Anayasa taslağına, başlangıç ​​noktasına dönüyordu.

Husiler ve barış!

Sizce barış, Husilerin yakalaması gereken bir fırsat mı yoksa artık bunun için çok mu geç?
Bizim tercihimiz barıştan yana. Meşru bir hükümet olarak bu tercihin sorumluluğunu ve sonuçlarını üstleniyoruz. Husiler, yalnızca Yemen'de değil, tüm Arap Yarımadası'nda istikrarsızlığa neden olmayı amaçlayan İran destekli kişilerin, grupların veya yabancı tarafların çıkarına değil, kendi vatandaşlarının çıkarına olan milli tercihler yapmalılar. Barış seçeneği halen masada ve mümkün. Ülkeyi kurtarmaya katkıda bulunma ve savaş sonrası dönemde yer alma fırsatını değerlendirmeliler.

Riyad Anlaşması

Riyad Anlaşması’ndan sonra mevcut hükümetin ayakta kalamayacağını düşünenler var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Başından beri abartılı bir karamsarlık sergileyenler, ya dar görüşlü olanlar ya da barışı istemeyip çatışmanın uzamasını ve bundan yararlanmayı isteyenlerdir. En tehlikelisi de budur. Maalesef elde etmek istediğimiz başarıları engellemeye çalışacaklar. Ancak samimi olan Yemenlilerin iradesi, kardeş ve dost ülkelerin yardımıyla bunların üstesinden gelecek ve Yemen’in iyiliğini istemeyen bu çevrelerin hayallerini suya düşürecektir.Yemenliler karakter olarak başta uzlaştırıcıdır ve uzlaşı için taviz vermekten çekinmez. Yemenlilerin ticaret geçmişlerine bakıldığında bu görülebilir.  Onlar ticaret yapabilen insanlardır. Hatta Yemenliler, ölçülü olan ve her iki taraftan tavizlere dayanan aşiret çözümleriyle ünlüdür. Riyad Anlaşması’nın ana sponsoru kardeş ülke Suudi Arabistan anlaşmanın temelini Yemenlilerin bu karakterine dayandırmıştır.
Suudi Arabistan’ın Yemen hakkında en fazla bilgiye ve anlayışa sahip ülkelerden biri ve kültürel derinliği ile tüm Yemen siyasi bileşenlerine en yakın ülkedir. Suudi Arabistan’ın tüm taraflara olan yakınlığı ve meşru hükümete, Yemen'in birliğine ve halkının güvenliğine verdiği destek onu bir rol model kıldı. Körfez Girişimi ve Riyad Anlaşması, Suudi Arabistan'ın son yıllarda öncülük ettiği ve önemli rol oynadığı iki siyasi süreçtir.
Körfez girişimi, bir dönüm noktasıydı. Ne yazık ki, daha sonra darbe nedeniyle Yemen’in içine çekildiği iç savaş girişimin başarısını engelledi. Riyad Anlaşması’na gelince (Yemen krizine)  kapsamlı bir çözüm çerçevesinde olası bir uzlaşıda dikkate alınması gerekiyor. Samimi niyetlerin olduğu ve tarafların gerçek bir temelde toplandığı her yerde barışın sponsorunun dikkatli bir şekilde hareket etmesiyle büyük bir ilerleme kaydedilebilir.

Bakanın öncelikleri

Yemen Dışişleri Bakanı olarak öncelikler listenizde iki önemli nokta var. Birincisi diplomasinin düzenlenmesi, ikincisi müzakere ve siyasi çaba dosyası. Bu konuları biraz daha açar mısınız?
Yemen Dışişleri Bakanlığı,ülke diplomasisini yeniden düzenlemeye ve geçici başkent Aden'deki diğer bakanlıklarla koordinasyonunu yeniden aktif hale getirmeye çalışıyor. Bu, aynı zamanda büyük ve acil bir lojistik ve idari hazırlık gerektiren önemli bir çalışmadır. Önümüzde, başta en önemli önceliğimiz olan insani yardım dosyası gibi acil siyasi dosyalar var.
İkinci dosya, BM’nin normal dosyaların yanı sıra darbeyi sona erdirme, savaşı durdurma, adil ve sürdürülebilir bir barışa ulaşmada kararlı meşru hükümetin tutumlarına yönelik uluslararası desteği seferber etmek amacıyla yürüttüğü müzakerelerdir. Bunlar, Yemen’in çeşitli ülkelerle ilişkileri ve ülkemizin ve özellikle geçim derdi ve güvenli bir yer arayışıyla evlerini terk etmek zorunda bırakan savaştan kaçan Yemenliler başta olmak üzere nerede olursa olsun Yemen halkının çıkarlarını gözetmektedir. Dışişleri Bakanı olarak yerine getirmem gereken görevlere göçmen işlerinin de eklenmesi omuzlarımda ayrı bir yük oluşturmaktadır. Bu sorumluluk, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan halkımızın karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmek için ek bir çaba gerektiriyor.

Kerry deneyimi

Washington, yakın zamana kadar Husilerle iletişim kanallarının yeniden açılması ve İran'ı terk etmeye ikna edilmeleri gerektiğine inanıyordu. Barack Obama ve Donald Trump yönetimlerinin bu konudaki ‘teknikleri’ farklıydı. Bununla birlikte gözlemciler, Biden yönetimi ile Obama'nın ‘tekniklerinin’ geri döneceğini düşünüyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Hepimiz eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Husiler ile Maskat'ta buluşma deneyimini hatırlıyoruz. Hiç şüphesiz, tüm bu girişimler, bir çözüm bulma ve Yemenlilere büyük acılar çektiren bu krizden çıkma isteğiyleydi.  Ancak, biz her zaman bu yöntemin arzu edilen hedefe ulaşmaya yardımcı olmadığını ifade ettik.
Husilerin düşünce tarzını ve bu tür uluslararası girişimleri nasıl ele aldığını anlamak için onları tanımak ve ideolojilerini bilmek gerekiyor. Uluslararası toplum, söz konusu uluslararası girişimlerin Husilerle iletişim kurmak için kullanılmasından başka bir fırsat tanımamalıdır. Bu durum, enternasyonalist yolu zayıflatan yanlış mesajlar gönderebilir veya dünya onlara fiili bir otorite muamelesi yaptığı için ilerlemelerine yardımcı olabilir.
Kendilerine barış sürecini destekleyen mesajlar iletilmek istenirse zaman zaman birçok büyükelçi ve diplomat onlarla görüşüyor. Bu şekilde iletilebilir.

Ya Biden

Yemen hükümeti, yeni ABD Başkanı Joe Biden'ın Yemen hakkındaki açıklamalarından endişe duyuyor mu? Sizce yeni ABD yönetimiyle birlikte ABD-Yemen ilişkilerinin şekli nasıl olacak?
Yemen hükümeti olarak yeni ABD yönetimiyle iki ülke arasındaki ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde çalışmaya hazırız.
ABD, köklü kurumları ve sabit çıkarları ile büyük bir ülkedir. ABD’nin bu çıkarları koruma ve stratejik hedeflerine ulaşma yolları, yönetimlerin değişmesiyle değişebilir, fakat aynı temel çizgiler ve sabiteler varlığını sürdürür. Burada ABD ve diğer dost ülkelerle, halkımızın çıkarlarına hizmet edecek ve acılarını hafifletecek şekilde Yemen'e yardım etmek adına en uygun ve en yakın yolu seçme konusunda bir anlayışa ulaşmak için siyasi ve diplomatik çalışma devreye giriyor.

Krizin sona ermesinin temeli

Yemenli siyaset ve halk çevrelerinde uluslararası arabulucularla ilgili huzursuzluk hakkında neler söyleyeceksiniz?
Uluslararası yöntem, Yemen krizinin sona ermesinin temelidir. Yapılan çok sayıdaki müzakere turunda tartışılan konu ve çözümlerin sayısı, uluslararası meşruiyet kararlarına, Körfez Girişimi’ne ve ulusal diyalogun sonuçlarına dayanan uluslararası yöntemi, Yemen krizini sona erdirmek için temel yöntem yapan bir referanstır.
Yemen kriziyle ilgili geçmişten miras kalan bir literatür ve çeşitli BM kararları bulunuyor. Bu kararlar, büyük ölçüde, geçiş döneminin parametrelerini tanımlayan yerel referanslara ve bölgesel girişimlere ve ardından darbeyi sona erdirmeye ve devleti yeniden kurmaya yönelik çözümün temellerine dayanıyor.

BM'nin Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ile sağlanan iletişim ve arabuluculuk görevini sürdürme kabiliyetinin boyutu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bay Griffiths ile temas halindeyim. Yemen’in BM daimi temsilcisi görevini yaptığım dönemden beri sürekli istişarede bulunuyor ve toplantı yapıyoruz. Meşru hükümet olarak biz görevini üstlendiği ilk günden beri çabalarını destekliyoruz. Amacımız barışa ulaşmak ve Yemenlilerin acısını durdurmaktır.
Artık gerçek, adil ve sürdürülebilir bir barışa ulaşmanın ve Husilerin barışı engelleme çabalarını durdurmanın zamanı geldi. Ne BM Yemen Özel Temsilcisi ne de uluslararası toplum, mevcut durumun sürmesi, daha fazla anlaşmazlık ve ertelemenin olması, güven artırıcı önlemlere hizmet etmeyen ve önceki tüm anlaşmaları çürüten yeni bir gerçekliğin yaratılması konusunda sessiz kalmaya devam etmemelidir.
BM temsilcisi kim olursa olsun, BM üyesi ülkelerin ve özellikle BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) temsilcisi olmaya devam edecektir.
Burada Yemen diplomasisinin Arap koalisyonundaki kardeş ülkelerle iş birliği içinde çabalarını ortaya koymasında ve işlerin gidişatını netleştirmesinde rolünün önemi ortaya çıkıyor. Yemen diplomasisi, devleti yeniden kurmak, darbeyi sona erdirmek, savaşı bitirmek ve barış sağlamak için savaşın başından bu yana Yemen hükümetine ev sahipliği yapan Suudi Arabistan ve Arap koalisyonundaki diğer ülkelerin diplomasileriyle omuz omuza çalışıyor.

“Husiler terörist olarak sınıflandırılmaktan kurtulabilir”

Basında yer alan haberlerde aktarıldığı üzere Washington'daydınız. ABD Husileri terörist bir grup olarak tanımlamayı ve belki de bunun ilk adımı olarak ABD Hazine Bakanlığı yaptırımları listelerine bazı Husi liderlerini eklemeyi düşünüyor. Bunu destekliyor musunuz? Böyle bir adım herhangi bir barış sürecini veya müzakereleri etkiler mi?
Yemen hükümeti olarak, teröristlerin ve suçluların sadece bu kategorilerde sınıflandırılmalarını değil, adil bir cezaya çarptırılmalarını da destekliyoruz. Savaş sayesinde zenginleşenleri, yardımları yağmalayanları, halkı sindirenleri ve keyfi olarak adam öldürenleri terörist olarak görüyoruz. Uluslararası çıkarları tehdit eden, seyrüsefer güvenliğini baltalayan, kendilerini korumak için Yemen halkını canlı kalkan olarak kullanan ve komşu ülkelere saldıran kim olursa olsun, buna müsamaha gösterilemez. Husilerin, terörist olarak sınıflandırılmaktan ve uluslararası alanda takibe alınmaktan kurtulma şansları halen var. Bu konuda zaman faktörüne ve çatışmayı uzatma girişimlerine güvenmemeliler. Çünkü böyle yaparak Yemen halkını tüketiyor ve acılarını artırıyorlar. Aynı şekilde halkımızın ve barış isteyen uluslararası toplumun kendilerine duyduğu kızgınlığı körüklüyorlar. Barışı sağlama fırsatlarını tehdit etmenin sonuçlarının netleşmesinin caydırıcılığa katkıda bulunacağına ve barış şansını artıracağına inanıyorum. Bazı Husi liderlerin terörist olarak sınıflandırılması belki de bu yöndeki ilk adım olacaktır.

Darbeciler ve saavaşın sona ermesi

Yemenliler 2016 yılında Kuveyt’te barışçıl ve kapsamlı bir çözümle savaşı sona erdirecek ‘imzayı’ atmaya çok yaklaşmışlardı. Bunun hakkında ne söyleyeceksiniz?
Husi heyetindeki bazı isimlerin, savaşı durdurmaya ve barışa doğru ilerlemeye ikna olduğunu açıkça söyleyebilirim. Fakat çözümün reddedilmesi kararı Tahran’dan geldi. Husiler, kendilerini milis olarak anavatanları için hiçbir çıkarı olmayan yıkıcı bir savaşta kullanan ve bundan çıkar sağlayan Tahran'ın esiri oldular.

Yemen hükümetinde geleneksel olarak Dışişleri Bakanı’nın başkanlık ettiği bir müzakere heyeti nasıl oluşturulur?
Ülkenin dış politikasını yönetmek ve tasarlamakla ilgilenen birinci isim Sayın Cumhurbaşkanı’dır. Dışişleri Bakanı tarafından yönetilen Yemen diplomasisi, Cumhurbaşkanı’nın bu politikayı uygulama aracıdır. Müzakere heyeti, Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi tarafından, heyetin gücünü ve genel olarak müzakere sürecinde her zaman işbirlikçi ve temsilci olmaya özen gösteren siyasi güçlerle, hükümet yetkilileriyle ve danışmanlarıyla yapılan istişareler sonucunda oluşturulur. Bu konuda insani tarafta güven artırıcı önlemler ve halkımızın acısını hafifletmeye yönelik dosyalar ile ilgili istişareler yapılır. Tüm siyasi güçlerin katılacağı kapsamlı bir çözümle ilgili dosyalar da ele alınır.

Peki, ya İran?
İran'a her zaman söylediğimizi bir kez daha söyleyeceğiz; İran'ın Yemen’in iç işlerine hiçbir şekilde müdahale etme hakkı yoktur. Yemen’de herhangi bir mezhebi temsil ettiğini hiçbir şekilde iddia etme hakkına da sahip değildir. Yemen, mezhepçiliği hiçbir zaman İran’ın desteklediği gibi tanımadı. İran’ın sadece Yemen'de değil, dışarıda milisleri destekleyen yaklaşımından muzdarip ülkelerin egemenliğine de saygı duymalarını ve davranışlarını değiştirmelerini istiyoruz.  İran bölgeye müdahale etmeyi bırakmalıdır.

Yeni görev

Yeni göreviniz ve Yemen yönetiminin size olan eski ve yeni dosyalarla ilgili güveni ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Tüm dikkatimi buna vermeliyim. Kendimi elimden geleni yapmaya adamalıyım.  Yemenlilerin isteklerini yerine getirmeyi başarmak, acılarını hafifletmek, güvenlik, istikrar ve barış arzusunu gerçekleştirmek büyük bir onur ve büyük bir sorumluluktur. Aynı zamanda Yemenlilerin umutlarını ve özlemlerini kucaklayan Ulusal Diyalog Konferansı'nda başlattığımız süreci tamamlamanın önemi konusunda şahsi olarak ahlaki bir sorumluluğum olduğunu düşünüyorum.

Washington'da yaklaşık beş yıl geçirdiniz. ABD’nin başkenti size ve siz ona ne bıraktınız?
Kesinlikle zengin bir deneyimdi. İlk bakışta sakin görünen bu güzel şehir, aynı zamanda sürekli yapılan uluslararası diyalogların ve çılgın tartışmaların merkezidir. Buradaki her büyükelçilik, hükümetini ve halkının çıkarlarını temsil etmeye, haklı gerekçelerini sunmaya ve ABD yönetimini kendi tutumuna doğru çekmeye çalışır.
Aynı şekilde kamuoyunu, seçkinleri ve çeşitli siyasi ve sosyal güçleri etkilemenin yanı sıra onlarla yakınlaşmak ve desteklerini almaya çalışırlar. Şahsen bu deneyim, orada oluşturduğum ilişkiler ağı ve New York'taki BM Genel Merkezi’nde Yemen daimi temsilcisi olarak görev yaptığım sırada kurduğum ikili veya çoklu ilişkilerdeki diplomatik deneyim bana, uluslararası arenaya ve uluslararası ilişkilerin ve çıkarların bir biriyle örtüşmelerinde daha iyi ve daha kapsamlı bir bakış açısı sağladı. Bunun şu anki görevimi başarıyla yerine getirmemde etkili olmasını umuyorum.
Yemen Dışişleri Bakanlığı'nın çalışmalarının geliştiğini düşünüyorum. Son yıllarda, savaş ve yankılarının yarattığı her türlü sonuç nedeniyle büyük bir ilerleme kaydetti. Çünkü mesaj iletme ve uluslararası etkinliklere katılma gibi hareketli gündemle olağan protokol rolünün ötesine geçti.
Bakanlıktaki bu değişiklik ülkemizin içinde bulunduğu durumdan ve devleti yeniden tesis etme, barışı sağlama, Yemen'deki İran projesine karşı koyma ve uluslararası desteği seferber etme mücadelesinden kaynaklanıyor. Sadece insanların çektiği acıları hafifletmek için değil, aynı zamanda sınırlı imkanlar çerçevesinde kalkınma ve yeniden inşa projelerine başlamak için yapılan çalışmalar, Dışişleri Bakanlığının çalışmalarını çeşitlendirdi. Silahlı bir çatışmaya şahit olan, askeri darbeye ve aşırılıkçı örgütlere karşı birden fazla cephede savaşan, çatışmanın ürettiği güvensizlik ve genel hizmetlerdeki bozulma ile karşı karşıya kalan bir ülkede tüm görevlilerinin durumu zor ve görevleri daha ağırdır. BMGK’ya sunulan Yemen dosyasına milli irademiz ve arzumuz dışında müdahale eden ülkeler olduğundan bahsetmiyorum bile. Buna karşın halkımız, Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilen meşru yönetimin yanında. Arap koalisyonundaki kardeş ülkeler ve dost ülkeler bizim yanımızda.

Maaş alamayan diplomatlar

Yemenli diplomatların çoğu maaşlarıyla ilgili mali sıkıntılardan şikayet ediyorlar. Siz de ABD’de Washington ile New York arasındaki çalışmalarınız sırasında bu sıkıntılara tanıklarından biriydiniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Diplomatik misyonlar çok sıkıntı çekti ve halen de çekiyorlar. Mütevazı bütçelerin yanı sıra maaşların bazen dokuz ay kadar ödenmediği durumlar oldu. Bu konunun en önemli önceliklerimden biri olduğunu söylemek istiyorum.
Konunun olumlu tarafı,  yeni hükümetin, Arap koalisyonundaki kardeş ülkelerin kapsamlı bir ulusal fikir birliği ve desteğinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası arenada memnuniyetle karşılanmasıdır.  Hükümetin programını uygulayabilmesi için, geçici başkentten çalışmaya başlamak ve tüm bakanlıkları hükümet programlarında başarılı olmak için ihtiyaç duydukları şeylerle güçlendirmek için gerekli imkanların mevcut olması gerektiği yönünde bir fikir birliği söz konusu. Yurtdışından, Yemenli göçmenlerin yaşadığı ülkelerden ve kardeş ülkelerden verilen desteğine güveniyoruz. Bununla birlikte devlet bütçesinin ana gelir kaynağı olacak ve hükümetin bazı büyükelçiliklerdeki mali sorunların çözülmesi de dahil olmak üzere görevlerini yerine getirmesini sağlayacak tüm gelir kurumlarını harekete geçirmek ve petrol üretimini ikiye katlamak için de bir çalışma yapılıyor. Yukarıda belirttiğim gibi, büyük sorumluluklarımız ve daha büyük yükümlülüklerimiz var, ancak uyumlu ve samimi çabalarla, Allah'ın izniyle başaracağız.

“Göçmenlerin neler hissettiklerini biliyorum.. Çünkü ben de bir göçmen çocuğuyum”

Yemenli göçmenlerle ilgili neler söylemek istersiniz?
Ben de Yemenli göçmen bir ailenin çocuğuyum ve en ufak detaylarıyla bu deneyimi yaşamış biriyim. Bu nedenle, kendileriyle gurur duyduğumuz göçmenlerin, ailelerine para yollayarak veya insanların acılarını dindirme ve hatta tüm forumlarda ülkelerinin davasını taşıma girişimlerinde bulunarak ülkelerine sağladıkları hizmetler için hiçbir çabadan kaçınmayacağım. Başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere dünyanın her yerinde ve her alanda bilimsel ve profesyonel olarak öne çıkan Yemenlilerin sayısının artmasıyla her geçen gün daha fazla gurur duyuyoruz. Gerek konsolosluk meseleleriyle ilgili olsun gerek omuzlarındaki yüklerin bir kısmını hafifletmek için kardeş ve dost ülkelerle iletişim kurmak konusunda olsun yaşadıkları sorunların çözümünü kolaylaştırmak bizim sorumluluğumuzdur. En önemlisi, sosyal yapılarının bir parçası haline geldikleri ülkelerde ekonomik ve politik güce ulaşmalarına yardımcı olmak için çalışacağız. ABD ve Avrupa'da siyaset ve ekonomi alanında çok sayıda Yemen kökenli ismin üst düzey konumlarda olduklarını görüyoruz. Kuşkusuz, onlara hizmet etmek ve Yemenli göçmenlerin karşı karşıya kaldıkları engelleri aşmalarını kolaylaştırmak için göç ettikleri ülkelerin yasalarına saygı duyarak elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışacağız.

“Yemen’in çıktığı bu seyahat sona ermeli”

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Savaş ve zorluklar hakkında konuşmak bize geleceği unutturmamalı. Şuan tek yaptığımız çocuklarımız ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek sağlamaktır. Bu ülkenin binlerce yıllık kadim bir medeniyet derinliğe ve halkının bu zorlukların üstesinden gelebilecek inanç, bilgelik, şefkat ve akla sahip olduğuna inanıyorum. Yemen gezgininin yolculuğunun sona ermesinin vaktinin geldiğine ve Yemen her şeye ev sahipliği yapacağına ve çocuklarının hayallerinin, özlemlerinin ve fedakarlıklarının büyüklüğüyle büyüyeceğine inanıyorum. Artık Yemen’in çıktığı bu seyahat sona ermeli. Yemen herkesi kucaklayacak ve halkının hayallerinin, özlemlerinin ve fedakarlıklarının büyüklüğüyle büyüyecektir. Ulusal Diyalog öncesinde, sırasında ve sonrasında samimi insanların, herkes için eşitliğin sağlandığı bir sivil devlet inşa etme çabaları boşa gitmeyecek. Darbenin ardından yıllarca süren marjinalleşme nedeniyle ortaya çıkan tüm zorluk ciddiyetle ele alınacaktır. Riyad Anlaşması ile elde edilen kazanımlar, ülkenin yüksek çıkarlarını koruma ve önemsizlik noktalarda takılıp kalmama yeteneğimizin bir örneğidir. Allah’ın izniyle sevgili Yemenimiz güvenli, istikrarlı, müreffeh bir yer olacak. Yemen, çevresinin ve bölgenin güvenliğinin ve bir bütün olarak uluslararası barışın ve güvenliğin merkezi haline gelecek.



Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı’nın suikasta kurban gittiğini doğruladı

İzzeddin el-Beyk
İzzeddin el-Beyk

Gazze Şeridi’ndeki Hamas Hareketi’nden dört kaynak, İsrail’in bugün Kassam Tugayları’nın Kuzey Tugay Komutanı İzzeddin el-Beyk’i, Gazze kentinin kuzeybatısındaki Nasr mahallesinde bulunduğu bir meskene düzenlenen saldırıyla öldürdüğünü doğruladı.

Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları ayrı açıklamalarda, ‘Aşmavi’ lakabıyla tanınan el-Beyk’in, savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilen ve meskeni hedef alan saldırıda atılan 3 füze sonucunda olay yerinde hayatını kaybettiğini belirtti. Kaynaklar, füzelerin hedefin öldüğünden emin olmak amacıyla kullanılmış olabileceğini ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz da operasyonu duyurarak el-Beyk’in öldürüldüğünü doğruladı.

Şarku’l Avsat muhabirinin aktardığına göre saldırı sabaha karşı saat 03.30’da gerçekleşti. Saldırının ardından daire alevler içinde kaldı ve yangın, sivil savunma ekiplerinin müdahalesiyle söndürülene kadar yarım saatten fazla sürdü.

İsrail ordusunun, hedef alınan kişiyi ya patlamanın etkisiyle ya da bu füzelerden yayılan zehirli duman nedeniyle öldürmek amacıyla yoğun yangına yol açan füzeler kullandığı görülüyor.

Saldırı, yaklaşık iki ay önce gündüz saatlerinde benzer bir saldırının düzenlendiği başka bir binanın bitişiğindeki konut binasında gerçekleşti. Söz konusu saldırıda, Kassam Tugayları’na bağlı Gazze Tugayı’nın operasyonlar komutanı ve 7 Ekim 2023 saldırısında önemli rol oynayan isimlerden Edhem Nesman öldürülmüştü.

Önceki suikast girişimi

El-Beyk, geçtiğimiz mayıs ayının sonlarında, Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Kassam Tugayları’nı sırasıyla Muhammed es-Sinvar’ın ardından komuta eden İzzeddin el-Haddad ve Muhammed Avde’nin öldürülmesinden birkaç gün sonra bir suikast girişiminin hedefi olmuştu.

Söz konusu saldırıda Gazze Tugayları Komutan Yardımcısı ve Zeytun Taburu Komutanı İmad İslim öldürülmüştü. O dönemde Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, İslim ile el-Beyk’in yanı sıra Gazze Tugayları’nın yeni komutanı Muhanned Receb arasında bir toplantı yapılmasının planlandığını, ancak saldırı düzenlendiğinde diğer iki ismin bölgeye henüz ulaşmadığını belirtmişti.

Bu operasyon, Kassam Tugayları’nın Han Yunus Tugayı Komutanı Muhammed el-Yazuri ile Refah Tugayı Komutanı Nail Ebu Ubeyd’in öldürülmesinden yaklaşık iki hafta sonra gerçekleştirildi.

İzzeddin el-Beyk kimdir?

48 yaşındaki İzzeddin el-Beyk, Hamas’ın en önemli kalelerinden biri olan Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Felluce bölgesinde yaşayan ve uzun yıllardır hareketin önde gelen mensupları arasında yer alan bir isimdi. 1990’ların sonunda camilerdeki faaliyetlere katılmasının ardından Hamas’a dahil olan el-Beyk, İkinci İntifada’nın başlamasıyla Kassam Tugayları bünyesinde çalışmaya başladı. İsrail’in kampa ve Beyt Lahiya beldesine yönelik kara operasyonlarına karşı koyma faaliyetlerinde belirgin ve etkin bir rol üstlendi. El-Beyk, 2004 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nı hedef alan kapsamlı bir İsrail askeri operasyonuna karşı koyarken Yasin tanksavar roketlerini ilk kullanan isimlerden biri oldu.

Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre el-Beyk, Kassam Tugayları’nın Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki ve bugün Nuhbe olarak adlandırılan ilk özel birliklerinden birine komuta etti. Uzun yıllar boyunca Cibaliye Mülteci Kampı bölgesindeki Batı Taburu’nun komutanlığını yürüttü. Daha sonra bu görevden ayrılarak Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başına geçti. Kasım 2023’te Ahmed el-Gandur’un öldürülmesinin ardından ise Kuzey Tugayı’nın komutanı oldu.

Kaynaklar, el-Beyk’in Kuzey Tugayı istihbarat biriminin başındayken, dönemin Gazze Şeridi genelindeki istihbarat sorumlusu Muhammed Avde’nin ‘gözde adamı’ olarak nitelendirildiğini belirtiyor. İkili arasında özel bir ilişki bulunduğu, her ikisinin de Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşadığı ifade ediliyor.

Kaynaklara göre el-Beyk, son savaş sırasında ‘Generaller Planı’ olarak adlandırılan ve Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin yerinden edilmesini amaçlayan planın başarısızlığa uğratılmasında rol oynadı. El-Beyk ve beraberindeki savaşçılar, İsrail ordusuyla doğrudan çatışmalarda mevzilerini korudu.

Kendisiyle yakından tanışan Hamas kaynaklarından biri, el-Beyk’in usta bir keskin nişancı olduğunu ve bir dönem Kuzey Tugayı’ndaki operasyonların yönetiminden sorumlu olduğunu belirtti. Kaynak, el-Beyk’in halk arasında sevilen isimlerden biri olduğunu da ifade etti.

El-Beyk, savaş öncesinde ve savaş sırasında çok sayıda suikast girişiminin hedefi oldu. Bunlardan biri son savaşın ikinci yarısında Cibaliye Mülteci Kampı’nda gerçekleştirildi. Saldırıda koruması öldürülürken el-Beyk saldırıdan sağ kurtuldu.


Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
TT

Sağlık sektörü de eğitim sektörüne katıldı... Sektörel protestolar UBH’yi kuşatıyor

Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto gösterisinden, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Batı Libya’daki çok sayıda sağlık çalışanı, dün Trablus’ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) binası önünde ‘haklarını’ talep etmek üzere toplandı. Eylem, ülkede öğretmenlerin genel greviyle eş zamanlı gerçekleşirken, Libya’da hükümeti giderek artan taleplerle karşı karşıya bırakan mesleki protestoların tırmandığı bir döneme denk geldi.

Başkent Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan hükümet binası önünde yüzlerce sağlık personeli, diş hekimi ve sağlık sektörü çalışanı toplandı. Göstericiler, aralarında maaşların artırılmasının da bulunduğu dokuz talebin Trablus’taki yetkililer tarafından yerine getirilmesi çağrısında bulundu.

Protesto, pazar akşamı hükümet binası önünde düzenlenen barışçıl bir gösteri sırasında güvenlik görevlilerinin bazı doktorlara saldırması üzerine düzenlendi. Olay, çok sayıda Libyalının tepkisine yol açarken, olayın soruşturulması yönündeki çağrılar da arttı.

Sağlık çalışanları, protestolarının ‘yıllardır devam eden sıkıntılar ve geçim baskıları, fiyatlardaki artış, biriken borçlar ve sağlık sektöründeki koşulların kötüleşmesi’ nedeniyle gerçekleştirildiğini belirtti. Çalışanlar, taleplerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve sağlık çalışanlarının insanca yaşayabilecekleri koşulların güvence altına alınmasını amaçladığını vurguladı.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği tarafından dün yayımlanan ve çalışanların açıklamalarının aktarıldığı bildiride, eylemin ‘geçici bir öfke anı olmadığı, yıllarca süren sabrın ardından’ gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, sağlık çalışanlarının ‘zor’ olarak nitelendirdiği koşullara rağmen, görevlerini yerine getirmeye ve vatandaşlara hizmet etmeye kararlı mesleki kadro ve uzmanların görevlerini sürdürdüğü kaydedildi.

Çalışanlar, taleplerinin ‘kişisel kazanımlarla ilgili olmadığını’, sağlık sektörü çalışanlarının koşullarının iyileştirilmesini ve görevlerini yerine getirebilecekleri uygun bir çalışma ortamının sağlanmasını hedeflediğini vurguladı. Açıklamada ayrıca sağlık sisteminin reforme edilmesi ve Libya vatandaşlarına sunulan sağlık hizmetlerinin seviyesinin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.

cdfghyju
Batı Libya’da sağlık sektörü çalışanlarının düzenlediği protesto eylemine katılan iki çocuk, 28 Eylül 2026 (Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği)

Çalışanlar, taleplerinin küçümsenmesi veya sorgulanmasına yönelik girişimleri reddederken, eylemlerini sürdürme ve vatandaşların hayatını doğrudan ilgilendiren temel sektörlerden biri olarak sağlık sektörünü geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Libya’daki sağlık çalışanlarının talepleri arasında maaşların artırılması, ek ödemeler ve yan hakların uygulanması, sağlık sigortası sağlanması, personel yapısının genişletilerek düzenlenmesi ve personel açığının giderilmesi yer alıyor. Çalışanlar ayrıca ilaç, tıbbi malzeme ve cihazların temin edilmesini, görevlerini yerine getirirken korunmalarını, ulusal insan kaynağının korunmasını ve uzmanların özel sektöre veya yurt dışına yönelmesine neden olan sorunların giderilmesini talep ediyor. Sendikaların ve meslek kuruluşlarının, çalışanları ve sağlık sektörünü ilgilendiren kararlara dahil edilmesi de talepler arasında bulunuyor.

Libya Genel Diş Hekimleri Sendikası da dün bir gösteri düzenleyerek tüm sağlık sektörü çalışanlarına, ‘sağlık sektörünün tarihindeki en büyük protesto gösterisi’ olarak nitelendirdiği eylemde toplanma çağrısı yaptı. Sendika, sektörde çalışanların ‘meşru ve adil haklarının’ talep edilmesini istedi.

Libya Sağlık Sektörü Hareketi Birliği ise pazar günü Libya’daki ‘çok sayıda tıbbi ve yardımcı sağlık personeli ile idari çalışanın, Trablus’taki es-Sikke Yolu üzerinde bulunan Başbakanlık binası önünde barışçıl bir protesto düzenledikleri sırada hükümet binasını korumakla görevlendirilen güç tarafından saldırıya uğramasına’ tepki gösterdi ve olayı kınadı.

j78k
Güvenlik güçleri, pazar günü Trablus’taki UBH binası önünde doktorların düzenlediği barışçıl eylemi dağıttı. (Milletvekilleri ve Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin hesapları)

Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt de olaya dikkat çekerek protesto sırasında bir güvenlik görevlisinin bir doktorun yakasından tuttuğunu gösteren fotoğrafı paylaştı. Kuzeyt, alaycı bir ifadeyle, “Sivil devletin polisi, üniversite hocalarına saldırdıktan sonra bugün de doktorları boğuyor!” dedi.

Sendika ve sağlık kuruluşları, Libya Başsavcısı’ndan saldırı olayıyla ilgili ‘derhal ve acil bir soruşturma’ başlatılmasını ve olaya karışan herkesin hesap vermesini talep etti. Kuruluşlar ayrıca sağlık çalışanlarına tam koruma sağlanması çağrısında bulundu.

Libyalı akademisyen Farac Derdur, “Cehalet devletin kurumlarına kök saldığında bilimin değeri geriler, doktor ve öğretmen aşağılanırken silahlı oluşumlara mensup kişiler sahnenin önüne çıkar” dedi. Derdur, “Yeterlilikten yoksun bu ayrım, ülkenin durumunun düzelmesini engelliyor ve kaynaklarının her geçen gün daha fazla tüketilmesine yol açıyor” ifadesini kullandı.

Derdur, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda ücret yapısındaki büyük farklılığa da dikkat çekerek, “Yıllarını zorlu bilim dallarında eğitim almaya adamış bir doktorun 2 bin dinarı aşmayan bir maaş alması, silahın başında yer alanların ise bunun katbekat fazlasını kazanması nasıl mümkün olabilir?” diye sordu.

Baskıların ardından UBH, Petrol Tesisleri Muhafızları mensuplarının maaşlarının artırılmasını kabul etti. Bu karar, Libya’daki öğretmenler ile sağlık sektöründe çalışanların geniş kesimlerinin tepkilerini artırırken, Misrata Havalimanı çalışanları ve sivil havacılık personeli de mesleki taleplere dayalı protestolara katıldı. Çalışanlar, ‘mali ve idari durumlarının düzenlenmesi’ çağrısında bulundu.

Bu gelişmelerin yanı sıra Libya’daki öğretmen hareketi, tüm okullarda genel grev kararını sürdürüyor. Eğitim Bakanı Muhammed el-Karyu ise öğrencilerin eğitim hakkının korunması amacıyla okulların derhal açılması ve öğrencilerin kabul edilmesi için belediyelerdeki eğitim müdürlerine pazar günü yazılı talimat gönderdi.

Öğretmenlerin tepkisini yatıştırmaya yönelik bir girişim olarak Karyu, dün sabah Genel Sağlık Sigortası Fonu Yönetim Kurulu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, eğitim sektöründeki öğretmen ve idari personel için uygulanacak sağlık sigortası programının hayata geçirilmesine ilişkin mekanizmaları belirleyecek ortak bir yaklaşım ele alındı.

fgthyju
Pazar günü Batı ve Orta bölgelerden bir dizi eğitim müfettişiyle geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendi. (UBH Eğitim Bakanlığı)

Toplantıda, gerekli verilerin toplanması ve güncellenmesi ile bunların Bilgi ve Dokümantasyon Merkezi’ne iletilmesini sağlayacak yöntem ve mekanizmalar ele alındı. Böylece sektörde çalışanların tamamına sağlık sigortası sağlanmasına ilişkin onaylı düzenlemenin hazırlanması amaçlanıyor.

UBH Sağlık Bakanı Muhammed el-Guc da pazar akşamı sağlık sektöründe çalışanların taleplerini görüşmek üzere tıp sendikaları, yardımcı sağlık meslekleri ve tıbbi laboratuvar temsilcileri ile sağlık hizmetleri ve hastane yöneticileriyle bir araya geldi.

El-Guc, bakanlığın yayımladığı açıklamada, çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mali haklarının artırılması yönündeki taleplerinin meşru olduğunu belirtti. El-Guc, söz konusu taleplerin yasal çerçeve ve mevcut imkanlar doğrultusunda karşılanması için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
TT

Mısır’da düzenlenen Filistin ulusal diyaloğunun gündeminin başında seçimlerin ertelenmesi yer alıyor

(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)
(foto altı) Fetih Hareketi Merkez Komitesi, hareketin başkan yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh’in başkanlığında el-Bire şehrinde toplandı. (WAFA)

Halil Musa

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da ‘kapsamlı bir ulusal diyalog’ gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısı, 28 Kasım’da yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesine yönelik seslerin yükseldiği bir dönemde geldi.

Gözlemciler bu çağrıyı, seçimlerin iptal edildiği 2021 yılının aksine, ertelenmesi konusunda bir uzlaşı platformu olarak değerlendiriyor. Nitekim 2021’de seçimlerin düzenlenmesi kararı Hamas ile varılan tam bir uzlaşıyla alınmış olmasına rağmen Abbas, erteleme adımını ulusal bir mutabakat olmaksızın tek taraflı olarak atmıştı.

Erteleme konusunda genel mutabakat

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  üst düzey bir Filistinli yetkili; Fetih, Hamas ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) her birinin farklı gerekçelerle seçimlerin ertelenmesini istediğini, Washington ve Tel Aviv’in de erteleme taraftarı olduğunu belirtti. Yetkili, “Filistinli grupların ulusal diyalog toplantılarında seçimlerin zamanında yapılması konusunda uzlaşması halinde seçimler gerçekleştirilecek; ancak bu grupların erteleme üzerinde mutabık kalmaları durumunda ise seçimler ertelenecek” değerlendirmesinde bulundu.

Mahmut Abbas’ın önümüzdeki günlerde Mısır’da yapılması planlanan ulusal diyalog toplantılarına katılması bekleniyor. Bu hamle, Temmuz 2023’te Mısır’ın el-Alemeyn kentinde gerçekleşen görüşmelerden bu yana bu ölçekte atılan ilk adım olma özelliğini taşıyor.

Seçimler önemli

Fetih Hareketi Merkez Komitesi, diyalog sürecini başlatmak üzere bir heyet oluşturdu. Komite, ‘meşruiyetlerin yenilenmesi ve Filistin siyasi sisteminin birliğinin güçlendirilmesi için bir çıkış noktası olarak seçimlerin gerçekleştirilmesinin’ önemini vurguladı. Ancak Komite, ‘seçimlerin Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi de dahil olmak üzere tüm Filistin topraklarında düzenlenmesi için gerekli koşulların hazırlanması ve Merkez Seçim Kurulu’nun görevlerini özgürce yerine getirmesine imkân tanınması’ gerektiğinin altını çizdi. Seçimlerin ertelenebileceğine işaret eden Komite, ‘işgal yönetiminin halkımızın seçimlere katılımının önüne koyduğu engellerin kaldırılması’ çağrısında bulundu.

Fetih yöneticilerinden Cibril er-Racub ise genel seçimlerin ertelenmesini ve ulusal uzlaşının sağlanmasının ardından gerçekleştirilmesini; sürecin de genel seçimlerle değil, devlet başkanlığı seçimleriyle başlatılmasını talep etti. Filistinli siyasetçi Avni el-Meşni ise seçimlerin ertelenmesi konusunun ‘Kahire’deki ulusal diyalog çağrısının temelini oluşturduğunu, bunun nedeninin de herkesin bu karar üzerinde uzlaşması ve hiçbir gruba bu sorumluluğun yüklenmemesi arzusu olduğunu’ belirtti.

Merkez Seçim Kurulu’nun tutumu

El-Meşni, “Seçimlerden beklenen, sonuçların seçim tarihlerini belirleyen tarafın şartlarıyla örtüşmesidir; zira bu taraf yalnızca kendisinin kazanacağı bir seçim istemektedir” değerlendirmesinde bulundu. El-Meşni sözlerini şöyle sürdürdü: “Erteleme için bir bahane arıyorlar. Bu görevi Merkez Seçim Kurulu’na yıkmaya çalıştılar, ancak Kurulun bu görevi reddetmesi ve seçimleri düzenlemeye hazır olduğunu teyit etmesi nedeniyle başarısız oldular.”

Filistin Merkez Seçim Kurulu’nun aktardığına göre, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesi için iki plan hazırlandı. İlk plan, İsrail’in seçim materyali ve ekipmanının oy verme tarihinden bir hafta önce bölgeye girişine izin vermesine dayanıyor. Merkez Seçim Kurulu Sözcüsü Ferit Taamallah’a göre alternatif plan ise ‘seçim ekipmanları ile oy sandıklarının doğrudan Gazze Şeridi’nde imal edilmesini’ öngörüyor.

Kudüs kentindeki seçim sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Taamallah, Seçim Kurulu’nun planının -1996, 2005 ve 2006 yıllarında olduğu gibi- kentin varoşlarındaki oy verme merkezlerine dayandığını, yani kentteki Filistinlilerin oylarını bu varoşlarda kullanacağını açıkladı. Taamallah, bu durumun İsrail’in kentte oy kullanma hakkına sahip 140 bin kişiden sadece 6 bininin kentteki posta merkezlerinde oy kullanmasına izin vermesiyle eş zamanlı yürüyeceğini belirtti. İsrail’in Kudüs’te seçim yapılmasına izin vermemesi meselesine de değinen Taamallah, bu sorunun ‘teknik olarak aşılabileceğini, ancak meselenin teknik olmaktan ziyade siyasi olduğunu’ vurguladı.

El-Meşni’ye göre, Filistin’in iki büyük siyasi hareketinin seçimleri erteleme yönündeki arzusu nedeniyle mevcut eğilim, ‘Fetih Hareketi’ne seçimleri ertelemesi için bir çıkış yolu sağlayan FHKC’nin erteleme girişimini kabul etme yönünde’ ağırlık kazanıyor.

Söz konusu girişim; genel seçimlerin ertelenmesini, ‘mevcut engeller ve karmaşık koşullar nedeniyle’ Ulusal Konsey’in yeniden oluşturulmasını ve uzlaşıya dayalı bir geçiş dönemine geçilmesi çağrısını içeriyor.

FHKC, “Halkımızın acil ihtiyaçlarının karşılanmasına, direnişinin desteklenmesine; çatışma ve çekişmelerden uzak, özgür ve kapsamlı seçimlerin düzenlenebilmesi için siyasi, hukuki ve toplumsal zeminin hazırlanmasına öncelik verilmesi” çağrısında bulundu.

Girişime göre geçiş dönemi, ‘seçimler için gerekli bir çıkış noktası oluşturacak ve sürecin yeni bir bölünme ile iç çatışma alanına dönüşmesini engelleyecek.’ Metin, “Halkımızın tüm kesimleri ile siyasi ve toplumsal unsurlarının kapsamlı bir temsilini yansıtacak şekilde geçiş dönemi için yeni bir Ulusal Konsey oluşturulmasını” ve belirlenecek geçiş süreci boyunca görev yapacak birleşik bir ulusal uzlaşı hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

Girişim, seçimler konusunda ise ‘ulusal meşruiyetin yenilenmesi için bir gereklilik olarak’ kapsamlı seçim ilkesinin benimsenmesini ve katılım için hiçbir ön koşul olmaksızın seçimlerin eş zamanlı olarak düzenlenmesi hususunda uzlaşıya varılmasını talep ediyor.

Erteleme talepleri

Siyasi araştırmacı Cihad Harb, ulusal diyalog çağrısının ‘Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın seçimlerin ertelenmesi konusunda Filistinli grupların onayını alma arzusundan’ kaynaklandığı değerlendirmesinde bulundu. Harb, “Birlik kurulması ve siyasi program gibi geniş kapsamlı konularda bir ulusal diyalogdan söz ettiğimizde, bu durum Filistin’in iç düzenlemelerine ilişkin bir geçiş sürecini gerektirir” dedi. Filistinli grupların seçimlere hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen erteleme temennisinde bulunduklarını belirten Harb, “Fetih Hareketi iç hatlarda sürece hazır olmadığı için erteleme istiyor. Seçim kurulunca listelerin oluşturulması kararı ve hareketin 8. Kongresi’nden çıkan sonuçların bünyesinde yarattığı karmaşa nedeniyle henüz listesini bile netleştirmiş değil” ifadelerini kullandı.

Hamas hareketine ilişkin değerlendirmesinde ise Harb, örgütün ‘önümüzdeki aylarda uluslararası alanda kabul görüp göremeyeceğini bekleyip gördüğüne, bir başka deyişle aldığı ağır darbelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki varlığını bugünkünden daha geniş ve etkin şekilde pekiştirme üzerine bahis oynadığına’ dikkat çekti.

Filistin Devlet Başkanı, genel seçimler için adaylık başvuru süresini 12 günden 18 güne çıkarma kararı almıştı. Böylece adaylık için yasal süre 26 Eylül’den 13 Ekim’e kadar uzatılmış oldu. Abbas’a göre sürenin uzatılması, ‘ulaşım zorlukları, coğrafi engeller ve seçim sürecini çevreleyen olağanüstü koşullar altında adaylara ve listelere daha fazla esneklik sağlamayı’ hedefliyor.

Başvuruların geçen cumartesi günü başlamasının ardından Batı Şeria’nın el-Bire kentinde ve Gazze Şeridi’ndeki Deyr el-Balah’ta yer alan Merkez Seçim Kurulu’na yedi aday listesi sunuldu.