Tahrir Meydanı: Mısır’da 10 yıllık ideolojik mücadele

25 Ocak  devriminden tam on yıl sonra, Tahrir Meydanı tartışmalara konu olmaya devam ediyor (AFP)
25 Ocak  devriminden tam on yıl sonra, Tahrir Meydanı tartışmalara konu olmaya devam ediyor (AFP)
TT

Tahrir Meydanı: Mısır’da 10 yıllık ideolojik mücadele

25 Ocak  devriminden tam on yıl sonra, Tahrir Meydanı tartışmalara konu olmaya devam ediyor (AFP)
25 Ocak  devriminden tam on yıl sonra, Tahrir Meydanı tartışmalara konu olmaya devam ediyor (AFP)

Amine Hayri
Mısır, bazılarının yüzlerinde görülen kırışıklıklar, bazılarında görülen olgunluk ve o dönemde doğan tüm neslin ilkokul aşamasına ulaşması dışında pek fazla değişikliğe tanık olmamış insanlarına ev sahipliği yapıyor.
Turizm açısından ise iç turizm zirveyi görmesine rağmen neredeyse yok gibi olan bir hareketlilik...
Ülkede güvenlik önlemleri halen sıkı. Ancak güvenlik güçlerinin 2021’deki konuşlanmaları, şekil ve tema olarak 2011 yılına nazaran farklı. Aynı şekilde ruh, sembol ve duygular saklanmış durumda. Görünüşe göre 25 Ocak 2011 tarihinden bu yana sanki 10 yıl değil, bir asır geçti.
Misyonlarca Mısırlının devrim heyecanının üzerinden on yıl geçti. Bu heyecan, biraz umut ve bolca endişe doluydu.

Tahrir Meydanı’nın endişesi
‘Endişe’ kelimesi, çağdaş Mısır’ın en ünlü meydanı Tahrir ile ilişkilendirilmeye mahkum. Meydan, 2011 yılının bu günlerinde öfkeli gençlerden oluşmuş grupların endişelerine, gürleyen gençlik topluluklarına, ardından polisle çatışma endişelerine, daha sonra İslamcılar, devrimciler ve sıradan vatandaşlar olarak ikiye ayrılan bölünmelere tanık oldu. Söz konusu gelişmeleri, bu meydanın kontrolü için verilen mücadele takip etti. Daha sonra meydan, siyasi İslam grupları için bir arenaya dönüştü. Ardından seçilmiş ilk cumhurbaşkanına meydanda destekler verildi. Sonra güçler ve siviller arasında sürtüşmeler ve çarpışmalar başladı. Müslüman Kardeşler’e bağlı Cumhurbaşkanı’nı devirmek için gösteriler yenilendi. Yandaşların, ‘meşruiyeti ve yasayı’ canla ve kanla savunmak için yaptıkları hazırlıklar ortaya koyuldu. Ardından Cumhurbaşkanını devirme, meydandaki olayları ve tepkileri takip endişeleri başladı.
Kader, 2014’teki göreceli istikrar ve yeni Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin seçilmesi sonrasında bile ‘endişenin’ en ünlü meydan ile bağlantılı olmasını istedi. Bir grup, isyan etmeye, gösteri düzenlemeye, karşı çıkmaya, güç göstermeye, şuradan bir çağrıya ya da buradan bir isyana cevap vermeye karar verdiği her anda, meydan bunu kabul etti.

Ölüm gayesi
Bu meydanın yıllar içerisinde benzeri görülmemiş Mısır olaylarına tanık olduğunu herkese hatırlatan bu kış günlerine ölüm ve umut gayesi, birçok girişi ve iç içe geçmiş çıkışları olan bu uçsuz bucaksız meydanda, geçiş ve tutuklanma tehlikesi olmaksızın bir taraftan diğer tarafına erişimdi. 2021 yılında meydan, hareketlilik dolu oldu. Savaşan araç hareketliliği, hiç durmuyor. Belki de on yıllık bir dönem boyunca insancını ve yaklaşımını değiştirmeyen tek ve ülke tarihindeki en uzun şey oydu.
Taksi şoförü, ehliyetinin süresi dolmadıkça artık bu meydandan geçmekten kaçınmadığını söylüyor. Trafik hareketliliği su gibi ve güvenlik ‘düzeltilmiş’ durumda.
Güvenlik nöbeti, 2011 olayları öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananlardan farklı; Ocak ve Şubat 2011’deki şiddetli sürtüşmeden, ilerleyen günlerde geri çekilmeye geçiş, ardından 2013 yılındaki halk protestoları sırasında ve sonrasında bazen ihtiyatlı ve bazen de kamufle edilmiş bir geri dönüş, ardından yoğun bir şekilde geri dönüş ve bazılarının, o dönemde iktidarı arzulayanların yolu olarak kontrol ettiği meydana atılma girişimleri, son olarak da baskın olmaksızın polis varlığı ve meydanın güvenliğini ‘özel güvenlik şirketlerine’ teslim etme arasında güvenlik varlığı ‘kokteyli’…
Nihayetinde Tahrir Meydanı’nın gelişimi, aylar önce öncelikler arasında dahil edildi. Meydan, gelişmeye konu olduğunda politik devrilmeler, stratejik analizler ve ideolojik kutuplaşmalar olmaksızın bir yenilik gerektirmekte.

Meydanın ideolojisi
İdeolojik açıdan konuşursak, meydandaki tur şirketlerin birinde çalışanlar, Mısırlıların ‘doğuştan gelen dindarlık’ olarak adlandırmaktan hoşlandıkları dindarlık ve zamana kapılıp mevcut dalgaya ayak uyduran dindarlık arasında gidip geliyorlar.
Meydan değişti mi? Bazıları, Ocak 2011 faaliyetleri sırasında üniversite dönemindeyken bazıları da başka yerlerde çalışıyordu. Bazıları Ocak eylemlerine katıldı ya da en azından etkileşimde bulundu. Bazıları ise meydanın siyasal İslam akımlarının kontrolü altındayken orada olduklarını çok dikkatli bir şekilde ima ediyor. “İçten içe Rabbimize riayet eden ve Allah’ın hükümlerine göre hareket eden bir lider istedik. Ancak Allah, istediği şeyi takdir etti”. Bazıları sert bir şekilde “Rabbimiz bizi gizledi ve bizi siyasal İslam çukurundan çıkardı” diyor. Fark daha da kötüleşmeden önce herkes, yoğun güvenlik ve trafik varlığı nedeniyle meydana toplu ulaşımın çok daha kolay olduğu ortak bir zemin buldu.

Meydan hayaleti
Her Mısırlının anılarında ölümsüz olan Tahrir Meydanı, çok şey ifade ediyor. O, pasaport, göç, eğitim, barınma ve polis departmanları hususunda hükümetin çıkar elde ettiği ölümcül bir bürokrasinin başkenti. Vatandaşlar, bir görevi tamamlayabilmek veya imza alabilmek için hala ‘mekik dokuma’ sürecini yaşamak zorunda. Burası, merhum senarist Vahid Halid’in, ahlak polisinin kararsızlığından başlayarak, üst düzey subaylara hizmet eden basit askerleri ve nihayetinde hükümet belgeleri işlerini sona erdirmek için mücadele eden ezilmiş vatandaşları içeren, günlük olarak yaşananları somutlaştırdığı ‘Terörizm ve Kebap’ filminin muhteşem olayların geçtiği yer… Rejim devrilene ve cumhurbaşkanı seçimleri yapılana kadar devrimcilerin kapattığı, Ocak 2011 olaylarındaki ‘devrim karargahı… Devrimciler alanı demir bir çitle çevrelemiş ve çalışanların girmesini engellemişti. Bu sahne Haziran 2013’te devrimci bileşenlerin değişmesiyle ayrıntılı şekilde tekrar etti. Burası, Mısır’daki yaşamı en iyi ifade eden bir alan; Kahvaltıda fasulyeli sandviç ve öğle yemeği için ciğer satan, kalem kağıtlar satan, yazın serinletici içecekler kışın ise ‘beş çayı’ satan sokak satıcılarını, kimliklerini, sınav formlarını veya beraberinde bir şeyleri getirmeyi unutanların kötü kişisel fotoğraflarını çeken fotoğrafçıları, şanssızlıklarını yasını tutan vatandaşları ve duygusal aşıkları içeriyor.

Tahrir topluluğunun duygusu
Duygusal açıdan konuşursak alan, çoğunluk için pek de güzel anılar taşımıyor. Ancak içerisinde taşıdığı, çıkışlarına yansıyan ve çevresine hakim olan dinginlik hali, ‘nostalji’ dediğimiz bir şeyler yayıyor. Meydanın yakınlarında gazete ve kullanılmış kitap satan bir satıcı, topluluğa bakarak “Topluluk gitti ve günler geçti. Mekan görünüş olarak çok daha temiz ama gazete ve kitap satış hareketi tamamen durdu. Subhanallah, arı kovanı gibi görünen topluluk, yerini dinginliğe ve sakinliğe bıraktı” diyor.
Ancak 2011 yılındaki olayların on yıl sonrasındaki mevcut sessizlik, toplumu bekleyen büyük değişiklikleri öngörüyor. Günler önce Planlama ve Ekonomik Kalkınma Bakanı Hale es-Said, otel kapasitesine ek olarak, mümkün olan en yüksek getiriyi elde etmek için meydana yatırım yaparak, en iyi fırsatları araştırmak üzere konut, turizm, eski eserler ve planlama bakanlıklarından oluşan bir komitenin kurulduğunu belirtti.
Bakan, meydanın dış avlusunun yanı sıra toplam alanının 12 bin 500 metrekare olacağına dikkati çekti. Ayrıca 14 kattan, bin 365 odadan, birçok avlu ve koridor içeren oluşan bir yapının inşasına değindi.
Meydandan gelip geçenlerin, duvarlara bıraktığı izlerden hiçbir eser yok. Meydanın tanık olduğu siyasi, ideolojik ve güvenlik gelişmelerine grafiti çizimleriyle tanıklık eden duvarlar, griye döndü. Meydanın etrafını çevreleyen bina duvarlarının çoğu beyaza boyandı. Bunlar da kirlilik nedeniyle zamanla griye dönüşüyor.

Bağlantıları olmayan duvarlar
Bugün, duvarların bağlantıları, çıkıntıları veya çağrıları yok. “Yorulduk. ülke yeni bir kaosa tahammül edemeyecek”. Meydandaki on yıllık olaylara, daha önce de Cumhurbaşkanı Hüsni Mübarek’in onlarca yıllık iktidar dönemine tanık olan bir gazete satıcısı böyle söylüyor. Satıcı, “İnsanlar artık siyasete eskisi gibi ilgi duymuyor. İstikrarsızlık, günlük ekonomik baskılar ve koronavirüs, herkesin yeni bir endişe kaynağı edinmesine neden oldu” diyor.
Meydanın güvenliğini sağlamakla görevlendirilen özel şirket unsurlarının yüzlerindeki endişe de belirgin. Cep telefonu kamerasıyla bile fotoğraf çekme girişimlerine itiraz ediyorlar. Neden diye sorulduğunda ise, ‘Resmi açılışa kadar yasak’ deniliyor. Dikilitaş, meydanın ortasında dört büyük tahta kutu ile çevrili şekilde yükseliyor.
Dikilitaş, Ocak 2011 olaylarından sonraki yıllarda pek çok olayın merkezi olan meşhur parkın merkezinde. Park, devrimcilerin, ardından sokak çocuklarının ikametgahı olarak kaldı. Daha sonra siyasi akımların yandaşlarını kapsadı ve ardından yenide devrimcileri barındırdı. Daha sonra güvenlik unsurları ve ardından dikilitaş geldi.

Göz alıcı
Kesin olan bir şey var; Tahrir Meydanı, bugün en görkemli haliyle ve hala 2011 gerginliklerine, ‘geçim, özgürlük ve sosyal adalet’ talebine bağlı olanlar ve 2013 yılında ‘meşruiyet ve yasa’ için ağlayanlar arasında duruyor. Mısırlıların geniş tabanına gelince, onlar hala meydanda geziniyor. Bazıları gelişim sürecini takip ediyor, bazıları buna pek ilgi göstermiyor. Bir başka kesim ise güvenlik itirazına rağmen dikilitaşın önünde selfie çekmeye hevesli.
Meydandaki güvenlik varlığı, 25 Ocak’la birlikte arttı. 10 yıl sonra bile hala adıyla ilgili birçok hikaye mevcut. Bir hikayede, devrimcilerin bağlı kaldığı ‘Ocak devrimi’ bayramı olarak isimlendiriliyor. Bir başkasında ise devletin vatandaşlara gönderdiği net ve açık bir mesaj olarak ‘polis günü…



Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’la iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğunu bir kez daha açıkladı. Ankara’nın açıklaması, Kahire’nin 2019’un sonunda imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından geçen hafta onaylanan Türkiye-Libya deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını tanımayı reddettiğini yinelemesinin ardından geldi.

Türkiye Savunma Bakanlığından bir yetkili, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim’de onaylanmasının, uluslararası hukuk, hakkaniyet ilkeleri ve ilgili kıyı devletlerinin meşru hak ve çıkarlarına saygı temelindeki yaklaşımı destekleyen önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

hyju
Hakan Fidan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Savunma Bakanlığının haftalık basın toplantısında, Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarla ilgili bir soruyu yanıtlayan yetkili, “Mısır’la ortak çıkarlar doğrultusunda bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Değerlendirmelere göre Mısır’ın ülkemizle böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan’la yapılabilecek olası bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden fazla ek deniz alanı elde etmesi mümkün olacak” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve çıkarlarını korumayı, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğini de belirtti.

Türkiye’den ilişkileri geliştirme mesajı

Türk yetkilinin açıklamaları, Savunma Bakanı Yaşar Güler’in daha önce yaptığı değerlendirmeleri de teyit etti. Güler, Mısır’la imzalanacak bir anlaşmanın ülkeye Doğu Akdeniz’de 15 bin kilometrekarelik ek deniz alanı kazandırabileceğini söylemişti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati de geçen cuma İstanbul’da düzenlenen Avrupa-Ortadoğu toplantısının ardından, Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan mutabakatı onaylamasını kesin bir dille reddetti. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Pakistan, Almanya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlarının yanı sıra İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin katıldığı toplantının ardından konuşan Abdülati, “Onay kararının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonucu olmayacak” dedi.

hyjuı8l
Erdoğan ile Miçotakis’in 2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları marjında gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’ın tutumuna karşı gerek resmî düzeyde gerekse hükümete muhalif medya kuruluşları dahil basında herhangi bir olumsuz açıklama yapmadı. Ankara’nın bu yaklaşımı, benzer itirazlarda bulunan Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Avrupa Birliği’ne yönelik tutumundan farklılık gösterdi.

Bu durum, Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri geliştirme ve iki ülke arasında yeni bir krizin ortaya çıkmasını önleme konusundaki istekliliğini yansıttı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen pazartesi günü yapılan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hiçbir tarafa zarar vermeyi amaçlamadığını belirtti. Erdoğan, bölgedeki bütün ülkelerle diyalog çağrısında bulunurken Türkiye’nin Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini ifade etti.

Yunanistan’la temas arayışları

Yunanistan, Türkiye-Libya mutabakatının onaylanmasının ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup göndererek itirazlarını yineledi.

Atina yönetimi mektubunda, mutabakatın onaylanmasının belgenin hukuki statüsünü değiştirmeyeceğini ve üçüncü ülkeler açısından yeni hukuki yükümlülükler doğuramayacağını savundu. Ayrıca mutabakatın, Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürdü. Yunanistan, Türkiye ile Libya kıyılarının coğrafi konumunun da mutabakatın geçersizliğine işaret ettiğini öne sürdü.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta Brüksel’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’e bir teklif sunduğunu açıkladı.

Fidan’ın aktardığına göre Erdoğan, Yunanistan’ın Kıbrıs’a yaklaşık 2 bin kilometre mesafeden elektrik ulaştırmak için Avrupa fonlarından 2 milyar avrodan fazla harcamak yerine elektriği Türkiye’den satın almasının daha uygun olacağını söyledi.

dcfvg
Hakan Fidan’ın geçen hafta İstanbul’da düzenlenen toplantı marjında İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Bu teklif, Yunanistan ile Kıbrıs’ı, ardından İsrail’i birbirine bağlamak amacıyla Akdeniz’in altından elektrik kablosu döşenmesini öngören “Büyük Deniz Bağlantısı” projesine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi. Türkiye, söz konusu projenin hayata geçirilmesi için kendi onayının alınmasını şart koşuyor.

Fidan, Erdoğan’ın Miçotakis’e, “Sadece 70 mil uzağınızda bulunan Türkiye’den elektrik satın almanız daha iyi olur. Size su, elektrik ve doğal gaz da sağlayabiliriz” dediğini aktardı.

Doğu Akdeniz’de yeni denklem arayışı

İtalya açısından ise Türkiye-Libya mutabakatının onaylanması, siyasi ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeleri artırdı. Roma’da, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun genişlemesinin Doğu Akdeniz’deki İtalyan çıkarlarını etkileyebileceği yönündeki kaygılar öne çıktı.

Bazı İtalyan siyasi çevreleri, Roma’nın Libya’yı, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesi temelinde birleştirmeye yönelik ABD girişimlerine destek vermekte acele edip etmediğini sorgulamaya başladı. Bu çevrelere göre söz konusu yaklaşım, Libya’nın doğusundaki güçlerin Türkiye’yle yakınlaşmasını teşvik edebilir.

Türkiye, Libya’da Halife Hafter’e verdiği destekle Rusya’nın etkisini artıran İtalya’nın aksine, ülkenin doğusundaki aktörlerle doğrudan rekabet eden bir konumda bulunuyor.

Ankara, Mısır, İtalya ve Libya ile müzakereler yürütme seçeneğini de gündeme getirdi. Bu girişim, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs’ın yerleştirmeye çalıştığı mevcut deniz yetki alanları düzenini değiştirebilecek yeni bir denklem oluşturma arayışında olduğu yorumlarına yol açtı.

Türk yazar ve siyasi analist Ahmet Erdi Öztürk, Kahire’nin itirazlarını sürdürmesine rağmen Türkiye ve Libya ile doğrudan temaslarını devam ettirmesinin diplomatik seçeneklerin henüz tükenmediğine işaret ettiğini söyledi.

Öztürk, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında geçen cumartesi günü yapılan telefon görüşmesine de dikkat çekti. Görüşmede Dibeybe’nin, Kahire’nin deniz yetki alanlarına ilişkin kaygıları konusunda müzakereye hazır olduğunu belirtmesinin önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti.

Öztürk, Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında görüşmeler yapılması yönündeki önerisinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler bakımından hiçbir ihtimalin dışlanamayacağını belirten Öztürk, Yunanistan ve İsrail’in de ilerleyen bir aşamada mevcut politikalarını değiştirmelerinin şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi.


Suudi Arabistan-Mısır görüşmelerinde bölgesel gelişmeler ve deniz güvenliği ele alındı

Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Mısır görüşmelerinde bölgesel gelişmeler ve deniz güvenliği ele alındı

Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)
Görüşmelerde iki ülke arasındaki ilişkiler ve bunların geliştirilmesine yönelik fırsatlar ele alındı (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Suudi-Mısır ilişkilerini ve bu ilişkilerin geliştirilmesi yollarını ele alırken bölgedeki gelişmeleri, Ortadoğu'nun güvenlik ve istikrarıyla bağlantılı dosyaları, özellikle deniz ulaşımının güvenliği ve serbestisi ile bu konudaki çabaların koordinasyonunu görüştü.

Veliaht Prens, salı günü Kahire'deki İttihadiye Sarayı'nda Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile bir araya geldi. İki lider önce baş başa görüşme gerçekleştirdi, ardından genişletilmiş müzakerelere geçti.

Şarku’l Avsat’ın Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA'dan aktardığı habere göre taraflar, iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bunların çeşitli alanlarda güçlendirilip geliştirilmesi için atılabilecek adımları değerlendirdi. Görüşmelerde ayrıca Arap ve İslam dünyasında ortak ilgi alanına giren bazı konular ile Ortadoğu'daki gelişmeler ele alındı.

dvfghy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi (SPA)

Müzakerelerde, bölgenin güvenlik ve istikrarıyla ilgili dosyaların yanı sıra deniz ulaşımının güvenliği ve serbestisi de gündeme geldi. Bölgenin tanık olduğu gelişmeler ışığında bu konularda çabaların koordinasyonunun önemine vurgu yapıldı.

Prens Muhammed bin Selman, Kahire'den ayrılmasının ardından Sisi'ye bir teşekkür telgrafı gönderdi. Veliaht Prens, ziyaret ve görüşmelerin Riyad ile Kahire arasındaki kardeşlik ilişkilerinin sağlamlığını teyit ettiğini, iki ülkenin her alanda işbirliğini güçlendirme yönündeki ortak iradesini ortaya koyduğunu belirtti. Ayrıca Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile Mısır Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde, ortak ilgi alanına giren konularda koordinasyon ve istişarenin sürdürülmesi ve iki ülkenin ve halklarının çıkarlarının gözetilmesi hedefiyle çalışmaya devam edileceğini ifade etti.

Kalıcı mutabakat

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed eş-Şinnavi, görüşmede Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Veliaht Prensi'nin iki ülke ilişkilerinin Arap çerçevesinde mümkün olan en üst düzeyde olması gerektiği konusunda mutabık kaldığını açıkladı.

Eş-Şinnavi, Suudi Arabistan'ın ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır'ın ulusal güvenliğinin bir parçası olduğunu belirterek Mısır'ın, Krallığın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz koridorlarında seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ya da tehdide yönelik çekincesini, reddini ve tam kınamasını yineledi.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini belirterek, iki ülkenin çıkarlarının ve hedeflerinin ortak olduğunu ve aralarında tam bir anlayış bulunduğunu söyledi. Veliaht Prens'in ziyaretinin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiğini kaydetti.

Eş-Şinnavi ayrıca görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sorunların ele alındığını, Cumhurbaşkanı Sisi'nin mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ve tüm Arap ülkelerini desteklemeye yönelik Mısır'ın değişmez tutumunu yinelediğini aktardı.

Sözcü, görüşmede Mısır ve Suudi Arabistan'ın Filistin meselesine ilişkin tutumlarının örtüştüğünün de teyit edildiğini belirtti. Filistin meselesinde iki devletli çözüm ve uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca Mısır ve Suudi Arabistan'ın Sudan'ın güvenlik ve istikrarını desteklemeyi sürdüreceği teyit edildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan gözlemciler, Kızıldeniz'de güvenliğin sağlanması ve uluslararası deniz taşımacılığı hatlarının güvence altına alınmasının, özellikle bölgesel gerilimler ve küresel tedarik zincirlerine yönelik devam eden tehditler nedeniyle iki ülke arasındaki işbirliğinin öne çıkan başlıklarından biri olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan ve Mısır, iki ülkenin deniz kuvvetleri arasındaki askeri işbirliğini güçlendirme çabaları kapsamında, deniz güvenliği alanındaki çalışmaları desteklemek amacıyla Eylül 2025'te bir işbirliği protokolü imzalamıştı.

3 temel değerlendirme

Uluslararası ve bölgesel ilişkiler uzmanı Hani el-Cemel, ziyaretin "istisnai bir dönemde" gerçekleştiğini söyledi. Ziyaretin bölgesel gerilimlerin tırmandığı, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'in güvenliğine yönelik tehditlerin arttığı ve Gazze, Yemen, Sudan, Suriye ile diğer bölgelerdeki krizlerin sürdüğü bir döneme denk geldiğine dikkat çekti.

El-Cemel, ziyaretin arkasında üç temel değerlendirme bulunduğunu belirtti.

Bunlardan ilki, bölgedeki tehditlerin niteliğinin değişmesi ve bunun deniz koridorlarının yanı sıra tedarik zincirleri, enerji ve uluslararası ticaretin güvenliğine de yansıması.

İkinci olarak, iki ülkenin sahip olduğu imkanlar dikkate alındığında, Arap çıkarlarının korunması için koordinasyonun "zorunlu" hale geldiğini ifade eden El-Cemel, üçüncü olarak ise ziyaretin ilişkilerin yalnızca resmi temaslar veya dönemsel koordinasyonla sınırlı olmadığını, yeni gelişmeler ışığında sürekli güncellenmesi gereken stratejik bir ortaklığa dayandığı mesajını taşıdığını söyledi.

Siyasi analist Ahmed el-İbrahim ise iki ülkenin çok sayıda dosyada tutumlarının örtüştüğünü ve bunun zaman zaman bütünleşmeye ulaştığını belirtti.

El-İbrahim, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb'in güvenliğinin stratejik bir tartışma alanı oluşturduğunu ve bu ziyaretin, özellikle gemi trafiğine ve deniz ulaşımının serbestisine yönelik tehditlerin artması karşısında iki ülke arasındaki işbirliğinin bu alanda güçlenmesine katkı sağlamasının beklendiğini söyledi.

El-İbrahim, söz konusu tehditlerin Yemen'in batı kıyısında ve Bab el-Mendeb'e yakın El-Meha kentinde yaşanan gelişmelerle de bağlantılı olduğuna dikkat çekti.


Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye görüşmesinde bölgesel gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
TT

Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye görüşmesinde bölgesel gelişmeler ele alındı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, El Alameyn kentindeki görüşmesinden bir kare (Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bölgedeki mevcut gelişmeleri ve son durumu ele aldı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Temim Hilaf'ın bugün (Cuma) yaptığı açıklamaya göre El Alameyn kentinde gerçekleştirilen dostane görüşmede bakanlar, stratejik ortaklığı güçlendirme ve ortak çıkarları ilerletme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bakanların ayrıca ülkeleri arasındaki köklü dostluk ve yakın iş birliği bağlarının derinliğine dikkat çektiğini belirtti.