Ahmed es-Suheyl
Kendilerini ‘Vaadu’l Hak Tugayları’ olarak adlandıran bir grup, Riyad’ı hedef alan füze saldırısını üstelendiğini duyurdu. Ardından da ‘gölge gruplar’ olarak adlandırılan bu gruplar hakkında yeni soru işaretleri ortaya çıktı.
Husi örgütü, son saldırı ile bağlantısı olduğunu kabul etmezken Vaadu’l Hak isimli grup, saldırıyı Irak topraklarından Riyad’a drone kullanarak gerçekleştirdiğini duyurdu. Bu durum, Irak içindeki gruplar ve yeni isimler tarafından ABD Büyükelçiliği ve Uluslararası Koalisyon’un askeri konvoylarına düzenlenen saldırılara ek olarak eylemlerden gerçekten sorumlu olan taraflarla ilgili birçok senaryoyu gündeme getirdi.
Varlığı olmayan gruplar
Gündemde olan söylentilere karşılık sahada söz konusu gölge grupların varlığını reddeden ve hakkında şüpheler uyandıran başka bir görüş ortaya çıkıyor. Ayrıca gerçekleştirilen operasyonların doğrudan devlete bağlı gruplar tarafından yönetildiği iddia ediliyor.
Iraklı gazeteci ve yazar Muhammed Habib konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
"Grupların kimlikleri ve her dönemde yeni isimlerin ortaya çıkmasıyla ilgili tartışmalarda yaşananlar, kamuoyunu devlet kollarında belirsizlik olduğu konusunda aldatmaya yönelik başarısız bir girişimdir."
Habib ayrıca bu konunun çok açık olduğuna ve gizemli kolların veya gölge fraksiyonlar ve yeni isimler olduğunu söylemeye gerek olmadığını ifade etti.
Söz konusu grupların net ve basit bir haritası olduğunu belirten Habib bunların İran’dan destek, eğitim ve koruma alan tüm yapılanmaları temsil ettiğini vurguladı. Muhammed Habib, Lübnan’da Hizbullah’ın temsil ettiği bu grupların Irak’ta ise Hizbullah ve Asaibu’l Ehli’l Hak tarafından temsil edildiğini belirtti.
Diğer gruplara gelince bunların bir sayı veya önem teşkil etmediğine dikkat çekti. Bunun en iyi kanıtının grupların Seraya el-Horasani’den kurtulmaya karar verdikten sonra liderlerini tutuklayarak ortadan kaybolması olduğuna işaret etti. Ayrıca grup liderinin akıbetinin ne olduğunu ise halen kimsenin bilmediğine dikkat çekti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Kudüs Gücü ile bağlantılı gruplar hakkında sınırlı bir harita ve bilgi olduğunun altını çizen Habib, Telegram sitesindeki yeni platformlar ve isimler hakkında konuşmanın ‘aynı ana hiziplerden kaçmaktan ve her şeyi kontrol etme girişiminden’ başka bir şey olmadığına dikkat çekti. Bu grupların bir yandan güç kazanımı ve uluslararası toplumla ilişkiler kurmak isterken diğer yandan İran'ın emirlerini uygulamak ve davranışlarını sürdürmek istediklerine işaret etti.
İran’ın suçlamaları Husilerden uzaklaştırma girişimleri
Habib, Husi grubunun on saldırıya olası müdahalesiyle ilgili olarak da yaşananların Vaadu’l Hak Tugayları grubuna mal edildiğini düşünüyor. Belki de İran’ın şu an Husi grubuna yönelik suçlamayı, özellikle de terörizm listesinden çıkarma olasılığı hakkında konuşarak savuşturma girişimini temsil ettiğini belirten Habib, bu amaçla sosyal medyada platformlar oluşturmanın çok kolay olduğuna dikkat çekti.
Vaadu’l Hak Tugayları grubu, 24 Ocak'ta Telegram'da oluşturulan bir platformda saldırıyı üstlendiğine dair bir açıklama yayınladı. Ancak başka herhangi bir bilgi verilmedi.
Operasyonları gerçekleştiren grupların bunu nasıl duyuracakları konusunda kafalarının karışık olduğu görüşünde olan Habib bazen saldırılarda yeni isimlere işaret edildiğini, bazen de bunların üçüncü bir tarafa atfedildiğini belirtti.
Habib sözlerini öyle sürdürdü:
“Bu konu karmaşık veya belirsiz değildir. Bağdat hükümeti füze fırlatanlara karşı harekete geçmeye karar verdiğinde saatler içinde Asaibu’l Ehli’l Hak’ın bir üyesini tutuklamayı başardı."
Muhammed Habib söz konusu saldırıları gölge gruplara atfetme girişimlerini ‘komik’ olarak nitelendirdi. DMO ile doğrudan bağlantılı ana milislere yönelik suçlamaları savuşturmanın ve dış operasyonlar gibi önemli konularda merkezi olarak hareket etmenin yeterli olmayacağına işaret etti.
Gruplar, İran’la düzelmenin bedeli
Güvenlik ve Siyasi İşler Araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları Vaadu’l Hak Tugayları’nın üstlenmesi senaryosunun ‘el-Ula Anlaşması’na yönelik bir saldırı girişimi’ olduğunu söyledi. Bu tarafların söz konusu yakınlaşmanın Tahran’ın Irak’taki fraksiyonların üzerindeki örtünün kaldırılması da dahil olmak üzere Washington’ın koşullarını kabul etmesi anlamına geldiğine işaret etti.
Şerifi değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“İran’a bağlı grupların saflarında, özellikle gelecekteki bir hedef ve İran’la olası bir düzelmenin bir bedeli olacağından endişe ettikleri için çok sayıda bölünme meydana geldi. Bu gruplar, liderlik ettiği gerilime rağmen bir sonraki aşamada kendilerine güvenlik sağlayacak bir çözüm arayışı içindeler.”
Şerifi, bu grupların İran’ın kararına karşı nispeten de olsa karşı çıkmalarının ardında yatan sebebin Tahran'ın Washington ve Riyad'la arasının düzelmesi durumunda kendilerinin tecrit altında yaşadıklarına ve pratik olarak kontrol altına alınma yolunda geniş bir strateji kapsamına girdiklerine inanmaya başlamaları olabileceğini belirtti.
Iraklı grupların bu saldırıları üstlenmesiyle ilgili en büyük sorunun Riyad ile ilişkileri onarmada uzun bir yol kat eden Bağdat hükümetini zor durumda bırakması olduğunu ifade eden Ahmed Şerifi bu duyurunun, söz konusu ilişkiyi baltalamaya yönelik girişimin bir parçası olabileceğine dikkat çekti.
Yeni gruplar
Irak geçtiğimiz yıl belli liderleri olmayan ve tanınmış geleneksel oluşumlara benzemeyen çok sayıda yeni fraksiyonun ilanına tanık oldu. Bu gruplar tarafından yapılan uzun açıklamalar ile birlikte bazılarının Ashabu’l Kehf, Asabetu’s Sairin, Seraya Sevretu’l İşrin es-Saniye, Kuvvat Zu’l Fikar, Seraya el-Muntakim, Evliyau’d Dem, Se’ru’l Mühendis, Kasım el-Cebbarin ve el-Gaşiye oluğu anlaşıldı.
Söz konusu gruplar, Uluslararası Koalisyon’un askeri konvoylarını hedef aldıklarını kabullenmelerine ek olarak Yeşil Bölge ve Bağdat Havaalanı’na yapılan çok sayıda füze saldırısının sorumluluğunu da üstlendiler. Ancak birçok gözlemci bu grupların bu ve benzeri eylemleri yönetme olasılığının düşük olduğu görüşünde. Bunun yalnızca ana gruplar üzerindeki suçlamaları uzaklaştırma girişimleri olduğunu işaret ediliyor.
Gruplar birden çok füze saldırısından sorumlu olduklarını açıklamalarına rağmen hükümetin Yeşil Bölge’yi hedef almakla suçlanan Asaibu’l Ehli’l Hak’ın füze kuvvetleri komutanını tutuklaması, söz konusu fraksiyonların sahte kimlikler olduğu inancını güçlendiriyor.
Son dönemlerde başta uydu kanallarını bozma olmak üzere birçok saldırıya imza atan bu yeni gruplarının sayısının 17 olduğu tahmin ediliyor.
Arar Geçidi’nin açılışıyla eş zamanlı
Irak’ta İran nüfuzuna karşı çıkanlar, bu saldırıların Irak ile Suudi Arabistan arasındaki Arar Geçidi’nin açılması ve iki tarafın ilişkilerinin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığı bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyorlar. Bu gelişmelerin, Riyad’a açılma çabalarını baltalayan ve Kazımi hükümetini zor durumda bırakmaya çalışan Tahran ve ona bağlı milisleri rahatsız etmiş olabileceğine işaret ediliyor.
Bağımsız Araştırma Grubu Başkanı Muhammad Dağar, bilinmeyen grupların ortaya çıkmasının, bunların, eylemlerin sorumluluklarını üstlenmek istemeyen tanınmış örgütler için bir piyon olduklarını gösterdiği görüşünde. Ayrıca bunun, kanıtları gizlemek kullanılan bir güvenlik yöntemi olduğunu belirtti.
Gerçekleştirilen operasyonların yeni oluşturulan gruplar tarafından yönetilemeyeceğine işaret eden Dağar, yapılan eylemlerin istihbarat servislerinin işi olduğu izlenimi uyandırdığının altını çizdi.
Dağar, operasyonun Kazımi hükümetini zor durumda bırakmak için gerçekleştirilmesi ihtimali konusunda da şunları söyledi:
“Riyad, Kazımi’nin Bağdat’ta iktidara geçebilecek en iyi isim olduğunun farkında. Bu nedenle ne onu ne de hükümetini zor durumda bırakmak istemez.”
Aramco’nun hedef alınması ve Iraklı milislerin suçlanması
Silahlı gruplar, Irak toprakları içinden Suudi Arabistan'a saldırı düzenlemekle ilk kez suçlanmıyor. CNN’in haberine göre 15 Eylül 2019 tarihinde Saudi Aramco şirketini hedef alan ve 14 Eylül 2019 tarihli saldırılar, Yemenli Husi milislerinin Irak topraklarından insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilmişti.
Eski Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi bu haberlere ‘iddiaların gerçek dışı’ olduğunu vurgulayarak yanıt vermişti.
Abdulmehdi, 15 Eylül 2019 tarihinde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Irak, bazı medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarının, topraklarının Suudi petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırmak için kullandığını yönündeki iddialarını reddediyor. Irak, topraklarının komşusu olan dost ve kardeşlerine karşı saldırılar için kullanılmasını önleme konusundaki anayasal taahhüdüne bağlıdır. Irak hükümeti anayasayı ihlal etmeye çalışan herkesle kararlılıkla mücadele edecektir. Bilgi ve gelişmeleri takip etmek için ilgili Iraklı birimlerinden üyelerle bir komite oluşturuldu.”



