İran'ın füze saldırılarında ‘gölge grupların’ rolü

Riyad'a düzenlenen roket saldırılarının genç milisler tarafından yönetilemeyeceği belirtiliyor. (AFP)
Riyad'a düzenlenen roket saldırılarının genç milisler tarafından yönetilemeyeceği belirtiliyor. (AFP)
TT

İran'ın füze saldırılarında ‘gölge grupların’ rolü

Riyad'a düzenlenen roket saldırılarının genç milisler tarafından yönetilemeyeceği belirtiliyor. (AFP)
Riyad'a düzenlenen roket saldırılarının genç milisler tarafından yönetilemeyeceği belirtiliyor. (AFP)

Ahmed es-Suheyl
Kendilerini ‘Vaadu’l Hak Tugayları’ olarak adlandıran bir grup, Riyad’ı hedef alan füze saldırısını üstelendiğini duyurdu. Ardından da ‘gölge gruplar’ olarak adlandırılan bu gruplar hakkında yeni soru işaretleri ortaya çıktı.
Husi örgütü, son saldırı ile bağlantısı olduğunu kabul etmezken Vaadu’l Hak isimli grup, saldırıyı Irak topraklarından Riyad’a drone kullanarak gerçekleştirdiğini duyurdu. Bu durum, Irak içindeki gruplar ve yeni isimler tarafından ABD Büyükelçiliği ve Uluslararası Koalisyon’un askeri konvoylarına düzenlenen saldırılara ek olarak eylemlerden gerçekten sorumlu olan taraflarla ilgili birçok senaryoyu gündeme getirdi.

Varlığı olmayan gruplar
Gündemde olan söylentilere karşılık sahada söz konusu gölge grupların varlığını reddeden ve hakkında şüpheler uyandıran başka bir görüş ortaya çıkıyor. Ayrıca gerçekleştirilen operasyonların doğrudan devlete bağlı gruplar tarafından yönetildiği iddia ediliyor.
Iraklı gazeteci ve yazar Muhammed Habib konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
"Grupların kimlikleri ve her dönemde yeni isimlerin ortaya çıkmasıyla ilgili tartışmalarda yaşananlar, kamuoyunu devlet kollarında belirsizlik olduğu konusunda aldatmaya yönelik başarısız bir girişimdir." 
Habib ayrıca bu konunun çok açık olduğuna ve gizemli kolların veya gölge fraksiyonlar ve yeni isimler olduğunu söylemeye gerek olmadığını ifade etti.
Söz konusu grupların net ve basit bir haritası olduğunu belirten Habib bunların İran’dan destek, eğitim ve koruma alan tüm yapılanmaları temsil ettiğini vurguladı. Muhammed Habib, Lübnan’da Hizbullah’ın temsil ettiği bu grupların Irak’ta ise Hizbullah ve Asaibu’l Ehli’l Hak tarafından temsil edildiğini belirtti.
Diğer gruplara gelince bunların bir sayı veya önem teşkil etmediğine dikkat çekti. Bunun en iyi kanıtının grupların Seraya el-Horasani’den kurtulmaya karar verdikten sonra liderlerini tutuklayarak ortadan kaybolması olduğuna işaret etti. Ayrıca grup liderinin akıbetinin ne olduğunu ise halen kimsenin bilmediğine dikkat çekti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Kudüs Gücü ile bağlantılı gruplar hakkında sınırlı bir harita ve bilgi olduğunun altını çizen Habib, Telegram sitesindeki yeni platformlar ve isimler hakkında konuşmanın ‘aynı ana hiziplerden kaçmaktan ve her şeyi kontrol etme girişiminden’ başka bir şey olmadığına dikkat çekti. Bu grupların bir yandan güç kazanımı ve uluslararası toplumla ilişkiler kurmak isterken diğer yandan İran'ın emirlerini uygulamak ve davranışlarını sürdürmek istediklerine işaret etti.

İran’ın suçlamaları Husilerden uzaklaştırma girişimleri
Habib, Husi grubunun on saldırıya olası müdahalesiyle ilgili olarak da yaşananların Vaadu’l Hak Tugayları grubuna mal edildiğini düşünüyor. Belki de İran’ın şu an Husi grubuna yönelik suçlamayı, özellikle de terörizm listesinden çıkarma olasılığı hakkında konuşarak savuşturma girişimini temsil ettiğini belirten Habib, bu amaçla sosyal medyada platformlar oluşturmanın çok kolay olduğuna dikkat çekti.
Vaadu’l Hak Tugayları grubu, 24 Ocak'ta Telegram'da oluşturulan bir platformda saldırıyı üstlendiğine dair bir açıklama yayınladı. Ancak başka herhangi bir bilgi verilmedi.
Operasyonları gerçekleştiren grupların bunu nasıl duyuracakları konusunda kafalarının karışık olduğu görüşünde olan Habib bazen saldırılarda yeni isimlere işaret edildiğini, bazen de bunların üçüncü bir tarafa atfedildiğini belirtti.
Habib sözlerini öyle sürdürdü:
“Bu konu karmaşık veya belirsiz değildir. Bağdat hükümeti füze fırlatanlara karşı harekete geçmeye karar verdiğinde saatler içinde Asaibu’l Ehli’l Hak’ın bir üyesini tutuklamayı başardı."
Muhammed Habib söz konusu saldırıları gölge gruplara atfetme girişimlerini ‘komik’ olarak nitelendirdi. DMO ile doğrudan bağlantılı ana milislere yönelik suçlamaları savuşturmanın ve dış operasyonlar gibi önemli konularda merkezi olarak hareket etmenin yeterli olmayacağına işaret etti.

Gruplar, İran’la düzelmenin bedeli
Güvenlik ve Siyasi İşler Araştırmacısı Ahmed eş-Şerifi, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları Vaadu’l Hak Tugayları’nın üstlenmesi senaryosunun ‘el-Ula Anlaşması’na yönelik bir saldırı girişimi’ olduğunu söyledi. Bu tarafların söz konusu yakınlaşmanın Tahran’ın Irak’taki fraksiyonların üzerindeki örtünün kaldırılması da dahil olmak üzere Washington’ın koşullarını kabul etmesi anlamına geldiğine işaret etti.
Şerifi değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“İran’a bağlı grupların saflarında, özellikle gelecekteki bir hedef ve İran’la olası bir düzelmenin bir bedeli olacağından endişe ettikleri için çok sayıda bölünme meydana geldi. Bu gruplar, liderlik ettiği gerilime rağmen bir sonraki aşamada kendilerine güvenlik sağlayacak bir çözüm arayışı içindeler.”
Şerifi, bu grupların İran’ın kararına karşı nispeten de olsa karşı çıkmalarının ardında yatan sebebin Tahran'ın Washington ve Riyad'la arasının düzelmesi durumunda kendilerinin tecrit altında yaşadıklarına ve pratik olarak kontrol altına alınma yolunda geniş bir strateji kapsamına girdiklerine inanmaya başlamaları olabileceğini belirtti.
Iraklı grupların bu saldırıları üstlenmesiyle ilgili en büyük sorunun Riyad ile ilişkileri onarmada uzun bir yol kat eden Bağdat hükümetini zor durumda bırakması olduğunu ifade eden Ahmed Şerifi bu duyurunun, söz konusu ilişkiyi baltalamaya yönelik girişimin bir parçası olabileceğine dikkat çekti.

Yeni gruplar
Irak geçtiğimiz yıl belli liderleri olmayan ve tanınmış geleneksel oluşumlara benzemeyen çok sayıda yeni fraksiyonun ilanına tanık oldu. Bu gruplar tarafından yapılan uzun açıklamalar ile birlikte bazılarının Ashabu’l Kehf, Asabetu’s Sairin, Seraya Sevretu’l İşrin es-Saniye, Kuvvat Zu’l Fikar, Seraya el-Muntakim, Evliyau’d Dem, Se’ru’l Mühendis, Kasım el-Cebbarin ve el-Gaşiye oluğu anlaşıldı.
Söz konusu gruplar,  Uluslararası Koalisyon’un askeri konvoylarını hedef aldıklarını kabullenmelerine ek olarak Yeşil Bölge ve Bağdat Havaalanı’na yapılan çok sayıda füze saldırısının sorumluluğunu da üstlendiler. Ancak birçok gözlemci bu grupların bu ve benzeri eylemleri yönetme olasılığının düşük olduğu görüşünde. Bunun yalnızca ana gruplar üzerindeki suçlamaları uzaklaştırma girişimleri olduğunu işaret ediliyor.
Gruplar birden çok füze saldırısından sorumlu olduklarını açıklamalarına rağmen hükümetin Yeşil Bölge’yi hedef almakla suçlanan Asaibu’l Ehli’l Hak’ın füze kuvvetleri komutanını tutuklaması, söz konusu fraksiyonların sahte kimlikler olduğu inancını güçlendiriyor.
Son dönemlerde başta uydu kanallarını bozma olmak üzere birçok saldırıya imza atan bu yeni gruplarının sayısının 17 olduğu tahmin ediliyor.

Arar Geçidi’nin açılışıyla eş zamanlı
Irak’ta İran nüfuzuna karşı çıkanlar, bu saldırıların Irak ile Suudi Arabistan arasındaki Arar Geçidi’nin açılması ve iki tarafın ilişkilerinin benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığı bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyorlar. Bu gelişmelerin, Riyad’a açılma çabalarını baltalayan ve Kazımi hükümetini zor durumda bırakmaya çalışan Tahran ve ona bağlı milisleri rahatsız etmiş olabileceğine işaret ediliyor.
Bağımsız Araştırma Grubu Başkanı Muhammad Dağar, bilinmeyen grupların ortaya çıkmasının, bunların, eylemlerin sorumluluklarını üstlenmek istemeyen tanınmış örgütler için bir piyon olduklarını gösterdiği görüşünde. Ayrıca bunun, kanıtları gizlemek kullanılan bir güvenlik yöntemi olduğunu belirtti.
Gerçekleştirilen operasyonların yeni oluşturulan gruplar tarafından yönetilemeyeceğine işaret eden Dağar, yapılan eylemlerin istihbarat servislerinin işi olduğu izlenimi uyandırdığının altını çizdi.
Dağar, operasyonun Kazımi hükümetini zor durumda bırakmak için gerçekleştirilmesi ihtimali konusunda da şunları söyledi:
“Riyad, Kazımi’nin Bağdat’ta iktidara geçebilecek en iyi isim olduğunun farkında. Bu nedenle ne onu ne de hükümetini zor durumda bırakmak istemez.”

Aramco’nun hedef alınması ve Iraklı milislerin suçlanması
Silahlı gruplar, Irak toprakları içinden Suudi Arabistan'a saldırı düzenlemekle ilk kez suçlanmıyor. CNN’in  haberine göre 15 Eylül 2019 tarihinde Saudi Aramco şirketini hedef alan ve 14 Eylül 2019 tarihli saldırılar, Yemenli Husi milislerinin Irak topraklarından insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilmişti.
Eski Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi bu haberlere ‘iddiaların gerçek dışı’ olduğunu vurgulayarak yanıt vermişti.
Abdulmehdi, 15 Eylül 2019 tarihinde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:
“Irak, bazı medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcılarının, topraklarının Suudi petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırmak için kullandığını yönündeki iddialarını reddediyor. Irak, topraklarının komşusu olan dost ve kardeşlerine karşı saldırılar için kullanılmasını önleme konusundaki anayasal taahhüdüne bağlıdır. Irak hükümeti anayasayı ihlal etmeye çalışan herkesle kararlılıkla mücadele edecektir. Bilgi ve gelişmeleri takip etmek için ilgili Iraklı birimlerinden üyelerle bir komite oluşturuldu.”



Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.


Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.