Wi-Fi'ye bye bye, Yaşasın Li-Fi!

Fotoğraf: lifi.co
Fotoğraf: lifi.co
TT

Wi-Fi'ye bye bye, Yaşasın Li-Fi!

Fotoğraf: lifi.co
Fotoğraf: lifi.co

2015'te Estonya'da ilginç bir şey oldu.
Velmenni şirketi Li-Fi teknolojisini laboratuvarlardan sonra ilk kez ofislerde test etmeye karar verdi.
Amaç tüm dünyanın internet ile bağlantısını sağlayan Wi-Fi teknolojisinin yerine Li-
Fi'yi koymaktı.
1Gbps’lik yani 1024 Mbps (Mbps, yani internetin standart hız birimi) hıza ulaşıldı!
Ben ise milenyumdan 21 yıl sonra bu yazıyı yazarken internete 19Mbps'lik bir hızla ve elbette Wi-Fi ile bağlanıyorum.
(Türkiye'nin sabit internette ortalama hızının 27.86 Mbps ile dünyada 101. dünyada sırada olduğunu aklımdan çıkarmadan...)

Aradan geçen 6 yıl Li-Fi için daha bereketli oldu.
Li-Fi ampulleri sayesinde sadece birkaç saniye içinde bir HD film indirmeye eşit olan veri gönderimi mümkün hale geldi!
Işık tabanlı Li-Fi ışınları, Wi-Fi gibi duvarlardan geçmediği için düşük menzille bağlantı sağlayabilmişti.
Li-Fi teknolojisinde veriler, nanosaniyeler içinde yanıp sönüp ışıkları insan gözüne gözükmeyen LED’ler yardımıyla iletiliyor.
Yüksek hızlara erişmek işte böyle mümkün hale geliyor.
Fikrin mucidi ve geliştiricisi Edinburgh Üniversitesi'nden Profesör Harald Haas.
Haas, Edinburgh Kraliyet Derneği üyesi bir mühendis.
TedX konuşmalarını milyonlarca kişi izledi.
Li-Fi yani "Light Fidelity" teknolojisinin Wi-Fi gibi radyo dalgaları yerine görsel spektrumla veri aktarmaya imkan tanıdığını söylüyor.Bir alıcıya bilgi gönderirken (binary data) hızlıca açılıp kapanan flaş ampulleri kullanılıyor Li-Fi teknolojiside...
İşin Türkçesi, Haas'ın geliştirdiği sistem fazlasıyla meşgul olan radyo frekanslarını
tercih etmiyor.
Bunun anlamı ise daha hızlı internet!
Li-Fi, Wi-Fi'ye göre 10 bin kat daha fazla kapasitenin kullanımına imkân tanıyor.
Laf değil...
Sonuçta Li-Fi bugün kullandığımız Wi-Fi'ye hayat veren radyo sepektrumundan 10 bin kat daha büyük.
Bir başka deyişle potansiyel olarak sınırsız kapasiteye sahip.
Araştırmacılar 1 W'lık LED ampulle dört bilgisayarın yüksek veri hızında internete bağlanabileceğini söylüyor.
Şehrin içinde Wi-Fi noktası bulmak için bir o yana bir bu yana dolaşırken, Li-Fi sokak lambalarının sağladığı ışıktan bile yararlanıp hızlı interneti önünüze seriyor.
Bu yeni teknoloji, Wi-Fi'ın sebep olabileceği baş ağrısı ve kanser gibi sağlık sorunlarının da önüne geçtiğini iddia ediyor.
En azından insanlar için zararlı radyasyonu içermediği kesin.
Wi-Fi sistemlerinin artık bir tıkanma noktasına geldiği çoğu uzmanın malumu.
Sadece uzmanların görüşlerine de gerek yok aslında.
Pek çok kullanıcı da tıkanmayla karşı karşıya.
İşte Li-Fi bu tıkanmayı, hem de çok daha hızlı internet bağlantısı sunarak ortadan kaldırmayı vadediyor.
Sistem, pilot uygulamalarda başarı olsa bile henüz dünya çapında yaygınlaşmadı.
Yine de geleceği Li-Fi'de görenler var.
Çin merkezli teknoloji üreticisi Oppo gibi...
Firma üzerinde çalıştığı yeni akıllı telefonunda Wi-Fi yerine Li-Fi teknolojisini baz aldığını geçtimiz ağustos ayında duyurmuştu.
Peki insanoğlunun ışık üzerinden haberleşmesini mümkün kılan bu sistem hakkında başka neler biliyoruz?
İşte 13 soruda Li-Fi teknolojisi hakkında merak edilenler...
Yanıtlar ise teknolojinin mucidi Profesör Harald Haas'tan...
Gerçekten Wi-Fi'ye bye bye, yaşasın Li-Fi mı?
Eğer Harald Haas haklıysa dünyayı yepyeni bir dönem mi bekliyor?
Tarih kitapları onu çılgın ve devrimci bir bilim insanı olarak mı hatırlayacak yoksa çılgın ve yaptıkları görmezden gelinmiş bir kişi olarak mı?
Karar sizin...
Kuşkusuz biraz da tarihin... 

Li-Fi nasıl bir teknoloji? Veri transferi ne kadar hızlı olacak? Wi-Fi'nin pabucunu dama atacak mı?
Optik spektrumda devasa bir band genişliğinden yararlanılıyor. Radyo frekans spektrumundan üç kat daha büyük. Bu da daha çok veri gönderip almanız anlamına geliyor. Li-Fi radyo frekanslarının sağladığı sınırlı verilere nazaran muazzam bir veri hattı sunuyor. Li-Fi çok daha basit bir küresel stardart getirecek. Karışıklığın önüne geçtiği gibi maliyetleri de düşürecek.
Li-Fi elektromanyetik parazitlere karşı dirençli bir yapıya sahip.  Bu aynı zamanda radyo frekansları sistemleri ile Li-Fi sisteminin eş konumlu yani aynı yer ve zamanda gerçekleştiği, birbirlerine karışmayacağı anlamına geliyor.

Karışmaktan kastınız ne? Mesela eve gelip Wi-Fi'ye bağlandığımda listede birçok farklı evdeki kullanıcının bağlantısını görebilmem mi? Bunun ne sakıncası var ki?
Bir çok evde bağlantının birbirine karışması birincil suçludur. Özellikle de nüfusun yoğun olduğu büyük apartmanlar ve sitelerdeki internet kullanımına bakıldığında... Li-Fi'de ise gizlilik var. Yani kullanıcı internet sağlayıcının varlığından bile haberdar olmayacak. Sırf bu sebepten internet servis sağlayacıları kullanıcılara yüzlerce Mbps (internetin stadart hız birimi) sözü vermelerine rağmen kullanıcılar 20 Mbps'lik hizmet alıyordu. Duvarların arasından geçen  radyo sinyalleri yaşadığınız apartmandaki diğer odalara kadar sızıyordu. Bu da sinyalin kalitesiyle ilgili sorunları beraberinde getiriyordu. İnternete bağlı cihaz sayısının çoğalmasıyla birlikte sorun sadece daha kötü bir hal alıyordu. İşte Li-Fi karşı karşıya kaldığınız bu sorunu ortadan kaldırıyor. Çünkü Li-Fi teknolojisinin evinizin duvarlarından sızmasına gerek yok. Çünkü radyo sinyalleriyle çatışmıyor ve kapladığı alanı yani menzilini görebildiğiniz gibi sinyallerin karışması da engelleniyor.
Aşağıdaki illüstrasyon aradaki farkı ortaya koyuyor. Bugün kullanılan Wi-Fi teknojisinin ana unsuru radyo frekansları kırmızı ile belirtildi.
Duvarlar arasından sızan Wi-Fi sinyallerin karışmasına yol açtığı gibi güvenliğiniz için de bir tehdit haline dönüşebiliyor. Li-Fi ise tertemiz ve güvenlikli bir bağlantı sağlıyor.

Yani radyo dalgası yerine ışıktan beslenen Li-Fi'nin sağlayacağı sinyaller duvarlar arasında bir hayalet gibi dolaşmıyor?
Evet, Li-Fi teknolojisinin öznesi ışık. Ve ışık duvarladan radyo frekansı gibi geçiş yapmıyor.Doğası itibarıyla akaryakıt istasyonları kimyasal tesisler, nükleer enerji santralleri gibi antenlerin kullanılmadığı yerlerde de güvenli bir internet kullanımı imkanı veriyor. Bu teknoloji çok daha iyi bir kullanıcı tecrübesi sağlıyor. Çok daha güvenilir ve öngörülebilir bir bağlantı sağlanmasına ön ayak oluyor.

Bazı çevreler Li-Fi teknolojisini eleştiriyor. Özellikle Wi-Fi'dan daha pahalı olacağı söyleniyor.
Hayır, Li-Fi daha pahalı olmayacak.

Li-Fi teknolojisinin alt yapısı nasıl inşa edilecek peki?
Aslında Li-Fi bilgisayar haberleşme sisteminde IEEE 802.11bb standardizasyonunu kullanacak.

Ne demek istediğinizi sadece teknolojiyle yatıp kalkanlar anladı sanırım...
Yani Li-Fi telsiz yerel ağ standardı olarak bilinen Wi-Fi'nin teknoloji yapı taşı IEEE 802.11bb  standardizasyonunu kullanacak. Böyle Li-Fi teknolojisi mevcut temel bant yongalarından yararlanacak. Bu durum Li-Fi'ın pazarlama süresini hızlandıracak ve bazı ticari engelleri ortadan kalkmasını da beraberinde getirecek.

Ben LED ışıklara biraz takıldım. Bu, Li-Fi teknolojisinin geniş kitlelere ulaşması açısından olmazsa olmaz mı? Kimi insanlar, mesela ben LED ışıkları günlük hayatında kullanmayı dahi tercih etmiyor, sevmiyor. Kimileri de bu yeni "ışıklı teknolojiyle" mesela karanlık ve ışıksız bir odada yatağa uzanmış bir şekilde nasıl internet kullanabiliceğini merak ediyor.
Bakın bu teknoloji görünebilir led ışıklarını gerektirmiyor. Gizli bir kızılötesi de kullanılabilir. Aslında mevcut Li-Fi ürünlerinde, erişim noktasından (LiFi yönlendiricisinden) mobil terminale bağlantının görünür ışık kullandığını göreceksiniz. Bu, aydınlatma ile yüksek hızlı kablosuz veri iletişimini birleştirmeye yarar.
Bununla birlikte Li-Fi'da mobil terminalden erişim noktasına olan iletişim bağlantısı için kızılötesi spektrumu kullanılır. Çünkü bir mobil cihazın aydınlatmasına gerek yok.

Herkesin merak ettiği ışıkla Li-Fi'nin arasına girersek ne olacağı. Yani bu yeni teknolojiye kullanacak biri ışıkla temas ederse ne olur? İnternet birderbire kesilir mi?
Doğrudan görüş hattı bağlantısı engellenirse Li-Fi'nin  performansı düşecektir. Bu bozulmanın ne kadar büyük olduğu, optik sistemin tasarımına bağlı. En kötü senaryoda veri hızı sıfıra düşer. Bu nedenle Li-Fi sistemini, bir bağlantı kesintiye uğradığında mobil terminalin ikinci bir Li-Fi erişim noktasına bağlanabileceği şekilde tasarlamak çok önemli. Kısacası evet, Li-Fi sistemi iyi tasarlanmazsa böyle bir durumda kesilebilir. Bununla birlikte, sistem iyi tasarlanmışsa, bu senaryonun gerçekleşmesi pek olası değil.

Li-Fi teknolojisinin insan sağlığı ve doğaya olumlu etkilerinden bahsediyorsunuz. Peki ya enerji kullanımına olumlu etkisi var mı?
Işıkların açık olması gerektiğinde, tam olarak aynı ışığın yüksek hızlı bir veri bağlantısı sağlaması net bir enerji avantajı sağlar. Radyo frekansı ile sağlanan Wi-Fi iletişimlerinde, kablosuz sinyal tipik olarak birçok yönden gönderilir. İşte bu nedenle örneğin telefonunuzu Wi-Fi'ye bağlamaya çalıştığınızda çok sayıda Wi-Fi ağı görebilirsiniz. Bu beraberinde çok fazla sinyal enerjisinin boşa harcandığı anlamına gelir. Li-Fi'de ise ışık sınırlı bir alanı kaplar ve bir ışık huzmesini odaklamak için basit lensler kullanmak da mümkündür. İşte tam da bu nedenle Li-Fi kullanırken net bir enerji tasarrufu olacağını söyleyebilirim.

Ortalama bir internet kullanıcısı olarak Li-Fi ile elektrik arasındaki bağlantıyı merak ediyorum. Yani gücünü ışıktan alan bu teknolojinin elektrik kesintileri meydana geldiğinde ne yapacağını... Elektrikler gittiğinde akıllı telefonumdaki 4G bağlantısı üzerinden en azından şarjım bitene kadar birkaç saat daha internette dolanabiliyorum. Böyle bir sorunla karşılaşınca Li-Fi kullanıyor olsam ne yapacağım?
Evet, bu karşılaşılabilecek bir durum. Fakat elektrik gittiğinde evdeki Wi-Fi routerın yani yönlendiriciniz de kapanıyor ve akıllı telefonunuza bağlantı sağlayamıyor. 4G'nin çalışmasınınsa temel nedeni civarda bir yerde bulunan radyo baz istasyonunun elektrik kesintisinden etkilenmemesi veya bir jeneratör ile çalıştırılması... Bu nedenle Li-Fi, böyle bir sorunla karşılaşıldığında bir ev dağıtımında Wi-Fi'den farklı olmayacak.

Tamam. Li-Fi teknolojisinin karşı karşıya kaldığı en büyük engel ne? Ya da şöyle sorayım, sorun ne?
Bana göre temelde en büyük sorun Li-Fi teknolojisi etrafında dönen yanlış kanılar. Teknik olarak Li-Fi dünya çapında yüzlerce denemede kendini kanıtladı. Li-Fi, akıllı telefonlara entegre edilebilecek şekilde, bir akıllı telefonun kamera modülünden daha büyük olmayacak bir forma bile sokulup küçültüldü. Veri hızları 1 Gbps ve daha yüksek.
Aslında, şu anda Birleşik Krallık'ta saniyede terabit (Tbps) optik kablosuz iletişim ağları geliştiren TOWS (Terabit Çift Yönlü Çok Kullanıcılı Optik Kablosuz Sistem, Li-Fi için 6G) adlı bir araştırma projesi de sürüyor. Li-Fi için teknoloji eko sisteminin geliştirilmesi önemli. Li-Fi bileşen sağlayıcılarının, sistem geliştiricilerinin ve yazılım/uygulama geliştiricilerinin, LiFi'nin büyük ölçekli pazarda benimsenmesini sağlamak için bir araya gelmesi gerekiyor.
Bir karşılaştırma yapalım isterseniz. Şu anda Li-Fi, multi-milyon dolarlık bir pasta. Li-Fi endüstrisi paydaşlarının bir araya gelip bu pastayı birkaç parçaya ayırması ve arayüzleri tanımlaması gerekiyor. Bu çok milyon dolarlık pastayı, pek çok pazar araştırması kuruluşunun bildirdiği gibi yüzlerce milyar dolarlık pastaya dönüştürecek. Bu nedenle, bu tam süreci destekleyen Light Communication Alliance (LCA) (www.LightCommunications.org) gibi kuruluşlar var.

Çinli teknoloji şirketi Oppo geçen yıl ağustos ayında Li-Fi teknolojisi ile çalışacak yeni akıllı telefonlar geliştireceğini açıkladı. Umutlu musunuz?
Bu haberi gördüğümde kesinlikle çok memnun oldum. Akıllı telefon endüstrisinin bir inovasyonun önünü tıkayacak duvarlara karşı koştuğuna inanıyorum. Li-Fi, benzersiz bir bağlantı yöntemi ve başka türlü mümkün olmayan yeni kullanım durumları sağlamada gerçekten büyük bir fark yaratabilir.

Bir bilim insanızınız. Strathclyde Üniversitesi geçen ekim ayında Li-Fi Araştırma ve Geliştirme Merkezi'ni sahiplenip bünyesine taşıdı. Yine de bir çok insanın aklında şu soru var. Profesör Haas'ın bu teknolojiden çıkarı ne? Para mı yoksa bir şeyi icat etme hırsı mı?
2004'te Li-Fi üzerinde çalışmaya başladığımda,  VLC yani görünür ışık haberleşmesi/iletişimini daha hızlı hale getirmek istemiştik. Bu hedefe ulaşmak için sahip olduğum fikirlerden biri işe yaradı. Almanya, Bremen'deki Jacobs Üniversitesi'nde bir lisans projesinin parçası olarak bir kavram kanıtı yaptık.
Tutkum yeni fikirler üzerinde çalışmak ve icat etmek. Çabuk sıkıldığım için geleneksel şeylere biraz ince ayar yaparak tekrar tekrar yapmayı sevmiyorum. Denediğimiz birçok fikir başarısız oldu, ancak yüksek hızlı VLC veya uzaysal modülasyon gibi bazıları işe yaradı. Şu anda dünyadaki birçok araştırma grubu tarafından geliştirilen ve 5G denemelerinin bir parçası olarak endüstri tarafından uygulanan yeni bir kablosuz iletim tekniğiyle uğraşıyoruz. İnovasyon ve yeni fikirlerle hareket ediyorum. Bir fikrin değeri, teknolojiyi benimseyen veya kullanan her sıradan insanla birlikte katlanarak artar. Bu yüzden kesinlikle yenilik yapmaya yöneliyorum, ancak gerçek olan bu yenilikten kaç kişinin etkilendiği olsa gerek. Bu yüzden Li-Fi konusunda tutkuluyum ve 2012'de bunu herkese ulaştırmak için bir şirket kurdum.



‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news


Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
TT

Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da bu hafta düzenlenen Microsoft Yapay Zekâ Turu’nda öne çıkan duyuru netti: Şirket, müşterilerin 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren Azure veri merkezi bölgesinden bulut iş yüklerini çalıştırabileceğini teyit etti.

Ancak bu teknik başarı, daha derin bir anlam da taşıyor. Suudi Arabistan artık yapay zekâyı test etme aşamasını geride bırakmış durumda ve altyapı, yönetişim, beceri geliştirme ve kurumsal benimseme süreçlerinin kesiştiği bir uygulama aşamasına giriyor. Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris’e göre bu zamanlama tesadüf değil; yıllarca süren hazırlığın bir sonucu.

Badhris, etkinlik sırasında “Ortaya çıkan netlik ve güven, kurumlara dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarını planlarken önemli bir rehberlik sağlıyor” dedi.

‘Netlik ve güven’ ifadeleri teknik birer terim gibi görünse de, aslında stratejik öneme sahip değişkenler. Devlet kurumları ve büyük şirketler, yapay zekâya geçişi yalnızca deneylere dayanarak yapmıyor; altyapının yerel olarak hazır olduğunu, düzenleyici gerekliliklerle uyumlu olduğunu ve uzun vadeli işletim sürekliliğinin sağlandığını gördüklerinde adım atıyorlar. Yeni Azure veri merkezi bölgesinin duyurulması, altyapının artık sadece geleceğe dönük bir plan değil, belirlenmiş takvimli ve yakın zamanda uygulanacak bir taahhüt olduğunu gösteriyor.

Deneylerden üretim ortamlarına

Suudi Arabistan’da yapay zekâ hikâyesi ardışık aşamalardan geçti. İlk aşama, dijital altyapının genişletilmesi, düzenleyici çerçevelerin geliştirilmesi ve bulut bilişimin güçlendirilmesine odaklandı. Bu aşama, temel kapasitenin oluşturulmasını sağladı. Mevcut aşama ise artık uygulama ve kullanım aşaması. Badhris, sürecin gerçekten değiştiğini belirterek, “Krallık genelinde devlet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın çalışıyoruz; veri güncellemelerinden yönetişime, beceri geliştirmeden müşterilerin deney aşamasından üretim aşamasına güvenle geçmesine kadar tüm hazırlıkları destekliyoruz” dedi. ‘Deneme’ ile ‘üretim’ arasındaki fark kritik önemde: Denemeler potansiyeli test ederken, üretim ortamları iş akışını yeniden şekillendiriyor.

csdcvds
Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda

Bu dönüşümü şirketler de somutlaştırıyor. Örneğin Qiddiya Investment Company ve ACWA Power, yapay zekâyı ayrı deneme girişimleri olarak kullanmak yerine günlük operasyonlarına entegre ediyor.

ACWA Power, Azure Yapay Zekâ hizmetleri ve akıllı veri platformunu kullanarak küresel çapta enerji ve su operasyonlarını iyileştiriyor; sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uyguluyor.

Qiddiya ise Microsoft 365 Copilot kullanımını genişleterek çalışanların iletişim özetlemesi, veri analizi ve yüzlerce varlık ile yükleniciye ait panolarla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Yapay zekâ artık kurumun kenarında değil, operasyonel yapısının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu, gerçek bir olgunluk aşamasını yansıtıyor; yapay zekâ gösteriş amaçlı bir araç olmaktan çıkıp üretken bir araç haline geliyor.

Stratejik bir sinyal olarak altyapı

Suudi Arabistan’ın doğusunda yer alan Azure veri merkezi bölgesi, yalnızca yanıt süresini kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda verilerin yerel olarak saklanmasını destekliyor, uyumluluk gereksinimlerini güçlendiriyor ve dijital egemenlik çerçevelerini pekiştiriyor.

Finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetleri gibi sıkı şekilde düzenlenen sektörlerde, verilerin düzenleyici gerekliliklerle uyumlu hale getirilmesi bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

sdcvdsv
Suudi Arabistan’ın Azure veri merkezi bölgesinin 2026’nın dördüncü çeyreğinde faaliyete geçeceği teyit edildi. Bu durum, kurumlara planlama ve genişleme konusunda netlik ve güven sağlıyor. (Getty Images)

Badhris, bu başarının uzun vadeli bir bağlılığı yansıttığını belirterek, “Bu adım, Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektör için gerçek ve ölçeklendirilebilir bir etki yaratma konusundaki uzun süreli bağlılığımızın önemli bir dönüm noktası” dedi.

‘Ölçeklendirilebilir etki’ vurgusu, altyapının kendi başına değer yaratmadığını, ancak değer oluşturmak için gerekli koşulları sağladığını gösteriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâyı enerji ve ulaştırma ağlarına benzer şekilde temel bir ekonomik yapı olarak ele alıyor ve üretkenliği artıracak bir zemin olarak konumlandırıyor.

Hızın katalizörü olarak yönetişim

Küresel ölçekte yapay zekâ düzenlemeleri genellikle sınırlayıcı bir unsur olarak görülür. Ancak Suudi Arabistan örneğinde, yönetişim, hızlandırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak entegre edilmiş durumda. Hassas sektörlerde yapay zekânın benimsenmesi, net bir güven çerçevesi gerektiriyor. Uyumluluk ise sonradan eklenen bir unsur değil; tasarımın başından itibaren yerleşik olmalı. Ayrıca, bulut hizmetlerinin ulusal dijital egemenlik gereklilikleriyle uyumlu hale getirilmesi, genişleme aşamasında olası sürtüşmeleri azaltıyor. Kurumlar, uyumluluğun platformun kendisine gömülü olduğunu gördüğünde, genişleme kararlarını çok daha hızlı alabiliyor. Bu anlamda, yönetişim bir sınırlayıcı olmaktan çıkarak etkin bir güçlendirici unsur haline geliyor.

Görünmez engel

Üretken yapay zekâ teknolojileri gündemde ön planda olsa da, kurumlar için en büyük zorluk genellikle veri altyapısında yatıyor. Parçalanmış veri sistemleri, kurumsal veri siloları ve birleşik bir yönetişim eksikliği, genişlemeyi ciddi şekilde engelleyebiliyor.

Suudi Arabistan stratejisi, etkili yapay zekâ kullanımı için veri altyapısını güncellemeyi temel öncelik olarak belirliyor. Düzenli ve entegre bir veri ortamı olmadan yapay zekâ uygulamaları yüzeysel kalıyor ve gerçek değer üretmiyor.

vdfsvfd
Veri mimarisini güncellemek ve yönetişimi standartlaştırmak, yapay zekâyı gerçek operasyonel değere dönüştürmek için ön koşullardır. (Shutterstock)

Bunun yanında, küresel ölçekte en büyük zorluklardan biri de yetenek açığı. Suudi Arabistan, 2030’a kadar üç milyon kişiyi yapay zekâ alanında eğitmeyi taahhüt etti. Odak yalnızca farkındalık yaratmak değil; uygulama becerilerini geliştirmek. Dönüşüm, iş akışına yapay zekâyı entegre edebilecek nitelikli insan kaynağı olmadan başarıya ulaşamaz.

Badhris, bu bağlamda beceri geliştirme çalışmalarının, genel hazırlık ve uyumluluk çerçevesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Ona göre, yapay zekâ çağında rekabet gücü yalnızca modellerin yetenekleriyle değil, iş gücünün bu yetenekleri kullanabilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Ekonomik strateji olarak sektörel dönüşüm

Riyad’daki yapay zekâ turu yalnızca teknik sunumlarla sınırlı kalmadı; enerji sektörü, büyük projeler ve kamu hizmetlerindeki uygulama örnekleri de ön plana çıktı. Bu uygulamalar sıradan veya yan projeler değil; Vizyon 2030’un temel taşlarını oluşturuyor. Enerji yönetiminde yapay zekâ sürdürülebilirliği artırırken, büyük projelerde yürütme verimliliğini yükseltiyor, kamu hizmetlerinde ise vatandaş deneyimini iyileştiriyor. Burada yapay zekâ bağımsız bir sektör değil; üretkenliği yatay olarak güçlendiren bir katalizör işlevi görüyor.

Küresel arenada konumlanma

Küresel ölçekte yapay zekâ liderliği, dört unsurla değerlendiriliyor: bilişim kapasitesi, yönetişim, sistem entegrasyonu ve beceri hazırlığı. Suudi Arabistan ise bu unsurları eşzamanlı olarak uyumlu hale getiriyor. Yeni Azure veri merkezi bölgesi hem bilişim altyapısını sağlıyor hem de düzenleyici çerçevelerle güveni güçlendiriyor; iş birlikleri entegrasyonu desteklerken, eğitim programları hazır olma seviyesini artırıyor.

Suudi Arabistan şimdi yapay zekâ yolculuğunda kritik bir aşamaya girmiş durumda. Altyapı güvenceye alındı, kurumsal kullanımlar yaygınlaşıyor, yönetişim entegre edilmiş ve beceriler gelişiyor.

Badhris, yapılan açıklamanın kurumlara ‘netlik ve güven’ sağlayarak yolculuklarını planlamada fark yaratacağını belirtiyor. Bu açıklık, hedef ile uygulama arasındaki farkı oluşturabilir. İşte Riyad’daki Microsoft turunun önemi burada ortaya çıkıyor: Altyapı artık amaç değil, dönüşümün inşa edildiği platform haline geliyor.