ABD koronavirüsle mücadelede üçüncü aşıyı onayladı

Johnson & Johnson’ın aşının miktarını yüzde 25 arttırması bekleniyor

Johnson & Johnson aşısı bir dozdan oluşuyor (Reuters)
Johnson & Johnson aşısı bir dozdan oluşuyor (Reuters)
TT

ABD koronavirüsle mücadelede üçüncü aşıyı onayladı

Johnson & Johnson aşısı bir dozdan oluşuyor (Reuters)
Johnson & Johnson aşısı bir dozdan oluşuyor (Reuters)

ABD’nin cumartesi günü, koronavirüse (Kovid-19) karşı 3. aşı olarak Johnson & Johnson aşısının acil kullanımına onay vermesinin ardından, Başkan Joe Biden, virüsü alt etmek, normal hayata dönmek ve ABD ekonomisini çöküşten kurtarmak için, halka mevcut aşıları yaptırma çağrısında bulundu. ABD kurtarma planına ve salgın karşısında dikkatli olmaya devam edilmesi ile, doğru yolda olunduğunu belirtti.
Biden, Beyaz Saray tarafından yayınlanan basın açıklamasında, artık piyasada 3 çeşit koronavirüs aşısının mevcut olmasının ardından, ABD’lilerin kendilerini ve toplumlarını korumaya ve ülkede yarım milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan virüsü hızla alt etmeye kararlı olma çağrısında bulundu. Biden, yönetiminin salgın tehdidi hafife almayacağını ve sonraki adımların, kesinliği olmayan varsayımlar üzerine atılmayacağını vurguladı.
Biden sözlerine şu ifadeleri ekledi: “Doğru yönde ilerliyoruz. İyi haberler hakkında daha fazla konuşmayı ve önümüzdeki hafta ABD’lilere ilerlemelerimizi bildirmeyi dört gözle bekliyorum. Yönetimim, bu tehdidi hafife alma veya sadece en iyisi varsayma gibi bir hataya düşmeyecek, bu yüzden, önümüzdeki aylarda bu savaşa devam etmek için ABD kurtarma planına ihtiyacımız var.”
Biden, Beyaz Saray’daki Roosevelt Salonu’nda cumartesi günü yaptığı kısa açıklamada, Temsilciler Meclisi’ne Kongre tarafından onaylanan yardım paketini hızlı bir şekilde dağıtılmasını istedi. Başkan, tasarıyı desteklediği için kendisine teşekkür etmek üzere Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’yi aradığını belirtti ve senatoya bir an önce kararı onaylama çağrısında bulundu. Biden, konu ile soruları yanıtlamadan, “Umarım hızlı bir işlemle karşılanır, kaybedecek vaktimiz yok.” dedi ve ekledi: “Bu ülkenin halkı çok uzun zamandır çok acı çekiyor.”
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Komiser Vekili Dr. Janet Woodcock ise, Johnson & Johnson aşısı kullanımına izin verilmesinin, ülkede yarım milyondan fazla ölüme neden olan bu salgın ile mücadeleye yardımcı olmak üzere, Kovid-19’a karşı en iyi koruma sağlayan mevcut aşılar listesini genişlettiğini söyledi. Johnson & Johnson firması tarafından üretilen ve Güney Afrika’da kullanılmaya başlanan aşı, dünya genelinde özellikle bekleniyor çünkü söz konusu aşı, diğerlerinin aksine tek bir doz kullanım gerektiriyor ve dağıtımını büyük ölçüde kolaylaştıran, buzdolabı soğukluğunda kalabilme özelliği ile lojistik alanda da avantajı sağlıyor.
Ulusal İlçe ve Şehir Sağlığı Görevlileri Birliği (NACCHO) Başkanı Lori Tremmel Freeman’ın belirttiğine göre, eyaletlerdeki aşı miktarını yüzde 25 oranında artırabilir ve ilk hafta, bir veya iki gün içinde aşılar teslim edilebilir.  
FDA, cumartesi günü yaptığı açıklamada, tek bir dozda verilen Johnson & Johnson aşısının 18 yaş ve üstü yetişkinler için acil kullanımı için izni verildiğini açıkladı. Bu durum, aşının bu haftanın başlarında mevcut olabileceği anlamına geliyor. FDA geçen haftanın başlarında aşının etkinliğini doğrulayan bir dizi belge yayınlamıştı. Diğer yandan, ABD hükümeti, Johnson & Johnson aşısının en az üç milyon dozunun önümüzdeki hafta itibariyle dağıtıma hazır olduğunu açıkladı. Johnson & Johnson şirketi de, Haziran ayı sonundan önce ABD için 100 milyon doz teslim etme sözü verdi.
ABD, Pfizer ve Moderna’dan 600 milyon dozluk siparişle, Temmuz ayı sonuna kadar neredeyse tüm nüfusu aşılamaya yetecek kadar aşıya sahip olacak.
ABD merkezli CNN ağı, Çin hükümetinin, korovirüsünün kökenini ortaya çıkaran sesleri susturma çabalarına ilişkin uzun bir basın raporu yayınladı. Raporda, Çin hükümetinin resmi açıklamalardan farklı bilgileri paylaşmak isteyen sesleri susturmaya çalıştığı ve Pekin’deki aktivistlerin, hükümetin bu bilgileri toplumdan saklamak istediğine yönelik iddialarına yer veriliyor. Rapora göre, bu seslerin bazıları, Wuhan’da yeni bir ölümcül virüsün varlığına yönelik uyarıda bulunmaya çalışan doktorlar ya da gazetecilerdi. Bu kişiler hastane sistemlerinin çökme noktasına geldiğini, cesetlerin hastane dışında yığıldığını belgeledi. Aynı şekilde diğerleri de, geniş kapsamlı sansür uygulamalarına rağmen, sağlık krizinin internete ortaya çıkan kanıtlarını korumaya çalıştı.
Bu kişiler, yetkililerin koronavirüs tehdidinin ciddiyeti konusunda halkı ve dünyayı uyarmakta ne kadar yavaş davrandığını ortaya çıkarırken, hikayeleri, Çin hükümetinin tehlikeli virüsün üstesinden geldiği ve yıkıcı yayılmasını önlediğine yönelik kamuoyuna duyurduğu hikayesinin yanı sıra dünyanın bu ölçekte başka bi salgın ile tekrar karşılaşmasını önlenmesi için aktivistlerin virüsün zaman çizelgesini anlamak için paylaştıkları kanıtlarla çelişiyor. Bir yılın ardından, ABD medyasının “gerçeğe şekil verenler” olarak adlandırdığı kişilerin neler buldukları hala net değil. Çoğu için, bu konudaki çalışmaları onlara pahalıya mal oldu, bazıları tutuklandı, bazıları kayıp. İçlerinden biri tüm hikayeyi ortaya çıkarmaya çalışırken hayatını kaybetti.



İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.


"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)
TT

"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı tarafından cinsel suçlardan hüküm giyen iş adamı Jeffrey Epstein davasıyla ilgili olarak cuma günü yayınlanan dosyalar, Epstein'ın suçlarına ve servetine odaklanan, daha önce yapılmış cesur bir röportajı ortaya çıkardı. Röportajı yapan ona kendisini "şeytanın vücut bulmuş hali" olarak görüp görmediğini sormuştu.

BBC ve Sky News tarafından yayınlanan röportajdan yapılan alıntılarda, Epstein'ın yaklaşık iki saat süren uzun bir röportajda soruları yanıtladığı görülüyor. Röportajı yapan kişinin kimliği, röportajın tarihi ve röportajın nedenleri açıklanmadı.

Bir noktada Epstein'a parasının "kirli" olup olmadığı soruluyor ve o da "Hayır, değil; çünkü ben kazandım" diye yanıtlıyor. Röportajı yapan kişi, paranın "dünyanın en kötü insanlarına, korkunç şeyler yapanlara danışmanlık yaparak" kazanıldığını söylüyor; Epstein ise "Ahlak her zaman karmaşık bir konudur" diye karşılık veriyor.

Ayrıca Pakistan ve Hindistan'da çocuk felciyle mücadeleye yardımcı olmak için para bağışladığını da belirtiyor.

Ardından röportajcı ona, “Üçüncü dereceden bir cinsel suçlu musunuz?” diye soruyor. Epstein, “Hayır, birinci dereceden biriyim. En aşağı seviyedeyim.” diye yanıtlıyor. Daha sonra kendisini “şeytanın ta kendisi” olarak görüp görmediği sorulduğunda ise “Hayır, iyi bir aynam var.” diye karşılık veriyor.

Röportajcı sorunun ciddiyetinde ısrar ederek Epstein'ın şeytanın tüm özelliklerine sahip olduğunu söylediğinde, Epstein şu yanıtı veriyor: "Hayır, şeytan beni korkutuyor."

Görsel kaldırıldı.ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarıyla ilgili belgeler (AP)

Bu video, ABD Adalet Bakanlığı tarafından cuma günü yayınlanan milyonlarca dosya arasında yer alıyor.

Epstein, cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken, 2019 yılında Manhattan'daki bir hapishanede intihar etti. 2008 yılında para karşılığında bir çocuğu cinsel olarak istismar etmekten hapse girmişti.


Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
TT

Medvedev, Amerika'nın Maduro'yu "kaçırmasını" kınadı... ve nükleer savaş uyarısında bulundu

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev (AP)

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, ABD'nin Venezuela eski Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu "kaçırmasının" uluslararası ilişkileri bozduğunu ve Karakas tarafından bir savaş eylemi olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Moskova'nın banliyölerindeki konutundan Reuters, TASS ve Rus savaş blogu Wargonzo'ya verdiği röportajda Medvedev, "Başkan Nicolas Maduro'ya olanlar kesinlikle uluslararası hukukun tüm kurallarının ihlalidir" ifadelerini kullandı.

Medvedev, "Yaşananlar uluslararası ilişkiler sisteminin tamamını alt üst etti" diyerek, yabancı bir gücün ABD Başkanı Donald Trump'ı "kaçırması" durumunda ABD'nin bunu kesinlikle bir savaş eylemi olarak değerlendireceğini vurguladı.

Medvedev ayrıca, Yeni START anlaşmasının yerine yenisi getirilmeden sona ermesi durumunda, 1970'lerin başından bu yana ilk kez büyük nükleer güçler üzerindeki kısıtlamaların ortadan kalkması konusunda küresel endişelerin artması gerektiğini belirtti. "Bunun hemen bir felaket ve nükleer savaşın başlangıcı anlamına geldiğini söylemek istemiyorum, ancak yine de herkes için bir endişe kaynağı olmalı" diye ekledi.

Medvedev, silah kontrol anlaşmalarının sadece savaş başlığı sayısını sınırlamada değil, aynı zamanda niyetleri doğrulamada ve büyük nükleer güçler arasında bir dereceye kadar güven sağlamada da çok önemli bir rol oynadığını açıkladı.