Rusya’nın Suriye için yeni bir üçlü platform oluşturmasının nedenleri

Türkiye, Rusya ve Katar dışişleri bakanları geçen perşembe günü Doha’da bir araya geldiler. (AP)
Türkiye, Rusya ve Katar dışişleri bakanları geçen perşembe günü Doha’da bir araya geldiler. (AP)
TT

Rusya’nın Suriye için yeni bir üçlü platform oluşturmasının nedenleri

Türkiye, Rusya ve Katar dışişleri bakanları geçen perşembe günü Doha’da bir araya geldiler. (AP)
Türkiye, Rusya ve Katar dışişleri bakanları geçen perşembe günü Doha’da bir araya geldiler. (AP)

Rusya’nın İran’ın dahil edilmediği, Türkiye ve Katar ile başlattığı Suriye’ye yönelik üçlü platformun ilk testi gelecek ayın ortasında, Ramazan Ayı öncesinde Anayasal Komitesi’nin altıncı oturumunu gerçekleştirilecek. Geçen perşembe günü Doha’da düzenlenen platform toplantısının sonunda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov sürecin başarısı taahhüdünde bulundu.

ABD’nin konumu
Her şeyden önce yeni ‘üçlü platformun’ kurulması, ABD’nin geçiş döneminde Rus diplomatik saldırısı sırasında gelişti. Suriye’nin Başkan Joe Biden yönetimi açısından bir öncelik olmadığı açık. Yeni ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Ortadoğu ve Afrika Direktörü Brett McGurk, ABD’nin Suriye’ye yönelik politikasını gözden geçiriyor. Tüm göstergeler, ABD’lilerin Suriye’nin kuzeydoğusunda kalmaya karar verdiklerini ancak bu sefer selefi Trump’ta olduğu gibi Biden’dan da ani Twitter mesajları atmayacağı yönünde. ABD, Suriye kriziyle ilgili aynı ‘ahlaki konumu’ ifade etmeye devam edecek. Ancak ‘dünyanın polisi olmak istemediği’ için kendisini somut bir adım atma mecburiyetinde hissetmeyecek.
Devamlı olan ise ‘DEAŞ ile mücadeleyle temsil edilen doğrudan çıkarlara geri dönüş, 2254 sayılı kararın uygulanması, insani yardım sağlanması için siyasi destekle, sorgulanabilirlik ve hesap verebilirlik konusundaki söylemle sınırlı. Bu yöndeki son göstergelerden biri, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in 30 Mart’ta Brüksel’de bağışçılar konferansında video konferans üzerinden yapacağı konuşmasını iptal etmesi oldu. Washington, konferansta finansal vaatlerde bulunacak. Ancak heyete Dışişleri Bakanı değil, ABD Büyükelçisi başkanlık edecek. Bunun yanı sıra Blinken, Brüksel’e Brüksel konferansının düzenleneceği gün olan 30 Mart’ta DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyon için bir konferans çağrısı yaptı.

Öncelikler açık
Aynı şekilde ABD kuruluşları, Caesar (Sezar) Yasası da dahil olmak üzere yaptırımların ‘koronavirüs ve insani koşullarla mücadele’ üzerindeki etkilerini gözden geçiriyorlar. Bu durumun, yeni yaptırım listelerinin hızlı bir şekilde yayınlanmasında etkili olacağına inanılıyor. Ancak bu, bazı üyelerinin ek yaptırımlar uygulamaya çalıştığı, Kongre tarafından onaylanmış Caesar Yasası’nın değiştirileceği anlamına gelmiyor.
Yine de ABD, yarın (14 Mart) prensip olarak İngiltere, Almanya ve Fransa ile dörtlü bir bildiri yayınlama kararı aldı. Bildiri, bu ayın 15’inde Suriye krizinin onuncu yıl dönümü münasebetiyle siyasi tutumun ilkelerini içerecek. Ayrıca Avrupa Birliği (AB) de tüm ülkeleri adına bir bildiri yayınlayacak. ‘Siyasi süreçte önemli bir ilerleme kaydedilmeden Suriye’nin inşasına katılım olmayacağına’ odaklanan bildiri, 2254 sayılı karar uyarınca gerçekleşmeyen Suriye seçimlerinin Şam ile ilişkileri normalleştirmek için bir neden olmayacağını ve 2011’de savaşın patlak vermesine neden olan ‘krizin köklerinin’ halen mevcut olduğunu içeriyor.

Rus saldırısı
Washington ile daha büyük çaplı bir gerginlikle karşı karşıya kalan Moskova yeniden büyük Arap ülkelerine ‘dönüş’ yapmaya karar verdi. Bu adımla birlikte Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunmanın ve insani yardım sağlamanın yanı sıra Şam ile ilişkileri normalleştirip bu ülkeleri Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesine ikna edilmesi amaçlanıyor. Bazı kesimler, Şam’ın üyeliğinin dondurulma sebeplerinin halen geçerli olduğunu ve Suriyeli tarafları tatmin eden siyasi çözüm bulunması gerektiğini savunurken mezhepçi milislerin çözüme engel olduğu ve Suriye’yi terk etmeleri gerektiği kaydediliyor.
Bazı taraflar ise Caesar Yasası’nın ister devletten isterse de özel sektörden olsun normalleşme olasılıklarını sınırladığını düşünüyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Katarlı mevkidaşı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ve Mevlüt Çavuşoğlu ile gerçekleştirdiği basın toplantısında şu ifadelere yer verdi:
“Arap ülkeleri arasında Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönme gerekliliğine ilişkin kolektif bir konumun oluşmasını memnuniyetle karşılıyorum. Bunun, bir bütün olarak bu büyük bölgedeki durumun istikrara kavuşturulmasında olumlu bir rol oynayacak birleşik bir karar olacağına inanıyorum.”
Ancak ‘birleşik konumun’ henüz netleşmediği açık. Bu nedenle şu an Türkiye ve Katar’ı içeren yeni bir ‘üçlü platformun’ oluşturulmasına önem gösteriliyor.
Rusya Mayıs 2017’de,  krizin askeri boyuta odaklanmak ve gerilimi azaltma anlaşmalarına varmak için Türkiye ve İran’ın katılımıyla Astana Platformu’nu başlatmış, daha sonra da 2018 başlarında Soçi’de bir ‘Ulusal Diyalog Konferansı’ düzenlenerek siyasi boyuta geçilmişti. Ardından da bu yıl başlarında üçlü garantörler toplantısıyla anayasal sürece odaklanılmıştı. Yeni platformun ise doğrudan insani ve anayasal, dolaylı olarak da siyasi ve askeri (Washington’ın müttefikleri olan Kürtlerle mücadele) olmak üzere iki boyuta odaklandığı açık.

Yazılı antlaşma
Astana platformu, Türkiye’yi muhalefeti destekleyen ABD liderliğindeki Londra 11  grubundan geri çekerse, yeni platform da Katar’ı Rusya’nın oluşturduğu yeni bir gruba yerleştirir. Üçlü bildirinin, başta ‘anayasacılık’ hususunda olmak üzere Astana Grubu’nun açıklamasına benzemesi ise dikkat çekici.
Ancak önemli üç nokta bulunuyor. Bunların başında terörizmin her şekliyle mücadele etme ve ayrılıkçı gündemlere karşı durma vurgusu var. Bununla kastedilen, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG). Bunun Fırat’ın doğusundaki ABD varlığının Biden yönetimiyle istikrar kazandığının teyit edilmesinden sonra gelmesi ise dikkat çekici. Suriye meselesi, Ankara’nın ‘Kürt gruplara sempati duyduğunu düşündüğü’ McGurk tarafından yönetiliyor. Hatta öyle ki Türk yetkililer, kendisini geçen yüzyılın başlarındaki ‘Arabistanlı Lawrence’ ile kıyaslıyorlar. Ayrıca 12 Mart’ta Kamışlı’da Moskova, Ankara ve Şam’dan ‘Kürt gruplara’ karşı siyasi ve askeri bir adım atılmasının tesadüf olmadığı öne sürülüyor.
İkinci olarak,  ülkenin her yerinde Suriyelilere yönelik insani yardımların artırılması gerektiği vurgusu var. Ankara açısından bu cümle, Rusya’nın ‘sınır ötesine’ yardım ulaştırma kararını uzatmasının bir başlangıcı olarak nitelendiriliyor. Mevcut kararın süresi temmuz ayı ortasında sona eriyor. Ancak Moskova açısından bu, Avrupa ve ABD muhalefetinin karşısında Katar ve Türkiye’nin insani yardım olarak Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunacağı bir platform olabilir.
Üçüncü olarak da ‘Anayasa Komitesi’nin önemli rolünü teyit ederek ve Suriyeli tarafların çalışma standartlarına saygı gösterilmesini sağlayarak’ anayasal süreci desteklemek geliyor. Üç bakanın planı, altıncı oturum toplantısını Ramazan Ayı’ndan önce yapma yönünde. Üçlü toplantı öncesinde hükümet destekli heyetin başkanı Ahmed el-Kuzbari, muhalif Müzakere Komitesi Başkanı Hadi el-Bahra ile anayasanın hazırlanmasına ilişkin mekanizma konusunda anlaşmaya varmak için bir belge sundu. Geçen perşembe günü akşam saatlerinde ise Bahra, Kuzbari’ye iletilmesi için BM Temsilcisi Geir Pedersen’e bir belge gönderdi.
Buna göre Pedersen’in istediği gibi anayasal çalışma mekanizması hususunda yazılı bir anlaşmaya varma ve haftalar içerisinde yeni bir oturum düzenleme olasılığı test ediliyor. Moskova bu yönde baskı yapıyor ancak Doha toplantısına katılmayan Tahran’ın tavrı ve kalıcı bir yola dönüşen bu yeni platformun sonuçlarına ilişkin Şam’ın atacağı adımlar henüz bilinmiyor. Üç ülkenin temsilcileri şu ana kadar ilan edilmemiş üç toplantı düzenlediler. Temsilciler bir sonraki toplantılarını Türkiye’de, ardından da Rusya’da yapacaklar.



Lübnan Meclis Başkanı Berri, tampon bölgelerin kurulmasını ve ateş altında müzakere yapılmasını reddetti

Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
TT

Lübnan Meclis Başkanı Berri, tampon bölgelerin kurulmasını ve ateş altında müzakere yapılmasını reddetti

Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)
Geçtiğimiz perşembe günü İsrail bombardımanına hedef olan Arabsalim kasabasındaki evini inceleyen bir kadın (AP)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ateş altında İsrail ile doğrudan müzakere yapmayı reddederek, 7 turluk müzakere sürecinin hiçbir sonuç vermediğini, aksine bu süre zarfında İsrail’in işgal altındaki alanların kapsamının genişlettiğini, yıkımı artırdığını ve daha fazla insan öldürdüğünü belirtti. Berri ayrıca ‘Çerçeve Anlaşma’yı ve her türlü gizli eki reddettiklerini vurguladı.

Berri, İmam Musa es-Sadr'ın kayboluşunun 48. yıl dönümünde yaptığı konuşmada bazı kırmızı çizgileri dile getirdi. Bunların başında Lübnan ordusunun geldiğini ifade eden Berri, ordunun rolünün sorgulanmasını veya ‘herhangi bir bahaneyle Lübnan'ın güneyinde bir tampon bölge ya da güvenlik kuşağı’ oluşturulmasını reddetti. Ayrıca Lübnan’ın güneyinin yeniden inşasının ‘devletin sorumluluğunda’ olduğunu ve coğrafyasının ‘nehrin kuzeyi ile güneyi arasında bölünmeyi kabul etmediğini’ vurguladı.

İsrail ile yürütülen savaşın bir iç çatışmaya dönüştürülmesi konusunda uyarıda bulunan Berri, ‘İsrail'in hedefinin Hizbullah, onun silahları, Emel Hareketi veya Şii toplumu olmadığını, asıl hedefin birliği ve iç barışıyla bizzat Lübnan olduğunu’ vurgulayarak ‘Lübnan'ı iç savaşlara kurban etmeme’ çağrısında bulundu. Berri ayrıca ‘Taif Anlaşması’na bağlılığını yineleyerek bölünmeyi ve federalizmi reddetti.


Süveyda’daki çatışmalarda güvenlik güçlerinden 10 kişi yaralandı

Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
TT

Süveyda’daki çatışmalarda güvenlik güçlerinden 10 kişi yaralandı

Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)
Şam kırsalındaki Suriye askerleri, (AFP)

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden 10 personel, dün gece ülkenin güneyindeki, nüfusunun çoğunluğu Dürzilerden oluşan Süveyda’da yerel silahlı gruplarla çıkan çatışmalarda yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi medyasından aktardığına göre çatışmalar, Süveyda kentinin batısında yerel silahlı gruplarla hükümet güçleri arasında yaşanan ve iki sivilin hayatını kaybettiği çatışmaların ertesi günü meydana geldi.

Suriye devlet televizyonu, “Yasadışı grupların Süveyda’nın batı kırsalındaki Tel Hadid bölgesi ile Vulga hattında güvenlik noktalarını hedef alması sonucu İç Güvenlik Güçleri arasındaki yaralı sayısı 10’a yükseldi” bilgisini verdi.

Devlet televizyonu daha önce yaralı sayısını 4 olarak duyurmuştu.

Süveyda kenti ve güneydeki vilayetin bazı bölgeleri yerel silahlı grupların kontrolünde bulunuyor. Buralar, 2024’te eski Devlet Başkanı Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından ülkenin tamamında hâkimiyet kurmaya çalışan yeni Suriye yönetiminin kontrolü dışında kalan son bölgeler olarak öne çıkıyor.

Bu gruplar arasında Dürzi Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı “Ulusal Muhafızlar” da bulunuyor.

Grup dün Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, hükümet güçlerini “kent merkezinin batısındaki hat boyunca ve birden fazla noktadan, sivillere zarar vermek amacıyla top mermileri atmakla” suçladı. Açıklamada, saldırılarda bir çocuğun da yaralandığı belirtildi.

Açıklamada, “Hattaki mevzilerimiz, ateş açılan kaynaklara uygun yöntemlerle karşılık veriyor” denilirken, “Bu saldırılar, bölgenin ve halkının güvenliğini sağlayacak uygun bir karşılık verilmeden geçiştirilmeyecek” uyarısında bulunuldu.

Süveyda vilayetinde Temmuz 2025’te mezhep temelli şiddet olayları yaşanmış, yetkililerin oluşturduğu soruşturma komisyonunun kayıtlarına göre olaylarda en az bin 760 kişi hayatını kaybetmişti.


İsrail, Suriye’de dört büyük darbe aldı… Beşincisi geliyor

Süveyda’da Hicri destekçileri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun fotoğrafını Şeyh Hikmet el-Hicri’nin fotoğrafıyla birlikte taşıyor. (Arşiv)
Süveyda’da Hicri destekçileri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun fotoğrafını Şeyh Hikmet el-Hicri’nin fotoğrafıyla birlikte taşıyor. (Arşiv)
TT

İsrail, Suriye’de dört büyük darbe aldı… Beşincisi geliyor

Süveyda’da Hicri destekçileri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun fotoğrafını Şeyh Hikmet el-Hicri’nin fotoğrafıyla birlikte taşıyor. (Arşiv)
Süveyda’da Hicri destekçileri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun fotoğrafını Şeyh Hikmet el-Hicri’nin fotoğrafıyla birlikte taşıyor. (Arşiv)

İbranice yayımlanan bir gazete, Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan ve örgütün askeri yapısının feshedilerek unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmanın, İsrail’in Suriye’deki iç bölünmelerden yararlanma stratejisini zayıflattığını yazdı.

Tel Aviv’de, iktidardaki sağ kesimler de dahil olmak üzere, İsrail’in mevcut politikasını değiştirmesi gerektiğine yönelik sesler yükseliyor. Bu çağrılar, Suriye’deki son gelişmeler, Kürtlerle çatışmanın çözüme kavuşturulması ve Kürtlerin ülke yapısına bütünüyle entegre edilmesi, Dürzi toplumunun ayrışmasını savunan Şeyh Hikmet el-Hicri’nin projesinin başarısız olması, ABD’nin ülkenin nüfuz bölgelerine bölünmesine karşı çıkması ve Suriye’nin birlik içinde tutulmasına yönelik yaklaşımın güçlenmesinin ardından daha da arttı.

Haaretz gazetesinde dün yayımlanan makalesinde Dr. Tzvi Barel, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından İsrail’in Kürtleri ve Dürzileri, Türkiye’nin siyasi ve askeri desteğini alan “cihatçı” bir yönetimin kontrolündeki birleşik Suriye fikrini zayıflatabilecek stratejik dayanaklar olarak gördüğünü yazdı.

İsrail bu yaklaşımını, Suriye’deki Kürtler ile güneydeki Süveyda vilayetinde bulunan bazı Dürzi milisler arasındaki askeri iş birliğini teşvik ederek ve her iki grubun da yeni Suriye yönetimine karşı başlangıçta sergilediği ortak muhalefeti destekleyerek güçlendirdi.

 Süveyda kentindeki Ankud Kavşağı’nda, öğrencilerin Süveyda kırsalındaki sınav merkezlerine gitmesini engelleyen “Ulusal Muhafız” (Hicri) mensupları, (Suveyda 24)
Süveyda kentindeki Ankud Kavşağı’nda, öğrencilerin Süveyda kırsalındaki sınav merkezlerine gitmesini engelleyen “Ulusal Muhafız” (Hicri) mensupları, (Suveyda 24)

Süveyda’da Temmuz 2025’te yaşanan ve çoğunluğu Dürzilerden oluşan yaklaşık bin 700 kişinin ölümüne yol açan mezhep çatışmaları ile daha önce sahil bölgesinde Alevilerle yaşanan çatışmalar, korku üzerine kurulu mezhepsel bir ittifakın oluşmasına zemin hazırladı. Barel’e göre bu durum, İsrail’in teşvik ettiği yaklaşımı güçlendirdi.

 Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Başkan Al-Şara ile birlikte (Facebook)
Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Başkan Al-Şara ile birlikte (Facebook)

Bu anlayışa göre Suriye yönetiminin etrafının mezhepsel duvarlarla çevrilmesi, Şam’ın ülkenin tamamı üzerindeki kontrol kapasitesini azaltacak ve İsrail’i Suriye siyasi sahnesinde başlıca aktörlerden biri haline getirecekti.

İsrail’e Suriye’de dört darbe

Haaretz, İsrail’in Suriye’de dört büyük darbe aldığını yazdı. Şarku’l Avsat’ın Haaretz’den aktardığına göre bunlar; SDG’nin Suriye devletine entegre edilmesiyle bölünme projesinin sona ermesi, Suriye’nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasıyla “terörist yönetim” anlatısının zayıflaması, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin Süveyda’daki desteğinin gerilemesiyle Süveyda kartının etkisizleşmesi ve Suriye’ye yatırımların akması olarak sıralandı.

Gazeteye göre bu gelişmeler Suriye’nin “başarısız devlet” niteliğini ortadan kaldıracak. İsrail’den Suriye’ye yönelen bazı büyük projeler de bu değişimin göstergeleri arasında yer alıyor. Bunlardan biri fiber optik kablo döşeme projesi.

“Beşinci darbe” ise yolda: ABD’nin Şam’daki büyükelçiliğini yakında yeniden açma kararı.

Barel’e göre beklendiği üzere, Kürtlerle yapılan anlaşmanın mimarı olan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürt güçlerinin feshedildiğinin açıklanmasını “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi.

Ülkenin bütünlüğünün sağlanmasının ardından İsrail’in stratejisi Kürtler olmadan Süveyda’daki Dürzi varlığına dayanmaya başladı. Dürzilerin önde gelen ruhani lideri Hikmet el-Hicri ise kısa süre önce Dürzilerin kendilerini İsrail Devleti’nin bir parçası olarak gördüklerini ve İsraillilerle “aynı inancı paylaştıklarını” söyledi.

Ancak Hicri bile ABD’nin İsrail’e politikasını değiştirmesi yönünde baskı yapmayacağını ve Trump’ın yönlendirmesiyle, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın da etkisi altında Barrack’ın yürüttüğü Suriye’nin bütünleşme sürecine İsrail’in müdahalesini durdurmasını istemeyeceğini garanti edemiyor.

Dürzi konferansından Hicri’ye sert tepki

Hicri, geçen cumartesi günü projesine yönelik önemli bir darbeyle karşılaştı. İsrail’in Yukarı Celile bölgesindeki Dürzi köyü Beyt Cin’de, önde gelen aktivistlerin girişimiyle bir konferans düzenlendi.

İşgal altında bulunan Golan’daki Ulusal Hareket ile İletişim İçin İlerici Hareket’in girişimiyle düzenlenen konferansa onlarca kişi katıldı. Toplantıda, Suriye’deki kriz ve bunun bölgesel etkileri çerçevesinde Arap Dürzilerin kimliği ve aidiyeti ile bu kimliğe yönelik müdahale girişimleri ele alındı.

Toplantının sonuç bildirisinde, konferansın neden düzenlendiği açıklanırken Suriye’de yaşanan hızlı gelişmelere, özellikle Süveyda vilayetindeki katliamlara ve bunların bölgedeki Dürziler üzerinde yarattığı siyasi, sosyal ve insani sonuçlara dikkat çekildi. Bildiride ayrıca İsrail’in artan müdahalesinin ve yaşanan olayları Dürzilerin ulusal ve Arap çevreleriyle ilişkilerini yeniden şekillendirmek için kullanma girişimlerinin altı çizildi.

İşgal altındaki Golan Ulusal Hareketi ile İletişim İçin İlerici Hareket’in girişimiyle Yukarı Celile’deki Beyt Cin’de düzenlenen konferans. (İsrail’deki Arapça siteler)
İşgal altındaki Golan Ulusal Hareketi ile İletişim İçin İlerici Hareket’in girişimiyle Yukarı Celile’deki Beyt Cin’de düzenlenen konferans. (İsrail’deki Arapça siteler)

Katılımcılar Hicri’nin projesini reddetti. Sonuç bildirisinde, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin Dürzilerin “İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçası” olduğu ve İsraillilerle “inanç bakımından dahi ortaklık” taşıdıkları yönündeki açıklamaları en sert ifadelerle kınandı.

Bildiride, bu açıklamaların Dürzilerin inanç mirası, tarihi ve Arap-İslami kimliği konusunda “ağır bir cehaleti” ortaya koyan sorumsuz bir söylem olduğu savunuldu. Dinin İsrail’le bağ kurmayı gerekçelendirmek için kullanılmasının, İsrailli destekçilerini memnun etmeye yönelik “çaresiz ve utanç verici bir girişim” olduğu ileri sürüldü.

 Mazlum Abdi, Halk Sarayı'ndan yaptığı açıklamada SDG'nin feshedildiğini duyurdu, (SANA)
Mazlum Abdi, Halk Sarayı'ndan yaptığı açıklamada SDG'nin feshedildiğini duyurdu, (SANA)

Katılımcılar, bu tutumların Dürzileri, inançlarını, tarihlerini veya ulusal ve Arap aidiyetlerini temsil etmediğini belirterek Hicri’nin ve bu görüşleri benimseyen ya da destekleyen herkesin tutumlarını kesin biçimde reddettiklerini açıkladı.

İsrail, bölünme hayalinden vazgeçmeli

Dr. Tzvi Barel, Suriye konusunda kaleme aldığı makalesinin sonunda, Kürt güçlerinin feshedilmesinin yalnızca Suriye içindeki bir uzlaşma olmadığını, aynı zamanda İsrail için bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti.

Barel’e göre azınlıklara, Şam yönetiminin zayıflatılmasına ve Suriye’nin bölünmesi umuduna dayanan İsrail politikası artık bölgesel gerçeklikle ve ABD’nin yaklaşımıyla doğrudan çelişiyor.

Barel, İsrail’in nüfuzunu korumak istiyorsa “bölünme yanılsamasından vazgeçmesi” ve Suriye yönetimine yalnızca bir düşman olarak değil, aynı zamanda çözüm sürecinde potansiyel bir ortak olarak bakmaya başlaması gerektiğini savundu.