Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)

Suriye’de uzun yıllar boyunca Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanı Yardımcılığı gibi birçok önemli pozisyonda görev yapan Abdulhalim Haddam’ın günlükleri, ülkeden ayrıldığı 2005’e kadar Ortadoğu’da yaşananlara ve uluslararası arenanın bölgeye nasıl nüfuz ettiğine ışık tutuyor. ABD’nin Irak işgali öncesinde yaşananlar, dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Dini Lideri Ali Hamaney ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında gerçekleşen toplantının ilk elden tanığı olan Haddam’ın aktardığı bilgilerle su yüzüne çıkıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katılan, Hama isyanında şehre vali olarak atanan, Kuneytra işgal edildiğinde de görevde olan bölgenin önemli aktörlerinden Abdulhalim Haddam’ın ardında bıraktığı bilgiler, bölgenin kaderini tayin eden kararların ve kapalı kapılar ardında gerçekleşen görüşmelerin üzerindeki sır perdesini kaldırıyor.
Şarku’l Avsat’ın yayınlamaya başladığımız bu yazı dizisinde Haddam’ın günlükleri ile sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu ve uluslararası arenada kurulan ilişkilerin tarihine yönelik önemli bilgilere yer veriliyor.
Abdulhalim Haddam’ın biyografisi ve sahip olunan belgeler, Suriye’nin son yıllardaki hikayesinin büyük bir bölümünü anlatır nitelikte. ‘Ebu Cemal’ olarak bilinen Haddam, Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidara gelmesinden 2005 yılında ülkeden ayrıldığını ilan edip ülkeyi terk edene kadar Suriye’nin bölgede oynadığı rolün ve önemli olayların tanığıydı.
Ebu Cemal onlarca yıl içinde, 1960’ların başında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) ile yaşanan çatışma döneminde Hama Valisi olarak görev yaptı. Söz konusu 10 yılın sonunda, Kuneytra’nın düşüşü sırasında da Şam Kırsalı Valisi’ydi. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Şam'da merkezi bir pozisyondaydı. Lübnan'daki genişleme sırasında Başkan Yardımcısı’ydı. Hatta ‘Lübnan Hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu.
Lübnan dosyası 1998 yılına kadar Haddam’ın gözetimindeydi. Esed dosyayı 1994 yılında ağabeyi Basil’in ölümünden sonra Londra’dan dönen doktor oğlu Beşşar’a teslim ettiğinde durum Haddam ve Lübnan’daki müttefikleri açısından kolay değildi.
Haddam, Şam’daki siyasi rolünün azalmasıyla birlikte 2005 yılının haziran ayında gerçekleştirilen Baas Konferansı’nda tüm siyasi pozisyonlardan ve partideki görevlerinden istifa etti. Yalnızca parti merkezi liderliğinin üyesi konumunu korudu. Ardından geçtiğimiz yıl vefat edene kadar sürgünde kaldığı Paris’e gitti. (2006 yılının başlarında Faruk eş-Şara, Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilmişti. Birkaç yıl önce de bu görevden alındı.) Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin suikasta uğramasından sonra Şam tecrit edildi. Haddam, 2005 yılının sonunda  görevlerinden ayrıldığını duyurup Suriye rejimini ‘dost’ olan Lübnan Başbakanı’nı öldürmekle suçladı. Ayrıca sürgündeyken Müslüman Kardeşler ile Ali Sadruddin el-Beyanuni liderliğinde rejime muhalif olan Kurtuluş Cephesi’ni kurdu. Ardından vatana ihanetle suçlandı ve mallarına el konuldu.
Haddam, 2011 ayaklanmasından sonra önemli bir siyasi rol oynamadı. Anılarını yazmaya odaklanan Haddam, 2003 yılında ‘en-Nizamu’l Arabi’l Muasır’ (Çağdaş Arap Rejimi) adlı bir kitap yazdı. Kitapta demokrasi ve özgürlük konusundaki siyasi görüşlerine ve duruşuna yer verdi.
Haddam’ın sahip olduğu belgelere ve dosyalara ulaşan Şarku’l Avsat, bugünden itibaren Ebu Cemal’in anılarından bölümlerin yer alığı bir dizi yayınlayacak. Yazı dizisinde Suriye tarihinin temel aşamalarına ve rolüne dair bölümler yer alacak. Elbette bunlar tüm tarihi anlatmıyor. Yalnızca Haddam’ın anlattığı kadarını yansıtıyor:

Irak meselesi
Beşşar Esed, Devlet Başkanı Hafız Esed’in ölümünün ardından iktidara gelmesiyle Irak ile ilişkilere odaklandı. Suriye, ABD’nin Irak’a karşı gerçekleştirdiği saldırgan eylemlere karşı Irak rejimini savunmak için Arap dünyasında ve uluslararası arenada faaliyetler yürüttü. Ayrıca ABD’nin Irak’a savaş açılması yönündeki talimatlarına karşı güçlü bir duruş sergiledi. Bu noktada Beşşar Esed, Ali Hasan el-Mecid ve Taha Yasin Ramazan da dahil olmak üzere çok sayıda Iraklı lideri kabul etti. Bunlar arasında Suriye ve İran rejimlerine düşman olanlar da vardı.
Böylece yönetim, Irak rejimini devirmek için çalışmaktan, Arap ve uluslararası forumlarda onu savunma aşamasına geçti. İran ise Irak muhalefetindeki müttefikleri aracılığıyla Saddam Hüseyin’den ve rejiminden kurtulmaya çalışıyordu.
Iraklı ve Suriyeli heyetler sürekli karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor ve iki ülke arasında anlaşmalar imzalamak üzerinde çalışmalar yürütüyordu. Suriye Başbakanı Muhammed Mustafa Miro'nun Irak savaşından kısa bir süre önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile görüştüğü ve ona bir Şam kılıcı hediye ettiği Bağdat ziyareti belki de bu durumun en anlamlı göstergesiydi. Miro, söz konusu görüşmede şu ifadeleri kullandı:
“Size bu Şam kılıcını hediye etmek istiyorum. Yanınızda olduğumuzu bilin. Irak’a saldırı, Suriye’ye saldırı demektir.”
Bu aşamada, İran ve ABD’nin gözetiminde Londra’da Irak muhalefet konferansı gerçekleştirildi. İran tarafı, üst düzey bir istihbarat yetkilisi beraberindeki heyetle temsil edildi. ABD tarafını temsilen ise Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) üç üyesi görevlendirildi. İki heyet, Amerikalıların savaşın üzerini örtmek için kullandığı bir dizi kararı kabul eden konferansın başarısı için çalıştı.
ABD harekatının yoğunlaşması, bölgedeki güçlerin seferberliği ve Washington'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni Irak'a karşı eylemini destekleyen bir kararı kabul etmeye ikna edememesi ile savaşın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. Bu durum Şam’ın, Irak yanındaki duruşunun güçlü olması nedeniyle çatışmanın Suriye topraklarına kadar uzanmasından endişelenmesine sebep oldu. Söz konusu dönemde Suriye’de, Irak’ın yanında durma konusunda bir ulusal mutabakat oluştu. 
Devlet Başkanı Beşşar Esad bu gerçeğin ışığında, durumu İran liderliği ile tartışmak ve bölgedeki endişe verici yeni ve artan gerilim karşısında duruşunu birleştirmek için Tahran'a gitti. Ben de ona eşlik ettim.
16 Mart 2003 tarihinde Tahran’a gittik. Ulaştığımızda dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ardından da ‘Rehber’ Ali Hamaney ile görüşmeler yaptık. İşte iki toplantının kayıtları:

Karşılıklı övgülerin ardından Suriye Devlet Başkanı konuşmaya başladı. Öncelikle şu soruyu yöneltti:
“Savaşa kısa bir süre kalmışken ne yapabiliriz? Uzun süre, belki de yıllar sürecek bir savaş durumunda ne yapacağız?”
Ardından “ABD’nin istikrara kavuşacağını söylemiyorum. Ancak istikrar ve güvenliği sağladığı takdirde Suriye ve İran’a taşınacak” dedi.

Hatemi’nin Esed’e yanıtı ise şöyle oldu:
“Bunlar makul ve zamanında sorulmuş sorular. İran’da da sürekli bunları düşünüyoruz. Temsilcilerim, özellikle de Kemal Kharazi, başta Haddam Bey olmak üzere arkadaşları ile temaslarında bu konu üzerine eğiliyor. Bu durumu size açıklayayım. İki toplantı yaptım; ilki Rusya Dışişleri Bakanı Igor Ivanov, ikincisi de Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile gerçekleştirildi. Chirac Bey beni aradı. Görüşme yarım saat sürdü. Her iki yetkili de Irak’ın saldırıya uğramasından endişe duyuyordu. Ancak endişeleri bunun da ötesindeydi. İkisi de yakın zamanda bir savaş başlayacağından bahsettiler.”

Muhammed Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Günlerden ya salı ya da çarşambaydı. Saldırının Irak'ın ötesine taşınmaması için çabalamalıydık. Her ikisi de Irak’a saldırının ilk adım olmasından endişe duyuyordu. Bu endişe herkes için geçerliydi. Dünya kamuoyu tarafından duyulan bu endişe bizim için olumlu bir durumdu. ABD’nin uyguladığı tek taraflılı eylemlere karşı derin ve köklü bir muhalefet olduğunu gösteriyordu. Bu nedenle İslam Zirvesi'ndeki gayri resmi toplantım sırasında temsilcimiz bu desteği küresel bir talep olarak görerek Chirac’la ve diğer herkesle iletişime geçmesini istedi. Her iki yetkili de, yani Chirac ve Ivanov da savaşın farkına vardılar. Chirac, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) veto haklarını kullanmaya hazır olduklarını söyledi. Ancak ABD’nin savaşa hazır olduğunu vurguladı. Bu konudaki tutumu, savaş çıkaran ABD’ye karşıydı. Gerçekleştiği takdirde bunun yasa dışı bir saldırı olacağını söyledi. ‘Bundan sonra harekete geçme hakkına sahibiz’ diyen Chirac, ona daha önce söylediğim bir şeyi hatırladı. Kendisine hava saldırılarının Irak’a ve halkına ağır kayıplar verebileceğini ancak Saddam’ın düşüşüne yol açmayacağını söylemiştim. Bu nedenle nükleer bir savaşa zorlanacaklardı. Irak ordusunun ve muhafızlarının şehirleri savunacağını tahmin ediyordum.”

Hatemi’nin değerlendirmesinin devamında ABD’nin duruma değindi:
“ABD kesin bir zaferi ancak savaş süresini kısaltarak elde edebilir. Ancak eğer süre uzayacak olursa kaybedecektir. ABD kamuoyunun Başkan George W. Bush’a ve politikasına karşı çıkmak için askerlerin  cesetlerinin ülkeye dönmesi yeterli olacaktır. Bu nedenle ABD’nin bu savaşı bitirebileceğini sanmıyorum. Ancak ortada belirsiz bir nokta daha var; Iraklıların direnmeye ne kadar hazır olduklarını bilmiyorum. Savaşın meydana gelmesine izin verelim istemiyorum. Ancak savaş olursa ABD kolayca galip gelmemeli. Üçüncü önemli nokta ise savaş meydana gelirse ne yapacağımızla ilgili. Chirac ile görüştüğüm diğer konu da savaşın dünyadaki şiddet dalgasının yoğunlaşmasına ve artmasına yol açacağıydı. ABD, Afganistan'da eski El Kaide lideri Usame bin Ladin'i ortadan kaldırma hedefine ulaşmadı, aksine onu bir kahraman yaptı. Şimdi ortaya Saddam adında başka bir kahraman çıkarıyor ve aşırılık dalgası artacak. Chirac söylediklerimi destekledi, Amerikalıların bu bölgeden olmadığını söyledi.”

İran Cumhurbaşkanı konuşmasının devamında şu soruları yöneltti:
“Üçüncü aşamaya, yani savaş sonrası döneme girmeden önce şu sorumu tekrarlamak istiyorum: Savaş çıkması özellikle de şehir savaşı meydana gelmesi durumunda Irak halkının kararlılığını nasıl görüyorsunuz? Çünkü süre uzarsa zarar daha da büyük olacaktır.”

Esed’in cevabı ise şöyle oldu:
“Saddam, ABD harici taraflarla savaşıyor olsaydı düşüşü daha hızlı olurdu. Ama Amerikalılara akılsızlık hükmediyor. Savaşı günler veya haftalar içinde bitireceklerini söylediler. Gereksiz yere kendilerini bu zamanla kısıtladılar. Bir Iraklı bize ‘Saddam’dan mı yoksa Amerika’dan mı daha çok nefret ediyorsunuz?’ diye sorsa elbette Saddam diyenler olacaktır. Ancak buna rağmen Irak halkının Saddam’la birlikte savaşacağı hissediliyor. Bence bir grup Iraklı bir tarafa, başka bir grup ise diğer tarafa değer veriyor. Bir diğer konu da şu; Amerikalılar çok sayıda Iraklıyı öldürecek ve o an halk Saddam Hüseyin'in varlığını unutacak. Cumhuriyet Muhafızları ve rejimin etrafında toplanan partizanlara gelirsek; ben Cumhuriyet Muhafızları’na dikkat çekmek istiyorum. Çok sayıda siyasi ve askeri lider var. Bunları iki gruba ayırabiliriz: Birinci grup rejimden yararlananlar, ikinci grup ise suç işleyip infaz gerçekleştirenler. ABD’nin akılsızlığı başlayacak. Hiçbiri için bir çıkış noktası bırakmadı. Irak’a girmesi yasaklanan yaklaşık bin 700 muhalifin listesi yayınlandı. Irak için askeri bir yöneticiden bahsedildi. Bir savaş yaşanacak ancak günler sonra herkes ABD’ye karşı olacak.”
Hatemi de “Bugün, tüm muhalefet ABD’ye karşı duruyor. Şiileri ve Sünnileri anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye doğru itmeliyiz” dedi.
 
Esed bu sözlerin ardından konuşmasına şöyle devam etti:
“Saddam’ın yanında en çok duran ülke biziz. Buna karşılık bizimle en az koordinasyon içindeki ülke de yine Irak. Başka bir dünyada yaşayan garip bir rejim. Daha önce içteki etkileşimi genişletmem gerektiğini söylüyordum. Şimdi Suriye'de belediye seçimlerimiz var. Uçakta bu katılımı nasıl artıracağımızı konuşuyorduk. Saddam Hüseyin ise bunun tam aksini yapıyor. Dün Irak'ı dört bölgeye ayırdı. Bölgelerden birini Kimyager lakaplı Ali Hasan el-Mecid'e teslim etti. Bu, tabloyu Saddam’ın aleyhine çevirecek. Bizler Suriyeliler ve İranlılar olarak muhalefete nasıl yaklaşmalıyız? Yurt dışındaki muhalefeti kontrol altına almak gerekiyor. Bir role sahip olamazlar. Irak içinde daha geniş kapsamlı bir ilişkiye ihtiyacımız var. Suriye'de bizim için ilişkiler iki rejim arasındaki güvensizlik nedeniyle zayıf. Bu konu ayrıntılı bir çalışma gerektiriyor. Çünkü Irak'ı yönetmeye gelen herhangi bir konsey veya kişi de bu insanlardan olacaktır. ABD, bir Arap ülkesinin Saddam'ın yerine İzzet ed-Durri’nin geçmesi teklifini kabul etmedi. Konuya dair düşüncelerim bunlar.”

Hatemi ise bu sözlere karşın şunları söyledi:
“Irak'ta da neler olup bittiğini bilmiyoruz. Saddam ve Amerika'ya karşı çelişkili bir his olduğunu düşünüyorum. Bence savaş uzarsa, insanlar kayıpları görürse ve ordu ve Cumhuriyet Muhafızları direnebilirse zaman ABD’nin aleyhine işleyecektir. Irak'ın geleceği için tehdit oluşturan her türlü eğilimi yok etmek, mezhepçilik ve hiziplerle temsil edilen önemli tehlikeleri ortadan kaldırmak zorunludur. Çünkü bunlar ABD’nin işini kolaylaştırıyor. Sanki Şiiler, Kürtler ve diğerleri gibi pay istiyor. Bu Irak’ın geleceği için zehir niteliğinde. Irak'ın demokratik geleceğini düşünmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Böylece Irak, düşmanı olmasa bile ABD’nin elinde olmaz. Muhalefetin konumu artık pervasızlıkla nitelendirilirken Amerikan davranışı küstahlıkla karakterize ediliyor. Şimdi muhalefetin en büyük iddiası, ABD’nin onlara kötü davrandığı ve herkesin davranışlarından rahatsız olduğu. Bunlar arasında Amerika’ya oldukça yakın olan Ahmed el-Celbi de bulunuyordu. Bu durum, herkesin aklını başına toparlamasına ve mezhep konusundaki çalışmaları azaltmasına yardımcı oldu. Bu aşamada Türkiye büyük bir role sahip. Türkiye'nin Amerika'ya verdiği taahhütlere rağmen yönetiminin bizimle ve İslam dünyasıyla çalışma eğiliminde olduğunun farkındayım. Bir Kürt devletinin kurulmasına karşı dikkatli olmalıyız. İran Kürtlerinin İranlı, Iraklı Kürtlerin Iraklı ve Türkiyeli Kürtlerin Türk olduğu düşüncesinin yerleşmesi gerek. Bu konuda Türklerin endişeleri giderilmeli ve rahatlatılmalılar. Her halükarda bu konularda biz, siz ve Irak muhalefeti arasında koordinasyon sağlanmalıdır.”

Esed ise bu konuya ilişkin şu değelendirmede bulundu:
“Muhalefet içinde iki grup var: İlki olgunluğa ulaştı ve ABD ile ilgilenmeyecek. İkinci grup ise işaret edildiği anda ABD’ye doğru koştu. Bunlar iktidara gelirlerse Suriye ve İran ile birlikte hareket etmeyip ABD tarafında olacaklar. Bu nedenle ilişkileri genişletmek ve başka koordinasyon unsurlarını yaratmak zorunludur. En büyük unsur da Kürtlerdir. Endişeleri var ve bir ülke kurmayı düşünüyorlarEn önemli nokta bu. . Bu en önemli nokta. Bu konuyu Abdullah Gül ile görüştüm. Suriyeli bir güvenlik heyeti birkaç gün önce Türkiye’ye gitti. Şu an Suriye ile Türkiye arasındaki iş birliğinin merkezinde  Kürt devleti meselesi var. Bu durum askerlerin ve diğer grupların Türkiye’de toplanmasına neden oluyor. Çünkü bu konu Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ı endişelendiriyor. Koordinasyon içinde olmalıyız.”
 
Muhammed Hatemi de konuya ilişkin şunları söyledi:
“Türkiye savaş öncesi ve savaş sonrası aşamalar için çok önemli. Türkiye talimatları ABD’den alıyor. Bu durum İslami Zirve Konferansı’nda oldukça açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. İstanbul'daki altılı buluşmada kendimizi sınırlamamalıyız. Savaş aşamasında ve ötesinde Suriye, İran ve Türkiye'yi içine alan alanda bölgesel bir güç olabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Türkiye de bizim gibi etkileniyor. Savaşla ilgili durum nisan ayının sonuna doğru belli olacak. Yeni Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin imajı belirginleşecek. Irak arenasında işler daha da kötüleşebilir. Nelerin başarılabileceğini tartışmak için üçlü bir zirve veya bakanlar düzeyinde bir toplantı yapmayı öneriyorum. Savaş çıksa da çıkmasa da, ABD kazansa da kazanmasa da bakanlar düzeyinde bir toplantı yapıp ardından üçlü bir zirve gerçekleştirmenin büyük bir etkisi olacağı görüşündeyim. Şimdiden bu konu üzerinde düşünmeliyiz. Daha önce 5+6 konusunu, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş üyesi ve Irak’ın altı komşu ülkesini kapsayan bir toplantı yapılmasını önermiştik. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu fikri memnuniyetle karşıladı. Fakat gerçekleştirilmedi. Bu fikir özellikle de Fransa, Rusya ve Çin'in aldığı pozisyonlardan sonra bugün yeniden gündeme gelebilir mi?”
Bu noktada söze giren Kemal Kharazi “Cumhurbaşkanı Hatemi, ulusal uzlaşma fikrini ortaya attı” dedi. Hatemi ise  “Sorun şu ki, kimse bu fikri beğenmedi” cevabını verdi. Bunun üzerine Kharazi, “Bu fikir, yeniden gündeme gelse bir ışık söz konusu olur mu?” diye sordu. Yanıt Esed’den geldi:
“Öneri, taraflar arasında müzakereler gerçekleştirmekti. Bunun için uygun bir vakit değil. Çünkü teklif, kimin daha çok alacağıyla ilgili olur. Milletler arası rekabet olacak. Dünya konunun bir düşmanlık değil, içsel bir sorun olduğunu anlayacaktır. Biz düşmanlığa odaklanmak istiyoruz. Uygun gördüğüm bir diğer mesele ise gelişme kaydedilmesi. Iraklılarla çok konuştuk. Ne beşli komite ne de başka bir şeyde bizimle koordinasyon içinde değiller. Onlarla muhalefet hakkında konuştuğumuzda, kimseden korkmadıklarını söylüyorlar.”
Hatemi, “Muhalefet, kimseden hoşlanmıyor” derken Esed ise “ABD gibi sahte vaatlerde bulunabiliriz ama yine de konu Irak Dışişleri Bakanı ile gündeme getirilebilir. Savaştaki ilk sorun Saddam'ın kendisidir” şeklinde konuştu. Hatemi, savaşla ilgili meselede ABD’nin agresif davrandığını, proje ve planlarının olabileceğine işaret etti. “Ordunun içeride bir şeyler yapabileceğinden emin misiniz?” sorusunu yönelten Hatemi, ABD’nin hızlı bir zafer elde ettiği takdirde işlerin zorlaşacağını vurguladı. Beşşar Esed ise “Çözüm direnişte.” cevabını verdi. Esed ayrıca, Hatemi’nin savaş çıkması durumunda ne olacağına ilişkin sorusuna “Savaştan önce direnişe hazırlanmalı” yanıtını verdi.

Muhammed Hatemi ise şunları söyledi:
“Birkaç hedef olmalı. Birincisi, savaş çıkması taraftarı değiliz. İkincisi, çıktığı takdirde hızla sona ermesini istemiyoruz. Üçüncüsü, Irak’ın geleceğidir. Bu hedeflere ulaşmak için çalışma ve koordinasyon yapmalı, muhalefetle nasıl başa çıkılacağını tartışmalıyız. Bir diğer nokta da Irak'ta neler olup bittiği ve onu nasıl etkileyeceğini bilmemiz gerektiğidir. Aynı durum Irak’ın geleceği için de geçerlidir. Çabalarımız mezhepçilikten kaçınmaya odaklanmalı. Muhalefetle birlikte hareket etme şartımız, sorun çıkarmama taahhüdünde bulunmaları olmalı. Sünni ve Şii arasında ayrım yapmıyoruz. Böyle bir durum söz konusu olursa, ki beni de bu endişelendiriyor, o zaman muhalefet düşer. Bu da yenilginin sebebi olur.”

Ardından sözü Esed aldı:
“Irak'taki mezhep önerisinin olumsuz sonuçları var. Öncelikle önerinin bir hedefi olmalı: Muhalefete odaklanmak Bu Amerikalıları korkutuyor. Ancak konu aşiretlerle ilişkileri de tartışmayı gerektiriyor. ABD’nin yanında yer alacaklar mı bilmiyorum ama şimdilik verilen paralarla mutlular”
Esed sözlerinin devamında “Aşiretlerle ilişkiniz nasıl?” diye sordu.

Hatemi bu soruya şöyle cevap verdi:
“Aramızda herhangi bir ilişki yok. Ama muhalefetin aşiretlerle temas halinde olduğuna ve başka bağlantıları da bulunduğuna inanıyorum.”
Esed ise ilişki kurmanın oldukça zor olacağına işaret etti.

Bu noktada ben söze girdim ve şunları söyledim:
“Bir önerim var: Suriye ve İran fikir birliği içinde. Bir çalışma yöntemi bulunmalı. ABD’lilerin muhalefette içlerine sızdığı birçok taraf var. Irak muhalefetini incelemek için bir çalışma grubu kurmayı öneriyorum. Amerikan şemsiyesi altında çalışmaya karşı olan birçok muhalif taraf var. Ayrıca savaşın rejime saldırmak için uygun bir fırsat olduğunu düşünenler de mevcut.”
Hatemi bana “Katılmıyorum. Fakat ABD’lilerden muhalefete sızanlar olduğu ve bazılarının karşı çıkmadığı konusunda sizinle hemfikirim”  yanıtını verdi. Bunun üzerine sözlerime şöyle devam ettim:
“Katılımcılardan bazıları onların ABD ve İngiltere istihbaratıyla çalıştıklarını söylüyor. Nitekim konferansa gözlemci olarak CIA üyeleri katıldı. Ayrıca İran istihbarat mensupları da gözlemci olarak yer aldı, katıldı. Bu nedenle Irak muhalefeti incelenmeli ve etkili olabileceğimiz koşullar tespit edilmelidir.”

İran Cumhurbaşkanı da şu değerlendirmede bulundu:
“Şüphe yok ki ABD ile anlaşmayı tercih ettiler. Ancak ABD’nin onlarla kötü ilişkileri muhalefete ABD’ye karşı birleşik bir duruşa sahipmiş gibi bakmalarını sağladı. Bu nedenle muhalefet Erbil'de geri çekildi. ABD yüzde 100 yanında duranlar dışında bu muhalefetten kimseyi kabul etmiyor. ABD elçisi Zalmay Halilzad muhalefete, ‘Muhalefeti kabul etmiyoruz ve Irak'a askeri bir yönetici yerleştireceğiz. Sükûnet sağlandıktan sonra siyasi bir hükümdar getirip bir Irak anayasası oluşturacağız. Sizinle en fazla istişarede bulunabiliriz” diye seslendi. ABD, askeri müdahalede bulunduğunda muhalefetin hiçbir etkinliği olmayacak. ABD, Irak'ta istediğini elde etmek için plan yaptı. Muhalefetteki tüm taraflar bundan rahatsız oldu. Erbil'de ABD'ye karşı bir açıklama yayınlamaya karar verdiler. Bu iyi bir şey. ABD’nin üslubunu değiştirmesinde etkili oldu. Bu nedenle, bir grup muhalifin ABD ile birlikte hareket ettiği ve diğer grubun bağımsız olduğu konusunda size katılmıyorum. Ancak aynı zamanda, ABD ile hareket etmenin çıkarlarına hizmet ettiğini gören herhangi bir muhalif taraf, onunla yakınlaşacaktır. Buna ek olarak başından beri ABD yanlısı taraflar da mevcut. Fakat aynı zamanda muhalefetin dışında daha ciddi ve dirençli olanların da bulunduğu görüşünüzü destekliyorum. Ancak gerçekçi olmalıyız. Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Türkiye ile görüşmemiz yönündeki bu önerisi akıllıcadır. Farklılıkların artmasını önlemek ve muhalefetin ABD'nin kollarına düşmesini engellemek için muhalefete geniş bir çerçevede bakmalıyız. Bir tür varlık göstermekten mutluluk duyacağız. Bir çalışma grubu fikrini onaylıyorum. Fakat insan her zaman iyi ile kötü arasında kalmıyor. Bazen kötünün daha kötüden ayırt edilmesi gerekir.”
Cumhurbaşkanı Hatemi ile görüşmemiz bittikten sonra Yüce Lider Ali Hamaney ile bir araya gelmek üzere yola çıktı. Bizi hoş karşılayan Hamaney, ziyaretin her iki ülkeye de hayırlı olmasını temennisinde bulundu.

Bunun üzerine Esed şunları söyledi:
“İki ülke arasındaki koordinasyon oldukça yüksek. Ziyaretimiz kesinlikle başarıya ulaşacak. Bu ziyaret iki ülke arasındaki koordinasyonda bir düzeltme imkanı verecek. Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşme, iki ülke arasındaki fikir uyumunu ortaya koyuyor. Irak konusunu kapsamlı bir şekilde tartıştık ve birçok analiz yapıldı. Bu konudaki görüşler oldukça kasvetli. İttifakımız, pozisyon ve tarihimiz umut vadediyor. Maskeler düştü ve her şey ortaya çıktı. ABD niyetini açıkladı. Irak'ı işgal etmek ve bir askeri hükümdar yerleştirmek istediğini söyledi. Daha sonra Suriye, İran ve hoşlanmadığı herhangi bir ülkeyle savaşacağını duyurdu. ABD’nin askeri gücünün ve Suriye ile İran’ın imkanlarının farkındayız. Ancak biz toprak sahibiyiz. Başlangıçta herkes için zararlı olması nedeniyle savaşın çıkmasını istemediğimizi söyledik. Ama arkamıza yaslanıp sıranın bize gelmesini beklememiz mantıksız. Suriye ve İran dışında Irak’ın hiçbir komşusu karar alma yetkisine sahip değil. Fakat bir savaş meydana gelmesi durumunda yapılacak en önemli şeyin, savaşın ABD, yorulana kadar uzatılması olduğunu düşünüyorum.”

Hamaney de şunları söyledi:
“Bölgede neler olup bittiğine dair yapılan bu iyi analiz için çok teşekkür ederim. Gerçek şu ki biz iki kardeş ülkeyiz. Birçok mesele ve ortak tehlikeler bizi bir araya getiriyor. Bu, tam iş birliğimizi artırmak için başlı başına bir teşvik faktörüdür. Bölge tehlikeli bir durumla karşı karşıya.”

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları oldu

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’



İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
TT

İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf

İsrail’in Suriye topraklarında neredeyse günlük hale gelen ihlalleri ve askeri ilerleyişleri kapsamında, dün dört İsrail askeri aracı, Dera vilayetinin batısındaki Yermuk Havzası bölgesinde yer alan Maariye köyünün doğu girişine ulaştı. Aynı zamanda iki İsrail askeri aracının da Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Colan köyü ile el-Bassali çiftliği arasındaki yolu kontrol altına aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre, İsrail güçleri bölgede iki kontrol noktası kurarak yoldan geçen kişileri ve araçları aradıktan sonra daha sonra bölgeden çekildi. Şam’daki kaynaklar, söz konusu uygulamaların İsrail’in bölgede fiili ancak resmî olarak ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturma çabasının parçası olduğunu öne sürdü.

Maariye ve Abidin Belediye Başkanı Muvaffak Mahmud SANA’ya yaptığı açıklamada, yaklaşık 150 askerden oluşan ve dört askeri araçla bölgeye gelen İsrail birliğinin dün sabah Maariye köyünün doğu girişinde bir kontrol noktası kurduğunu belirtti. Mahmud, askerlerin yaya ve araçlarda arama yaptıktan sonra bölgeden ayrıldığını ifade etti.

derfgthy
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde bulunan Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) unsurları (Arşiv – SANA)

Yerel kaynaklar, Dera’nın batısındaki Vadi er-Rakkad bölgesinde koyun otlatan bir gencin İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını bildirdi. Yaralının, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları tarafından Neva Hastanesi’ne götürülerek ilk müdahalesinin yapıldığı, ardından tedavisinin sürdürülmesi için Dera kentindeki bir hastaneye sevk edildiği aktarıldı.

Öte yandan, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail güçlerinin Suriye topraklarında 665 kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ele geçirdiği ve bölgede 9 askeri nokta kurduğu belirtiliyor. Ayrıca İsrail ordusunun, işgal altındaki Suriye Golanı sınırı boyunca kara operasyonlarını sürdürdüğü; bu faaliyetlerin Kuneytra kırsalının kuzey ve güney kesimlerinden başlayarak Dera’nın batısındaki Yermuk Havzası’na kadar uzanan geniş bir alanda Suriye içlerine doğru kademeli şekilde ilerlediği ifade ediliyor.

(

)

Suriyeli ve uluslararası güvenlik kaynaklarına dayanan raporlara göre İsrail, ‘sarı hat’ olarak adlandırılan, esnek ve resmî olarak ilan edilmemiş bir güvenlik nüfuz alanı oluşturdu. Söz konusu hattın, Kuneytra ve Dera vilayetlerinden Şam’ın güney kırsalına kadar uzanan bölgede askeri faaliyetleri sınırlandırmayı ve ağır silahların tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflediği; böylece Celile ve işgal altındaki Golan’ın güvenliği için stratejik bir derinlik oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor.

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Reşid Hurani ise İsrail’in kara operasyonlarının, fiilen ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturmayı amaçladığını söyledi. Hurani’ye göre İsrail, Kuneytra vilayetindeki Cebata el-Haşab, Kudne ve Refid bölgeleri ile Dera’nın batı kırsalı ve özellikle Yermuk Havzası’nda tarım arazilerini tahrip ederek, ayrıca altyapı ve askeri noktaları tekrarlanan saldırılarla hedef alarak bu stratejiyi uyguluyor. Bu uygulamaların, sivillerin tarım arazilerine erişimini engellemeyi, hareket özgürlüğünü kısıtlamayı ve bölgede kurulan geçici kontrol noktaları ile sıklaşan sorgulamalar aracılığıyla güvenlik denetimini artırmayı hedeflediğini ifade eden Hurani, söz konusu adımların sahada kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma çabasının parçası olduğunu savundu.

İsrail’in Suriye içindeki kara operasyonlarının kapsamının giderek genişlediği belirtiliyor. Bu operasyonlar yalnızca köyleri değil, tarım yollarını, otlakları ve sivil yerleşimleri de kapsarken, sivil ve tarihi yapıların hedef alınması da dikkat çekiyor. Bu çerçevede İsrail güçlerinin Hamidiye köyünde 15 evi yıktığı, ayrıca tarihi Dağıstani Camii, müze binası, adliye, Endülüs Sineması ve tarihi Hacer Hastanesi’ni havaya uçurduğu bildirildi.

Son dönemde İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşanırken, bu durum Güney Lübnan’da devam eden geniş çaplı İsrail askeri operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’ni geçtiğini, stratejik öneme sahip Şekif Kalesi ile Nebatiye çevresinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Gelişmelerin ardından kuzey cephesinde güvenlik alarmı yükselirken, Celile bölgesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde okulların kapatıldığı bildirildi.

Söz konusu tırmanış, Lübnan ile İsrail arasında savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşılması amacıyla yürütülen müzakerelerin ikinci turundan iki gün önce yaşanıyor. ABD’nin himayesinde Washington’da yapılması beklenen görüşmeler öncesinde bölgedeki gerilim artarken, Suriye ile İsrail arasındaki temaslarda ise durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani daha önce yaptığı açıklamada, bu yıl boyunca yoğun görüşmeler gerçekleştirildiğini ancak Suriye-İsrail müzakerelerinin henüz somut sonuçlar üretmediğini ifade etmişti.

dfrgt
Dera’nın batı kırsalındaki Yermuk Havzası’nda bulunan Abidin köyü sakinleri, İsrailli askerlerin köye girmesini engelliyor, 16 Aralık 2024. (Daraa24)

Bu çerçevede Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in İran’a karşı yürütülen savaşta hedeflerine ulaşamamasının, ‘Suriye-İsrail müzakerelerine de yansıyan bir gerilemeye yol açtığını’ söyledi. Hurani, Suriye yönetiminin Hizbullah ile görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, İran ve Hizbullah’ın direncini desteklediğini belirterek, bunun Şam’ın İsrail’in Güney Suriye’de siyasi veya askeri yollarla dayattığı fiili durumu kabul etmediğini gösterdiğini ifade etti. Hurani’ye göre, özellikle 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uluslararası destek görmeye devam etmesi, Suriye’nin bu konudaki tutumunu güçlendiriyor.

Suriye, İsrail’in ülkenin güneyindeki tüm uygulama ve adımlarını uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hükümsüz kabul ediyor; bu girişimlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor. Öte yandan Suriye hükümeti, İsrail ile yürütülen müzakereleri ‘stratejik bir dosya’ olarak değerlendiriyor. Hurani, bu dosyanın Suriye yönetiminin devlet kurumlarını gerçek anlamda yeniden inşa etme süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Hurani’ye göre Şam yönetimi, komşu ülkelerle yaşadığı sorunları çözme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu alanda önemli ölçüde başarı elde etmiş durumda. Bu nedenle İsrail ile yürütülen temaslar da yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Suriye’nin yeniden yapılanma ve bölgesel normalleşme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

gbhn
Kuneytra’da İsrail politikalarını protesto etmek için toplanan halkı haber yapan Suriyeli gazeteciler (Arşiv – Kuneytra Medya Merkezi)

Hurani, Şam yönetiminin komşu ülkelerle geliştirdiği olumlu ilişkilerin sonuçlarını hissetmeye başladığını belirterek, ticaret hacmindeki artışın ve güvenlik alanındaki koordinasyonun hem Suriye hem de komşu ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Suriye-İsrail müzakere sürecindeki duraksamaların ve yeniden canlanma ihtimalinin, İsrail’in net ve istikrarlı bir müzakere çizgisine sahip olmamasıyla bağlantılı olduğunu savunan Hurani, İsrail’in Suriye dosyasına yaklaşımında ‘kararsızlık ve kafa karışıklığı’ yaşadığını ifade etti. Hurani’ye göre Tel Aviv yönetimi, yalnızca Suriye sahasında değil, Lübnan ve Gazze gibi diğer cephelerde de karşı karşıya kaldığı baskılar nedeniyle tutarlı bir politika ortaya koymakta zorlanıyor.

Öte yandan, İsrail’in Güney Suriye’ye yönelik yaklaşımını Gazze ve Güney Lübnan’da uyguladığı güvenlik ve askeri stratejiye benzer bir modele dönüştürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre İsrail’in sahadaki kontrol alanlarını genişletmeye, yerel çevreleri zayıflatmaya ve uzun vadeli fiili durumlar oluşturmaya çalışabileceği öngörülüyor. Bu yaklaşımın, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yürütülen yerleşim ve ekonomik projelerle eş zamanlı ilerleyebileceği belirtiliyor. Söz konusu projeler arasında Katzrin yerleşiminin genişletilmesi ve Golan köylerinde rüzgâr türbini projelerinin hayata geçirilmesi de yer alıyor. Hurani’nin hazırladığı araştırmada, Netanyahu yönetiminin, mevcut gerilim dalgaları sona erse bile sınır bölgelerinin güvenlik kontrolü altında tutulmasını hedefleyen bir strateji izlediği sonucuna varıldığı ifade edildi. Bu çerçevede, İsrail’in Güney Suriye’deki askeri ve güvenlik varlığını geçici değil, uzun vadeli bir düzenleme olarak şekillendirmeye çalışabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.


Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
TT

Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)

Gazze Şeridi’nde yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler kapsamında, Hamas’ın müzakere heyetinin çarşamba günü Mısır’daki arabulucularla yeni bir görüşme turu gerçekleştireceği bildirildi.

Konuya yakın bir Hamas kaynağı, AFP’ye yaptığı açıklamada, Hamas ve diğer Filistinli grupların görüşmelere katılmaları için Mısır tarafından davet edildiğini söyledi. Kaynak, arabulucuların Hamas ve İsrail tarafından kabul görebilecek şekilde revize edilmiş yeni bir ateşkes önerisine ilişkin fikirler sunduğunu belirtti.

Müzakerelere Mısırlı yetkililerin yanı sıra Katarlı ve Türk yetkililerin de katılması bekleniyor. Filistin tarafında ise Hamas, İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Halk Direniş Komiteleri, Ulusal Girişim Hareketi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki El Fetih içindeki Demokratik Reform Akımı temsil edilecek.

Aynı kaynağa göre, Hamas heyetinin başkanı Halil el-Hayya ile diğer Filistinli grup temsilcilerinin salı günü Kahire’ye ulaşması bekleniyor.

Kaynak ayrıca, arabulucuların önümüzdeki günlerde Hamas heyeti ile Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mlladenov arasında Mısır’da bir görüşme düzenlenmesi için koordinasyon yürüttüğünü söyledi. Görüşmede, ulusal komitenin Gazze yönetimini devralması ve yeniden imar sürecinin başlatılması konularının ele alınacağı ifade edildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Hamas’a yakın kaynak, “İsrail yeni engeller çıkarmadığı takdirde ilerleme sağlanabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı

Gazze Şeridi’nde ateşkes, İsrail ile Hamas arasında iki yıldan uzun süren yıkıcı savaşın ardından 10 Ekim 2025 tarihinde ilan edilmişti. Ancak anlaşma kırılganlığını koruyor. Bölgede neredeyse her gün düzenlenen İsrail hava saldırıları can kayıplarına ve yeni yıkımlara yol açıyor.

Ateşkes anlaşmasının ilk aşaması, askeri operasyonların durdurulmasını, İsrail’in yerleşim bölgelerinden çekilmesini ve kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım girişinin sağlanmasını öngörüyor. İkinci aşamada ise Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze yönetiminin Barış Konseyi denetimindeki ulusal bir komiteye devredilmesi ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması planlanıyor.

Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)

Öte yandan ikinci bir kaynak, “Hamas ve direniş grupları, işgal güçlerinin dayattığı şekilde bir silahsızlanmayı kabul etmeyecektir” dedi.

Kaynak, Hamas’ın kapsamlı bir çözümü garanti altına alacak her türlü öneriye olumlu yaklaşmaya hazır olduğunu belirterek, hareketin arabuluculara silah meselesini kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde görüşmeye açık olduğunu ilettiğini, ancak bunun Filistin halkının topraklarını savunma ve bağımsız devlet kurma hakkını zedelememesi gerektiğini vurguladığını belirtti.

Bir Hamas yetkilisi ise ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Yetkili, arabulucular ve ABD yönetiminden İsrail’in bu yükümlülüklere uymasını sağlayacak güvenceler talep ettiklerini ifade etti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Usame Hamdan da pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mladenov’un Gazze’nin yönetimini üstlenecek ulusal komitenin bölgeye girişini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamasını eleştirerek, bunun anlaşma maddeleriyle ilgisi olmayan bir “siyasi şantaj” olduğunu savundu.

İsrail ise son haftalarda Hamas’a yönelik operasyonlarını yoğunlaştırarak örgütün üst düzey askeri liderlerinden bazılarını hedef alan suikastlar gerçekleştirdi.

Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 930 Filistinli hayatını kaybetti.


Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
TT

Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail'in Gazze'de resmî tatil nedeniyle yoğun kalabalığın bulunduğu bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 12 kişinin de yaralandığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğuyla ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının sürdüğü belirtildi.

Şarku’l Avsatîn Reuters'ten aktardığına göre İsrail ile Hamas arasında, anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin dolaylı görüşmeler çıkmaza girmiş durumda. Söz konusu aşama, Hamas'ın silahsızlandırılmasını ve İsrail ordusunun bölgeden çekilmesini öngörüyor.

Ateşkes kapsamında İsrail, Gazze Şeridi'nin yarısından fazlası üzerindeki kontrolünü korurken, Hamas ise kıyı şeridinin küçük bir bölümünü elinde tutmaya devam ediyor.

Dün hedef alınan kafe, Gazze'deki geçici deniz limanı bölgesinde bulunuyor. Söz konusu yüzer iskele, kıyı açıklarında geçici bir çözüm olarak inşa edilmişti.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin, savaşçı ve siviller arasında ayrım yapmayan verilerine göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 900 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ise aynı dönemde 4 askerinin silahlı gruplar tarafından öldürüldüğünü açıkladı.