Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)

Suriye’de uzun yıllar boyunca Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanı Yardımcılığı gibi birçok önemli pozisyonda görev yapan Abdulhalim Haddam’ın günlükleri, ülkeden ayrıldığı 2005’e kadar Ortadoğu’da yaşananlara ve uluslararası arenanın bölgeye nasıl nüfuz ettiğine ışık tutuyor. ABD’nin Irak işgali öncesinde yaşananlar, dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Dini Lideri Ali Hamaney ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında gerçekleşen toplantının ilk elden tanığı olan Haddam’ın aktardığı bilgilerle su yüzüne çıkıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katılan, Hama isyanında şehre vali olarak atanan, Kuneytra işgal edildiğinde de görevde olan bölgenin önemli aktörlerinden Abdulhalim Haddam’ın ardında bıraktığı bilgiler, bölgenin kaderini tayin eden kararların ve kapalı kapılar ardında gerçekleşen görüşmelerin üzerindeki sır perdesini kaldırıyor.
Şarku’l Avsat’ın yayınlamaya başladığımız bu yazı dizisinde Haddam’ın günlükleri ile sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu ve uluslararası arenada kurulan ilişkilerin tarihine yönelik önemli bilgilere yer veriliyor.
Abdulhalim Haddam’ın biyografisi ve sahip olunan belgeler, Suriye’nin son yıllardaki hikayesinin büyük bir bölümünü anlatır nitelikte. ‘Ebu Cemal’ olarak bilinen Haddam, Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidara gelmesinden 2005 yılında ülkeden ayrıldığını ilan edip ülkeyi terk edene kadar Suriye’nin bölgede oynadığı rolün ve önemli olayların tanığıydı.
Ebu Cemal onlarca yıl içinde, 1960’ların başında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) ile yaşanan çatışma döneminde Hama Valisi olarak görev yaptı. Söz konusu 10 yılın sonunda, Kuneytra’nın düşüşü sırasında da Şam Kırsalı Valisi’ydi. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Şam'da merkezi bir pozisyondaydı. Lübnan'daki genişleme sırasında Başkan Yardımcısı’ydı. Hatta ‘Lübnan Hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu.
Lübnan dosyası 1998 yılına kadar Haddam’ın gözetimindeydi. Esed dosyayı 1994 yılında ağabeyi Basil’in ölümünden sonra Londra’dan dönen doktor oğlu Beşşar’a teslim ettiğinde durum Haddam ve Lübnan’daki müttefikleri açısından kolay değildi.
Haddam, Şam’daki siyasi rolünün azalmasıyla birlikte 2005 yılının haziran ayında gerçekleştirilen Baas Konferansı’nda tüm siyasi pozisyonlardan ve partideki görevlerinden istifa etti. Yalnızca parti merkezi liderliğinin üyesi konumunu korudu. Ardından geçtiğimiz yıl vefat edene kadar sürgünde kaldığı Paris’e gitti. (2006 yılının başlarında Faruk eş-Şara, Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilmişti. Birkaç yıl önce de bu görevden alındı.) Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin suikasta uğramasından sonra Şam tecrit edildi. Haddam, 2005 yılının sonunda  görevlerinden ayrıldığını duyurup Suriye rejimini ‘dost’ olan Lübnan Başbakanı’nı öldürmekle suçladı. Ayrıca sürgündeyken Müslüman Kardeşler ile Ali Sadruddin el-Beyanuni liderliğinde rejime muhalif olan Kurtuluş Cephesi’ni kurdu. Ardından vatana ihanetle suçlandı ve mallarına el konuldu.
Haddam, 2011 ayaklanmasından sonra önemli bir siyasi rol oynamadı. Anılarını yazmaya odaklanan Haddam, 2003 yılında ‘en-Nizamu’l Arabi’l Muasır’ (Çağdaş Arap Rejimi) adlı bir kitap yazdı. Kitapta demokrasi ve özgürlük konusundaki siyasi görüşlerine ve duruşuna yer verdi.
Haddam’ın sahip olduğu belgelere ve dosyalara ulaşan Şarku’l Avsat, bugünden itibaren Ebu Cemal’in anılarından bölümlerin yer alığı bir dizi yayınlayacak. Yazı dizisinde Suriye tarihinin temel aşamalarına ve rolüne dair bölümler yer alacak. Elbette bunlar tüm tarihi anlatmıyor. Yalnızca Haddam’ın anlattığı kadarını yansıtıyor:

Irak meselesi
Beşşar Esed, Devlet Başkanı Hafız Esed’in ölümünün ardından iktidara gelmesiyle Irak ile ilişkilere odaklandı. Suriye, ABD’nin Irak’a karşı gerçekleştirdiği saldırgan eylemlere karşı Irak rejimini savunmak için Arap dünyasında ve uluslararası arenada faaliyetler yürüttü. Ayrıca ABD’nin Irak’a savaş açılması yönündeki talimatlarına karşı güçlü bir duruş sergiledi. Bu noktada Beşşar Esed, Ali Hasan el-Mecid ve Taha Yasin Ramazan da dahil olmak üzere çok sayıda Iraklı lideri kabul etti. Bunlar arasında Suriye ve İran rejimlerine düşman olanlar da vardı.
Böylece yönetim, Irak rejimini devirmek için çalışmaktan, Arap ve uluslararası forumlarda onu savunma aşamasına geçti. İran ise Irak muhalefetindeki müttefikleri aracılığıyla Saddam Hüseyin’den ve rejiminden kurtulmaya çalışıyordu.
Iraklı ve Suriyeli heyetler sürekli karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor ve iki ülke arasında anlaşmalar imzalamak üzerinde çalışmalar yürütüyordu. Suriye Başbakanı Muhammed Mustafa Miro'nun Irak savaşından kısa bir süre önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile görüştüğü ve ona bir Şam kılıcı hediye ettiği Bağdat ziyareti belki de bu durumun en anlamlı göstergesiydi. Miro, söz konusu görüşmede şu ifadeleri kullandı:
“Size bu Şam kılıcını hediye etmek istiyorum. Yanınızda olduğumuzu bilin. Irak’a saldırı, Suriye’ye saldırı demektir.”
Bu aşamada, İran ve ABD’nin gözetiminde Londra’da Irak muhalefet konferansı gerçekleştirildi. İran tarafı, üst düzey bir istihbarat yetkilisi beraberindeki heyetle temsil edildi. ABD tarafını temsilen ise Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) üç üyesi görevlendirildi. İki heyet, Amerikalıların savaşın üzerini örtmek için kullandığı bir dizi kararı kabul eden konferansın başarısı için çalıştı.
ABD harekatının yoğunlaşması, bölgedeki güçlerin seferberliği ve Washington'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni Irak'a karşı eylemini destekleyen bir kararı kabul etmeye ikna edememesi ile savaşın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. Bu durum Şam’ın, Irak yanındaki duruşunun güçlü olması nedeniyle çatışmanın Suriye topraklarına kadar uzanmasından endişelenmesine sebep oldu. Söz konusu dönemde Suriye’de, Irak’ın yanında durma konusunda bir ulusal mutabakat oluştu. 
Devlet Başkanı Beşşar Esad bu gerçeğin ışığında, durumu İran liderliği ile tartışmak ve bölgedeki endişe verici yeni ve artan gerilim karşısında duruşunu birleştirmek için Tahran'a gitti. Ben de ona eşlik ettim.
16 Mart 2003 tarihinde Tahran’a gittik. Ulaştığımızda dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ardından da ‘Rehber’ Ali Hamaney ile görüşmeler yaptık. İşte iki toplantının kayıtları:

Karşılıklı övgülerin ardından Suriye Devlet Başkanı konuşmaya başladı. Öncelikle şu soruyu yöneltti:
“Savaşa kısa bir süre kalmışken ne yapabiliriz? Uzun süre, belki de yıllar sürecek bir savaş durumunda ne yapacağız?”
Ardından “ABD’nin istikrara kavuşacağını söylemiyorum. Ancak istikrar ve güvenliği sağladığı takdirde Suriye ve İran’a taşınacak” dedi.

Hatemi’nin Esed’e yanıtı ise şöyle oldu:
“Bunlar makul ve zamanında sorulmuş sorular. İran’da da sürekli bunları düşünüyoruz. Temsilcilerim, özellikle de Kemal Kharazi, başta Haddam Bey olmak üzere arkadaşları ile temaslarında bu konu üzerine eğiliyor. Bu durumu size açıklayayım. İki toplantı yaptım; ilki Rusya Dışişleri Bakanı Igor Ivanov, ikincisi de Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile gerçekleştirildi. Chirac Bey beni aradı. Görüşme yarım saat sürdü. Her iki yetkili de Irak’ın saldırıya uğramasından endişe duyuyordu. Ancak endişeleri bunun da ötesindeydi. İkisi de yakın zamanda bir savaş başlayacağından bahsettiler.”

Muhammed Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Günlerden ya salı ya da çarşambaydı. Saldırının Irak'ın ötesine taşınmaması için çabalamalıydık. Her ikisi de Irak’a saldırının ilk adım olmasından endişe duyuyordu. Bu endişe herkes için geçerliydi. Dünya kamuoyu tarafından duyulan bu endişe bizim için olumlu bir durumdu. ABD’nin uyguladığı tek taraflılı eylemlere karşı derin ve köklü bir muhalefet olduğunu gösteriyordu. Bu nedenle İslam Zirvesi'ndeki gayri resmi toplantım sırasında temsilcimiz bu desteği küresel bir talep olarak görerek Chirac’la ve diğer herkesle iletişime geçmesini istedi. Her iki yetkili de, yani Chirac ve Ivanov da savaşın farkına vardılar. Chirac, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) veto haklarını kullanmaya hazır olduklarını söyledi. Ancak ABD’nin savaşa hazır olduğunu vurguladı. Bu konudaki tutumu, savaş çıkaran ABD’ye karşıydı. Gerçekleştiği takdirde bunun yasa dışı bir saldırı olacağını söyledi. ‘Bundan sonra harekete geçme hakkına sahibiz’ diyen Chirac, ona daha önce söylediğim bir şeyi hatırladı. Kendisine hava saldırılarının Irak’a ve halkına ağır kayıplar verebileceğini ancak Saddam’ın düşüşüne yol açmayacağını söylemiştim. Bu nedenle nükleer bir savaşa zorlanacaklardı. Irak ordusunun ve muhafızlarının şehirleri savunacağını tahmin ediyordum.”

Hatemi’nin değerlendirmesinin devamında ABD’nin duruma değindi:
“ABD kesin bir zaferi ancak savaş süresini kısaltarak elde edebilir. Ancak eğer süre uzayacak olursa kaybedecektir. ABD kamuoyunun Başkan George W. Bush’a ve politikasına karşı çıkmak için askerlerin  cesetlerinin ülkeye dönmesi yeterli olacaktır. Bu nedenle ABD’nin bu savaşı bitirebileceğini sanmıyorum. Ancak ortada belirsiz bir nokta daha var; Iraklıların direnmeye ne kadar hazır olduklarını bilmiyorum. Savaşın meydana gelmesine izin verelim istemiyorum. Ancak savaş olursa ABD kolayca galip gelmemeli. Üçüncü önemli nokta ise savaş meydana gelirse ne yapacağımızla ilgili. Chirac ile görüştüğüm diğer konu da savaşın dünyadaki şiddet dalgasının yoğunlaşmasına ve artmasına yol açacağıydı. ABD, Afganistan'da eski El Kaide lideri Usame bin Ladin'i ortadan kaldırma hedefine ulaşmadı, aksine onu bir kahraman yaptı. Şimdi ortaya Saddam adında başka bir kahraman çıkarıyor ve aşırılık dalgası artacak. Chirac söylediklerimi destekledi, Amerikalıların bu bölgeden olmadığını söyledi.”

İran Cumhurbaşkanı konuşmasının devamında şu soruları yöneltti:
“Üçüncü aşamaya, yani savaş sonrası döneme girmeden önce şu sorumu tekrarlamak istiyorum: Savaş çıkması özellikle de şehir savaşı meydana gelmesi durumunda Irak halkının kararlılığını nasıl görüyorsunuz? Çünkü süre uzarsa zarar daha da büyük olacaktır.”

Esed’in cevabı ise şöyle oldu:
“Saddam, ABD harici taraflarla savaşıyor olsaydı düşüşü daha hızlı olurdu. Ama Amerikalılara akılsızlık hükmediyor. Savaşı günler veya haftalar içinde bitireceklerini söylediler. Gereksiz yere kendilerini bu zamanla kısıtladılar. Bir Iraklı bize ‘Saddam’dan mı yoksa Amerika’dan mı daha çok nefret ediyorsunuz?’ diye sorsa elbette Saddam diyenler olacaktır. Ancak buna rağmen Irak halkının Saddam’la birlikte savaşacağı hissediliyor. Bence bir grup Iraklı bir tarafa, başka bir grup ise diğer tarafa değer veriyor. Bir diğer konu da şu; Amerikalılar çok sayıda Iraklıyı öldürecek ve o an halk Saddam Hüseyin'in varlığını unutacak. Cumhuriyet Muhafızları ve rejimin etrafında toplanan partizanlara gelirsek; ben Cumhuriyet Muhafızları’na dikkat çekmek istiyorum. Çok sayıda siyasi ve askeri lider var. Bunları iki gruba ayırabiliriz: Birinci grup rejimden yararlananlar, ikinci grup ise suç işleyip infaz gerçekleştirenler. ABD’nin akılsızlığı başlayacak. Hiçbiri için bir çıkış noktası bırakmadı. Irak’a girmesi yasaklanan yaklaşık bin 700 muhalifin listesi yayınlandı. Irak için askeri bir yöneticiden bahsedildi. Bir savaş yaşanacak ancak günler sonra herkes ABD’ye karşı olacak.”
Hatemi de “Bugün, tüm muhalefet ABD’ye karşı duruyor. Şiileri ve Sünnileri anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye doğru itmeliyiz” dedi.
 
Esed bu sözlerin ardından konuşmasına şöyle devam etti:
“Saddam’ın yanında en çok duran ülke biziz. Buna karşılık bizimle en az koordinasyon içindeki ülke de yine Irak. Başka bir dünyada yaşayan garip bir rejim. Daha önce içteki etkileşimi genişletmem gerektiğini söylüyordum. Şimdi Suriye'de belediye seçimlerimiz var. Uçakta bu katılımı nasıl artıracağımızı konuşuyorduk. Saddam Hüseyin ise bunun tam aksini yapıyor. Dün Irak'ı dört bölgeye ayırdı. Bölgelerden birini Kimyager lakaplı Ali Hasan el-Mecid'e teslim etti. Bu, tabloyu Saddam’ın aleyhine çevirecek. Bizler Suriyeliler ve İranlılar olarak muhalefete nasıl yaklaşmalıyız? Yurt dışındaki muhalefeti kontrol altına almak gerekiyor. Bir role sahip olamazlar. Irak içinde daha geniş kapsamlı bir ilişkiye ihtiyacımız var. Suriye'de bizim için ilişkiler iki rejim arasındaki güvensizlik nedeniyle zayıf. Bu konu ayrıntılı bir çalışma gerektiriyor. Çünkü Irak'ı yönetmeye gelen herhangi bir konsey veya kişi de bu insanlardan olacaktır. ABD, bir Arap ülkesinin Saddam'ın yerine İzzet ed-Durri’nin geçmesi teklifini kabul etmedi. Konuya dair düşüncelerim bunlar.”

Hatemi ise bu sözlere karşın şunları söyledi:
“Irak'ta da neler olup bittiğini bilmiyoruz. Saddam ve Amerika'ya karşı çelişkili bir his olduğunu düşünüyorum. Bence savaş uzarsa, insanlar kayıpları görürse ve ordu ve Cumhuriyet Muhafızları direnebilirse zaman ABD’nin aleyhine işleyecektir. Irak'ın geleceği için tehdit oluşturan her türlü eğilimi yok etmek, mezhepçilik ve hiziplerle temsil edilen önemli tehlikeleri ortadan kaldırmak zorunludur. Çünkü bunlar ABD’nin işini kolaylaştırıyor. Sanki Şiiler, Kürtler ve diğerleri gibi pay istiyor. Bu Irak’ın geleceği için zehir niteliğinde. Irak'ın demokratik geleceğini düşünmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Böylece Irak, düşmanı olmasa bile ABD’nin elinde olmaz. Muhalefetin konumu artık pervasızlıkla nitelendirilirken Amerikan davranışı küstahlıkla karakterize ediliyor. Şimdi muhalefetin en büyük iddiası, ABD’nin onlara kötü davrandığı ve herkesin davranışlarından rahatsız olduğu. Bunlar arasında Amerika’ya oldukça yakın olan Ahmed el-Celbi de bulunuyordu. Bu durum, herkesin aklını başına toparlamasına ve mezhep konusundaki çalışmaları azaltmasına yardımcı oldu. Bu aşamada Türkiye büyük bir role sahip. Türkiye'nin Amerika'ya verdiği taahhütlere rağmen yönetiminin bizimle ve İslam dünyasıyla çalışma eğiliminde olduğunun farkındayım. Bir Kürt devletinin kurulmasına karşı dikkatli olmalıyız. İran Kürtlerinin İranlı, Iraklı Kürtlerin Iraklı ve Türkiyeli Kürtlerin Türk olduğu düşüncesinin yerleşmesi gerek. Bu konuda Türklerin endişeleri giderilmeli ve rahatlatılmalılar. Her halükarda bu konularda biz, siz ve Irak muhalefeti arasında koordinasyon sağlanmalıdır.”

Esed ise bu konuya ilişkin şu değelendirmede bulundu:
“Muhalefet içinde iki grup var: İlki olgunluğa ulaştı ve ABD ile ilgilenmeyecek. İkinci grup ise işaret edildiği anda ABD’ye doğru koştu. Bunlar iktidara gelirlerse Suriye ve İran ile birlikte hareket etmeyip ABD tarafında olacaklar. Bu nedenle ilişkileri genişletmek ve başka koordinasyon unsurlarını yaratmak zorunludur. En büyük unsur da Kürtlerdir. Endişeleri var ve bir ülke kurmayı düşünüyorlarEn önemli nokta bu. . Bu en önemli nokta. Bu konuyu Abdullah Gül ile görüştüm. Suriyeli bir güvenlik heyeti birkaç gün önce Türkiye’ye gitti. Şu an Suriye ile Türkiye arasındaki iş birliğinin merkezinde  Kürt devleti meselesi var. Bu durum askerlerin ve diğer grupların Türkiye’de toplanmasına neden oluyor. Çünkü bu konu Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ı endişelendiriyor. Koordinasyon içinde olmalıyız.”
 
Muhammed Hatemi de konuya ilişkin şunları söyledi:
“Türkiye savaş öncesi ve savaş sonrası aşamalar için çok önemli. Türkiye talimatları ABD’den alıyor. Bu durum İslami Zirve Konferansı’nda oldukça açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. İstanbul'daki altılı buluşmada kendimizi sınırlamamalıyız. Savaş aşamasında ve ötesinde Suriye, İran ve Türkiye'yi içine alan alanda bölgesel bir güç olabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Türkiye de bizim gibi etkileniyor. Savaşla ilgili durum nisan ayının sonuna doğru belli olacak. Yeni Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin imajı belirginleşecek. Irak arenasında işler daha da kötüleşebilir. Nelerin başarılabileceğini tartışmak için üçlü bir zirve veya bakanlar düzeyinde bir toplantı yapmayı öneriyorum. Savaş çıksa da çıkmasa da, ABD kazansa da kazanmasa da bakanlar düzeyinde bir toplantı yapıp ardından üçlü bir zirve gerçekleştirmenin büyük bir etkisi olacağı görüşündeyim. Şimdiden bu konu üzerinde düşünmeliyiz. Daha önce 5+6 konusunu, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş üyesi ve Irak’ın altı komşu ülkesini kapsayan bir toplantı yapılmasını önermiştik. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu fikri memnuniyetle karşıladı. Fakat gerçekleştirilmedi. Bu fikir özellikle de Fransa, Rusya ve Çin'in aldığı pozisyonlardan sonra bugün yeniden gündeme gelebilir mi?”
Bu noktada söze giren Kemal Kharazi “Cumhurbaşkanı Hatemi, ulusal uzlaşma fikrini ortaya attı” dedi. Hatemi ise  “Sorun şu ki, kimse bu fikri beğenmedi” cevabını verdi. Bunun üzerine Kharazi, “Bu fikir, yeniden gündeme gelse bir ışık söz konusu olur mu?” diye sordu. Yanıt Esed’den geldi:
“Öneri, taraflar arasında müzakereler gerçekleştirmekti. Bunun için uygun bir vakit değil. Çünkü teklif, kimin daha çok alacağıyla ilgili olur. Milletler arası rekabet olacak. Dünya konunun bir düşmanlık değil, içsel bir sorun olduğunu anlayacaktır. Biz düşmanlığa odaklanmak istiyoruz. Uygun gördüğüm bir diğer mesele ise gelişme kaydedilmesi. Iraklılarla çok konuştuk. Ne beşli komite ne de başka bir şeyde bizimle koordinasyon içinde değiller. Onlarla muhalefet hakkında konuştuğumuzda, kimseden korkmadıklarını söylüyorlar.”
Hatemi, “Muhalefet, kimseden hoşlanmıyor” derken Esed ise “ABD gibi sahte vaatlerde bulunabiliriz ama yine de konu Irak Dışişleri Bakanı ile gündeme getirilebilir. Savaştaki ilk sorun Saddam'ın kendisidir” şeklinde konuştu. Hatemi, savaşla ilgili meselede ABD’nin agresif davrandığını, proje ve planlarının olabileceğine işaret etti. “Ordunun içeride bir şeyler yapabileceğinden emin misiniz?” sorusunu yönelten Hatemi, ABD’nin hızlı bir zafer elde ettiği takdirde işlerin zorlaşacağını vurguladı. Beşşar Esed ise “Çözüm direnişte.” cevabını verdi. Esed ayrıca, Hatemi’nin savaş çıkması durumunda ne olacağına ilişkin sorusuna “Savaştan önce direnişe hazırlanmalı” yanıtını verdi.

Muhammed Hatemi ise şunları söyledi:
“Birkaç hedef olmalı. Birincisi, savaş çıkması taraftarı değiliz. İkincisi, çıktığı takdirde hızla sona ermesini istemiyoruz. Üçüncüsü, Irak’ın geleceğidir. Bu hedeflere ulaşmak için çalışma ve koordinasyon yapmalı, muhalefetle nasıl başa çıkılacağını tartışmalıyız. Bir diğer nokta da Irak'ta neler olup bittiği ve onu nasıl etkileyeceğini bilmemiz gerektiğidir. Aynı durum Irak’ın geleceği için de geçerlidir. Çabalarımız mezhepçilikten kaçınmaya odaklanmalı. Muhalefetle birlikte hareket etme şartımız, sorun çıkarmama taahhüdünde bulunmaları olmalı. Sünni ve Şii arasında ayrım yapmıyoruz. Böyle bir durum söz konusu olursa, ki beni de bu endişelendiriyor, o zaman muhalefet düşer. Bu da yenilginin sebebi olur.”

Ardından sözü Esed aldı:
“Irak'taki mezhep önerisinin olumsuz sonuçları var. Öncelikle önerinin bir hedefi olmalı: Muhalefete odaklanmak Bu Amerikalıları korkutuyor. Ancak konu aşiretlerle ilişkileri de tartışmayı gerektiriyor. ABD’nin yanında yer alacaklar mı bilmiyorum ama şimdilik verilen paralarla mutlular”
Esed sözlerinin devamında “Aşiretlerle ilişkiniz nasıl?” diye sordu.

Hatemi bu soruya şöyle cevap verdi:
“Aramızda herhangi bir ilişki yok. Ama muhalefetin aşiretlerle temas halinde olduğuna ve başka bağlantıları da bulunduğuna inanıyorum.”
Esed ise ilişki kurmanın oldukça zor olacağına işaret etti.

Bu noktada ben söze girdim ve şunları söyledim:
“Bir önerim var: Suriye ve İran fikir birliği içinde. Bir çalışma yöntemi bulunmalı. ABD’lilerin muhalefette içlerine sızdığı birçok taraf var. Irak muhalefetini incelemek için bir çalışma grubu kurmayı öneriyorum. Amerikan şemsiyesi altında çalışmaya karşı olan birçok muhalif taraf var. Ayrıca savaşın rejime saldırmak için uygun bir fırsat olduğunu düşünenler de mevcut.”
Hatemi bana “Katılmıyorum. Fakat ABD’lilerden muhalefete sızanlar olduğu ve bazılarının karşı çıkmadığı konusunda sizinle hemfikirim”  yanıtını verdi. Bunun üzerine sözlerime şöyle devam ettim:
“Katılımcılardan bazıları onların ABD ve İngiltere istihbaratıyla çalıştıklarını söylüyor. Nitekim konferansa gözlemci olarak CIA üyeleri katıldı. Ayrıca İran istihbarat mensupları da gözlemci olarak yer aldı, katıldı. Bu nedenle Irak muhalefeti incelenmeli ve etkili olabileceğimiz koşullar tespit edilmelidir.”

İran Cumhurbaşkanı da şu değerlendirmede bulundu:
“Şüphe yok ki ABD ile anlaşmayı tercih ettiler. Ancak ABD’nin onlarla kötü ilişkileri muhalefete ABD’ye karşı birleşik bir duruşa sahipmiş gibi bakmalarını sağladı. Bu nedenle muhalefet Erbil'de geri çekildi. ABD yüzde 100 yanında duranlar dışında bu muhalefetten kimseyi kabul etmiyor. ABD elçisi Zalmay Halilzad muhalefete, ‘Muhalefeti kabul etmiyoruz ve Irak'a askeri bir yönetici yerleştireceğiz. Sükûnet sağlandıktan sonra siyasi bir hükümdar getirip bir Irak anayasası oluşturacağız. Sizinle en fazla istişarede bulunabiliriz” diye seslendi. ABD, askeri müdahalede bulunduğunda muhalefetin hiçbir etkinliği olmayacak. ABD, Irak'ta istediğini elde etmek için plan yaptı. Muhalefetteki tüm taraflar bundan rahatsız oldu. Erbil'de ABD'ye karşı bir açıklama yayınlamaya karar verdiler. Bu iyi bir şey. ABD’nin üslubunu değiştirmesinde etkili oldu. Bu nedenle, bir grup muhalifin ABD ile birlikte hareket ettiği ve diğer grubun bağımsız olduğu konusunda size katılmıyorum. Ancak aynı zamanda, ABD ile hareket etmenin çıkarlarına hizmet ettiğini gören herhangi bir muhalif taraf, onunla yakınlaşacaktır. Buna ek olarak başından beri ABD yanlısı taraflar da mevcut. Fakat aynı zamanda muhalefetin dışında daha ciddi ve dirençli olanların da bulunduğu görüşünüzü destekliyorum. Ancak gerçekçi olmalıyız. Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Türkiye ile görüşmemiz yönündeki bu önerisi akıllıcadır. Farklılıkların artmasını önlemek ve muhalefetin ABD'nin kollarına düşmesini engellemek için muhalefete geniş bir çerçevede bakmalıyız. Bir tür varlık göstermekten mutluluk duyacağız. Bir çalışma grubu fikrini onaylıyorum. Fakat insan her zaman iyi ile kötü arasında kalmıyor. Bazen kötünün daha kötüden ayırt edilmesi gerekir.”
Cumhurbaşkanı Hatemi ile görüşmemiz bittikten sonra Yüce Lider Ali Hamaney ile bir araya gelmek üzere yola çıktı. Bizi hoş karşılayan Hamaney, ziyaretin her iki ülkeye de hayırlı olmasını temennisinde bulundu.

Bunun üzerine Esed şunları söyledi:
“İki ülke arasındaki koordinasyon oldukça yüksek. Ziyaretimiz kesinlikle başarıya ulaşacak. Bu ziyaret iki ülke arasındaki koordinasyonda bir düzeltme imkanı verecek. Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşme, iki ülke arasındaki fikir uyumunu ortaya koyuyor. Irak konusunu kapsamlı bir şekilde tartıştık ve birçok analiz yapıldı. Bu konudaki görüşler oldukça kasvetli. İttifakımız, pozisyon ve tarihimiz umut vadediyor. Maskeler düştü ve her şey ortaya çıktı. ABD niyetini açıkladı. Irak'ı işgal etmek ve bir askeri hükümdar yerleştirmek istediğini söyledi. Daha sonra Suriye, İran ve hoşlanmadığı herhangi bir ülkeyle savaşacağını duyurdu. ABD’nin askeri gücünün ve Suriye ile İran’ın imkanlarının farkındayız. Ancak biz toprak sahibiyiz. Başlangıçta herkes için zararlı olması nedeniyle savaşın çıkmasını istemediğimizi söyledik. Ama arkamıza yaslanıp sıranın bize gelmesini beklememiz mantıksız. Suriye ve İran dışında Irak’ın hiçbir komşusu karar alma yetkisine sahip değil. Fakat bir savaş meydana gelmesi durumunda yapılacak en önemli şeyin, savaşın ABD, yorulana kadar uzatılması olduğunu düşünüyorum.”

Hamaney de şunları söyledi:
“Bölgede neler olup bittiğine dair yapılan bu iyi analiz için çok teşekkür ederim. Gerçek şu ki biz iki kardeş ülkeyiz. Birçok mesele ve ortak tehlikeler bizi bir araya getiriyor. Bu, tam iş birliğimizi artırmak için başlı başına bir teşvik faktörüdür. Bölge tehlikeli bir durumla karşı karşıya.”

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları oldu

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’



Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
TT

Irak, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı acil durum planları hazırlıyor

Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)
Iraklı milis gruplardan birine ait çok namlulu roketatar (Haşdi Şabi Medya)

Bağdat, olası bir askeri çatışmanın ülkeye yansımalarını önlemek için sınır güvenliğini artırıyor. Ordu komutanlarına silahlı grupların ihlallerine müdahale yetkisi verildi

Bağdat'tan cuma günü edinilen bilgilere göre Irak hükümeti, ABD ile İran arasında askeri çatışma çıkması ihtimaline karşı çok yönlü bir acil durum planı hazırladı. Plan kapsamında sınır kentlerine askeri birlikler konuşlandırılması ve bu birliklerin subaylarına, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'na danışmadan olası ihlallere müdahale etme talimatı verilmesi öngörülüyor. Hükümetin bazı birimleri ise uzaktan eğitime geçilmesi ve çatışma bölgelerinden kaçabilecek sivillerin kabul edilmesine yönelik hazırlıklar üzerinde çalışıyor.

ABD'nin İran'a yönelik saldırı düzenleyebileceğine ilişkin işaretler bu hafta yoğunlaşırken, Bağdat'taki bazı çevreler, Şii silahlı grupların güncellenmiş hedef listesi doğrultusunda geniş çaplı biçimde Tahran'ın yanında savaşa katılmasından endişe ediyor.

Sınır güvenliğinde sıkı denetim

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, Irak hükümetinin Silahlı Kuvvetler Başkomutanı'nın talimatıyla sınır kentlerinde sıkı denetim uygulanması ve sahadaki gözetimin artırılması yönünde önleyici tedbirler aldığını söyledi. Yetkili, olağan dışı hareketliliklere ilişkin değerlendirmelerin 24 saat esasına göre güncellendiğini belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen ve kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmadığını belirten yetkili, önlemlerin Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi'nde Süleymaniye'den güneyde Kuveyt ve İran sınırına yakın Basra'ya kadar İran sınırının izlenmesini, ayrıca Suriye sınırı boyunca ordu birliklerinin konuşlandırılmasını kapsadığını aktardı.

Iraklı yetkili, bölgesel açıdan hassas stratejik noktalarda silahlı grupların faaliyet gösterebileceği endişesi nedeniyle askeri komuta kademesinin özellikle Basra vilayetine odaklandığını kaydetti.

sdcvfgbhyj
Irak polisinin cuma günü Kerkük sokaklarında gerçekleştirdiği askeri devriyeden bir görüntü

Geçen hafta savaşın olası sonuçlarını ele almak üzere düzenlenen geniş katılımlı toplantıya katılan bir başka yetkili ise Başbakan Ali Zeydi'nin, ordu komutanlarına yasa dışı silahlı grupların gerçekleştirebileceği ihlallere kendisine danışmadan derhal müdahale etme yetkisi verdiğini söyledi.

Yetkili, söz konusu komutanların artık silahlı grupları caydırmak için "olağanüstü yetkilere" sahip olduğunu ifade etti.

Uzaktan eğitim hazırlığı

Askeri planlara paralel olarak Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu, olağanüstü koşullarda okulların uzaktan eğitime geçmesi, hassas kurumlardaki bazı kamu belgelerinin taşınarak dijital ortamda muhafaza edilmesi ve askeri çatışmalardan kaçabilecek sivillerin ülkeye girişine yönelik hazırlıkları görüştü. Bu bilgileri, konuyla ilgili bilgi sahibi bir sivil yetkili aktardı.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Zeydi'nin başkanlık ettiği Ulusal Güvenlik Bakanlar Kurulu'nda Ulusal Güvenlik Danışmanı ile içişleri, savunma, dışişleri, maliye ve planlama bakanları yer alıyor.

Ancak hükümetten bir kaynak Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, eğitim ve genel olarak kamu kurumlarının çalışma düzenine ilişkin kararlar almak için henüz erken olduğunu belirtti.

Kaynak, "Hükümet, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından mart ayında savaşın başlamasıyla birlikte acil durum planlarını hazırlamıştı. Bu planlar, gelişmelere göre bugüne kadar düzenli olarak güncelleniyor" dedi.

Devrim Muhafızları'nın hedef listesi güncelleniyor

Buna karşılık siyasi yetkililer, bu hafta Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamalarda, İran Devrim Muhafızları'nın talimatları doğrultusunda silahlı grupların hedef listelerini güncellemesinin daha önce görülmemiş düzeyde endişeye yol açtığını dile getirdi.

Çarşamba günü Tasnim Haber Ajansı, Devrim Muhafızları'nın bölgesel kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin açıklamalarını yayımladı.

Kaani, "Direniş liderleri, dini lider Mücteba Hamaney'in kendilerine gönderdiği ve düşmanla sınırsız biçimde mücadele edilmesi çağrısında bulunan mesajı aldı. Liderler, tam bağlılıklarını yazılı olarak ilan ederek bu çağrıyı somut adımlara dönüştürmeye başladı" ifadelerini kullandı.

ascdv
Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, 5 Kasım 2026'da Bağdat'ta ABD temsilcisi Tom Barrack'ı kabul etti (Irak hükümeti)

Iraklı yetkililerden biri, "Silahlı grupların bu kez savaşa katılması halinde Zeydi kendisini ABD'ye düşman bir ülkenin başbakanı konumunda bulabilir" değerlendirmesinde bulundu.

ABD'nin Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, perşembe akşamı Zeydi ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Irak Başbakanı'nın krizleri büyümeden kontrol altına almak gibi son derece zor bir görevi üstlendiğini söyledi.

Zeydi de aynı gün ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceklerini yineledi.

Kürt kaynaklar, ABD'li temsilcinin cuma akşamı Erbil ve Süleymaniye'deki yetkililerle bir araya gelerek İran krizindeki son gelişmeleri ve Tahran'la askeri çatışmanın yeniden başlaması ihtimalini değerlendireceğini Şarku’l Avsat'a doğruladı.

Koordinasyon Çerçevesi'nde İran endişesi

Siyasi cephede ise Zeydi, ABD'nin İran'a yönelik olası saldırılarına karşı hazırladığı planların ana hatları hakkında iktidar koalisyonunun liderlerini bilgilendirdi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir siyasi kaynak, Başbakan'ın Şii siyasi güçlerin önde gelenlerini bünyesinde barındıran Koordinasyon Çerçevesi'ne ABD'nin İran'a yakın zamanda askeri operasyon düzenleyebileceği ihtimalini aktardığını söyledi. Zeydi'nin ayrıca İran'la müttefik ve koalisyondaki bazı partilere yakın silahlı grupların Tahran'ın talimatıyla misilleme operasyonlarına katılabileceğine ilişkin endişelerini de paylaştığı belirtildi.

xsdv s
Irak Hizbullah Tugayları mensupları, Bağdat'ta örgütün bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynağa göre Başbakan, iktidar koalisyonunda yer alan güçlerin söz konusu grupların savaşa katılmasını engellemeye yardımcı olmasını umuyor. Ancak bazı koalisyon bileşenlerinin, "Tahran'ın askeri çatışmayı kaybetmesi ve bunun kendi siyasi varlıkları üzerindeki olası sonuçlarından endişe duyduğu" yönündeki kuşkular da sürüyor.

Hizbullah Tugayları'na karşı koordineli kampanya7Irak hükümetinin İran'la olası bir askeri çatışmaya karşı hazırlık yaptığı dönemde, silahlı grupların ticari faaliyetlerine ilişkin haberlerin gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Bu arada Bağdat üzerindeki, söz konusu grupların komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenlemesini engelleme baskısı da artıyor.

Silahlı gruplara yakınlığıyla bilinen bazı aktivistler, bu grupların liderleri ve aile çevrelerindeki kişilerin yönettiği veya bağlantılı olduğu şirketler ile ticari çıkar ağlarına ilişkin bilgiler paylaştı.

Özellikle Hizbullah Tugayları'nı hedef alan ve doğrulanması güç olan bu haberler, ülkede sık sık direniş söylemini öne çıkaran silahlı grupların meşruiyetini zayıflatmaya yönelik girişimlerin olup olmadığı konusunda tartışma başlattı.

Söz konusu haberlerde, İran'ın yanında olası bir çatışmaya katılmaya hazırlanan bu grupların mali çıkarları ve ekonomik hedefleri mercek altına alınıyor.


Irak, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasına karşı çıktı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
TT

Irak, topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda kullanılmasına karşı çıktı

Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)
Irak Başbakanı Ali Zeydi, dün Bağdat'ta Askeri Sanayileşme Kurumu'na gerçekleştirdiği ziyaret sırasında (Irak hükümeti medyası)

Irak Başbakanı Ali Zeydi, ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde bölgedeki gelişmeleri ele aldı. Zeydi, Irak'ın devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve Irak topraklarının komşu ülkelere yönelik saldırılarda hareket noktası olarak kullanılmaması yönündeki tutumunu yineledi.

Zeydi, Bağdat ile Washington arasında ortak ilgi alanına giren konularda istişarelerin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Bölgenin güvenliğinin korunması için barışçıl çözüm yollarının benimsenmesi ve yapıcı diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Irak Başbakanlık Ofisi tarafından dün yapılan açıklamada, Zeydi ile Trump'ın mevcut sorunlarla mücadele edilmesi ve bölgesel istikrarın desteklenmesi konusunda ortak çalışma yürütülmesinin önemini vurguladığı belirtildi. İki liderin, diyalog ve diplomasiye öncelik verilmesi gerektiği konusunda mutabık kaldığı kaydedildi.

Haşdi Şabi yasası taslağında değişiklik

Öte yandan Iraklı bir hukuk uzmanı, dün yaptığı açıklamada, Haşdi Şabi yasasının yeni taslağından ticari ve sivil yetkilere ilişkin bazı hükümlerin çıkarıldığını bildirdi.

Söz konusu düzenleme, yasalaşmasını talep eden ve hükümetin yaptığı değişikliklere tepki gösteren bazı silahlı grupların eleştirilerine konu olmuştu.

Bununla birlikte, hükümetten bir kaynak Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, "Yasa hâlâ taslak aşamasında ve henüz parlamentoya gönderilmedi" dedi.

Kaynak, silahlı gruplarla hükümet arasında anlaşmazlığa neden olan maddelere ilişkin ise ayrıntı vermedi.


Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
TT

Irak Kürdistanı'nda iki ayrı yönetim tehlikesi yeniden gündemde

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)
Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun milletvekillerinin katılımı olmadan toplanmasını protesto ederek bölgesel hükümetten çekildi. (AFP)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) iktidar ortağı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), lideri Bafel Talabani'nin bölgesel hükümetten çekilme kararını açıklamasına rağmen, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani'nin partisinden bir yetkili, mevcut krize çözüm bulmak amacıyla iki taraf ve diğer siyasi güçlerin temsilcileri arasında temasların sürdüğünü açıkladı.

Kürdistan Bölgesi'nde, iki rakip parti arasında yeniden iki ayrı yönetim dönemine dönülmesi ihtimali giderek güçleniyor. Siyasi gerilim, yaklaşık iki yıl önce seçilmesinden bu yana ilk kez geçen çarşamba günü toplanan bölgesel parlamentonun, KYB'nin katılmadığı oturumda başkanlık divanını seçmesinin ardından tırmandı. KYB, söz konusu adımı tek taraflı olarak nitelendirerek kabul edilemez buldu.

Ekim 2024'te yapılan seçimlerde KDP, Kürdistan Bölgesi Parlamentosu'nda 39 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. KYB ise 23 sandalyeyle ikinci oldu. Tarihi rakibi karşısında hükümet kurma müzakerelerinde elini güçlendirmek isteyen KYB, 15 sandalye kazanan Yeni Nesil Hareketi ile ittifak kurdu.

Perşembe akşamı açıklama yapan KYB lideri Bafel Talabani, "Parlamentonun oturumunu tanımıyoruz ve hükümetten çekiliyoruz" dedi. KDP ise oturumun ardından yaptığı açıklamada, bu gelişmenin "bir tarafın zaferi, diğerinin yenilgisi değil, bütün Kürdistan halkının zaferi" olduğunu savundu.

KYB, Yeni Nesil Hareketi, Kürdistan İslami Birliği, Ulusal Duruş Akımı ve Kürdistan Adalet Topluluğu daha önce yaptıkları açıklamalarda söz konusu oturuma katılmayacaklarını bildirmişti.

asxdfgt
Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid (solda), 4 Kasım'da Erbil'de düzenlediği basın toplantısında. (AFP)

Talabani, televizyondan yayımlanan konuşmasında Süleymaniye'de ayrı bir yönetim kurabilecekleri mesajını verdi. Talabani, "Onlar bir başbakan seçerse biz de burada bir başbakan seçeceğiz. Onlar bir bakan belirlerse biz de burada bir bakan belirleyeceğiz. Bu işi onlar başlattı... Ancak sona erdirecek olan ben olacağım" ifadelerini kullandı.

KDP lideri Mesud Barzani ise parlamento oturumunun ardından yayımladığı mesajda, parlamentonun yeniden çalışmalarına başlamasına katılmayan siyasi taraflara çağrıda bulundu. Barzani, bu kesimleri parlamentonun çalışmalarına ve gelecek oturumlarına katılmaya, Kürdistan halkına hizmet etmek, siyasi süreci desteklemek ve sonraki aşamaların tamamlanmasına katkı sağlamak için ortak hareket etmeye davet etti.

Yerel basına konuşan Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun yeni Başkanı Vala Ferid de parlamentonun yeniden faaliyete geçirilmesinin, Kürdistan Bölgesi'nin anayasal statüsünün korunması açısından zorunlu bir adım olduğunu belirterek, bunun herhangi bir siyasi güce veya tarafa karşı yapılmadığını söyledi.

KYB, hükümetteki makamlarından çekiliyor

Ancak KYB, Talabani'nin açıkladığı hükümetten çekilme kararını uygulamakta kararlı görünüyor. Partinin önde gelen isimlerinden Mahmud Hoşnav, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ilk adım olarak KYB'li hükümet temsilcilerinin bu haftanın ilk iş günü olan pazar günü itibarıyla hükümetteki makamlarından ayrılacağını söyledi.

Hoşnav, parlamento oturumunda alınan kararların "olumsuz yansımaları" olacağına dikkat çekerek, bu gelişmelerin dış güçlerin müdahalesine gerekçe oluşturabileceğini savundu. KYB'nin daha ileri adımlar atabileceğini belirten Hoşnav, Süleymaniye'nin Erbil'den idari açıdan ayrılması ihtimalinin de gündeme gelebileceğini vurguladı.

KDP ise parlamento oturumunun yapılmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını savunuyor. Partinin önde gelen isimlerinden Dıjvar Faik, Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun seçimlerden yaklaşık iki yıl sonra ilk oturumunu, farklı blok, parti ve topluluklardan 52 milletvekilinin katılımıyla gerçekleştirdiğini belirterek, böylece oturum için gerekli yasal yeter sayının sağlandığını söyledi.

Faik, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, seçimlerde en fazla sandalyeyi kazanan parti olarak KDP'nin KYB'nin ve diğer partilerin oturuma etkin biçimde katılmasını istediğini ifade etti. Faik, bütün tarafları katılıma ikna etmek için yaklaşık iki yıl beklediklerini ancak çok sayıda toplantı ve müzakereye rağmen KYB ile diğer bazı siyasi güçlerin oturuma katılmadığını kaydetti.

Faik ayrıca, parlamentonun bir sonraki oturumunun gelecek pazartesi günü yapılacağını, bu oturumda Hukuk Komisyonunun seçileceğini ve bölge başkanlığı için adaylık başvurularının alınmaya başlanacağını bildirdi.

Yeter sayı yarışı

Görünüşe göre iki parti arasında uzun süredir devam eden sessiz mücadelenin merkezinde, parlamento oturumunu gerçekleştirmek için gerekli yeter sayıya ilk kimin ulaşacağı meselesi bulunuyordu.

KYB'li Mahmud Hoşnav, partisinin de müttefiklerinin desteğiyle gerekli milletvekili sayısını toplayarak aynı adımı atabilecek durumda olduğunu ancak herkesin katılımını sağlamak ve müzakere yoluyla çözüme ulaşmak istediği için bunu tercih etmediğini söyledi.

Hoşnav, "Kürdistan Bölgesi yalnızca sandalye sayısına göre yönetilmez. Yönetimde hem ilkeler hem de sandalye dağılımı esas alınmalıdır. Bu da Kürdistan halkını temsil eden ve bölgede etkili olan bütün güçlerin yönetime katılmasını gerektirir" dedi.

zsdfvbg
Irak Kürdistan Bölgesi Parlamentosunun Erbil'deki binası, 4 Kasım. (AFP)

KDP'li Dıjvar Faik ise KYB'nin son iki yıldır Yeni Nesil Hareketi ile birlikte parlamento yeter sayısını sağlayarak oturum düzenlemeye ve hükümet kurmaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını öne sürdü.

Faik, "Gerekli yeter sayıyı sağlayabilecek durumda olsalardı, KDP'yi devre dışı bırakarak oturum düzenlemekten ve hükümeti kurmaktan çekinmezlerdi" ifadelerini kullandı.

Kürdistan Bölgesi Parlamentosundaki 100 sandalyenin 38'ine sahip olan KYB-Yeni Nesil ittifakı, hükümetteki bakanlıkların yarısını talep etmişti. KDP ise bu talebi reddediyor. Diğer partilerin sandalyelerinin kendi lehine bir denge oluşturacağını savunan KDP, buna rağmen tarihi rakibi KYB'nin hükümetin kurulmasına adil ve dengeli bir şekilde katılmasına karşı olmadığını belirtiyor.

Bununla birlikte KDP'li yetkili, hükümete katılmak isteyen partilerin sandalye sayıları ile yasal ve seçimlerden kaynaklanan hakları doğrultusunda sürece dahil olmaları ve hükümet programının hazırlanmasına katkı sağlamaları gerektiğini söyledi.

Faik, hükümete katılmak istemeyen partilerin muhalefette kalmayı tercih edebileceğini ancak parlamento oturumlarına katılmaları gerektiğini belirterek, "Aksi takdirde, en başından beri seçimlere katılmalarının anlamı ne?" diye konuştu.