Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)
Hafız Esed (solda), Beşşar Esed (ortada) ve Abdulhalim Haddam. (1994)

Suriye’de uzun yıllar boyunca Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanı Yardımcılığı gibi birçok önemli pozisyonda görev yapan Abdulhalim Haddam’ın günlükleri, ülkeden ayrıldığı 2005’e kadar Ortadoğu’da yaşananlara ve uluslararası arenanın bölgeye nasıl nüfuz ettiğine ışık tutuyor. ABD’nin Irak işgali öncesinde yaşananlar, dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Dini Lideri Ali Hamaney ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında gerçekleşen toplantının ilk elden tanığı olan Haddam’ın aktardığı bilgilerle su yüzüne çıkıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katılan, Hama isyanında şehre vali olarak atanan, Kuneytra işgal edildiğinde de görevde olan bölgenin önemli aktörlerinden Abdulhalim Haddam’ın ardında bıraktığı bilgiler, bölgenin kaderini tayin eden kararların ve kapalı kapılar ardında gerçekleşen görüşmelerin üzerindeki sır perdesini kaldırıyor.
Şarku’l Avsat’ın yayınlamaya başladığımız bu yazı dizisinde Haddam’ın günlükleri ile sadece Suriye değil, tüm Ortadoğu ve uluslararası arenada kurulan ilişkilerin tarihine yönelik önemli bilgilere yer veriliyor.
Abdulhalim Haddam’ın biyografisi ve sahip olunan belgeler, Suriye’nin son yıllardaki hikayesinin büyük bir bölümünü anlatır nitelikte. ‘Ebu Cemal’ olarak bilinen Haddam, Baas Partisi’nin 1963 yılında iktidara gelmesinden 2005 yılında ülkeden ayrıldığını ilan edip ülkeyi terk edene kadar Suriye’nin bölgede oynadığı rolün ve önemli olayların tanığıydı.
Ebu Cemal onlarca yıl içinde, 1960’ların başında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) ile yaşanan çatışma döneminde Hama Valisi olarak görev yaptı. Söz konusu 10 yılın sonunda, Kuneytra’nın düşüşü sırasında da Şam Kırsalı Valisi’ydi. Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Şam'da merkezi bir pozisyondaydı. Lübnan'daki genişleme sırasında Başkan Yardımcısı’ydı. Hatta ‘Lübnan Hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu.
Lübnan dosyası 1998 yılına kadar Haddam’ın gözetimindeydi. Esed dosyayı 1994 yılında ağabeyi Basil’in ölümünden sonra Londra’dan dönen doktor oğlu Beşşar’a teslim ettiğinde durum Haddam ve Lübnan’daki müttefikleri açısından kolay değildi.
Haddam, Şam’daki siyasi rolünün azalmasıyla birlikte 2005 yılının haziran ayında gerçekleştirilen Baas Konferansı’nda tüm siyasi pozisyonlardan ve partideki görevlerinden istifa etti. Yalnızca parti merkezi liderliğinin üyesi konumunu korudu. Ardından geçtiğimiz yıl vefat edene kadar sürgünde kaldığı Paris’e gitti. (2006 yılının başlarında Faruk eş-Şara, Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilmişti. Birkaç yıl önce de bu görevden alındı.) Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri’nin suikasta uğramasından sonra Şam tecrit edildi. Haddam, 2005 yılının sonunda  görevlerinden ayrıldığını duyurup Suriye rejimini ‘dost’ olan Lübnan Başbakanı’nı öldürmekle suçladı. Ayrıca sürgündeyken Müslüman Kardeşler ile Ali Sadruddin el-Beyanuni liderliğinde rejime muhalif olan Kurtuluş Cephesi’ni kurdu. Ardından vatana ihanetle suçlandı ve mallarına el konuldu.
Haddam, 2011 ayaklanmasından sonra önemli bir siyasi rol oynamadı. Anılarını yazmaya odaklanan Haddam, 2003 yılında ‘en-Nizamu’l Arabi’l Muasır’ (Çağdaş Arap Rejimi) adlı bir kitap yazdı. Kitapta demokrasi ve özgürlük konusundaki siyasi görüşlerine ve duruşuna yer verdi.
Haddam’ın sahip olduğu belgelere ve dosyalara ulaşan Şarku’l Avsat, bugünden itibaren Ebu Cemal’in anılarından bölümlerin yer alığı bir dizi yayınlayacak. Yazı dizisinde Suriye tarihinin temel aşamalarına ve rolüne dair bölümler yer alacak. Elbette bunlar tüm tarihi anlatmıyor. Yalnızca Haddam’ın anlattığı kadarını yansıtıyor:

Irak meselesi
Beşşar Esed, Devlet Başkanı Hafız Esed’in ölümünün ardından iktidara gelmesiyle Irak ile ilişkilere odaklandı. Suriye, ABD’nin Irak’a karşı gerçekleştirdiği saldırgan eylemlere karşı Irak rejimini savunmak için Arap dünyasında ve uluslararası arenada faaliyetler yürüttü. Ayrıca ABD’nin Irak’a savaş açılması yönündeki talimatlarına karşı güçlü bir duruş sergiledi. Bu noktada Beşşar Esed, Ali Hasan el-Mecid ve Taha Yasin Ramazan da dahil olmak üzere çok sayıda Iraklı lideri kabul etti. Bunlar arasında Suriye ve İran rejimlerine düşman olanlar da vardı.
Böylece yönetim, Irak rejimini devirmek için çalışmaktan, Arap ve uluslararası forumlarda onu savunma aşamasına geçti. İran ise Irak muhalefetindeki müttefikleri aracılığıyla Saddam Hüseyin’den ve rejiminden kurtulmaya çalışıyordu.
Iraklı ve Suriyeli heyetler sürekli karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor ve iki ülke arasında anlaşmalar imzalamak üzerinde çalışmalar yürütüyordu. Suriye Başbakanı Muhammed Mustafa Miro'nun Irak savaşından kısa bir süre önce Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile görüştüğü ve ona bir Şam kılıcı hediye ettiği Bağdat ziyareti belki de bu durumun en anlamlı göstergesiydi. Miro, söz konusu görüşmede şu ifadeleri kullandı:
“Size bu Şam kılıcını hediye etmek istiyorum. Yanınızda olduğumuzu bilin. Irak’a saldırı, Suriye’ye saldırı demektir.”
Bu aşamada, İran ve ABD’nin gözetiminde Londra’da Irak muhalefet konferansı gerçekleştirildi. İran tarafı, üst düzey bir istihbarat yetkilisi beraberindeki heyetle temsil edildi. ABD tarafını temsilen ise Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) üç üyesi görevlendirildi. İki heyet, Amerikalıların savaşın üzerini örtmek için kullandığı bir dizi kararı kabul eden konferansın başarısı için çalıştı.
ABD harekatının yoğunlaşması, bölgedeki güçlerin seferberliği ve Washington'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni Irak'a karşı eylemini destekleyen bir kararı kabul etmeye ikna edememesi ile savaşın kaçınılmaz olduğu ortaya çıktı. Bu durum Şam’ın, Irak yanındaki duruşunun güçlü olması nedeniyle çatışmanın Suriye topraklarına kadar uzanmasından endişelenmesine sebep oldu. Söz konusu dönemde Suriye’de, Irak’ın yanında durma konusunda bir ulusal mutabakat oluştu. 
Devlet Başkanı Beşşar Esad bu gerçeğin ışığında, durumu İran liderliği ile tartışmak ve bölgedeki endişe verici yeni ve artan gerilim karşısında duruşunu birleştirmek için Tahran'a gitti. Ben de ona eşlik ettim.
16 Mart 2003 tarihinde Tahran’a gittik. Ulaştığımızda dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ardından da ‘Rehber’ Ali Hamaney ile görüşmeler yaptık. İşte iki toplantının kayıtları:

Karşılıklı övgülerin ardından Suriye Devlet Başkanı konuşmaya başladı. Öncelikle şu soruyu yöneltti:
“Savaşa kısa bir süre kalmışken ne yapabiliriz? Uzun süre, belki de yıllar sürecek bir savaş durumunda ne yapacağız?”
Ardından “ABD’nin istikrara kavuşacağını söylemiyorum. Ancak istikrar ve güvenliği sağladığı takdirde Suriye ve İran’a taşınacak” dedi.

Hatemi’nin Esed’e yanıtı ise şöyle oldu:
“Bunlar makul ve zamanında sorulmuş sorular. İran’da da sürekli bunları düşünüyoruz. Temsilcilerim, özellikle de Kemal Kharazi, başta Haddam Bey olmak üzere arkadaşları ile temaslarında bu konu üzerine eğiliyor. Bu durumu size açıklayayım. İki toplantı yaptım; ilki Rusya Dışişleri Bakanı Igor Ivanov, ikincisi de Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile gerçekleştirildi. Chirac Bey beni aradı. Görüşme yarım saat sürdü. Her iki yetkili de Irak’ın saldırıya uğramasından endişe duyuyordu. Ancak endişeleri bunun da ötesindeydi. İkisi de yakın zamanda bir savaş başlayacağından bahsettiler.”

Muhammed Hatemi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Günlerden ya salı ya da çarşambaydı. Saldırının Irak'ın ötesine taşınmaması için çabalamalıydık. Her ikisi de Irak’a saldırının ilk adım olmasından endişe duyuyordu. Bu endişe herkes için geçerliydi. Dünya kamuoyu tarafından duyulan bu endişe bizim için olumlu bir durumdu. ABD’nin uyguladığı tek taraflılı eylemlere karşı derin ve köklü bir muhalefet olduğunu gösteriyordu. Bu nedenle İslam Zirvesi'ndeki gayri resmi toplantım sırasında temsilcimiz bu desteği küresel bir talep olarak görerek Chirac’la ve diğer herkesle iletişime geçmesini istedi. Her iki yetkili de, yani Chirac ve Ivanov da savaşın farkına vardılar. Chirac, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) veto haklarını kullanmaya hazır olduklarını söyledi. Ancak ABD’nin savaşa hazır olduğunu vurguladı. Bu konudaki tutumu, savaş çıkaran ABD’ye karşıydı. Gerçekleştiği takdirde bunun yasa dışı bir saldırı olacağını söyledi. ‘Bundan sonra harekete geçme hakkına sahibiz’ diyen Chirac, ona daha önce söylediğim bir şeyi hatırladı. Kendisine hava saldırılarının Irak’a ve halkına ağır kayıplar verebileceğini ancak Saddam’ın düşüşüne yol açmayacağını söylemiştim. Bu nedenle nükleer bir savaşa zorlanacaklardı. Irak ordusunun ve muhafızlarının şehirleri savunacağını tahmin ediyordum.”

Hatemi’nin değerlendirmesinin devamında ABD’nin duruma değindi:
“ABD kesin bir zaferi ancak savaş süresini kısaltarak elde edebilir. Ancak eğer süre uzayacak olursa kaybedecektir. ABD kamuoyunun Başkan George W. Bush’a ve politikasına karşı çıkmak için askerlerin  cesetlerinin ülkeye dönmesi yeterli olacaktır. Bu nedenle ABD’nin bu savaşı bitirebileceğini sanmıyorum. Ancak ortada belirsiz bir nokta daha var; Iraklıların direnmeye ne kadar hazır olduklarını bilmiyorum. Savaşın meydana gelmesine izin verelim istemiyorum. Ancak savaş olursa ABD kolayca galip gelmemeli. Üçüncü önemli nokta ise savaş meydana gelirse ne yapacağımızla ilgili. Chirac ile görüştüğüm diğer konu da savaşın dünyadaki şiddet dalgasının yoğunlaşmasına ve artmasına yol açacağıydı. ABD, Afganistan'da eski El Kaide lideri Usame bin Ladin'i ortadan kaldırma hedefine ulaşmadı, aksine onu bir kahraman yaptı. Şimdi ortaya Saddam adında başka bir kahraman çıkarıyor ve aşırılık dalgası artacak. Chirac söylediklerimi destekledi, Amerikalıların bu bölgeden olmadığını söyledi.”

İran Cumhurbaşkanı konuşmasının devamında şu soruları yöneltti:
“Üçüncü aşamaya, yani savaş sonrası döneme girmeden önce şu sorumu tekrarlamak istiyorum: Savaş çıkması özellikle de şehir savaşı meydana gelmesi durumunda Irak halkının kararlılığını nasıl görüyorsunuz? Çünkü süre uzarsa zarar daha da büyük olacaktır.”

Esed’in cevabı ise şöyle oldu:
“Saddam, ABD harici taraflarla savaşıyor olsaydı düşüşü daha hızlı olurdu. Ama Amerikalılara akılsızlık hükmediyor. Savaşı günler veya haftalar içinde bitireceklerini söylediler. Gereksiz yere kendilerini bu zamanla kısıtladılar. Bir Iraklı bize ‘Saddam’dan mı yoksa Amerika’dan mı daha çok nefret ediyorsunuz?’ diye sorsa elbette Saddam diyenler olacaktır. Ancak buna rağmen Irak halkının Saddam’la birlikte savaşacağı hissediliyor. Bence bir grup Iraklı bir tarafa, başka bir grup ise diğer tarafa değer veriyor. Bir diğer konu da şu; Amerikalılar çok sayıda Iraklıyı öldürecek ve o an halk Saddam Hüseyin'in varlığını unutacak. Cumhuriyet Muhafızları ve rejimin etrafında toplanan partizanlara gelirsek; ben Cumhuriyet Muhafızları’na dikkat çekmek istiyorum. Çok sayıda siyasi ve askeri lider var. Bunları iki gruba ayırabiliriz: Birinci grup rejimden yararlananlar, ikinci grup ise suç işleyip infaz gerçekleştirenler. ABD’nin akılsızlığı başlayacak. Hiçbiri için bir çıkış noktası bırakmadı. Irak’a girmesi yasaklanan yaklaşık bin 700 muhalifin listesi yayınlandı. Irak için askeri bir yöneticiden bahsedildi. Bir savaş yaşanacak ancak günler sonra herkes ABD’ye karşı olacak.”
Hatemi de “Bugün, tüm muhalefet ABD’ye karşı duruyor. Şiileri ve Sünnileri anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye doğru itmeliyiz” dedi.
 
Esed bu sözlerin ardından konuşmasına şöyle devam etti:
“Saddam’ın yanında en çok duran ülke biziz. Buna karşılık bizimle en az koordinasyon içindeki ülke de yine Irak. Başka bir dünyada yaşayan garip bir rejim. Daha önce içteki etkileşimi genişletmem gerektiğini söylüyordum. Şimdi Suriye'de belediye seçimlerimiz var. Uçakta bu katılımı nasıl artıracağımızı konuşuyorduk. Saddam Hüseyin ise bunun tam aksini yapıyor. Dün Irak'ı dört bölgeye ayırdı. Bölgelerden birini Kimyager lakaplı Ali Hasan el-Mecid'e teslim etti. Bu, tabloyu Saddam’ın aleyhine çevirecek. Bizler Suriyeliler ve İranlılar olarak muhalefete nasıl yaklaşmalıyız? Yurt dışındaki muhalefeti kontrol altına almak gerekiyor. Bir role sahip olamazlar. Irak içinde daha geniş kapsamlı bir ilişkiye ihtiyacımız var. Suriye'de bizim için ilişkiler iki rejim arasındaki güvensizlik nedeniyle zayıf. Bu konu ayrıntılı bir çalışma gerektiriyor. Çünkü Irak'ı yönetmeye gelen herhangi bir konsey veya kişi de bu insanlardan olacaktır. ABD, bir Arap ülkesinin Saddam'ın yerine İzzet ed-Durri’nin geçmesi teklifini kabul etmedi. Konuya dair düşüncelerim bunlar.”

Hatemi ise bu sözlere karşın şunları söyledi:
“Irak'ta da neler olup bittiğini bilmiyoruz. Saddam ve Amerika'ya karşı çelişkili bir his olduğunu düşünüyorum. Bence savaş uzarsa, insanlar kayıpları görürse ve ordu ve Cumhuriyet Muhafızları direnebilirse zaman ABD’nin aleyhine işleyecektir. Irak'ın geleceği için tehdit oluşturan her türlü eğilimi yok etmek, mezhepçilik ve hiziplerle temsil edilen önemli tehlikeleri ortadan kaldırmak zorunludur. Çünkü bunlar ABD’nin işini kolaylaştırıyor. Sanki Şiiler, Kürtler ve diğerleri gibi pay istiyor. Bu Irak’ın geleceği için zehir niteliğinde. Irak'ın demokratik geleceğini düşünmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Böylece Irak, düşmanı olmasa bile ABD’nin elinde olmaz. Muhalefetin konumu artık pervasızlıkla nitelendirilirken Amerikan davranışı küstahlıkla karakterize ediliyor. Şimdi muhalefetin en büyük iddiası, ABD’nin onlara kötü davrandığı ve herkesin davranışlarından rahatsız olduğu. Bunlar arasında Amerika’ya oldukça yakın olan Ahmed el-Celbi de bulunuyordu. Bu durum, herkesin aklını başına toparlamasına ve mezhep konusundaki çalışmaları azaltmasına yardımcı oldu. Bu aşamada Türkiye büyük bir role sahip. Türkiye'nin Amerika'ya verdiği taahhütlere rağmen yönetiminin bizimle ve İslam dünyasıyla çalışma eğiliminde olduğunun farkındayım. Bir Kürt devletinin kurulmasına karşı dikkatli olmalıyız. İran Kürtlerinin İranlı, Iraklı Kürtlerin Iraklı ve Türkiyeli Kürtlerin Türk olduğu düşüncesinin yerleşmesi gerek. Bu konuda Türklerin endişeleri giderilmeli ve rahatlatılmalılar. Her halükarda bu konularda biz, siz ve Irak muhalefeti arasında koordinasyon sağlanmalıdır.”

Esed ise bu konuya ilişkin şu değelendirmede bulundu:
“Muhalefet içinde iki grup var: İlki olgunluğa ulaştı ve ABD ile ilgilenmeyecek. İkinci grup ise işaret edildiği anda ABD’ye doğru koştu. Bunlar iktidara gelirlerse Suriye ve İran ile birlikte hareket etmeyip ABD tarafında olacaklar. Bu nedenle ilişkileri genişletmek ve başka koordinasyon unsurlarını yaratmak zorunludur. En büyük unsur da Kürtlerdir. Endişeleri var ve bir ülke kurmayı düşünüyorlarEn önemli nokta bu. . Bu en önemli nokta. Bu konuyu Abdullah Gül ile görüştüm. Suriyeli bir güvenlik heyeti birkaç gün önce Türkiye’ye gitti. Şu an Suriye ile Türkiye arasındaki iş birliğinin merkezinde  Kürt devleti meselesi var. Bu durum askerlerin ve diğer grupların Türkiye’de toplanmasına neden oluyor. Çünkü bu konu Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ı endişelendiriyor. Koordinasyon içinde olmalıyız.”
 
Muhammed Hatemi de konuya ilişkin şunları söyledi:
“Türkiye savaş öncesi ve savaş sonrası aşamalar için çok önemli. Türkiye talimatları ABD’den alıyor. Bu durum İslami Zirve Konferansı’nda oldukça açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. İstanbul'daki altılı buluşmada kendimizi sınırlamamalıyız. Savaş aşamasında ve ötesinde Suriye, İran ve Türkiye'yi içine alan alanda bölgesel bir güç olabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü Türkiye de bizim gibi etkileniyor. Savaşla ilgili durum nisan ayının sonuna doğru belli olacak. Yeni Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin imajı belirginleşecek. Irak arenasında işler daha da kötüleşebilir. Nelerin başarılabileceğini tartışmak için üçlü bir zirve veya bakanlar düzeyinde bir toplantı yapmayı öneriyorum. Savaş çıksa da çıkmasa da, ABD kazansa da kazanmasa da bakanlar düzeyinde bir toplantı yapıp ardından üçlü bir zirve gerçekleştirmenin büyük bir etkisi olacağı görüşündeyim. Şimdiden bu konu üzerinde düşünmeliyiz. Daha önce 5+6 konusunu, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş üyesi ve Irak’ın altı komşu ülkesini kapsayan bir toplantı yapılmasını önermiştik. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu fikri memnuniyetle karşıladı. Fakat gerçekleştirilmedi. Bu fikir özellikle de Fransa, Rusya ve Çin'in aldığı pozisyonlardan sonra bugün yeniden gündeme gelebilir mi?”
Bu noktada söze giren Kemal Kharazi “Cumhurbaşkanı Hatemi, ulusal uzlaşma fikrini ortaya attı” dedi. Hatemi ise  “Sorun şu ki, kimse bu fikri beğenmedi” cevabını verdi. Bunun üzerine Kharazi, “Bu fikir, yeniden gündeme gelse bir ışık söz konusu olur mu?” diye sordu. Yanıt Esed’den geldi:
“Öneri, taraflar arasında müzakereler gerçekleştirmekti. Bunun için uygun bir vakit değil. Çünkü teklif, kimin daha çok alacağıyla ilgili olur. Milletler arası rekabet olacak. Dünya konunun bir düşmanlık değil, içsel bir sorun olduğunu anlayacaktır. Biz düşmanlığa odaklanmak istiyoruz. Uygun gördüğüm bir diğer mesele ise gelişme kaydedilmesi. Iraklılarla çok konuştuk. Ne beşli komite ne de başka bir şeyde bizimle koordinasyon içinde değiller. Onlarla muhalefet hakkında konuştuğumuzda, kimseden korkmadıklarını söylüyorlar.”
Hatemi, “Muhalefet, kimseden hoşlanmıyor” derken Esed ise “ABD gibi sahte vaatlerde bulunabiliriz ama yine de konu Irak Dışişleri Bakanı ile gündeme getirilebilir. Savaştaki ilk sorun Saddam'ın kendisidir” şeklinde konuştu. Hatemi, savaşla ilgili meselede ABD’nin agresif davrandığını, proje ve planlarının olabileceğine işaret etti. “Ordunun içeride bir şeyler yapabileceğinden emin misiniz?” sorusunu yönelten Hatemi, ABD’nin hızlı bir zafer elde ettiği takdirde işlerin zorlaşacağını vurguladı. Beşşar Esed ise “Çözüm direnişte.” cevabını verdi. Esed ayrıca, Hatemi’nin savaş çıkması durumunda ne olacağına ilişkin sorusuna “Savaştan önce direnişe hazırlanmalı” yanıtını verdi.

Muhammed Hatemi ise şunları söyledi:
“Birkaç hedef olmalı. Birincisi, savaş çıkması taraftarı değiliz. İkincisi, çıktığı takdirde hızla sona ermesini istemiyoruz. Üçüncüsü, Irak’ın geleceğidir. Bu hedeflere ulaşmak için çalışma ve koordinasyon yapmalı, muhalefetle nasıl başa çıkılacağını tartışmalıyız. Bir diğer nokta da Irak'ta neler olup bittiği ve onu nasıl etkileyeceğini bilmemiz gerektiğidir. Aynı durum Irak’ın geleceği için de geçerlidir. Çabalarımız mezhepçilikten kaçınmaya odaklanmalı. Muhalefetle birlikte hareket etme şartımız, sorun çıkarmama taahhüdünde bulunmaları olmalı. Sünni ve Şii arasında ayrım yapmıyoruz. Böyle bir durum söz konusu olursa, ki beni de bu endişelendiriyor, o zaman muhalefet düşer. Bu da yenilginin sebebi olur.”

Ardından sözü Esed aldı:
“Irak'taki mezhep önerisinin olumsuz sonuçları var. Öncelikle önerinin bir hedefi olmalı: Muhalefete odaklanmak Bu Amerikalıları korkutuyor. Ancak konu aşiretlerle ilişkileri de tartışmayı gerektiriyor. ABD’nin yanında yer alacaklar mı bilmiyorum ama şimdilik verilen paralarla mutlular”
Esed sözlerinin devamında “Aşiretlerle ilişkiniz nasıl?” diye sordu.

Hatemi bu soruya şöyle cevap verdi:
“Aramızda herhangi bir ilişki yok. Ama muhalefetin aşiretlerle temas halinde olduğuna ve başka bağlantıları da bulunduğuna inanıyorum.”
Esed ise ilişki kurmanın oldukça zor olacağına işaret etti.

Bu noktada ben söze girdim ve şunları söyledim:
“Bir önerim var: Suriye ve İran fikir birliği içinde. Bir çalışma yöntemi bulunmalı. ABD’lilerin muhalefette içlerine sızdığı birçok taraf var. Irak muhalefetini incelemek için bir çalışma grubu kurmayı öneriyorum. Amerikan şemsiyesi altında çalışmaya karşı olan birçok muhalif taraf var. Ayrıca savaşın rejime saldırmak için uygun bir fırsat olduğunu düşünenler de mevcut.”
Hatemi bana “Katılmıyorum. Fakat ABD’lilerden muhalefete sızanlar olduğu ve bazılarının karşı çıkmadığı konusunda sizinle hemfikirim”  yanıtını verdi. Bunun üzerine sözlerime şöyle devam ettim:
“Katılımcılardan bazıları onların ABD ve İngiltere istihbaratıyla çalıştıklarını söylüyor. Nitekim konferansa gözlemci olarak CIA üyeleri katıldı. Ayrıca İran istihbarat mensupları da gözlemci olarak yer aldı, katıldı. Bu nedenle Irak muhalefeti incelenmeli ve etkili olabileceğimiz koşullar tespit edilmelidir.”

İran Cumhurbaşkanı da şu değerlendirmede bulundu:
“Şüphe yok ki ABD ile anlaşmayı tercih ettiler. Ancak ABD’nin onlarla kötü ilişkileri muhalefete ABD’ye karşı birleşik bir duruşa sahipmiş gibi bakmalarını sağladı. Bu nedenle muhalefet Erbil'de geri çekildi. ABD yüzde 100 yanında duranlar dışında bu muhalefetten kimseyi kabul etmiyor. ABD elçisi Zalmay Halilzad muhalefete, ‘Muhalefeti kabul etmiyoruz ve Irak'a askeri bir yönetici yerleştireceğiz. Sükûnet sağlandıktan sonra siyasi bir hükümdar getirip bir Irak anayasası oluşturacağız. Sizinle en fazla istişarede bulunabiliriz” diye seslendi. ABD, askeri müdahalede bulunduğunda muhalefetin hiçbir etkinliği olmayacak. ABD, Irak'ta istediğini elde etmek için plan yaptı. Muhalefetteki tüm taraflar bundan rahatsız oldu. Erbil'de ABD'ye karşı bir açıklama yayınlamaya karar verdiler. Bu iyi bir şey. ABD’nin üslubunu değiştirmesinde etkili oldu. Bu nedenle, bir grup muhalifin ABD ile birlikte hareket ettiği ve diğer grubun bağımsız olduğu konusunda size katılmıyorum. Ancak aynı zamanda, ABD ile hareket etmenin çıkarlarına hizmet ettiğini gören herhangi bir muhalif taraf, onunla yakınlaşacaktır. Buna ek olarak başından beri ABD yanlısı taraflar da mevcut. Fakat aynı zamanda muhalefetin dışında daha ciddi ve dirençli olanların da bulunduğu görüşünüzü destekliyorum. Ancak gerçekçi olmalıyız. Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Türkiye ile görüşmemiz yönündeki bu önerisi akıllıcadır. Farklılıkların artmasını önlemek ve muhalefetin ABD'nin kollarına düşmesini engellemek için muhalefete geniş bir çerçevede bakmalıyız. Bir tür varlık göstermekten mutluluk duyacağız. Bir çalışma grubu fikrini onaylıyorum. Fakat insan her zaman iyi ile kötü arasında kalmıyor. Bazen kötünün daha kötüden ayırt edilmesi gerekir.”
Cumhurbaşkanı Hatemi ile görüşmemiz bittikten sonra Yüce Lider Ali Hamaney ile bir araya gelmek üzere yola çıktı. Bizi hoş karşılayan Hamaney, ziyaretin her iki ülkeye de hayırlı olmasını temennisinde bulundu.

Bunun üzerine Esed şunları söyledi:
“İki ülke arasındaki koordinasyon oldukça yüksek. Ziyaretimiz kesinlikle başarıya ulaşacak. Bu ziyaret iki ülke arasındaki koordinasyonda bir düzeltme imkanı verecek. Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşme, iki ülke arasındaki fikir uyumunu ortaya koyuyor. Irak konusunu kapsamlı bir şekilde tartıştık ve birçok analiz yapıldı. Bu konudaki görüşler oldukça kasvetli. İttifakımız, pozisyon ve tarihimiz umut vadediyor. Maskeler düştü ve her şey ortaya çıktı. ABD niyetini açıkladı. Irak'ı işgal etmek ve bir askeri hükümdar yerleştirmek istediğini söyledi. Daha sonra Suriye, İran ve hoşlanmadığı herhangi bir ülkeyle savaşacağını duyurdu. ABD’nin askeri gücünün ve Suriye ile İran’ın imkanlarının farkındayız. Ancak biz toprak sahibiyiz. Başlangıçta herkes için zararlı olması nedeniyle savaşın çıkmasını istemediğimizi söyledik. Ama arkamıza yaslanıp sıranın bize gelmesini beklememiz mantıksız. Suriye ve İran dışında Irak’ın hiçbir komşusu karar alma yetkisine sahip değil. Fakat bir savaş meydana gelmesi durumunda yapılacak en önemli şeyin, savaşın ABD, yorulana kadar uzatılması olduğunu düşünüyorum.”

Hamaney de şunları söyledi:
“Bölgede neler olup bittiğine dair yapılan bu iyi analiz için çok teşekkür ederim. Gerçek şu ki biz iki kardeş ülkeyiz. Birçok mesele ve ortak tehlikeler bizi bir araya getiriyor. Bu, tam iş birliğimizi artırmak için başlı başına bir teşvik faktörüdür. Bölge tehlikeli bir durumla karşı karşıya.”

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları oldu

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’



Irak, ABD yaptırımlarına uyarak İran hava yolu şirketlerine yasağı uygulayacak

Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
TT

Irak, ABD yaptırımlarına uyarak İran hava yolu şirketlerine yasağı uygulayacak

Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)
Irak'ın Erbil Uluslararası Havalimanı'nda Irak Havayollarına ait bir uçak (Reuters-Arşiv)

Irak, ABD'nin yaptırım uyguladığı İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarını durduracak.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Iraklı hükümet yetkilileri, Bağdat'ın İran hava yolu şirketlerinin uçuşlarını askıya alacağını bildirdi. Karar, Washington'ın söz konusu şirketlerin ABD yaptırımları nedeniyle önümüzdeki saatlerde hizmetlerini durduracağını açıklamasının ardından geldi.

Bir Iraklı hükümet yetkilisi, ABD Hazine Bakanlığının kararına uyulacağını ve İran hava yolu şirketlerine yönelik yasağın salı sabahından itibaren yürürlüğe gireceğini açıkladı.

Yetkili, “Kararı uygulamayan ülkeler benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalacak” ifadesini kullandı.

İkinci bir hükümet kaynağı da Irak'ın söz konusu karara uyacağını doğruladı.


Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
TT

Husilerin saldırıları Batı Taiz ve Babülmendep'in doğusundaki dağlarda kırılıyor

Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare
Yemen Silahlı Kuvvetleri'nden bir asker, Husilerle girdiği çatışmadan bir kare

Husiler, Taiz vilayetinin batısı ile Lahic vilayetinin kuzeyi arasındaki cephelerde şiddetli bir direnişle karşı karşıya. Babülmendep'e hakim yüksek kesimlerde şiddetli çatışmalar yaşanırken Marib'in güneyinde de çatışmalar sürüyor. Saha kaynakları, İran'la ittifak halindeki Husilerin son ilerleme girişimlerinde ağır kayıplar verdiğini bildiriyor.

En şiddetli çatışmalar Vaziye ve Kahbub cepheleri ile Mudarebe ve Ras el-Ara ilçesine bağlanan bölgelerde yaşanıyor. Hükümet güçleri, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve bazı dağlık bölgelerin geri alındığını duyururken saha kaynakları son 24 saatte çok sayıda  Husi milisinin öldürüldüğünü bildirdi.

Amalika Tugayları,  pazartesi günü, Babülmendep Boğazı'na komşu Kahbub cephesinde Husilere ait beş aracın imha edildiğini açıkladı. Güçler, araçlarda bulunan herkesin öldürüldüğünü belirtti. Hedef alınan araçlardan birinin Husilerin bir saha komutanını taşıdığı, diğerinin ise 23 milimetrelik uçaksavar silahı taşıdığı kaydedildi.

AmalikaTugayları Medya Merkezi, araçların hedef alınmasını ve alevler içinde kalmasını gösterdiğini belirttiği bir video yayımladı.

Aynı cephede Vatan Kalkanı Güçleri de Birinci Tümen'in üçüncü tugayının mevzilerine yönelik Husilerin saldırısını püskürttüğünü açıkladı. Açıklamada saldırganlar arasında ve askeri teçhizatta kayıplar verildiği, güçlerin mevzilerini hedef almaya çalışan intihar dronunun düşürüldüğü belirtildi.

vffgthy
Husilerin cephelerde ölen mensupları için her gün düzenlenen cenaze törenleri (AFP)

Vatan Kalkanı Güçleri Medya Dairesi ayrıca Kahbub semalarında uçan bir başka Husiler insansız hava aracının düşürüldüğünü duyurdu. Açıklamada bölgede güçlerin konuşlanmasının sürdüğü ve hazırlık seviyesinin yükseltildiği belirtildi.

Kahbub, Babülmendep'e komşu konumu nedeniyle askeri açıdan önem taşıyor. Saha bilgilerine göre çatışmalar, Vaziye'nin güneydoğusu ile Mudarebe ve Ras el-Ara'nın kuzeyi arasında uzanan bir dizi yüksek kesim ve mevzide yoğunlaşıyor. Çatışmalara Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri ve Sabiha aşiretlerinden savaşçılar katılıyor.

Batı Taiz

Taiz'in batısında çatışmalar sürerken Husiler, Vaziye'den doğuya doğru Şimayteyn ilçesine ilerlemeye çalışıyor. Pazar günü Husilerin Şimayteyn ilçesine doğru ilerlediği ve Şerira köyünü ele geçirdiği, ayrıca Geyl bölgesi yakınlarındaki Merzam Dağı'na ve Beni Ömer köyüne doğru ilerlediği yönünde haberler gelmişti.

Buna karşılık kaynaklar, Husilerin ele geçirmeye çalıştıkları Acaram Dağı'ndan geri çekildiğini bildirdi. Husilerin sızma girişimlerinin püskürtülmesinin ardından Cerdad Dağı'na ulaşmayı da başaramadığı belirtildi. Diğer bazı bilgilerde ise hükümet güçlerinin Numan Dağı'nı kontrol altına aldığı kaydedildi.

Saha kaynakları pazartesi sabahı çatışmaların sürdüğünü, Husilerin saldırılarının püskürtüldüğünü ve gruba ait zırhlı araçlarla diğer askeri araçların imha edildiğini bildirdi. Kaynaklar ayrıca çok sayıda Husi unsurunun öldürüldüğünü aktardı.

Hükümet güçlerinden çatışmaların ayrıntıları ve operasyon bölgesine ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmezken pazartesi günü Et-Turbe kentinden, Taiz'in batı kırsalındaki Vaziye'de Cerdad, Rasin ve Alkame cephelerinde görev yapan hükümet güçlerine destek amacıyla bir yardım konvoyu yola çıktı. Bu gelişme, bölgedeki yerel unsurların çatışmalara katılan güçlere destek vermek üzere seferberliğini sürdürdüğüne işaret ediyor.

Marib cephesi

Taiz ve Lahic'teki çatışmalarla eş zamanlı olarak Marib'in güneyinde de hükümet güçleri ile Husiler arasında özellikle Harib, Mel'a geçidi ve Ümmü Riş çevresinde çatışmalar ve karşılıklı topçu atışları yaşandı. Mevcut bilgilere göre kontrol hatlarında kalıcı bir değişiklik olmadı.

Hükümet güçleri, Mel'a ve Ümmü Riş bölgelerinde Husi unsurlarının toplanma noktaları, takviye birlikleri ve tahkimatlarının hedef alındığını açıkladı. Açıklamada roketatarlarla topçu mevzilerinin imha edildiği, Beyhan eksenine bağlı topçu birliklerinin de Husi mevzilerini vurduğu ve 23 milimetrelik uçaksavar silahının etkisiz hale getirildiği belirtildi.

Hükümet güçleri ayrıca Marib ve Beyda vilayetleri de dahil olmak üzere çeşitli cephelerde Husi unsurları, araçları ve tahkimatlarına yönelik hava saldırıları ile İHA saldırıları düzenlendiğini duyurdu.

sdefr
Yemen ordusunun 3. Askeri Bölge Komutanı Mansur Sevabe

Üçüncü Askeri Bölge Komutanı Tümgeneral Mansur bin Abdullah Sevabe, hükümet güçlerinin Marib'in güneyinde daha önce düzenlenen Husi saldırılarını püskürttüğünü ve örgüt mensuplarından onlarcasının öldürüldüğünü, yaralandığını veya esir alındığını söyledi. Sevabe ayrıca bazı militanların cesetlerinin çatışma bölgelerinde kaldığını belirtti.

Sevabe, hükümet güçlerinin ortak bir harekât merkezi ve birleşik komuta altında faaliyet gösterdiğini belirterek kara ve hava güçleri arasındaki koordinasyona ve Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen'e destek koalisyonunun sağladığı desteğe övgüde bulundu.

Bu gelişmeler, Yemen'de Husilerin batı kıyısında ve Babülmendep'te geniş stratejik bölgeleri ve mevzileri kontrol altına almasının olası sonuçlarına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yaşanıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade, İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Abda Şerif ile gerçekleştirdiği video konferans görüşmesinde son askeri gelişmelerin uluslararası deniz taşımacılığının ve bölgenin güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu söyledi.


Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.