Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Kudüs olmadan seçimleri yapmak İsrail işgalini meşrulaştırmaktır’

Riyad el-Maliki (solda), son turu kapsamında 6 Mayıs’ta ziyarette bulunduğunu Roma’da İtalyan mevkidaşıyla birlikte (EPA)
Riyad el-Maliki (solda), son turu kapsamında 6 Mayıs’ta ziyarette bulunduğunu Roma’da İtalyan mevkidaşıyla birlikte (EPA)
TT

Filistin Dışişleri Bakanı Maliki, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Kudüs olmadan seçimleri yapmak İsrail işgalini meşrulaştırmaktır’

Riyad el-Maliki (solda), son turu kapsamında 6 Mayıs’ta ziyarette bulunduğunu Roma’da İtalyan mevkidaşıyla birlikte (EPA)
Riyad el-Maliki (solda), son turu kapsamında 6 Mayıs’ta ziyarette bulunduğunu Roma’da İtalyan mevkidaşıyla birlikte (EPA)

Riyad el-Maliki, Filistin liderliğinin seçimleri düzenlemeye kararlı olduğunu ve Dörtlü’nün genişlemesini değil, yeniden canlandırılmasını desteklediğini belirtti.
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Filistinlilerin yasama seçimlerinin ertelenmesi konusundaki anlaşmazlıkların üstesinden gelme kabiliyetine olan inancını dile getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Maliki, söz konusu meselenin ‘tüm Filistinli gruplar açısından öncelik’ olan Kudüs savaşının başlamasını hızlandırdığını söyledi. Avrupa turunun bir parçası olarak Moskova’ya ziyarette bulunan Bakan, Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ulusal birlik hükümeti kurma önerisine dikkati çekti. Siyasi çözüm hususunda, Filistin liderliğinin Washington’un siyasi sürecin garantörlük tekelini bir kez daha kabul etmeyeceğini vurgulayan Maliki, çözüm sürecini denetlemek üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları uyarınca atanan bir taraf olarak, uluslararası ‘Dörtlü Komite’nin rolünü canlandırmak için, Moskova da dahil olmak üzere devam eden çabaların önemine işaret etti.

Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki’nin Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

-Moskova’yla başlayan bir Avrupa turundasınız. Rus tarafından ne talep ediyorsunuz?
Gündemimizde bir dizi konu var. Bu koşullarda iki ülke arasındaki iletişimin, özellikle Rus tarafının İsrail’in savaş suçu niteliğindeki ihlalleri başta olmak üzere tüm detaylarıyla sahadaki güncel gelişmelere ilişkin pozisyonu çerçevesinde, oldukça önemli olduğuna inanıyoruz. Kudüs’te Mescid-i Aksa ve kiliselere yönelik saldırılar devam ediyor. Kutsal Cumartesi günü Kıyamet Kilisesi’ne neler olduğunu gördük. Ayrıca farklı bölgelerde Filistinli vatandaşlara yönelik saldırılar da sürüyor.
Rus liderliğinin gelişmelerden haberdar olmasıyla birlikte Moskova’nın, İsrail tarafına bu sürekli ihlalleri durdurması için baskı yapacağına güveniyoruz. Ayrıca Kudüs’ü de kapsayan C grubu altındakiler de dahil, tüm topraklarda Filistin seçimlerinin yapılmasını güvence altına alan anlaşmalara uyması için İsrail’e baskı uygulayacağına inanıyoruz. Aynı şekilde siyasi sürecin ilerlemesi hususunda Rus rolünün İsrail’i etkileyeceğine güveniyoruz. Uluslararası Dörtlü’nün çalışmalarını yeniden canlandırma ve bakanlar düzeyinde bir uluslararası grup toplantısı düzenlemek için Bakan Sergey Lavrov tarafından yapılan çağrı çerçevesinde, Rusya’nın çabalarını destekliyoruz. Bu hususta bazı fikirlerimiz var.

-Uluslararası Dörtlü’nün yeniden canlandırılmasından bahsettiniz. Moskova’nın grubu genişletme ve Arap ülkelerini de dahil ederek 4+4’e dönüştürme fikrinin artık uygulanabilir olduğunu düşünüyor musunuz?
Dörtlü’yü yeniden canlandırma çabalarını destekliyoruz, ancak grubu genişletme konusunda Rus dostlarımızla aynı fikirde olmayabiliriz. Grubun net ve uzlaşılmış bir vizyon belirlemesinden sonra genişlemenin sağlıklı ve faydalı olabileceğine inanıyoruz. Çünkü mevcut bileşenleri (Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)) ile Dörtlü, henüz ortak bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varamadı. Dört yeni üye eklenerek grup genişletilirse anlaşma nasıl garanti edilebilir? Mantık, önce mevcut çerçevede anlaşmamızı, ardından grup içerisinde fikir birliği için uygulama mekanizmalarını sağlayarak bu çerçeveyi genişletecek bir mekanizma hakkında konuşmamızı söylüyor. Davet edilen ülkelerin belirlenen vizyonun tercüme edilmesine ve uygulanmasına nasıl katkıda bulunabileceği belirlenmeli.

-Bu çabaları geliştirme potansiyeli konusunda iyimser misiniz?
Biden iktidara geldikten sonra ABD’nin pozisyonu değişti. Dörtlü heyet düzeyinde biri ABD talebi üzerine olmak üzere iki toplantı düzenledi. Şu an Bakan Lavrov, bakanlık düzeyinde bir toplantı yapmaktan bahsediyor ve bu önemli. Fikirlerin olgunlaşması ve taraflar arasında güvenin yeniden sağlanması gerekiyor. BMGK’nın 1515 sayılı kararında kabul edilen resmi çerçeve olduğu için bizim açımızdan bu çerçevenin bir alternatifi yok. Bu çerçevenin başka bir mekanizma ile değiştirilmesini istemiyoruz. Başkanın Beyaz Saray’daki kimliği ne olursa olsun, Washington’un siyasi sürecin garantörlüğünü tekeline almasını bir kez daha kabul etmeyeceğiz. Sadece Dörtlü tarafından temsil edilen uluslararası garantörlüğü kabul edeceğiz.

-Bu zor koşullarda, seçimleri erteleme kararı Filistin’in iç düzeyinde nasıl anlaşılabilir?
Seçim düzenlemenin önemi konusunda anlaşmazlık bulunmuyor ve bu, tüm gruplarla ortak bir tutumdur. Bu, uyulması gereken temel bir gerekliliktir ve bunu başarılı kılmak için çalışmaya devam edeceğiz. Grupların Kahire’deki görüşmelerinde, Kudüs’ün çizgi olduğu ve Kudüs olmadan seçim yapılamayacağı konusunda uzlaşı sağladık. Açık olmalıyız. Seçim süreci, Kudüs’te çatışmaların başlamasını hızlandırdı ve onu önceliklerin en üstüne yerleştirdi. Bu çatışmanın önemi göz ardı edilemez. Bununla ciddi bir şekilde ilgilenmeli ve kapsamlı hazırlıklar yapmalıyız. Çünkü Kudüs mücadelesinde başarılı olmak zorundayız bunun hiçbir alternatifi yok.
Kudüs’ün kırmızı çizgi olduğunu söyleyip onsuz seçimlere gittiğimizde, bu bizi tehlikeli bir durumun önüne koyuyor. Başkan Donald Trump, Kudüs’ün İsrail’in ve Yahudi halkının ebedi başkenti olacağına söz verdi. Bu bizi eşi benzeri görülmemiş bir meydan okumanın önüne koyuyor. Eğer Kudüs olmadan seçimleri yaparsak, 22 Mayıs’tan sonra kendimizi, ABD- İsrail vizyonunu onaylamış ve Trump’ın vizyonunu siyasi gerçekliğe çevirmiş olarak bulacağız. Kudüs olmadan seçimleri yapmak İsrail işgalini meşrulaştırmaktır.
Bu durum, hiçbir şekilde kabul edilemez.

-Ama İsrail’in tavrı önceden bekleniyordu. Ve Kahire toplantılarında Kudüs’ün katılımını sağlamak için alternatifler önerildi. Peki bunlar neden uygulanmadı?
İsrail’in reddi gerçekten bekleniyordu, ancak uluslararası toplumdan ve özellikle AB’den açık ve belirli vaatlerimiz vardı. 2006 olduğu gibi İsrail'in baskılara cevap vermesini ve bizimle imzalanan anlaşmalara göre tüm Filistin topraklarında seçim yapmamız için taahhütlerini yerine getirmesini bekliyorduk. Seçimlerin yapılması için başkanlık kararnamesi imzalandığında, bu konuda net taahhütlerimiz vardı, bu yüzden seçim tarihi belirlendi. Ama 22 Mayıs’ın kutsal bir tarih olmadığını unutmamalıyız, başka herhangi bir tarih de belirleyebiliriz. Ve gerekli güvencelere ulaşır ulaşmaz bunu yapacağız. Kudüs mücadelesi kutsaldır, göz ardı edilemez veya ertelenemez.

-İsrail’e baskı yapmak için uluslararası açıdan harekete geçmeye yönelik açık bir planınız var mı?
Hareket devam ediyor. Uluslararası toplum İsrail’in itirazını yok sayıp onu sözlerini uygulamaya mecbur bıraktığı anda, seçimler için yeni bir tarih belirlemek üzere derhal harekete geçeceğiz. Bu haktan kaçınmıyoruz. 2017 yılında BM Genel Kurulu önünde öneri yapan Mahmud Abbas’tı. Bu Filistin talebi, uluslararası bir taleptir. Aynı zamanda İsrail’in tavrıyla mücadele etmek için ikinci bir seçeneğimiz var. Bu seçenek, Abbas tarafından Kurtuluş Örgütü ilkelerine dayalı bir ulusal birlik hükümeti kurulması çağrısıyla ifade edildi. İki yol üzerinde çalışılıyor. İlk olarak Filistin hareketini güçlendirmek, seçimler ve siyasi mesele hususunda İsrail üzerindeki artan baskıyı desteklemek için uluslararası bir duruşun harekete geçirilmesini sağlama çalışmalarını sürdürmek, ikinci olarak da bölünmenin temellerini, kurumlarını ve unsurlarını ortadan kaldırmaya çalışmak. Bu şekilde geniş bir ulusal çerçeve, her iki yolda da başarı için gerekli bileşenlere sahip olacaktır.

-Ama gruplar seçimlerin ertelenmesine itiraz ettiler. Bu öneriye bir yanıt bekliyor musunuz?
Tüm gruplar, Kudüs’ün kırmızı bir çizgi olduğu konusunda hemfikirdir. Ancak bölünmenin bitmemesi için bahaneler aramak isteyenler bu bahaneleri bulacaktır. Önemli olanın, ‘duruma iyi niyetle yaklaşmak, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki iki Filistin evini birleştirmek ve İsrail’in ihlallerini tırmandırmak için bölünmemizden faydalandığı Kudüs’ü korumak’ olduğuna inanıyoruz.
Ulusal Birlik Hükümeti kurarak mevcut tüm sorunların üstesinden gelebiliriz. Tüm gruplar ve şu anda boş olan seçim listeleri, aynı pozisyonda buluşmayabilir. Bazıları liderliği ve onun meşruiyetini sorgulamak için durumdan yararlanma hususunda çok ileri gidebilir. Filistinlileri açlıktan öldürmek için AB’yi yardımları durdurmaya çağıran bazı listeler var, bunlar ulusal listeler değildir.
Öte yandan iyi bir tavır beklediğimiz taraflar da var. Bunların arasında İstanbul ve Kahire görüşmelerinde birleşme ve bölünmeyi sona erdirme arzusunu kanıtlayan Hamas Hareketi de bulunuyor. Fetih ve Hamas arasında diyalog durumu vardı. Ama ne yazık ki iki taraf, anlayışları genişletmek için zaman hususunda yardımcı olmadı. İyi hazırlanmadan önce en kısa yoldan, yani seçimlerin yapılmasını tercih ettiler. Kudüs çevresindeki durum başta olmak üzere birçok sorunun ortaya çıktığı yer burasıdır.

-Biraz da çok önem verdiğiniz Ceza Mahkemesi’nin gidişatından bahsedelim. Mevcut başsavcının görev süresinin sona ermesiyle oluşan mevcut durum nedir?
Durumu açıklığa kavuşturmak için, Başsavcı Fato Bensuda’nın görev süresi, gelecek ayın ortasında sona eriyor. Ancak mahkeme devam ediyor ve hiçbir şey değişmeyecek. Yeni Başsavcı Kerim Han, bu sorumluluğu üstlenecek. Bu noktada iki taraf arasında yalnızca yöntem ve uygulama farklılık gösterebilir. Bu durum, her iki tarafla da iletişimimizi sürdürmemizi gerektiriyor. Yedi yıl boyunca devam eden kontrol sürecinden sonra mahkemenin faaliyete başlaması için resmi bir karar verildi. Mahkeme siyasi, askeri, güvenlik, istihbarat ve yerleşim düzeylerinde İsrailli yetkililerin hepsinin savaş suçu niteliğindeki suçlara karıştıklarına dair kesin bir kanıya ulaştı.
Filistin Devleti ile soruşturma mekanizmalarını tanımlayan ikili anlaşmanın imzalanması çerçevesinde, görev süresi sona eren savcı ile ulaştığımız noktadan itibaren çabaları devam ettirmek için yeni savcıyla birlikte çalışıyoruz. Mahkemeye tahsis edilecek insani ve mali kaynakları da bilmemiz gerekiyor. Bu, önemli ve acil bir meseledir. Bunun üzerinde çok çalışıyoruz. Savcı ile son görüşmemiz, üç gün önce Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesinde yaşanan olaylar hakkında bir açıklama talep ettiğimiz bir mektup aracılığıyla gerçekleşti. Bu konu, ceza mahkemesinin gelecekteki çalışmalarının bir parçası olacak.

-ABD Başkanı’nın Devlet Başkanı Abbas ile temasa geçmemesini nasıl yorumluyorsunuz?
ABD Başkanı, eski yönetimden devraldığı birçok karmaşık konuya sahip. Koronavirüs sorunu, aşılama ve küresel olarak ağırlığını kaybedebileceği zor ekonomik durumla karşı karşıya. İran nükleer meselesin, Çin ve Rusya ile ilişkiler meselesiyle uğraşıyor, ayrıca ABD ve NATO ile. Filistin meselesi, onun için bir öncelik olacağı konusunda netliğe sahip değildi.
Ancak liderlerle olan bağlantılarına bakarsak Washington, müttefikleri ve yakın dostlarıyla bile iletişime geç kalıyor. Bu, ihmal olduğu anlamına gelmez. Açık bir taahhüt aldık, bu söylemin yakında hayata geçirileceğine dair bir söz aldık. Bu durumu, memnuniyetle karşılayacağız. Ama hızlı olmaması da dünyanın sonu değil. Planlarımıza ve Filistin liderliğinin direktiflerine göre eylemlerimizi sürdüreceğiz.



Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
TT

Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)

On yıllardır ilk kez, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi içinde sağlık durumu, süregelen davalarla bağlantılı hukuki durumu ve son anketlerde düşen popülaritesine yönelik eleştirilerin yükseldiği bir ortamda onun ne zaman çekileceğine ilişkin gayri resmi tartışmalar başladı.

Netanyahu (77), İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini üstlenen ismi. 1996'dan bu yana toplamda yaklaşık 10 yıllık kesinti dönemleriyle ülkeyi yöneten Netanyahu, bu aralarda çoğunlukla bakan ya da muhalefet sıralarında yer aldı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla'ya göre "Netanyahu'nun yerini kim alacak?" sorusu geçtiğimiz yıla kadar destekçileri arasında neredeyse tabu niteliği taşıyordu. Hatta müstehcen ve yasak bir soruydu. Onun ayrılması ihtimalini düşünmek bile aralarında panik yaratıyordu. Bu soru henüz Likud Partisi toplantılarında resmi olarak gündeme gelmese de ardı ardına yaşanan gelişmeler son zamanlarda kapalı kapılar ardındaki tartışmalarda bu sorunun sorulmaya başlandığına işaret ediyor.

Netanyahu, önümüzdeki eylül-ekim aylarında yapılması planlanan parlamento seçimlerine yeniden aday olmayı ve hükümet kurabilecek bir çoğunluk ya da koalisyon elde etmek için yarışmayı planlıyor.

Emeklilik ivme kazanıyor

Walla'ya göre bakanlar, Knesset üyeleri, şube başkanları ve önde gelen aktivistler Netanyahu'nun siyasetten çekilmesi, kimin onun yerini alacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği konularını aralarında tartışıyor.

İsrail’in önde gelen yorumcularından Barak Seri, Netanyahu'nun on yıllardır siyasi sisteme hükmetmesinin ardından emeklilik tartışmalarının ivme kazandığını belirtti.

Seri'ye göre gerekçeler birikmeye devam ediyor. Bunların başında Netanyahu'nun sağlık durumu geliyor. Kalp pili taşıyan, kanser tedavisi gören ve hastaneye sık sık başvuran Netanyahu'nun bu durumu, diğer her şeyden fazla onu zorlayan ve istikrarını sarsan mahkeme süreciyle birleşiyor. Son kamuoyu yoklamalarındaki gerileme de tabloya ekleniyor.

Seri, değerlendirmesinde, “Tüm siyasi sistemde şöyle bir inanç hâkim: Eğer kendi ve Likud Partisi’nin, özellikle de Netanyahu bloğunun popülaritesi artmazsa, bir sabah Netanyahu'nun suçunu kabul eden bir anlaşma imzalayarak siyasetten çekildiği haberini alabiliriz” tespitinde bulundu.

vfbgtynhjy
Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkeme karşısına çıkarken (Reuters)

İsrail'deki son kamuoyu yoklamaları, Likud Partisi’nin ve Netanyahu'nun birlikte gerilediğini ve bloğunun hükümet kuramayacağını ortaya koydu. Netanyahu ise mahkemede olduğu iki günde de savcılığa sert çıkarak “Bana tuzak kurdular ve düştüm” dedi.

Seri, şöyle yazdı:

“Netanyahu, şu an seçimlere gitmesinin kendisi açısından büyük risk taşıdığını biliyor. Eğer şimdi bir uzlaşma anlaşması talep ederse, özellikle siyasetten çekilmeyi de içermesi halinde, iyi bir anlaşma yapma şansı yüksek olabilir. Ancak seçimlere girip kaybederse yargı mercilerinin ona iyi bir anlaşma sunma güdüsü büyük ölçüde azalır. Çünkü o zaman yalnızca muhalefette bir Knesset üyesine dönüşür ve savcılık ile hükümetin hukuk danışmanı üzerinde herhangi bir baskı aracı kalmaz."

Likud Partisi’nde gerilim

Walla, Likud Partisi’nin gergin bir ortamda olduğunu aktardı. Parti mensupları Netanyahu'nun gerçekte nereye gittiğini bilmiyor. Zira ona bağımlılar ve siyasi kaderleri onun elinde. ‘Netanyahu istifa ederse Likud Partisi seçimlerde saf dışı kalabilir ve çoğu üye evine geri dönmek zorunda kalır, öte yandan seçimlere girerse parti içi ön seçim yapılır’ düşüncesi ise ikileme yol açıyor. Netanyahu, Knesset'te garantili sandalye kazanabilmeleri için Likud listesinde yalnızca 10 aday istiyor. Bu da mevcut Knesset üyeleri ve bakanların büyük bölümünün de evine döneceği anlamına geliyor. Ön seçim meselesi partide ciddi bir iç krize yol açıyor.

cdvfghy
2022 yılında Kudüs’teki bir pazarda Likud Partisi destekçilerinin düzenlediği seçim yürüyüşünden bir kare (AFP)

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, ön seçim meselesinin partiyi sarstığını ve Netanyahu'nun bu konuda karar almaya hazırlanmak için istişareler yürüttüğünü yazdı. Netanyahu, Likud yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde ‘ya adayları seçecek bir komite istiyorum (ön seçim olmaksızın) ya da ön seçim ama kendisinin belirleyeceği garantili sandalyeler şartıyla’ dediği aktarıldı.

Gazeteye göre Netanyahu'nun bu hafta konu hakkında karar alması bekleniyor. Netanyahu, yetkililere "Ya düzenleyici komite ya da garantili sandalyeler" dedi.

Likud Partisi içindeki değerlendirmeler, Netanyahu'nun hem listeyi tek başına oluşturmak hem de dahili seçimlere harcanacak milyonlarca şekeli parti kasasında tutmak amacıyla ön seçimleri iptal etme yönünde baskı uyguladığına işaret ediyor. Netanyahu kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde ‘zorlama değil uzlaşıya dayalı bir karar alma sürecini’ hedeflediğini öne sürerek alınacak kararın Likud'un üst düzey yetkilileriyle iş birliği içinde şekilleneceğini vurguladı.

sfrgt
Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, eşi Sara ile birlikte 2022 seçimleri sırasında Kudüs’teki seçim kampanyası merkezinde destekçilerine hitap ederken (AFP)

Gazete, bu meselenin Likud'u sarstığını yazdı. Partinin deneyimli hukuk danışmanı Avukat Avi Halevi, Netanyahu'nun onayını almaksızın ön seçim konusunda Likud'a hukuki temsil sağladığı gerekçesiyle Netanyahu'nun yönelttiği eleştirilerin ardından görevinden istifa etti. Partinin iç denetçisi Avukat Şay Galili ise Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin yasadışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Yediot Ahronot, “Bu süreçte parti içinde ön seçim yanlıları ve karşıtları arasında bir cephe oluşmakta; nüfuzlu ve etkili bir isim olarak bilinen Knesset üyesi David Bitan, Netanyahu aleyhine 'Likud mahkemesine' dilekçe sundu” diye yazdı.

Oyunun kuralları oyun sürerken değişmez

Bitan, Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin anayasal bir ihlal olduğunu söyledi ve "Oyunun kuralları oyun sürerken değiştirilemez" dedi.

Bitan, Yediot Ahronot’a verdiği röportajda "Ön seçim olmaksızın Likud silinip gidecek" diye konuştu ve şu argümanı öne sürdü: Netanyahu'yu Likud liderliğine taşıyan ön seçimler olmasaydı, o da zaten Likud'a giremezdi” şeklinde konuştu.

fdvfdb
İsrail parlamentosu Knesset’te düzenlenen oturumdan bir kare (Knesset internet sitesi)

Netanyahu'nun Likud listesinde kişisel garantili sandalyeler elde etme seçeneği hakkında Bitan, “Garantili sandalyeler olmasında herhangi bir sorun yok, asıl soru bunların kaç tane olacağı ve hangi sıralarda yer alacağı” ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun tutumu henüz resmi olarak netlik kazanmasa da İsrail resmi kanalı KAN, dün ilerleyen saatlerde Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme planından vazgeçtiğini bildirdi. Buna göre Netanyahu, bu adımın listede kendisine 8 ile 10 arasında garantili sandalye sağlayacağını ümit ediyor. Ancak Bitan henüz bu talebi kabul etmedi.

Meselenin perşembe günü netlik kazanması bekleniyor. O gün Likud'un anayasa komisyonu, temmuz sonuna kadar yapılması planlanan önümüzdeki ön seçimleri görüşmek üzere toplanacak. Hükümet koalisyonu liderleri ise salı günü Knesset'in feshedilmesi tarihini görüşmek üzere bir araya gelecek. İsrail televizyonu Kanal 12, seçimlerin 20 Ekim 2026'da yapılmasının beklendiğini aktardı.


İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.


Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
TT

Trump, İsrail'in İran'a yönelik büyük ölçekli saldırısını, gerçekleştirilmesine bir saat kala engelledi

Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)
Foto İsrail ordusuna ait bir savaş uçağı, İran'a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yolda, (İsrail Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile varılan anlaşmayı yönetme biçimine yönelik İsrail'deki tepki, son dönemin en yüksek seviyesine ulaştı. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington, Tel Aviv'in İran ile imzalanacak mutabakat zaptını inceleme talebini reddederken, askerî kaynaklardan sızan bilgiler Trump'ın son anda İsrail'in İran'a yönelik kapsamlı bir saldırısını engellediğini ortaya koydu.

Başbakan Binyamin Netanyahu, Beyaz Saray ile gerilimin daha da artmasını önlemek amacıyla Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınsa da kendisine yakın bakanların açıklamaları ile İsrail medyasındaki yorumlar, siyasi ve güvenlik çevrelerinde artan rahatsızlığa işaret ediyor. İsrailli yetkililer arasında, Netanyahu'nun Trump'a neredeyse tamamen dayanan stratejisinin siyasi ve stratejik açıdan ters tepmeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Şarku’l Avsat’ın İsrail'in Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre Tel Aviv yönetimi, ABD'den İran ile yapılan mutabakat zaptının içeriğini görmek istedi, ancak Washington bu talebi geri çevirdi. İsrail medyası, ABD ile İran arasındaki müzakere sürecinde İsrail'in dışarıda bırakıldığını ve bunun ülkede "büyük hayal kırıklığı" yarattığını bildirdi.

Öte yandan İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Omer Tişler, personeline gönderdiği mesajda, 8'inde İran'a yönelik geniş çaplı bir saldırının planlandığını ancak operasyona bir saatten az süre kala Trump'ın doğrudan müdahalesiyle iptal edildiğini açıkladı.

Tişler mesajında, "Bütün hava kuvvetleri geniş kapsamlı bir bombardıman görevi için havalanmaya hazırdı. İran'ın merkezinde yüzlerce hedef belirlenmişti. Filolara görev detaylarını anlattığımız sırada, kalkıştan yalnızca bir saat önce operasyon durduruldu" ifadelerini kullandı.

The Times of Israel gazetesi de Netanyahu'nun, savaş uçakları kalkış hazırlığında iken Trump'ın İran ile gerilimin artırılmaması yönündeki talimatı üzerine saldırıyı iptal ettiğini yazdı.

İsrailli bazı bakanlar da İran anlaşması nedeniyle Trump'a doğrudan ve dolaylı eleştiriler yöneltti. İsrail Miras Bakanı Amihay Eliyahu, anlaşmadan memnun olmadığını belirterek, "Umarım Trump bizi şaşırtır ve son sözünü gerçekten söylememiştir" dedi. Eliyahu, Trump'a "görevi tamamlaması" ve "tarihin doğru tarafında yer alması" çağrısında bulundu.

Eliyahu ayrıca, "Litani Nehri'ne kadar ilerlemeli ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Çevre Koruma Bakanı İdit Silman ise İsrail'in Trump ile İran arasındaki anlaşmanın tarafı olmadığını vurgulayarak, Tel Aviv'in "İsrail devleti için doğru olanı yapacağını" söyledi.

Trump'ın Netanyahu üzerindeki baskısına ilişkin soruya Silman, "Arayabilir ve istediğini söyleyebilir" yanıtını verdi. Netanyahu'nun bu baskılara direnmesinden gurur duyduğunu da ifade etti.

İsrail'in fiilen ABD'nin İran'la vardığı mutabakata bağlı olup olmadığı sorusuna ise "Biz bu anlaşmanın tarafı değiliz. Kendini bağlamak isteyen bağlansın" şeklinde cevap verdi.

Silman'ın açıklamaları, İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN'ın, Netanyahu'nun kapalı bir toplantıda "İsrail bu anlaşmanın tarafı değil" dediğini aktarmasının ardından geldi. Yerel medya bu ifadeleri, Washington'un müzakereleri yürütme biçimine yönelik örtülü bir tepki olarak değerlendirdi.

cdfvgth
İsrail ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in geçen mart ayında operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izliyor

Netanyahu daha sonra yaptığı açıklamada, İran ile varılan anlaşmanın ayrıntılarını fiilen bilmediğini söyledi. İsrailli yetkililer ise ABD ile ilişkilerde "ciddi bir kriz" yaşandığını savunarak, Washington'un "İran'ın taleplerine boyun eğdiğini" öne sürdü.

Maariv gazetesi askerî yorumcusu Avi Aşkenazi, İsrail güvenlik kurumlarındaki hayal kırıklığının zirveye ulaştığını yazdı. Aşkenazi, İsrail ordusu, Şin Bet ve Mossad'ın 7 Ekim'den bu yana tüm cephelerde üzerlerine düşeni yaptığını, ancak siyasi liderliğin "felç olmuş ve etkisiz" durumda olduğunu savundu.

Aşkenazi'ye göre bazı güvenlik yetkilileri, Trump'a aşırı bağımlılığın riskleri konusunda daha önce uyarılarda bulunmuştu.

İsmi açıklanmayan bir kaynak, "Donald Trump'a bütünüyle güvenmenin tehlikeli olduğunu söyledik. Kişiliğini ve bir anda sabrını kaybedip tavrını değiştirebileceğini anlattık. Ancak kimse bizi dinlemedi" diyerek, "Trump'ın anlaşmanın tüm maddelerini gerçekten bildiğinden de şüpheliyim" ifadelerini kullandı.

Yedioth Ahronoth yazarı Ben Dror Yemini ise kaleme aldığı makalede, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zayıflık" sergilediğini savundu. Yemini, "Söz artık söz değil, güç artık güç değil, ambargo da artık ambargo değil" değerlendirmesinde bulundu.

Anlaşmanın basına sızan maddelerini "bir fantezi" olarak nitelendiren Yemini, "Dünyanın en büyük süper gücünün, tamamen yenilgiye uğradığı varsayılan bir ülke karşısında böylesine ürkütücü bir zayıflık sergilediğine daha önce hiç tanık olmadık" ifadelerini kullandı.