Fas ve Cezayir neden Afrika kıtasının ‘liderliği’ için rekabet ediyor?

Batı Sahra sorununu, dış politika ve diplomasi gündemine malzeme etme çabaları

Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
TT

Fas ve Cezayir neden Afrika kıtasının ‘liderliği’ için rekabet ediyor?

Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)
Fas, Cezayir halk hareketini olumlu karşıladı (AP)

Nevfel eş-Şarkavi
Gerçek bir Mağrip Birliği’nin kurulmasındaki başarısızlığın ardından Mağrip ülkeleri, Fas, Cezayir ve Tunus, Avrupa Birliği (AB) gibi ekonomik bloklarla ortaklıklarını güçlendirmeye çalıştılar, ancak Avrupa kıtası ülkelerindeki ekonomik krizler ve aşırı sağın yükselişi, Güney ülkeleriyle ortaklıklarının koşullarını zorlaştırdı. Bunun sonucunda Mağrip ülkelerinin dikkati, son yıllarda önemli bir pazar haline gelen Afrika kıtasına yöneldi.
Fas, finans ve iletişim alanlarındaki yatırımlarının güçlendirilmesine katkıda bulunan ekonomik hedeflere rağmen, Batı Afrika’ya yönelik ekonomik ve diplomatik faaliyetlerin artmasına katkıda bulunan Polisaro Cephesi (Frente Polisario) liderliğindeki Batı Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti üyeliğinin kabulüne itiraz ederek 1984'te çekildiği Afrika Birliği (AfB) üyeliğine 2017 yılında geri döndü.
Fas, eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın hastalanmasından sonra Cezayir’in son yıllarda kıtadaki nüfusunun azalmasından faydalanıyor. Bu arada Cezayir ile Afrika ülkeleri arasındaki ticaret hacminin 2018 yılında en düşük seviyesine gerilediği ve üç milyar doları geçmediği biliniyor.
Ancak bahsi geçen tüm bu ekonomik hedeflere rağmen, kıtadaki nüfusunu güçlendiren ve Batı Sahra sorununu, dış politika ve diplomasi gündemlerine malzeme eden Fas ve Cezayir'i rekabete iten sebep nedir?

Rekabetin belirleyicileri
Analistler, hem Rabat hem de Cezayir'in Afrika kıtasına nüfuz etme düşüncesinin yanı sıra üstünlük ve hegemonya arzusuna da sahip olduklarına dikkat çekiyorlar. Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı ve araştırmacı Abdulvahid Vild Mevlud, Fas ve Cezayir arasında Afrika kıtası üzerinde yaşanan rekabeti, iki ülkenin Afrika düzeyindeki konumu ve uluslararası güçlerin stratejisi içindeki Afrika gerçeği göz önüne alındığında temel belirleyiciler tarafından yönetildiğine işaret etti. Mevlud, “Her iki taraf da kara kıtaya jeostratejik gündemlerine göre bakıyor” ifadelerini kullandı.
Bu belirleyicilerin başında iki ülkenin de kendi bölgesel liderliğini ve üstünlüğünü diğerine dayatma çabasının geldiğini söyleyen Mevlud, Cezayir-Afrika ilişkileri ve Fas-Afrika ilişkileri kıyaslaması açısından baktığımızda bu sonuca varacağımızı söylüyor.
Cezayirli gazeteci Rabia Ahris, Cezayir’in yeni siyasi otoritesi göz önünde bulundurulduğunda Cezayir ve Rabat arasındaki siyasi, diplomatik ve güvenlik dosyalarının yanı sıra Batı Sahra dosyasıyla ilgili mevcut anlaşmazlığın kıtada açık bir rekabete dönüştüğünü söyledi. İki ülke için de Afrika pazarlarının birinci öncelik haline geldiğini belirten Ahris, bu önceliğin, yoğun ziyaret diplomasisi ile güçlendirildiğini ve Cezayir’in eski Cumhurbaşkanı Abdelaziz Buteflika döneminde başlatılan stratejik projeleri yeniden canlandırdığını kaydetti.
Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı İsam Learusi ise esasen Sahra meselesinden beslenmediği için konunun yeni olmadığını, Fas'ın 1984'te ayrıldığı AfB de dahil olmak üzere temel kanallar aracılığıyla Afrika’nın iş birliği alanına para pompalayan dönemin Cezayir Cumhurbaşkanı Huvari Bumedyen ile Cezayir'in 1960'lı ve 70’li yıllarda Afrika'yı hegemonyası altına almasına dair özel bir endişenin söz konusu olduğunu söyledi. Yaşananların Cezayir’i AfB aracılığıyla hem maddi imkânlar hem de ikili ilişkiler düzeyinde Afrika'da daha fazla alana ulaşmasını sağladığını kaydeden Learusi, ancak Cezayir’in, ekonomik değişim veya yatırımlar düzeyinde ordu ekonomisiyle ilgilendiğini, çünkü en çok oyu alacağı finansal likiditeye sahip oldukları sürece Afrika'ya yatırım yapmakla ilgilendiklerini belirtti. Learusi, bu aşamada Cezayir diplomasisinin, özellikle Fas'a karşı oldukça aktif yürütüldüğünü kaydetti.

Batı Sahra sorunu
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia aktardığı analize göre, Rabat, Cezayir’i Batı Sahra bölgesi üzerinde Fas ile egemenlik konusunda ihtilafa düşen Polisario Cephesi'ni desteklemekle suçlarken Cezayir, Rabat’ı Batı Sahra'nın işgalcisi olarak görüyor ve ‘Sahravi halkının’ kendi kaderini tayin etme ilkesini destekliyor. Bu yüzden Batı Sahra sorunu Fas-Cezayir çekişmesinin temelini oluşturuyor.
Batı Sahra sorununun bu bölgedeki rekabetin merkezinde yer aldığını söyleyen Learusi, “Ancak en nihayetinde Fas ve Cezayir arasındaki bu dengeyi destekleyen veya sürdüren bölgesel müttefikler ve taraflar üzerinden konunun jeopolitik boyutları olduğuna inanıyorum. ABD’nin yeni yönetimi, bu dengeyi sağlamaya çalışırken, İspanya, Fas’ın Batı Sahrası üzerindeki hegemonyasını reddediyor ve halen silah anlaşmaları çerçevesinde Cezayir ile dengeli ilişkiler üzerinden bu dosyayı tartışıyor” ifadelerini kullandı.
Faslı uluslararası ilişkiler uzmanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm bu faktörler, denklemin basit değil, daha çok rekabetçi ve hakimiyet kurmaya yönelik olduğuna dair genel bir tablo ortaya koyuyor. Ama her bir ülkenin kendi bakış açısı var. Cezayir içeriden değişmedikçe ve krizi yurt dışına ihraç etmeye çalıştıkça bu yaklaşımın yıllarca devam edebileceğini düşünüyorum.”
Cezayirli siyasi aktivist Muhammed Hudeybi de Ülkesi ile Fas arasındaki siyasi ve diplomatik durum ile iki ülke arasındaki uluslararası ve bölgesel nüfuzun, sömürge dönemindeki halk devrimleri zamanına kadar uzanan tarihi ve jeopolitik nedenlerle giderek daha da derinleştiğini belirtti. Hudeybi, “Batı Sahra sorununda mesele daha da karmaşık hale geldi. Daha sonra Fas, Siyonist oluşumla (İsrail) barış anlaşması imzalayanlar konvoyuna katılarak Batı Sahra Bölgesi’nde yabancı konsolosluklar açmak karşılığında Filistin dosyasını feda etti” şeklinde konuştu.
Fas'ın Cezayir'in iç ve dış politikasına baskı uygulayan Fransa, ABD ve İsrail ile yaptığı anlaşmaların Cezayir’i Afrika, Mağrip ve Arap ülkelerinden izole olması için girişimler yarattığını söyleyen Hudeybi, bunun Cezayir'deki yeni siyasi otoriteyi, özellikle Afrika Sahel bölgesindeki ülkeler veya uluslararası ortakları aracılığıyla bölgesel, güvenlik ve ekonomik alandaki stratejik konumunu korumak için akıllıca siyasi kararlar almaya ittiğini ifade etti.

Hatalar
Faslı araştırmacı Evlad Melud, Soğuk Savaş sırasında Cezayir'in kendisini sosyalist akıma yakın bulduğunu ve şovenist sol bir liderliği miras aldığını söyledi. Cezayir'in kendisini birçok kez Afrika'nın büyük lideri olarak konumlandırmaya ve uluslararası ve bölgesel forumlarda Afrikalıların haklarını savunmaya çalıştığına işaret eden Melud, “Bu mesele sadece Cezayir tarafından kullanılmadı, Kaddafi dönemi Libyası ve benzer başka ülkeler de kullandı” dedi. Melud, “Dünyanın ideolojiyi ve bireyciliği tanımayan yeni bir dünya düzenine girmesiyle Cezayir da bundan mahrum kalmamış, hatta uluslararası toplumla çeşitli konularda iş birliğine, dayanışmaya ve koordinasyona açık hale gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Rabat'ın bir noktada Afrika tarafını terk ederek ve tüm çıkarlarını Avrupa'ya yönelterek Afrika'ya karşı ciddi diplomatik hatalar yaptığını düşünen Melud, “Fas, Afrika'dan uzaklaşmasının ciddi bir hata olduğunu anladığında, Afrika ile arasında yakınlaşma, iş birliği ve koordinasyon politikası benimsemeye başladı. Fas diplomasisinin bundan iyi bir ders çıkardığına inanıyoruz. Bu da Fas'ın AfB düzeyinde bıraktığı boşluktan yaralanamayan Cezayir'e kıyasla son yıllarda Afrika politikasını oluşturmasını sağlaydı. Bu, başka bir açıdan, Fas'ın AfB’den çekilmesine rağmen bazı Afrika ülkeleriyle ilişkilerinin sürdüğüne işaret etmektedir. Fas, kazan-kazan mantığıyla güney-güney iş birliğini hedefleyen bir Fas-Afrika politikası izlemek için tüm imkanlarını seferber etmiştir. Bilindiği üzere kara kıta, doğal kaynaklarına ve uluslararası konumuna rağmen ekonomik, siyasi ve hatta güvenlik krizleri yaşıyor” yorumunda bulundu.

Kapsamlı yönelme
Fas’ın Afrika ile olan ilişkilerinde bir bölge pahasına başka bir bölgeye yönelmediğini, bunun yerine kıtanın güvenliğini, ekonomisini ve siyasetini ilgilendiren konuları bir araya getirmeye çalıştığı kapsamlı bir yaklaşım sergilediğini vurgulayan Melud, “Fas'ın diplomasisini bazı zamanlarda savunmadan saldırıya dönüştüren neden de budur. Buna karşın Cezayir, Fas ile Afrika arasındaki ilişkilerin gelişmesinden zarar görmemek için yalnızca Fas'ı sınırlama ihtiyacına göre hareket ediyor” diye konuştu.
Faslı araştırmacı, ülkesinin Afrika ülkeleriyle olan ilişkilerine ilişkin tüm konulara Batı Sahra sorunuyla birlikte müdahale ettiği için yaptığı hataları düzelttiğini ve şimdi Afrika ile ilgilendiğini belirterek, Fas’ın tüm Afrika ülkeleriyle iş birliği yapmak için diplomatik bir iradeye sahip olduğunu söyledi.
İsam Learusi ise Fas'ın bazı ikili ilişkilerdeki çıkmazı kırması ve AfB’ye birlik için bir atılım olarak kabul edilen yeni haliyle dönmesi karşılığında oluşturduğu ekonomik yatırım denklemine güvendiğini işaret ederek, Fas’ın diplomatik stratejisinde, tepki vermeme veya meydanı boş bırakmak yerine hareket etmeye yönelik bir yaklaşım değişikliği olduğunu belirtti.
Learusi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fas,  bir yandan Afrika kıtası için kargaşa veya istikrarsızlık yaymaktan başka hiçbir şey yapmayan Polisaryo Cephesi’ni desteklemek yerine AfB’yi siyasileştirme ve temel hedeflerinden, kıtanın ve Afrikalıların kalkınmasına odaklı gerçek güncel sorunlardan uzaklaştırmaya çalışırken bir yandan AfB içinde iyi ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik temel adımlar atmayı ve Cezayir’in ana unsuru olduğu bölgesel kutuplaşmaları kırmayı başardı.”
Fas’ın aynı zamanda terörle mücadele yaklaşımına da güvendiği söyleyen Learusi, “Fas’ın bu alanda Cezayir'den daha başarılı olduğunu ve bu konuda Batı'nın güvenini kazandığını düşünüyorum. Çünkü Fas’ın, yarı askeri bir blok oluşturan Batı Afrika ülkelerine 2002’den bu yana artık bir taktik haline gelen desteğini sürdürmesinin birçok boyutu var” dedi.
Öte yandan Cezayirli ekonomist Abdurrahman Aya, Avrupa ülkeleri ve ABD gibi kıtadaki güçlü ülkelerin ve ardından Çin’in mücadelesi çerçevesinde Cezayir’in Afrika'daki tüm ekonomik hedeflerine ulaşabileceğine ihtimal vermiyor. Cezayir’deki petrokimya endüstrisinin üretim makinelerinin eskimesi nedeniyle önemli bir bozulma ve hidrokarbon sektörü dışındaki resmi ve özel şirketlerin daha önce eşi-benzeri görülmemiş mali zorluklar yaşadığını belirten Aya, ortaklık anlaşmalarının Cezayir’in benimsediğinin tam tersi olan petrol ve gaz sahaları dışında yapılması gerektiğini vurguladı.
Buna karşın Cezayir Başbakanı Abdulaziz Ceread, ülkesinin kıtada güçlü bir konuma sahip olduğunu vurgulayarak Cezayir’in, ulusal ve bölgesel altyapı projelerinin yer aldığı kalkınma alanında bölgesel bir yaklaşım benimseyerek kıtasal bütünleşme sürecinin teşvik edilmesi gerektiğine inandığını vurguladı.



ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
TT

ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)

Üç diplomat Reuters'e, bazı kişilere bu akşama kadar Katar'daki ABD ordusunun el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri tavsiye edildiğini söylerken, Doha'daki ABD Büyükelçiliği konuyla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Reuters'in doğrulama veya yorum talebine yanıt vermedi.

El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin askere ev sahipliği yapan Ortadoğu'daki en büyük ABD üssüdür.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir diplomat verdiği demeçte, "Bu bir tahliye değil, duruş değişikliği" dedi ve değişikliğin belirli bir nedeninden haberdar olmadığını ifade etti.

İranlı üst düzey bir yetkili daha önce Reuters'a, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a müdahale etme tehdidinin ardından Tahran'ın, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde, bölgedeki ülkeleri ABD askeri üslerini hedef alacağı konusunda uyardığını söylemişti.

Haziran ayında, ABD'nin İran'a hava saldırıları başlatmasından bir haftadan fazla bir süre önce, bazı personel ve aileleri Ortadoğu'daki ABD üslerinden tahliye edildi. Haziran ayında ABD'nin saldırılarının ardından İran, Katar'daki ABD üssüne füze saldırısı ile yanıt verdi.


Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
TT

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli Ali Şaas, Gazze Yönetim Komitesi’nin başkanlığı için öne çıkan aday olarak dikkat çekiyor. Komitenin üyelerindeki değişiklikler ve geniş çaplı siyasi hareketlilik, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin yönetimini devretmesinin yaklaştığını işaret ediyor.

Gazze, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde yürütülen ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmek üzere. Söz konusu aşama, bölgedeki süreci yönetecek teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor ve bu komitenin Hamas yönetiminin yerine geçmesi planlanıyor.

Komitenin görevleri ve yöneticileri, hem Filistinli gruplar arasında (özellikle Hamas ve El Fetih arasında) hem de arabulucular, Amerikalılar ve İsrail arasında yoğun tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı.

Daha önce komiteyi yöneteceği öngörülen bazı tanınmış isimler konuşulurken, Gazze sakinleri ve gözlemciler, yeni adayların öne çıkmasıyla şaşırdı. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı bilgilere göre Ali Şaas komitenin başkanlığı için en güçlü aday olarak öne çıkıyor.

Ali Şaas kimdir?

Ali Şaas, 1958 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde doğdu. Köklü bir Filistin ailesine ve bölgede etkili bir aşirete mensup olan Şaas’ın ailesi, ulusal ve siyasi çalışmalarda önemli rol oynamış olup, çoğunluğu El Fetih Hareketi’ne bağlı.

Ali Şaas, 1982 yılında Kahire’deki Ayn Şems Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği lisans derecesi aldı. 1986’da aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı ve 1989 yılında Birleşik Krallık’taki Queen’s Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği alanında doktora unvanını aldı. Uzmanlık alanı, altyapı planlaması ve kentsel kalkınma.

Şaas, Filistin Yönetimi’nde çeşitli üst düzey görevlerde bulundu ve yıllardır teknik uzman olarak tanınıyor.

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Ali Şaas, derin bir şekilde siyasi partilerle iç içe olmadı. Üstlendiği görevler arasında, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kuruluş döneminde eski Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nabil Şaas ile birlikte çalışarak Filistin devleti için stratejik kalkınma planlarının hazırlanmasına katkıda bulunması yer alıyor.

Ayrıca Ali Şaas, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’nda müsteşarlık görevini yürüttü ve altyapı ile yol ağlarıyla ilgili kritik projeleri denetledi. Filistin Endüstri Kentleri Genel Müdürlüğü’nde CEO olarak bölgelerin yönetimi ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı; Filistin Konut Konseyi ve Filistin Liman Otoritesi başkanlıklarını üstlendi. Bunun yanında Filistin Kalkınma ve İmar Kurumu’na danışmanlık yaptı ve emekli olmasına rağmen Filistin Ulusal Otoritesi’nde Konut ve Kamu İşleri Bakanı’na danışmanlık görevini sürdürdü.

Siyasi alanda üstlendiği görevler arasında 2005 yılında nihai statü müzakereleri komitelerinde üyelik yer alıyor. Uzmanlığı, sınır ve deniz kapıları gibi teknik konulara odaklanıyor; ekonomik kalkınma ve yeniden imar alanındaki deneyimi, onu teknokrat komitenin başkanlığı için uygun bir aday hâline getiriyor.

Ali Şaas’ın ailesinden kaynaklar, onun yıllardır Batı Şeria’da yaşadığını ve Gazze’ye yönelik savaş öncesinde orada ikamet ettiğini belirtti. Kaynaklar, Şaas’ın kariyeri boyunca siyasi veya partisel çalışmalara yönelmediğini, görevlerini tamamen teknik uzman olarak yürüttüğünü vurguladı.


DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.