İran: Reformistler Himmeti’yi destekleme konusunda uzlaşamadı

İran İçişleri Bakanı seçim yarışında ‘rekabetin zayıf olmasını’ ve mitinglerin yapılamayışını eleştirdi. Laricani, seçmenleri sandık başına gitmeye çağırdı

Dün İran'ın başkentinin merkezinde yer alan Tahran Üniversitesi'nin duvarında asılı, seçimlere katılımı teşvik eden pankartların önünden geçen İranlılar (AFP)
Dün İran'ın başkentinin merkezinde yer alan Tahran Üniversitesi'nin duvarında asılı, seçimlere katılımı teşvik eden pankartların önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

İran: Reformistler Himmeti’yi destekleme konusunda uzlaşamadı

Dün İran'ın başkentinin merkezinde yer alan Tahran Üniversitesi'nin duvarında asılı, seçimlere katılımı teşvik eden pankartların önünden geçen İranlılar (AFP)
Dün İran'ın başkentinin merkezinde yer alan Tahran Üniversitesi'nin duvarında asılı, seçimlere katılımı teşvik eden pankartların önünden geçen İranlılar (AFP)

Reformist akımdan siyasilerin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin nükleer anlaşma yoluyla Batı'ya açılım siyasetini destekleyen Abdunnasır Himmeti'yi destek konusunda uzlaşı çabaları başarısız olurken eski Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı olan muhafazakar çizgideki aday Muhsin Rızai, ‘güvenlik birimlerindeki kirliliğe’ karşı ‘temizlik’ operasyonları yapma vaadinde bulundu.
Mevcut hükümetin yeniden canlandırmak amacıyla müzakerelerde bulunduğu nükleer anlaşmanın hükümetinin bir önceliği olacağını söyleyen eski Merkez Bankası Başkanı Himmeti, “Ama ABD’nin güveni yeniden sağlama eğilimini benimsediğini hiç görmedik. Nükleer anlaşmayı nasıl ele aldığını ve nasıl bir araştırma yolu izlediği görmeliyiz. İsrail üzerinden bölgede hegemonya kurmak istiyor mu bilmeliyiz. Eğer ABD güven inşa etmek isterse ve bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmadığını gösterirse neden İran ile ABD arasında bir sorun olsun ki?!” ifadelerini kullandı.
Reformistlere yakınlığıyla bilinen Berna Haber Ajansı’nın aktardığı açıklamasında Himmeti, “ABD’nin, küresel ve bölgesel barışı ilerletmek için olumlu yönde hareket ettiğine dair bir his varsa da önce İran'a ve bölgeye yaklaşımının ne olacağını görmeliyiz. O zaman ABD ile sorunumuz kalmaz” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin önceki seçimlerde Batı ile diplomasiye açıklık konusundaki sloganını yineleyen Himmeti, “Ülkemizin dünyayla iletişim halinde olması gerekiyor. Hiçbir ülke dünyayla iletişim kurmadan ilerleme kaydedemedi” dedi.
2011 yılından bu yana ev hapsinde tutulan eski reformist lider Mehdi Kerrubi Himmeti’ye destek çağrısı yaptı. Eski reformist Cumhurbaşkanları Muhammed Hatemi ve Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin yandaşları da reformistlerin Himmeti ya da bir diğer aday Muhsin Mihralizade’yi destek çağrıları yapmışlardı. Himmeti ise seçimlere bağımsız olarak katıldığını vurguluyor.
Öte yandan reformist hareket, fikir birliğine varılamaması nedeniyle Kerrubi’nin çağrısına uymadı. Reformist Cephe Sözcüsü Azer Mansuri’nin yaptığı açıklamada Himmeti, Reformist Cephe Genel Kurulu'nun 46 üyesinden yalnızca 23'ünün desteğini aldı. Ancak Himmeti’nin reformist akımın adayı olması için oyların üçte ikisine yani 31 oya ihtiyacı vardı. Mihralizade’nin ise oyların yüzde kaçını aldığı belirtilmedi.
İki aday da, seçimlere katılması onaylanan aday listesinin açıklandığı ilk andan itibaren reformculara yaklaşmaya çalıştı. Televizyon ekranlarındaki münazaralarda, mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin 2013 ve 2017 seçimlerinde muhafazakarlara karşı kullandığı çeşitli argümanları tekrarlayarak muhafazakar çizgideki beş aday karşısında reformist bir imaj çizmeye gayret ettiler.
İran’da reformist çizgisiyle tanınan Hemşehri gazetesi, Reformist Cephe’nin toplantısının uzun sürdüğünü belirtirken toplantı sonunda reformist hareketin seçimlere aday gösterme konusundaki tutumunun değişmediğini vurguladı. Toplantı, Reformist Cephe'nin, seçimlere aday gösterdiği, aralarında mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri ve eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin oğlu Muhsin Haşimi’nin de olduğu dokuz ismin başvurularının reddedilmesinin ardından cumhurbaşkanlığı seçimlerine kimseyi aday göstermeyeceğini duyurmasından haftalar sonra yapıldı.
Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, Pazartesi günü reformistlere yakın haber ajanslarına babasının reformist akıma bir aday göstermeleri çağrısında bulunduğunu açıkladı. Kerrubi ayrıca reformist kanada yakın Etemad gazetesine yaptığı açıklamada, sandık başına gideceğini ve Himmeti'ye oy vereceğini söyledi.
Kerrubi'nin tutumu, müttefiki Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahnaverd'in seçim sürecini bir ‘aşağılama’ süreci olarak niteledikleri ve ‘seçim mühendisliği’ yapıldığı eleştirisinde bulundukları tutumla çelişiyor.
Reformist akımın en önde gelen siyasi gruplarından biri olan Kargozarani Sazendegi, son günlerde Himmeti’nin seçim kampanyasına destek vermiş, Himmeti de son iki hafta boyunca, Haşimi Rafsancani'nin grubuna yakın bir medya kuruluşu olan Sazendegi gazetesinin ön sayfasında sık sık boy göstermişti.
Gazete, dün yayınlanan sayının başyazısında Himmeti'yi destekleyenlerin tutumunu savundu. Sazendegi Genel Yayın Yönetmeni Muhammed Kotşani, reformistlerin seçimlerden dışlanmasını ‘yalnızca Reformist Cephe için değil, aynı zamanda halk tabanı için de siyasi bir aşağılama’ olarak nitelendirdi. Kotşani, Reformist Cephe’yi bu siyasi aşağılanmadan kurtaracak şeyin, ‘bu sınırlı alanda oyunu iyi oynamak ve buradan muzaffer çıkmak’ olduğunu söyledi. Kotşani, “Gerçekten de, aşağılanmaya verilmesi gereken tepki seçimi boykot etmek değil. Duygulardan ziyade akılla hareket edilmeli. Ön planda olmayan bir reformist ismin, ünlü muhafazakar isimleri alt edebileceğini herkese gösterebiliriz” ifadelerini kullandı.
Birçok kişi, reformist hareketteki muhaliflerin, özellikle de Milli Birlik Partisi’nin, muhafazakar adaylardan birinin yarışı önde götürdüğüne işaret eden anketler çerçevesinde halkın sandık başına gitme konusunda daha önce eşi-benzeri görülmemiş bir isteksizlik göstermelerine karşın reformistlerin eğiliminin etkilenmesinden korktuklarını düşünüyor.
Himmeti dün yaptığı açıklamada, “Ben bir ekonomistim ve geri çekilmeyeceğim, sonuna kadar devam edeceğim. Önde gelen bazı reformistler beni destekliyor ve reformistlerin büyük bir kısmı seçim kampanyamda aktif olarak yer aldı. Güçsüzlerin gücü, sessizlerin sesi olmaya hazırım. Ama halk, seçim boykotlarına son vermezlerse başarılı olamam” dedi.
İranlıları muhafazakarların iktidarı ele geçirmesine karşı uyarmak için son bir hamle daha yapan Himmeti, İran'da internet sitelerinin engellenmesinden kimin sorumlu olduğunu ve VPN programlarının (gerçek IP adresini gizlenip, farklı bir IP adresi üzerinden internete bağlanılmasını sağlayan programlar) satışlarından kimin kazanç sağladığını sorguladı.
Buna karşın muhafazakar çizgideki cumhurbaşkanı adaylarından Ali Rıza Zakani, Ruhani hükümetinde bakan olarak atanmadan önce İran İstihbarat Bakanlığı'ndaki İnternet izleme dosyasından sorumlu olan mevcut İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cehromi’ye atıfta bulunarak, “İnternete erişimi engelleme yetkilisini elinde bulunduran İletişim Bakanı’nı atayanlar özgürlükten bahsediyorlar” ifadelerini kullandı.
Bakan Cehromi, Kasım 2019 protestoları sırasında internet erişiminin iki hafta ile bir ay arasında kesilmesinde çok önemli bir rol oynamıştı. Muhafazakar aday Zakani, Himmeti'nin kendisinin bir diğer muhafazakar aday İbrahim Reisi lehine çekileceğinden bahseden haberlere yönelik yorumlarını tiye aldı.
Himmeti, milletvekili Zakani'yi muhafazakar adaylar arasında ‘kötü polis’ olarak tanımlamıştı. Dün düzenlediği basın toplantısında Himmeti, muhafazakar harekette ‘gölge’ aday olgusunun varlığı konusundaki ısrarını yineleyerek muhafazakar adayları Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi lehine seçimlere katılmakla suçladı.
İran’da gölge aday olgusu yeni ortaya çıkan bir durum değil. Önceki seçimlerde de İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri, münazaralarda yakın müttefiki olan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'den daha iyi performans göstererek dikkat toplamış, ancak daha sonra seçimlerden çekilmişti.
Diğer yandan eski DMO Genel Komutanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai, dün bir televizyon kanalına verdiği röportajda, ‘güvenlik birimlerini tepeden tırnağa temizleme’ vaadinde bulundu. Açıklamalarının İranlıları endişelendirip endişelendirmeyeceğine dair bir soruya verdiği yanıtta Rızai, Natanz Nükleer Tesisi’nde geçtiğimiz Nisan ayında düzenlenen bombalı saldırının ardından ortaya çıkan ‘güvenlik kirliliğinin’ ciddiye alınması çağrısında bulundu.
Güvenlik birimlerinde bozulma olduğuna dair iddiaların ‘yüzde 100 doğru’ olduğunu söyleyen Rızai, “Natanz’a saldıranlar başarılı bir operasyon gerçekleştirerek ülkeyi terk ettiler. Bu konudaki her türlü taviz tehlike arz eder” dedi.
Rızai, DMO’nun İstihbarat Servisi tarafından finanse edilen, diplomatik adımların ve özellikle nükleer anlaşmaya ilişkin müzakerelere katılan ekibin Batılıların etkisi altındaymış gibi gösterildiği, ancak geçtiğimiz Mart ayında birkaç bölümü yayınlandıktan sonra İran hükümeti ve İran Dışişleri Bakanlığı'ndan gelen eleştiriler nedeniyle yayından kaldırılan bir televizyon dizisine övgüde bulundu.
Öte yandan eski Meclis Başkanı Ali Laricani yaptığı açıklamada, halka cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma çağrısında bulundu. Laricani, “İçerideki ve dışarıdaki bir takım yanlış davranışlar, halkın bazı kesimleri arasında rahatsızlıklara neden olsa da sizin iradeniz onlardan çok daha güçlüdür” diye konuştu. Laricani, onurlu ve yasalara saygılı vatandaşların meşru taleplerinin ve yetkililerin kararlılığının, halkın güvenini sarsacak yanlış eylemlerin düzeltilmesine yol açmasını umduğunu ifade etti.
Cuma günü yapılacak olan seçimlerin ‘halkın kendi kaderini tayini adına milli bir gün’ olmasını istediğini ifade eden Laricani, “Cezanın zorluklarına sabredenler,  Allah'ın izniyle zafer yakındır” ifadelerini kullandı. Ancak Laricani, adaylardan birini destekleyip desteklemediğini açıklamadı.
Twitter hesabından Anayasayı Koruyucular Konseyi’ne (AKK) yönelik eleştirilerini yineleyen eski Meclis Başkanı, “AKK, resmi taleplere rağmen, seçimlere uygunluğumun neden onaylanmadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı” dedi.
İran İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli, Laricani’nin açıklamalarından birkaç önce, valilerle yaptığı görüşmede İran seçimlerindeki ‘zayıf rekabeti’ eleştirdi. İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın haberine göre Fazli, “Adayların, bu dönemde seçim merkezlerinde ve birçok ilde destekçileri ve partileri için etkinlikler düzenleyememeleri talihsiz bir durumdur” ifadelerini kullandı.
Seçim merkezlerinde etkinliklerin düzenlenememesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren İçişleri Bakanı, “Genel merkezin olmadan toplantı yapılmaz. Tüm bunlar, nispeten zayıf bir rekabetle karşı karşıya olduğumuz gerçeğine katkıda bulundu. Bunun bedelini Radyo ve Televizyon Kurumu (IRIB), valiler ve halk ödedi” şeklinde konuştu.
İran Öğrencileri Anket Ajansı (ISPA) tarafından yapılan bir anket, İranlıların seçimlere katılım konusundaki tutumunda, adaylar arasında ekonomik durumu iyileştirmeye yönelik büyük vaatlerin verildiği tartışmaların yaşandığı münazaralara rağmen fazla değişiklik olmadığını gösterdi.
ISPA’nın anketine göre seçimlere katılacağını söyleyen seçmen sayısı yüzde 42 olurken, muhafazakar çizgideki adaylardan İbrahim Reisi, şimdilik yarışı önde götürüyor. Buna karşın Himmeti oyların yüzde 3,7’sini aldı. 59 milyon seçmenden 15 milyonunun Reisi'ye oy vermeyi düşündüğü tahmin ediliyor.
Ankete katılanların yüzde 65’i, üçüncü münazarayı izlemediklerini söylediler. ISPA geçtiğimiz Çarşamba günü, İranlıların yüzde 70'inin münazaraları izlemediğini bildirmişti.
İran siyasal sistemi siyasi partilerin genel, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmalarını engelliyor. İran’da her üç seçimde de adaylar bireysel olarak seçime giriyorlar. Ülkedeki siyasi parti ya da oluşumlar ise dışarıdan bireysel adaylara destek verebiliyor.



Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Üç önemli tarih arasında Ortadoğu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.

Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.

27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.

Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.

Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.

İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.

Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?

Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.

Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.

İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.

1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.

Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?


Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.