Bezos uzaya çıktığı 11 dakikada ne kadar para kazandı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Bezos uzaya çıktığı 11 dakikada ne kadar para kazandı?

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Jeff Bezos tahminen 202,7 milyar dolar (yaklaşık 1,7 trilyon TL) değerindeki servetiyle dünyanın en zengin kişisi olarak biliniyor. Ticari astronot olarak yeni göreviyle salı sabahı itibarıyla Dünya dışına çıkan en zengin kişi oldu.
Amazon'un milyarder kurucusu, Blue Origin roketinin ilk yolcu uçuşunun başarıyla gerçekleştirilmesiyle uzaya gitti.
Tepesinde bir uzay kapsülü taşıyan geleneksel bir roket olan Blue Origin, dikey şekilde fırlatılıyor ve iniş yapıyor. Kalkıştan inişe kadar tüm yolculuk yalnızca 11 dakika sürüyor.
Amazon'u yönetme görevinden çekilerek bu tutkunun peşinden giden Bezos, uzaya gitme hayalini gerçekleştirdiği bu 11 dakikada kişisel servetini artırmaya da devam etti.
Artışın miktarı, gelirindeki veya net servetindeki değişime dair verileri kullanarak iki farklı şekilde hesaplanabilir.
Bezos, Amazon'un dümenindeyken nispeten mütevazı bir gelire sahipti. 81 bin 840 dolarlık (yaklaşık 700 bin TL) taban maaşı 1998'den beri değişmedi.
Fakat maaşına ek olarak, ek ödeneklerle toplam geliri 1 milyon 681 bin 840 dolara (yaklaşık 14,4 milyon TL) ulaşıyor. Bu da ayda 140 bin 153, haftada 32 bin 343, günde 4 bin 608, saatte 192 veya dakikada 3,20 dolara (sırasıyla yaklaşık 1 milyon, 300 bin, 40 bin, bin 600 ve 27,5 TL) denk geliyor.
Özellikle diğer milyarderlerin vergi sonrası net kazançlarının yüzlerce kat daha fazla olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu rakamlar dünyanın en zengin kişisi için muhtemelen hayal edebileceğiniz kadar etkileyici değil. Elon Musk'ın 2019'da 595 milyon dolar (yaklaşık 5 milyar TL) kazandığı bildirilmişti.
Ancak Bezos'un net servetindeki artışı hesaplayacak olursak, Bloomberg'ün Milyarder Endeksi'ne göre 2020'de artış 75 milyar dolardı (yaklaşık 643 milyar TL), çok farklı rakamlar ortaya çıkıyor.
Bu hesaba göre artış ayda 6,25 milyar, haftada 1,44 milyar, günde 205 milyon, saatte 8,56 milyon ve dakikada 142 bin 667 dolara (sırasıyla yaklaşık 53,5 milyar, 12,5 milyar, 2 milyar, 75 milyon ve 1 milyon TL) denk geliyor.
Dolayısıyla, 11 dakikalık Blue Origin uçuşu sırasında Bezos'un kişisel serveti potansiyel olarak 1,57 milyon dolar (yaklaşık 13,5 milyon TL) arttı.
Princeton Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra finans alanındaki kısa bir kariyerin ardından Bezos, Amazon'u başta bir çevrimiçi kitap mağazası olarak 1994'te Seattle'daki garajında kurmuştu.
Şirket o günden bu yana gelişerek şimdiki çevrimiçi perakende devi haline geldi. Amazon, şu anda gelir açısından dünyanın en büyük internet şirketi ve dünyanın en büyük sanal asistan ve bulut altyapısı sağlayıcısı.
Bezos, uzaya olan tutkusunu 2000'de kurduğu Blue Origin'e kanalize etmiş, şirketin New Shepard aracı uzaya ilk defa 2015'te ulaşmıştı.
Diğer yatırımları arasında 2013'te 250 milyon dolara (yaklaşık 2 milyar TL) satın aldığı The Washington Post gazetesi de yer alıyor.
Bezos'un net servetinin 2018'de 100 milyar dolara (yaklaşık 857 milyar TL), hükümetlerin uyguladığı zorunlu tecritler nedeniyle çevrimiçi alışverişin bir zorunluluk haline gelmesiyle Kovid-19 pandemisinde de 200 milyar dolara (yaklaşık 1,7 trilyon TL) ulaşmasıyla, ilk sentimilyarder ("centibillionaire", 100 milyardan daha yüksek servete sahip kişiler için kullanılan bir ifade -ç.n.) olduğuna inanılıyor.
İş insanı, 5 Temmuz'da Amazon'daki CEO görevinden istifa etmiş ve yönetim kurulu başkanı olarak yerine şirketin bulut bilişim bölümünü yöneten Andy Jassy geçmişti.
Ocak 2019'da Bezos ve 25 yıllık eşi MacKenzie Tuttle, uzun bir ayrılık döneminden sonra boşandıklarını açıklamıştı.
Boşanma anlaşmasının bir parçası olarak Tuttle, çiftin Amazon hisselerinin yüzde 25'ini, yani şirketin yaklaşık yüzde 4'ünü veya 35,6 milyar dolarını (yaklaşık 305 milyar TL) almıştı.
Böylece anında dünyanın en zengin kadınlarından biri olan Tuttle, cömert hayırseverlik çalışmalarıyla tanınıyor. Kendisi yalnızca iki yılda 750'den fazla kâr amacı gütmeyen gruba 8,7 milyar dolar (yaklaşık 74,5 milyar TL) bağışladı.



OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladı

OPEC logosu
OPEC logosu
TT

OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladı

OPEC logosu
OPEC logosu

OPEC+ ittifakına üye yedi ülke, önümüzdeki haziran ayında petrol üretimini günlük 188 bin varil artırma kararı aldı. Bu adım, üst üste üçüncü aylık üretim artışı olarak kaydedildi.

Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Cezayir, Kazakistan, Rusya ve Umman'dan oluşan bu yedi ülke, piyasa istikrarına olan bağlılıklarını yineledi.

OPEC tarafından yapılan açıklamada, Nisan 2023’te duyurulan ek gönüllü üretim kesintilerinin, piyasa koşullarına bağlı olarak kademeli şekilde kısmen ya da tamamen geri alınabileceği belirtildi. Açıklamada ayrıca, söz konusu ülkelerin piyasa gelişmelerini yakından izlemeyi sürdüreceği ifade edildi.

Piyasa istikrarını destekleme çabaları kapsamında, yedi ülke temkinli bir yaklaşım benimsemenin önemini vurgulayarak, üretim ayarlamalarını artırma, durdurma ya da geri çekme konusunda tam esnekliğin korunacağını bildirdi. Bu kapsamda, Kasım 2023’te duyurulan önceki gönüllü kesintilerin de geri alınabileceğine işaret edildi.

Ayrıca söz konusu adımın, üretim fazlasının telafi edilmesi sürecini hızlandırma imkânı sağlayacağı belirtildi.

Ülkeler, iş birliği bildirgesine tam uyum konusundaki ortak taahhütlerini yinelerken, üretim düzenlemelerinin Ortak Bakanlar İzleme Komitesi tarafından denetleneceğini vurguladı. Ocak 2024’ten bu yana oluşan üretim fazlasının tamamen telafi edilmesi hedefi de yeniden teyit edildi.

OPEC+ üyesi yedi ülkenin bir sonraki toplantısının 7 Haziran 2026’da yapılacağı bildirildi.


Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?

15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)
15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)
TT

Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?

15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)
15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)

Dünya, 2008 ekonomik krizi sırasında Lehman Brothers çalışanlarının ofislerinden eşyalarını karton kutularla çıkardığı görüntüleri hâlâ hatırlarken, küresel ekonomi göstergelerinde yeni bir krize işaret eden uyarı sinyalleri öne çıkıyor. BBC tarafından yayımlanan bir analize göre, ufukta beliren kriz geçmişin birebir tekrarı olmaktan ziyade, ‘egemenlik aşınması’ ve ‘gizli borçlar’ gibi unsurların öne çıktığı farklı bir yapıya sahip. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı analizde, söz konusu risklerin yoğun jeopolitik gerilim ortamında büyüdüğü ve uzmanlar tarafından, finansal sistemdeki kırılganlık ile küresel enerji akışındaki daralmaların kesiştiği ‘uzamış bir risk bölgesi’ olarak tanımlandığı ifade edildi.

‘İpoteklerden gölge krediye’

2026’da olası bir krizin ‘zaman ayarlı bombası’ olarak, büyüklüğü 2,5 trilyon doları aşan ve merkez bankalarının düzenleyici çerçevesinin dışında gelişen özel kredi sektörü gösteriliyor. Uzmanlara göre bugün sektörde gözlenen tablo, BlackRock ve Blackstone gibi büyük kuruluşların uyguladığı geri çekim kısıtlamalarıyla birlikte ‘likiditeden yavaş kaçış’ olarak tanımlanıyor. 2008’de bankaların önünde oluşan fiziksel kuyrukların yerini ise bugün dijital ve ertelenmiş talepler, yani ‘likidite kapıları’ aldı.

Riskin temelinde, bu fonların yatırımcı kaynaklarını uzun vadeli ve likit olmayan varlıklara (örneğin uzun vadeli kredilere) yönlendirmiş olması yatıyor. Yatırımcıların aynı anda çıkışa yönelmesi durumunda fonlar, varlıklarını ciddi zararlar olmadan nakde çevirmekte zorlanıyor. Bu durum, kredi akışında ani bir daralma riskini beraberinde getirirken, günlük faaliyetlerini bu finansmana dayandıran reel sektörlerde zincirleme bir daralma ihtimalini artırıyor.

‘Katmanlı borç pastası’

Bank of England Başkan Yardımcısı Sarah Breeden, mevcut finansal yapıyı ‘kaldıraç katmanlarından oluşan bir pasta’ olarak tanımlıyor. Breeden’a göre, özel kredi fonları yalnızca yatırımcıların sağladığı kaynaklarla yetinmeyip, getirilerini artırmak amacıyla büyük ölçekli borçlanmaya da başvurdu. Bu durum, borcun başka borçlarla finanse edildiği karmaşık ve opak bir yapı oluşturuyor. Sistemdeki küçük bir halkanın bile aksaması, zincirleme bir çöküş riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre bu ‘kırılgan’ model, risklerin düzenlemeye tabi bankacılık sisteminden yeterli güvenlik mekanizmalarına sahip olmayan ‘gölge’ finans alanına kayması nedeniyle, olası bir 2026 krizini 2008’e kıyasla daha tehlikeli hale getiriyor.

Enerji güvenliği: Hürmüz küresel bir krizin fitili

Kriz, finansal tablolardan çıkarak günlük yaşamın merkezine ‘enerji şoku’ üzerinden taşınıyor. Uzmanlar, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine dayanarak Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin ‘modern tarihin en büyük enerji güvenliği krizi’ potansiyelini taşıdığını belirtiyor. Bu durumun, 1973 Petrol Krizi ve 1979 Petrol Krizi gibi geçmiş şoklardan daha ağır sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle petrol fiyatlarının varil başına 126 dolar seviyesine yaklaşması ise küresel ölçekte ‘yapısal enflasyon’ baskısını artırıyor.

dwefrg
2008 yılına ait bu fotoğraf, Lehman Brothers’ın iflasının ardından hisse senetlerinde yaşanan dramatik düşüşe bir yatırımcının tepkisini gösteriyor. (Getty Images)

Bu sert fiyat artışı, pandemi döneminde mali alanlarını büyük ölçüde tüketmiş ülkelerin bütçeleri üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Uzmanlara göre bu durum, hükümetlerin yükselen yaşam maliyetlerine karşı vatandaşlarını koruyacak sosyal destek mekanizmalarını devreye sokmasını zorlaştırıyor.

‘Suyu tükenmiş itfaiye ekibi’

Bu krizdeki temel sorun, 2008’de kullanılan kurtarma araçlarının büyük ölçüde tükenmiş olması olarak öne çıkıyor. Ekonomist Muhammed el-Erian, hükümetler ve merkez bankalarının mevcut durumunu ‘suyu tükenmiş bir itfaiye ekibine’ benzetiyor. Örneğin, önceki krizde Birleşik Krallık’ın kamu borcu gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50’sinin altındayken, bugün bu oran yüzde 100’e yaklaşmış durumda. Bu tablo, para politikası alanının daraldığını ve devletlerin zor durumdaki kurumları desteklemek için geniş çaplı finansman sağlama kapasitesinin azaldığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, uluslararası koordinasyon eksikliği ve artan ticaret gerilimleriyle birlikte finansal sistemi olası şoklara karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından nisan ayında yayımlanan Küresel Finansal İstikrar Raporu da benzer risklere dikkat çekti. Raporda, enflasyonist baskılar ile varlıkların zorunlu satışlarının aynı anda yaşandığı ‘çift yönlü bir sarsıntı’ ortamı tanımlandı. Bu süreçte küresel hisse senetlerinin iki ay içinde yüzde 8 değer kaybettiği belirtildi. Raporda ayrıca, tahvil piyasasındaki kayıplar ile bankaların bilançolarındaki zayıflama arasında oluşan ‘kısır döngüye’ dikkat çekildi. Tahvil getirilerinin yükselmesi, bankaların elindeki varlıkların değerini düşürürken, bu durum finansal kurumları kredi vermeyi azaltmaya itiyor. Bu da ekonomik faaliyet üzerinde ilave baskı oluşturuyor.

Uluslararası düzenin çöküşü ve ‘küresel itfaiyecinin’ yokluğu

2008 krizi ile mevcut tablo arasındaki temel fark, ‘kolektif hareket kapasitesinin’ zayıflamış olması olarak öne çıkıyor. Günümüzde küresel ittifaklarda belirgin bir çözülme yaşanırken, büyük güçler arasındaki derin ayrışma uluslararası koordinasyonu sınırlıyor. Uzmanlara göre bu durum, geçmişte kriz anlarında devreye giren eşgüdümlü müdahale mekanizmalarının eksikliğine yol açıyor. Küresel ölçekte likidite sağlayabilecek ‘küresel itfaiyecinin’ bulunmaması, olası bir krizi geçici bir finansal sarsıntıdan çıkararak daha uzun süreli ve yapısal bir aşınma sürecine dönüştürme riski taşıyor. Bu çerçevede, ülkelerin ve piyasaların giderek daha fazla kendi imkânlarıyla hareket etmek zorunda kaldığı, küresel ekonomik sistemde parçalanma eğiliminin güçlendiği değerlendiriliyor.


NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
TT

NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi

İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)

Küresel merkez bankaları, İran savaşıyla yükselen jeopolitik gerilimler ve enflasyon endişeleri nedeniyle altın rezervlerini hızla artırıyor.

Dünya Altın Konseyi'nin verilerine göre, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Çin, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Özbekistan gibi ülkeler merkez bankalarının altın rezervlerini artırmaya devam etti.

New York Times'ın analizinde bunun, 2022'de patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının ardından altına artan ilginin devamı niteliğinde olduğu belirtiliyor.

2022'de 228 ton altına sahip Polonya Merkez Bankası, martta bu rezervi 580 tona yükseltmişti. Banka başkanı Adam Glapinski, rezervi 700 tona çıkarmayı planladıklarını söylüyor.

Çin Merkez Bankası da 17 aydır aralıksız olarak altın rezervlerini artırıyor. Banka, martta yaklaşık 5 ton altın alarak son bir yılın en yüksek aylık alımını gerçekleştirmişti.

2023-2025'te en büyük altın alıcılarından biri olan Türkiye Merkez Bankası (TCMB) ise İran savaşının patlak vermesiyle kademeli olarak üç hafta içinde toplamda 120 ton altını sattı veya swap işlemlerinde kullandı.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, altın satış ve swap işlemleriyle ilgili "Tüm adımlarımızın amacı fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek" demişti.

Analizde, satışların "enflasyon endişeleri ve ülkenin kötü ekonomik görünümü nedeniyle değer kaybeden Türk Lirası'nı desteklemek amacıyla gerçekleştirildiği" yorumu yapılıyor.

TCMB'nin altın işlemleri, "İran'la savaşta ülkelerin ekonomik zorluklara karşı altını bir tampon olarak nasıl kullanabileceğinin göstergesi" diye niteleniyor.

Enflasyon yükseldiğinde iyi bir değer saklama aracı olarak görülen, kriz dönemlerinde de acil nakit ihtiyacı için hızlı şekilde satılabilen altının, oynak piyasa koşullarına rağmen "güvenli liman" rolünün sürdüğü ifade ediliyor.

Dünya Altın Konseyi'nden analist Krishan Gopaul, özellikle merkez bankalarının altın alımlarının bu imajı güçlendirdiğini vurguluyor:

Koşullar ne olursa olsun, merkez bankaları altın piyasasında talebin gerçek bir dayanağı haline gelmiştir.

Independent Türkçe, New York Times, Bullion Vault, Reuters