Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
TT

Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)

Moskova’ya bağlı Rusya’da hükümete bağlı Rus Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTSIOM) tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir anket Rusya’da her iki kişiden birinin nükleer savaş çıkmasından korktuğunu ortaya koydu. Anket, Ukrayna ile olası bir bölgesel çatışmaya veya Suriye’de batı ülkeleriyle potansiyel bir savaşa ilişkin endişelerin, Ruslar arasında Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkması ihtimaline yönelik kalıcı korkulara yol açtığını gösteriyor.
Bu nedenle Rusya'nın uçsuz bucaksız sınırlarına yakın herhangi bir gerilim, federal ve bölgesel basın kuruluşları için merkezi bir öneme sahip. Dağlık Karabağ bölgesindeki durum, yalnızca Rusya'nın 1990’lı yılların başlarında dağılan Sovyetler Birliği’nin topraklarındaki uzun yıllar sonra ortaya çıkan ilk silahlı çatışma olması nedeniyle değil, aynı zamanda bölgede birkaç bin Rus barış gücü askerinin görev yapıyor olması nedeniyle de büyük önem taşıyor. Ayrıca Ermeni asıllı gazeteciler Rus basınıyla sıkı bir koordinasyon içerisindeler ve görüşleri kamuoyunu etkiliyor.
Tahran ve Bakü arasında, Dağlık Karabağ bölgesindeki Stepanakert şehrine İran mallarının tedarik edilmesi meselesiyle başlayan anlaşmazlık yeni boyutlara ulaştı. Tahran, Azerbaycan sınırına asker yerleştirirken İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutan Yardımcısı Ali Fedevi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i doğrudan eleştirdi. Fedevi, Azerbaycan yönetimini İran’ın askeri tatbikatlarına verdiği tepkiyi ‘küçük bir çocuğun davranışı’olarak niteledi. Ancak bu kriz, Ermenistan Ulusal Meclisi’nde hararetli tartışmalara konu olmasına rağmen medyada yeterince yer bulmadı.
İran'ın, ‘Hayber Fatihleri’ adını verdiği askeri tatbikat kapsamında, 2020 yılında Dağlık Karabağ Savaşı’nın en yoğun günlerinde sınırda konuşlandırılan DMO’nun kara birlikleri daha önce eşi-benzeri görülmemiş askeri eğitimler gerçekleştirseler de Rus ve hatta Ermeni basınında tatbikattan oldukça az söz edildi. Ancak istisnalar da yok değildi. Telegram, Messenger ve sosyal medya gibi kanallardan, İran ve Azerbaycan ordusu arasında olası bir silahlı çatışma ve Moskova'nın içine çekilebileceği yaklaşan bir savaşa dair gerçek dışı haberler yayıldı.
Askeri yönden bakıldığında, Tahran'ın ince hesaplanmış adımlar attığı görülüyor. Bölgedeki mevcut durum değiştiğinden (kısa vadede gerçekleşmesi neredeyse asla mümkün olmasa da) İran kendisini, her an her şeyin olabileceği bir çatışmaya hazırlanmak zorunda hissediyor. İranlılar, Azerbaycan sınırına öyle bir askeri teçhizat taşıyorlar. Bunun kapsamı açıklanmayan tatbikatlar çerçevesinde mi yoksa daha büyük amaçlar için mi yapıldığını anlamak ise mümkün değil. İranlı yetkililerden, tatbikatların zamanlaması ve özel hedefleri ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu yöntem, belirli bir askeri operasyonu gerçekleştirmek için yeterli sayıda askeri ve askeri aracı seferber etmek ve takviyeleri yoğunlaştırmak için gereken süreyi gizlemeye olanak sağlıyor. Azerbaycan, 2020 yılında, Rusya ve Ermenistan'daki birçok askeri uzmanı yanılttı. Çünkü Bakü, Dağlık Karabağ savaşından önce askeri birliklerini harekete geçirmeyi ve gizlice konuşlandırmayı başardı. Daha sonra saldırının başlıca hedefine yönelik dikkatleri dağıtmak için keşif gücünü kullandı.
İran attığı adımlarla siyasi açıdan, belki de kasıtlı olarak eylemlerinin yorumlanmasına alan açabilir. Buna ek olarak Dağlık Karabağ'daki durum, etnik faktör nedeniyle İran için hassas bir konu. Zira İran’ın kuzeybatı illerinde milyonlarca Azerbaycanlı yaşıyor ve açıkça Bakü yönetiminin görüşlerini destekliyorlar. Buna karşın İran'da yaşayan 100 binden fazla Ermeni, Erivan yönetimine sempati duyuyorlar. Aynı zamanda tutumlarına destek kazanma fırsatına sahipler.
Dolayısıyla Tahran, Ermenistan’a giden İran tırlarının Goris-Kapan uluslararası karayolunun bir bölümün Azerbaycanlılar tarafından denetlenmeye başlaması karşısında öfkeli. Söz konusu tırlar Dağlık Karabağ'a uyuşturucu sevkiyatı yapıldığına dair şüpheler nedeniyle aranıyorlar.
İranlılar, Ankara ile Bakü arasında artan askeri iş birliğinden de memnun sayılmazlar. Bunun yanı sıra Pakistan da Azerbaycan ve İsrail arasındaki geleneksel askeri-teknik iş birliğine katıldı. Geçen ağustos ayında Azerbaycan'ın diplomatik statüsü ve resmi temsilcisi olan bir ticaret heyeti İsrail'de turizmi geliştirmek için göreve başladı. Bu adım, iki ülke arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirildi. Aslında bu sadece, İsrail-Azerbaycan ilişkilerindeki iniş-çıkışları ortadan kaldıran ilk adımdı. Çünkü Bakü, Azerbaycan’ın 1994 yılında kurmasına rağmen İsrail'de diplomatik bir misyon edinmedi. Tahran, tüm gelişmeleri ihtiyatlı bir şekilde takip ediyor. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesiyle İran, İsrail'in Azerbaycan ve BAE'deki askeri varlığının kendisini tehdit edebileceğini düşünebilir. Ancak bunun olma ihtimali aslında oldukça düşük.
Azerbaycan sınırı yakınlarında gerçekleştirilen tatbikatlar, Tahran'ın kuzey komşusunun politikasına verdiği tek tepki olsa da Dağlık Karabağ'da yaşanan gerilimin ardından mevcut durum istikrarsızlaştı. Aslında, bir zamanlar izole bir jeopolitik bölge olan Güney Kafkasya, şimdi Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile daha yakından bağlantılı bir hale geldi. Ortadoğulu aktörler, Azerbaycan ve Ermenistan'da olup bitenleri gün geçtikçe daha fazla etkilemeye başladılar. Dolayısıyla Moskova'nın çatışma bölgesinin ortasında ılımlı bir arabulucu rolünü sürdürmesi güç olacaktır.
Rusya’nın Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi topraklarının geri kalanı üzerindeki vesayeti ise Rus barış güçlerinin beş yıllık görev süresi ile sınırlı. Moskova, Rus barış güçlerinin görev süresinin hoşnutlukla uzatılmasını beklemiyor. Çünkü Bakü ve Ankara, bölgenin tamamının kontrolünü, burayı ekonomik bölge olarak gören Azerbaycan'a geri verilmesinde ısrar edecekler. Bakü'nün bu topraklar üzerindeki yarım kontrolü, Karabağ’daki Ermenilerin bağımsızlık kazanabilecekleri yanılgısına düşmelerine yol açıyor. Bunu da Azerbaycan ordusuyla yaşanan çatışmalarda periyodik olarak ifade ediyorlar.
Ermenistan ve Rusya, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesindeki yükümlülükleri ile bir birlerine karşı sorumlular.  Rus barış gücü askerleri de lojistik olarak Ermenistan'daki üsse ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Moskova, Ermeni birliklerin silahsızlandırılmasına açıkça soğuk bakıyor.
Son tahlilde Azerbaycan ve İran, genel olarak, askeri çözüme yönelik geniş kanallara sahipler. Bununla birlikte her iki ülke de müzakere grupları ve üst düzey toplantılar çerçevesinde çelişkilerin bir kısmını giderebiliyorlar. Ancak mevcut güç dengesi, İran'ı Ermenileri daha aktif bir şekilde desteklemeye zorlayabilir. Bu da, bölgede savaş sonrası net ve sürdürülebilir bir statükoya ulaşılması yönünde durumu büyük ölçüde karmaşık hale getirebilir.
Şarku'l Avsat Özel
Azerbaycan – İran gerginliği: İran'ın askeri tatbikatları ile nükleer anlaşma müzakereleri arasındaki ilişki
Askeri tatbikatlar Bakü-Tahran arasındaki gerginliği artırırken, İran basını Türkiye’yi İran’a karşı su savaşı başlatmakla suçladı
Azerbaycan, İran’ı uluslararası ve bölgesel güçlerle tehdit etti
İran’dan Azerbaycan’a uyarı: Güvenliğimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz
Gerginlikler daha büyük sorunlara dönüşmemeli



Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü
TT

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Washington ile Tahran'dan gelen bazı çelişkili açıklamalara rağmen, iki taraf arasındaki müzakere sürecinin en kritik aşamalarından birine yaklaştığı ve savaşın sona ermesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın giderek daha fazla gündeme geldiği görülüyor.

Bu çerçevede, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran arasında barış anlaşmasına ilişkin üzerinde mutabık kalınan nihai metne ulaşıldığını açıkladı. Şerif, ülkesinin bir sonraki adımların netleştirilmesi için her iki tarafla da yakın temas halinde çalıştığını belirtti.

Söz konusu gelişme, müzakere sürecinde ilerleme kaydedildiğine dair işaretleri güçlendirse de Washington ve Tahran'ın anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin tutumları arasında belirgin farklılıklar sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın içeriğine ilişkin basına yansıyan bilgilere tepki göstererek, “Sızdırılan maddelerin, yazılı olarak üzerinde uzlaşılan hususlarla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile bir mutabakat zaptına varılmasının “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu ifade etti.

Sahada ise ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri hedef aldığı belirtilen çok sayıda İran insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.


Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
TT

Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)

Bölgesel gerilimin arttığı ve İran nükleer programına ilişkin müzakerelerin kördüğüme döndüğü bir dönemde, ABD’nin geçtiğimiz ay (Mayıs 2026) benzeri görülmemiş askeri bir adımın eşiğinden döndüğü ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın CNN'in istihbarat ve askeri kaynaklara dayandırdığı özel haberinden aktardığına göre Pentagon, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarına el koymak için gizli bir kara operasyonu planladı.

Genelkurmay Başkanı Brüksel’den acil döndü

Konuya yakın kaynaklar, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in, mayıs ayı sonlarında (19 Mayıs) Brüksel’deki üst düzey NATO toplantısını yarıda keserek acil ve gizli bir kararla Florida’daki ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) karargahına uçtuğunu bildirdi.

General Caine'in, uranyum stoklarını zorla ele geçirmek amacıyla İran topraklarına Amerikan kara askeri gönderme planlarını bizzat incelediği belirtildi. Toplantıların üst düzey profili ve aciliyeti, Washington yönetiminin bu yüksek riskli kara operasyonuna yeşil ışık yakmaya ne kadar yaklaştığını gözler önüne serdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump "Savaş uzar" endişesiyle planı askıya aldı

Genelkurmay Başkanı Caine, daha sonra hazırlanan askeri seçenekleri Başkan Donald Trump’a sundu. Ancak kaynaklara göre Trump, bu operasyonun;

İran tarafından çok sert bir misillemeyle karşılık bulacağı,

Savaşın süresini belirsiz bir şekilde uzatacağı,

Küresel ekonomideki kaosu derinleştireceği,

Amerikan askerleri arasında ağır can kayıplarına yol açabileceği,

yönündeki uyarıların ardından planı geçici olarak durdurma kararı aldı. Trump'ın operasyonu askıya alması, kamuoyuna sunduğu "İran ile hafta sonu Hürmüz Boğazı'nın açılmasını da içeren bir anlaşma imzalayabiliriz" şeklindeki iyimser açıklamalarıyla eş zamanlı olarak geldi.

Karşılıklı restleşme: Babülmendeb tehdidi ve ağır şartlar

Müzakerelerin arka planında ise Washington ve Tahran arasında tam bir stratejik satranç yaşanıyor:

ABD’nin şartları: ABD’li üst düzey bir yetkili, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer malzemelerini imha etmeyi, nükleer programını tasfiye etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı açmayı ve vekil güçlerine fon sağlamayı durdurmayı kabul ettiğini ileri sürdü.

İran’ın söylemi: İran devlet medyası ise bu iddiaları reddederek, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminden asla vazgeçmeyeceklerini ve dondurulan 24 milyar dolarlık fonun derhal serbest bırakılması gerektiğini savundu.

B Planı (Babülmendeb kartı): İranlı kaynaklar, müzakerelerin çökmesi ve savaşın yeniden başlaması halinde Tahran'ın "ekonomik-nükleer" bir hamle yapacağını sızdırdı. Buna göre İran, Yemen'deki müttefiki Husilere baskı yaparak Kızıldeniz'in giriş kapısı olan Babülmendeb Boğazı'nı tamamen kapatmayı planlıyor. Hürmüz'ün zaten kapalı olduğu düşünüldüğünde, bu hamle küresel ticaret için tam bir felaket senaryosu anlamına gelir.

İran nükleer sığınakları mayınladı: Uranyumu almak artık çok daha zor

ABD’nin operasyon hazırlıklarının sızması üzerine Tahran, son haftalarda askeri önlemlerini en üst seviyeye çıkardı. ABD istihbaratına yakın 5 kaynağın aktardığına göre İran ordusu, askeri düzeydeki uranyum stoklarının bulunduğu sığınakların etrafındaki tünelleri havaya uçurdu ve sığınak girişlerini yoğun şekilde mayınladı.

Uzmanlar, yaklaşık yarım ton ağırlığındaki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmanın, Trump’ın operasyon sinyalleri verdiği bir ay öncesine göre artık çok daha tehlikeli, maliyetli ve zaman alıcı olduğunu belirtiyor.

"İran uranyum saklayabilir" uyarısı

Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’nin eski nükleer materyal tasfiye dairesi başkanı Scott Roecker, sahadaki bu yeni tahkimatların nükleer maddelerin teslim edilmesini içeren olası bir anlaşmayı son derece karmaşık hale getirdiğini vurguladı. Roecker şu uyarıda bulundu:

"Bu yeni durum İran’a bazı faaliyetlerini gizleme fırsatı sunabilir. Eğer Tahran’dan tüm stoklarını merkezi bir yere getirmesi istenirse, mayınlar ve yıkılan tüneller gerekçe gösterilerek bazı uranyum maddelerine ulaşılamadığı iddia edilebilir. Bu senaryoda, İran’ın gelecekte kullanmak üzere gizlice uranyum saklamasından endişe ederim."


İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
TT

İran anlaşması ateşkesi güçlendiriyor ancak önemli sorunları erteliyor

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis'te gazetecilere açıklama yapıyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik planlanan askeri saldırıyı iptal ettiğini duyurması, sıradan bir askeri taktik adımı değil; krizin tüm doğasını gözler önüne seren dönüm noktası oldu. Birkaç saat içinde ABD'nin söylemi, İran'ı "çok şiddetli bir güçle" vurma ve petrol ihracatının kalbi olan Hark Adası’na saldırma tehdidinden; imzalanmak üzere olan bir mutabakat zaptına, Hürmüz Boğazı’nın derhal açılmasına, ateşkesin uzatılmasına ve muhtemelen Avrupa veya Cenevre’de yapılacak diplomatik bir imza törenine evrildi.

Ancak savaşın eşiğinden anlaşma vaadine bu kadar hızlı geçilmesi, Trump’ın bir halk mitinginde iddia ettiği gibi "savaşın bittiği" anlamına gelmiyor. Aksine, bölge daha belirsiz bir döneme giriyor: Topyekûn bir savaş yok, ancak kalıcı bir barış da söz konusu değil. Karşımızda, ciddi garantiler sağlanırsa başarıya ulaşabilecek, ancak tarafların metni kendi çıkarlarına göre yorumlaması halinde her an çökebilecek "silahlı ve müzakereli bir ateşkes" var.

Barış anlaşması değil, bir mutabakat zaptı

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre, perşembe akşamı ABD'ye ait 4 askeri kargo uçağı, Başkan Yardımcısı JD Vance’in önümüzdeki günlerde Cenevre’de yapılması muhtemel imza törenine katılımı öncesinde lojistik ekipman taşımak üzere Avrupa’ya hareket etti. Ancak haberde, masadaki metnin ABD-İran çatışmasını tamamen bitirecek nihai bir barış anlaşması olmadığı, aksine şu maddeleri içeren geçici bir ilk mutabakat zaptı olduğu vurgulandı:

60 günlük ateşkes: Çatışmaların 60 gün boyunca durdurulması.

Hürmüz Boğazı: Boğazın derhal ve geçiş ücreti olmaksızın trafiğe açılması, ticari gemi trafiğinin 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere dönmesi.

Deniz ablukasının gevşetilmesi: ABD’nin deniz ablukasını kademeli olarak kaldırması ve ateşkes süresince İran’a petrol satabilmesi için sınırlı muafiyetler tanıması.

Haber sitesine göre bu detaylar, anlaşmanın sınırlarını göstermesi açısından oldukça kritik. Trump bir zafer ve hızlı bir başarı tablosu çizse de büyük ve çetrefilli dosyalar ileri bir tarihe ertelenmiş durumda. Sızan metinde İran’ın nükleer silaha sahip olmama taahhüdü yer alsa da zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti ve nükleer altyapının sökülmesi konusu daha detaylı ikinci bir anlaşmaya bırakıldı.

Mali düğüm de en az nükleer dosya kadar hassas. İran, aylarca süren savaş, abluka ve ihracat kesintilerinin ardından ekonomisine acil sıcak para akışı sağlamak için dondurulan fonlarının bir kısmının derhal serbest bırakılmasını istiyor. Washington ise bu fonları, Tahran’ın taahhütlerine uyma derecesine göre kademeli olarak serbest bırakma taraftarı. Bu durum, ilk güven testine dönüşebilir: Tahran Hürmüz’ü açıp karşılığında somut bir mali kazanım elde edemezse Washington’u oyalamakla suçlayacak; Washington ise İran’ın taahhütlerini yerine getirmeden para istediğini görürse askeri ve deniz baskısına geri dönecektir.

İran'ın Bender Abbas şehrinden Hürmüz Boğazı (AP)İran'ın Bandar Abbas şehrinin kıyısından görünen Hürmüz Boğazı (AP)

Trump’ın tehdit odaklı müzakere yöntemi

Trump’ın bu hamlesi, kriz yönetimindeki tanıdık tarzını yansıtıyor: Tehdit çıtasını maksimuma çıkarmak ve ardından geri adımı "başarılı bir baskının sonucu" olarak sunmak. Ancak bu retoriğin arkasında çok daha karmaşık hesaplar yatıyor.

The New York Times gazetesine konuşan analistler, İran’ın Hark Adası’nı kontrol altına almanın kolay ya da sembolik bir operasyon olmadığını, buraya yönelik bir hamlenin doğrudan askeri müdahale ve sahaya asker indirmeyi gerektirebileceğini, bunun da Amerikan askerleri için büyük riskler barındırdığını ve savaşı genişletme potansiyeli taşıdığını belirtti. Ayrıca, geniş çaplı bir askeri darbenin küresel enerji fiyatlarını fırlatacağı, Amerikalı tüketiciler üzerindeki baskıyı artıracağı ve yaklaşan ara seçimler öncesinde Trump’ı zor durumda bırakabileceği vurgulandı.

Bu nedenle, saldırının iptal edilmesi anlaşmaya duyulan tam güvenden ziyade, daha büyük bir savaşın maliyetinden kaçınma çabası olabilir. Mutabakat zaptı bu yönüyle Trump için oldukça cazip: Ona Hürmüz’ün açılması ve ateşkes konusunda hızlı bir siyasi başarı ilanı sunarken, en zor dosyaları sonraki müzakerelere erteliyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geçen yıl Ben Gurion Havalimanı'nda (AP)

İsrail’in derin endişeleri

Denklemin en hassas unsurlarından biri olan İsrail, bu mutabakat zaptının doğrudan bir tarafı değil. ABD medyasına konuşan İsrailli yetkililer, nihai bir anlaşmanın mutlaka; zenginleştirilmiş nükleer malzemelerin tamamen ortadan kaldırılmasını, zenginleştirme altyapısının sökülmesini, füze üretiminin sınırlandırılmasını ve İran'ın bölgesel vekillerine verdiği desteğin kesilmesi şartını içermesi gerektiğini vurguluyor.

Bu talepler, şu anki geçici ateşkes metninin kapsamının çok ötesinde. Bazı uzmanlara göre İsrail, bu anlaşmanın İran’a güç toplamak veya kartlarını yeniden karmak için zaman kazandırdığını hissederse, özellikle Lübnan’da veya nükleer programla bağlantılı hedeflere karşı tek taraflı askeri harekete geçebilir.

Sonuç: Ateş hattında bir ateşkes

Mutabakata varılması ciddi bir olasılık olsa da hiçbir şey garanti değil. Sızıntılar yakın zamanda bir imza atılacağına, Hürmüz’ün açılacağına ve 60 günlük müzakere sürecinin başlayacağına işaret ediyor. Ancak ortada savaşın kesin bir sonu yok; sadece "ateş hattında bir ateşkes" var. Taraflar taahhütlerine sadık kalırsa, bu durum daha geniş bir siyasi sürece dönüşebilir. Ancak yaptırımlar, fonlar veya uranyum konusundaki ilk anlaşmazlıkta süreç tıkanırsa, bölge çok daha şiddetli bir gerilim dalgasıyla karşı karşıya kalacaktır.