Azerbaycan – İran gerginliği: Gerginlikler daha büyük sorunlara dönüşmemeli

İran’ın Azerbaycan sınırında düzenlediği tatbikatta kullanılan tanklar iki ülke arasındaki gerilimi artırdı. (Reuters)
İran’ın Azerbaycan sınırında düzenlediği tatbikatta kullanılan tanklar iki ülke arasındaki gerilimi artırdı. (Reuters)
TT

Azerbaycan – İran gerginliği: Gerginlikler daha büyük sorunlara dönüşmemeli

İran’ın Azerbaycan sınırında düzenlediği tatbikatta kullanılan tanklar iki ülke arasındaki gerilimi artırdı. (Reuters)
İran’ın Azerbaycan sınırında düzenlediği tatbikatta kullanılan tanklar iki ülke arasındaki gerilimi artırdı. (Reuters)

Azerbaycan ve İran derin tarihi ve kültürel ilişkilere sahip iki ülke. İki devlet yaklaşık 760 kilometre mesafe uzunluğundaki sınırı paylaşıyor. Azerbaycan’ın 1991’de bağımsızlığını kazanmasından bu yana Bakü ve Tahran arasındaki ilişkiler dostluk ilişkileri olarak devam etti. Ancak bu ilişkiler bazen zordu.
1992’de savaş patlak verdi. Ardından Ermenistan Azerbaycan’ın kontrolündeki toprakları yaklaşık 30 yıl boyunca işgal etti. Bununla birlikte bir Müslüman devlete ait topraklarının işgal edilmesi, Ermenistan’a daha yakın bir pozisyon aldığı görülen İran’ı rahatsız etmedi. İran’ın tavrı bu süre zarfında Azerbaycan tarafından hoş karşılanmadı.
Azerbaycan, 2020 sonbaharında geniş kapsamlı çatışmalar başladığında Ermenistan’ı yenerek bir darbe vurdu. Topraklarından daha büyük bir kısmını geri aldı. Bu arada İran sessiz kaldı ve çatışmanın sonlarına doğru ihtilaflı toprakların Azerbaycan’a ait olduğunu ilan etmesi dışında çok fazla net bir pozisyon almadı. Bu savaş, İran’ı rahatsız eden çok sayıda meselenin gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Hatırlanacağı üzere Azerbaycan’ın Ermenistan ile mücadelesinde aldığı zafer, İran-Ermenistan sınırının kapatılması taleplerinin yanı sıra Azerbaycan’a desteklerini ifade etmek için birçok şehirde gösteriler düzenleyen İran’daki Azeri kökenli nüfus tarafından kutlamalarla karşılandı.
Öte yandan İran’ın yaklaşık toplam 85 milyona yaklaşan nüfusu içinde Azerilerin sayılarıyla ilgili tahminler 15 ila 25 milyon arasında oldukları yönünde. Çoğu, ülkenin kuzeybatı bölümlerinde yoğunlaşıyorlar. Tebriz ve Urumiye, en büyük Azeri şehirleri arasında gösteriliyor. Hatta öyle ki bazıları bu bölgeyi İran’ın kuzeyi olarak değil, Azerbaycan’ın güneyi olarak konumlandırıyor. Bu bağlam göz önüne alındığında İranlı yetkililer, Azeriler arasında milliyetçi duyguların kabarmasından hoşnut olmadı.
Bu noktada Türkiye’nin Azerbaycan’ın yürüttüğü savaşa verdiği katkıya işaret etmekte fayda var. Türkiye son zaferde büyük bir rol oynadı. Savaş, iki Türk devleti arasındaki dostluğu daha da pekiştirdi. Çoğu kez bu iki devlet için “Tek millet iki devlet” nitelemesi yapılır. Elbette Bakü’de iki ülke lideri platformda yan yana dururken Türk ordu birliklerinin katılımıyla yapılan zafer geçitleri Tahran’ın pek hoşuna gitmedi.
İsrail de Bakü’nün zaferine katkı sunan diğer devletler arasında yer alıyordu. Azerbaycan ve İsrail yıllar içinde yakın ilişkiler kurdu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev daha önce ülkesinin İsrail ile ilişkilerinin, özellikle savunma alanında çok çeşitli ve güçlü olduğunu duyurdu. Bu ilişkiler Tahran’ı endişelendirdi. Bunun yanı sıra savaşın İran ticari faaliyetlerine yansımaları da oldu. Dağlık Karabağ’ın işgali süresince İran gıda, yakıt ve diğer malzemeleri, işgal altındaki Azerbaycan topraklarında kendisine herhangi bir engel olmadan Dağlık Karabağ’a, Ermenistan’a ve Batı Asya’nın diğer bölümlerine taşımaya alıştı. Ancak Azerbaycan’ın bu toprakların kontrolünü yeniden ele geçirmesiyle durum tümüyle değişti. Bunun sebebi İran ulaşım yollarının zarar görmesi. İran’ın hiçbir şey olmamış gibi devam etme arzusuna rağmen Azerbaycan ona koşulların şimdi değiştiğini hatırlatmak istedi. Ancak İranlılar meseleyi umursamadı. Aksine eski faaliyetlerine devam etmek için İran araçlarına Ermenistan plakaları takarak sahtekarlık ve dolandırıcılık yapmaya çalıştıkları yönünde bazı söylentiler var.
Buna karşılık Azerbaycan, egemen bir devlet olarak toprakları üzerinden geçen İran tırlarına uyguladığı ‘geçiş vergisine’ ek olarak kısıtlamalar getirmeye devam etti. Bu uygulamaları hayata geçirdiği sırada bazı İranlı tır şoförlerini tutukladı. Bölgede uyuşturucuya el konuldu. Azerbaycanlı yetkililer ise askeri malzeme taşıdıklarından endişe ettiklerini duyurmuştu.
Fakat İran birçok cephede, özellikle de içerde ve aynı zamanda kendi deyimiyle ‘arka bahçesinde’ baskılar hissetmiş olmalı. Sessizliğini bozdu ve harekete geçmeye hazır olduğunu gösterdi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdüllahiyan, İran sınırları yakınında ‘Siyonist yapının’ varlığına itiraz etti.
İran Dışişleri Bakanlığı, Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan’ın eylül ayında, Bakü’nün ev sahipliğinde “Üç Kardeş 2021” adı altında düzenlediği üçlü askeri tatbikatlara atıf yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu askeri tatbikatlar, Kazvin (Hazar) Denizi’ne kıyısı olan beş ülke dışındaki ülkelerin askeri varlığını yasaklayan uluslararası sözleşmeleri ihlal ediyor.”
İran Ekim’de Azerbaycan ile olan sınırında askeri tatbikatlara başladı. İran Kara Kuvvetleri Komutanı, ülkesinin, sınırları yakınında ‘Siyonist Devlet’in (İsrail)’ varlığını’ kabul etmediğini söyledi. Ayrıca savaş sırasında Karabağ çevresinde Azerbaycan’ın yanında savaştıklarını iddia ettiği Suriyeli savaşçıların varlığından duyduğu endişeyi de dile getirdi.
Azerbaycan’ın tepkisi ise sakin oldu. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Anadolu Ajansı ile gerçekleştirdiği röportajda, İran’ın tepkileri ve uygulamaları karşısında dehşete düştüğünü ifade etti.
Buna karşılık başta Türkiye ve Rusya olmak üzere diğer büyük bölgesel güçler ise sessiz kaldı. Görünüşe göre bu iki ülke, İran ve Azerbaycan arasındaki gerginliği izliyor ve tansiyonun zamanla, kendiliğinden düşmesini bekliyor.
Görünen o ki, sahadaki sorunların değerlendirmesinde biraz abartıya kaçılıyor. Ulaşım meselesiyle ilgili olarak, durum sadece sahadaki yeni koşullara uyum sağlamayı ve egemen bir devletin kararlarına saygı göstermeyi gerektiriyor. İran'ın içerdeki tehditlerle ilgili algısı daha karmaşık olmakla birlikte çözüm diplomasi, iyi niyet ve iş birliğinde yatıyor. Bölgedeki bu son gelişmeler herkese bölgesel iş birliğinin önemini bir kez daha hatırlattı. Çünkü Dağlık Karabağ yakın zamana kadar bölgedeki çeşit ülkeler arasındaki iş birliği çabalarının çoğunun önünde engel olarak kalmaya devam etti. Bugün bu engel sürüyor ve siyasi atmosfer bu çeşit bir iş birliği için uygun.
Türkiye, birkaç yıldır bölgesel iş birliği için platformlar yaratmaya çalışıyor. Bu kapsamda 2010 yılında “Türkiye-İran-Azerbaycan Dışişleri Bakanları düzeyinde üçlü görüşmeler” mekanizması kuruldu. Tarihi henüz netleştirilmemekle beraber bir sonraki toplantının Tahran’da yapılması kararlaştırıldı. Bu ihtilaf konusu meselelerin ele alınması için güzel bir fırsat oluşturacak.
Türkiye yakın süreçte, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Rusya ve İran dahil olmak üzere 6 taraf arasında işbirliği çerçevesi oluşturma fikrini önerdi. Öneri sunulmakla birlikte uygulama yoluna herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
Her hâlükârda söz konusu ülkelere, ikili ve çok taraflı meselelerde görüş alışverişinde bulunmaları ve çeşitli alanlar üzerinden ortaklık imkanlarını keşfetmeleri için iyi bir fırsat sunduğu göz önüne alındığında, iş birliğine dayalı bu tür girişimler üzerinde çalışılması teşvik edilmeli. Aynı şekilde Azerbaycan ve İran arasındaki son durumda olduğu gibi, mevcut sorunların üstesinden gelmek için bölgesel mekanizmaları desteklemek ve ikili çabaları tamamlamak gerekir.
Şarku'l Avsat Özel
Azerbaycan – İran gerginliği: İran'ın askeri tatbikatları ile nükleer anlaşma müzakereleri arasındaki ilişki
Askeri tatbikatlar Bakü-Tahran arasındaki gerginliği artırırken, İran basını Türkiye’yi İran’a karşı su savaşı başlatmakla suçladı
Azerbaycan, İran’ı uluslararası ve bölgesel güçlerle tehdit etti
İran’dan Azerbaycan’a uyarı: Güvenliğimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz

Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü



Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
TT

Lübnan Başbakanı, Hizbullah'ın verdiği sözleri yerine getirmesini istedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (EPA)

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, Hizbullah’a ülkeyi kurtarma, Lübnan'ın ulusal çıkarlarını İran'ın çıkarlarının üstünde tutma ve İsrail ordusunun Güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak adına hükümetle aynı çizgide hareket etme çağrısında bulundu.

Reuters haber ajansına konuşan Selam, Hizbullah’ın esnek davranması gerektiğini belirterek, "Hizbullah bizden daha hızlı olmalı ya da en azından bizimle aynı hızda hareket ederek Washington’da yürüttüğümüz müzakerelere desteğini ilan etmelidir" dedi.

ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında yürütülen bu doğrudan müzakerelerin bir sonraki turunun 22 Haziran'da yeniden başlaması planlanıyor.

Görüşmelere yakın Lübnanlı bir kaynak Şarku’l Avsat’a, Beyrut yönetiminin İsrail ile bağımsız bir şekilde masaya oturma kararının Tahran'da büyük bir öfkeye yol açtığını belirtti. Kaynağa göre İran, bu adımı Washington ile yürüttüğü büyük pazarlıklarda elindeki en güçlü müzakere kartlarından birinin alınması olarak değerlendiriyor.

Lübnan tarafı, İsrail’in ülkeden tamamen çekilmesini ve yüz binlerce yerinden edilmiş sivilin Lübnan ordusunun denetimi altında evlerine geri dönmesini sağlayacak kalıcı bir ateşkesi müzakerelerin temeli olarak talep ediyor. İsrail ise işgal ettiği topraklardan çekilmeden önce, en azından Güney Lübnan’da Hizbullah’ın askeri bir güç olarak tamamen tasfiye edilmesini ve askeri varlığının bittiğinin kanıtlanmasını şart koşuyor.

Biz müstakil bir devletiz, adımıza kimse müzakere edemez

Başbakan Selam, bölgedeki karmaşık diplomatik trafiğe ve özellikle İslamabad merkezli yürütülen (ABD-İran) arabuluculuk görüşmelerine de değindi. Lübnan'ın bölgedeki her gelişmeden etkilendiğini kabul eden Selam, ancak müstakil bir devlet olarak müzakere etme kararlılığını şu sözlerle yineledi:

"İslamabad’daki müzakere sürecinden elbette etkileniyoruz. En sonunda sonuçları ve acısı bizim topraklarımızda yaşanan bir savaş var. Bölgedeki savaştan da barıştan da sakinleşmeden de etkileniriz. İslamabad ya da başka bir yerdeki gelişmelerin üzerimizde yansımaları olması doğaldır. Eğer bu süreç bölgede bir ateşkese ve sakinleşmeye yol açacak ise bundan kesinlikle biz de faydalanırız. Ancak Lübnan adına hiç kimse müzakere yürütemez."

Selam, Lübnan devletinin ülke için en az maliyetli yolu seçtiğini vurgulayarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını bir "İsrail şartı" olarak görmeyi reddetti ve sert bir üslupla şunları söyledi:

"Artık bu boş lafları bir kenara bırakalım. Lübnanlılar daha 1989 yılındaki Taif Anlaşması'nda Lübnan devletinin otoritesinin tüm ülke topraklarında tesis edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Biz de hükümet programımızda bu hususu onayladık; silahın sadece devletin elinde olması ve savaş-barış kararının yalnızca devletin tekelinde kalması gerektiğini vurguladık. Şimdi soruyorum: İsrail bizimle masaya oturup hükümet programımızı yazmamıza yardım mı etti? Elbette hayır."

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kenti civarına yaptığı bombardıman (Reuters)

Hizbullah ile sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Başbakan, "Hizbullah'tan tek istenen taahhütlerine sadık kalmasıdır. Güney Lübnan'ın silahlardan arındırılmış bir bölge olması gerekiyor. Hizbullah, programında silahın sadece devlete ait olduğunu vurgulayan bu hükümete iki kez güvenoyu verdi. Kendisinden bundan fazlası istenmiyor" ifadelerini kullandı.

Hizbullah müzakereleri "utanç verici" buldu

Hizbullah ise Lübnan ve İsrail hükümetlerinin Washington’daki görüşmelerde üzerinde uzlaştığı ateşkes planını sert bir dille reddetti. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, yürütülen müzakereleri "utanç verici" olarak nitelendirerek Washington’da varılan çerçeveyi, "Lübnan halkının bir kısmını yok etme, geri kalanını ise köleleştirme yol haritası" diyerek geri çevirdi.

Bu tepkiye doğrudan cevap veren Başbakan Selam, Hizbullah'a seslenerek, "Eğer gerçekten iddia ettiğin gibi kendi tabanını, halkını ve onların yaşadığı trajedileri önemsiyorsan, senden tek beklenen taahhütlerine sadık kalmandır. Senden fazlasını istemiyoruz" şeklinde konuştu.

Washington yönetimi, Lübnan-İsrail müzakerelerinin geleceğine dair henüz kesin bir garanti sunmuş değil. Ancak Selam, bu konuda siyasi dedikodulara kulak asmamak gerektiğini belirterek, "Hakem düdüğünü Amerikan arabulucuya bırakmak en doğrusudur" dedi.

Öte yandan Tahran, Lübnan’da bir ateşkes sağlanmasını, Washington ile yürüttüğü daha geniş kapsamlı bölgesel anlaşmanın ön şartı haline getirmeye çalışıyor. Dün ABD ve İran kanadından gelen açıklamalar, iki büyük güç arasında savaşı sonlandıracak bir uzlaşı metnine çok yaklaşıldığını ve Washington'un önümüzdeki günlerde bir ön anlaşmaya imza atabileceğini gösteriyor.

Başbakan Selam ise iç cephedeki asıl düğümü şu sözlerle özetledi: "Bizim Hizbullah ile sorunumuz, Hizbullah'ın silahıdır. Biz onu Lübnanlı siyasi bir güç olarak kabul ediyoruz ve sadece Lübnan'a karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyoruz."


Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü
TT

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Barış anlaşmasına dair iyimserlik varken... Amerika Hürmüz Boğazı'nda İran İHA’larını düşürdü

Washington ile Tahran'dan gelen bazı çelişkili açıklamalara rağmen, iki taraf arasındaki müzakere sürecinin en kritik aşamalarından birine yaklaştığı ve savaşın sona ermesine yönelik kapsamlı bir anlaşmanın giderek daha fazla gündeme geldiği görülüyor.

Bu çerçevede, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ile İran arasında barış anlaşmasına ilişkin üzerinde mutabık kalınan nihai metne ulaşıldığını açıkladı. Şerif, ülkesinin bir sonraki adımların netleştirilmesi için her iki tarafla da yakın temas halinde çalıştığını belirtti.

Söz konusu gelişme, müzakere sürecinde ilerleme kaydedildiğine dair işaretleri güçlendirse de Washington ve Tahran'ın anlaşmanın ayrıntılarına ilişkin tutumları arasında belirgin farklılıklar sürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın içeriğine ilişkin basına yansıyan bilgilere tepki göstererek, “Sızdırılan maddelerin, yazılı olarak üzerinde uzlaşılan hususlarla hiçbir ilgisi yok” dedi.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile bir mutabakat zaptına varılmasının “hiç olmadığı kadar yakın” olduğunu ifade etti.

Sahada ise ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri hedef aldığı belirtilen çok sayıda İran insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü duyurdu.


Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
TT

Trump, İran'ın uranyumunu ele geçirme operasyonunu durdurdu

Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)
Suruş (Soroush) petrol sahalarındaki bir petrol üretim platformunun yakınında İran bayrağı görülüyor (Reuters)

Bölgesel gerilimin arttığı ve İran nükleer programına ilişkin müzakerelerin kördüğüme döndüğü bir dönemde, ABD’nin geçtiğimiz ay (Mayıs 2026) benzeri görülmemiş askeri bir adımın eşiğinden döndüğü ortaya çıktı. Şarku'l Avsat'ın CNN'in istihbarat ve askeri kaynaklara dayandırdığı özel haberinden aktardığına göre Pentagon, İran'ın nükleer silah yapımında kullanılabilecek yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarına el koymak için gizli bir kara operasyonu planladı.

Genelkurmay Başkanı Brüksel’den acil döndü

Konuya yakın kaynaklar, ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in, mayıs ayı sonlarında (19 Mayıs) Brüksel’deki üst düzey NATO toplantısını yarıda keserek acil ve gizli bir kararla Florida’daki ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) karargahına uçtuğunu bildirdi.

General Caine'in, uranyum stoklarını zorla ele geçirmek amacıyla İran topraklarına Amerikan kara askeri gönderme planlarını bizzat incelediği belirtildi. Toplantıların üst düzey profili ve aciliyeti, Washington yönetiminin bu yüksek riskli kara operasyonuna yeşil ışık yakmaya ne kadar yaklaştığını gözler önüne serdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump "Savaş uzar" endişesiyle planı askıya aldı

Genelkurmay Başkanı Caine, daha sonra hazırlanan askeri seçenekleri Başkan Donald Trump’a sundu. Ancak kaynaklara göre Trump, bu operasyonun;

İran tarafından çok sert bir misillemeyle karşılık bulacağı,

Savaşın süresini belirsiz bir şekilde uzatacağı,

Küresel ekonomideki kaosu derinleştireceği,

Amerikan askerleri arasında ağır can kayıplarına yol açabileceği,

yönündeki uyarıların ardından planı geçici olarak durdurma kararı aldı. Trump'ın operasyonu askıya alması, kamuoyuna sunduğu "İran ile hafta sonu Hürmüz Boğazı'nın açılmasını da içeren bir anlaşma imzalayabiliriz" şeklindeki iyimser açıklamalarıyla eş zamanlı olarak geldi.

Karşılıklı restleşme: Babülmendeb tehdidi ve ağır şartlar

Müzakerelerin arka planında ise Washington ve Tahran arasında tam bir stratejik satranç yaşanıyor:

ABD’nin şartları: ABD’li üst düzey bir yetkili, İran’ın yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer malzemelerini imha etmeyi, nükleer programını tasfiye etmeyi, Hürmüz Boğazı’nı açmayı ve vekil güçlerine fon sağlamayı durdurmayı kabul ettiğini ileri sürdü.

İran’ın söylemi: İran devlet medyası ise bu iddiaları reddederek, Hürmüz Boğazı’nın yönetiminden asla vazgeçmeyeceklerini ve dondurulan 24 milyar dolarlık fonun derhal serbest bırakılması gerektiğini savundu.

B Planı (Babülmendeb kartı): İranlı kaynaklar, müzakerelerin çökmesi ve savaşın yeniden başlaması halinde Tahran'ın "ekonomik-nükleer" bir hamle yapacağını sızdırdı. Buna göre İran, Yemen'deki müttefiki Husilere baskı yaparak Kızıldeniz'in giriş kapısı olan Babülmendeb Boğazı'nı tamamen kapatmayı planlıyor. Hürmüz'ün zaten kapalı olduğu düşünüldüğünde, bu hamle küresel ticaret için tam bir felaket senaryosu anlamına gelir.

İran nükleer sığınakları mayınladı: Uranyumu almak artık çok daha zor

ABD’nin operasyon hazırlıklarının sızması üzerine Tahran, son haftalarda askeri önlemlerini en üst seviyeye çıkardı. ABD istihbaratına yakın 5 kaynağın aktardığına göre İran ordusu, askeri düzeydeki uranyum stoklarının bulunduğu sığınakların etrafındaki tünelleri havaya uçurdu ve sığınak girişlerini yoğun şekilde mayınladı.

Uzmanlar, yaklaşık yarım ton ağırlığındaki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmanın, Trump’ın operasyon sinyalleri verdiği bir ay öncesine göre artık çok daha tehlikeli, maliyetli ve zaman alıcı olduğunu belirtiyor.

"İran uranyum saklayabilir" uyarısı

Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’nin eski nükleer materyal tasfiye dairesi başkanı Scott Roecker, sahadaki bu yeni tahkimatların nükleer maddelerin teslim edilmesini içeren olası bir anlaşmayı son derece karmaşık hale getirdiğini vurguladı. Roecker şu uyarıda bulundu:

"Bu yeni durum İran’a bazı faaliyetlerini gizleme fırsatı sunabilir. Eğer Tahran’dan tüm stoklarını merkezi bir yere getirmesi istenirse, mayınlar ve yıkılan tüneller gerekçe gösterilerek bazı uranyum maddelerine ulaşılamadığı iddia edilebilir. Bu senaryoda, İran’ın gelecekte kullanmak üzere gizlice uranyum saklamasından endişe ederim."