Biden, Kennedy suikast belgelerinin yayınlanmasını erteleyerek neyi gizli tutmak istiyor?

Eski ABD Başkanı John F. Kennedy (AP)
Eski ABD Başkanı John F. Kennedy (AP)
TT

Biden, Kennedy suikast belgelerinin yayınlanmasını erteleyerek neyi gizli tutmak istiyor?

Eski ABD Başkanı John F. Kennedy (AP)
Eski ABD Başkanı John F. Kennedy (AP)

İnci Mecdi
ABD Başkanı Joe Biden, 1963 yılındaki Eski ABD Başkanı John F. Kennedy suikastıyla ilgili binlerce gizli hükümet belgesinin yayınlanmasını bir kez daha erteledi. Bu durum, gözlemcilerin ve Amerikan basınının, Beyaz Saray’ın ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş sırasında meydana gelen olayla ilgili sır olarak saklamakta ısrar ettiği bilgilere dair sorularını gündeme getirdi.
Kennedy suikastıyla ilgili daha fazla belgenin yayınlanması planlanırken 26 Ekim’de Beyaz Saray, koronavirüs pandemisinin ajansların ‘belgelerin gözden geçirilmesi ve revize edilmesiyle’ ilgili çalışmaları üzerindeki etkisi nedeniyle yayının ertelendiğini duyurdu.
Başkan Biden, ‘askeri savunmaya, istihbarat operasyonlarına, kolluk kuvvetlerine veya dış ilişkilere gelebilecek zararlardan korunmak için geçici bir ertelemenin gerekli olduğunu’ belirten bir muhtıra yayınladı. Muhtırada, “Durum, belgelerin içeriğinin derhal ifşa edilmesi hususunda kamu lehine ağır basmaktadır” denildi.
Şarku’l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, Biden'ın kararı, 2017 yılında belgelerin yayınlanmasının ertelenmesi emri veren eski ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarının devamı olarak geldi. Karar, ‘John F. Kennedy Suikast Kayıtları Toplama Yasası (veya kısaca JFK Kayıtlar Yasası) oybirliğiyle kabul edildiğinde ABD Senatosu’nda görev yapan mevcut başkanın siyasi tarihi göz önüne alındığında’ ABD’deki tarihçiler ve siyasi gözlemciler için sürpriz oldu. Yasa, Oliver Stone’un ‘JFK’ filminden sonra davayla ilgili dosyaların açıklanması için artan halk talepleriyle birlikte 1992 yılında çıkarıldı. Film, Kennedy suikastının arkasında bir komplo olduğunu düşündürmüştü. Kayıtların çoğu, 1994- 1998 yılları arasında yayınlandı ve en hassas ve önemli belgeler gizli tutuldu.
ABD merkezli ‘Politico’ gazetesinin Deniz Harp Okulu’nda eski tarih profesörü ‘The Road to Dallas (Dallas’a Giden Yol)’ kitabının yazarı David E. Kaiser’den alıntı yaptığı haberinde, “CIA'in elinde suikastı eski direktörü Allen Dulles’in yönettiğini gösteren bir dosya olduğuna inanabilir miyim? Hayır. Ama korkarım dosyalarda ne olursa olsun böyle şeylere inanacak insanlar var” ifadelerine yer verdi.
Kaiser, kitabında Kennedy cinayetinin dönemin ABD istihbaratı ve kolluk kuvvetlerinin iki büyük hamlesini incelemeden tam olarak anlaşılamayacağını savunuyor. Ayrıca bu hamlelerin Başsavcı Robert F. Kennedy’nin organize suça karşı savaşı ve CIA’nın Küba komünist lideri Fidel Castro’yu ‘mafya yardımıyla’ öldürmeye yönelik ‘başarısız’ çabaları olduğunu belirtiyor. Bununla birlikte ABD’li tarihçiler ve diğer uzmanlar, ulusal güvenlik kurumlarının, yetkililerin Kongre ve mahkemeler tarafından tam bir soruşturma ve hesap verme sorumluluğunu nasıl reddettiklerini gösteren bilgileri hâlâ sakladığına inanıyor. Onlara göre yetkililer, casusluk dünyasında başkanı öldürmek için bir komploya karışmış olabilecek isimler hakkındaki bilgileri de gizliyor.

Soğuk Savaş
Uzmanlar, ABD yönetimlerinin yayınlamaktan kaçındığı gizli belgelerin, Soğuk Savaş’ın gizli operasyonları hakkında açıklayıcı bilgiler sağlayabileceğine işaret ediyor. Uzmanlara göre belgelerin, Kennedy suikastıyla ilgili kesin kanıt sağlaması veya gerçeği ortaya çıkarması beklenmiyor.
Ancak ulusal arşivlere göre açıklanan 15 binden fazla kaydın bir kısmı hala engelleniyor ve bazı durumlarda tek bir kelime, bazı durumlarda da neredeyse tüm belge saklı tutuluyor.
Politico, “Henüz kamuoyuna açıklanmayanların çoğu, Soğuk Savaş zirveye ulaştığı sırada Kennedy cinayeti planı üzerinde muhtemelen doğrudan bir etkisi olmayan, ancak gizli operasyonlara ışık tutabilecek istihbarat faaliyetlerini içeriyor. Sansürlenen dosyalardan biri, Küba lideri Fidel Castro’yu öldürme amaçlı bir CIA planının detaylarını içeriyor. Bir diğeri, onu devirmek üzere bir gerekçe sunmak için 1963 Pentagon planını kapsıyor” ifadelerine yer verdi.
Diğer dosyaların, eski ABD Başkanı Richard Nixon’ın istifasına yol açan 1972 Watergate casusluk skandalı hakkında yeni bilgiler içerdiğine inanılıyor. Ancak Amerikan medyasına göre bazılarının, Kennedy suikastına yol açan olaylar hakkında daha fazla bilgi vermesi mümkün.

Harvey Oswald
En yetenekli nişancılardan biri olan eski bir ABD Denizcisi Lee Harvey Oswald, 22 Kasım 1963 tarihinde Teksas eyaletinin Dallas şehrinde Başkan Kennedy’ye suikast düzenlediğinde, Küba-Rus komplosu hakkında şüpheler dile getirildi. Ancak ABD liderleri, fikri destekleyecek kanıt eksikliği nedeniyle bu şüpheleri reddetti. Oswald, kendini ‘komünist’ olarak tanımlıyordu ve bir Rus ile evlenip Rusya’ya sığınmaya çalışıyordu. Kendisi, bir gece kulübünün sahibi tarafından Dallas polis müdürlüğünün önünde öldürüldü.
Araştırmacılar, eski bir CIA ajanı olan George Goanides’in dosyasıyla da yakından ilgileniyor. Öyle ki yurtdışında Oswald ile bağlantıları olan CIA destekli bir grup hakkında bildiklerine dair Kongre’ye yalan söylediğine inanılıyor. 2018 yılında Federal Temyiz Mahkemesi, CIA’in araştırmacı Jefferson Morley tarafından dosyayı elde etmeyi reddetmesini onayladı.
Kennedy ve eşi Jacqueline, 22 Kasım 1963'te suikaste uğramadan hemen önce Dallas'ta (AP).jpg
Kennedy ve eşi Jacqueline, 22 Kasım 1963'te suikaste uğramadan önce Dallas'ta (AP)
Bölümleri daha önce yayınlanmış olan başka bir dosyada, Oswald’ın suikasttan önce Meksiko’ya yaptığı iddia edilen bir gezi sırasında CIA tarafından gözetlendiğine dair bilgiler yer alıyor. Politico’nun belirttiğine göre avukat ve araştırmacı Larry Schnapf, dosyaların ‘CIA’in New Orleans’ta yaptıkları eylemler, Meksiko hakkında bazı ek bilgiler, hatta belki de CIA’in Watergate’deki rolü hakkında bazı deşifreler’ hususunda daha fazla bilgi ortaya çıkarabileceğini söyledi.

Kennedy ailesinin öfkesi
Biden’in muhtırasına göre ulusal arşivlere, maksimum şeffaflığı sağlamak ve bazı istisnalar dışında ‘suikastla ilgili kayıtlardaki tüm bilgileri ifşa etmek’ için kalan revize edilmiş tüm belgelerin gelecek yıl boyunca ‘kapsamlı bir incelemesinin’ yürütülmesi talimatı verildi. Gözlemciler, bu talimatı ‘CIA ve diğer kurumların Biden’i bazı belgelerin yayınlanmasını ertelemeye ikna edebileceğinin bir işareti’ olarak nitelendirdi.
Beyaz Saray’ın kararı, bunu demokrasinin ihlali olarak nitelendiren eski ABD başkanının ailesini öfkelendirdi. Kennedy’nin yeğeni Robert F. Kennedy Jr, “Bu, ABD demokrasisinin ihlalidir. Hükümet içinde gizli hükümetlerimiz olmamalıdır” dedi. Robert F. Kennedy Jr, kınayıcı bir ifadeyle “Kennedy’nin öldürülmesinden 58 yıl sonra belgeleri yayınlamamanın gerekçesi nedir?” diye sordu..
Eski bir Rhode Island eyaleti temsilcisi ve aynı zamanda eski başkanın yeğeni olan Patrick Kennedy ise “Kayıtlar, ailesinin hatırı için değil, ABD vatandaşlarının ‘sadece bir başkanı değil, daha parlak bir gelecek vaat eden bir lideri kaybetmiş bu ulusun ruhunda iz bırakan şeyi’ bilmeye hakları olduğu için açıklanmalıdır” dedi. Patrick Kennedy, “Vatanın bekası için her şeyin ortaya çıkması gerektiğine inanıyorum ki tarihimizi daha iyi anlayalım” ifadelerini kullandı.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.