ABD, İran’ın insansız hava araçlarına yaptırım uygulayacak
İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)
Washington/ Rana Ebter
TT
TT
ABD, İran’ın insansız hava araçlarına yaptırım uygulayacak
İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)
ABD’nin İran’a ait insansız hava araçlarına (İHA) yönelik endişesi artıyor. Tahran ve bölgedeki vekillerinin saldırıları sürerken bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi temsilci, İran’ın insansız hava aracı programına ve tedarikçilerine karşı yaptırım çağrısında bulunan bir yasa tasarısı sundu.
Yasa koyucular, yaptırımların Kongre tarafından onaylanan ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’na (CAATSA) dahil olduğunu belirterek ‘İran Uçak Programını Durdurma’ başlığı verilen yasayı sundu. CAATSA, ‘ABD’ye veya müttefiklerine karşı saldırılarda kullanılabilecek, İran’a veya İran’dan savaş uçağı tedarik eden, satan veya nakleden herkese’ yönelik yaptırımları kapsıyor.
Projeyi sunan ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Gregory Meeks konuya dair şunları söyledi:
“Dünyanın en büyük terör kaynağı olan İran’ın elindeki savaş uçakları, ABD’nin güvenliğini ve bölgedeki barışı tehdit ediyor. İran’ın ABD kuvvetlerine, ticaret gemilerine ve bölgedeki müttefiklerine yönelik son saldırıları ve çatışma bölgelerine İHA teknolojisi ihraç etmesi, büyük bir tehlike oluşturuyor.”
Demokrat temsilci tasarının amacının, yaptırımlar getirmenin yanı sıra uluslararası topluma ABD’nin İran İHA programına herhangi bir desteğe müsamaha göstermeyeceği yönünde güçlü bir mesaj göndermek olduğunu vurguladı.
Diğer yandan Komite’nin kıdemli üyesi Cumhuriyetçi Michael McCaul, İHA’ların ABD ve Ortadoğu’daki müttefikleri için tehlike arz ettiği konusunda uyarırken ‘İran, Husiler veya İran destekli milisler ve gruplar’ tarafından yapılan saldırıları ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi. Ortadoğu’da yaşayanların İran’a ait İHA’ların saldırısına uğrarken özgürlük, istikrar ve refah içinde yaşayamayacaklarını vurgulayan McCaul, önerilen projenin, ABD’nin ‘İran’ın İHA sağlamasına son vermek ve yıkıcı etkilerine rağmen Tahran’a İHA sağlamaya devam edenleri cezalandırmak’ için gerekli tüm araçları kullanacağını açıkça gösterdiğine dikkat çekti.
Her iki partiden de yasa koyucular, İHA saldırılarının artmasından ve İran’ın bu programı geliştirmesinden derin endişe duyduklarını bildirdiler. Söz konusu endişelerin bölgedeki ABD’lilerin hedef alınması ve can kaybı riskinin artması nedeniyle arttığını ifade ettiler.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz iki hafta önce, İran’ın güneyindeki Çabahar Limanı’nda (Umman Körfezi açıklarında) ve Keşm Adası’nda (Hürmüz Boğazı’nın batısında) deniz hedeflerine yönelik saldırıların başlatıldığı iki merkezi üssün kurulduğunu açıkladı.
İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Amikam Norkin, İran’ın insansız hava aracı tehdidine karşı bölgesel ortaklarla iş birliği yapmayı önerdi.
ABD, İngiltere ve İsrail geçen ağustos ayında, Umman Körfezi’ndeki ‘Mercer Street’ isimli petrol tankerine düzenlenen ve iki İngiliz ve bir Romanyalı mürettebatın öldüğü saldırıdan İran’ı sorumlu tuttu. Beşinci Filo Merkez Komutanlığı, saldırıda ‘İran yapımı’ İHA’ların kullanıldığına dair ‘kanıtlar’ yayınladı.
ABD Hazine Bakanlığı geçen ekim ayının sonunda İran’ın İHA programına yaptırımlar uyguladı. Yaptırımlar, İHA programının beyni olan ve başka bir ABD kara listesinde bulunan Said Ağacani’yi ve Devrim Muhafızları’nda üst düzey yetkili Genral Abdullah Mahrabi’yi de hedef aldı.
Yaptırımlar, ABD’li yetkililerin İran’ı Suriye’deki bir ABD üssüne İHA saldırısı düzenlemekle suçlamasından bir hafta sonra geldi. Yetkililer, söz konusu dönemde ABD’nin Tahran’ın saldırıya yataklık ettiğine inandığını ancak İHA’ların İran’dan fırlatılmadığını bildirdiler.
ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5254001-abdnin-okinawadan-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99na-yeniden-konu%C5%9Flanmas%C4%B1-asyadaki-m%C3%BCttefikleri
ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şimdiye kadar açıkladığı savunma stratejisini değiştirmedi, ancak bu stratejiyi zorlu bir sınava tabi tuttu.
Teorik düzeyde, Trump’ın Monroe Doktrini’ne getirdiği ek yaklaşıma göre ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumak, ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun soluklu ve maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklindeki daha ilan edilen öncelik sıralaması halen geçerliliğini koruyor.
Ancak pratik düzeyde, Washington’ın İran’a karşı savaşı desteklemek için Asya sahnesinden savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra denizde ve karada gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte kafa karışıklığının özü burada yatıyor. Mesele artık Asya'nın öncelik olup olmadığına dair entelektüel bir tartışma değil, daha acil bir pratik soruna dönüştü: Ortadoğu'daki her büyük kriz ABD'yi Asya'daki hazır kuvvetlerinden ödünç almaya zorluyorsa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken Pekin'e, “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilebilecek bir ortak değildir” diye tekrarlamak için değerli bir propaganda malzemesi sunuyor.
Asya'ya verilen öncelik artık sarsılmaz değil
Resmî belgeler halen Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde Batı Yarımküre'de ABD'nin hakimiyetini yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini'ne getirdiği eklemelerden açıkça bahsediyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu vurgularken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer sahalarda ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olmasını öngörüyor.
Japonya'nın Okinawa kentinde düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey model helikopterden inerken, 31 Ocak 2025 (New York Times)
Teorik olarak bu, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olmadığı, aksine uzun soluklu savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir saha olduğu anlamına geliyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını ortaya çıkardı. Öyle ki Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini tekrarlarken diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını söylüyor. Reuters ise Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizciyi daha gönderdiğini, bunların bölgede halihazırda bulunan 50 binden fazla askere katılacağını duyurdu. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişlemenin gerçekleri arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik inandırıcılığını zayıflatıyor.
Asya'dan ne getirildi?
Konuşmalar, Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakledilme olasılığıyla ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi anlamlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsıyordu. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki en önemli ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru yola çıktığını teyit etti. Ayrıca izlemelerden elde edilen verileri üç gemiden ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'ndan geçtiğine işaret etti. Bu hamle, söz konusu görev gücünün aslen Asya'daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, yani Tayvan veya Japonya'yı çevreleyen denizlerdeki olası herhangi bir krize doğrudan yakın bir ortam için tasarlanmış olmasından dolayı önem taşıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz perşembe akşamı Beyaz Saray'da Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'yi ağırladı (Reuters)
ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişesi abartılı sayılmaz. Çünkü bu, sadece bir nakliye gemisi ya da rutin bir asker rotasyonu meselesi değil, tam bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi meselesi. USS Tripoli sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Bu kapasite Asya'dan çekildiğinde, verilen mesaj sadece asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de ölçülür.
Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan da Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aksine Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.
Mühimmat ve hazır bulunuşluk eksikliği
Artık bu durum, araştırma merkezlerinin ve uzmanların dikkatini çekmeye başladı. Brooking Enstitüsü'ne göre Washington, gemilerden hava savunma sistemlerine ve Okinawa'daki deniz piyadelerine kadar askeri kaynaklarını Asya'dan Ortadoğu'ya yeniden konuşlandırdığı sürece Japonya pek de rahat edemeyecek. Zira mevcut kaosun, rakipler tarafından dayatıldığı kadar Washington’ın bizzat kendisi tarafından da kaynaklandığı düşünülüyor.
USS Boxer amfibi hücum gemisi, ABD Deniz Piyadeleri'nden oluşan görev gücüyle birlikte Ortadoğu'ya doğru seyrediyor (Arşiv - AFP)
ABD Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, operasyonel ihtiyaçlar ile modernizasyon ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle, son yirmi yıl içinde ABD'nin askeri hazırlık durumunun kötüleştiği uyarısında bulundu.
Washington Post gazetesi ise İran'la savaşın ‘ABD'nin Çin'e karşı caydırıcılığının zayıflamasına’ yol açtığını yazdı. Gazeteye göre Ortadoğu'da harcanan hava savunma füzelerinden destroyerlere, ikmal gemilerine ve hatta keşif araçlarına kadar tüm kaynaklar, Pasifik'te kullanılamaz hale geliyor. Bu argüman, askeri harekete ilkesel bir reddetmeden değil, hazırlık durumuna ilişkin ‘bakım, eğitim ve uzun vadeli stokların tamamı başka sahalarda tüketiliyorsa, Çin gibi büyük bir rakibi nasıl caydırabiliriz?’ sorusundan yola çıktığı için daha fazla ağırlık kazanıyor.
Bununla birlikte daha da hassas bir boyut daha var; o da uzun menzilli mühimmatların tükenmesi. Financial Times gazetesi, Tayvan’ın İran savaşında ABD’nin JASSM-ER ve Tomahawk füzelerini yoğun bir şekilde tüketmesini endişeyle izlediğini, bunun gelecekte Çin ile yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ABD’nin hazırlık durumunu zayıflatmasından korktuğunu bildirdi.
Pekin ve 2027 yılı
Bu tablonun merkezinde, son yıllarda Çin’in Tayvan’a yönelik hazırlıklarının hızlandığına dair tahminlerle ilişkilendirilen 2027 yılı öne çıkıyor. ABD’nin en son istihbarat değerlendirmeleri, Pekin’in şu anda o yıl Tayvan’ı ilhak etmeyi planlamadığını belirtse de Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, Çin’İn yarattığı tehdidin ‘baskıcı ve çok ciddi’ olduğunu, ancak etkili bir caydırıcılığın herhangi bir saldırıyı maliyetli ve başarı şansı düşük hale getirebileceğini vurguladı. Bu, meselenin artık sabit bir tarih değil, ‘ABD ne kadar dağınık görünürse, Pekin bu caydırıcılığın sınırlarını o kadar test etmeye meyilli’ şeklindeki değişken bir caydırıcılık denklemi olduğu anlamına geliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Kore'de yapılacak görüşme öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (DPA)
Müttefiklerin endişeleri ve Trump’ın Çin ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in bu ayın sonlarında yapılacak bir zirvede Tayvan, gümrük vergileri, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri gibi konuları görüşmesi planlanıyordu. Ancak İran’a yönelik savaş öncelikler listesini altüst etti ve ziyaret birkaç hafta ertelendi.
Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan ve aynı zamanda Çin’den çekinen Japonya için denklem daha da karmaşık görünüyor. Zira Japonya ne Washington ile olan ittifakını zayıflatmak ne de İran ile olan çatışmanın ABD’nin dikkatini tamamen üzerine çeken bir kara deliğe dönüşmesini istiyor.
Sonuç olarak, İran savaşı Trump’ın stratejisindeki ‘Çin önceliğini’ ortadan kaldırmadı, ancak bunun değişebilir bir öncelik olduğunu ve dokunulmaz olmadığını ortaya koydu. Güney Kore'den savunma bataryaları nakledilirken, USS Tripoli gemisi Okinawa'da konuşlu deniz piyadeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ederken ve uzmanlar bunun hazırlık ve caydırıcılık üzerindeki etkisine karşı uyarırken, soru Washington'ın öncelikleri hakkında söyledikleriyle daha az, cepheler çoğaldığında gerçekten neyi koruyabileceğiyle daha fazla ilgili olmaya devam ediyor. İşte Pekin'in bugün izlediği ve ABD’nin Asya'daki müttefiklerinin korktuğu da tam bu!
Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5253960-trump-i%CC%87rana-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1n%C4%B1-a%C3%A7mas%C4%B1-i%C3%A7in-48-saat-s%C3%BCre-verirken-%C2%A0i%CC%87srail-dimona-ve
Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saat süre verirken İsrail, Dimona ve Arad saldırılarına karşılık verdi
ABD Başkanı Donald Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine açması için 48 saat süre verdi ve aksi takdirde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etti.
Trump’ın açıklamasına karşılık İran ordusu, bölgedeki enerji tesisleri ile su arıtma altyapılarını hedef alabilecekleri uyarısında bulundu.
İran’ın Uluslararası Denizcilik Örgütü nezdindeki temsilcisi ise, “düşman” olarak nitelendirilen ülkelerin gemileri hariç olmak üzere, güvenlik ve emniyet düzenlemeleri çerçevesinde gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişine izin verilebileceğini belirtti. Temsilci ayrıca mevcut durumdan ABD ve İsrail saldırılarını sorumlu tuttu.
Öte yandan İran tarafından fırlatılan iki füzenin İsrail’in güneyindeki Dimona ve Arad kentlerinde 100’den fazla kişinin yaralanmasına yol açtığı bildirildi. Bunun üzerine İsrail ordusu, sabaha karşı Tahran’ın merkezine hava saldırıları düzenledi. İran kaynakları ayrıca İsfahan, Yezd ve Buşehr kentlerinde de hava saldırıları gerçekleştirildiğini duyurdu.
Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5253959-d%C3%BCnya-ekonomisi-i%CC%87ran-sava%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n-etkilerinin-%E2%80%9C%C3%B6n-faturas%C4%B1n%C4%B1%E2%80%9D-bekliyor
Dünya ekonomisi, İran savaşının etkilerinin “ön faturasını” bekliyor
New York Borsası'nın bulunduğu Finans Mahallesi'nde yürüyen İnsanlar (AFP)
Önümüzdeki hafta, 2026 yılının küresel ekonomik gidişatını izlemek açısından önemli bir dönüm noktası olacak. Açıklanacak olan Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) ve enflasyon verileriyle birlikte, Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomide bıraktığı izlerin ne kadar derin olduğu konusundaki tartışmalar, teorik tahminlerden somut rakamlara dönüşecek.
ABD ekonomisi enerji kaynakları sayesinde nispeten istikrarlı görünürken, Avrupa ve İngiltere ‘fırtınanın’ ortasında kalmaya devam ediyor. Yaşam maliyetlerindeki artış, bu ülkeleri neredeyse imkânsız bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla ya enflasyonla mücadele etmek için faizleri artırmaya devam edip şiddetli bir durgunluk riskini göze alacaklar ya da bekleyip fiyatların güvenli seviyeleri aşmasını izleyecekler.
FED Başkanı, Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısına başkanlık etti (AFP)
ING Bankası'ndan ekonomi uzmanı James Knightley bir değerlendirmesinde şunları söyledi:
“ABD Merkez Bankasının (FED) iki görevi var. Bunlardan birincisi fiyat istikrarını korumak ve istihdamı en üst düzeye çıkarmak, ikincisi daha büyük zorluklar içeriyor. Dolayısıyla FED’in faiz oranlarını yükseltmek yerine düşürme eğiliminde olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.”
Belirsizlik bulutu Euro Bölgesi üzerinde
Euro Bölgesi, Ortadoğu'daki savaşın ve enerji fiyatlarındaki ‘devasa’ artışın hem şirketlerin hem de tüketicilerin güvenine ne kadar zarar verdiğini ortaya çıkaracak verilerle dolu yoğun bir hafta bekliyor. Salı günü, Fransa, Almanya ve tüm Euro Bölgesi için mart ayı ilk PMI verilerinin açıklanmasıyla başlayacak olan hafta, hafta boyunca yayınlanacak bir dizi güven anketiyle devam edecek.
Geçtiğimiz şubat ayındaki rapor, talepte toparlanma sinyalleri ve iyimserlikte bir artışa işaret etse de Ortadoğu’daki son gelişmeler bu ivmeyi baltalama tehdidi oluşturuyor. Bu bağlamda Investec analisti Ryan Djajasaputra, imalat sektörünün enerji maliyetlerindeki sert artıştan ‘en çok zarar görecek’ sektör olacağını vurguladı. Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre Djajasaputra, çatışmanın sebep olduğu ‘belirsizlik bulutunun’ bu ayki PMI üzerinde ağır bir gölge oluşturacağını öngördü.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, banka yönetim kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi (Reuters)
Yarın PMI ile birlikte Euro Bölgesi tüketici güvenine ilişkin ön veriler de açıklanacak. Bunu çarşamba günü, yakından takip edilen Almanya İfo İş Ortamı Endeksi izleyecek. Ardından perşembe günü Fransa imalat sektörü güven verileri açıklanacak. Cuma günü ise piyasalar, enerji fiyatlarındaki artışın nihai tüketiciye ne kadar hızlı yansıdığını gösteren önemli bir gösterge olacak İspanya'nın ön enflasyon verilerini bekliyor.
Para politikası açısından ise savaş ortamı, Avrupa Merkez Bankası (ECB) içindeki güç dengesini değiştirdi. Son toplantısında faiz oranlarını sabit tutan banka, yüksek enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden tırmandırması halinde faiz artırımına hazır olduğunu açıkça belirtti. London Stock Exchange Group (LSEG) verileri, finans piyasalarının artık Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki haziran ayında faiz artışı yapacağına dair fiyatlandığına işaret ediyor.
Bu gergin ortamda, Avrupa tahvil piyasası yoğun bir hareketlilik yaşıyor. Belçika ve Hollanda, pazartesi ve salı günleri ihale düzenleyecek. Alman Finans Ajansı ise salı ve çarşamba günleri çeşitli vadeli tahvillerin ihalesinden önce üç aylık finansman gözden geçirme raporunu açıklayacak. İtalya ise çarşamba ve cuma günleri yapılacak ihalelerle haftayı kapatacak.
İngiltere ve zorlu seçimler
Geçtiğimiz çarşamba günü şubat ayı tüketici fiyat enflasyonu verilerinin açıklanması beklenirken yatırımcılar da bu verileri büyük bir ihtiyatla bekliyor. Bu rakamlar, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki muazzam sıçramadan önceki döneme ait olsa da son şoktan önce ülkenin hareket ettiği fiyat tabanına ilişkin belirleyici bir tablo sunacak.
Londra'daki İngiltere Merkez Bankası binası yakınlarında bulunan bir bilgilendirme levhası (Reuters)
İngiltere halihazırda yüksek enflasyon seviyeleriyle boğuşuyor. Bu durum, İngiltere Merkez Bankası’nın son toplantısında faiz oranlarını değiştirmeden bırakmasına neden olurken, gerekirse fiyatları kontrol altına almak için faizleri artırabileceğini açıkça ima etti. HSBC'deki ekonomi uzmanları, tüketici fiyat endeksi ve perakende fiyat endeksinin şubat ayı verilerinde yüzde 3 ve yüzde 3,8'de sabitlenebileceğini öngörüyor. Ancak bu tahminleri aşan rakamlar, özellikle 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin 2008'den bu yana en yüksek seviyelere ulaşmasıyla birlikte, yatırımcıları paniğe sürükleyebilir.
Enflasyonun yanı sıra salı günü mart ayı imalat ve hizmet sektörlerine ait satın alma yöneticileri endekslerinin ilk verileri açıklanacak; bu veriler, İran'a yönelik askeri operasyonların başlamasından bu yana iş dünyasındaki güvenin ne kadar sarsıldığını gösteren ilk canlı tabloyu sunacak. Hafta, tüketici güven anketi ve perakende satış rakamlarının açıklanmasıyla sona erecek. Bu göstergeler, İngiliz hanelerinin yeni bir enflasyon dalgasıyla başa çıkmaya ne kadar hazır olduklarını yansıtacak.
Çin, Japonya ve ‘enerji güvenliğindeki’ dönüşümler
Öte yandan Çin'deki verilerde göreceli bir sükûnet hakim olsa da BNP Paribas raporları siyasi önceliklerin ‘mali istikrar ve enerji güvenliğine’ doğru yeniden şekillendiğine işaret ediyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin'e yapmayı planladığı ziyaretin ertelenmesiyle, ikili ilişkiler gözlem altında kalmaya devam ediyor.
Pekin'deki bir Walmart markette meyve ayıran çalışanlar (Reuters)
Çin Japonya ve Güney Kore'ye kıyasla doğrudan enerji şoklarından nispeten daha az etkileniyor. Bu da ülkeye iç politikalarını belirleme konusunda bir miktar bağımsızlık sağlıyor.
Japonya'da ise gözler, yıllık ücret müzakerelerinin sonuçlarına ve hükümetin enerji desteğiyle hafif bir düşüş gösterebilecek enflasyon verilerine odaklanırken, yatırımcılar ise son derece yüksek getiri sunan 40 yıllık Japon devlet tahvillerine olan talebi izliyor.
Diğer taraftan Avustralya, ‘fırtına öncesi sessizlik’ denilebilecek bir ortamda enflasyon verilerini bekliyor. Analistler, İran'daki savaşın etkisiyle önümüzdeki aylarda enflasyon oranlarının yaklaşık yüzde 5 oranında sıçrayacağını öngörüyor. Bu durum, Avustralya Merkez Bankası'nın yıl sonuna kadar faiz oranlarını 5 kez artırma olasılığını güçlendiriyor. Norveç'te ise, mevcut ‘enerji şoku’ nedeniyle Merkez Bankası'nın gelecekteki faiz indirimlerine karşı büyük bir ihtiyat sergilemesi bekleniyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة