ABD, İran’ın insansız hava araçlarına yaptırım uygulayacak

İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)
İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)
TT

ABD, İran’ın insansız hava araçlarına yaptırım uygulayacak

İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)
İran’a ait bir insansız hava aracının geçen nisan ayında çektiği uçak gemisinin görüntüleri yayınlandı. (Tesnim)

ABD’nin İran’a ait insansız hava araçlarına (İHA) yönelik endişesi artıyor. Tahran ve bölgedeki vekillerinin saldırıları sürerken bir grup Demokrat ve Cumhuriyetçi temsilci, İran’ın insansız hava aracı programına ve tedarikçilerine karşı yaptırım çağrısında bulunan bir yasa tasarısı sundu.
Yasa koyucular, yaptırımların Kongre tarafından onaylanan ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’na (CAATSA) dahil olduğunu belirterek ‘İran Uçak Programını Durdurma’ başlığı verilen yasayı sundu. CAATSA, ‘ABD’ye veya müttefiklerine karşı saldırılarda kullanılabilecek, İran’a veya İran’dan savaş uçağı tedarik eden, satan veya nakleden herkese’ yönelik yaptırımları kapsıyor.
Projeyi sunan ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Gregory Meeks konuya dair şunları söyledi:
“Dünyanın en büyük terör kaynağı olan İran’ın elindeki savaş uçakları, ABD’nin güvenliğini ve bölgedeki barışı tehdit ediyor. İran’ın ABD kuvvetlerine, ticaret gemilerine ve bölgedeki müttefiklerine yönelik son saldırıları ve çatışma bölgelerine İHA teknolojisi ihraç etmesi, büyük bir tehlike oluşturuyor.”
Demokrat temsilci tasarının amacının, yaptırımlar getirmenin yanı sıra uluslararası topluma ABD’nin İran İHA programına herhangi bir desteğe müsamaha göstermeyeceği yönünde güçlü bir mesaj göndermek olduğunu vurguladı.
Diğer yandan Komite’nin kıdemli üyesi Cumhuriyetçi Michael McCaul, İHA’ların ABD ve Ortadoğu’daki müttefikleri için tehlike arz ettiği konusunda uyarırken ‘İran, Husiler veya İran destekli milisler ve gruplar’ tarafından yapılan saldırıları ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdi. Ortadoğu’da yaşayanların İran’a ait İHA’ların saldırısına uğrarken özgürlük, istikrar ve refah içinde yaşayamayacaklarını vurgulayan McCaul, önerilen projenin, ABD’nin ‘İran’ın İHA sağlamasına son vermek ve yıkıcı etkilerine rağmen Tahran’a İHA sağlamaya devam edenleri cezalandırmak’ için gerekli tüm araçları kullanacağını açıkça gösterdiğine dikkat çekti.
Her iki partiden de yasa koyucular, İHA saldırılarının artmasından ve İran’ın bu programı geliştirmesinden derin endişe duyduklarını bildirdiler. Söz konusu endişelerin bölgedeki ABD’lilerin hedef alınması ve can kaybı riskinin artması nedeniyle arttığını ifade ettiler.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz iki hafta önce, İran’ın güneyindeki Çabahar Limanı’nda (Umman Körfezi açıklarında) ve Keşm Adası’nda (Hürmüz Boğazı’nın batısında) deniz hedeflerine yönelik saldırıların başlatıldığı iki merkezi üssün kurulduğunu açıkladı.
İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Amikam Norkin, İran’ın insansız hava aracı tehdidine karşı bölgesel ortaklarla iş birliği yapmayı önerdi.
ABD, İngiltere ve İsrail geçen ağustos ayında, Umman Körfezi’ndeki ‘Mercer Street’ isimli petrol tankerine düzenlenen ve iki İngiliz ve bir Romanyalı mürettebatın öldüğü saldırıdan İran’ı sorumlu tuttu. Beşinci Filo Merkez Komutanlığı, saldırıda ‘İran yapımı’ İHA’ların kullanıldığına dair ‘kanıtlar’ yayınladı.
ABD Hazine Bakanlığı geçen ekim ayının sonunda İran’ın İHA programına yaptırımlar uyguladı. Yaptırımlar, İHA programının beyni olan ve başka bir ABD kara listesinde bulunan Said Ağacani’yi ve Devrim Muhafızları’nda üst düzey yetkili Genral Abdullah Mahrabi’yi de hedef aldı.
Yaptırımlar, ABD’li yetkililerin İran’ı Suriye’deki bir ABD üssüne İHA saldırısı düzenlemekle suçlamasından bir hafta sonra geldi. Yetkililer, söz konusu dönemde ABD’nin  Tahran’ın saldırıya yataklık ettiğine inandığını ancak İHA’ların İran’dan fırlatılmadığını bildirdiler.



Moskova, savaşın dördüncü haftasında "daha da kötü bir bozulma" bekliyor

Rusya Devlet Başkanı, 23 Şubat'ta Moskova'da düzenlenen "Vatan Savunucuları" günü etkinliklerine katılımı sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı, 23 Şubat'ta Moskova'da düzenlenen "Vatan Savunucuları" günü etkinliklerine katılımı sırasında (AP)
TT

Moskova, savaşın dördüncü haftasında "daha da kötü bir bozulma" bekliyor

Rusya Devlet Başkanı, 23 Şubat'ta Moskova'da düzenlenen "Vatan Savunucuları" günü etkinliklerine katılımı sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı, 23 Şubat'ta Moskova'da düzenlenen "Vatan Savunucuları" günü etkinliklerine katılımı sırasında (AP)

İran savaşının dördüncü haftasında Kremlin'in bakış açısı son derece karamsar görünüyordu. Moskova'nın çatışmanın gidişatını etkileme şansının ve bunun kilit ortaklarından biri üzerindeki potansiyel sonuçlarının azaldığına dair artan inançla birlikte, Kremlin'in seçenekleri, devam eden çatışmaya daha fazla karışmaktan kaçınmak ve yakın çevredeki etkilerini izlemekle sınırlı görünüyordu.

Rusya Devlet Başkanlığı Sözcüsü Dmitry Peskov, "Ortadoğu'daki durumun nasıl gelişeceğini aklı başında hiç kimse tahmin edemez, ancak işlerin kötüye gittiği açık" değerlendirmesinde bulundu.

Karamsar beklentilere rağmen, Moskova hâlâ Tahran'ın şu ana kadar çok güçlü ilk darbeyi savuşturmayı başardığına ve savaşı, Washington ve Tel Aviv kamplarındaki olası iç gelişmelere güvenerek, saldırganların enerjilerini tüketen bir çatışmaya dönüştürdüğüne inanıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savaşı sona erdirmek için hızlı bir arabuluculuk önererek, müzakere pozisyonunu güçlendirmeye çalışmıştı. Ancak bu teklif, İran'ın yeteneklerini zayıflatmak için askeri seçenekte ısrar eden Tel Aviv'de veya Washington'da pek ilgi görmedi.


İran’ın gölge ağları: Körfez’deki istihbarat teşkilatları, savaşın uyandırdığı ‘uyuyan hücreleri’ çökertiyor

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale
TT

İran’ın gölge ağları: Körfez’deki istihbarat teşkilatları, savaşın uyandırdığı ‘uyuyan hücreleri’ çökertiyor

Görsel: Sara Gironi Carnevale
Görsel: Sara Gironi Carnevale

Omar Harkus

Ortadoğu’da ABD ve İsrail ile İran arasında eşi benzeri görülmemiş bir savaşın yaşandığı dönemde, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere dört Körfez ülkesi, yıllardır sivil ve ticari faaliyetler kisvesi altında ‘uyuyan’ ve savaş sırasında harekete geçen İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile Lübnan'daki Hizbullah’a bağlı hücreleri çökerttiklerini duyurdu.

DMO ve Hizbullah'a bağlı uyuyan hücrelerle ilgili bu gelişmeler yeni değil, aksine bunlar uzun zamandır süregelen bir durum ve bu durum, 1980’li yılların ortalarından önce başladı. O dönemde, 1983 yılında Kuveyt'te bazı militanlar bombalı saldırılar düzenledi. Ardından saldırılar arka arkaya devam etti; bunların arasında 1988'de Kuveyt Havayolları'na ait bir uçağın kaçırılması da vardı. Bu olay medyada ‘el-Cebariye Uçağının Kaçırılması Vakası’ olarak biliniyordu. Bundan yıllar sonra Suudi Arabistan'nın el-Huber şehrinde bir patlama meydana geldi ve Lübnan'daki Hizbullah'ın desteğiyle yapılan captagon kaçakçılığı ve kara para aklama ağları ortaya çıktı.

İran'da Ayetullah Ali Hamaney suikastının ardından ortaya çıkan liderlik boşluğu, DMO ve Hizbullah’a bağlı uyuyan hücrelerin çeşitli yerlerde faaliyete geçmesine yol açarken, Tahran'ın Körfez ülkelerine yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) ile düzenlediği saldırılar sırasında Körfez ülkelerinin savunma çabalarını baltalamak amacıyla harekete geçtiler. Bahreyn'deki güvenlik güçleri, dışarıdan gelen saldırılarla eş zamanlı olarak, içerideki uyuyan hücrelerin hareketliliğini tespit etti.

Katar'da terörist hücrelerin yakalandığına dair açıklamalar yapılmaya başladı. Doha, 4 Mart'ta DMO ile bağlantılı iki hücrenin ortaya çıkarıldığını ve 10 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Ardından Bahreyn'de yetkililer, 11 Mart'ta 4 kişilik bir hücreyi yakalarken, beşinci kişi kaçmayı başardı. Bu hücrenin üyeleri, casusluk faaliyetlerinde bulunurken, stratejik öneme sahip yerlerin fotoğraflarını çekiyordu.

frgfr
Kuveyt’te düzenlenen 45. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) toplantısından bir kare, 1 Aralık 2024 (AFP)

Kuveyt'te ise yetkililer, silah, insansız hava aracı, mühimmat ve telsiz cihazlarına sahip olan ve Hizbullah'a bağlı Lübnanlı ve Kuveytli 26 kişiyi gözaltına aldı. BAE’de yetkililer 19 Mart'ta, en az beş kişiden oluşan ve üyeleri Lübnan'daki Hizbullah'a mensup bir kara para aklama ve terörün finansmanı şebekesini çökerttiğini duyurdu.

Dengeli ilişkilerin ardından çıkan çatışma

Doha'nın on yıllardır Tahran ile sürdürmeye çalıştığı dengeli diplomatik ilişkilere rağmen, mevcut bölgesel gerginliğin boyutu İran'ı Katar topraklarındaki hücrelerini harekete geçirmeye itti. Katarlı güvenlik güçleri, DMO'ya bağlı iki hücrenin çökertildiğini ve 10 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Ayrıca İran’ın Doha'daki Büyükelçiliği'nden güvenlik ve askeri ataşelerin sınır dışı edilmesini talep etti. Analistlere göre bu gelişmeler, yıllardır iki ülke arasındaki ilişkileri belirleyen istisnai dönemin sona erdiğini ve Doha'nın da hedef tahtasına oturmasının ardından Katar'ın İran'ın sızmalarına karşı doğrudan çatışmaya dayalı farklı bir aşamaya girdiğini gösteriyor.

Manama ise ‘DMO ile iş birliği yapmak suçlamasıyla’ biri kadın dört kişiyi gözaltına aldı. Bu hücrenin görevi, yüksek çözünürlüklü görüntüleme ekipmanları kullanarak hayati öneme sahip ve askeri konumların fotoğraflarını çekmek ve kesin koordinatlarını belirleyerek bunları şifreli programlar aracılığıyla göndermekti. Bu grup, Bahreyn'in maruz kaldığı füze saldırılarıyla bağlantılı olarak faaliyet gösteriyordu. Hava savunma sistemleri onlarca füzeyi ve İHA’yı önledi. Soruşturmalar, hücrenin İran füzelerinin rotalarını düzeltmek ve özellikle Muharrak ilindeki yakıt tankerleri ve petrol tesisleri gibi hedefleri vurmasını sağlamak için bir ‘keşif birimi’ olarak çalıştığını ortaya koyuyor.

Bu gelişmeler, yıllardır Doha ile Tahran arasındaki ilişkileri belirleyen istisnai dönemin sona erdiğini işaret ediyor. Katar, İran’ın nüfuzuna karşı doğrudan çatışmaya dayalı farklı bir aşamaya giriyor.

Kuveyt ise İran'ın vekilleriyle, özellikle de Lübnan'daki Hizbullah üyeleriyle yaşanan güvenlik çatışmalarına dair geçmişi nedeniyle en hassas bölge olarak öne çıkıyor. Yakalanan hücreler diğer hücreler gibi faaliyet gösteriyor, ancak aynı zamanda ‘Soğuk Savaş’ döneminde kullanılan eski yöntemlere başvuruyor. Yetkililer, Mors alfabesiyle çalışan iletişim cihazlarına el koydu. Bunlar, sahiplerinin sandığı gibi elektronik olarak izlenmesi zor, yüz yıllık bir şifreli iletişim aracıydı ve Hizbullah'ın Lübnan'da yetkilileri ile üyeleri arasında iletişim kurmak için kullandığı ‘pager’ cihazlarına büyük ölçüde benziyor. Bu tekniğin kullanıldığının ortaya çıkması, binlerce kişinin bombalamada hayatını kaybetmesine yol açtı. Ayrıca Kuveyt hükümeti, baskınlarda kameralı insansız hava araçları, ayrıntılı haritalar ve suikastlara yönelik silahlar ele geçirdi.

BAE’de ise Devlet Güvenlik Teşkilatı, ticaret kisvesi altında faaliyet gösteren ve ‘terörist’ olarak nitelendirdiği bir şebekenin çökertildiğini duyurdu. Yetkililer, çökertilen şebekenin doğrudan bombalama veya terör eylemleri gerçekleştirmeyi amaçlamadığını, aksine ekonomiye sızarak İran ve Hizbullah'ın yurtdışı faaliyetlerini finanse etmek için para aklama faaliyetlerinde bulunduğunu açıkladı. Açıklamalara göre bu faaliyetler arasında, dünya pazarlarından modern ekipman satın almak, özellikle de insansız hava araçları için yedek parça gibi askeri amaçlarla da kullanılabilecek sivil teknolojiler yer alıyor.  Şebekenin bazı yönleriyle ketamin ticareti ve kripto para birimleriyle bağlantılı olan yasadışı gelirleri aklamak için finansal altyapıyı kullandığını belirten yetkililere göre bu tür faaliyetler, doğrudan çatışma yerine ülkeleri içeriden tüketerek finansal altyapılarını hedef alıyor.

Sahada faaliyet gösteren birimler

DMO ve ona bağlı milislerin faaliyetleri hem askeri hem de istihbarat özelliklerini taşırken, finansman ve uygulama açısından organize suç şebekelerine yakın yöntemler kullanıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Lübnan dışında faaliyet gösterdiği iddia edilen bazı gruplar, hücreler arasında izolasyon ilkesine dayanan ve üyelerinin birbirlerini tanımadığı kapalı organizasyon yapılarıyla öne çıkıyor. Ayrıca, bu gruplar, uluslararası sınır kapılarından daha rahat geçiş yapabilmelerini sağlayan gerçek yabancı kimlik belgelerine sahip kişileri bünyesinde bulunduruyor.

‘Ölüm Birimi’ olarak bilinen yapıya gelince, bölgesel ve uluslararası soruşturmacılar tarafından siyasi suikastlarda parmağı olduğu düşünülüyor. Bu suikastların başında 2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik Hariri'ye düzenlenen suikast geliyor. Lübnan Özel Mahkemesi, Hariri suikastından Selim Ayyaş'ı sorumlu tuttu. Ayrıca adli iddialara ve resmi soruşturmalara göre, Lübnan'daki muhaliflere yönelik suikastlar da bu birime atfedildi. Kuveyt'in ele geçirdiğini açıkladığı deliller, bu operasyonel modele uygun eğitim almış unsurların varlığına işaret ediyor.

Kaçakçılık meselesine gelince yapılan birçok güvenlik soruşturması, özellikle ketamin kaçakçılığı yapılan Ürdün, Yemen ve Suriye-Lübnan sınırı olmak üzere uyuşturucu kaçakçılığı rotalarını İHA parçaları ve patlayıcı nakliyesi için kullandığı iddia edilen şebekeleri ortaya çıkardı.

Şu anda bu gruplar, 2008 yılında Şam'da suikasta kurban giden Hizbullah lideri İmad Muğniye tarafından kurulan bir güvenlik ekolünün uzantısı çerçevesinde harekete geçti.

Şu anda bu gruplar, 2008 yılında Şam'da suikasta kurban giden Hizbullah lideri İmad Muğniye tarafından kurulan bir güvenlik okulunun uzantısı olarak harekete geçti. Bu okulun en önde gelen üyeleri ve daha sonra liderleri arasında, 2016 yılında yine Şam'da öldürülen ‘Zülfikar’ lakaplı Mustafa Bedreddin de yer alıyordu.

Bedreddin, 1983 yılında Kuveyt’te meydana gelen bombalı saldırıların arkasındaki beyin olarak kabul ediliyor. Irak-İran Savaşı sırasında Kuveyt, ABD ve Fransa büyükelçiliklerini, Kuveyt Havalimanı'nı, bir petrol tesisini ve bir konut kompleksini hedef alan bir dizi saldırıya sahne oldu. Kuveytli soruşturmalara göre savcılık Bedreddin'i, geleneksel patlayıcılara gaz ekleyerek yıkıcı gücünü iki katına çıkaran bir patlatma tekniği kullanmakla suçladı. Bu teknik, aynı yıl Beyrut Havaalanı yakınlarındaki Deniz Piyadeleri kışlasının bombalanmasında da kullanılmıştı. Bedreddin Kuveyt'te yakalandı ve idam cezasına çarptırıldı, ancak 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesinin ardından hapishanelerin kapılarının açılmasıyla kaçmayı başardı. Bir grup tarafından deniz yolu ve bir tekneyle İran'a kaçırıldı, oradan Beyrut'a döndü. Lübnan basınında yer alan haberlere göre, 2005 yılında Ayyaş ve diğerleriyle birlikte eski Başbakan Refik Hariri'nin suikastına karıştığı, Lübnan Özel Uluslararası Mahkemesi tarafından da teyit edildi.

Kuveyt Havayolları uçağının kaçırılması, Kuveyt'te tutuklu bulunan Bedreddin ve 17 arkadaşının serbest bırakılması için bir şantaj operasyonu olarak gerçekleştirildi. 1988 yılında 16 gün süren operasyonu İmad Muğniye yönetti. Operasyon, Kuveytli vatandaşların öldürülmesi ve cesetlerinin Kıbrıs Adası üzerinde uçaktan atılmasıyla sona erdi.

Bu acı hatıralar, 2023 yılında Kuveyt hükümetini, bazıları tarafından henüz iyileşmemiş yaraları yeniden deşmek olarak görülen ‘el-Cebariye’ dizisinin yayınlanmasını yasaklamaya itti.

cfdvf
BAE’nin Dubai Limanı'ndan ayrılan bir yük gemisi, 15 Mart 2026 (AP)

Bedreddin, 1983 yılında Kuveyt'te meydana gelen bombalı saldırıların planlayıcısı olarak kabul edilmektedir. Irak-İran Savaşı sırasında Kuveyt, ABD ve Fransa büyükelçiliklerini, Kuveyt Havalimanı'nı, bir petrol tesisini ve bir konut kompleksini hedef alan bir dizi saldırıya sahne oldu.

Bu tür eylemler, Kuveyt ve diğer Körfez ülkeleriyle sınırlı kalmadı, 1996 haziranında Suudi Arabistan’daki el-Huber Kulelerinde meydana gelen ve bir Suudi vatandaşı ile 19 Amerikan askerinin ölümüne yol açan bombalı saldırıyla Suudi Arabistan’a da sıçradı. ABD ve Suudi Arabistan tarafından yürütülen soruşturmalar, eylemi Ahmed İbrahim el-Mugsel’in planladığına ve Hicaz Hizbullahı'nın gerçekleştirdiğine işaret etti. Mugsel, daha sonra 2015 yılında Beyrut'ta tutuklandı. Bu saldırıyı gerçekleştirmek için Lübnan'daki Hizbullah merkezlerinde veya İran'daki DMO üslerinde eğitilmiş Suudi vatandaşları kullanıldı.

Suudi Arabistanlı yetkililer, İran'ın vekillerini 1987'de Ras Tanura petrol kompleksinde bir atölyenin yakılması ve 1988'de Cebail Sanayi Şehri'nde Sadaf Petrokimya Şirketi çalışanlarına saldırı da dahil olmak üzere başka eylemlerle de suçluyor. Soruşturmalara göre bu milislerin ayrıca, 1987 Hac sezonunda İranlı hacılar tarafından gerçekleştirilen ve yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği çatışmalarda ve izdihamlara yol açan ayaklanmalarda da parmağı var.

nhyth
Katar Petrol Şirketi tarafından işletilen ve başkent Doha'nın yaklaşık 80 kilometre (50 mil) kuzeyinde yer alan, ülkenin LNG üretimi ile gazın sıvılaştırılması faaliyetlerinin merkezi olan Ras Laffan Sanayi Şehri, 6 Şubat 2017 (AFP)

Lübnan'da ise 1984 haziranında Hizbullah yanlısı göstericiler, Beyrut'un Ras bölgesinde bulunan Suudi Arabistan Büyükelçiliği binasına baskın düzenledi. Bu eylemin sorumluluğunu o dönemde Hizbullah'ın eylemleri için paravan olarak kullanılan İslami Cihad Örgütü üstlendi. Büyükelçiliğe yapılan saldırı münferit bir olay değildi. Zira bunu, 17 Ocak 1984 tarihinde er-Ruşe bölgesinde Suudi Arabistan'ın Lübnan Başkonsolosu Hüseyin Faraş'ın kaçırılması olayı izledi. Faraş, aylarca alıkonulduktan sonra, aynı yılın mayıs ayında serbest bırakıldı.

Hizbullah ve DMO, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin çöküşüyle birlikte, ciddi finansal baskılarla karşı karşıya kaldı. Zira Batı ve Lübnan kaynaklı tahminlere göre yıllık milyarlarca dolar gelir getiren ketamin üretim ve ihracat ağı kapatılmıştı.

Hizbullah ve DMO, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin çöküşüyle birlikte, ciddi finansal baskılara maruz kaldı. Zira Batı ve Lübnan kaynaklı tahminlere göre yıllık milyarlarca dolar gelir getiren ketamin üretim ve ihracat ağı kapatılmıştı. Güvenlik soruşturmaları, ketaminin uyuyan hücrelere nakit finansman sağlamak için bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor. Lübnanlı yetkililer, bundan birkaç hafta önce Suudi Arabistan ile koordineli olarak, Körfez ülkelerine büyük miktarda sevkiyat yapmak üzere hazırlanan Baalbek bölgesindeki bir fabrikayı ele geçirdiklerini duyurdu.

Mali açıdan bakıldığında, ABD ve Avrupa kaynaklı soruşturmalar, Kuzey ve Güney Amerika, Afrika ve Ortadoğu’daki ağları birbirine bağlayan paralel bir finansman mekanizması olarak (Hizbullah’a bağlı  hayır kurumu) Karz-ı Hasen’e işaret ediyor. Bu soruşturmalar, kaçak petrol ve ketamin gelirlerinin kripto para birimlerine dönüştürüldüğü ve daha sonra sivil paravanlar altında faaliyet gösteren emlak ve ticari şirketler aracılığıyla nakde çevrildiği iddia edilen yöntemlerden bahsediyor. Bu şirketler arasında teknik danışmanlık, yedek parça ticareti ve ikinci el araç ticareti yapan şirketler bulunuyor.

Batı kaynaklı güvenlik değerlendirmeleri, bu ağların birbirinden bağımsız olarak faaliyet göstermediğini, aksine bir bütün olarak entegre bir operasyonel yapı oluşturduğunu ve araçlarının dört on yıl boyunca bombalama ve kaçırma yöntemlerinden İHA ve siber savaş tekniklerinin kullanımına kadar uzandığını ortaya koyuyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi
TT

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan askeri saldırıların 5 gün süreyle ertelenmesi talimatı verdiğini duyurdu. Trump ayrıca, bölgedeki askeri operasyonları sonlandırmak için 5 temel hedeflerinin olduğunu açıkladı.

Donald Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden peş peşe yaptığı açıklamalarda, İran ile Ortadoğu'daki gerilimi sona erdirecek kapsamlı bir çözüm üzerinde çalışıldığını belirtti.

Trump, son iki gündür süren yapıcı görüşmelerle, İran'ın enerji santralleri ve altyapısına yönelik saldırı planlarını geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

Saldırılar 5 gün süreyle askıda

Trump, "Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin tonuna dayanarak, Savaş Bakanlığı'na, devam eden toplantıların başarısına bağlı kalmak kaydıyla, İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıları beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" dedi.

Tahran yönetimini terör rejimi olarak nitelendiren Trump, İran’a yönelik askeri çabaların hedeflerine ulaşmaya çok yaklaştığını savundu.

Trump, bölgedeki askeri varlığı azaltmak veya sonlandırmak için şu 5 şartın yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:

1 - İran'ın füze kapasitesinin, fırlatıcılarının ve bunlarla ilgili her şeyin tamamen etkisiz hale getirilmesi.

2 - İran'ın savunma sanayi altyapısının tamamen çökertilmesi.

3 - İran Deniz ve Hava Kuvvetleri ile hava savunma sistemlerinin ortadan kaldırılması.

4 - İran'ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına asla izin verilmemesi ve ABD’nin olası bir durumda anında ve güçlü tepki verecek konumda kalması.

5 - İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bölge müttefiklerinin en üst düzeyde korunması.

ABD Başkanı daha önce İran’a, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etmişti.

İran’dan yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmadığını belirtti. Arakçi, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, gemilerin geçişten kaçınmasının nedeninin savaş riski ve sigorta şirketlerinin çekinceleri olduğunu ifade ederek, gerilimin sorumlusunun İran olmadığını savundu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ise savaşa taraf olmayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için Tahran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini açıkladı.

Açıklamada ayrıca, İran kıyıları veya güney adalarının hedef alınması durumunda deniz iletişim hatlarının kesileceği ve deniz mayınlarının döşeneceği uyarısında bulunuldu. Bu ifadelerin, ABD’nin İran’ın ana petrol ihracat noktası olan Hark Adası’na yönelik olası müdahale planlarına dolaylı bir yanıt olduğu değerlendiriliyor.

İran Devrim Muhafızları da enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya aynı düzeyde karşılık verileceğini belirterek, elektrik üretim tesislerinin hedef alınması halinde İsrail’deki enerji altyapısı ile bölgedeki ABD üslerine enerji sağlayan sistemlerin vurulacağını açıkladı.

Trump’ın bu açıklaması, son dönemdeki sert söylemlerinin ardından siyasi ve medya çevrelerinde sürpriz olarak değerlendirildi. ABD Başkanı kısa süre önce “güç yoluyla barış” yaklaşımını yinelemişti.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından İsrail ve ABD, başta Tahran olmak üzere çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. İran ise İsrail ve bazı Körfez ülkelerine füze saldırılarıyla karşılık verdi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri tehdit etti.

Bu gelişmeler, boğazda fiili bir kapanmaya yol açarken küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa neden oldu.