İran, nükleer anlaşmanın canlandırılması için ABD’lilerin serbest bırakılması şartını reddetti

Barry Rosen Şarku’l Avsat’a konuştu: İran'ın çifte vatandaşları alıkoymasına son vermenin zamanı geldi

Barry Rosen (solda) ve Nizar Zakka’nın (sağda) dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin yapıldığı binanın önünde çekilen bir fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Barry Rosen (solda) ve Nizar Zakka’nın (sağda) dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin yapıldığı binanın önünde çekilen bir fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
TT

İran, nükleer anlaşmanın canlandırılması için ABD’lilerin serbest bırakılması şartını reddetti

Barry Rosen (solda) ve Nizar Zakka’nın (sağda) dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin yapıldığı binanın önünde çekilen bir fotoğrafı (Şarku’l Avsat)
Barry Rosen (solda) ve Nizar Zakka’nın (sağda) dün Viyana'daki nükleer müzakerelerin yapıldığı binanın önünde çekilen bir fotoğrafı (Şarku’l Avsat)

Tahran, ABD'nin nükleer anlaşmayı canlandırmak için başta İran’da tutuklu ABD vatandaşlarının serbest bırakılması olmak üzere hiçbir ön şartı kabul etmeyeceğini açıkladı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, Avusturya'nın başkenti Viyana’da yapılan müzakerelerde ‘bir anlaşmaya ulaşılmasına her zamankinden daha fazla yaklaşıldığını’ söyledi. Hatibzade, nükleer anlaşmayı canlandırma müzakereleri ile Tahran'da tutuklu bulunan çifte vatandaş meselesinin bir birinden ayrılması gerektiğini vurguladı.
Hatibzade, dün düzenlediği haftalık basın toplantısında bunların ‘iki farklı mesele’ olduğunu söylese de esnek bir tavırla  “ABD önceki anlaşmalara bağlı kalırsa, bu insani mesele mümkün olan en kısa sürede çözülebilir” ifadelerini kullandı. Hatibzade, “Eğer karşıda bir yönetim varsa, mümkün olan en kısa sürede iki mesele üzerinde kalıcı bir anlaşmaya varılabilir” dedi.
Geçtiğimiz günlerde, İran'da tutuklu kalmış bir grup eski tutuklunun Viyana’ya gelmesi ve ‘çifte uyruklu rehineler’ meselesinin müzakere masasına getirilmesini talep etmesi müzakerecilerin üzerinde ek baskı yarattı. Grupta, 1979-1980 yılları arasında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği'nde rehin olarak 444 gün geçiren eski ABD’li diplomat Barry Rosen da yer aldı. Rosen, geçtiğimiz Çarşamba günü İran’da tutuklu bulunan yabancıların ve çift uyruklu vatandaşların serbest bırakılması için Viyana'da açlık grevine başlamıştı. Rosen, beş gün süren açlık grevini, ABD’nin Viyana müzakereleri heyetinin başkanı Robert Malley ile görüşmesinin ardından Pazar günü sona erdirdi.
İran asıllı ABD vatandaşları işadamı Siamak Namazi (50), babası Bakır Namazi(85), iş adamı ve çevre uzmanı Morad Tahbaz ve iş adamı Emad Shargi (57) İran’da tutuklu haldeler. ABD de topraklarında dört İranlıyı alıkoyuyor.
Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İran'daki tutuklular meselesine dikkati çekmek için ABD'den Avusturya'ya geldiğini söyleyen Rosen, “İran'ın buna bir son vermesinin ve ABD ve Batılı ülkelerin bu tutumu durdurmasını istemeleri, aksi takdirde nükleer anlaşmaya dönüş olmayacağını söylemelerinin vakti geldi” ifadelerini kullandı. ABD’nin Viyana müzakereleri heyetinin başkanı Malley ile yaptığı görüşmelerde ‘bir miktar ilerleme’ kaydettiğini belirten Rosen, “İran'la yapılan müzakerelerde insan hakları konusunun daha fazla yer kapladığını düşünüyorum. Ancak siyasi müzakereler söz konusu olduğunda hiçbir garanti alınamaz. Yine de İnsan hakları konusunun müzakerelerin merkezine konulacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.
ABD’li yetkili Malley, geçtiğimiz Pazar günü Reuters'a Rosen yanında otururken yaptığı açıklamada, çifte uyruklu tutuklular sorunu çözülmeden İran ile bir anlaşmaya varılmasını reddettiğini söylemişti. Bu arada Rosen Viyana'da, nükleer anlaşma müzakerelerine ev sahipliği yapan Palais Coburg otelinde kalıyor. Otel Avusturya polisi tarafından sıkı bir şekilde korunuyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hatibzade, ABD'li yetkilinin İran'daki ABD vatandaşı olan tutukluların serbest bırakılmasına ilişkin açıklamalarıyla ilgili olarak İran’ın, ABD tarafından öne sürülen hiçbir ön koşulu kabul etmediğini söyledi. Hatibzade, İran basını tarafından aktarılan açıklamasında, “Müzakereler yeterince karmaşık. Bir de bu tür açıklamalarla durum daha da karmaşık hale getirilmemeli” dedi.
Hatibzade, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD'de tutulan İranlıların koşullarıyla ilgili endişelerimizi müzakerelerin öncesinde ve sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak ilk günden itibaren dile getirdik.”
İran'da tutuklu çifte uyrukluların ise ‘suç işlediklerini, adli suçlamalarla karşı karşıya olduklarını’ iddia eden Hatibzade, bu kişilerin ‘suçlarının’ yetkili mahkemelerce görülen davalarda ele alındığını kaydetti.
Rosen, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, iki güvenlik görevlisinin odasının kapısında beklediğini ve dışarı çıktığında ‘güvenlik tehdidi altında olduğu için’ kendisine eşlik ettiklerini söyledi.
Rosen, Avrupalı, Rus ve Çinli heyetlerle görüşmek üzere otele gelen İran’ın müzakere heyetinin, kendisini Avusturya polisine şikayet etmiş olabileceklerinden şüpheleniyor.
Öte yandan Rosen'a,  daha önce yine Rosen tarafından başlatılan ‘Rehineleri Serbest Bırakın!’ kampanyasında da yer alan ‘Hostage Aid Worldwide’ (Dünya Genelinde Rehinelere Destek) organizasyonunun başındaki Lübnan asıllı Amerikalı işadamı Nizar Zakka da katıldı. Şarku'l Avsat'a konuşan Zakka, kendisinin ve Rosen'in tam da bu dönemde Viyana'ya gelmeye ve oturma eylemi düzenlemeye karar verdiklerini, çünkü müzakerelerde bir anlaşmaya varılmasına yaklaşıldığını ve tutuklular meselesinin unutulmasını ve yarım kalmasını istemediklerini söyledi.
Zakka, ABD Senatosu’na ve yönetimine rehineler konusunun İran'la yapılan nükleer müzakerelerin merkezine konulması çağrısında bulunan bir yazı sunduğunu açıkladı. İran'da, dördü ABD vatandaşlığına, diğerleri ise Avrupa’daki farklı ülkelerin vatandaşlıklarına sahip 14 çifte uyruklu tutuklu var. Zakka da Rosen’in kaldığı Palais Coburg otelinde kalmaya çalıştı. Fakat otel yetkilileri ona Rosen'in kendisinden önce gelmesi ve polis nezaretinde olması nedeniyle rezervasyonunu kabul edemeyeceklerini söylediler.
Viyana’daki Rosen ve Zakka’ya Londra’da ikamet eden İranlı gazeteci Jamshid Barzegar da katıldı. Şarku'l Avsat'a konuşan Bargezar, İran’daki cezaevlerinde bulunan İranlı siyasi tutuklular konusuna dikkat çekmek istediğini söyledi. 6 gün önce açlık grevine başlayan Bargezar, “Bugün açlık grevimin altıncı günü ve Barry Rosen'ı desteklemek için buradayım, çünkü yaptığı şey çok önemli. Bununla birlikte İran'daki siyasi tutuklulara da dikkati çekmek istiyorum” ifadelerini kullandı.



Erdoğan'ı Barış Konseyi'nde Dışişleri Bakanı Fidan temsil edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Erdoğan'ı Barış Konseyi'nde Dışişleri Bakanı Fidan temsil edecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Bugün Reuters'e konuşan bir Türk kaynağı, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın çağrısıyla toplanan "Barış Konseyi"nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsil edeceğini söyledi.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Trump'ın Erdoğan'ı "Barış Konseyi" girişimine katılmaya davet eden bir mektup gönderdiğini duyurdu.

Bugün ise Türkiye Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı'na göre, iki cumhurbaşkanı Türkiye ile ABD arasındaki ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı'na Gazze Barış Konseyi'ne davet ettiği için teşekkürlerini iletti.

Telefon görüşmesinde Erdoğan, Türkiye'nin Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ettiğini vurgulayarak, "Suriye'nin birliği, dayanışması ve toprak bütünlüğü Türkiye için son derece önemlidir" ifadelerini kullandı.


Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
TT

Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü ABD’ye yönelik şimdiye kadarki en sert ve doğrudan uyarısını yaparak, İslam Cumhuriyeti’nin “yeniden bir saldırıya uğraması halinde elindeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” söyledi.

Uluslararası bağlam ve ABD’nin askerî hareketliliği

Arakçi’nin açıklamaları, ülkesindeki protestoların bastırılması nedeniyle Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na davetinin geri çekildiği bir dönemde geldi. Aynı zamanda, Asya’dan Ortadoğu’ya doğru ilerleyen bir ABD uçak gemisi taarruz grubunun bölgeye yöneldiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, Karayipler’deki geniş çaplı bir ABD askerî konuşlanmasının ardından Venezuela’da Nicolas Maduro’nun ABD güçlerince gözaltına alınmasıyla eş zamanlı şekilde, Ortadoğu’da da Amerikan savaş uçakları ve askerî teçhizatının hareketliliği dikkat çekiyor.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı analizde Arakçi, “şiddetli kargaşa evresinin 72 saatten kısa sürdüğünü” savunarak, yaşanan şiddetin sorumluluğunu yeniden “silahlı göstericilere” yükledi. Ancak internet kesintisine rağmen İran’dan sızan görüntülerde, güvenlik güçlerinin çoğu silahsız görünen göstericilere defalarca gerçek mermi kullandığı görülüyor; Arakçi bu iddialara değinmedi.

Haziran ayında İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunan Arakçi, “İran’ın Haziran 2025’te gösterdiği itidalin aksine, güçlü silahlı kuvvetlerimizin yeni bir saldırı halinde sahip olduğumuz her şeyle karşılık verme konusunda en küçük bir tereddüdü yoktur. Bu bir tehdit değil; bir diplomat ve eski bir savaşçı olarak savaştan nefret ettiğim için, açıkça iletmem gerektiğini hissettiğim bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Arakçi, “Herhangi bir kapsamlı çatışma kesinlikle sert olacak ve İsrail ile onun vekillerinin Beyaz Saray’a pazarlamaya çalıştığı hayali zaman çizelgelerinden çok daha uzun sürecektir. Böyle bir çatışma, bölge geneline yayılacak ve dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanlar üzerinde etkiler yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.


Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
TT

Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)

İran’da son protesto dalgasının ardından gözaltı kampanyası yoğunlaştırıldı. Ülke, insan hakları örgütlerinin binlerce kişinin hayatını kaybettiğini söylediği baskı politikaları nedeniyle ciddi uluslararası baskılarla karşı karşıya bulunurken, internet erişiminin kesilmesi de sürüyor.

Bu gelişmeler, Tahran yönetiminin söz konusu olayları ‘isyancı eylemler ve terör’ olarak nitelendirerek ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu bir dönemde yaşanıyor. İnsan hakları örgütleri ise güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucu binlerce kişinin öldüğünü savunuyor.

İran medyası dün hükümet yetkililerine dayandırdığı haberlerde, güvenlik birimlerinin resmî söyleme göre ABD ve İsrail tarafından yönlendirilen ‘terör eylemlerine’ karıştıkları iddiasıyla bazı kişileri gözaltına aldığını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre protesto gösterileri büyük ölçüde gerilerken, Tahran merkezindeki Büyük Çarşı’da bulunan çok sayıda dükkân dün yoğun güvenlik önlemleri altında yeniden açıldı.

Sosyal medyada paylaşılan yeni görüntülerde ise askerî kıyafet ve teçhizat giyen kişilerin İran’daki bir sokakta halkı korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirdiği, ‘Lebbeyk ya Hamaney’ ve ‘Ya Haydar’ sloganları attığı ve silah seslerinin duyulduğu görüldü.

zxcdfg
Tahran'daki halk protestoları sırasında yakılan bir binanın yanındaki köprüden geçen İranlı bir kadın (AFP)

İran devlet televizyonu dün, ülkenin orta kesimindeki İsfahan’da ‘ABD-Siyonist fitnesi’ suçlamasıyla 73 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, ülke genelindeki toplam gözaltı sayısına ilişkin bilgi verilmedi.

Tahran’da ise yargıya bağlı Mizan Online internet sitesi, savcılığın aralarında sporcular ve oyuncuların da bulunduğu 25 kişi ile 60 kafe hakkında dava açtığını bildirdi. Söz konusu kişi ve işletmeler, ‘terör çağrılarına doğrudan ya da dolaylı destek’ ile suçlanırken, bazı sanıklara ait mal varlıklarına el konuldu. Açıklamada, mahkûm edilen kişilerin kamuya ve özel mülkiyete verilen zararları tazmin etmekle yükümlü olacağına işaret edildi.

Bu gelişmeler, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin protestolarla bağlantılı tutukluların dosyalarının hızla ele alınması gerektiğini vurgulamasının ardından yaşandı. Yargı yetkilileri, gözaltı sayısının soruşturmaların tamamlanmasının ardından açıklanacağını bildirdi.

Polis ise pazartesi günü, ‘isyan eylemlerine karıştığı’ belirtilen kişilere üç gün içinde teslim olmaları çağrısında bulunarak, teslim olanlara yönelik ‘esneklik’ gösterileceği vaadinde bulundu.

Resmî ve kapsamlı bir istatistiğin bulunmadığı ülkede, Tesnim Haber Ajansı geçen hafta yaklaşık 3 bin kişinin gözaltına alındığını bildirdi. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise protestoların başlamasından bu yana 26 bin 127 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, ülkede ‘idam cezasının sistematik biçimde bir korkutma aracı olarak kullanıldığına’ dikkat çekerek, protestocuların idam edilme ihtimaline ilişkin endişelerin arttığını söyledi.

İnsan hakları örgütleri ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Reşt kentinde 19 yaşındaki bir futbolcunun protestolara katıldığı gerekçesiyle idama mahkûm edildiğini bildirdi. Gencin, sivil giyimli güvenlik görevlilerinin üst araması sırasında vücudunda saçma izleri tespit edilmesinin ardından gözaltına alındığı belirtildi.

Ölü sayısında olası artış

Merkezi Oslo’da bulunan İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), iletişim kısıtlamaları nedeniyle ölü sayısının doğrulanmasının halen son derece güç olduğunu bildirdi. Örgüt, mevcut bilgilerin protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının, medyada yer alan ve 20 bine kadar çıkan en yüksek tahminleri dahi aşabileceğine işaret etti.

Aktarılan raporlara göre, şu ana kadar 4 bin 29 ölüm teyit edildi. IHR ise son verilerinin en az 3 bin 428 protestocunun öldürüldüğünü gösterdiğini ve bu rakamların BM tarafından da referans alındığını açıkladı.

IHR Direktörü Mahmud Emiri Mukaddem, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının ‘medyadaki en yüksek tahminleri aşabileceğini’ belirterek, yaşananları ‘çağımızın en büyük protestocu katliamlarından biri’ olarak nitelendirdi.

HRANA ise dün yaptığı açıklamada, protestolar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının en az 4 bin 484’e ulaştığını duyurdu. Bu rakamın, İran’da son on yıllarda yaşanan herhangi bir protesto dalgası ya da toplumsal karışıklıkta kaydedilen can kayıplarından daha yüksek olduğu belirtildi.

dfghy
9 Ocak'ta Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösterilerden (AP)

IHR, bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı açıklamasında, Şiraz’daki tutukluların büyük bölümünün, saçma mermileriyle yaralandığını, cezaevinde ise bazı kişilerin yaraları nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaynak, yaralıları tedavi etmekte ısrar ettiği için Caferzade adlı bir doktorun, yaralıların tedavi edilmemesi yönündeki talimatlara uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındığını aktardı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, yabancı medya kuruluşlarının yayımladığı rakamları ‘yalan’ olarak nitelendirdi. Kesin bir sayı vermeyen Azizi, 3 bin 709 güvenlik görevlisinin yaralandığını söyledi.

Azizi, hayatını kaybedenler arasında olaylarla ilgisi olmayan kişilerin de bulunduğunu ifade ederek, güvenlik birimlerinin ölü sayısına ilişkin kesin rakamları açıklamasının inceleme ve analiz gerektirdiğini savundu. Açıklanan rakamların, yabancı basında yer alan sayılardan çok daha düşük olduğunu öne sürdü.

Başta İran Dini Lideri Ali Hamaney olmak üzere bazı yetkililer ise ölü sayısının ‘birkaç bin’ olduğunu dile getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, devlet televizyonuna verdiği röportajda, ‘çatışmaların benzeri görülmemiş düzeyde olduğunu’ belirterek, güvenlik güçlerinin şiddetli saldırılara maruz kaldığını ve bazı mensuplarının ‘vahşi yöntemlerle’ öldürüldüğünü söyledi. Mukaddemfer, şiddet olaylarını İsrail’e bağlayarak, şiddetin bazı yönleriyle DEAŞ’ı dahi aştığını iddia etti.

Meşhed’deki olaylara da değinen Mukaddemfer, son iki haftadaki protestolar sırasında bir aşamada İmam Rıza Türbesi’ni neredeyse tamamen çevreleyen bir kalabalığın oluştuğunu ileri sürdü. Karşıt unsurların dinî mekânları ateşe verdiğini öne süren Mukaddemfer, bu kişilerin Meşhed’de İmam Rıza Türbesi’ni adeta kuşattığını savunarak, bunun sokaklardaki yoğun katılımı gösterdiğini ifade etti.

Mukaddemfer, ‘fitnenin ana senaryosunun ölüler yaratmak üzerine kurulu olduğu anlaşıldıktan sonra polis ve Besic güçlerine hiçbir şekilde silah ya da gerçek mermi kullanma izni verilmediğini’ iddia etti.

İnternet ve iletişim

İranlı yetkililerin geniş çaplı internet kesintisi uygulamasının üzerinden 12 gün geçmesine rağmen, iletişim üzerindeki sıkı kısıtlamalar sürüyor. Bağımsız izleme kuruluşlarının rapor ve güncellemelerine göre, küresel ağlara erişim hâlâ büyük ölçüde sınırlı durumda.

İnternet izleme kuruluşu NetBlocks, verilerin ‘beyaz liste’ politikasının uygulandığını gösterdiğini belirterek, bu yöntemle yalnızca belirli kurum ve kesimlerin kısıtlamaları aşabildiğini bildirdi.

Tesnim Haber Ajansı ise bazı yerel mesajlaşma uygulamalarının yeniden devreye alındığını, yurt dışına arama yapılabildiğini ve kısa mesaj gönderilebildiğini, ancak gelen arama ve mesajların alınamadığını aktardı.

NetBlocks, internet kesintisinin 280 saati aşkın süredir devam ettiğini ve bunun İran’da iletişimin kısıtlandığı en uzun dönemlerden biri olduğunu açıkladı. Resmî kaynaklar, dijital ekonominin günlük kaybının yaklaşık 3,8 trilyon tümen olduğunu tahmin ediyor.

Artan uluslararası baskı

İran genelindeki protestolara yönelik sert baskıların ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilim tırmanırken, ABD Başkanı, baskı olaylarının Washington’dan bir karşılık gerektirebileceği uyarısında bulundu.

Donald Trump, cumartesi günü İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 40 yıldır süren iktidarının sona ermesi çağrısında bulundu. Politico’ya verdiği röportajda Trump, Hamaney’i ‘ülkesini doğru şekilde yönetmesi ve insanları öldürmeyi bırakması gereken hasta bir adam’ olarak nitelendirerek, “İran’da yeni bir liderlik arayışının zamanı geldi” dedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA) ise İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’na dayandırdığı haberinde, Dini Lider Ali Hamaney’i hedef alan herhangi bir saldırının ‘tüm İslam dünyasıyla savaş ilanı anlamına geleceğini’ bildirdi. Haberde, böyle bir durumda din âlimlerinden cihat fetvası çıkmasının ve ‘Müslüman askerlerin’ dünyanın dört bir yanında karşılık vermesinin bekleneceği ifade edildi.

Daha sonra İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Ebu’l-Fazl Şekarçi yazılı bir açıklama yaparak, “Trump, liderimize uzanacak herhangi bir saldırgan elin yalnızca kesilmeyeceğini, onların dünyasının da ateşe verileceğini çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

Washington’dan açıklama yapan İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi ise İran halkını ‘hazırlıklı olmaya’ çağırdı. Pehlevi, dini lideri ‘İran karşıtı bir suçlu’ olarak nitelendirerek, mevcut yönetimin ‘dökülen her damla kanın hesabını vereceğini’ söyledi.

Rıza Pehlevi, kendisini muhalefetin lideri olarak tanıtırken, protestoların 8 Ocak’ta ailesinin adının atıldığı kalabalıkları gösteren videoların yayılmasıyla büyük ölçüde tırmanmasından önce de gösteri çağrısında bulunmuştu.

Pehlevi, geçen hafta sonu için protesto çağrısını yineledi. Hafta sonunda yer yer gösteriler düzenlendiğine dair haberler çıkarken, Pehlevi dün X platformunda yaptığı paylaşımda İranlılara ‘hazırlıklı olmaları’ çağrısında bulunarak, “Sokaklara dönüş anı gelecek” ifadesini kullandı.

Dış cephede ise Tahran, söz konusu baskı politikaları nedeniyle ciddi bir uluslararası yalnızlıkla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenmesi planlanan zirveye katılımını, zamanın ‘uygun olmadığı’ gerekçesiyle iptal etti.

Arakçi, karara tepki olarak yaptığı açıklamada, kararın ‘İsrail ve ABD kaynaklı yalanlar ile siyasi baskılara’ dayandığını söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Birleşik Krallık ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinin talebi üzerine, İran’daki insan hakları durumunun kötüleşmesini ele almak üzere cuma günü acil bir toplantı yapılacağını duyurdu. Komiserlik, ülke genelinde endişe verici şiddet olayları, protestoculara yönelik baskılar ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine dair güvenilir raporlar bulunduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Avrupa Birliği’nin (AB), ‘süregelen vahşi baskılara’ yanıt olarak İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesini ve insansız hava araçları (İHA) ile füze teknolojilerine ilişkin ilave ihracat yasakları getirilmesini önerdiğini açıkladı.

Moskova’da konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen Rusya’nın İran ile ticari faaliyetleri durdurmak için herhangi bir neden görmediğini ve bu faaliyetleri uygun gördüğü şekilde sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Ocak’ta yaptığı ve İran ile ticari faaliyette bulunan her ülkenin, ABD ile olan ticaretinde yüzde 25 gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacağını duyurmasının ardından geldi.