İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan: Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var

İranlı bir milletvekili, tarafların dillendirdiği müzakerelerin bitiş tarihlerini ve ek denetimleri kabul etmeyeceklerini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
TT

İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan: Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’nun dünkü toplantısına katıldı. (ICANA)

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İranlı milletvekillerine Avusturya’nın başkenti Viyana'da, 2015 yılında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan müzakerelere ilişkin bilgi verdi. Abdullahiyan müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar olduğunu söyledi. İran’ın resmi haber ajanslarına göre Tahran, Washington ile doğrudan müzakereler yürüttüğü iddialarını yalanladı.
İran Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Milletvekili Mahmud Abbaszade, komisyonun dün gerçekleştirdiği toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, komisyon üyesi milletvekillerine Viyana’daki müzakerelerin gidişatına ilişkin bir rapor sunarak sorularını yanıtladı” dedi.
İran’ın resmi haber ajanslarının aktardığına göre Komisyon Sözcüsü Abbaszade, Abullahiyan’ın ABD ile doğrudan müzakerede bulunulmadığını ve 4+1 grubuyla yapılan görüşmelerde şu ana kadar iyi bir ilerleme kaydettiğini söylediğini aktardı. Sözcü, Abdullahiyan’ın “Bizim için objektif ve güçlü garantilere sahip bir anlaşma olması önemli. Ayrıca bu garantilerin yerine getirileceğini de teyit ediyoruz. Müzakerelerde kaydedilen ilerlemeye rağmen halen çözüm bekleyen sorunlar var” dediğini bildirdi.
İran Meclisi Haber Ajansı’nın (Hane-i Millet / ICANA) haberine göre Abbaszade, komisyon üyelerinin müzakerelerle ilgili bir takım önerilerde bulunduklarını ve Bakan Abdullahiyan’ın onları ‘ilgiyle dinlediğini’ söyledi.
Komisyon Sözcüsü açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Batı, İran'ın taviz vermesini istiyor ve modası geçmiş konular üzerinden insanlar arasında gerilim yaratmaya çalışıyor. Ancak amaçlarına ulaşamazlar. Önemli olan sürdürülebilir, inandırıcı, kapsayıcı ve kazan-kazan ilkesine dayalı bir anlaşmaya varmaktır.”
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in tavsiyelerine dayanarak anlaşmanın ülke çıkarları çerçevesinde sağlanabileceğine olan inandığını söyleyen Abbaszade, “İran sürdürülebilir bir anlaşma istiyor. Anlaşma kalıcı olursa daha da iyi olacaktır” ifadelerini kullandı.
Abbaszade, kazan-kazan anlaşmasının İran açısından ne anlama geldiğini ise şöyle açıkladı:
“Kazan-kazan, karşı tarafın endişelerini ele alan ve İran'ın kendisine uygulanan yaptırımların hafifletilmesi için makul ve meşru olan taleplerini karşılayan anlaşmadır.”
Ancak Abbaszade, anlaşmadaki diğer tarafları, istedikleri zaman vazgeçebilecekleri bir geçici anlaşma istemekle suçladı.

Geçici anlaşma
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre komisyonun üyelerinden Milletvekili Ebu el-Fadıl Umeviyye de İran'ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamada, “İran’ın müzakere heyetinin, müzakerelerin bitişiyle ilgili herhangi bir tarihi yok” dedi. Umeviyye, Batılı ülkelerin İran’daki nükleer tesislerin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) müfettişlerinin denetimine açılması talepleri hakkındaki bir soruya verdiği yanıtta, Şura Meclisi tarafından Aralık 2020'de kabul edilen ‘Yaptırımları Kaldırmak ve İran Halkının Çıkarlarını Korumak İçin Stratejik Eylem Yasası’nın, UAEA müfettişlerinin nükleer tesislere girmelerine izin vermediğini belirtti. Ancak İran’ın, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda UAEA ile iş birliğine devam ettiğini vurgulayan İranlı milletvekili, “Bu iş birliği nükleer maddeler ve açıklanan nükleer tesislerle sınırlıdır. Bunun dışında protokol çerçevesinde olmayan denetimleri kabul etmeyeceğiz” ifadesini kullandı.
Müzakere heyetinin gündeminin, yaptırımların kaldırılmasını takip etmek olduğunu ve geçici bir anlaşma yapılması fikrinin masada bulunmadığını söyleyen Umeviyye, İran'ın ticaret ortaklarını çeşitlendirmeye çalıştığını ve bunun yaptırımların iptal edilmesinde önemli bir etkisi olacağını da sözlerine ekledi.
NBC News’in ABD'li yetkililerin Moskova’nın Washington’ın bilgisi dahilinde Tahran’a, İran'ın nükleer programı üzerindeki kısıtlamaları kabul etmesi karşılığında ABD tarafından uygulanan yaptırımların gevşetilmesi için Viyana'da altı aylık geçici bir anlaşmaya varılması önerisinde bulunduğu şeklindeki açıklamalarını aktarmasının ardından İranlı yetkililer, geçtiğimiz hafta boyunca Viyana'da ‘geçici bir anlaşma yapılmasına’ karşı olduklarını birçok kez dile getirdiler.
Söz konusu anlaşma, İran’ın Irak, Güney Kore ve Japonya'da dondurulmuş olan fonlarının serbest bırakılması karşılığında Tahran'ın uranyum zenginleştirme oranlarını yüzde 20 ve yüzde 60’da durdurmasını ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yurtdışına çıkarmasını şart koşuyor.
İran Hükümet Sözcüsü Ali Bahadri Jahromi, salı günü düzenlediği basın toplantısında, Rusya’nın İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’ye geçici anlaşma önerisini sunup sunmadığına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Geçici anlaşma İran’ın gündeminde yer almıyor. İran’ın nükleer müzakere heyeti haksız olarak uygulanan yaptırımların kaldırılmasına odaklanıyor.”
Ancak Jahromi, soru tekrar yöneltildiğinde Cumhurbaşkanı Reisi’nin Rusya ziyareti sırasında tüm tarafların nükleer anlaşmaya dönmesi ve yaptırımların kaldırılması gerektiğini vurgulandığını söylemekle yetindi.
İran, geçtiğimiz pazartesi günü Washington'ın bir daha anlaşmadan çekilmeyeceğinin garantilendiği iyi bir anlaşmaya varılabileceğini hissederse ABD ile doğrudan müzakerelerde bulunma fikrini değerlendirmeye hazır olduğunu duyurdu.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise devlet televizyonuna verdiği özel bir röportajda şunları söyledi:
“Amerikalılarla görüşmedik. Ancak daha önce tekrar tekrar açıkladığımız gibi; eğer diğer taraflar İran’ uygulanan bu haksız yaptırımları kaldırmaya hazırlarsa bir anlaşmaya da yer var.”
İran, Viyana’da ABD'li yetkililerle doğrudan görüşmeyi reddettiği için anlaşmanın diğer tarafları (İngiltere, Çin, Fransa, Almanya ve Rusya ), Tahran ve Washington’ın görüşlerinin birbirine iletilmesi konusunda iletişim sağlıyorlar.
Tahran ve nükleer anlaşmaya taraf olan güçler aylardır, ABD'nin 2018 yılında tek taraflı olarak geri çekildiği anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler yürütüyorlar. Anlaşmadan çekilen ABD, İran’a yeniden yaptırımlar uyguladı. Bunun üzerine Tahran, anlaşmadaki önemli taahhütlerini kademeli olarak ihlal etmeye başladı.
Washington, Viyana’daki müzakerelere dolaylı olarak katılırken nükleer anlaşmanın geriye kalan tarafları, yani Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın yanı sıra Avrupa Birliği (AB), İranlı ve ABD’li müzakereciler arasındaki iletişimi koordine ediyor. Tahran, 2018 yılında tek taraflı çekilmenin ardından Washington'ın artık anlaşmanın taraflarından biri olmadığı gerekçesiyle Viyana'da ABD ile doğrudan görüşmeyi reddetti.
İran’da nükleer anlaşma dosyası da dahil üst düzey politikalarda son sözü söyleyen Hamaney 9 Ocak’ta yaptığı konuşmada,‘ ‘düşmanla müzakere etmenin ona teslim olmak anlamına gelmediğini’ söylemesinin üzerinden iki hafta geçtikten sonra İran, ABD’li doğrudan müzakereler konusunda yumuşayan bir tutum sergiledi. Hamaney, söz konusu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Düşmana teslim olmamalı ve düşmanın kibrine müsamaha gösterilmemeli. Düşman ile yapılan müzakere, görüşme ve bazen iletişim kurmak düşmana teslim olmak demek değildir.”
Analistler, o günlerde İran’ın bu tutumunu, ABD ile doğrudan müzakerelerde bulunmak için üstü kapalı bir onay olarak yorumladılar. Bu değerlendirmelerini 2015 yılında nükleer anlaşmanın imzalanması öncesindeki durumla aynı olmasına dayandırdılar.
Diğer yandan İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss salı günü yaptığı açıklamada, Batılı güçler ile İran arasındaki 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakerelerin ‘tehlikeli bir çıkmaza doğru sürüklendiğini’ söyledi.
Buna karşın İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, İngiliz Bakan’ın açıklamalarını ‘sorumsuz ve temelsiz’ olarak nitelediği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu, İngiltere ve bazı Batı ülkelerinin yıllardır süregelen beceriksizliklerini örtbas etmek ve ABD'nin yasa dışı yaptırımlarına uymak konusundaki içi boş tehditlerinden biri.”
Müzakereler için gerekli koşulları ‘yalnızca İran'ın stratejik sabrının yaratacağını’ söyleyen Hatibzade, ‘bu kapının sonsuza kadar açık kalmayacağı’ konusunda uyardı. Bakanlık Sözcüsü, diğer tarafların ‘suçlama oyununu kullanmak ve bayat söylemlerini tekrarlamak yerine müzakere masasındaki son şanslarını kaçırmamak için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini’ vurguladı.

İçeride tartışma başladı
İran’ın resmi gazetesi Keyhan, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani’nin ‘iyi’ bir anlaşmaya varmak için Washington ile doğrudan görüşme olasılığına işaret ettikleri açıklamalarını sert bir dille eleştirdi.
Bakan Abdullahiyan pazartesi günü Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen toplantının oturum aralarında gazetecilere şu açıklamayı yaptı:
“ABD tarafı, İran’la belirli bir düzeyde doğrudan görüşme arayışında olduğuna dair farklı şekillerde mesajlar gönderiyor. İran, şu an ABD ile doğrudan görüşmese de eğer müzakereler sırasında güçlü garantilere sahip iyi bir anlaşmanın ABD ile belirli bir düzeyde görüşülmesini gerektirdiği bir noktaya ulaşırsa bunu göz ardı etmeyeceğiz.”
Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani ise geçtiğimiz salı günü Twitter hesabı üzerinden, Tahran'ın ABD ile müzakerelerin formatını değiştirme şartlarını yineledi. Şemhani mesajında “İran ile ABD heyetleri arasındaki iletişim, gayriresmi mesajlaşmalar yoluyla oldu. Şimdiye kadar daha fazla iletişime gerek olmadı ve olmayacak da” dedi. Ancak Şemhani, sonraki bir Twitter mesajında "Bu iletişim yöntemi yalnızca iyi bir anlaşma ulaşılabilir olduğunda diğer iletişim yöntemleriyle yer değiştirilecektir” diyerek ABD ile doğrudan müzakerelere kapıyı araladı.
Fakat genel yayın yönetmeni İran lideri tarafından seçilen Keyhan gazetesi, Abdullahiyan ve Şemhani’nin açıklamalarında gösterdikleri bu esnekliği protesto etti. Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı makalede şu ifadeleri kullandı:
“Kardeşlerim Abdullahiyan ve Şemhani hakkındaki bilgilerime ve İran ile ABD ve müttefikleri arasında yıllardır devam eden nükleer mücadeleye ilişkin bilgilerine bakıldığında, özellikle bir takım şartlar belirledikleri için ABD ile doğrudan müzakerelerin arkasında yatan aldatıcı plandan habersiz olduklarını düşünmüyorum.”
Şeriatmedari ayrıca ‘ABD’li çevrelerin ve içerideki vekillerinin, ABD’nin bu durumdan bir ayrıcalık elde edecek olmasından memnun olduklarını’ öne sürdü.
Abdullahiyan ve Şemhani’nin tutumunun, ABD’lilerin ‘ikili sorunları çözmek için değil, müzakere uğruna müzakere etmek istediklerini’ gösterdiği bir zamanda ortaya koyulduğunu belirten Şeriatmedari, Viyana’daki müzakerelerin ‘karmaşık bir süreçten geçtiğine’ dikkat çekti. Avrupalıları ‘müzakerelerdeki sorunun kaynağından kaçmakla’ suçlayan Şeriatmedari, İran Şura Meclisi’nin uranyum zenginleştirme oranların yüzde 20 ve yüzde 60’a çıkarılarak nükleer anlaşmadaki taahhütlerini ihlal eden adımları onaylamasının ardından iki tarafın müzakere masasına geri dönüşü ele almadan önce ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana İran’ın balistik füzelerini ve bölgesel faaliyetlerini kapsayan bir anlaşmaya varma çabaları olduğuna işaret etti. Batı tarafının, Tahran'ın belirlediği çerçevede müzakereler yürüttüğüne dikkat çeken Şeriatmedari, İran’ın yeni cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanının anlaşmaya geri dönmek için İran’ın şartlarını yerine getirme sözü verdiklerini hatırlattı.
Şeriatmedari ayrıca makalesinde şunları söyledi:
“Şemhani ve Abdullahiyan, hangi makul ve kabul edilebilir değerlendirme çerçevesinde ABD ile doğrudan müzakere olasılığından bahsediyorlar? Sorunun neresi net değil? Kimin netleşti de ABD ile doğrudan müzakereye girme ihtiyacı mı doğdu?”
Şeriatmedari, Keyhan'ın başyazısı olarak kaleme aldığı makalede, Abdullahiyan'ın güçlü garantilerle iyi bir anlaşma şartıyla ilgili olarak da şu ifadeleri kullandı:
 “Elinizde iyi bir anlaşma varsa, iyi bir anlaşma denilebilmesi için boyutlarının net olması gerekir. Bu durumda doğrudan müzakereye neden ihtiyaç duyulsun? Eğer bu tür bir anlaşmanın boyutları net değilse, bunu neden iyi bir anlaşma olarak nitelendiriyorsunuz? Bunun güçlü garantilerle iyi bir anlaşma olacağının garantisi ne? Ayrıca eğer müzakere ile ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmesi ve tüm yaptırımların kaldırılması kast ediliyorsa, doğrudan müzakereye gerek yok.”



Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
TT

Analistler: Riyad-Tahran anlaşmasının sınırları Babül Mendeb'de test ediliyor

Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)
Analistlere göre Pekin, Tahran'ın Suudi Arabistan'la yaptığı anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesini sağlama konusunda zorlu bir sınavla karşı karşıya (SPA)

Çin'in himayesinde Suudi Arabistan ile İran arasında anlaşmanın imzalanmasının üzerinden üç yılı aşkın süre geçerken Riyad ile Tahran arasındaki uzlaşma en zorlu sınavlarından biriyle karşı karşıya. İran'ın Yemen ve Irak'ta Suudi Arabistan'ı hedef alan silahlı grupları desteklediğine yönelik suçlamaların artması ve Husilerin Babül Mendeb  Boğazı'na doğru hareketlenmesi, Krallığın güvenliği ile Kızıldeniz'deki deniz ulaşımı açısından yeni tehditler doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı analize göre  Husilere bağlı askeri kaynaklar İran Devrim Muhafızları'ndan uzmanlar Babül Mendeb  bölgesinin yanı sıra Hudeyde'nin güneyindeki El-Muha limanı ve havaalanı ile kentin doğusundaki Cebel el-Nar kampını ziyaret etti. Uzmanların El-Muha ve Babül Mendeb Boğazı'na hakim dağlık tepelerde tünel kazma çalışmalarını denetlediği, ayrıca El-Muha yakınları ile Kızıldeniz'in güneyindeki Zukar Adası'na radar kurulmasını görüştüğü belirtildi.

Şarku’l Avsat'a konuşan analistler, son gelişmelerin yalnızca Tahran'ın taahhütlerine bağlılığını değil, aynı zamanda Çin'in arabulucu rolünün güvenilirliğini de sınadığını belirtiyor. Mesele artık Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürüp sürmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl soru, anlaşmanın dolaylı tehdit kaynaklarını kontrol altına alıp alamayacağı ve silahlı grupların bölge ülkelerine baskı yapmak amacıyla kullanılmasının önüne geçip geçemeyeceği.

bghj
Analistlere göre İran'ın Husiler üzerinden Bab el-Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetleri, Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınama oluşturuyor (SPA)

Riyad ve Tahran, yaklaşık yedi yıllık diplomatik kopukluğun ardından ilişkileri yeniden başlatmak amacıyla Mart 2023'te Pekin'de Çin'in himayesinde bir anlaşma imzalamıştı.

Babül Mendeb... Anlaşma için ciddi bir sınav

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdülaziz bin Sakr, Mart 2023'te imzalanan Pekin Anlaşması'nın üç temel unsura dayandığını belirtiyor. Bunların ilki, yedi yıllık kopukluğun ardından diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi. İkincisi, ikili iş birliği anlaşmalarının yeniden hayata geçirilmesi. Üçüncüsü ise devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve iç işlerine müdahale edilmemesi. Bin Sakr'a göre son unsur “en önemli ve en hassas” başlığı oluşturuyor.

Bin Sakr, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada İran'ın Husiler üzerinden Babül Mendeb Boğazı yakınlarında yürüttüğü faaliyetlerin “Suudi Arabistan-İran anlaşması için ciddi bir sınav” olduğunu söyledi. Bunun anlaşmanın güven inşa etmeye dayanan ruhuna ve hükümlerine aykırı olduğunu belirten Bin Sakr, İran'ın taahhütlerinin yalnızca doğrudan yürüttüğü faaliyetleri değil, Devrim Muhafızları ile bağlantılı grupların davranışlarını da kapsaması gerektiğini ifade etti.

cdfvgh
Yemen açıklarındaki stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen ticari tankerlerden biri (AFP)

Bin Sakr, “İran'la bölgesel ve uluslararası güvenliği tehdit eden vekil güçlerinin faaliyetlerini kapsamayan herhangi bir anlaşmanın anlamı yok” dedi. Husilere verilen desteğin veya Husilerin Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit etmeye teşvik edilmesinin egemenliğe saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme taahhüdünün “açık bir ihlali” olduğunu savundu.

Çin ve Asya meseleleri araştırmacısı ve danışmanı Abdülaziz eş-Şabani ise İran'ın Babül Mendeb Boğazı yakınlarındaki faaliyetlerinin Pekin Anlaşması'nı sınadığını ancak bunun anlaşmanın çöktüğü anlamına gelmediğini belirtti. Eş-Şabani, anlaşmanın temel olarak Riyad ile Tahran arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek ve diyalog kanallarını açmak amacıyla tasarlandığını, iki ülke arasındaki rekabeti sona erdirmek veya stratejik ortaklık kurmak için yapılmadığını kaydetti.

Vekil güçler politikası

Suudi siyasi analist Dr. Halid el-Habbas ise milis politikasının Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Habbas, Devrim Muhafızları'nın bu grupları desteklediğini, eğittiğini ve organize ettiğini, böylece gerektiğinde İran'ın hedeflerine hizmet eden roller üstlenmelerini sağladığını söyledi.

Habbas, son dönemdeki Husi hareketliliğini ve daha önce Irak'taki İran yanlısı grupların faaliyetlerini Tahran üzerindeki artan askeri ve ekonomik baskının yanı sıra İran'ın alternatif baskı alanları oluşturma girişiminin bir parçası olarak değerlendiriyor. Babül Mendeb'e doğru gerçekleştirilen hareketliliğin deniz ulaşımını tehdit etme, enerji fiyatlarını yükseltme ve tedarik zincirlerini aksatma imkânı sağlayabileceğini belirtiyor.

Dr. Habbas, Husilerin gemileri hedef almayacaklarına ilişkin taahhütlerine güvenilmemesi gerektiği uyarısında bulundu. Kızıldeniz'de 2023'ün sonlarından bu yana yaşanan gelişmelerin bunun aksini gösterdiğini belirten Habbas, deniz ulaşımının korunmasının “yalnızca Krallığın değil, uluslararası toplumun sorumluluğu” olduğunu vurguladı.

vfghyju
Milisler, Tahran'ın bölgesel nüfuzunu genişletmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor (EPA)

Habbas'a göre Suudi Arabistan, anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinde ve diplomasi kapısının açık tutulmasında ısrar etse de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca kendisini savunma hakkına sahip. Riyad ayrıca İran'dan anlaşmanın maddelerine uymasını talep edebilir ve taahhütlerine ne ölçüde bağlı kaldığı ışığında anlaşmayı gözden geçirebilir.

Sınama dönemi sona erdi mi?

Profesör Dr. Samir Salha ise daha sert bir değerlendirmede bulunuyor. Salha, “Artık mutabakatların sınanması aşamasını geride bıraktık. İran tarafının anlaşmanın ruhundan uzaklaştığı ve verdiği taahhütlerden farklı bir bölgesel politika izlemeye başladığı açık” dedi.

Salha, temel sorunun artık yalnızca Tahran'ın anlaşmaya uyup uymadığı olmadığını, Husileri kimin silahlandırdığı, eğittiği ve operasyonlarını yönlendirdiğinin de sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Tehditler kamuoyu önünde Husilerden geliyor gibi görünse de meselenin özünde İran var” diyen Salha, Yemen, Irak ve Lübnan'daki vekil güçlerin harekete geçirilmesinin Riyad ile ilişkilerin yeniden kurulmasına rağmen İran'ın değişmeyen önceliklerine işaret ettiğini savundu.

Salha'nın değerlendirmesine göre Suudi Arabistan seçeneklerini yalnızca Çin'in harekete geçmesini bekleyerek şekillendirmeyecek. Riyad, diplomatik kanalı açık tutarken güvenliğini garanti altına alacak stratejik alternatifler aramayı sürdürecek. Salha, bunun son aylarda zaten atılmaya başlanan adımlardan biri olduğunu belirtti.

Pekin... Yolu açmak yetmez!

Analistler, Çin'in İran üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinden kaynaklanan geniş etki araçlarına sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak Pekin'in anlaşmanın sembolik hamisi konumundan çıkarak uygulanmasını daha etkin biçimde denetleyen bir role geçmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bin Sakr, Pekin'in “anlaşmaya aykırı İran davranışlarını tespit edebilecek kapasiteye sahip olduğunu” söyledi. Ancak Çin'in, krizlerin kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilemediği durumlarda belirsiz ve kararsız bir tutum sergilemeye eğilimli olduğunu belirten Bin Sakr, bugün ihtiyaç duyulanın Tahran'ın taahhütlerine uyup uymadığını doğrulayacak ve vekil güçlerini sınırlandıracak açık bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Salha ise Çin'in İran'la ilişkilerini korumakla Körfez ülkeleriyle daha geniş çıkarlarını ve Kızıldeniz üzerinden geçen ticaret yollarını savunmak arasında hassas bir tercih yapmak durumunda olduğunu belirtti.

“Bu öncelikle İran için bir sınav, ikinci derecede ise Pekin için bir sınav” diyen Salha, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pekin zor, hassas ve kritik bir durumla karşı karşıya. Son dönemde Çin'in tutumlarında ve İran'a yönelik siyasi mesajlarında olumlu göstergeler var. Ancak Tahran'ın Pekin'in söylediklerini kabul edeceğine ve bunlara kulak vereceğine güvenmek zor.”

Dr. Salha, “Pekin, Suudi Arabistan ile İran ilişkilerinde yeni bir sınamanın önünü açmayı başardı. Ancak Çin çıkarlarını ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini korumak istiyorsa bugün bunun ötesine geçmek zorunda” dedi.

Eş-Şabani ise Pekin'in diplomasiye ve doğrudan müdahaleden kaçınmaya daha fazla ağırlık verdiğini ve herhangi bir tarafa kesin biçimde destek vermesinin beklenmediğini belirtti.

Eş-Şabani, anlaşmanın geleceğinin Çin'in diyaloğu açık tutma ve krizleri kontrol altına alma kapasitesine bağlı olduğunu, Suudi Arabistan'ın ise kendi güvenliğini ve çıkarlarını korumak için sahip olduğu imkânları ve bölgesel ortaklıklarını kullanma hakkını elinde tuttuğunu ifade etti.


Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Umman ve İran, Hürmüz'de geçici koridor konusunda anlaştı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi'yi karşılarken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Umman ve İran, salı günü, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılması için geçici bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardı. Anlaşma, ortak bir geçici denizcilik koridorunun oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini öngörüyor. İki ülke ayrıca kalıcı bir geçiş koridoru ve gelecekte gemi trafiğinin yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda müzakereleri sürdürme kararı aldı.

Anlaşma, Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran'a gerçekleştirdiği çalışma ziyareti sırasında sağlandı. Busaidi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşme, iki ülke arasında boğazdaki deniz ulaşımının yeniden düzenlenmesine ilişkin haftalardır sürdürülen teknik müzakerelerin ardından gerçekleşti.

Umman Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, görüşmelerde iki ülkenin egemenliklerini ve egemenlik haklarını koruyacak şekilde Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli deniz ulaşımının yeniden başlatılmasına verdiği önemin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, mevcut koşullar ve son savaşın boğaz üzerindeki etkileri dikkate alınarak, "uygulanabilir ve hayata geçirilebilir bir temel" oluşturacak "aşamalı bir çerçeve" üzerinde görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Önerilen çerçeve, Hürmüz Boğazı'ndan ortak bir geçici denizcilik koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin uygulanmasını içeriyor.

srgthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün Tahran'da Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi ile görüşmeler gerçekleştirirken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Taraflar ayrıca kalıcı bir denizcilik koridoru ile boğazın gelecekteki yönetimine ilişkin düzenlemeler konusunda anlaşmaya varılması amacıyla teknik müzakerelerin sürdürülmesi üzerinde mutabık kaldı. Bunun yanı sıra, bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve ilgili denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulması kararlaştırıldı.

Maskat ve Tahran, Körfez'in sularına kıyısı bulunan bölge ülkeleriyle ortak görüşmeler yapılmasının önemini de vurguladı. İki taraf, uluslararası hukuk hükümlerine uyulması ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Haftalar süren müzakereler

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan görüntülere göre Arakçi, Busaidi'yi bakanlık binasına gelişinde karşıladı. Ardından iki bakan görüşmelere başladı.

İran devlet haber ajansı İSNA, görüşmelerin ana gündem maddesinin Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişi için bir su koridorunun belirlenmesine ilişkin anlaşma ve bu konudaki son mutabakatların gözden geçirilmesi olduğunu bildirdi. Busaidi'nin ziyareti sırasında başka üst düzey İranlı yetkililerle de görüşmesi bekleniyor.

Ortak açıklama, tarafların üzerinde uzlaştığı unsurları açık biçimde ortaya koyan ilk resmi açıklama oldu. İran tarafından son haftalarda yapılan açıklamalar ise teknik müzakerelerde ilerleme sağlandığı ve deniz ulaşım güzergâhlarına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya varıldığı yönündeki ifadelerle sınırlı kalmıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi pazartesi günü, Umman ile görüşmelerin "devam ettiğini" ve iki tarafın bir mutabakat zaptını kesinleştirmek ve nihai bir formüle ulaşmak için "son rötuşları" yaptığını söylemişti.

Bekayi, 15 Ağustos'ta yaptığı açıklamada ise iki ülkenin gemilerin geçiş güzergâhına ilişkin bir harita üzerinde anlaşmaya vardığını ve ulaşılan düzenlemelere ilişkin ortak bir açıklama hazırladığını duyurmuştu.

dfvgthyj
Gemiler, 25 Ağustos 2026 Salı günü İran'ın güneyindeki Bender Abbas kıyıları açıklarında Hürmüz Boğazı'nda (Reuters

Salı günkü görüşme öncesinde Busaidi ile Arakçi arasında cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Umman Haber Ajansı, iki bakanın "diyalog ve müzakerelerin yeniden başlaması için uygun koşulların hazırlanmasının yolları ile Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımındaki gelişmeleri" ele aldığını bildirmişti.

Ajansa göre taraflar, deniz ulaşımının özgürce ve kesintisiz şekilde yeniden başlamasını, bölgenin güvenliği ve istikrarını destekleyecek "pratik mutabakatlara ulaşmak için görüşmelerin sürdürülmesinin önemini" vurguladı.

Geçici koridordan kalıcı güzergâha

Arakçi daha önce boğaza ilişkin müzakerelerin, ABD ile savaşın sona erdirilmesine yönelik temaslardan ayrı teknik bir süreç olduğunu belirtmişti. Arakçi, İran Silahlı Kuvvetlerinin de katılımıyla iki ülkenin uzmanlarının yeni deniz koridorlarına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalıştığını söylemişti.

Tahran, önceki müzakerelerde, onlarca yıldır uygulanan deniz ulaşım sisteminin aşamalı olarak değiştirilmesini ve gemi trafiğinin yönetiminde İran'a daha büyük bir rol verilmesini öngören bir yaklaşım ortaya koymuştu.

Ortak açıklama öncesinde İranlı yetkililer tarafından aktarılan ayrıntılara göre geçiş aşamasında gemilerin İran kıyıları ile Lark Adası yakınlarındaki kuzey koridorundan Basra Körfezi'ne girmesi, Umman kıyılarına yakın güney koridorundan çıkması planlanıyordu.

Tahran, bu aşamanın iki ila dört ay veya daha uzun süre devam edebileceğini, ardından kalıcı bir düzenleme kapsamında "orta güzergâha" geçilebileceğini belirtmişti.

Ancak Umman-İran ortak açıklamasında salı günü geçici koridorun yeri veya coğrafi güzergâhı belirtilmedi. Açıklamada ayrıca Tahran'ın daha önce ortaya koyduğu, giriş ve çıkış sorumluluklarının nasıl paylaşılacağına ilişkin ayrıntılar da açıkça benimsenmedi.

Buna karşılık açıklamada, gelecekte boğazın yönetimine ilişkin düzenlemeler ile kalıcı denizcilik koridorunun bundan sonraki müzakerelerin açık gündem maddeleri olacağı ilk kez resmen kabul edildi.

Bu yaklaşım, gemi trafiğinin koordinasyonu ve tankerler ile ticari gemilere ilişkin bilgilerin paylaşılması amacıyla İran-Umman ortak bir merkez kurulmasına yönelik daha önceki İran önerisiyle de örtüşüyor.

Yeni açıklama ise bunun ötesine geçerek bilgi paylaşımı, deniz trafiğinin yönetimi ve buna bağlı denizcilik ile güvenlik hizmetlerinin sağlanmasına yönelik bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

Yeniden açılma ve ücretler

Ortak açıklamada, İran'ın daha önce Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması için ortaya koyduğu şartlara açıkça yer verilmedi. Açıklamada ayrıca müzakerelerin önceki aşamalarında gündeme gelen geçiş ücretlerine ilişkin herhangi bir rakam da belirtilmedi.

Arakçi, Maskat ile yürütülen müzakereler sırasında deniz ulaşımının düzenlenmesi ve yeni geçiş koridorlarının belirlenmesine ilişkin teknik mutabakatların Hürmüz Boğazı'nın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Tahran, boğazın yeniden açılmasını askeri operasyonların durdurulması, ABD'nin İran limanlarına yönelik ablukasının kaldırılması ve İran petrol ihracatının yeniden başlamasına izin verilmesi şartlarına bağlamıştı.

İran daha önce yapılan görüşmelerin bazı aşamalarında, boğazdan geçen yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen ücretleri gündeme getirmişti. Umman tarafında ise daha geniş bir uzlaşmanın parçası olarak yaklaşık yüzde 3'lük bir formül önerilmişti.

Ancak İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu pazar günü farklı bir düzenlemeyi kabul etti. Buna göre, geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden; seyir, sigorta, güvenlik, çevre hizmetleri ve özel koşullarda yakıt ikmali gibi hizmetler karşılığında ücret alınmasına izin veriliyor.

Parlamento metninde yük değerinin belirli bir yüzdesi şeklinde bir oran öngörülmüyor ve yalnızca geçiş yapılması karşılığında ücret alınması şartı getirilmiyor. Ücretlendirme, sağlanan hizmetlere bağlanırken ödemelerin İran riyaliyle veya Tahran'ın belirleyeceği herhangi bir para birimiyle yapılması öngörülüyor.

ABD ise İran'a Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımı üzerinde tek taraflı yetki verilmesine veya geçiş karşılığında zorunlu ücret uygulanmasına karşı çıkıyor ve boğazda seyrüsefer özgürlüğünde ısrar ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump da Hürmüz Boğazı'na ilişkin herhangi bir düzenlemenin ABD planının "önünde durması" halinde buna karşı mücadele edecekleri uyarısında bulunmuştu. Trump'ın açıklaması, Umman'ın İran ile yürüttüğü söz konusu mutabakat görüşmelerine işaret ediyordu.


İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele
TT

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İran üçgeni ve devlet için mücadele

İbrahim Hamidi

Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırganlık eylemiyle düşman listesine yeni bir devlet ekliyor gibi görünüyor

Suriye ordusu Lübnan'a girerse, Iraklı Haşdi Şabi Güçleri'nin fraksiyonları Suriye sınırını geçecektir. Amerikan saldırıları İran'a karşı kara bir harekatına dönüşürse, Devrim Muhafızları ve milisleri Körfez ülkelerine karşı karadan veya denizden yeni cepheler açacaktır. İsrail savaşını genişletirse, Hizbullah kalan füzelerini ve insansız hava araçlarını kullanacaktır.

Bunlar varsayımsal senaryolar değil, Tahran tarafından kendi saldırılarının ve vekillerinin saldırılarının genişlemesiyle paralel olarak gizlice gönderilen tehdit mesajlarıdır. Bu mesajlar, İran'ın bölgedeki projesinin gerçek doğasını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Milisler bağımsız müttefikler değil, tek bir siyasi ve güvenlik kararıyla yönetilen ve aynı anda birden fazla cephede faaliyet gösteren tek bir askeri sistemin parçalarıdır.

Esed rejiminin devrilmesinden sonra, Tahran'ın projesi dört kolunu birbirine bağlayan en önemli kara koridorunu kaybetti. Ancak proje çökmedi; bunun yerine, kendisini bir İran “üçgeni” şeklinde yeniden örgütledi; Lübnan'da Hizbullah, Irak'ta Haşdi Şabi Güçleri ve Yemen'de Husiler. Kararları Beyrut, Bağdat veya Sana’da değil, Tahran'da alınan bu üçgen, bölgeyi sürekli bir çatışmanın eşiğinde tutmaya yetiyor.

Bu üçgen, İran'ın sınırlarını savunmak için değil, savaşı kendi topraklarından uzak tutmak ve Arap komşularına taşımak için inşa edildi; böylece milisler aynı anda hem onun yanında hem de onun adına savaşıyor. Tahran, herhangi bir çatışmaya tek başına girmek yerine, onu birden fazla cepheye dağıtıyor ve bu da onu hedef alan herhangi bir kararın maliyetini artırıyor. Böylece, İran'daki bir savaş, Körfez ve Hürmüz Boğazı'nda bir yüksek tansiyona, Kızıldeniz ve Bab’ul Mendeb'de bir tehdide ve Süveyş Kanalı'na kadar uzanan meydan okumalara dönüşüyor. Bu vekil güçlerden birine karşı herhangi bir askeri operasyon, küresel ticaret, tedarik hatları ve enerji piyasalarına kadar uzanan yankıları olan, ucu açık bir bölgesel kriz haline geliyor.

Bununla birlikte, bu ağların genişleyen rolü, aynı zamanda İran projesinin paradoksunu da gün yüzüne çıkarıyor. Tahran milislere ne kadar çok güvenirse, bunların artık sadece nüfuz genişletme araçları olmadığı, aynı zamanda İran devletinin siyasi, ekonomik, ittifaklar ve ortaklıklar yoluyla nüfuzunu dayatma gücünün gerilemesini telafi etme aracı haline geldiği gerçeği de belirginleşiyor.

Bu nedenle, bu üçgenle mücadelenin başı, sadece askeri bileşenlerini ortadan kaldırmak değil, bunun yerine bir alternatif önermektir; ulus-devleti ve kurumlarını güçlendirmek, sosyal dokuyu korumak, silahı devletin elinde toplamak, sınırları kontrol etmek ve devletler arası ilişkileri geliştirmek. Denklem yalnızca Hizbullah, yalnızca Husiler veya yalnızca Iraklı milislerle ilgili değil; bu güçleri tek bir sistemde birleştiren, kaosu bir etki aracına ve savaşı siyaseti yönetme aracına dönüştüren projeyle ilgilidir.

Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor

Ayrıca, üçgenin her bir bileşenini ayrı ayrı ele almak, denklemi önemli ölçüde veya kalıcı olarak değiştirmeyecektir. Iraklı milisler -ister açıkça isterse gizli fraksiyonlar aracılığıyla faaliyet göstersinler- yeni bir cephe açmaya devam ettikleri sürece, Hizbullah'ı zayıflatmak tehdidi ortadan kaldırmayacaktır. Ağdaki diğer unsurlar faaliyetlerine devam ettiği sürece, Husileri etkisiz hale getirmek de seyrüseferi güvence altına almayacaktır. Tehdidin kaynağı ayrı olarak her bir örgüt değil, hepsini Tahran'dan yöneten ve onları birden fazla arenaya sahip tek bir cephe olarak ele alan birleşik komuta merkezidir.

İran'ın, kalan nüfuz alanlarında aynı anda birden fazla cepheyi ateşe verebilecek güce sahip olduğu açık. Ancak, İran ekseninin yaşadığı gerilemeler ve bölgede meydana gelen derin dönüşümlerden sonra bu “üçgenin” giderek zayıfladığı da aşikar. Tahran'ın saldırılarının, tehditlerinin ve uyarılarının kapsamını genişletme kararı, gücünün arttığını yansıtmaktan ziyade, gücünün sınırlarını ortaya koyuyor.

Nüfuzuna güvenen devletler, ekonomi, teknoloji, yatırım, ittifaklar, kurumlar ve ortaklıklar yoluyla varlıklarını genişletir ve derinleştirir. İran ise bölgesel nüfuzunu dayatmak için hâlâ milis ağlarına güveniyor. Kendine güvenen devletler dost edinir ve düşmanlarını dikkatlice seçerken, İran her yeni saldırıyla düşman listesine yeni bir ülke ekliyor gibi görünüyor. Kendisine karşı ittifakların genişlemesine bizzat katkıda bulunuyor.

Tahran, caydırıcılık ve nüfuz genişletme araçları olarak kendisine hizmet eden Irak, Yemen ve Lübnan'dan oluşan üçgenini, şimdi bölgesel savunmasının son hatları olarak görüyor olabilir. Ancak İran'ın koruyucu bir ağ olarak gördüğü şey, bölgedeki çoğu ülke tarafından tehdit ağı olarak görülüyor.

Birçok başkentte soru artık her bir milis gücünün ayrı ayrı nasıl kontrol altına alınacağı değil, bu sistemin nasıl ortadan kaldırılacağı ve ulus-devleti zayıflatmaya dayalı bir projeyle nasıl mücadele edileceğidir. Bu nedenle, Ortadoğu'daki mücadele bugün sadece İran üçgenine karşı değil, aynı zamanda devletin kendisi için de bir mücadeledir.