Afrika Boynuzu, krizlerin odak noktası mı?

Afrika Boynuzu bölgesi, ekonomik faaliyetlerde bulunma hareketi nedeniyle ülkeler arasındaki etnik çeşitlilik ve ırklararası etkileşimden derinden etkilendi.

Somali Ulusal Ordusu askerleri, cumhurbaşkanının görev süresi konusunda çıkan çatışmaların ardından Başbakan ile uzlaşı sağlanması sonrasında kışlalarına dönmeye hazırlanıyor (Reuters)
Somali Ulusal Ordusu askerleri, cumhurbaşkanının görev süresi konusunda çıkan çatışmaların ardından Başbakan ile uzlaşı sağlanması sonrasında kışlalarına dönmeye hazırlanıyor (Reuters)
TT

Afrika Boynuzu, krizlerin odak noktası mı?

Somali Ulusal Ordusu askerleri, cumhurbaşkanının görev süresi konusunda çıkan çatışmaların ardından Başbakan ile uzlaşı sağlanması sonrasında kışlalarına dönmeye hazırlanıyor (Reuters)
Somali Ulusal Ordusu askerleri, cumhurbaşkanının görev süresi konusunda çıkan çatışmaların ardından Başbakan ile uzlaşı sağlanması sonrasında kışlalarına dönmeye hazırlanıyor (Reuters)

Mana Abdulfettah
Son yıllarda Afrika Boynuzu olarak adlandırılan Somali, Eritre, Cibuti, Etiyopya, Güney Sudan, Sudan ve Kenya’yı kapsayan bölge, siyasi reform ve seçimlerin düzenlenmesine ilişkin fikir birliği yoluyla yönetim düzeyinde bir dönüşüm geçirerek, birçok ülkede demokratik dönüşüm sürecine doğru yeni bir sayfanın açıldığını gösterdi. Öyle ki bu ülkelerde terör sıklığı ve terör örgütlerinin gerçekleştirdiği operasyonlar azaldı. Nihayetinde ise ABD stratejisinin ve Doğu Asya’ya odaklanma arzusunun değişmesiyle uluslararası varlık da azaldı.
Ancak Afrika’daki varlığını tamamen azaltmak politik olarak maliyetli görünürken, yavaş ve biraz dağınık bir geri dönüş başladı. Savaşlardan ve kıtlıklardan doğan Somali gibi Afrika Boynuzu ülkeleri de kalkınma ve kaynaklar için rekabetin yanı sıra Etiyopya’da kalkınma açısından büyük adımlar atıldığının işaretlerine tanık oldu. Ancak son dönemde bu durum tersine dönerek, her şeyin eski haline döneceğinin habercisi oldu. Böylece Somali’deki koşullar Etiyopya’daki savaşla birleşerek bölgenin geri kalanını da etkiledi. Bu durum, uluslararası toplumun dikkatini de çekerken, kıtlık ve uzayan savaşlara dair uyarılar gelmeye başladı. Bu çerçevede Somali’deki durumun, Afrika Boynuzu’nu kriz odağı haline getirmesi ve krizi varoluşsal bir kriz olarak sınıflandırması mümkün. Afrika Boynuzu’nun neredeyse tüm ülkelerinde bu döngüsel kriz dizisini kırmak, bölge ülkelerinin hükümetlerinin ortaya çıkan anlaşmazlıkları çözme mekanizmalarının eksikliği ve bölgesel oluşumların zayıflığı göz önüne alındığında krizi çözmeye yönelik çabaları baltalıyor.

Savaş mirası
Afrika Boynuzu bölgesi, başarısız devletlerin doğduğu yenilenmiş bir iç çekişme mirasından doğdu. Öyle ki uzun askeri rejimler ve kısa demokrasiler arasındaki ardışık hükümetler, güvenliğin sağlanmasında, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesinde ve devletin sağlık, eğitim ve diğer haklar gibi doğal görev ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde, temel görevlerini yerine getiremedi.
Durum, Afrika Boynuzu’nun üç ana ülkesi olan Eritre, Cibuti ve Somali ile sınırlı değildi. Jeostratejik özelliğine göre Afrika kıtasının doğu kıyılarının bu bölgesinde Etiyopya ve Sudan’ı da kapsayacak şekilde genişledi, jeopolitik değişimler ve uluslararası güçlerin strateji ve çıkarları uyarınca tanım açısından esneklik kazandı.
Sömürge sonrası dönemde bölgesel sistemin ortaya çıkması ve bölgedeki ülkelerin çoğunun bağımsız hale gelmesi, bu duruma katkı sağladı. Ayrıntılar, bu ülkelerin uluslararası alanda etkili ve başa çıkmanın kolay olduğu bazı avantajlar taşıyordu. Ayrıca bölgenin bir bütün olarak iç ve bölgesel çatışmaların ve uluslararası müdahalelerin odak noktası olduğu yönünde de olumsuzluklar taşıyordu.
Antropolojik faktör de kahverengi, Arap ve Afrika kökenli unsurun bir karışımını içeren bölgeyi karakterize etmede rol oynuyor. Bu durum, dinlerin çoğulluğuna dayalı diğer tanımlamalara üstün gelmiş olabilir. Ancak Arapların bölgeye göçü, Hıristiyan ve İslam fetihlerinden daha önce olmuştur. Bu nedende dini çeşitlilik, manevi ibadet ve doğa dışındaki inançlara inanma gibi bölgeye özgü inançları içeriyor. Bu bölge aynı zamanda tarım, hayvancılık ve ticaret gibi ekonomik faaliyetlerde bulunma hareketi nedeniyle ülkeler arasındaki etnik çeşitlilik ve etnik gruplar arası etkileşimden de derinden etkilenmiştir. Bu durum ise sınır anlaşmazlıklarına neden olmuştur. Batının stratejik vizyonuna göre birincil çıkar alanı olarak ele alınmakta ve bu, bu alanın uluslararası politikada önemli bir mertebeye ulaşmasını açıklamaktadır.
Bölgedeki çatışmalar, Afrika Boynuzu’nun siyasi tarihine dayanan yönleriyle zihinsel imajının ortaya çıkmasına neden oldu. Bu imajı derinleştiren, uluslararası vesayeti kendine çeken ve çıkarlarını korumak için bölgesel ve uluslararası ittifakların etkileşimi üzerinden takip edilen bir deneyim yaratan terimlerle ifade edildi.

Devletlerin kırılganlığı
Afrika Boynuzu devletlerinin kırılgan ve istikrarsız doğası, kronik çatışmaların tırmanmasında önemli bir faktördür. Cibuti’nin stratejik konumu, ‘bir dizi askeri üssün merkezi olması ve istikrarına katkıda bulunan büyük ekonomik getiriler elde etmesi’ için uluslararası güçlerle kapsamlı siyasi, ekonomik, askeri ve güvenlik ilişkilerine sahip olmasına izin verdiyse de Eritre, bu avantajdan yararlanmadı. Ancak hayati alanındaki değişiklikler, dünyaya açılmasını mümkün kılabilir. Somali’ye gelince, bölgedeki istikrarsızlığın bariz bir örneği. Hala siyasi çatışma ve iç savaş yörüngesinde dönüyor. Koşulları tek bir hızla devam etmiyor. Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu’nun geçen Şubat ayında resmi olarak sona eren görev süresini iki yıl daha uzatan bir karar yayınlamasının ardından hükümette tekrar istikrarsızlık baş gösterdi. Fermacu ayrıca, kendisine yönelik yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili soruşturmalar nedeniyle Başbakan Muhammed Hüseyin Roble’nin yetkilerini de askıya alma kararı almıştı. Uluslararası baskının ardından Fermacu, görev süresini uzatma kararını geri aldı ve Başbakan Hüseyin Roble’yi de parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık görevlerini üstlenmekle görevlendirdi. Roble’nin geçen Mayıs ayından bu yana sorumlu olduğu ordu ve güvenlik güçlerine ‘görevden ayrılan cumhurbaşkanı yerine kendisinden talimat almaları’ emri vermesi sonrasında çatışma genişledi.
Birçok taraf, Fermacu üzerindeki uluslararası baskıların ve Roble’yi yetkilendirmenin, ‘bir istikrarsızlık halinin oluşmasına, hükümetin istikrarsızlaşmasına, hükümet kurumları ile muhalefet güçlerinden ayrılanlar arasında çatışmaların ortaya çıkmasına’ yol açtığına inanıyor. Somalili Eş-Şebab ve diğer silahlı gruplardan gelen tehditlerin ortaya çıkmasıyla silahlı bir çatışmaya sürüklenme beklentileri de mevcut.

Krizler tırmanıyor
Afrika Boynuzu’ndaki çatışmaların tırmanmasına birkaç faktör neden oldu. İlk faktör, iç çatışma tetikleyicilerinin devam etmesiyle ilgili. Somali’de bir sürelik sakinliğin ardından güvenlik sorunlarını ateşleyen Eş-Şebab Hareketi, aktif bir durumda. Hareket, son olarak geçen salı günü cumhurbaşkanı, başbakan ve muhalefet arasındaki siyasi çekişmenin ardından ayrı ayrı olaylarla geri döndü. Öyle ki 2017 yılından itibaren kademeli olarak geri çekilecek olan Afrika Birliği Somali Misyonu (AMISOM) güçlerine ait bir askeri üs yakınında intihar eylemi düzenlendi. Ancak Güvenlik Konseyi (BMGK), misyonunu genişletmeye karar verdi. Daha önce ise silahlı çatışmaların yeniden alevlenme ihtimali ortasında Somali güçlerine karşı çeşitli operasyonlar gerçekleştirildi. Somali Cumhurbaşkanı ve Başbakanı arasındaki anlaşmazlığa ek olarak ABD ve Afrika’nın Somali’ye verdiği askeri desteğin azalması, Somali güçlerini bu hareketle tek başına karşı karşıya bıraktı.
Yalnızca Somali ile sınırlı olmayan, ancak bölgenin tüm ülkelerinde bir saatli bomba olmaya devam eden etnik etkiye ve ulusal veya siyasi aidiyet pahasına büyüyen kabile fanatizmine ek olarak, Somali’deki Somaliland bölgesi ve Etiyopya’daki Tigray bölgesi gibi ayrılıkçı hareketler, Sudan gibi komşu ülkelerden faaliyet gösteren Eritre muhalefet hareketleri ve Sudan’da bölünme çağrısı yapan silahlı isyancı hareketler genişlemeye başladı.
İkinci faktör, bölgesel güçler dengesinde ve bu ülkeler arasındaki savaşlar, barışlar, ittifaklar ve bloklar arasındaki ilişkilerde ortaya çıkıyor. Bölgedeki siyasi değişimlerin ardından bölgedeki siyasi hareketin etkisiyle temsil edilen diğer karmaşıklıklar da eklendi. Afrika Boynuzu, ayaklanmalar, devrimler veya askeri darbeler yoluyla bu karmaşanın bir uzantısı haline geldi. Ayrıca çatışmaların şiddetlenmesi, silahlanma eğilimine yol açtı ve buna bağlı olarak bölge ülkeleri arasında silah ticareti ve kaçakçılığı aktif hale geldi.
Üçüncü faktör ise uluslararası çıkarlarla ilgili. Siyasi gerginlik durumunun ardından olası yansımalarla birlikte BM, ‘ülkenin önceki yıllarda meydana gelenlere benzer bir kuraklık ve kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğine dair raporların yayınlanmasından sonra’ Somali’ye insani yardım çağrısında bulundu. Bu sorunlar, bölgedeki çalkantılı siyasi tarihin önemli bir yansımasıdır. Bu bozulmaya neden olan faktörlerin köklü ve ortadan kaldırılmasının zor olduğu göz önüne alındığında sorunlar, zaman zaman hala yenileniyor.

Yeni ayrımlar
Öyle görünüyor ki ilerleyen dönemde iç çatışmalar, bölgesel ve uluslararası etkileşimler açısından yeni ayrımlar ortaya çıkacak ve bu kırılgan siyasi ve güvenlik durumuna karşı büyük bir tehdit oluşturacaktır. Afrika Boynuzu bölgesine, sözde işbirliği ile kuşatılmış çatışma ilişkileri hakimdir. Bu varsayıma dayanarak Afrika Birliği ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) gibi bölgesel örgütler ve diğerleri kurulmuştur. Ancak bu örgütler, siyasi ya da ekonomik krizleri çözmeyi başaramadılar. Siyasi, ekonomik ve askeri yollarla, gerek iç gerekse bölge ülkeleri arasında çatışma tarafları üzerinde etki ve baskı uygulamak için her zaman en büyük ve en köklü uluslararası kuruluşların şemsiyesine ihtiyaç duyulmuştur.
Afrika Boynuzu, henüz uluslararası müdahaleler olmaksızın bir iç çözüme ulaşmak için çatışmalarını yönetecek başka mekanizmalar geliştirmekten uzak görünüyor. Aksine bu çatışmalar, uluslararası rekabet ağının etrafında döndüğü bir ortam haline geldi. Durum, bu ülkelerin ‘bölünmeleri ve bölge ülkelerinin hükümetleri ve halkları arasındaki ilişkilerde mevcut dengesizliği önleyememeleri’ nedeniyle uzun süre devam edebilir.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Afrika Boynuzu’ndaki kriz, bölgesel güvenlik dengesinin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynayan karmaşık iç çelişkiler içeriyor. Bu da bölgenin kriz yuvasına dönüşünün birdenbire ortaya çıkmadığını, daha çok iç çatışmaları sona erdirmek için az sayıdaki olası çözümlere dayandığını gösteriyor.



Carney: Kanada'nın Amerika ile ilişkisi, güç kaynağı olmaktan çıkıp zayıflık haline geldi

Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)
Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)
TT

Carney: Kanada'nın Amerika ile ilişkisi, güç kaynağı olmaktan çıkıp zayıflık haline geldi

Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)
Kanada Başbakanı Mark Carney, 1812 Savaşı'nda günümüz Kanada topraklarını Amerikan işgaline karşı savunurken ölen İngiliz askeri komutanı General Isaac Brooke'un heykelini gösteriyor (videodan)

Kanada Başbakanı Mark Carney dün yaptığı açıklamada, bir zamanlar güç kaynağı olan Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki yakın ilişkinin artık zayıflık noktası haline geldiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Kanada halkına hitaben yayımladığı video bir video mesajında, iki yüzyıldan fazla süre önce Amerikan işgaline karşı savaşan askeri liderlerin kahramanlığına övgüde bulundu.

Carney, 1812 Savaşı'nda Amerikan işgaline karşı bugünkü Kanada topraklarını savunurken ölen İngiliz komutanı General Isaac Brooke'un heykelini göstererek, Kanada'nın, Amerikan komşularından kaynaklanan “istikrarsızlıkları” kontrol edemeyeceğini ve bu belirsizliklerin bir gün sona ereceğini umarak geleceğini riske atamayacağını söyledi.

Sözlerine şöyle devam etti: "Bugünkü durum alışılmadık görünse de daha önce de buna benzer tehditlerle karşılaştık" diyerek, Brock'u ve 1812'de Amerikan yayılmacılığına direnmek için Büyük Göller bölgesindeki yerli ulusları bir araya getiren Şef Tecumseh dahil olmak üzere Kanadalı birçok tarihi şahsiyeti örnek gösterdi.

Parlamentoda geçen hafta çoğunluğu elde eden liberal hükümetin lideri Carney bu zaferin, ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşıyla daha etkili mücadele etmesine yardımcı olacağını ifade etti.

ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick geçen hafta Kanada'yı zor bir ticaret ortağı olarak nitelendirerek eleştirdi. Kanada, mallarının yaklaşık yüzde 70'ini ABD'ye ihraç edilirken, iki ülke ile Meksika arasındaki serbest ticaret anlaşmasının bu yıl gözden geçirilmesi planlanıyor. ABD yetkilileri, anlaşmada önemli değişiklikler yapma arzusunu dile getirdiler.

Trump, çelik, alüminyum ve otomobil gibi Kanada ihracatına gümrük vergisi uyguladı, ayrıca Kanada'yı ilhak edip Amerika'nın elli birinci eyaleti haline getirme söylemini tekrarladı.

Carney'nin ofisi, video mesajını neden bu zamanda yayımladığı ve Amerikan yayılmacılığına direnen isimleri neden övdüğü ile ilgili sorulara henüz yanıt vermedi.

Carney, Kanada ekonomisini büyütmek ve egemenliğini savunmak için hükümetinin neler yaptığını anlatmak üzere önümüzdeki haftalar ve aylarda Kanadalılara düzenli olarak seslenmeyi planladığını söyledi. "Bu bizim ülkemiz, bu bizim geleceğimiz ve kontrolü geri alıyoruz" ifadesini kullandı.


ABD, İran karşısında savaşı kaybetti mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
TT

ABD, İran karşısında savaşı kaybetti mi?

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da İran'a karşı savaşla ilgili konuşması öncesinde, 1 Nisan 2026 (AP)

Christopher Phillips

ABD, savaşlarda yenilgileri ve zaferleri birbirine karıştırma konusunda uzun bir geçmişe sahip bir ülke. 1973 yılında, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, yönetiminin Washington’ın Güney Vietnam’daki müttefiklerini hayal kırıklığına uğratmayan ‘onurlu bir barış’ sağladığını duyurmuş, ancak Saygon sadece iki yıl sonra düştü.

Eski ABD Başkanı George W. Bush, 2003 yılının mayıs ayında, Irak'taki ana çatışmaların sona erdiğini ve ‘El Kaide'nin müttefikinin’ ortadan kaldırıldığını ilan etti. Ancak ABD, sekiz yıl daha El Kaide ve diğer örgütlerle savaşarak askeri bir bataklıkta boğulmaya devam etti, ardından 2014 yılında DEAŞ ile savaşmak için geri döndü. Böylece Donald Trump, Nisan ayında İran ile ateşkes ilan edilmeden önce bile, “Bu savaşta zafer kazandık” diyerek aynı tanıdık yaklaşımı izledi.

sdsdv
Eski ABD Başkanı George W. Bush, Teksas eyaletindeki Fort Hood'da ABD askerlerine hitap ediyor, 3 Ocak 2003 (AFP)

Elbette Trump, aksini gösteren kesin kanıtlar karşısında bile başarılarına ısrarla sarılmasıyla ünlü. Ancak kendi standartlarına göre bile, bu savaşın sonucunu herhangi bir anlamda bir Amerikan zaferi olarak yorumlamak oldukça güç. Trump, ateşkes öncesinde neredeyse her gün savaş hedeflerini değiştirmiş olsa da İran rejiminin değiştirilmesi ve nükleer programının sonlandırılması gibi bazı ana konular da dahil olmak üzere bu hedeflerin çoğu şu ana kadar gerçekleştirilemedi. Bunun yanında bu savaşın doğrudan hedeflerin ötesine geçen sonuçları oldu. Kısa vadede, Trump şahsen ve genel olarak ABD, çatışmadan daha zayıf bir konumda çıktı. Uzun vadede ise, tablo henüz netleşmemiş olsa da Washington’ın bölgesel ve küresel stratejik konumunun ciddi zarar görmesi muhtemel.

Kısa vadeli gerilemeler

Ateşkes ilan edildiğinde, ABD’nin durumu savaşın patlak vermesinden önceki durumdan daha iyi değildi. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in de aralarında olduğu bazı İranlı üst düzey yetkililerin öldürülmesine ve İran'ın askeri gücünün önemli ölçüde azalmasına rağmen, rejim değişikliği gerçekleşmedi ve Tahran'ın nükleer silah üretme kabiliyeti elinden alınmadı. Elbette, müzakereler yoluyla ikincisinin gerçekleşme olasılığı hâlâ mevcut ve bir halk ayaklanması rejim değişikliğine yol açabilir, ancak bunların hepsi savaş öncesinde de mümkündü. Eğer bir değişiklik olduysa, o da çatışmanın her ikisinin de gerçekleşme olasılığını azaltmış olmasıdır. Hatta İran rejiminin, uğradığı yenilgilere rağmen, Körfez'deki ABD müttefiklerine ağır darbeler indirerek ve Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiye zarar verme yeteneğini kanıtladıktan sonra, çatışmadan daha güçlü bir konumda çıktığı bile söylenebilir.

İran, komşularıyla olan ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Ortadoğu'daki komşularının çoğuna saldırmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez bölgesindeki hükümetlerin çoğu, savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyor.

Ateşkes devam ederse, bu durum Trump ve ABD için gerçekten büyük bir gerileme anlamına gelecek. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre petrol fiyatları yüksek ve enflasyon belirgin seviyelerde kalırsa, ABD'li seçmenlerin ara seçimlerde Trump liderliğindeki Cumhuriyetçileri cezalandırabilir. Önümüzdeki kasım ayında Kongre’de ya da Senato'da yaşanacak herhangi bir kayıp, onun iç gündemine yansıyacak. Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapalım (MAGA)” sloganını destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump’ın Papa’yı eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir.

Hatta, dış savaşlara şiddetle karşı çıkan ve MAGA’yı destekleyen muhafazakâr tabanının bir kısmı, Trump'ın Papa 14. Leo’yu eleştirmesi ve son zamanlarda yayılan, İsa'nın kıyafetini giydiği videolardan dolayı şaşkına dönmüş durumda ve ona sırtını dönebilir. Uluslararası alanda ise, Vietnam ve 2003 Irak Savaşı'nda olduğu gibi, Trump'ın çatışması ABD'nin gücünün sınırlarını ve askeri üstünlüğü olumlu siyasi sonuçlara dönüştüremediğini ortaya koydu. Bu durum tıpkı 2003 yılından sonra olduğu gibi, ABD'nin jeopolitik rakiplerini ve hatta bazı müttefiklerini, Ortadoğu'da ve başka yerlerde ABD'nin isteklerine karşı daha cesurca çıkmaya teşvik edebilir.

Ateşkesin sürmemesi ve çatışmanın yeniden alevlenmesi durumunda, İran rejimi beklenmedik bir şekilde çökmedikçe bu sorunlar şüphesiz daha da ağırlaşacak. ABD, çatışmaya daha fazla karışmak zorunda kalabilir ve bu da onu çıkması zor bir bataklığa saplanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir. Bu durum, küresel ekonominin büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Trump'a karşı iç muhalefetin tırmanmasına yol açacak ve onu daha da aşağılayıcı bir geri adım atmaya zorlayabilir.

Uzun vadeli zararlar

Savaş, aynı zamanda ABD’yi uzun vadede zayıflatabilecek mevcut gerilimlerin bazılarını tetikledi bazılarını da ortaya çıkardı.

Ortadoğu'da, Washington ile güvenlik ilişkileri on yıllardır ilk kez ciddi bir şekilde sorgulanır hale geldi. Birçok müttefik, Trump'a kendilerini haksız bir savaşa sürüklediği için öfkeli ve savaş patlak verir vermez rejimi değiştirememesi ve yerine yaralı ve öfkeli bir rejim bırakması nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda. İran, ilişkilerinin niteliğine bakılmaksızın Orta Doğu'daki komşularının çoğunu vurmaya hazır olduğunu gösterirken, özellikle Körfez'deki hükümetlerin çoğu kendilerini savunma stratejilerini yeniden gözden geçirme zorunluluğuyla karşı karşıya buluyor.  Washington ile güvenlik ilişkilerini kesmeyi düşünenler az olacak ve birçoğu orta vadede ABD'den silah alımlarını artırabilir. Ancak bu, güvenlik ortaklarının daha fazla çeşitlendirilmesiyle birlikte olabilir. Ne var ki birçok Körfez ülkesi Avrupa'nın askeri varlığının artmasına açık olduklarını ifade etti. Bazıları da Çin ile daha fazla iş birliği olanaklarını keşfedebilir ve Cibuti'de olduğu gibi, ABD üssünün yanında küçük bir Çin üssüne ev sahipliği yapmanın, İran'ın gelecekteki saldırılarını caydırıp caydırmayacağını sorgulayabilir.

sdsv
Tahran'ın üzerinde yükselen duman bulutları, 2 Mart 2026 (AP)

Transatlantik ittifak içinde bir başka gerginlik daha tırmandı. Avrupalı müttefiklerin İran’a karşı yürütülen kampanyayı desteklemekten ve talep edildiğinde yardım sunmaktan kaçınmaları, Trump’ın sert söylemlerde bulunmasına yol açtı ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD Başkanı Trump ile yakın zamanda kurdukları dostane ilişkilere rağmen hedef tahtasına oturtuldu. Bu sert söylemler, basit küfürlerden öte bir anlam taşıyor olabilir. Çünkü savaştan önce bile, Avrupa güçlerinin Trump'ın Grönland planlarına açıkça karşı çıkmasının ardından ilişkiler gergindi. Trump, NATO'nun yararını her zaman sorgulamıştı. NATO’nun savaşa katılmayı reddetmesi, bu eğilime hız kazandırmış görünüyor. Trump, 31 Mart tarihli bir paylaşımında Avrupa hükümetlerini, “Artık ABD size yardım etmek için orada olmayacak” sözleriyle tehdit etti. Bu tehdit çok ciddiye alındı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bir hafta sonra ABD Başkanı’nın fikrini değiştirmek için Washington'a gitti. Ancak bu girişim başarısız oldu. Tüm bu gerilimler zamanla yatışsa da The Economist dergisi son sayısında savaşın NATO'yu ‘her zamankinden daha fazla geri dönüşü olmayan bir noktaya itmiş’ olabileceği konusunda uyardı. Sonuç olarak, Avrupa liderleri, Trump veya halefinin transatlantik ilişkilere geri dönmesini ummalarına rağmen, ABD sonrası geleceği acilen ve derinlemesine düşünmek zorunda kalıyorlar. Bu sonuç Batı'yı bölebilir ve Avrupa ile ABD'yi küresel ölçekte zayıflatabilir.

Çin'in bir zaferi mi?

Bu durum, çatışmanın ABD açısından bir başka olumsuz sonucunu da ortaya koyuyor; zira çatışma, Washington’un küresel rakiplerine büyük avantajlar sağladı. Küresel petrol fiyatlarındaki artışın etkisini hafifletmek amacıyla Rusya, yaptırımlarda geçici bir hafifletme elde etti. Bu da ülkenin arzının bir kısmını satmasına imkân tanıdı ve dolayısıyla Moskova’nın hayati önem taşıyan gelirlerinde artışa yol açtı. Trump'ın NATO’daki müttefiklerine yönelik öfkesi ve Körfez ile meşgul olması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Beyaz Saray'ın Ukrayna savaşına olan ilgisini yitireceği ya da Kiev'e Rusya'nın çıkarlarına uygun bir anlaşmayı kabul etmesi için baskı yapacağı umudunu artırabilir. Ancak bu kazanımların çoğu, en azından şimdilik, kısa vadeli görünüyor.

En büyük kazanan Çin oldu. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olsa da Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı.

Buradaki en büyük kazananın Çin olduğu söylenebilir. Savaşın ekonomik etkilerinden ve müttefiki İran’ın görece zayıflamasından rahatsız olmasına rağmen, Pekin krizden daha da güçlenerek çıktı. Ekonomik açıdan, Çin'in yenilenebilir enerjiye yaptığı devasa yatırımlar, bazı tedarik sorunlarından korunmasını sağladı ve aynı zamanda daha önce satın aldığı sıvılaştırılmış doğal gazın bir kısmını komşularına daha yüksek fiyatlarla geri sattı. Jeopolitik açıdan ise, çatışmanın ABD'nin güvenilirliğine verdiği zarar, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in en sevdiği anlatıyı pekiştirdi. Bu anlatıya göre Pekin, daha güvenilir ve uluslararası istikrarı korumada daha yetkin, küresel bir aktör. Hatta ABD, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için Çin'den yardım istemek zorunda kalırken, Pekin, Pakistan'ın arabuluculuğunda ateşkesin sağlanmasında sessiz ama son derece önemli bir rol oynadı. Çin, çok az çaba sarf ederek çatışmadan çıktı ve itibarını güçlendirdi; buna karşılık, rakibi ABD ise kendini daha kötü bir durumda buldu. Bu, Trump yönetiminin bu savaşta hedeflediği birçok hedeften sadece bir tanesidir ve olumsuz yankıları önümüzdeki uzun yıllar boyunca devam edebilir.


Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı

Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
TT

Çin, ortak askeri tatbikatların başlamasının ardından ABD, Filipinler ve Japonya'yı "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı

Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)
Manila'da düzenlenen Filipin-Amerikan "Balikatan" (omuz omuza) askeri tatbikatının açılış töreninde Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden subaylar (EPA)

Pekin, üç ülkenin binlerce askerinin yıllık ortak askeri tatbikatlarına başlamasının ardından bugün ABD, Japonya ve Filipinler'i "ateşle oynamamaları" konusunda uyardı.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Guo Jiakon, tatbikatlarla ilgili bir soruya yanıt olarak gazetecilere şunları söyledi: "İlgili ülkelere, güvenlik adı altında birbirleriyle körü körüne iş birliği yapmalarının ateşle oynamaya benzeyeceğini ve nihayetinde kendilerine ters tepeceğini hatırlatmak isteriz."

Filipinler ve Amerika Birleşik Devletleri, bugün yıllık ortak askeri tatbikatlarına başladı. 17 binden fazla asker, gerçek mühimmatlı atış tatbikatları, simüle edilmiş deniz saldırıları ve entegre hava tatbikatlarına katılıyor. Japonya, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransa'dan kuvvetler de 19 gün sürecek ve esas olarak bölgesel savunmaya odaklanan Balikatan tatbikatlarına katılıyor. Bu, Japonya'nın "omuz omuza" anlamına gelen Balikatan'a ilk katılımı oluyor.

Geçmişte Japonya'nın katılımının insani yardım ve afet müdahale faaliyetleriyle sınırlı kaldığını belirtmekte fayda var. Amerika Birleşik Devletleri, tatbikatları Filipinlerle ittifakına olan "sarsılmaz bağlılığının güçlü bir göstergesi" olarak nitelendirdi.