Suriyeli ‘paralı askerler’ için yeni rota Ukrayna sahası: 7 aylık görev için 7 bin dolar ödeme

Suriye ve Rusya askerleri, 4 Aralık 2016’da ülkenin kuzeyinde yer alan Halep’in doğusundaki Karm et-Tarif bölgesinde (AP)
Suriye ve Rusya askerleri, 4 Aralık 2016’da ülkenin kuzeyinde yer alan Halep’in doğusundaki Karm et-Tarif bölgesinde (AP)
TT

Suriyeli ‘paralı askerler’ için yeni rota Ukrayna sahası: 7 aylık görev için 7 bin dolar ödeme

Suriye ve Rusya askerleri, 4 Aralık 2016’da ülkenin kuzeyinde yer alan Halep’in doğusundaki Karm et-Tarif bölgesinde (AP)
Suriye ve Rusya askerleri, 4 Aralık 2016’da ülkenin kuzeyinde yer alan Halep’in doğusundaki Karm et-Tarif bölgesinde (AP)

Ukrayna’daki savaş, yaşam, güvenlik ve ekonomik krizlerine çözüm arayan ve ‘cehennemden kaçmak’ isteyen Suriyeli gençler için yeni bir destinasyon ve savaş ağalarının da ‘para ve zenginlik’ aradığı yeni bir rota sayılıyor. Bu, Libya ve Dağlık Karabağ’daki savaşlar gibi, Rusya- Türkiye himayesinde iki tarafın yanında savaşan Suriyeli ‘paralı askerlerin’ kazanım sağladığı diğer çatışma alanlarında da yaşandı.
Gerçekten de arabulucular, Ukrayna’da Rus ordusunun yanında savaşmaları amacıyla Suriyelilerle sözleşmeler imzalamak için Şam’da ve hükümetin kontrolündeki bölgelerde aktif olmaya başladı. ‘Yeni adaylar’ listesinde, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf’a bağlı ‘el-Bustan Derneği’ milislerinden yaklaşık 23 bin erkek bulunuyor. El-Bustan Derneği milisleri, hükümetin yanında savaşmış ve daha sonra ‘Mahluf İmparatorluğu’ndaki tüm siyasi, ekonomik ve askeri silahları kontrol altına alma kampanyasının bir parçası olarak dağıtılmıştı. Bunların bazıları, İran’ın 2012 yılından beri Halk Komiteleri aracılığıyla kurulmasına yardım ettiği Ulusal Savunma Güçleri’ne mensup. Söz konusu güçlerin rolü, 2015 sonundaki Rus askeri müdahalesi ve son iki yılda hükümet ve muhalefet güçleri arasındaki askeri operasyonların gerilemesi ile azaldı.

Rusya, Ankara’yı kızdırmak istemiyor
Bu noktada şunu unutmamak gerekiyor; Bugün, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan İdlib ateşkesinin üzerinden iki yıl geçti. Ayrıca 2017 yılının ortalarına kadar uzanan Rusya- ABD mutabakatları sayesinde Şam bölgeleri ile Fırat’ın doğusu arasındaki ‘sınırın’ istikrarını sağlanmasının yanı sıra o dönemde, bir yandan hükümete ait bölgeler arasında temas hatları kurulmuş ve diğer yanda da Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında Ankara tarafından desteklenen gruplar, çeşitli bölgelerin kontrolünü ele geçirmişti. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun Ukrayna’ya karşı saldırı başlamadan önce Suriye’nin batısındaki Rus Hmeymim üssünde bir araya geldikleri sırada Esed’e, ‘İdlib’e kapsamlı bir saldırıyı geciktirmesini’ söylemesi dikkat çekici. Zira Moskova, Ukrayna ile meşgul olacak ve şu an Ankara’yı kızdırmak istemiyor.
15 Mart 2011 tarihindeki protestoların başlamasının 11. yıldönümünü yaklaşırken, iki yıl boyunca üç ‘devlet’ arasındaki sınırda herhangi bir değişiklik yaşanmadı. Suriye’nin dört bölgesindeki ekonomik krizin ve halkın çektiği acıların alevlendiği günün yeni bir hatırası oluştu. Öyle ki insanların yüzde 90’ı yoksul ve 12,4 milyon ya da yüzde 60’lık kısım, gıda güvencesinden yoksun. Aynı şekilde Suriye lirası, son yıllarda değerinde keskin bir düşüşe tanık olurken, 1 dolar 46 lirayken 3 bin 500 liraya yükseldi. Gıda fiyatları ise savaş öncesi döneme göre 33 kat daha yüksek. Ülke içerisinde tahminen 14 milyon insanın yardıma ihtiyacı var ve beş milyondan fazla insanın tatlı suya erişimi yok.

Ukrayna savaşı krizi derinleştirdi
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, Suriyelilerin yaşadığı krizi derinleştirdi. Çünkü savaşan bu iki ülke, başta ekmek ve enerji olmak üzere önemli bir gıda ve geçim kaynağı sayılıyor. Ancak bu savaş, insanların acılarına yatırım yapmak için ek nedenler sağladı. Şam’daki savaş ağaları ve hükümetteki kardeşleri, gençlere sözleşme taslağı dağıtmakta aktifleşti. Sözleşmede, Ukrayna’da yedi ay süreyle ‘tesislerin korunması’ alanında çalışacak her kişiye yedi bin dolar verileceği belirtiliyor. İlk şart olarak, yedi ay boyunca Suriye’ye geri dönmemek ve ikinci şart olarak ise ‘Suriye hükümetinin bu sözleşmelerle hiçbir ilgisi olmaması’ sunuluyor. Savaşçı/ koruyucunun öldürülmesi durumunda, Suriye’deki ‘Şehitler Fonu’ kapsamında olmayacak, aksine ‘herhangi bir ayrıcalığa sahip olmayan’ bir ölü sayılacak. Ancak genç gönüllüler, birçok genç Suriyelinin göç etme nedenlerinden biri olan zorunlu askerlik hizmetini ertelemek için bunu sebep olarak görebilir.
Kendi savaşlarını ve daha sonra kendi ülkelerinde başkalarının savaşlarını veren Suriyeli gençler, iki yıl önce birbirleriyle savaşmayı bıraktılar. Ama şimdi ise başka topraklarda başkalarının savaşlarına dahil oluyorlar. Rusya ve Türkiye, Libya veya Dağlık Karabağ’da çıkarlarını korumak için binlerce savaşçıyı bu alanlara gönderdiklerinde yaşanan şey buydu. Ancak bir istisna vardı, çalışma süreleri buralarda altı aydı. Ukrayna’da yedi ay devam edecek olsa da bu, asker toplama faaliyetlerinin ana şemsiyesi olan Rus Hmeymim üssünün ‘Ukrayna savaşının günlerce değil aylarca veya yıllarca süreceğine’ olan inancını gösteriyor.

Yeni gelişmeler nelere gebe?
Şam’ın açıkça Moskova’nın yanında yer aldığı Ukrayna’daki Rus savaşı üzerindeki tek etki bu değil. Resmi açıklamalar, ‘Doğu Ukrayna cumhuriyetlerinin bağımsızlığının’ tanınması ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 141 devletin desteğine ulaşan Batı’nın kınama beyanına karşı (Küba, Eritre, Kuzey Kore ve Rusya ile) yapılan oylama yoluyla Şam tarafından bu destek dile getirildi. Saldırının patlak vermesinden bu yana Şam ve Tahran arasındaki temaslar yoğunlaştı. Paralı askerlerin Ukrayna’da savaşmaya hazır olduğu haberleri yayılırken, Suriye Ulusal Güvenlik Ofisi Direktörü Tümgeneral Ali Memluk, ‘ABD’nin Fırat’ın doğusundan savaşçı toplamaya yönelik hamleleri’ karşısında koordinasyon sağlamak üzere İranlı mevkidaşı Ali Şemhani ve Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile bir araya geldi. Ancak ‘Rusya’nın bir yandan Suriye’de ‘insani görevlere’ askeri güç göndermek için Belarus ile bir askeri anlaşma imzalamakla meşgul olması’, ‘diğer yandan İran’ın Suriye’ye ekonomik, petrol ve gıda yardımı yapmakla meşgul olması’ ve ‘öte yandan da Moskova yeni macerasıyla meşgulken, nükleer anlaşmayı imzalaması ve ekonomik imkanlar elde etmesi durumunda Şam’ın Tahran’a yönelik önyargısı üzerine odaklanılması’ ortasında bu koordinasyon, büyük olasılıkla İran’ın Suriye’deki ‘boşluğu doldurmasını’ hedefliyor.
Geçmişte Suriye’deki terazi kefesi, Tahran’ın Lazkiye limanı da dahil olmak üzere kontrol etmeye çalıştığı çıkarların elde edinilmesiyle Rusya’nın lehine ağır basıyordu. Ancak Rusya’nın, özellikle Suriye’nin güneyinde ‘stratejik olarak mevzilenmesini’ önlemek üzere İran çıkarlarını takip etmesi için İsrail’e yeşil ışık yakması ilerleyen günlerde Suriye'deki dengelerde bir dalgalanmaya neden olabilir.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.