Rusya’nın başlattığı savaşta herkes Hitler'i damgalama ve rol model suçlaması için kullanıyor

Batılı çevreler, Alman lider Hitler ile Rus lider Putin’i ilişkilendirirken, Rus güçleri Ukrayna’yı Kavgam (Mein Kampf) kitabının kopyalarını buldukları için Nazizm’le suçluyor.

Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
TT

Rusya’nın başlattığı savaşta herkes Hitler'i damgalama ve rol model suçlaması için kullanıyor

Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)

Emine Hayri
Modern ve kadim tarih, onlarca hatta yüzlerce yıl önce vefat etmiş tanınmış şahsiyetlerle doludur. Bazıları bizimle ve aramızda yaşıyorlar. Onları kitaplarda inceleyebiliriz, konuşmalarda onları taklit edebilir ya da doğdukları güne lanet okuyabiliriz. Bazıları hakkında ise birtakım hikayeler anlatır ve onlarla birlikte yaşayabilmeyi dileriz. Böylece onlarla aynı dönemde yaşamış olmayı ve yaptıkları büyük işlerden feyiz almayı isteriz. Bu dünyadan ayrılmış olmaları ve günümüzdeki sıkıntıları çekmedikleri için şükrederiz.

İyiler ve kötüler
Bu şahsiyetler, ister iyi, ister kötü, ister çok iyi işler başarmış isterse büyük sorunlara yol açmış olsunlar, zaman zaman olayların gidişatına verdikleri yönle hafızalara kazınmışlardır.
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının seyri, kimi zaman bir damgalama kimi zaman bir betimleme ve kimi zaman da deneyimlerinden, geçtiği duraklardan ve daha birçok açıdan Nazi lideri Adolf Hitler'i çağrıştırıyor. Öyle ki artık hayatta olmayan Hitler, devam eden bu savaşta var olmaya devam ediyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu ayın başlarında İtalyan TV programı Zona Bianca'ya verdiği röportajda, Rusya’nın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Yahudi olmasına rağmen Ukrayna’yı ‘Nazilerden arındırmak’ için bu ‘askeri operasyona’ başladığı iddiasıyla ilgili bir soruya yanıt olarak, Adolf Hitler'in ‘Yahudi kökenli’ olduğunu söylemesi tüm dünyada şaşkınlık yarattı.

Zelenskiy'nin Yahudi olması
Zelenskiy'nin Yahudi olması, Ukrayna'nın Neo-Nazi Azov taburu, Hitler'in Yahudi kökenleri, İsrail'in öfkesi, Rusya'nın özrü, Batı'nın paniği, Yahudi Soykırımı'nın (Holokost) yeniden gündeme gelmesi, Neo-Nazi gruplarının çeşitli Batı ülkelerinde yeniden ortaya çıkmaları, tüm bunlar Hitler'i çağrıştırıyor.
Doğduğu ülke Avusturya'da, babasının sanata ve mimariye olan ilgisi ve düşkünlüğünü reddettiği Hitler, Avusturya vatandaşlığını reddederek Alman milliyetçiliğinin kavramlarını benimsemeye yöneldi. Hitler, intiharının üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen halen karşılıklı suçlamalara malzeme olmaya devam ediyor. Öyle bir malzeme ki her ikisi de Hitler’e, eylemlerine ve sözlerine karşı olması gereken iki taraf arasındaki uluslararası gerilimi körüklüyor.
Lavrov, röportajda, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin Yahudi olmasının, Ukrayna'da Nazi unsurlarının varlığını inkâr etmediğini belirterek, “Hitler'in de Yahudi kanı taşıdığına inanıyorum. En kötü antisemitiklerden bazıları Yahudilerdir” ifadelerini kullandı.

Putin, Hitler'e benziyor mu?
Britannica Aansiklopedisi, Hitler'in tarih için önemli bir isim olduğu konusunda genel bir fikir birliği bulunduğunu söylüyor. Bir kişinin tarih için önemli olması, hakkında mutlaka olumlu bir yargı olduğu anlamına gelmiyor. Hitler, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinin sorumlularından biri. Britannica Aansiklopedisi, Birinci Dünya Savaşı'nı başlatan liderlerin çeşitli sorumluluklarından farklı olarak Hitler’in böyle bir sorumluluğu olduğunu söylüyor. Hitler, aynı zamanda Alman politikasının, Avrupa’daki ve Rusya’nın Avrupa’ya yakın bölgelerindeki Yahudiler dahil olmak üzere, tüm Yahudilerin sınır dışı edilmesinden imha edilmesine dönüştüren Holokost suçunun sorumluluğunu da üstleniyor.
Mevcut savaş sadece silahlar, erkekler ve kadınlar ya da bir çatışma çerçevesinde yaşanmıyor. Aynı zamanda etnik kökenler, ırklar ve ırkçılıkla ilgili kavramlar da bu savaşa dahil. Hitler siyasi, askeri ve düşmanlık kariyerinde açıkça ve büyük ölçüde ırkçı ilkelere sahipti. Aryan ırkının (Almanlar), kendinden aşağı olan ırkları köleleştirmesi gerektiğine inanıyordu.
Hitler, ‘Slavları’ (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslular, Polonyalılar, Çekler ve diğerleri) Aryanların köleleştirmesi gereken aşağı ırklar olarak görüyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhtemelen Ukraynalıları ya da başkalarını köleleştirmeyi amaçlamıyor olsa da Batılı çevreler, Putin ve Hitler arasında birçok benzerlik buluyorlar. Putin’in orduyu harekete geçirerek, ülkesindeki muhalefeti susturarak, iktidarı üzerindeki tüm denetleyicileri ortadan kaldırarak ve eski Sovyet cumhuriyetlerini ya Rusya topraklarının bir parçası olarak görerek ya da kazanılmış bir hak gibi kendisinin olarak değerlendirerek saldırılar düzenlemesini Hitler’in yaptıklarıyla karşılaştırıyorlar. Her ikisini de insanlığı, insani değerleri ve anlamlarının yanı sıra insan yaşamının kutsallığını umursamayan, sessiz ve şaşırtıcı bir şekilde plan ve hesaplama yapan kişiler olarak görüyorlar. Batı ülkelerinde yapılan bazı analizlere göre her ikisi de sahte haberleri, kara propagandayı, dolambaçlı ifadeleri ve gerçeklerin çaptırıldığı açıklamaları benimsiyor.
Putin, Hitler'e benzemek ve onun yaklaşımını benimsemekle suçlanırken bu durum topun bazen Rusya’nın bazen de Batı'nın sahasında olduğunu düşündürüyor. Öyle ki, Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patrushev, haftalar önce yaptığı bir açıklamada, Batı, Ukraynalı Neo-Nazilerin faaliyetlerini geçmişte Hitler'i desteklediği gibi destekliyor. Geçen yüzyılın otuzlu yıllarında Batı'nın Almanya'da faşizmin oluşumuna ve büyümesine etkin bir şekilde katkıda bulunduğunu belirterek, Batı'nın Ukrayna'daki Neo-Nazilere verdiği desteğe atıfta bulundu ve “tarih şimdi tekerrür ediyor” dedi.

Neo-Naziler
Rusya’nın tabiriyle Ukrayna'daki ‘Neo-Naziler’, kısa bir süre önce Ukrayna’nın Mariupol şehrindeki Rus güçleri tarafından kuşatılan Azovstal Metalürji Fabrikası’ndaki Azov Taburu’nu temsil ediyor. Azov Taburu, 2014 yılında Doğu Ukrayna'daki Rus yanlısı ayrılıkçılara karşı aşırı sağcı aktivistler tarafından kuruldu.
O zamanlar Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarını püskürtmek için birçok milis grup kuruldu. Ancak Time Dergisi’nde ‘Beğen ve Paylaş’ başlığıyla yayınlanan bir analiz haberde aşırı sağcı milislerin Facebook'u radikalizmi yaymak ve yeni üyeler kazanmak için nasıl kullandığı aktarıldı. Analizde, Azov Taburu’nun bir milis gücünden daha fazlası olduğu, kendi siyasi partisine, bir yayınevine, çocuklar için yaz kamplarına ve ‘Milli milisler’ adıyla bir topluluk gücüne sahip olduğu belirtildi. Bu milislerin, polisle birlikte sokaklarda devriye gezdiğini aktaran Time Dergisi, aynı zamanda ABD ve Avrupa'daki ideolojik muadillerinden farklı olarak en az iki eğitim üssü ve insansız hava araçları (İHA), zırhlı araçlar ve topçular gibi devasa silahlara sahip bir askeri kanadı olduğunu da aktardı.
Time Dergisi’nin 2014 yılında yayınlanan bir makalesinde, vatanseverlik ve Nazizm karışımına, savaşın emarelerine ve Nazizm’in işaretlerinin yanı sıra Azov Taburu üyelerini Nazi Almanyası ile ilişkilendirilen ve Neo-Naziler olarak görülmelerine neden olan bir sembol olan ‘kurt pençesi’ amblemi takmasına göz yumulması ya da göz ardı edilmesi dikkat çekicidir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Almanya başta olmak üzere birçok ülke, başta Nazizm olmak üzere anayasa ve yasalara aykırı örgütlerle ilgili işaret, sembol ya da marşların dolaşımını, yayınlanmasını, basılmasını veya paylaşılmasını suç saymaktadır.

Milli sosyalizm eğilimi
Nazizm, Nasyonal Sosyalizm anlamına gelse de Nasyonal Sosyalizm eğilimi, komünizmin ilkelerini temel alan Marksist-Leninist ideolojiye dayanır. Birçok kişinin komünizm ile Nazizm’in iki zıt kutup olduğunu düşünmesi gariptir. Hitler'in kaprislerinin komünistçe olabileceğini ya da komünizmin Hitler'in düşüncesine benzer bir yanı olduğunu kim hayal edebilir? Gerçek şu ki, bu iki siyaset felsefesi arasında güç hırsı, totaliterlik eğilimi ve yönelim açısından zıt uçlarda olsalar da radikal fikirleri benimseme gibi ortaklılar vardır. Her ikisi de olaylarla, büyük imparatorluklarla ve büyük savaşlarla dolu bir tarihlere sahipti ve yine her ikisi de yakın zamana kadar, Nazizm başını kaldırıp Hitler'i Ukrayna’daki savaşta ortaya çıkarana kadar tarihin tozlu raflarında kaldı.
Rus güçlerinin birkaç gün önce Mariupol şehrinde Azov Taburu güçleri tarafından kullanılan bir üste kopyalarını bulduklarını söylediği Hitler’in kaleme alınan biyografisini ve Nazi düşüncesinin ideolojik temellerini anlatan ‘Kavgam’ kitabı suç unsuruydu.
Aynı zamanda tarihin en ünlü kitaplarından biri olan Kavgam, Hitler'in fikir ve eylemlerinden nefret eden, seven, düşman yahut dost olan tüm taraflarca en çok basılan, internette indirilen ve okunan kitaplarından biridir. Dünyada yasaklı olmasına rağmen en çok dağıtılan 10 kitap listesinde yer alması da oldukça dikkat çekicidir. Basımı, telif hakkının 1945 yılında ABD güçlerinden kamu malı olarak devredildiği Bavyera Eyalet Hükümeti tarafından yasaklanan kitabın telif hakkı süresi dolmasına rağmen, Alman yasalarına göre kitap halen yasaklı olmaya devam ediyor. Rusya ise kitabı, ‘aşırılıkçı materyaller içeren bir kitap’ olarak sınıflandırıyor.
Hitler'in ideolojisini takip etmekle ya da başkalarını onunla, onun fikirleriyle, kökeniyle ya da ideolojisiyle ilişkilendirerek damgalamakla suçlanan aşırılıkçılık, insanlığı ve düşmanlıklarının sınırlarını yepyeni bir düzeye taşıyor. Lavrov'un Hitler için Yahudi kanından olabileceği ile ilgili sözleri, yalnızca köklerin ağır basması ya da köklerin kökeni değil, çatışmanın bir parçası olarak daha ziyade her iki tarafın da diğerini Hitler olmakla damgalama girişimidir.

Hitler'in Yahudi kanı
Rusya Dışişleri Bakanı’nın Hitler'de Yahudi kanı olduğunu söylemesi, özellikle İsrail'de öfkeye neden oldu. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın Tel Aviv Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırdı ve Lavrov’un sözlerini ‘affedilemez bir yanılgı’ olduğunu belirterek, resmi bir özür talep etti.
İsrail Başbakanı Naftali Bennett, “Bu tür yalanlar, Yahudileri tarihte kendilerine karşı işlenen en korkunç suçlarla suçlamayı amaçlıyor. Yahudileri hedef alan Holokost'un siyasi amaçlarla kullanılmasına derhal son verilmeli” dedi.
Birkaç gün sonra İsrail’den yapılan açıklamada, Putin'in Lavrov’un sözlerinden dolayı Bennett’ten özür dilediği belirtilse de Rusya, resmi olarak herhangi bir özür açıklamasında bulunmadı. İlginç olan, özür ile ilgili açıklamadan iki gün sonra, Rus devletine ait uluslararası haber yayını yapan televizyon kanalı Rossiya-24’ün ‘Putin özür dilemez’ başlıklı bir makale yayınlayarak, Lavrov'un yanılmadığını vurgulaması oldu. Hitler’in destekçileri ve muhalifleri arasında araştırma ve tartışma konusu olmaya devam eden Hitler'in Yahudi kökenleri olduğu iddiası, 1920’li yıllarda Hitler’in siyasi muhalifleri tarafından ortaya atılmış bir siyasi şantaj malzemesi idi. Daha sonra 1933 yılında iktidara gelmesiyle ve Polonya Genel Valisi olarak atanan ve ‘Polonya Celladı’ lakabıyla bilinen Nazi Partisi’nin avukatı Hans Frank tarafından 1953 yılında yayınlanan Angesicht des Galgens (Darağacı karşısında) başlıklı anılarını kaleme aldığı kitabıyla bu iddia daha da güçlendi.
Frank kitabında, bir gün Hitler tarafından çağrıldığını, ‘damarlarında Yahudi kanı’ olduğu için kendisini bir akrabasının nefret dolu şantajının kurbanı olarak gördüğünü ve kendisinden kökenlerini gizlice araştırmasını istediğini yazdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Frank kitabında ayrıca Hitler'in büyükannesi Maria Anna Schicklgruber’in Avusturya'nın Graz şehrinde Frankenberger adlı Yahudi ailenin evinde hizmetli olarak çalışırken, evin oğlundan ‘Alois’ adında bir erkek bebek dünyaya getirdiğini ve Alois’in Hitler’in babası olduğuna işaret ediyor.
Kitabında, Frankenberger ailesinin Maria Anna Schicklgruber’e, çocuk 14 yaşına gelene kadar bakım masrafları için ödeme yaptığını belirten Frank, annenin ve müstakbel kocası Johann Georg Hiedler’in parayı almaya devam edebilmek için çocuğun babasının işvereni olduğuna ikna ettiğini de notlarında aktardı.  

DNA ve teyit edilmemiş görüntüler
İsrail gazetesi Haaretz, 2010 yılında bir gazetecinin DNA testlerine dayanan haberini yayınlamıştı. Habere göre Hitler’in akrabalarından alınan örneklerle yapılan testlerde, Nazi lideri Adolf Hitler'in Yahudi ve Afrikalı atalarının olmasının mümkün olduğu sonucuna varıldı. O dönem test sonucuyla ilgili ne İsrail'de ne de dünyanın herhangi bir yerinde bir belge ortaya çıktı. O da tıpkı diğer heyecan verici haberler ve garip resimler gibi geçip gitti.
Hitler'in 133’üncü doğum gününe denk gelen geçtiğimiz 20 Nisan ayında bilinmeyen internet sitelerinden alınan garip fotoğraflar, teyit edilmemiş videolar, doğrulanmamış tweetler ve yazılar paylaşıldı. Bazılarının bu şekilde Hitler’in doğum gününü kutladığı söylendi. Bazı görüntülerde bir okulda Ukraynalı çocukların bazı görüntülerde ise Rus askerlerinin ‘ülkesinin topraklarının her karışını ve diğerlerini özgürleştirme konusundaki kararlığından ötürü bir rol model olarak gördükleri’ Hitler’in doğum gününü kutladıkları öne sürüldü. Savaş, haftalardır sosyal medya platformlarını işgal etmiş durumda.
Kesin olan bir şey var ki devam eden savaş, Adolf Hitler'i diri tutmak, onu karşılıklı suçlamalar için kullanmak ve diğerini onun gibi olmakla damgalamak konusunda ısrarcı davranmasıdır. Garip, heyecan verici ve komik olan ise, ABD Senatosu'nun Cumhuriyetçi bir üyesi olan Frank Niceley'in birkaç gün önce kamuya açık alanlarda kalanlara ceza verilmesini öngören bir yasa tasarısının tartışıldığı sırada evsizlerden 1910 yılında bir süre sokaklarda yaşamaya karar veren Hitler’i taklit etmelerini istemesi oldu. Niceley, konuşmasında, “Hitler iki yıl boyunca söylemlerini, beden dilini ve kitlelerle nasıl iletişim kuracağının pratiğini yapmak için sokaklarda yaşadı ve ardından onu tarih kitaplarına koyan bir hayat yaşadı” ifadelerini kullandı.



Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.