Rusya’nın başlattığı savaşta herkes Hitler'i damgalama ve rol model suçlaması için kullanıyor

Batılı çevreler, Alman lider Hitler ile Rus lider Putin’i ilişkilendirirken, Rus güçleri Ukrayna’yı Kavgam (Mein Kampf) kitabının kopyalarını buldukları için Nazizm’le suçluyor.

Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
TT

Rusya’nın başlattığı savaşta herkes Hitler'i damgalama ve rol model suçlaması için kullanıyor

Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)
Budapeşte’de Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı savaşı protesto eden gösteriler sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Nazi lideri Adolf Hitler'i bir birine benzeten bir pankartı tutan bir çocuk (AFP)

Emine Hayri
Modern ve kadim tarih, onlarca hatta yüzlerce yıl önce vefat etmiş tanınmış şahsiyetlerle doludur. Bazıları bizimle ve aramızda yaşıyorlar. Onları kitaplarda inceleyebiliriz, konuşmalarda onları taklit edebilir ya da doğdukları güne lanet okuyabiliriz. Bazıları hakkında ise birtakım hikayeler anlatır ve onlarla birlikte yaşayabilmeyi dileriz. Böylece onlarla aynı dönemde yaşamış olmayı ve yaptıkları büyük işlerden feyiz almayı isteriz. Bu dünyadan ayrılmış olmaları ve günümüzdeki sıkıntıları çekmedikleri için şükrederiz.

İyiler ve kötüler
Bu şahsiyetler, ister iyi, ister kötü, ister çok iyi işler başarmış isterse büyük sorunlara yol açmış olsunlar, zaman zaman olayların gidişatına verdikleri yönle hafızalara kazınmışlardır.
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının seyri, kimi zaman bir damgalama kimi zaman bir betimleme ve kimi zaman da deneyimlerinden, geçtiği duraklardan ve daha birçok açıdan Nazi lideri Adolf Hitler'i çağrıştırıyor. Öyle ki artık hayatta olmayan Hitler, devam eden bu savaşta var olmaya devam ediyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu ayın başlarında İtalyan TV programı Zona Bianca'ya verdiği röportajda, Rusya’nın, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Yahudi olmasına rağmen Ukrayna’yı ‘Nazilerden arındırmak’ için bu ‘askeri operasyona’ başladığı iddiasıyla ilgili bir soruya yanıt olarak, Adolf Hitler'in ‘Yahudi kökenli’ olduğunu söylemesi tüm dünyada şaşkınlık yarattı.

Zelenskiy'nin Yahudi olması
Zelenskiy'nin Yahudi olması, Ukrayna'nın Neo-Nazi Azov taburu, Hitler'in Yahudi kökenleri, İsrail'in öfkesi, Rusya'nın özrü, Batı'nın paniği, Yahudi Soykırımı'nın (Holokost) yeniden gündeme gelmesi, Neo-Nazi gruplarının çeşitli Batı ülkelerinde yeniden ortaya çıkmaları, tüm bunlar Hitler'i çağrıştırıyor.
Doğduğu ülke Avusturya'da, babasının sanata ve mimariye olan ilgisi ve düşkünlüğünü reddettiği Hitler, Avusturya vatandaşlığını reddederek Alman milliyetçiliğinin kavramlarını benimsemeye yöneldi. Hitler, intiharının üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen halen karşılıklı suçlamalara malzeme olmaya devam ediyor. Öyle bir malzeme ki her ikisi de Hitler’e, eylemlerine ve sözlerine karşı olması gereken iki taraf arasındaki uluslararası gerilimi körüklüyor.
Lavrov, röportajda, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin Yahudi olmasının, Ukrayna'da Nazi unsurlarının varlığını inkâr etmediğini belirterek, “Hitler'in de Yahudi kanı taşıdığına inanıyorum. En kötü antisemitiklerden bazıları Yahudilerdir” ifadelerini kullandı.

Putin, Hitler'e benziyor mu?
Britannica Aansiklopedisi, Hitler'in tarih için önemli bir isim olduğu konusunda genel bir fikir birliği bulunduğunu söylüyor. Bir kişinin tarih için önemli olması, hakkında mutlaka olumlu bir yargı olduğu anlamına gelmiyor. Hitler, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinin sorumlularından biri. Britannica Aansiklopedisi, Birinci Dünya Savaşı'nı başlatan liderlerin çeşitli sorumluluklarından farklı olarak Hitler’in böyle bir sorumluluğu olduğunu söylüyor. Hitler, aynı zamanda Alman politikasının, Avrupa’daki ve Rusya’nın Avrupa’ya yakın bölgelerindeki Yahudiler dahil olmak üzere, tüm Yahudilerin sınır dışı edilmesinden imha edilmesine dönüştüren Holokost suçunun sorumluluğunu da üstleniyor.
Mevcut savaş sadece silahlar, erkekler ve kadınlar ya da bir çatışma çerçevesinde yaşanmıyor. Aynı zamanda etnik kökenler, ırklar ve ırkçılıkla ilgili kavramlar da bu savaşa dahil. Hitler siyasi, askeri ve düşmanlık kariyerinde açıkça ve büyük ölçüde ırkçı ilkelere sahipti. Aryan ırkının (Almanlar), kendinden aşağı olan ırkları köleleştirmesi gerektiğine inanıyordu.
Hitler, ‘Slavları’ (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslular, Polonyalılar, Çekler ve diğerleri) Aryanların köleleştirmesi gereken aşağı ırklar olarak görüyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhtemelen Ukraynalıları ya da başkalarını köleleştirmeyi amaçlamıyor olsa da Batılı çevreler, Putin ve Hitler arasında birçok benzerlik buluyorlar. Putin’in orduyu harekete geçirerek, ülkesindeki muhalefeti susturarak, iktidarı üzerindeki tüm denetleyicileri ortadan kaldırarak ve eski Sovyet cumhuriyetlerini ya Rusya topraklarının bir parçası olarak görerek ya da kazanılmış bir hak gibi kendisinin olarak değerlendirerek saldırılar düzenlemesini Hitler’in yaptıklarıyla karşılaştırıyorlar. Her ikisini de insanlığı, insani değerleri ve anlamlarının yanı sıra insan yaşamının kutsallığını umursamayan, sessiz ve şaşırtıcı bir şekilde plan ve hesaplama yapan kişiler olarak görüyorlar. Batı ülkelerinde yapılan bazı analizlere göre her ikisi de sahte haberleri, kara propagandayı, dolambaçlı ifadeleri ve gerçeklerin çaptırıldığı açıklamaları benimsiyor.
Putin, Hitler'e benzemek ve onun yaklaşımını benimsemekle suçlanırken bu durum topun bazen Rusya’nın bazen de Batı'nın sahasında olduğunu düşündürüyor. Öyle ki, Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patrushev, haftalar önce yaptığı bir açıklamada, Batı, Ukraynalı Neo-Nazilerin faaliyetlerini geçmişte Hitler'i desteklediği gibi destekliyor. Geçen yüzyılın otuzlu yıllarında Batı'nın Almanya'da faşizmin oluşumuna ve büyümesine etkin bir şekilde katkıda bulunduğunu belirterek, Batı'nın Ukrayna'daki Neo-Nazilere verdiği desteğe atıfta bulundu ve “tarih şimdi tekerrür ediyor” dedi.

Neo-Naziler
Rusya’nın tabiriyle Ukrayna'daki ‘Neo-Naziler’, kısa bir süre önce Ukrayna’nın Mariupol şehrindeki Rus güçleri tarafından kuşatılan Azovstal Metalürji Fabrikası’ndaki Azov Taburu’nu temsil ediyor. Azov Taburu, 2014 yılında Doğu Ukrayna'daki Rus yanlısı ayrılıkçılara karşı aşırı sağcı aktivistler tarafından kuruldu.
O zamanlar Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarını püskürtmek için birçok milis grup kuruldu. Ancak Time Dergisi’nde ‘Beğen ve Paylaş’ başlığıyla yayınlanan bir analiz haberde aşırı sağcı milislerin Facebook'u radikalizmi yaymak ve yeni üyeler kazanmak için nasıl kullandığı aktarıldı. Analizde, Azov Taburu’nun bir milis gücünden daha fazlası olduğu, kendi siyasi partisine, bir yayınevine, çocuklar için yaz kamplarına ve ‘Milli milisler’ adıyla bir topluluk gücüne sahip olduğu belirtildi. Bu milislerin, polisle birlikte sokaklarda devriye gezdiğini aktaran Time Dergisi, aynı zamanda ABD ve Avrupa'daki ideolojik muadillerinden farklı olarak en az iki eğitim üssü ve insansız hava araçları (İHA), zırhlı araçlar ve topçular gibi devasa silahlara sahip bir askeri kanadı olduğunu da aktardı.
Time Dergisi’nin 2014 yılında yayınlanan bir makalesinde, vatanseverlik ve Nazizm karışımına, savaşın emarelerine ve Nazizm’in işaretlerinin yanı sıra Azov Taburu üyelerini Nazi Almanyası ile ilişkilendirilen ve Neo-Naziler olarak görülmelerine neden olan bir sembol olan ‘kurt pençesi’ amblemi takmasına göz yumulması ya da göz ardı edilmesi dikkat çekicidir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, Almanya başta olmak üzere birçok ülke, başta Nazizm olmak üzere anayasa ve yasalara aykırı örgütlerle ilgili işaret, sembol ya da marşların dolaşımını, yayınlanmasını, basılmasını veya paylaşılmasını suç saymaktadır.

Milli sosyalizm eğilimi
Nazizm, Nasyonal Sosyalizm anlamına gelse de Nasyonal Sosyalizm eğilimi, komünizmin ilkelerini temel alan Marksist-Leninist ideolojiye dayanır. Birçok kişinin komünizm ile Nazizm’in iki zıt kutup olduğunu düşünmesi gariptir. Hitler'in kaprislerinin komünistçe olabileceğini ya da komünizmin Hitler'in düşüncesine benzer bir yanı olduğunu kim hayal edebilir? Gerçek şu ki, bu iki siyaset felsefesi arasında güç hırsı, totaliterlik eğilimi ve yönelim açısından zıt uçlarda olsalar da radikal fikirleri benimseme gibi ortaklılar vardır. Her ikisi de olaylarla, büyük imparatorluklarla ve büyük savaşlarla dolu bir tarihlere sahipti ve yine her ikisi de yakın zamana kadar, Nazizm başını kaldırıp Hitler'i Ukrayna’daki savaşta ortaya çıkarana kadar tarihin tozlu raflarında kaldı.
Rus güçlerinin birkaç gün önce Mariupol şehrinde Azov Taburu güçleri tarafından kullanılan bir üste kopyalarını bulduklarını söylediği Hitler’in kaleme alınan biyografisini ve Nazi düşüncesinin ideolojik temellerini anlatan ‘Kavgam’ kitabı suç unsuruydu.
Aynı zamanda tarihin en ünlü kitaplarından biri olan Kavgam, Hitler'in fikir ve eylemlerinden nefret eden, seven, düşman yahut dost olan tüm taraflarca en çok basılan, internette indirilen ve okunan kitaplarından biridir. Dünyada yasaklı olmasına rağmen en çok dağıtılan 10 kitap listesinde yer alması da oldukça dikkat çekicidir. Basımı, telif hakkının 1945 yılında ABD güçlerinden kamu malı olarak devredildiği Bavyera Eyalet Hükümeti tarafından yasaklanan kitabın telif hakkı süresi dolmasına rağmen, Alman yasalarına göre kitap halen yasaklı olmaya devam ediyor. Rusya ise kitabı, ‘aşırılıkçı materyaller içeren bir kitap’ olarak sınıflandırıyor.
Hitler'in ideolojisini takip etmekle ya da başkalarını onunla, onun fikirleriyle, kökeniyle ya da ideolojisiyle ilişkilendirerek damgalamakla suçlanan aşırılıkçılık, insanlığı ve düşmanlıklarının sınırlarını yepyeni bir düzeye taşıyor. Lavrov'un Hitler için Yahudi kanından olabileceği ile ilgili sözleri, yalnızca köklerin ağır basması ya da köklerin kökeni değil, çatışmanın bir parçası olarak daha ziyade her iki tarafın da diğerini Hitler olmakla damgalama girişimidir.

Hitler'in Yahudi kanı
Rusya Dışişleri Bakanı’nın Hitler'de Yahudi kanı olduğunu söylemesi, özellikle İsrail'de öfkeye neden oldu. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Rusya’nın Tel Aviv Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırdı ve Lavrov’un sözlerini ‘affedilemez bir yanılgı’ olduğunu belirterek, resmi bir özür talep etti.
İsrail Başbakanı Naftali Bennett, “Bu tür yalanlar, Yahudileri tarihte kendilerine karşı işlenen en korkunç suçlarla suçlamayı amaçlıyor. Yahudileri hedef alan Holokost'un siyasi amaçlarla kullanılmasına derhal son verilmeli” dedi.
Birkaç gün sonra İsrail’den yapılan açıklamada, Putin'in Lavrov’un sözlerinden dolayı Bennett’ten özür dilediği belirtilse de Rusya, resmi olarak herhangi bir özür açıklamasında bulunmadı. İlginç olan, özür ile ilgili açıklamadan iki gün sonra, Rus devletine ait uluslararası haber yayını yapan televizyon kanalı Rossiya-24’ün ‘Putin özür dilemez’ başlıklı bir makale yayınlayarak, Lavrov'un yanılmadığını vurgulaması oldu. Hitler’in destekçileri ve muhalifleri arasında araştırma ve tartışma konusu olmaya devam eden Hitler'in Yahudi kökenleri olduğu iddiası, 1920’li yıllarda Hitler’in siyasi muhalifleri tarafından ortaya atılmış bir siyasi şantaj malzemesi idi. Daha sonra 1933 yılında iktidara gelmesiyle ve Polonya Genel Valisi olarak atanan ve ‘Polonya Celladı’ lakabıyla bilinen Nazi Partisi’nin avukatı Hans Frank tarafından 1953 yılında yayınlanan Angesicht des Galgens (Darağacı karşısında) başlıklı anılarını kaleme aldığı kitabıyla bu iddia daha da güçlendi.
Frank kitabında, bir gün Hitler tarafından çağrıldığını, ‘damarlarında Yahudi kanı’ olduğu için kendisini bir akrabasının nefret dolu şantajının kurbanı olarak gördüğünü ve kendisinden kökenlerini gizlice araştırmasını istediğini yazdı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, Frank kitabında ayrıca Hitler'in büyükannesi Maria Anna Schicklgruber’in Avusturya'nın Graz şehrinde Frankenberger adlı Yahudi ailenin evinde hizmetli olarak çalışırken, evin oğlundan ‘Alois’ adında bir erkek bebek dünyaya getirdiğini ve Alois’in Hitler’in babası olduğuna işaret ediyor.
Kitabında, Frankenberger ailesinin Maria Anna Schicklgruber’e, çocuk 14 yaşına gelene kadar bakım masrafları için ödeme yaptığını belirten Frank, annenin ve müstakbel kocası Johann Georg Hiedler’in parayı almaya devam edebilmek için çocuğun babasının işvereni olduğuna ikna ettiğini de notlarında aktardı.  

DNA ve teyit edilmemiş görüntüler
İsrail gazetesi Haaretz, 2010 yılında bir gazetecinin DNA testlerine dayanan haberini yayınlamıştı. Habere göre Hitler’in akrabalarından alınan örneklerle yapılan testlerde, Nazi lideri Adolf Hitler'in Yahudi ve Afrikalı atalarının olmasının mümkün olduğu sonucuna varıldı. O dönem test sonucuyla ilgili ne İsrail'de ne de dünyanın herhangi bir yerinde bir belge ortaya çıktı. O da tıpkı diğer heyecan verici haberler ve garip resimler gibi geçip gitti.
Hitler'in 133’üncü doğum gününe denk gelen geçtiğimiz 20 Nisan ayında bilinmeyen internet sitelerinden alınan garip fotoğraflar, teyit edilmemiş videolar, doğrulanmamış tweetler ve yazılar paylaşıldı. Bazılarının bu şekilde Hitler’in doğum gününü kutladığı söylendi. Bazı görüntülerde bir okulda Ukraynalı çocukların bazı görüntülerde ise Rus askerlerinin ‘ülkesinin topraklarının her karışını ve diğerlerini özgürleştirme konusundaki kararlığından ötürü bir rol model olarak gördükleri’ Hitler’in doğum gününü kutladıkları öne sürüldü. Savaş, haftalardır sosyal medya platformlarını işgal etmiş durumda.
Kesin olan bir şey var ki devam eden savaş, Adolf Hitler'i diri tutmak, onu karşılıklı suçlamalar için kullanmak ve diğerini onun gibi olmakla damgalamak konusunda ısrarcı davranmasıdır. Garip, heyecan verici ve komik olan ise, ABD Senatosu'nun Cumhuriyetçi bir üyesi olan Frank Niceley'in birkaç gün önce kamuya açık alanlarda kalanlara ceza verilmesini öngören bir yasa tasarısının tartışıldığı sırada evsizlerden 1910 yılında bir süre sokaklarda yaşamaya karar veren Hitler’i taklit etmelerini istemesi oldu. Niceley, konuşmasında, “Hitler iki yıl boyunca söylemlerini, beden dilini ve kitlelerle nasıl iletişim kuracağının pratiğini yapmak için sokaklarda yaşadı ve ardından onu tarih kitaplarına koyan bir hayat yaşadı” ifadelerini kullandı.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.