Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Moskova altı aylık zorlu bir savaşın ardından büyük bir kazanım elde etti.

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
TT

Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Rus güçleri, Ukrayna savunma hatlarını topçu atışlarıyla hedef alarak ilerlemeye çalışırken Donbass’ın 100 mil kadar doğusundaki devasa kömür sahasında, sayıları azalsa da bir grup iyimser madenci Ukrayna’nın en büyük zorluklarından birinin simgesi olan kömür çıkarmayı sürdürüyor. Kremlin, Ukrayna ulusunun ekonomik yapı taşlarını, yani doğal kaynaklarını yağmalıyor.  
 Moskova, yaklaşık altı aydır süren zorlu savaşta Avrupa'nın mineraller açısından en zengin topraklarının önemli bir kısmında kontrol sağlayarak büyük bir kazanım elde etmiş görünüyor. Ukrayna, dünyanın en büyük titanyum ve demir cevheri rezervlerinin önemli bir kısmının yanı sıra kullanılmayan lityum sahalarını ve devasa kömür yataklarını barındırıyor. Bu madenlerin toplu olarak, on trilyonlarca sterlin değerinde olduğu tahmin ediliyor. Onlarca yıldır Ukrayna'nın kritik çelik endüstrisine güç veren bu kömür yataklarındaki aslan payı, Moskova'nın en fazla ilerleme kaydettiği doğuda yoğunlaşıyor. Kanadalı jeopolitik risk firması SecDev tarafından The Washington Post için yapılan bir analize göre uçak parçalarından akıllı telefonlara kadar hemen her alanda kullanılan önemli miktarda diğer değerli enerji ve maden sahaları ile birlikte kömür yataklarının büyük bir kısmı da Rusların eline geçmiş durumda.

Donbass bölgesindeki maden işçileri. (The Washington Post)

Rusya halihazırda büyük miktarda doğal kaynaklara sahip. Ancak savaş öncesinde de Ukrayna'ya ait olan doğal kaynaklara el koyması, Ukrayna’nın ekonomisini aşamalı bir şekilde stratejik olarak baltaladı ve Kiev'i şehirlerde ve kasabalarda ışıkları açık tutmak için kömür ithal etmek zorunda bıraktı. ABD’li yetkililerinin önümüzdeki aylarda yapmaya çalışacağına inandıkları gibi Kremlin, ele geçirdiği Ukrayna topraklarını ilhak etmeyi başarırsa Kiev doğal yeraltı kaynaklarının neredeyse üçte ikisine erişimi kalıcı olarak yitirecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna ayrıca doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere çok önemli rezervlerini de kaybetmiş olacak. Batı Avrupa, belirli yüksek teknoloji bileşenleri için gerekli olan nadir toprak elementleri rezervlerinin kaybedilmesi durumunda alternatif kaynak arayışları çerçevesinde Rusya ve Çin’den ithalata bağımlı hale gelebilir.  
 Kiev merkezli ekonomi araştırmaları kuruluşu GMK’nın CEO'su Stanislav Zinchenko duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
"En kötü senaryo Ukrayna'nın toprak kaybetmesi. Artık güçlü bir emtia ekonomisine sahip olmaması ve daha çok Baltık ülkelerinden birine, yani endüstriyel ekonomisini sürdüremeyen bir ulus haline gelmesidir. Bizi zayıflatmak isteyen Rusya’nın da arzusu bu yöndedir."


Dar geçitte çalışan bir madenci. (The Washington Post) 

Geçen ayın sonlarında, Donbass bölgesindeki maden ocağında yerin 370 metre altında, yüzleri kurum içinde olan işçiler acil durum duygusuyla kara kömür damarlarını kazıyorlardı. Çıkartılan kömür, savaş tarafından gerilmiş ve zayıflamış bir enerji şebekesinin parçası olan yakındaki bir elektrik üretim santrali için zorunlu bir gereksinimdi.
  29 yaşındaki hafriyat operatörü Yuri, "Cephede savaşmak için ayrılanlar burada bizim için de savaşıyor. Alabileceğimiz kadar kömür çıkarmamız gerekiyor. Ülkemizin bize ihtiyacı var” dedi.  
Ukrayna genel olarak bir tarım güç merkezi olarak biliniyor. Ancak bu ülke, en yaygın olarak kullanılan 120 mineral ve metalden 117'sine ve önemli bir fosil yakıt kaynağına ev sahipliği yapıyor. Resmi internet siteleri artık bu yeraltı kaynaklarının coğrafi konumlarını göstermiyor. Hükümet, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, baharın başlarında bu verilerin kaldırılmasını kararlaştırdı. SecDev'in analizi, Ukrayna'nın en az 12,4 trilyon dolar değerindeki enerji yataklarının, metal ve mineral rezervlerinin şu an Rus kontrolü altında olduğunu gösteriyor. Bu, şirket tarafından incelenen 2 bin 209 rezerv sahasının tahmini dolar değerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Moskova, ülkenin kömür yataklarının yüzde 63'üne ek olarak, petrol yataklarının yüzde 11'ine, doğal gaz yataklarının yüzde 20'sine, metal rezervlerinin yüzde 42'sine ve nadir toprak elementleri ile lityum dahil diğer kritik mineral yataklarının yüzde 33'üne el koymuş durumda. Bu yataklardan bazılarına ulaşmak ya zor ya da rezervlerin aktif olup olmadığını anlamak için araştırma yapmak gerekiyor. Rusya bu rezervlerin bir kısmını 2015’de Kırım’ı ilhak ettiğinde, bir kısmını ise Ukrayna hükümetinin doğuda Rus destekli ayrılıkçılarla yürüttüğü sekiz yıllık savaş sürecinde ele geçirmişti.  
 Kremlin şubat ayında başlattığı işgal girişiminden bu yana, yeraltı kaynakları rezervleriyle ilgili varlıklarını istikrarlı bir şekilde genişletti. SecDev ve Ukraynalı maden ve çelik endüstrisi yöneticilerine göre Rusya bu süreçte 41 kömür sahası, 27 doğal gaz sahası, 14 propan sahası, dokuz petrol sahası, 6 demir cevheri yatağı, 2 titanyum cevheri sahası, 2 zirkonyum cevheri sahası, bir stronsiyum sahasına el koydu. Rusya ayrıca bir lityum sahası, bir uranyum sahası, bir altın yatağı ve önemli bir de kireçtaşı ocağını ele geçirdi. Ukrayna Jeolojik Araştırmalar Genel Müdürü Roman Opimakh, hükümetin halen savaşın maden ve yer altı kaynakları üzerindeki etkisini değerlendirdiğini söyledi. Ancak Ukrayna'nın hammaddelerinin ne kadarının doğu ve güneyde olduğu göz önüne alındığında, kayıp rezervlerin değerinin bağımsız analizde hesaplanan toplamı aştığını öne sürdü. Opimakh açıklamasında şunları söyledi:
"Şu an endüstriyel faaliyetlerimizi desteklemek ve güç üretmek için kullandığımız kaynakların ciddi bir kısmını kaybettik. Ancak konunun başka bir boyutu daha var. Şu an halen yer altında çıkarılmayı bekleyen geleceğin mineralleri risk altında. Ne yazık ki Ukrayna halkı bu rezervlerden faydalanamayabilir.”  


Rusya-Ukrayna savaşının ardından maden işçiliği yeniden önem kazandı. (The Washington Post) 

Ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmı halen Ukrayna hükümetinin kontrolü altında. Ancak Batı Avrupa için Rusya'nın Ukrayna'da geniş toprakları gasp etmesi, taktik bir başarısızlık anlamına geliyor. SecDev'in kurucu ortağı Robert Muggah’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmesinin Batı enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkileri var. Avrupalılar petrol ve gaz kaynaklarını hızla çeşitlendiremezlerse büyük ölçüde Rus hidrokarbonlarına bağımlı kalacaklar.”


Ruslar Donbass’ta, Ukrayna kontrolünde olan kömür madenlerinin yakınını bombaladı. (The Washington Post) 

Ukrayna'nın geleceği için en büyük tehditlerden biri de savaş nedeniyle yatırımcıların ülkeden ayrılması. Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık yüzde 7'sini kaybettiği 2014 Rus işgali sırasında, enerji ve madencilik sektöründeki kritik yatırımları olan Batılı şirketler ayrılma eğilimi göstermişti. Mevcut savaşın da benzer etkileri olduğu açık. Örneğin Polonya-Ukrayna yatırım şirketi Millstone, el değmemiş iki lityum sahasında aktif keşif için Avustralyalı bir maden şirketi ile 2021’de anlaşma yapmıştı. Millstone yönetici ortağı Mykhailo Zhernov, savaşın başlamasının ardından söz konusu planların dondurulduğunu söyledi. Zhernov söz konusu lityum sahalarından birinin cephe hattına yakın olduğunu ve şu anda tarım arazisi olarak kullanılan bu sahanın kimin elinde olduğunu bilemediklerini belirtti. Şirket ayrıca bahsi geçen sahada kurmayı planladığı lityum pil fabrikası planlarını da rafa kaldırdı.  


Yer altına inen madenciler. (The Washington Post) 

 Analistler, Ukrayna hükümeti tarafından geçen yıl satılan diğer maden yatakları için lisansların, şimdilerde büyük indirimlerle işlem gördüğünü belirtiyor. Zhernov bu bağlamda şunları söyledi:
 “Ukraynalılar her geçen gün ekonomilerini kaybediyor. Jeolojik araştırmalara başlayan birçok yatırımcı tanıyorum. Ancak savaş nedeniyle durmak zorunda kaldılar, artık her şey kumar oynamak gibi.” 
 Ukrayna'ya en büyük darbe ise Rusya'nın önemli limanları ele geçirmesi ve Karadeniz'de geniş bir abluka uygulaması oldu. Bazı analistler, Ukrayna’nın elinden çıkan deniz yollarının en az kaybettiği rezervler kadar önemli olduğunu değerlendiriyor. Özellikle artan enerji fiyatları nedeniyle yeniden gündeme oturan kömür ihracatında bu deniz yollarının önemi son derece büyüktü. Uzun süredir Ukrayna'yı inceleyen ekonomist Anders Aslund şu değerlendirmede bulundu:
“Kömür gibi hammaddeler gelecek değil, onlar büyük ölçüde geçmişte kaldı. En büyük risk daha çok Ukrayna'nın limanlarını kaybedip kaybetmemesiyle ilgili. Ancak kybedeceklerini düşünmüyorum. Eğer bu limanları kaybedecek olurlarsa tamamen yeni bir altyapı inşa etmeleri gerekecektir.


Ukraynalı maden işçileri, işlerini vatansever bir eylem olarak görüyor. (The Washington Post) 

Rusya’nın kontrol sağladığı Ukrayna topraklarında en çok kömür rezervi bulunuyor. SecDev, buradaki yaklaşık 30 milyar ton taşkömürünün tahmini ticari değerinin 11,9 trilyon dolar olduğunu belirtiyor. Kömür tarihi bir enerji kaynağı olarak da sembolik bir değere sahiptir, Donetsk ve Luhansk gibi bölgesel merkezler kömür madencileri ve çelik işçilerinin emekleriyle inşa edilmişti. Hammadde kaybının yanı sıra verilen hasar, altyapının tahrip edilmesi ya da ele geçirilmesi, savaş öncesinde 4 milyon Ukraynalıyı besleyen çelik gibi çekirdek bir endüstri için önemli sorunlar doğuruyor. Mariupol kuşatması sırasında iki büyük çelik fabrikası ciddi oranda tahrip edildi ve Ruslar tarafından ele geçirildi. Ukrayna kontrolünde olan diğer fabrikalar da zorluklarla karşılaşarak üretimi azaltmak zorunda kaldı. Ülke genelinde Sovyet döneminden kalma çelik fabrikalarının çoğu halen kömürle çalışıyor. Ancak ülkenin 2014 ve 2017 yılları arasında doğuda Rus destekli ayrılıkçılara verdiği kayıplar, Kiev'i hem bu santraller hem de termik santraller için önemli miktarda kömür ithal etmeye zorladı. 2021'de ithalat, Ukrayna'nın kömür tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturuyordu. 


Donbass bölgesindeki madende çalışan bir tekniker. (The Washington Post) 

 Kömür madenlerinin yanı sıra Rusya son zamanlarda, çelik üretiminde kullanılan önemli bir kireçtaşı yatağına da el koydu. Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın çelik üretimi yüzde 60 seviyesine kadar geriledi. Bu süreçte demir-çelik fabrikaları batı bölgelerindeki daha düşük kaliteli kireçtaşı yataklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Ukraynalı çelik ve madencilik devi Metinvest'in CEO'su Yuri Rizhenkov, “Çelik üretiminde normal seviyelere geri dönmek, kireçtaşı ithal etmek zorunda kalacağımız anlamına geliyor” dedi.  
 Doğu Ukrayna'da Rusların kontrolüne geçmemiş olan kömür madenlerinde çalışan işçiler bu eylemlerini vatani bir görev olarak görüyorlar. Washington Post, madenin yerini açıklamaması ve güvenlik nedenleriyle çalışanların tam adlarını yayımlamaması koşuluyla bu madenlerinden birine girdi. Kömür sahasının sahibi olan enerji şirketi, stratejik altyapıyla ilgili ayrıntıların yayınlanmasıyla ilgili savaş zamanı kısıtlamalarına vurgu yaptı. Madenciler sabah saatlerini 65 kilometrelik bir geçit boyunca dağılmış bir şekilde kazı yaparak geçirdi. Rus füzeleri madenin yakınındaki savunma mevzilerini bombalıyordu. Maden ile ön hatlar arasındaki kasabalar düşerse, Rus birlikleri ile madencileri ayıracak bir sınır kalmayacak. Üçüncü nesil bir madenci olan Dimitri, savaştan önce 157 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Ekibinin üçte birinin savaş sürecinde askere alındığını belirten Dimitri, “İşgalcilerin bize ulaşmasını engellemeliyiz, Ruslar sadece kaynaklarımızı çalmıyor, yollarına çıkan her şeyi yok ediyorlar” dedi. İşgalci Rus ordusunun daha doğuda başlattığı saldırı Donbass bölgesini yakıp yıktı ve şehirleri yerle bir etti. Binlerce maden çalışanı kaçmak zorunda kaldı.  


Odessa Limanı’ndaki tahıl yüklü bir gemi. (The Washington Post) 

 Rusya, ele geçirdiği bölgelerdeki ekonomileri yeniden harekete geçirmek istediğinden Mariupol'daki iki büyük çelik fabrikasından birinde yaptığı gibi, bazı madencilik ve çelik üretimi faaliyetlerini yeniden başlatmayı deniyor. Bununla birlikte önceki alıcılara erişim eksikliği de dahil olmak üzere önemli lojistik engellerle karşılaşması muhtemel görülüyor. Rezervlerin ele geçirilmesi, ‘Batı yanlısı Ukrayna'yı zayıflatmak’ hedefine ulaşılmasına yardımcı olabilir. Ancak Rusya'nın mineralleri çıkarmak için gereken büyük ölçekli yatırımları yapmaya istekli veya yetenekli olup olmadığı şüpheli görünüyor. Bu varsayımlar kısmen Rusya'nın 2014'te ele geçirdiği madenlerle yaptıklarına dayanıyor. Ukrayna'nın işgal altındaki bölgelerden kömür almayı reddetmesi ve Rusya'nın zaten fazla rezerve sahip olması nedeniyle ele geçirilen madenlerde üretim büyük ölçüde kısıtlanmıştı. Moskova bazı kömür madenlerine, Ukrayna’nın kaybettiği toprakları geri alması durumunda kullanılamaz hale getirmek için su basmaya da çalıştı. DTEK CEO'su Maxim Timchenko, “Rusların bu hammaddelere gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece ekonomimizi yok etmeye çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
  Ancak bu tür kayıplar kalıcı olursa, Ukrayna'yı ekonomisini yeniden düzenlemeye zorlayacaktır. Muhtemel artısı, eski çelik fabrikalarını daha verimli ve daha çevreci hale getirebilecek bir modernizasyonun gerçekleşmesidir. Bazı erken tahminler, Ukrayna’nın ekonomisini yeniden inşa etmek için 750 milyar dolara gereksinim duyabileceği yönünde. Ekonomistlerin bir kısmı, Ukrayna’nın teknoloji ve hizmet sektörlerini güçlendirmesi ve alternatif enerji arayışını genişletmesi durumunda, toprak kaybetse dahi savaşın uzun vadeli etkisini hafifletebileceğine inanıyor. Yine de zorlu bir görevle karşı karşıya olacakları açık. Ukrayna'nın enerji şebekesini modernize etme girişimi, savaşla birlikte alt üst olmuş durumda. Rüzgar santrallerinin yüzde 89'u dahil olmak üzere yenilenebilir enerji santrallerinin neredeyse yarısı ele geçirilen topraklarda veya çatışma bölgelerinde bulunuyor. Bu nedenle şu an rüzgâr çiftliklerinin yarısından fazlası kapatıldı. 
Büyük ölçekli yabancı yatırımla yapılacak herhangi bir yeniden inşa çabası, Rusya ile uzun ama kontrollü bir başka çatışmanın aksine, muhtemelen savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesini gerektirecek. Washington merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Jacob Kirkegaard’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna sadece topraklarının ve kaynaklarının çoğunu kaybetmekle kalmayacak, aynı zamanda Rusya'nın başka bir saldırısına karşı sürekli olarak savunmasız kalacak. Aklı başında hiç kimse ya da özel bir şirket, her an yeniden çatışmanın patlak verme ihtimali olan Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünmez.  



Küresel piyasalar, yarınki açılışta ‘İslamabad çıkmazının’ yaratacağı etkiyi bekliyor

New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
TT

Küresel piyasalar, yarınki açılışta ‘İslamabad çıkmazının’ yaratacağı etkiyi bekliyor

New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)
New York Borsası’ndaki yatırımcılar, 8 Nisan’da piyasa kapanmadan önce çalışıyor. (AFP)

Küresel piyasalar, işlemlerin açılışını temkinli bir beklentiyle karşılamaya hazırlanıyor. Yatırımcılar, beklenmedik bir jeopolitik şok ile kritik bir bilanço sezonunun kesiştiği hassas bir döneme girerken, risk algısında belirgin bir artış gözleniyor. Geçtiğimiz çarşamba günü yaşanan yükselişin ateşkes beklentilerine dayanmasına karşın, İslamabad görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanması risk iştahından ziyade korunma stratejilerinin yeniden öne çıkmasına neden oldu.

İslamabad’daki müzakerelerin anlaşma sağlanamadan sona ermesi, jeopolitik risk priminin işlemlerin ilk dakikalarından itibaren vadeli piyasalara yeniden yansımasına yol açacak. Geçtiğimiz hafta ‘takip günü’ olarak nitelenen yükselişi kutlayan ve S&P 500 endeksinde yüzde 2,5’lik artış gören piyasaların, hızlı kâr realizasyonları veya düzeltme hareketleriyle karşılaşabileceği değerlendiriliyor. Yatırımcılar, süregelen gerilimin son dönemde oluşan büyüme iyimserliğini zayıflatmasından endişe ediyor.

Petrol ve alüminyum mercek altında

Siyasi müzakerelerde yaşanan başarısızlık, emtia piyasalarını fiyat seviyeleri açısından gerçek bir sınavla karşı karşıya bırakırken, enerji ve endüstriyel metaller diplomatik çözümlerin yokluğuna en duyarlı sektörler olarak öne çıkıyor.

vffd
 Hürmüz Boğazı ve 3 boyutlu yazıcıyla üretilmiş petrol boru hattını gösteren harita (Reuters)

Petrol piyasasında analistler, jeopolitik risk priminin işlemlerin açılışıyla birlikte yeniden belirleyici olmasını bekliyor. Siyasi tıkanıklığın sürmesi, özellikle Hürmüz Boğazı başta olmak üzere uluslararası deniz ticaret yollarına yönelik tehditlerin devam ettiği anlamına geliyor. Bu durum, Brent petrol kontratlarının fiyat hareketlerinin talep dinamiklerinden ziyade arz kesintisi endişeleriyle şekillenmesine yol açabilir. Söz konusu tablo, küresel enflasyon üzerinde ilave baskı oluştururken, ham petrol akışının istikrarını yalnızca piyasa meselesi olmaktan çıkarıp uluslararası ekonomik güvenlik konusu haline getiriyor.

Metaller tarafında ise özellikle alüminyum, mevcut gerilim ortamında öne çıkan başlıca emtialardan biri olarak dikkat çekiyor. Ortadoğu’da küresel üretimin yaklaşık yüzde 9’unu sağlayan büyük eritme tesislerinin hedef alınması, arz tarafında belirsizlikleri artırıyor. Küresel üreticilerin olası arz daralmasına nasıl tepki vereceği yakından izlenirken, eritme süreçlerinde kullanılan enerjinin maliyetindeki artış da fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Bu durum, ağır sanayi ve otomotiv gibi sektörlere yayılabilecek maliyet artışlarıyla birlikte zincirleme bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Böylece söz konusu emtiaların performansı, küresel ekonominin jeopolitik gerilimlere karşı dayanıklılığına ilişkin önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Likidite baskısı ve jeopolitik riskler arasında ‘altın’

İslamabad müzakerelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve askeri gerilimin artmasına rağmen, altın piyasasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Analistler, işlemlerin dalgalı bir seyirle açılmasını beklerken, piyasayı yönlendiren unsurlar arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Bir yandan diplomatik sürecin çökmesi, savaş dönemlerinde geleneksel ‘güvenli liman’ olarak görülen altına talebi artırıyor. Öte yandan bu yükseliş, bazı büyük yatırımcıların diğer varlık sınıflarındaki olası zararlarını karşılamak amacıyla altın pozisyonlarını satarak nakde dönmesiyle sınırlanabilir.

vfdb f
Seul’deki Hana Bank Genel Merkezi’nde bulunan döviz işlem odasında Asya piyasalarının endekslerini gösteren ekran (AP)

Buna ek olarak yatırımcılar, artan gerilimin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisini yakından izliyor. Enerji fiyatlarının siyasi tıkanıklık nedeniyle yüksek seviyelerde kalması, büyük merkez bankalarının sıkı para politikalarını daha uzun süre sürdürmesine yol açabilir. Bu durum, yüksek tahvil getirileri karşısında elde tutma maliyetinin artması nedeniyle altın üzerinde teknik baskı oluşturuyor. Bununla birlikte, Goldman Sachs gibi uluslararası finans kuruluşlarındaki analistler, merkez bankalarının alımları ve yatırımcıların itibari para birimlerindeki dalgalanmalardan korunma arayışı sayesinde altının uzun vadeli yükseliş trendinin sürdüğü görüşünde birleşiyor. Bu çerçevede, haftanın ilk işlem günü, değerli metalin mevcut jeopolitik şoku ne ölçüde absorbe edebileceği açısından kritik bir test olarak görülüyor.

Bankacılık sektörü testi

Goldman Sachs ve JPMorgan Chase gibi büyük bankalar, birinci çeyrek finansal sonuçlarını pazartesi ve salı günleri açıklamaya başlıyor. Analistler, asıl odak noktasının geçmiş çeyrek kârlarından ziyade bankaların ileriye dönük beklentileri olduğunu vurguluyor. Bu çerçevede temel soru, banka yöneticilerinin savaşın kredi verme iştahı ve yılın ikinci yarısındaki sermaye yatırımları üzerindeki olası etkilerinden ne ölçüde endişe duyduğu olarak öne çıkıyor.

Çarşamba günkü ‘ralli’ sona mı erdi?

Teknik açıdan analistler, NASDAQ Composite endeksinin geçtiğimiz haftaki kazanımlarını koruyup koruyamayacağını yakından izliyor. Müzakerelerdeki başarısızlık, teknik destek seviyelerinin test edilmesine yol açabilir. Eğer piyasalar sert bir düşüşle açılır ve işlem hacimleri cuma günkü seviyeleri aşarsa, rallinin henüz ilk haftasında başarısızlığa uğraması ihtimali gündeme gelebilir.

fevfedv
 Tokyo’daki borsa ekranının önünden geçen bir yaya (EPA)

Genel olarak değerlendirildiğinde, yarınki açılış yalnızca diplomatik bir başarısızlığa tepki değil, aynı zamanda küresel ekonominin Ortadoğu’da uzun sürebilecek bir savaş senaryosuna ne ölçüde dayanabileceğine dair kapsamlı bir yeniden fiyatlama süreci olarak görülüyor. Yatırımcılar artık büyüme verilerinden çok, Washington’da Muhammed el-Cudan başkanlığında yapılacak toplantılardan gelebilecek ‘güven verici mesajlara’ odaklanmış durumda. Bu mesajların, dalgalı seyreden piyasalarda dengeyi yeniden kurmada belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.


2025 yılında Suudi enerji şirketleri: Piyasadaki dalgalanmalara meydan okuyan milyarlarca dolarlık kâr

10. Küresel Rekabet Forumu sırasında dev petrol şirketi Saudi Aramco’nun logosu önünde sohbet eden Suudi ve yabancı yatırımcılar (AFP)
10. Küresel Rekabet Forumu sırasında dev petrol şirketi Saudi Aramco’nun logosu önünde sohbet eden Suudi ve yabancı yatırımcılar (AFP)
TT

2025 yılında Suudi enerji şirketleri: Piyasadaki dalgalanmalara meydan okuyan milyarlarca dolarlık kâr

10. Küresel Rekabet Forumu sırasında dev petrol şirketi Saudi Aramco’nun logosu önünde sohbet eden Suudi ve yabancı yatırımcılar (AFP)
10. Küresel Rekabet Forumu sırasında dev petrol şirketi Saudi Aramco’nun logosu önünde sohbet eden Suudi ve yabancı yatırımcılar (AFP)

Suudi Arabistan enerji sektörünün, 2025 yılı boyunca finansal kazanımlarını koruma ve küresel piyasalardaki dalgalanmaları aşma konusunda güçlü bir performans sergilediği; 92,5 milyar doları (347,2 milyar riyal) aşan net kâr elde ettiği bildirildi. Küresel arz-talep dengesi ve tedarik zincirlerindeki aksamalardan kaynaklanan baskılara rağmen, borsada işlem gören şirketlerin finansal sonuçları sektörde stratejik bir dönüşüme işaret etti. Buna göre, petrol fiyatlarındaki hareketlilik artık tek belirleyici unsur olmaktan çıkarken, operasyonel verimlilik ve riskten korunma yöntemleri, 430 milyar doları aşan nakit akışlarının sürekliliğini sağlayan temel unsurlar haline geldi.

Kârlar, olağanüstü geçen 2024 yılına kıyasla yaklaşık yüzde 11,5 oranında gerileyerek 104,62 milyar dolardan 92,5 milyar dolara düşse de, Bahri ve ADES gibi lojistik ve sondaj hizmetleri şirketlerinde olumlu bir performans farklılaşması görüldü. Bu durum, sektörde operasyonel olgunluğun arttığı ve gelir kaynaklarının çeşitlenmeye başladığı yeni bir döneme işaret ediyor.

dfvefeb
Suudi Arabistan Borsası’nın (Tadawul) logosu önünden geçen bir adam (Reuters)

Söz konusu düşüşün, Suudi Arabistan Borsası’nın (Tadawul) en büyük ağırlığa sahip şirketi olan Saudi Aramco’nun kârlarındaki gerilemeden kaynaklandığı ifade edildi. Ayrıca sektördeki diğer şirketler de gelirlerdeki azalma, satışların düşmesi ve yatırım portföylerinden elde edilen temettü gelirlerindeki gerileme gibi çeşitli zorluklardan etkilendi.

Şirket kârlarında farklılık

Enerji sektörü şirketlerinin finansal sonuçlarının performans açısından farklılık gösterdiği, buna göre iki şirketin kârlarını artırdığı, bir şirketin kârında düşüş yaşandığı, bir şirketin zararını azalttığı, bir başka şirketin zarar etmeye devam ettiği ve bir şirketin ise 2024’te kâr açıklamasına rağmen bu yıl zarara geçtiği bildirildi.

Detaylara göre Saudi Aramco 2025 yılında sektörde en yüksek kârı elde eden şirket oldu. Şirketin kârı 92,75 milyar dolar (348,04 milyar riyal) olarak gerçekleşirken, bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 11,64’lük bir düşüşe işaret etti. Şirket, bu gerilemenin gelir ve satışlardan elde edilen gelirin azalmasından kaynaklandığını, buna karşın operasyonel maliyetlerdeki düşüş ile gelir vergisi ve zekât giderlerindeki azalışın bu etkiyi kısmen dengelediğini açıkladı.

Sektörde ikinci sırada ise Bahri yer aldı. Şirket, 2025 yılında 647,58 milyon dolar (2,43 milyar riyal) kâr elde ederek geçen yıla göre yüzde 0,12’lik bir artış kaydetti. Şirket, 2024 yılında 578,29 milyon dolar (2,17 milyar riyal) kâr açıklamıştı. Kâr artışı, özellikle petrol taşımacılığı segmentindeki brüt kârın yükselmesi, operasyonel performanstaki iyileşme ve küresel nakliye fiyatlarındaki artışa bağlandı.

erfreg
Suudi Arabistan Ulusal Deniz Taşımacılığı Şirketi’ne (Bahri) ait bir gemi (Suudi Arabistan Ulusal Deniz Taşımacılığı Şirketi)

Üçüncü sırada ise ADES yer aldı. Şirket, 218,13 milyon dolar (818,5 milyon riyal) kâr elde ederek bir önceki yıla göre yüzde 2’lik bir artış kaydetti. Şirket, net kârındaki artışın; gelirlerle karşılaştırıldığında amortisman ve faiz giderlerindeki yükselişi yansıttığını bildirdi. Ayrıca üçüncü çeyrekte, kâr-zarar tablosu üzerinden gerçeğe uygun değerle ölçülen özkaynak araçlarından elde edilen kârlar kaleminde kaydedilen kazançların da etkili olduğu ifade edildi. Bununla birlikte, söz konusu olumlu etkinin büyük ölçüde satın alma işlemine ilişkin maliyetler nedeniyle ortadan kalktığı belirtildi.

Sektör gelirleri

2025 yılında enerji sektörü gelirlerinin yaklaşık yüzde 4,74 oranında gerileyerek 430,12 milyar dolara (1,61 trilyon riyal) düştüğü bildirildi. Sektör, 2024 yılında 450,4 milyar dolar (1,69 trilyon riyal) gelir elde etmişti. Böylece gelirlerde 21,44 milyar dolarlık (80,45 milyar riyal) bir azalma yaşandı.

Bu sonuçlara ilişkin değerlendirmede bulunan piyasa analisti ve Suudi Arabistan Ekonomi Derneği üyesi Dr. Süleyman Al Hamid el-Halidi, enerji sektörünün Suudi ekonomisi açısından stratejik ve hayati bir öneme sahip olduğunu belirterek, elde edilen sonuçların sektör şirketlerinde yüksek kârlılığın sürdüğünü, buna rağmen sınırlı bir gerileme yaşandığını ortaya koyduğunu söyledi.

El-Halidi, bu düşüşü 2024’teki olağanüstü yüksek seviyelerin ardından ‘doğal’ bir düzeltme olarak nitelendirdi. Petrol fiyatlarının geçen yıla kıyasla dengelenmesinin yanı sıra, arz-talep dengesini korumaya yönelik OPEC+ üretim kısıtlamalarının etkisine dikkat çekti. Gelirlerdeki azalmanın hem fiyat hem de üretim miktarındaki düşüşten kaynaklandığını, ancak seviyelerin hâlâ güçlü kaldığını ifade etti. Ayrıca bazı şirketlerde, özellikle genişleme projeleri ve yenilenebilir enerji yatırımları nedeniyle operasyonel ve yatırım maliyetlerinin arttığını belirtti. Buna karşılık Bahri ve ADES gibi şirketlerin, deniz taşımacılığı ve sondaj hizmetlerine olan talep artışı sayesinde olumlu performans sergilediğini ve bunun sektörde gelir kaynaklarının çeşitlendiğini gösterdiğini söyledi.

ffev
 ADES logosunu taşıyan bir vinç (ADES)

El-Halidi, kısa vadede sektörün istikrarlı ancak sınırlı bir büyüme eğilimiyle yoluna devam edeceğini öngördü. Bu görünümün, küresel petrol arzının yönetilmesinin fiyatları dengede tutması, Aramco’nun gaz, temiz enerji ve petrokimya alanlarına yönelerek ham petrole bağımlılığı azaltması ve sondaj ile taşımacılık gibi hizmet şirketlerinin bölgesel projelerle güçlenmesi gibi faktörlerle destekleneceğini ifade etti.

Orta ve uzun vadede ise sektörün hidrojen, yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu çözümler gibi alanlara yönelerek stratejik bir dönüşüm yaşayacağı tahmin edildi Ayrıca Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 kapsamında altyapı ve yatırım desteklerinin sektörü güçlendireceği belirtildi. El-Halidi’ye göre enerji sektörü halen güçlü ve kârlı bir yapıya sahip; mevcut gerileme ise tarihi zirvelerin ardından sağlıklı bir düzeltme niteliği taşıyor. Gelecekteki büyümenin ana sürücüsü ise çeşitlenme ve sürdürülebilirlik olacak.

İşletme faktörleri

G World CEO’su Muhammed Hamdi Ömer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu verilerin ekonomik okumasının Suudi enerji sektörünün gücünü kaybetmediğini, ancak artık yalnızca yüksek kâr elde etmeye dayalı basit bir aşamadan daha karmaşık bir sürece geçtiğini gösterdiğini söyledi. Ömer, “347 milyar riyali aşan devasa kârlılık seviyelerine hâlâ ulaşılıyor, ancak asıl tablo, büyümenin artık yalnızca fiyat hareketlerine dayalı olmadığıdır. Artık operasyonel koşullara, küresel talebe, rafineri marjlarına ve sektör içindeki şirket performans farklılıklarına daha duyarlı bir yapı söz konusu” ifadelerini kullandı.

Kâr düşüşünün temel nedeninin, sektör içinde ‘olağanüstü ağırlığa’ sahip olan Saudi Aramco’dan kaynaklandığını belirten Ömer, şirketin sektörde yalnızca bir oyuncu değil, finansal görünümü belirleyen ana motor olduğunu vurguladı. Aramco’nun gelir veya kârındaki herhangi bir gerilemenin doğrudan sektör endeksine yansıdığını ifade etti. Ayrıca sektörün tek bir bütün olarak hareket etmediğini, Bahri ve ADES gibi bazı şirketlerin operasyonel güç veya iş modeli avantajları sayesinde olumlu performans sergilerken, diğer bazı şirketlerin ise piyasa ve operasyon kaynaklı baskılarla karşılaştığını söyledi. Buna göre temel meselenin artık sektörün geneli değil, sektördeki konumlanma kalitesi olduğunu dile getirdi.

Ömer, sektör gelirlerindeki gerilemenin küresel enerji piyasasının daha dalgalı bir döneme girdiğine işaret ettiğini belirterek, yüksek petrol fiyatlarının artık tek başına dengeli sonuçlar için yeterli olmadığını ifade etti. Günümüzde operasyonel yönetim, riskten korunma kabiliyeti, gelir çeşitliliği ve tedarik zinciri verimliliğinin fiyat kadar önemli hale geldiğini söyledi. Bu nedenle sonuçların sadece yıllık kâr düşüşü olarak okunmasının eksik olacağını, aslında sektörün ‘kolay kazanç döneminden daha rekabetçi ve karmaşık bir operasyonel döneme geçişini’ yansıttığını belirtti.

Geleceğe ilişkin değerlendirmesinde ise enerji sektörünün Suudi ekonomisi ve finans piyasası için temel bir dayanak olmaya devam edeceğini ifade eden Ömer, asıl farkın küresel dalgalanmalara uyum sağlayabilen şirketler ile fiyat döngüsüne bağımlı kalanlar arasında ortaya çıkacağını söyledi. Ona göre geleceği belirleyecek unsur büyüklük değil, esneklik, finansal disiplin ve dalgalanmayı fırsata çevirebilme kapasitesi olacak.

Ömer, sektör görünümünün genel olarak ‘pozitif’ olduğunu, ancak şirket bazında daha seçici bir tablo oluşacağını belirterek, kazançların eşit dağılmayacağını; daha verimli, daha entegre ve risk yönetiminde daha güçlü şirketlerin öne çıkacağını ifade etti.


ABD’den Rus petrolüne muafiyeti uzatma sinyali

Trump'ın Ukrayna savaşı devam ediyorken Rus petrolüne yaptırımları hafifletmesi hem ABD'den hem de Avrupa'dan tepki çekmişti (Reuters)
Trump'ın Ukrayna savaşı devam ediyorken Rus petrolüne yaptırımları hafifletmesi hem ABD'den hem de Avrupa'dan tepki çekmişti (Reuters)
TT

ABD’den Rus petrolüne muafiyeti uzatma sinyali

Trump'ın Ukrayna savaşı devam ediyorken Rus petrolüne yaptırımları hafifletmesi hem ABD'den hem de Avrupa'dan tepki çekmişti (Reuters)
Trump'ın Ukrayna savaşı devam ediyorken Rus petrolüne yaptırımları hafifletmesi hem ABD'den hem de Avrupa'dan tepki çekmişti (Reuters)

ABD, İran savaşının yarattığı enerji krizini önlemek için Rus petrolüne getirdiği muafiyeti uzatabilir.

ABD Hazine Bakanlığı, mart ortasında yayımladığı açıklamada, halihazırda denizde taşınma aşamasındaki Rus petrolüne uyguladığı yaptırımı 11 Nisan'a kadar kaldırmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar, bugün sona eren muafiyetin büyük ihtimalle uzatılacağını söylüyor.

Yetkililere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, muafiyet süresinin uzatılmasını görüşmek için perşembe günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump'la bir araya geldi. Kaynaklardan biri, Bessent ve Trump'ın "bunun iyi bir fikir olduğunda mutabık kaldığını" belirtiyor.

Ancak henüz Washington'dan bu yönde bir resmi karar açıklanmadı.  

Beyaz Saray ve Hazine Bakanlığı yetkilileri de Reuters'ın yorum talebini reddetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in özel temsilcisi Kiril Dmitriyev, yaptırımların geçici olarak askıya alınmasıyla 100 milyon varil Rus ham petrolünün piyasaya sürüleceğini bildirmişti.

Semafor'un aktardığına göre, Rusya bazı işlemlerde petrol satışlarından günde 150 milyon dolar gelir elde etmiş.

Trump yönetimi, İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirmesi nedeniyle fırlayan petrol fiyatlarını kontrol altında tutmak için İran petrolüne yaptırımları da geçici olarak askıya almıştı.

Bessent, 20 Mart'taki açıklamasında denizde bekleyen İran petrolünün satışına izin veren, dar kapsamlı bir lisans yayımladıklarını, bu hamleyle yaklaşık 140 milyon varil petrolü hızla küresel piyasaya sunarak arz üzerindeki baskıyı hafifletmek istediklerini belirtmişti. Beyaz Saray'ın muafiyet kararı 30 günlüğüne geçerli.

Öte yandan Trump yönetiminin Rusya ve İran petrolüne yaptırımları askıya alma kararı hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.

Avrupa Birliği de Beyaz Saray'ın hamlesini eleştirmişti.

Semafor'un görüş aldığı analistlere göre Washington, Rus petrolüne uygulanan muafiyetin uzatılması halinde benzer bir adımın İran petrolü için de atılabileceğini savunuyor.  

Barack Obama döneminde Dışişleri Bakanlığı ve Hazine Bakanlığı'nda yaptırımlarla ilgili çalışmış Edward Fishman, "En azından ara seçimlere kadar, Trump yönetiminin Rus petrolüne yeniden sert önlemler alacağı bir senaryo hayal etmekte zorlanıyorum" diyor.

Analist, Rusya ve İran'ın, "Amerika'nın politika taleplerine boyun eğmek ya da yaptırım baskısıyla karşı karşıya kalmak seçenekleriyle sınırlı olmadıklarını gösterdiğini" vurguluyor.

Independent Türkçe, Reuters, Semafor