ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı ve ABD 5’inci Filo komutanı Amiral Brad Cooper, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Bölgenin güvenliğine yönelik taahhütlerimizden geri adım atmayacağız’

Brad Cooper, Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliğinin deniz güvenliğini geliştirdiğini vurguladı.

ABD 5’inci Filo komutanı Brad Cooper.  (ABD Donanması)
ABD 5’inci Filo komutanı Brad Cooper. (ABD Donanması)
TT

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı ve ABD 5’inci Filo komutanı Amiral Brad Cooper, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Bölgenin güvenliğine yönelik taahhütlerimizden geri adım atmayacağız’

ABD 5’inci Filo komutanı Brad Cooper.  (ABD Donanması)
ABD 5’inci Filo komutanı Brad Cooper. (ABD Donanması)

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı (NAVCENT) ve ABD 5’inci Filo komutanı Amiral Brad Cooper, dünyanın ilk deniz drone kuvvetinin kurulmasında önemli ilerlemeler olduğunu vurguladığı açıklamasında bölgedeki tüm müttefiklerle çeşitli düzeylerde görüşmeler yapıldığını belirtti.
Şarku’l Avsat’a konuşan Cooper, bölgedeki deniz güvenliğini artırmak için ortaklık, teknoloji ve inovasyona bel bağladıklarını dile getirdi. Amiral Brad Cooper, 2023 yazına kadar 100 platform içerecek yeni deniz drone filosunun yalnızca bir yıl önce tanıtılan bir teknolojiye dayandığını belirtirken deniz seviyesinin üstündeki ve altındaki tehditlerin takip menzilini ve doğruluğunu artırarak, Körfez sularının güvenliğini benzeri görülmemiş bir şekilde artırmaya katkıda bulunacağını vurguladı.
Cooper, ABD’nin Ortadoğu’nun güvenliğine olan bağlılığını dile getirirken, bu yılın ağustos ayına kadar 50 ortak askeri tatbikatın düzenlendiğini ve geçen yıla göre belirgin bir artış kaydedildiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliğine övgüde bulunan Cooper, bu adımı ikili ilişkiler, caydırıcılık ve deniz güvenliği çalışmalarına ortak bağlılığın pekiştirilmesi olarak değerlendirdi.

İngiliz Kraliyet Donanması tarafından yayınlanan, el konulan bir silah sevkiyatının fotoğrafı.
ABD 5’inci Filo komutanı, kaçakçılıkla mücadele için ortak çabalar devam ederken bu yılın başlarında karadan havaya füzeler ve seyir füzesi bileşenleri de dahil olmak üzere kaçak silah sevkiyatlarına ek olarak son 18 ay içerisinde 700 milyon dolar değerinde uyuşturucu ele geçirildiğini söyledi. Kaçakçılıkla mücadele amacıyla filo tarafından başlatılan ödül programına da yanıt verildiğini kaydeden yetkili, girişimin geçen ay başlatılmasından bu yana 250 bilgi alındığını ifade etti.

İnsansız Yüzey Araçları
ABD’li Komutan’ın Şarku’l Avat ile gerçekleştirdiği röportaj boyunca bıkmadan usanmadan tekrarladığı iki kelime ‘ortalık’ ve ‘yenilik’ oldu. Bu tekrar bir tesadüf değil, Cooper’in iletmeyi amaçladığı bir mesajdı.
5’inci Filo’nun Bahreyn’deki askeri üsteki toplantı odasından konuşan Cooper, “Görevimiz iki ana temele dayanıyor: Bölgesel ortaklıkları güçlendirme, inovasyonu ve teknolojiyi hızlandırma” dedi.
Amiral Brad Cooper’a göre bunlar yalnızca vaatler değil, eylemle desteklenen gerçekler. ABD’li yetkili, inovasyonla ilgili olarak, İnsansız Yüzey Araçları (Unmanned Surface Vehicle) filosunun dünyada türünün ilk örneği olacağını söyledi. “İnsansız hava araçları, 20 yıldır, su altı araçları 10 yıldır ve su üstü araçları ise sadece yaklaşık 1 yıldır kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
Cooper, çalışma biçimleriyle ilgili olarak bu araçların radarlar, olağandışı herhangi bir hareketi veya şüpheli etkinliği tespit etmelerini sağlayan yapay zeka ve her saniye fotoğraf çekebilen 360 derecelik kameralarla donatıldığını söyledi. Cooper’a göre bu araçlar, uydu aracılığıyla ülkelerin komuta merkezlerine veri göndererek onları uyarmakta ve uygun kararı vermelerini sağlıyor.
Cooper, iki tür insansız deniz aracına değinirken, “Birincisi, arka arkaya 200 gün boyunca deniz seviyesinin üzerinde kalma yeteneğiyle, diğeri ise yaklaşık 100 deniz miline ulaşan yüksek hızlı tepki ile karakterize ediliyor” dedi.
Bölgedeki ülkelerin bu yeni teknolojiye ne ölçüde ilgi gösterdiği hakkında “Bölgedeki tüm ortaklarımızla farklı seviyelerde görüşmeler yapıyoruz” diyerek, herkesin bununla ilgilendiğini dile getirdi. Aynı şekilde bu insansız platformların bölgedeki ikili ve toplu manevralara katıldığını söylerken, “Ortaklarımızla yakın şekilde çalışarak önemli ilerleme kaydettik” ifadesini kullandı.
Cooper’a göre bu araçlar, bölgenin uçsuz bucaksız deniz ve yoğun nakliye trafiğinin yarattığı zorluğu da çözüyor. “Normalde bir ülke, mevcut sensörleri kullanarak kıyılarından 30 kilometreye kadar etkin bir şekilde keşif yapabilir” diyen Cooper, “Günümüzde insansız deniz araçları sayesinde görüş mesafesi 60 veya 90 km’ye çıkarılmıştır” dedi. Amiral Brad Cooper, bu alanda bölge ülkeleri arasındaki iş birliğinin önemine dikkati çekerken, “Bu araçları konuşlandıran birkaç ülke çabalarını koordine ederse keşif mesafesi birkaç kez artırılabilir” dedi.

Bölgesel ortaklıkların güçlendirilmesi
Cooper, inovasyon ve teknolojiye ek olarak, bölgenin güvenliğini artırmak için bölgesel ve uluslararası ortaklıklara da güvenirken, 33 ortak tatbikata tanık olan geçen yıla göre gözle görülür bir artışla bu yılın ağustos ayına kadar 50 ortak tatbikat düzenlendiğine vurgu yaptı.
Bu tatbikatlardan en öne çıkanı, bu yılın Şubat ayında 60 ülkenin katıldığı ve 80 insansız aracın kullanıldığı, Ortadoğu’daki en büyük ortak uluslararası deniz tatbikatı oldu.
ABD’nin odak noktasını Çin ve Rusya’nın kurulmasına yardımcı oldukları dünya düzenine yönelik tehditlere yönelttiği bir dönemde birçok kesim, Ortadoğu’ya olan bağlılığının azalmaya başladığını söyledi.
Amiral Brad Cooper, geçen temmuz ayında Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi sırasında ABD Başkanı Joe Biden’ın ülkesinin bölgenin güvenliği ve istikrarına bağlılığını teyit ettiğini hatırlattı.

21 Nisan 2022’de Kızıldeniz’de düzenlenen deniz tatbikatı kapsamında konuşlandırılan insansız deniz aracı. (ABD Donanması)
Cooper, ABD ve Ortadoğu’daki müttefikleri arasındaki deniz ortaklığının yönlerine ilişkin şunları söyledi:
“İki büyük ortaklığımız var. İlki, 20 yıl önce kurulan Birleşik Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (CMF). Dünyanın en büyük denizcilik ortaklığıdır ve dört ortak görev kuvvetini içerir; Ticaretin serbest akışını sağlamaya yardımcı olmak için Umman Körfezi ve kuzey Arap Denizi’nde devriye gezen 150 CTF, özellikle Aden Körfezi ve Somali Havzası’na odaklanarak bölgesel düzeyde korsanlıkla mücadele eden 151CTF, çabalarını Arap Körfezi’nde deniz güvenliğine odaklayan 152 CTF, 17 Nisan’da kurulan ve Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde deniz güvenliğine odaklanan 153 CTF.”
Uluslararası Deniz Güvenliği Konsorsiyumu, Ortadoğu’da uluslararası sularda seyreden ticari gemilerin seyrüsefer özgürlüğüne yönelik artan tehditlere yanıt olarak 2019 yılında kuruldu. Bu kurum, esas olarak caydırıcılık ve güvenceye odaklanıyor.
Her iki kuruluşta da yer alan ülke sayısının arttığını söyleyen Cooper, “Sadece son iki hafta içinde, bu deniz ortaklıklarında farklı ülkelerin liderlik rolleri üstlendiğini gördük” dedi.
Amiral Brad Cooper, bölgesel konuma ilişkin “29’a yakın ülkeden yüzlerce ortağımız her gün üssümüzde bizi ziyaret ediyor ve ortak operasyonlarımızı mümkün kılıyor” ifadesini kullandı. ABD’li yetkili, Bahreyn’in bu büyük ve çok taraflı ortaklıkları mümkün kılmakta oynadığı ‘önemli role’ de övgüde bulundu.

Kaçakçılıkla mücadele
5’inci Filo Komutanı, Körfez sularında kaçakçılıkla mücadele için geçen ay başlatılan ödül programına geniş bir yanıt verildiğini belirtirken, “Bu girişim başlamadan önce ayda bir veya iki bilgi alıyorduk. Bugün, gözle görülür bir artışla yaklaşık 250 bilgi aldık” dedi.
ABD’li yetkili, istihbarat hassasiyeti nedeniyle bu bilgilerin niteliği konusunda temkinli davranırken daha doğru bilgiler sayesinde gelecekte kaçak sevkiyat yakalama faaliyetlerinin artacağı yönündeki iyimserliğini dile getirdi. Cooper “Programı duyururken taahhüt ettiğimiz gibi, bu bilgiler kaçakçıların ele geçirilmesine yol açarsa, yüz bin dolara kadar verilecek” ifadelerini kullandı.
Cooper, uyuşturucu ve silah kaçakçılığıyla mücadele çabalarının son derece olumlu sonuçlar verdiğini belirttiği açıklamasında “Son 18 ayda piyasa değeri 700 milyon dolar olan uyuşturucuya el koymayı başardık” dedi. ABD’li yetkili, uyuşturucu sevkiyatlarının genellikle, Ortak Görev Gücü 150’nin çabalarının odaklandığı kuzey Umman Denizi ve Umman Körfezi’nde engellendiğini kaydetti.
Cooper silahlar konusunda yaptığı açıklamada ABD ve müttefikleri, 2021’de, 2020’de ele geçirilenlerden üç kat daha fazla, yaklaşık 9 bin silaha el koyduğu bilgisini verdi.
Ordu komutanı, belgelere göre, el konulan silahların çoğunun İran’dan kaçakçılık için kullanılan koridorlarda ele geçirildiğini belirtirken bu yıl ele geçirilen sevkiyatlar arasında karadan havaya füzeler ve seyir füzelerinin parçalarının bulunduğunu vurguladı.
Geçen Temmuz İngiliz Kraliyet Donanması, ABD desteğiyle Umman Körfezi’nde gelişmiş silah bileşenlerine el koyduğunu duyurdu.
İngiliz Donanması’ndan şu açıklamada bulunuldu:
“HMS Montrose gemisi, rutin deniz güvenliği operasyonlarındayken, İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçılar tarafından işletilen sürat teknelerindeki İran silahlarına el koydu. Ele geçirilen silahlar arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararına aykırı olarak, karadan havaya füzeler ve kara saldırı amaçlı seyir füzeleri için motorlar vardı.”
Aynı şekilde ele geçirilen füzelerin bileşenlerinin, bin kilometre menzile sahip olan ve Husiler tarafından Suudi Arabistan'daki hedefleri vurmak için kullanılan 351 ‘Cruise’ füzesinde kullanıldığına da değinildi. Ayrıca bu tür silahın 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’ye düzenlenen ve üç sivilin ölümüne neden olan bir saldırı başlatmak için kullanıldığına dikkat çekti.

Suudi Arabistan’ın Birleşik Görev Gücü CTF 150’deki liderliği
Suudi Arabistan Kraliyet Donanması temmuz ayında Birleşik Görev Gücü CTF 150’nin komutasını üçüncü kez devraldı. Suudi Arabistan Kraliyet Donanması Komutanı Tuğamiral Abdullah Mutayri, Bahreyn’deki ABD Deniz Üssü’nde düzenlenen özel bir törenle, gücün komutasını Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Vakar Muhammed’den aldı.
Bu adımı Washington ve Riyad arasındaki ortaklık gücünün doğal bir yansıması olarak nitelendiren Cooper konuya dair şunları söyledi:
“Suudi Arabistan Kraliyet Donanması ile çok yakın bir çalışma ilişkimiz var. Tuğamiral Mutayri’nin deniz güvenliği ve (kaçakçılık girişimlerinin) engellenmesi alanındaki çabalarımızı güçlendirmemize yardımcı olacağı konusunda iyimserim.”
Cooper, Suudi Arabistan’ın CTF 150 liderliğinin caydırıcılık çabalarının güçlendirilmesine ve tehditler karşısında bölge ülkelerinin güvenliğine katkıda bulunduğunu vurgularken, “Bu, hem ikili ilişkimizin hem de genel olarak caydırıcılık ve deniz güvenliğine olan ortak bağlılığımızın somut bir yansımasıdır” dedi.
ABD’li yetkili ayrıca şunları söyledi:
“İki ülke arasında denizcilik alanındaki iş birliği, özellikle ortak tatbikatlar, operasyonel ve istihbarat seviyelerindeki unsurların değişimi ve deniz devriyelerinin koordinasyonu olmak üzere çeşitli yönleri içeriyor.”

İran nükleer görüşmeleri
İran ve destek verdiği milislerin faaliyetleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarı için en önemli tehdidi oluşturuyor. ABD ve Avrupalı müttefikleri, İran ile ‘geliştirilmiş’ bir nükleer anlaşmayı yeniden başlatmaya çalışırken, bölgedeki birçok kişi zayıf bir anlaşmanın sonuçları konusunda uyarıyor.
Amiral Brad Cooper’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Diplomatik kanallar aracılığıyla ele alınan nükleer anlaşma görüşmelerin ayrıntıları hakkında doğrudan konuşmayacağım. Ancak genel olarak, herhangi bir istikrarsızlaştırıcı faaliyetten endişe duyuyoruz. Kuvvetlerimiz, İran’dan bölgedeki vekillerine kadar, balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçlarının kaçakçılık girişimlerine özel dikkat veriyor.”

İsrail’in rolü
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), geçen yıl İsrail’i Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı’nın (EUCOM) yetki alanından çıkarıp, Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetki alanına dahil ettiğini açıkladı. 
Bu adım, Tel Aviv’in ABD eski Başkanı Donald Trump yönetiminin İbrahim Anlaşmaları sonucunda bölgedeki bazı ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesinden aylar sonra atıldı. 
Bu adımın İsrail ile yakın şekilde çalışmalarına izin verdiğini belirten Cooper “İsrail donanması sofistike ve yüksek yeteneklere sahip. Onlarla iş birliği yaparak kolektif yeteneklerimiz daha iyi olacak ve bölge daha güvenli hale gelecek” dedi.
ABD’li yetkili ayrıca, bu ortaklığın sonuçlarının görülmeye başladığını vurguladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Geçen kasım ayında ABD, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’i içeren taraflı bir tatbikat gerçekleştirdik. O zamandan beri, Intrinsic Defender de dahil olmak üzere bir dizi tatbikat yaptık. Ayrıca yakın zamanda Kızıldeniz’de Noble Rose adı altında başka bir tatbikat daha düzenledik.”



Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.


Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
TT

Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)

Suudi Arabistan ekonomisi, 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,8’lik reel büyüme kaydetti. Bu büyüme, ülkenin olumlu ekonomik performansının devam ettiğini gösterirken, petrol dışı faaliyetlerin ana itici güç olduğu gözlendi. Mevsimsel olarak düzeltilmiş reel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) ise bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,4 arttı.

Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) nihai verilerine göre, yıllık büyüme oranı, ekim ayında açıklanan ön tahminlerdeki yüzde 5’lik seviyenin biraz altında kaldı. Buna rağmen 2025’in en hızlı büyümesi olarak kayda geçti.

Yıllık toplam büyümeye en büyük katkıyı, 2,4 puan ile petrol dışı faaliyetler sağladı; bu oran, toplam yüzde 4,8’lik büyümenin yüzde 50’sini oluşturuyor. Petrol faaliyetlerinin katkısı ise 2 puan oldu. GASTAT, petrol dışı faaliyetler için büyüme tahminini yüzde 4,5’ten yüzde 4,3’e düşürürken, petrol faaliyetleri büyüme tahminini ise yüzde 8,2’den yüzde 8,3’e yükseltti.

Büyümede, ağustos sonunda OPEC+ ittifakının gönüllü üretim kesintilerinin sona ermesinin ardından petrol üretimindeki kademeli artışın etkisi oldu. Suudi Arabistan, eylül ayından itibaren günlük 547 bin varil artışla üretimini yükseltti ve kasım ayında buna ek olarak günlük 137 bin varil artış gerçekleştirdi.

Bunun yanı sıra, kamu faaliyetleri ve ürünler üzerinden alınan net vergiler de büyümeye her biri 0,2 puanlık sınırlı katkı sağladı.

Mevsimsel düzeltmelerle (çeyreklik bazda) bakıldığında, petrol ve petrol dışı faaliyetler sırasıyla büyümeye 0,8 ve 0,3 puanlık katkı sağladı.

Faaliyet türlerine göre performansa bakıldığında, tüm ekonomik faaliyetler yıllık bazda pozitif büyüme kaydetti. Üçüncü çeyrekte en hızlı büyüyen sektör, yıllık yüzde 11,9 ve çeyreklik yüzde 3,9 artışla petrol rafinajı oldu. Bunu, ham petrol ve doğalgaz faaliyetleri izledi; bu sektörler yıllık yüzde 7,3, çeyreklik yüzde 3,2 büyüme gösterdi. Elektrik, gaz ve su faaliyetleri ise yıllık yüzde 6,4, çeyreklik yüzde 1 oranında büyüme kaydetti.

Harcamaların bileşenlerine gelince, yıllık ve çeyreklik karşılaştırmalarda farklılıklar gözlendi. Özel nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 2,6 artarken, çeyreklik bazda yüzde 0,6 geriledi. Buna karşın, devletin nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 3,1 düşerken, çeyreklik bazda yüzde 1,4 arttı.

Toplam sabit sermaye oluşumu yıllık bazda yüzde 0,7 azaldı; ancak çeyreklik bazda güçlü bir artışla yüzde 6,2 yükseldi. Bu durum, üçüncü çeyrekte yatırım harcamalarının bir önceki çeyreğe kıyasla arttığını gösteriyor.

Dış ticarette ise performans, ihracattaki güçlü artışla desteklendi. İhracat yıllık yüzde 18,4, çeyreklik yüzde 7,5 yükseldi ve Suudi ürünlerine yönelik dış talebin güçlü olduğunu ortaya koydu. İthalat ise yıllık yüzde 4,3 artarken, çeyreklik bazda yüzde 1,2 azaldı.