Libya Devlet Yüksek Konseyi: Dibeybe'ye bağlı silahlı güçler toplantımızı engelledi

 Abdulhamid Dibeybe (AA)
Abdulhamid Dibeybe (AA)
TT

Libya Devlet Yüksek Konseyi: Dibeybe'ye bağlı silahlı güçler toplantımızı engelledi

 Abdulhamid Dibeybe (AA)
Abdulhamid Dibeybe (AA)

Libya'da Trablus merkezli Libya Devlet Yüksek Konseyi, Başbakan Abdulhamid Dibeybe'ye bağlı "silahlı kişilerin" konsey üyelerinin toplantısını engellediğini öne sürdü.
Konsey'in Facebook hesabından yapılan açıklamada, "Dibeybe'ye bağlı güçler konsey karargahının önüne silahlı araçlar yerleştirdi" ifadelerine yer verilerek, üyelerin toplantı salonuna girmelerinin engellendiği belirtildi.
Başbakan Abdulhamid Dibeybe hükümetinden konuya dair henüz bir açıklama yapılmadı.
Konsey'in bugün planlanan oturumunda, üst düzey kurumların raporu ve yürütme yetkisini birleştirme mekanizması tartışılacaktı.
Söz konusu oturumun pazar günü yapılması gerekiyordu, ancak Konsey'in bulunduğu Trablus'un merkezindeki el-Mahari Otel'de uygun bir salonun olmaması nedeniyle oturum ertelenmişti.
Tobruk'taki Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi üst düzey kurumların yöneticilerinin değiştirilmesine yönelik toplantılar yapıyor. Ancak Başbakan Abdulhamid Dibeybe üst düzey kurumların yöneticilerinin değiştirilmesi girişimine karşı çıkarak, iki yasama kurumunun bu yöndeki çalışmalarını "paralel yol" olarak nitelendiriyor.



DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
TT

DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)

Subhi Franciye

Terör örgütü DEAŞ’ın adı, Suriye'deki güvenlik tehditlerinin gündemine yeniden taşındı. Örgüt, hesapları üzerinden Suriye hükümeti hedeflerine yönelik çok sayıda saldırıyı üstlendi. Bunların sonuncusu 11 Mayıs pazartesi günü Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüsü hedef alan ve iki askerin hayatını kaybettiği, diğerlerinin yaralandığı saldırıydı. Al Majalla edindiği bilgilere göre DEAŞ, bu saldırıdan önceki iki gün içinde Deyrizor ilinin Zebari ve Busayra beldeleri ile ilin diğer köylerinde güvenlik güçleri ve ordu mensuplarını hedef alan dörtten fazla saldırı düzenledi.

Örgüt, başta Fırat'ın doğusu olmak üzere Suriye'nin genelinde siviller arasında giderek büyüyen bir kaygı kaynağına dönüşüyor. Sivillerin temel korkusu, örgütün Suriye hükümetine, bölgedeki sivil ve dini şahsiyetlere yönelik neredeyse günlük saldırılar düzenleme kapasitesine kavuşmasıdır.

Deyrizor’daki çok sayıda sivil kaynağa göre DEAŞ tehlikesi yalnızca silahlı saldırılarla sınırlı kalmıyor. Örgüt hücreleri, bölgedeki sivil ve servet sahibi kişileri yeniden şantaja baş vuruyor. Onlara ‘haraç’ ödemeleri yoksa kendilerinin ve işyerlerinin hedef alınacağını bildiren mesajlar gönderiyor. Öte yandan örgüt, eski üyelerinin yanı sıra Suriye hükümetinin tutum ve kararlarından duydukları rahatsızlık nedeniyle özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) ve İran destekli milislerden bazı üyelere ve komutanlara geçmişteki sivil suçlarına rağmen dokunulmazlık tanınmasına öfke duyanları saflarına katmaya çalışıyor.

Geçmiş yıllarda DEAŞ hücreleri, ‘zekât’ ve ‘sultanî aidat’ gibi çeşitli isimler altında tehdit ederek sivil halktan zorla para toplarken halk, bunu ‘haraç’ olarak nitelendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye hükümeti, bölgedeki tehditlerle mücadele amacıyla Deyrizor ve diğer bölgelerdeki idari ve güvenlik yapısında çeşitli yeni değişiklikler hayata geçirdi. Bu değişiklikler ağırlıklı olarak İran destekli milislere ve DEAŞ hücrelerine karşı askeri ve güvenlik kapasitesi ile eylem planları oluşturmayı, sınırları denetim altına almayı ve kaçakçılığı önlemeyi hedefliyor. Ziyad Fuad el-Ayiş'in Deyrizor’a atanması da bu perspektiften okunabilir.

Ayiş'in geçmiş yıllarda edindiği kapsamlı güvenlik ve askeri deneyim bu atamayı anlamlı kılıyor. SDG döneminde merkezi kamplar yönetiminde görev yapan Ayiş, ardından İdlib'de Genel Güvenlik'ten sorumlu idari müdürlük görevini üstlendi. Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı'na (Sivil İşler) atanan Ayiş’in görevleri arasına daha sonra SDG ile Suriye hükümeti arasındaki 29 Ocak anlaşmasını uygulamaktan sorumlu cumhurbaşkanlığı özel temsilciliği de eklendi.

Al Majalla’ya konuşan bir güvenlik kaynağı, Ayiş'in Deyrizor’daki güvenlik aygıtında köklü değişiklikler yapması ve il yönetiminin önceliklerini belirlemesinin beklendiğini söyledi. Kaynak, “İran destekli milisler, DEAŞ ve kaçakçılıkla mücadele bu öncelikler listesinin başında yer alacak" diye ekledi.

Peş peşe saldırılar ve ‘haraç’ dayatması

Suriyeli bir güvenlik kaynağı, Al Majalla’ya DEAŞ’ın nisan ve mayıs aylarında saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kaynak, Suriye hükümetinin DEAŞ hücreleri de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik tehditleriyle baş etmek amacıyla bölgeye takviye kuvvetler gönderdiğini aktardı. Ancak Fırat'ın doğusunun Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık olması nedeniyle bu görevin kolay olmayacağının da altını çizdi. Kaynak ayrıca SDG ile varılan anlaşmanın tam anlamıyla uygulamaya konulmaması ve bölgedeki durumun istikrar kazanmamasının DEAŞ ile İran destekli milislerle mücadeleyi son derece yavaşlatacağını değerlendirdi.

Kaynak, DEAŞ tehlikesinin Suriye hükümetinin tüm askeri, güvenlik ve polis birimleri için öncelikli hedefler arasında yer aldığını vurguladı. DEAŞ hücreleriyle mücadelenin yalnızca Fırat'ın doğusunda değil Suriye'nin tüm bölgelerinde sürdürüldüğüne dikkati çeken kaynak, Suriye iç güvenlik birimlerinin Doğu Suriye, Şam kırsalı, Suriye sahili, Humus, Halep ve Suriye'nin güneyinde de DEAŞ hücrelerini gözaltına aldığını belirtti.

dvfgthy
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinde çöl bölgesinde bulunan El-Hol Mülteci Kampı’nda, DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin akrabaları olan kadınlar ve çocuklar, 21 Ocak 2026 tarihinde (AFP)

DEAŞ, mayıs ayının ilk yarısında, Suriye'de örgüt hücreleri tarafından gerçekleştirilen dört saldırıyı üstlendi. İlki, Şam kırsalındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Seyyide Zeynep Türbesi hatibi Şeyh Ferhan Hasan el-Mansur'u hedef aldı. İkincisi Deyrizor kırsalındaki Busayra beldesinde bir askeri, üçüncüsü Deyrizor kırsalındaki Zebari beldesinde 66. Tümen'den binbaşı rütbeli bir komutanı hedef aldı. Dördüncüsü ise Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüse yönelik saldırıydı.

Al Majalla, çok sayıda sivil kaynaktan DEAŞ hücrelerinin Deyrizor ili ve Haseke’nin güneyinde yaşayan varlıklı kişiler ile tüccarlardan tehdit yoluyla yeniden para talep etmeye başladığını öğrendi. Bu durum, örgüt hücrelerini ve faaliyetlerini finanse etmek amacıyla sivillere yönelik şantaj politikasını yeniden devreye koyduğunu gözler önüne seriyor.

Kaynaklar ayrıca örgütün yeni üye kazanmaya çalıştığını da aktardı. Örgütün bu çabada ‘mürtet Suriye hükümetinin suçluları hesap vermek istemediği’ ve ‘(Cumhurbaşkanı Ahmed) Şara'nın bugün Suriye'yi terörle mücadele bahanesiyle tahrip eden uluslararası koalisyonun müttefiki ve üyesi olduğu’ argümanlarını öne sürdüğü belirtildi. Elbukemal’de yaşayan yirmili yaşlarındaki Basil adlı Suriyeli, “DEAŞ, İran'a bağlı milislerin ve grupların pek çok komutanına geçmişteki suçlarına rağmen af tanıyan uzlaşı çabalarına karşı halkın duyduğu öfkeyi istismar etmeye ve bu pencereden yeni üyeler kazanmaya çalışıyor" dedi. Ancak Basil, “Bu girişimler şimdiye kadar büyük ölçüde başarısız olduysa da tehlike, örgütün bazılarını ikna edebilmesi ya da onları saflarına çekmek için başka açıkları kullanabilmesinde yatıyor" diye de ekledi.

Fırat'ın doğusu Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık; SDG ile varılan anlaşmanın tam uygulamaya konulmaması ve bölgede istikrarın sağlanamaması ise DEAŞ ile İran milisleriyle mücadeleyi son derece yavaşlatacak.

Deyrizor'dan kırklı yaşların üzerinde bir sivil olan Ebu Muhammed, DEAŞ hücrelerinin geçmiş yıllarda buradaki siviller için her zaman büyük bir kaygı kaynağı olduğunu söyledi. AL Majalla’ya konuşan Ebu Muhammed, “Bu hücreler gece ve gizlice faaliyet gösteriyor. Bölgenin coğrafyasını ve halkını çok iyi biliyorlar, çünkü yıllarca bu toprakları yönettiler ve buranın insanlarını tanıdılar. Çatışmalardan kaçmayı başaranlar ise burada saklanmaya devam etti. Bu bilgi birikimi onlara askeri ve sivil hedeflere, geçici barikat ve kontrol noktalarına, bölgenin yerel hükümet yetkililerine ve varlıklı kişilere karşı hızlı saldırılar düzenleme imkânı tanıyor” ifadelerini kullandı.

Ebu Muhammed, örgütün geçtiğimiz ay Deyrizor’da en az beş tüccar ve iş insanına ya para ödemeleri ya da hedef alınacakları tehdidinde bulunduğunu aktardı.

Haraç talebine Mayadin’de kırklı yaşlarda bir öğretmen olan Halid de dikkati çekti. Halid, "Son zamanlarda bölgede haraç uygulamalarına yavaş yavaş yeniden başladılar. Talep edilen miktarlar ise hedef alınan kişinin yaptığı ticarete göre değişiyor. Kimine yaklaşık iki bin dolar, kimine beş bin dolara kadar çıkıyor" diye açıkladı.

fvbgfrb
Haseke Sanayi (Guveyran) Hapishanesi, Suriye, 18 Ocak 2025 (Reuters)

Halid, nisan ayında parayı ödemeyi reddettikleri anlaşılan iki kişinin dükkânının hedef alındığını da belirtti. Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Halid, "Hükümetin karşı karşıya olduğu tehlikelerin çok olduğunun farkındayız ve DEAŞ da bunların en tehlikelilerinden biri. Bu yüzden hızla harekete geçilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa, DEAŞ’ın toplanma ve eğitim yeri oldu

DEAŞ, örgüt hücrelerini Fırat'ın doğusu ve Suriye'nin güneyindeki bölgelerden son derece zorlu bir coğrafyaya ve örgütün DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından çökertilmesinden önceki güçlü olduğu dönemden kalma çok sayıda silah deposuna ev sahipliği yapan Tel es-Safa bölgesine kaçırmaya çalışıyor. Al Majalla’nın görüştüğü pek çok sivil bu kaçakçılık operasyonlarına dikkati çekerek, örgütün kendisini tehlikede hissettiğinde çöl bölgesine ve Tel es-Safa’ya sığındığını, örgütü bu bölgelerden püskürtmek için büyük güçler, hava desteği ve hassas istihbarat gerektirdiğini anlattılar.

Örgütün söz konusu kaçakçılık faaliyetlerini bizzat yürütüyor olabileceği ihtimali güçlü. Çünkü geçmiş yıllarda da benzer operasyonlar düzenledi, bölgede eğitim kampları kurdu ve kendisini Suriye'deki çeşitli güçlerin takibinden kaçırmak istediği çok sayıda silah ve komutanı buraya nakletti.

Eski rejim ile İran milisleri 2020-2024 yılları arasında örgütün çöl bölgesi ve Tel es-Safa'daki kapasitesini kırmak için defalarca girişimde bulundu, ama bu çabalar çeşitli nedenlerle sonuçsuz kaldı. En önemli neden, bazı İran destekli milis grupların komutanlarının silah kaçakçılığını para, gıda ve silah karşılığında milisler adına yürüten örgüt hücreleriyle iş birliği yapmasıydı. İkinci neden ise örgütle yüzleşmek üzere bölgeye sevk edildiklerinde milis mensuplarının büyük bölümünün firar etmesiydi. Deyrizor'da İran milisleriyle birlikte çalışan eski bir milis üyesine göre onlarca kişi, çölde örgütle karşılaşacaklarını öğrendiklerinde milislerden ayrıldı. Ayrılanlardan biri, bunun nedenini "Operasyonlar sırasında sağlanan destek son derece yetersizdi ve üstelik örgüt üyeleri hafif silah ve kısıtlı mühimmatla bırakılıyordu. Bu da gönderilen herkesin kesinlikle ölüm anlamına geldiğini gösteriyordu” diye açıkladı.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor. Dolayısıyla söz konusu bölgede örgütle mücadelenin Suriye hükümeti ile DMUK arasında ortak bir görev olarak üstlenilmesi kuvvetle muhtemel. Suriye'nin bugün DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun bir üyesi olması, bu görevi karmaşık uluslararası engellerle yüzleşmeksizin yerine getirmeyi kolaylaştırıyor ve gerekli desteğin sağlanması önünde ciddi bir engel bulunmuyor.

DEAŞ’ın Fırat'ın doğusu ve çöl bölgesinde belirgin biçimde aktif olması, örgütün ülkenin diğer bölgelerindeki gizli faaliyetlerinin bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu faaliyetler tehlike bakımından Fırat'ın doğusundakilerden geri kalmıyor. Ne var ki geçtiğimiz kasım ayında Suriye hükümetinin Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Bedrusiyye bölgesinde bir DEAŞ hücresi üyelerini gözaltına alması ve Humus, Şam kırsalı ile Suriye'nin kuzeyindeki çeşitli bölgelerde başka hücrelerin üyelerinin tutuklanması, Suriye hükümeti açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu gelişmeler, örgütün yeni bölgelere sızma ve bir süre gizlenme niyetini ortaya koydu. Örgütün daha sonra istikrarı sarsmak ve Suriye hükümetinin güvenlik çabalarını baltalamak amacıyla sivillere yönelik saldırılar planladığı anlaşılıyor.

Suriye hükümeti önümüzdeki dönemde güvenliği sağlama ve yatırım ile geri dönüşü teşvik eden yeni Suriye imgesini pekiştirme konusunda büyük bir görevle karşı karşıya. Al Majalla’nın kaynaklarına göre gerçekleştirilen ve önümüzdeki dönemde yapılacak idari ve güvenlik birimleri değişiklikleri, Şam'ın bugün gözlerini birbiriyle bağlantılı karmaşık dosyaları sonuçlandırmaya çevirdiğini ortaya koyuyor. Bu dosyaların başında İran destekli milisler ve DEAŞ hücreleri ile mücadele geliyor. Buna gizlice düşük fiyatlarla satılan başıboş silahların toplanması, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetleri ve uyuşturucu ticaretinin engellenmesi, ülkenin doğusunda hüküm süren güvenlik gerginliğinin sona erdirilmesi ve güneyde Suveyda düğümüne çözüm bulunması da ekleniyor.


Yemen İçişleri Bakanı: Aden’deki suikast hücreleri dışarıdan finanse ediliyor ve devleti çökertmeye çalışıyor

(foto altı) Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik koordinasyonunun en üst düzeyde olduğunu belirtti. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
(foto altı) Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik koordinasyonunun en üst düzeyde olduğunu belirtti. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Yemen İçişleri Bakanı: Aden’deki suikast hücreleri dışarıdan finanse ediliyor ve devleti çökertmeye çalışıyor

(foto altı) Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik koordinasyonunun en üst düzeyde olduğunu belirtti. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
(foto altı) Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik koordinasyonunun en üst düzeyde olduğunu belirtti. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, geçici başkent Aden’de ‘en büyük siyasi suikast planlarından birinin’ engellendiğini açıkladı. Haydan, güvenlik güçlerinin yurtdışı bağlantılı terör hücrelerine yönelik başarılı bir önleyici operasyon gerçekleştirdiğini ve söz konusu yapıların önde gelen siyasi ve güvenlik yetkililerini hedef alan saldırılar planladığını söyledi. Haydan, yaşananları Yemen devleti ve kurumlarını hedef alan bir ‘istihbarat savaşı’ olarak nitelendirdi.

Haydan, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Aden’de son dönemde yaşanan suikastların arkasındaki hücrelerin dış finansman ve lojistik destek aldığının soruşturmalarla ortaya çıkarıldığını belirtti. Güvenlik güçlerinin operasyon sırasında ele geçirilen belge, harita ve ekipmanların planın boyutunu ve hedeflerini açığa çıkardığını ifade etti.

Haydan ayrıca, Suudi Arabistan ile güvenlik koordinasyonunun ‘en üst seviyede’ sürdüğünü vurgulayarak, iki ülke arasındaki ilişkiyi ‘ortak kader ilişkisi’ olarak tanımladı. Haydan, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğindeki Riyad yönetiminin Yemen’e verdiği desteğe de övgüde bulundu.

Suudi Arabistan ile ortak kader ilişkisi

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, ülkesinin Suudi Arabistan ile ilişkilerini ‘ortak kader ilişkisi’ olarak tanımladı. Haydan, “Yemen’in içinde bulunduğu mevcut koşullarda, Suudi Arabistan’daki kardeşlerimizin meşru Yemen yönetimini desteklemek için tüm imkanlarını seferber ettiğini görüyoruz. Amaç, devletin yeniden tesisi ile askeri, mali ve siyasi istikrarın sağlanmasıdır. Bu nedenle Yemen’deki güvenlik dosyası, bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

xcsfrbgfr
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud, Şubat 2024’te Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan’ı kabul etti. (SPA)

Haydan, bu durumun Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki güvenlik koordinasyonunu en üst seviyeye taşıdığını belirterek, Kral Selman bin Abdulaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud’un sağladığı desteğe teşekkür etti. Haydan, özellikle eğitim, kapasite geliştirme, lojistik ve teknik destek alanlarında verilen katkının Yemen’in güvenlik planlarının uygulanmasında kritik rol oynadığını ifade etti.

Haydan ayrıca, “Bu destek, güvenlik kurumlarımızın ayakta kalması ve çalışmalarını sürdürebilmesi açısından belirleyici oldu. Suudi Arabistan’ı terörle mücadelede birinci stratejik ortağımız olarak görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Aden’deki güvenlik durumu

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, genel olarak kurtarılmış bölgelerde, özel olarak ise geçici başkent Aden’de güvenlik durumunun sürekli iyileştiğini söyledi. Haydan, buna rağmen Aden’in güvenliğinin, devletin yeniden inşa sürecini başarısızlığa uğratmak amacıyla ‘sistematik biçimde hedef alındığını’ ifade etti.

Haydan, güvenlik alanındaki ilerlemenin çeşitli göstergelerle ölçülebileceğini belirterek, “Güvenlik kurumlarının etkinliği ve olaylara hızlı müdahale kapasitesi, toplumdaki suç oranlarının düşmesi ve halkın devlet kurumlarına verdiği destek bu ilerlemenin başlıca göstergeleridir” dedi. Haydan, bu gelişmelerin ‘en büyük siyasi suikast planının’ engellenmesine katkı sağladığını kaydetti. Ancak bunun ağır bir bedelle gerçekleştiğini belirten Haydan, plan kapsamında son iki ay içinde toplum ve devlet açısından önemli üç ismin hayatını kaybettiğini söyledi.

fdbfrgf
Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, suikastların halkın devlete olan güvenini sarsmak amacıyla toplumsal kargaşa yaratmaya yönelik bir girişim olduğunu açıkladı. (Şarku’l Avsat)

Haydan, tüm baskılara rağmen İçişleri Bakanlığı’nın askeri ve istihbarat kurumlarının desteğiyle güvenlik ve istikrarı sağlamak için çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi. Haydan, uygulanan kapsamlı güvenlik planının devlet kurumlarının sahadaki varlığını güçlendirmeyi ve hukukun üstünlüğünü tesis etmeyi amaçladığını belirtti. Haydan ayrıca, vatandaşlardan olumlu iş birliği gördüklerini ifade ederek, halkın her türlü güvenlik çalışmasının başarısındaki temel unsur olduğunu vurguladı.

“Karşı karşıya olduğumuz tüm zorluklara ve devlet ile toplumu hedef alan başarısız girişimlere rağmen, güvenlik kurumlarımız bugün daha profesyonel, daha disiplinli ve görevlerinde daha koordineli hale gelmiştir” diyen Haydan, güvenlik birimlerinin aynı zamanda milis gruplardan ve onların bölgesel müttefiklerinden kaynaklanan tehditlere karşı daha dikkatli ve hazırlıklı olduğunu da sözlerine ekledi.

Suikastların yeniden başlamasının nedenleri

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, Aden’de yeniden artış gösteren suikastların amacının toplumda kaos yaratmak ve halkın devlete olan güvenini sarsmak olduğunu söyledi. Haydan, “Bölgesel güçler tarafından desteklenen milislerin hedef aldığı isimlerin niteliğine bakıldığında, planın nasıl işlediğini anlamak mümkün. Son dönemde gerçekleştirilen suikastlar güvenlik, eğitim ve kalkınma alanlarını hedef aldı. Bu da hedefin aynı anda hem devlet hem de toplum olduğunu gösteriyor” şeklinde konuştu.

Haydan ayrıca, saldırıların Yemen Başkanlık Konseyi ile hükümetin karar alma süreçlerini birleştirme ve ülkedeki normalleşmeyi sağlama yönündeki çabalarını engellemeyi amaçladığını savundu. Haydan, “Düşman güçler bu korkakça ve hain saldırılarla Aden’in istikrarsız bir başkent olduğu yönünde yanıltıcı mesajlar vermeye çalışıyor. Ancak güvenlik güçlerimiz bu suç girişimlerini fiilen başarısızlığa uğrattı” ifadelerini kullandı. Saldırıların faillerinin cezasız kalmayacağını vurgulayan Haydan, güvenlik kurumlarının istihbarat ve askeri birimlerin desteğiyle bu tür kanlı planları engellemeyi sürdüreceğini söyledi. Haydan ayrıca, soruşturmalarda önemli ipuçlarına ulaşıldığını belirterek, “Bu terör saldırılarının arkasındaki asıl planlayıcılara bizi ulaştıracak birçok iz elimizde bulunuyor” dedi.

Suikastların arkasında kim var?

Haydan, Aden’de son dönemde gerçekleşen suikastların arkasında kimlerin bulunduğuna ilişkin soruya verdiği yanıtta, güvenlik birimlerinin savcılıkla koordinasyon içinde soruşturmalarda önemli ilerleme kaydettiğini söyledi. Haydan, “Güvenlik kurumları, delillerin toplanması ve bu suçların izlerinin sürülmesi konusunda büyük mesafe kat etti. Elde edilen birçok bulgu, isyancı ve darbeci milislerin dış güçlerden destek aldığını gösteriyor” dedi. Haydan, söz konusu desteğin ülkede kaos yaratmayı, devletin yeniden inşa sürecini sekteye uğratmayı ve kurtarılmış bölgelerde yürütülen kalkınma çalışmalarını engellemeyi amaçladığını savundu. Özellikle geçici başkent Aden’in devlet kurumlarının görünürlüğünün arttığı bir merkez haline geldiğine dikkat çeken Haydan, saldırıların bu nedenle yoğunlaştığını ifade etti.

Vessam Kaid suikastı

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, Vessam Kaid’in öldürülmeden önce Husiler tarafından tehdit edildiğine ilişkin soruya verdiği yanıtta, Husilerin geçmişinde siyasi suikastların önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Haydan, “Husi milislerinin geçmişi, ulusal kadroları tasfiye etmek, toplumsal yapıyı parçalamak ve iktidara ulaşmak için şiddeti araç olarak kullanmakla ilgili çok sayıda suçlama ve ihlalle doludur” dedi. Haydan, ilk bulgular ve Kaid’in suikast öncesinde aldığı tehditlerin, Husileri doğrudan şüpheli konumuna yerleştirdiğini ifade etti. Ancak saldırıyı gerçekleştiren kişilerin doğrudan Husilere bağlı olmasının şart olmadığını belirten Haydan, farklı isyancı ve darbeci milis gruplar arasında ortak hedefler doğrultusunda iş birliği bulunduğunu savundu. Haydan, “Bu yapıların ortak amacı kaos yaratmak ve devletin işleyişini engellemektir” değerlendirmesinde bulundu.

Yemen ulusal güvenliği

Haydan, söz konusu saldırılarla bağlantılı tüm kişilerin takibinin sürdürüleceğini belirterek, faillerin ortaya çıkarılması konusunda kararlı olduklarını söyledi. Haydan, “Bu terör operasyonlarının arkasında kimlerin bulunduğunu, saldırıları kimin finanse ettiğini, desteklediğini ve lojistik imkân sağladığını ortaya çıkarmak için tüm izleri takip edeceğiz. Soruşturmalar tamamlandığında tüm detayları kamuoyuyla paylaşacağız” dedi. Konunun yalnızca Yemen’in değil, bölge ülkelerinin de ulusal güvenliğiyle bağlantılı olduğunu savunan Haydan, bazı tarafların yalnızca Yemen’deki meşru yönetimi zayıflatmayı değil, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın desteklediği siyasi ve ekonomik istikrar çabalarını da hedef aldığını öne sürdü. Suudi Arabistan’ı Yemen’in ‘en önemli müttefiki ve temel ortağı’ olarak nitelendiren Haydan, Riyad yönetiminin devlet kurumlarının yeniden inşasına verdiği desteğin hedef alındığını ifade etti.

dvfdvfd
Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, Kasım 2024’te Müşterek Kuvvetler Komutanı Korgeneral Fahd es-Selman ile birlikte (SPA)

Dış finansman ve destek

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, suikastları gerçekleştiren bazı terör hücrelerinin dış bağlantılara sahip olduğunu ve operasyonlarının finansman ile lojistik açıdan desteklendiğini söyledi. Haydan, “Topraklarımız üzerinde bir istihbarat savaşı yürütülüyor. Bunun amacı halkımızın kanını dökmek, toplumsal dokuyu parçalamak, devleti başarısızlığa uğratmak ve kurumların yeniden inşasını engellemektir” ifadelerini kullandı. Haydan, Yemen yönetiminin bu nedenle bölgesel ve uluslararası ortaklarla koordinasyon içinde çalıştığını belirterek, sınır aşan terör ağlarının finansman ve destek kaynaklarını kurutmayı hedeflediklerini söyledi.

Suikast hücrelerinin çökertilmesi

Haydan, son dönemde çökertilen suikast hücrelerine ilişkin yaptığı açıklamada, yakalanan yapının suikast düzenleme ve patlayıcı yerleştirme konusunda eğitimli bir hücre olduğunu söyledi. Haydan, söz konusu hücrede yer alan kişilerin suç geçmişine sahip olduğunu ve doğrudan Husilerin kontrolündeki bölgelerde bulunan bir komuta merkeziyle bağlantılı olduklarını ifade etti.

Haydan, bu operasyonun başarılı bir önleyici darbe niteliği taşıdığını belirterek, şüphelilerin üzerinde yapılan aramalarda çok sayıda belge, harita ve ekipmanın ele geçirildiğini kaydetti. Ele geçirilen materyallerin, üst düzey siyasi ve güvenlik yetkililerini hedef alan geniş kapsamlı bir planı ortaya çıkardığını da sözlerine ekledi.

Kurtarılmış bölgelerdeki güvenlik durumu

Yemen İçişleri Bakanı Haydan, kurtarılmış tüm vilayetlerde güvenlik durumunda kayda değer bir ilerleme sağlandığını, güvenlik birimleri arasında koordinasyon, iş birliği ve entegrasyonun güçlendiğini söyledi. Haydan, başkent Aden’in siyasi ve sembolik ağırlığı nedeniyle özel bir güvenlik odağı altında bulunduğunu belirtti.

sdvfbgf
Yemen İçişleri Bakanı Tümgeneral İbrahim Haydan, kurtarılmış bölgelerdeki güvenlik durumunun sürekli iyileştiğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Haydan, suç oranlarında sınırlı bir düşüş yaşandığını, buna karşılık suçların aydınlatılma oranının aynı seviyede korunduğunu ifade etti. Verilere göre 2025 yılının ilk çeyreğinde 3 bin 111 suç kaydedilirken, 2026’nın aynı döneminde bu sayı 3 bin 64’e geriledi. Suçların çözülme oranının ise yüzde 90 seviyesinde olduğu bildirildi.


İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
TT

İran’a yönelik öfke Lübnan’daki Şiiler arasında da mı yayılmaya başladı?

Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)
Es-Saksakiye kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında hayatını kaybeden 6 aylık bebek Meryem Fahs’ın cenazesini taşıyan bir kadın (AP)

Lübnan’daki Şiiler üzerinde son dönemde giderek artan bir hoşnutsuzluk ve rahatsızlık hali gözlemleniyor. Bu durum, yalnızca geleneksel siyasi söylemlerle sınırlı kalmayarak, Hizbullah ve Emel Hareketi’nin ötesine geçip doğrudan İran’a yönelik eleştirilerin de yükselmesine yol açıyor. Birçok Şii, İran’a destek amacıyla açıldığı belirtilen savaşın sonuçlarının köylerin yıkımı, ailelerin yerinden edilmesi ve çocuk kayıplarıyla sonuçlandığını, buna karşılık halkın savaşın, göçün, yoksulluğun ve yıkımın yükünü tek başına taşıdığını ifade ediyor.

Bu huzursuzluk özellikle sosyal medya platformlarında daha görünür hale gelmiş durumda. Emel Hareketi destekçileri ile Hizbullah taraftarları arasında da benzer bir tepki dalgası oluştuğu, artık ideolojik ve siyasi sloganların birikmiş öfke ve umutsuzluğu kontrol altına almakta yetersiz kaldığı belirtiliyor.

Söz konusu tepki, Hizbullah yetkililerinin İran’a teşekkür etmeyi ve Tahran’ın ‘direnişe’ verdiği desteği vurgulamayı sürdürdüğü bir dönemde ortaya çıkıyor. Aynı şekilde İran’ın, savaşın durdurulması için baskı yapacağına yönelik beklentiler de dile getiriliyor.

Buna karşın Şii topluluğun önemli bir kısmı, bu söylem ile günlük yaşam arasında ciddi bir çelişki olduğunu düşünüyor. On binlerce yerinden edilmiş kişi, geri dönüş veya yeniden imar konusunda net bir ufuk olmadan ağır insani koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.

İdeolojik söylemler Güney Lübnan’da öfkeyle karşılanıyor

Bu bağlamda, Hizbullah’a bağlı Şeyh Esed Kasir’in açıklamaları geniş çaplı tartışma yarattı. Kasir, İran’daki İslam Cumhuriyeti’nin korunmasının bireylerin korunmasından önce gelen dini bir görev olduğunu savunarak, bunun İslam’ın kendisini muhafaza eden bir güvence niteliği taşıdığını öne sürdü.

Kasir, görüşlerini eski İran lideri Humeyni’ye atfedilen düşünceler ve Kerbela olayında somutlaşan fedakârlık anlayışına dayandırdı.

Ancak bu söylem, savaşın artık insan ve maddi kayıplar üzerinden değerlendirildiğini düşünen geniş bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

fefvfdv
Bir dozer, Beyrut’un banliyölerinden Şiyah’ta daha önce İsrail’in düzenlediği hava saldırısında yıkılan bir spor giyim mağazasının enkazını kaldırıyor. (AP)

Güneyden yerinden edilen Zeynep isimli bir kadın yaşadıkları durumu şu sözlerle anlattı: “Savaş İran’a destek başlığı altında açıldı, ancak bugün kendimizi tamamen yalnız hissediyoruz. Hizbullah ve Emel Hareketi milletvekilleri bile kamplarda yaşayan insanları sormuyor.”

Zeynep, “Kendi evimizin altında ölmek, bugün yaşadığımız göç hayatından daha kolay geliyor. Artık bu psikolojik ve yaşam yükünü kaldıramıyoruz. Ne yaşadığımızı kimse hissetmiyor” ifadelerini kullandı.

Güney Lübnan, tüm çatışmalardan daha önemlidir

Lübnan Dağı’nda kiralık bir evde yaşayan ve iki çocuk annesi olan Muna ise güneyde son aylarda yaşananların ‘direniş yanlısı’ çevrelerde dahi birçok kişinin düşüncelerini değiştirdiğini söyledi. Muna, “Savaş büyük sloganlarla başladı, ancak sonuç köylerimizin yıkılması, gençlerimizi kaybetmemiz ve ailelerimizin yerinden edilmesi oldu. Bugün insanlar Güney Lübnan için her şeyden daha fazla bir ezilmişlik hissi yaşıyor” dedi.

vfvfd
 İsrail’in hava saldırısına maruz kalan ve bir dizi personelin hayatını kaybettiği sivil savunma binası, Sur (AFP)

Sözlerine acı bir tonla devam eden Muna, “Birçok kişi artık Güney Lübnan ve halkının tüm bölgesel çatışmalardan daha önemli olduğu kanaatine ulaştı. Güney Lübnan halkı bugün şunu söylüyor: Güney kalsın, İran ve tüm dünya yansın” ifadelerini kullandı.

‘Tek eksen’ sloganının çöküşü

Ümmü Muhammed de ‘tek eksenli bölge’ fikrine yönelik derin bir hayal kırıklığı dile getirdi. Ümmü Muhammed şu ifadeleri kullandı: “Yıllarca bize tek bir eksen olduğumuzu ve bu eksenin yürüttüğü her savaşı desteklememiz gerektiğini söylediler. Ancak savaş bize dokunduğunda kendimizi yalnız hissettik.”

Ümmü Muhammed sözlerini şöyle sürdürdü: “Tahran, Lübnan’da ateşkes sağlanmadan hiçbir müzakereye girmeyeceğini söylüyordu. Sonrasında ise ABD ile yürütülen müzakereler sonucunda ateşkes sağlandığını açıkladı. Oysa bu süreçte İsrail’in bombardımanı ve işgali her geçen gün genişliyordu.”

Devlet tercihi

Lübnanlıların büyük bölümüne benzer şekilde Leyla da devletin İsrail ile doğrudan müzakereleri devralmasını ve savaşın sona erdirilmesini savunuyor. Leyla, “İran kendi çıkarları için hareket ediyor, bu onun hakkı. Ama biz neden kendi halkımızın ve ülkemizin çıkarlarını düşünmeyelim? Güney’in kaderini başka ülkelerin hesaplarına bağlamaktan yorulduk” dedi.

Leyla ayrıca, birçok kişinin artık savaş ve müzakere sürecinin tamamen Lübnan devleti tarafından yürütülmesini talep ettiğini belirterek, mevcut durumun devam etmesinin herhangi bir net ufuk olmaksızın daha fazla yıkım ve kayıp anlamına geldiğini ifade etti.

İran’ın desteğinin azalmasına duyulan öfke

Siyasi analist Ali el-Emin, Şii çevrelerin İran’a bakışında belirgin bir değişim yaşandığını ve Güney Lübnan’da yaşanan gelişmelerin Hizbullah tabanında öfke ile hayal kırıklığını artırdığını söyledi.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran’ın nüfuz gücünün yalnızca mezhepsel ya da siyasi boyuta dayanmadığını, aynı zamanda Hizbullah’ın İran desteğiyle oluşturduğu geniş hizmet ve destek ağından beslendiğini belirtti. El-Emin’e göre bu yapı, uzun yıllar boyunca birçok aile için bir tür güvenlik ve sosyal koruma işlevi gördü.

gttrghtrg
 İsrail'in Sayda şehri girişinde bir araca düzenlediği hava saldırısının hedef aldığı bölgede bulunan ordu ve sivil savunma mensupları (AFP)

El-Emin, bu duygunun Güney Lübnan’daki köylerin yıkımı, sivillerin yerinden edilmesi ve çok sayıda ölü ve yaralıya dair görüntülerle birlikte giderek zayıfladığını belirtti. Ona göre, birçok kişi bu kayıpların büyüklüğüne karşılık İran’dan gelen fiili desteğin aynı ölçekte olmadığını düşünüyor.

El-Emin, Hizbullah tabanının önemli bir kısmının, ‘saha birliği’ ve İran’ın füze kapasitesine dair sürekli söylemlere rağmen, İran’ın doğrudan bir yanıt vermemesini ya da İsrail üzerinde gerçek bir askeri baskı kurmamasını sorgulamaya başladığını ifade etti.

Eşi benzeri görülmemiş eleştiriler

El-Emin, bu durumun bazı kesimlerde İran’ın Hizbullah’ı ve Şii toplumu bölgesel hesaplarının bir parçası olarak kullandığı, ancak Lübnan’ı koruma ya da savaşın etkilerini azaltma konusunda somut bir maliyet üstlenmeye hazır olmadığı yönünde bir algı oluşturduğunu söyledi.

Ona göre bu hayal kırıklığı, Şii toplumu içinde İran’ın rolüne ve bazı politikalarına yönelik daha önce görülmemiş eleştirilerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Bu eleştirilerde, söz konusu yaklaşımların Lübnan’ın güneyindeki halkın çıkarlarından çok İran devletinin çıkarlarıyla bağlantılı olduğu düşüncesi öne çıkıyor.

El-Emin ayrıca, İran’ın Lübnan’daki ateşkesin Tahran ile ABD arasında İslamabad’da varılan bir anlaşma sonucunda sağlandığını ifade ettiğini hatırlatarak, “Eğer İsrail ateşkesi ihlal ediyorsa, İran’ın da benzer şekilde karşılık vermesi ve en azından saldırıları durduracak bir baskı kurması beklenirdi” değerlendirmesinde bulundu. Ona göre bu baskı, Güney Lübnan’daki onlarca köyde yaşanan yerinden edilmenin ve saldırıların azalmasını sağlayabilirdi.