Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan ile ortak savunma mekanizmasını güçlendiriyorhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5313538-suudi-arabistan-t%C3%BCrkiye-ve-pakistan-ile-ortak-savunma-mekanizmas%C4%B1n%C4%B1
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan ile ortak savunma mekanizmasını güçlendiriyor
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde'deki Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık ederken (SPA)
Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, Riyad, Anakra ve Pakistan arasındaki savunma koordinasyonu ve entegrasyonunun güçlendirilmesi ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesindeki iş birliği mekanizmalarının etkinleştirilmesi yönünde adım attı.
Kurul, anlaşma kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejik Komitesi'nin ilk toplantısından çıkan sonuçları memnuniyetle karşılarken, Suudi Arabistan'da merkezi bulunacak bir genel sekreterliğin kurulmasına yönelik kurumsal ve uygulamaya dönük adımların, ortak caydırıcılık ve kolektif savunmanın etkinliğini artıracağı vurgulandı. Bu mekanizmanın aynı zamanda uluslararası güvenliği desteklemesi ve bölgede adil, kapsamlı ve kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik çabalara katkıda bulunması hedefleniyor.
Bu gelişmeler, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Selman bin Abdulaziz'in başkanlığında salı günü Cidde'de gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında ele alındı.
Bakanlar Kurulu, son günlerde Suudi Arabistan ile kardeş ve dost ülkeler arasında gerçekleştirilen istişare ve görüşmelerin içeriği hakkında bilgi aldı. Bu kapsamda, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Bangladeş Halk Cumhuriyeti Başbakanı Tarık Rahman'dan aldığı mesaj da değerlendirildi.
Cidde'de gerçekleştirilen Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu toplantısından bir kare (SPA)
Kurul, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının 23. Olağanüstü Toplantısı'ndan çıkan sonuçları da gözden geçirerek, Suudi Arabistan'ın teşkilatın İslam dünyasının meselelerine hizmet etme ve halklarının istikrar ile barış yönündeki beklentilerini gerçekleştirme kapasitesini güçlendirecek her türlü çabayı desteklemeyi sürdüreceğini vurguladı.
Bakanlar Kurulu ayrıca İsmail Veled Şeyh Ahmed'i İİT Genel Sekreterliği görevine seçilmesi dolayısıyla tebrik ederken, önceki Genel Sekreter Hüseyin İbrahim Taha'nın görev süresi boyunca yürüttüğü çalışmaları takdir etti.
Toplantıda Suudi Arabistan'ın bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki rolü de ele alındı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan 21 sağlıklı şehre sahip olan Suudi Arabistan'ın, bu alanda bölgesel liderliğini pekiştirmesine katkı sağlayan ulusal çalışmalar övgüyle karşılandı.
Bu başarının, sağlıklı şehir standartlarının kurumsal ve kalkınma odaklı uygulamalara dönüştürülmesi sayesinde elde edildiği, insanın ve yaşam kalitesinin sürdürülebilir kalkınmanın temel öncelikleri arasına yerleştirildiği belirtildi.
Bakanlar Kurulu, Ulusal Ağaçlandırma Programı'nın Birleşmiş Milletler tarafından arazi restorasyonu alanında küresel ölçekte öncü modeller arasında ödüle layık görülmesini de değerlendirdi. Bu başarının, bitki örtüsünün geliştirilmesi, bozulan arazilerin yeniden kazanılması, ekosistemlerin korunması ve biyolojik çeşitliliğin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların bir sonucu olduğu ifade edildi.
Kurul ayrıca Suudi Arabistan'ın Arap İdari Kalkınma Örgütü Yürütme Konseyi Başkanlığına yeniden seçilmesinin, ülkenin ortak Arap çalışmalarını destekleme konusundaki rolünü teyit ettiğini belirtti. Suudi Arabistan'ın insan kaynaklarının geliştirilmesi ve üye ülkelere sunulan hizmetlerin kalitesinin artırılmasına yönelik sürekli katkılarının da hedef ve beklentilerle uyumlu olduğu vurgulandı.
Bakanlar Kurulu daha sonra gündeminde yer alan ve Şura Konseyi'nin de incelenmesine katkıda bulunduğu konuları ele aldı. Siyasi ve Güvenlik İşleri Konseyi, Ekonomi ve Kalkınma İşleri Konseyi, Bakanlar Kurulu Genel Komitesi ve Bakanlar Kurulu Uzmanlar Heyeti tarafından bu konularda alınan kararlar da değerlendirildi.
Bu çerçevede, Suudi Arabistan ile Yunanistan hükümetleri arasında diplomatik, özel ve hizmet pasaportu sahiplerinin vize şartlarından muaf tutulmasına ilişkin anlaşma onaylandı.
Ayrıca Maliye Bakanı ve Zekât, Vergi ve Gümrük İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı'na veya yetkilendireceği kişiye, Arjantin ile gelir ve sermaye üzerinden alınan vergilerde çifte vergilendirmenin önlenmesi, vergi kaçakçılığı ve vergiden kaçınmanın engellenmesine ilişkin anlaşma taslağı üzerinde görüşme ve anlaşmayı imzalama yetkisi verildi.
Kararlar kapsamında ayrıca Suudi Arabistan Belediyeler ve Konut Bakanlığı ile Suriye Yerel Yönetim ve Çevre Bakanlığı arasında belediyecilik ve konut alanlarında iş birliğine ilişkin mutabakat zaptı onaylandı.
Suudi Arabistan Engellilere Bakım Kurumu ile Cibuti Ulusal Engelliler Ajansı arasında engelli bireylere yönelik bakım alanında iş birliği mutabakat zaptının imzalanması da kabul edildi.
Bunun yanı sıra Sigorta Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı'na veya yetkilendireceği kişiye, Guernsey tarafıyla yeteneklerin eğitimi ve geliştirilmesi alanında iş birliğine yönelik bir mutabakat zaptı taslağı üzerinde görüşme ve anlaşmayı imzalama yetkisi verildi.
Bakanlar Kurulu ayrıca Kral Fahd Milli Kütüphanesi ile Polonya Milli Kütüphanesi arasında mutabakat zaptını, Kooperatifler Sistemi'ni ve her yıl 12 Mayıs'ın Organ Bağışı Günü olarak kabul edilmesini onayladı.
Toplantıda ayrıca Kasım, Cevf ve Hail üniversitelerinin önceki iki mali yıla ait kesin hesapları da kabul edildi.
Bakanlar Kurulu, gündeminde yer alan Savunma Geliştirme Genel Kurumu, Engellilere Bakım Kurumu, Nafaka Fonu ve eski adıyla Suudi Ekonomik İşler Merkezi'nin yıllık raporları da dahil olmak üzere çeşitli konularda gerekli işlemlerin yapılması yönünde talimat verdi.
İstanbul toplantısında Mekke Anlaşması için yol haritası belirledihttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5313400-i%CC%87stanbul-toplant%C4%B1s%C4%B1nda-mekke-anla%C5%9Fmas%C4%B1-i%C3%A7in-yol-haritas%C4%B1-belirledi
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)
İstanbul toplantısında Mekke Anlaşması için yol haritası belirledi
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” için yol haritasının ana hatlarını belirledi. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün İstanbul’da düzenlenen anlaşmadan doğan “Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi”nin ilk toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, bölgede bir güvenlik yapısı oluşturulması için somut adımlar konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.
Fidan, anlaşmanın uygulanmasıyla bölgede daha fazla istikrar sağlanacağını, belirsizliğin azalacağını ve bölgedeki aktörlerin tutumlarının daha net hale geleceğini belirtti.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı “tarihi bir adım” olarak nitelendiren Fidan, anlaşmayla birlikte dış müdahalelerden uzak, bölgede güvenlik ve iş birliği için yeni bir yapının test edilmeye başlandığını söyledi. Fidan ayrıca, anlaşmanın kurumsallaşmasının ardından genişlemeye açık olmasının kararlaştırıldığını belirterek, katılabilecek müttefiklerin güçlü ve etkin bir yapıya sahip, kurumsallaşmış bir güvenlik mekanizmasının parçası olacağını ifade etti.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı toplantıda; uluslararası ve bölgesel güvenlik, savunma kapasitesinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetler arasında operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, ortak üretim ve araştırma-geliştirme faaliyetleri de dahil olmak üzere savunma sanayisinde iş birliğinin derinleştirilmesi ve üç ülkenin terörle mücadeledeki ortak çabalarının artırılması gibi konular ele alındı.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Mekke Anlaşması’nın ilk toplantısına başkanlık etmek üzere İstanbul’dahttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5312993-suudi-arabistan-savunma-bakan%C4%B1-mekke-anla%C5%9Fmas%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-ilk-toplant%C4%B1s%C4%B1na
Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Mekke Anlaşması’nın ilk toplantısına başkanlık etmek üzere İstanbul’da
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman bin Abdülaziz, bugün (pazartesi) İstanbul’a geldi. Halid bin Selman, Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejik Komitesi’nin ilk toplantısında ülkesinin heyetine başkanlık edecek.
Toplantıya Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dan savunma ve dışişleri bakanları, savunma kuvvetleri komutanları, genelkurmay başkanları ile üst düzey yetkililer katılıyor. Görüşmelerde uluslararası güvenlik meselelerinin yanı sıra üç ülke arasındaki savunma alanında iş birliği ve entegrasyonun güçlendirilmesi ele alınacak.
Toplantının gündeminde savunma kapasitesinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetler arasındaki operasyonel entegrasyonun güçlendirilmesi ve ortak üretim ile araştırma-geliştirme faaliyetleri de dahil olmak üzere savunma sanayisinde iş birliğinin artırılması bulunuyor. Ayrıca terörle mücadelede ortak çabaların güçlendirilmesi de görüşülecek.
Toplantıda ayrıca Genel Sekreterlik için bir çalışma çerçevesi ve buna bağlı mekanizmaların oluşturulması, ortak çalışma alanlarının belirlenmesi ve anlaşma kapsamında atılacak gelecekteki adımlara ilişkin bir yol haritasının hazırlanması ele alınacak.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı 7 Ağustos’ta Mekke’de düzenlenen Mekke Ortak Savunma Zirvesi sırasında imzaladı. Anlaşma, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif’in katılımıyla imzalandı.
Anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek. Anlaşma, caydırıcılığın yanı sıra savunma alanındaki koordinasyon ve entegrasyonun güçlendirilmesini, bölgesel ve uluslararası güvenlik ile istikrarın desteklenmesini amaçlıyor.
Anlaşma ayrıca barışçıl iş birliği vizyonunu paylaşan ve uluslararası hukuka saygı gösteren diğer ülkelerin de anlaşmaya katılmasına imkân tanıyor.
Ortadoğu, güvenliğini nasıl yeniden şekillendiriyor? ABD’nin güvenlik şemsiyesi yeterli mi?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5312960-ortado%C4%9Fu-g%C3%BCvenli%C4%9Fini-nas%C4%B1l-yeniden-%C5%9Fekillendiriyor-abd%E2%80%99nin-g%C3%BCvenlik-%C5%9Femsiyesi
Ortadoğu, güvenliğini nasıl yeniden şekillendiriyor? ABD’nin güvenlik şemsiyesi yeterli mi?
Fotoğraf: Majalla
Bilal Y. Saab
Ortadoğu yeni bir güvenlik dönemine giriyor. Onlarca yıl boyunca bölgesel düzen tanıdık bir sisteme dayandı. ABD, geniş bir koruma şemsiyesi sağlarken, İsrail niteliksel üstünlüğünü koruyor, İran nüfuzunu uzun menzilli silahlar ve vekil güçler aracılığıyla genişletiyor, diğer Arap ülkeleri ise askeri kapasitelerindeki eksiklikleri telafi etmek için Washington'a güveniyordu. Bu sistem tam olarak istikrarlı olmasa da büyük krizlerin yokluğunda ve hiç kimse ciddi bir şekilde alternatifini kurmaya girişmediği için ayakta kaldı.
Ancak bugün bu formül kademeli olarak çökmeye başladı. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırıdan bu yana bölgeyi kasıp kavuran savaşlar, bu çerçevenin sınırlarını gözler önüne serdi ve bölge ülkelerini güvenliklerinin dayandığı temelleri yeniden gözden geçirmeye itti. Bunun yerine geleneksel ittifakları, daha küçük koalisyonları, ikili savunma anlaşmalarını, ekonomik ortaklıkları, yerel askeri kapasiteleri ve eski düşmanlarla diplomasiyi bir araya getiren çok katmanlı bir güvenlik mimarisi şekilleniyor. Bu dönüşümün merkezinde ise bölge ülkelerinin güvenliklerini tamamen tek bir dış gücün ellerine teslim etme konusundaki giderek artan isteksizlikleri yatıyor.
ABD, Ortadoğu'daki hâkim dış askeri güç olmaya devam ediyor. Üs ağı, istihbarat yetenekleri, füze savunma sistemleri, deniz gücü varlığı ve lojistik erişimiyle boy ölçüşmek oldukça zordur. Körfez ülkeleri de Amerikan silahlarına ve Washington ile güvenlik iş birliğine büyük ölçüde bel bağlamaya devam ediyor.
Ancak bu bağımlılık artık güven ile eş anlamlı değil. İran'la yaşanan gerilim, Körfez ülkelerinin ABD’nin askeri pozisyonuyla yakından bağlantılı olmanın barındırdığı potansiyel risklere dair farkındalığını artırırken Amerikan güçlerine ev sahipliği yapan ülkelerin, bir çatışma peşinde olmasalar bile hedef haline gelebileceklerini gösterdi. Körfez başkentlerinin bir riskten korunma politikası izlediğini söylemek, bazen abartılsa da içinde bir doğruluk payı barındırıyor. Zira bu ülkelerin hepsi ABD ile ilişkilerini korumaya çalışıyor ve güvenlikleri konusunda diğer tüm ortaklardan daha çok hala ona güveniyorlar. Aynı zamanda da bu bağımlılığı, bölgesel ortaklıklarla ve Tahran ile uzlaşmaya ve gerilimi kontrol altına almaya dayalı bir politikayla destekliyorlar.
Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması'nın imzalanması sırasında sağdan sola doğru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos 2026 (AFP)
Suudi Arabistan bu dönüşümün en net örneğini sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Riyad, Washington ile ilişkilerini korurken seçeneklerini çeşitlendirmeye çalışıyor. Türkiye, Pakistan, Mısır ve diğer bölgesel güçlerle bağlarını derinleştirmeye paralel olarak, ABD desteğinin sürmesi konusunda da titiz davranmaya devam ediyor. Son Suudi-Türk-Pakistan savunma anlaşması, önemini Amerikan güvencesinin ötesine geçen yeni caydırıcılık katmanları eklemesinden alıyor. Bu düzenlemeler; siyasi ve askeri koordinasyonu, ortak tatbikatları, insansız hava araçları, elektronik harp, yapay zeka (AI) ve savunma sanayii alanlarındaki iş birliklerini kapsıyor. Olgunlaşması zaman alacak olsa da Riyad, Ankara ve İslamabad'ın daha güçlü savunma ve güvenlik bağları kurma kararlılığı ciddi ve inandırıcı görünüyor.
Bu gelişme bir ‘Ortadoğu NATO’su’nun doğuşuna işaret etmiyor. Çünkü bölge fazlasıyla bölünmüş durumda ve ülkelerinin tehdit algıları böyle bir düzenlemenin ortaya çıkmasına izin vermeyecek kadar farklılık gösteriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Umman, Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın her birinin İran'la, ABD ile ve birbirleriyle farklı ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle iş birliği seçici kalmaya devam edecek. Ülkeler bir alanda iş birliği yapıp diğerinde rekabet edebilir, aynı zamanda hasımlarıyla diyalog kanallarını açık tutabilir. Sonuç ise ortaklıkları çeşitlendirmeye ve bağımlılığı bunlar arasında dağıtmaya dayalı bir güvenlik yaklaşımıdır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları, bazı Arap ülkelerinin ekonomi, teknoloji ve güvenlik alanlarında İsrail ile açıkça ilişki kurma konusundaki istekliliğini ortaya koydu.
Körfez ülkeleri ayrıca güvenliğin ekonomik dönüşümle yakından bağlantılı hale geldiğinin de farkında. Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu, BAE'nin yatırım stratejisi, Katar'ın enerji sektöründeki rolü ve ekonomileri çeşitlendirmeye yönelik daha geniş çaplı Körfez çabalarının tümü istikrara dayanıyor. Limanlar, havalimanları, enerji tesisleri, finans merkezleri, turizm projeleri, veri merkezleri ve sanayi bölgeleri başlı başına stratejik varlıklar haline geldi. Bunların korunması savaş uçakları ve füze savunmalarından daha fazlasını gerektiriyor. Siber dayanıklılık, deniz güvenliği, istihbarat paylaşımı, insansız hava araçlarına karşı koyma kapasitesi ve ticaret yollarının güvenliğinin sağlanmasını zorunlu kılıyor.
Ekonomik entegrasyon da bölgesel güvenliği pekiştirebilir. Artan karşılıklı bağlılık, kritik boğazlara ve deniz koridorlarına olan bağımlılığı hafifletir, sermayeyi çeker, petrol dışı büyümeyi destekler ve herhangi bir istikrarsızlığın ekonomik maliyetini yükseltir. Ancak ekonomik entegrasyon güvenliğin temel gereksinimlerini değiştirmez. Daha güçlü bir caydırıcılık ve savunma ile desteklenen fiziksel koruma, bölgedeki her ülke için en yüksek öncelik ve temel bir gereksinim olmaya devam ediyor.
Buna paralel olarak bölgesel güçler, Amerikan rolünün gerilemesinin bıraktığı güvenlik boşluğunu doldurmaya çabalıyor. İsrail, güvenlik ortamını yeniden şekillendirmek ve bölgesel güç dengesini kendi lehine çevirmek için neredeyse tamamen askeri güce bel bağladı. Türkiye ise askeri hareket kabiliyetini, güçlü savunma sanayiini, stratejik coğrafi konumunu ve bölge genelindeki geniş siyasi nüfuzunu harmanlıyor. Pakistan, Arap Körfez ülkeleriyle olan köklü bağlarının yanı sıra denkleme önemli askeri kapasiteler katıyor. Geleneksel olarak bazı emsallerine kıyasla iç meselelere daha fazla odaklanan bir tutum sergileyen Mısır ise, krizlerin eşiğine dayanmasıyla bu ihtiyatlı yaklaşımını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir. Demografik ve askeri ağırlığı, Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolü ve Maşrık'ı Kuzey Afrika ile Kızıldeniz'e bağlayan kilit konumu sayesinde Mısır'ın rolü büyük önem taşımaya devam ediyor.
Bu ülkelerin rollerinin artması daha geniş bir gerçeği de ortaya koyuyor. Buna göre Gelecekteki güvenlik mimarisi sadece Körfez ile sınırlı kalmayacak ve Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz üzerinden Güney Asya'ya kadar uzanacaktır.
İran ise göz ardı edilemeyecek bir güç olmaya devam ediyor. Tahran'ın kolayca dışlanabileceği varsayımı üzerine sürdürülebilir bir bölgesel düzen inşa edilemez. Coğrafi konumu, nüfusu, füzeleri, askeri kapasitesi ve Irak, Lübnan, Yemen ve buraların ötesindeki nüfuzunun yanı sıra deniz trafiğini aksatma kapasitesi, bölgesel güç dengesinde ona kalıcı bir konum sağlıyor. Buradaki temel soru, İran'ın bu düzen içinde üstleneceği rolün niteliğiyle ilgili.
Riyad'da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı sırasında Şahpar-3 muharip insansız hava aracı (İHA) maketinin önünde duran bir adam, 9 Şubat 2026 (AFP)
Körfez ülkeleri için bu, hassas ve zorlu bir denklemi zorunlu kılıyor. Nitekim İran'ın füzeleri, İHA, vekil güçleri ve deniz kapasiteleri gerçek tehditler oluşturuyor. İran ile kalıcı bir cepheleşme ise ağır bir ekonomik ve stratejik maliyet getirecektir. Bu nedenle caydırıcılık ve diplomasi, biri hava savunmalarını ve askeri ortaklıkları güçlendirmek diğeri Tahran ile iletişim kanallarını korumak olan birbirine paralel iki yolda ilerliyor.
İsrail ise farklı türden bir zorluk ortaya koyuyor. Abraham (İbrahim) Anlaşmaları, bazı Arap ülkelerinin ekonomi, teknoloji ve güvenlik alanlarında İsrail ile açıkça ilişki kurma konusundaki istekliliğini göstermişti. İsrail'in askeri ve teknolojik kapasiteleri de onu füze savunması, istihbarat, siber güvenlik ve ileri teknolojiler alanında önemli bir ortak haline getiriyor.
Ancak İsrail'in yürüttüğü savaşlar bu iş birliğinin siyasi sınırlarını da gözler önüne serdi. Arap hükümetleri, özellikle kamuoyunun Gazze ve Batı Şeria’da olup bitenlere karşı duyduğu derin hassasiyetin gölgesinde Filistin meselesini görmezden gelemez. Bu nedenle İsrail ile iş birliği seçici olmaya ve hassas hesaplara bağlı kalmaya devam edecektir. İsrail bölgesel güvenlik ağlarının bir parçası olabilir, ancak açıkça İran karşıtı bir ittifakın merkezine dönüşmesi uzak bir ihtimaldir.
Bu ayrım son derece önemlidir. Zira Orta Doğu iki belirgin bloğa bölünmeye değil, iç içe geçmiş ağlardan oluşan bir sisteme doğru ilerliyor. Bu ağlardan biri ABD'yi Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupalı ortaklarla bağlayabilir. Bir diğeri Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve Mısır'ı bir araya getirebilir. Üçüncü bir ağ ise Körfez ülkelerini diplomatik ve ekonomik kanallar aracılığıyla İran'a bağlayabilir. Deniz güvenliği de Kızıldeniz ve hayati ticaret yolları etrafında başka bir katman eklerken terörle mücadele, siber savunma, yapay zeka ve savunma sanayilerindeki iş birliği de bunlara daha başka katmanlar ilave ediyor.
Bugün şekillenen Orta Doğu; güç merkezleri bakımından daha çoğulcu, daha fazla askerileşmiş, çıkarlar ve anlaşmalar mantığına daha fazla tabi ve ekonomik olarak birbirine daha sıkı bağlı olacaktır.
En zor görev ise bu geniş ortaklıklar ağını iş birliğine dayalı etkili bir güvenlik çerçevesine dönüştürmek olmaya devam ediyor. Çünkü Ortadoğu, başlıca güçlerin askeri krizleri, deniz güvenliğini, silahlanma kontrolünü, füzelerin yayılmasını ve güven artırıcı önlemleri düzenli olarak tartışabileceği kapsayıcı bir forumdan hala yoksun. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne Kıyısı Olan Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi, ‘KİK Plus’ formatları ve çeşitli diplomatik forumlar da dahil olmak üzere mevcut çerçeveler yararlı roller üstlense de bunların hiçbiri kapsamlı bir mekanizma sağlamamaktadır. Bu nedenle, tamamen yeni bir kurum kurmaya çalışmaktansa mevcut yapıları güçlendirmek daha gerçekçi görünüyor.
Bölgesel düzenin geleceği, askeri güce bağlı olduğu kadar diplomasiye de bağlı olacaktır. Hava ve füze savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve askeri ortaklıkların tümü zafiyetleri sınırlama kapasitesine sahip olsa da siyasi anlaşmazlıkları çözemezler. Sürdürülebilir her sistemin hem saldırganlığa bir bedel ödetme hem de krizlerin tırmanarak savaşlara dönüşmesini engelleyen iletişim kanalları açma kapasitesine sahip olup caydırıcılık ve diyaloğu harmanlaması gerekir.
Soldan sağa doğru Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Kahire'deki bir toplantı öncesinde fotoğraf çektirirken, 21 Haziran 2026 (AFP)
Ortadoğu, güvenliğini büyük ölçüde dış bir güce emanet eden bir sistemden, henüz tutarlı ve etkili bir alternatif inşa etmeyi başaramadan kademeli olarak uzaklaşıyor. Bu geçiş süreci yıllar alacak ve düzenli, sınırları net bir ittifaklar haritası ortaya çıkarması pek olası görünmüyor.
Bugün şekillenen Ortadoğu, güç merkezleri bakımından daha çoğulcu, daha fazla askerileşmiş, çıkarlar ve anlaşmalar mantığına daha fazla tabi ve ekonomik olarak birbirine daha sıkı bağlı olacaktır. Ülkeler; Pekin, Moskova, Ankara, İslamabad ve birbirleriyle olan ilişkilerini genişletmeye paralel olarak Washington'ı yakın tutmaya özen göstereceklerdir. Yerel savunma sanayilerini geliştirirken bir yandan da gelişmiş silahlar edinmeye devam edeceklerdir. Hasımlarıyla diyaloğu açık tutarken caydırıcılık kapasitelerini güçlendireceklerdir. Ayrıca ekonomik dayanıklılık, teknoloji, altyapı, enerji güvenliği ve bölgesel bağlantıyı giderek artan bir şekilde ulusal güvenliğin temel bileşenleri olarak ele alacaklardır.
Eski yapı ortadan kaybolmuyor, sadece daha merkeziyetsiz bir hale geliyor.
ABD, artık tek başına yeterli olmasa da vazgeçilmez bir güç olmaya devam edecek. Bölgesel güçler sorumluluktan daha büyük bir pay üstlenecek. Ayrıca daha küçük koalisyonlar, geleneksel ittifakların yerini almadan onları tamamlayacak. İran ve İsrail denklemin merkezinde kalmaya devam edecek, ancak hiçbiri bölgesel düzenin hatlarını belirlemede tek başına hareket edemeyecek. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ise pasif bir güvenlik alıcısı konumundan, güvenliği şekillendiren ve düzenlemelerini tasarlayan bir katılımcı konumuna geçiyor.
*TRENDS Group bünyesinde ABD Kıdemli İcra Direktörü, Atlantik Konseyi Yerleşik Olmayan Kıdemli Araştırmacısı ve Chatham House Ortak Araştırmacısı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة