Velid Canbolat Şarku'l Avsat’a konuştu: Çözüm mezhepçiliğin etkin olmadığı yeni bir seçim sistemidir

"Cumhurbaşkanı Avn’a karşı muhalefeti sürdüreceğim, onun döneminde reformun mümkün olmadığını düşünüyorum."

Velid Canbolat Şarku'l Avsat’a konuştu: Çözüm mezhepçiliğin etkin olmadığı yeni bir seçim sistemidir
TT

Velid Canbolat Şarku'l Avsat’a konuştu: Çözüm mezhepçiliğin etkin olmadığı yeni bir seçim sistemidir

Velid Canbolat Şarku'l Avsat’a konuştu: Çözüm mezhepçiliğin etkin olmadığı yeni bir seçim sistemidir

(Dürzi) İlerici Sosyalist Parti (İSP) lideri Velid Canbolat, 2005’ten bu yana ilk kez muhalefetteki yeni pozisyonunda ‘yalnız’ kalmış görünüyor. Canbolat, içinde Suriye Esed rejimi taraftarları bulunsa da Diyab hükümetine bir fırsat tanınmasını savunurken, bir yandan da Cumhurbaşkanı Avn’ın görev süresinin tamamlanmasını bekliyor.
Dürzi lider Canbolat’a göre bu günden sonra Cumhurbaşkanı Avn ile uzlaşmak artık mümkün değil. Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan İSP lideri, Avn’ın damadı (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) Başkanı Cibran Basil’in politikalarını da sert bir dille eleştirdi.
Halk Hareketi kıskaçta ve çözümsüz
Canbolat, Lübnan’ın yaptırımlar ve baskılar arasında bunalmış olduğu tespitini yapıyor: "Bir yanda ABD, diğer yanda İran ve müttefikleri baskı kurarken, halk hareketi de bu ikisinin arasında kalmış durumda."
İSP Genel Başkanı'na göre halk hareketi yozlaşmış olan hükümeti ve kota rejimini reddediyor. Bu konuda haklı ancak sistemi nasıl değiştireceği konusunda henüz bir çözüm yolu bulmuş değil. Rejimi değiştirmenin tek yolu, mezhepçiliğin etkin olmadığı yeni bir seçim sisteminin oluşturulmasıdır. Seçim sisteminde Lübnan’ı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir ve azınlıkların korkularını gidermek için bir ‘senato’ oluşturulabilir.
Halk neden bankalara öfkeli?
Vatandaşların bankalara yönelik tepkisini de değerlendiren Canbolat, "Bankalara olan öfkenin bir kısmı yönlendirilmiş ve kasıtlı görünüyor, bir kısmı ise doğal tepkilerden oluşuyor. Bu konudaki icraatları bekliyoruz, Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame hizmetlerin kolaylaştırılacağını söylemişti. Bazı bankalardaki görevliler mudilere karşı çok kötü davranıyor, oysa vatandaşın ABD-İran çekişmesiyle hiçbir ilgisi yok" diye konuştu.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın ekonomik krizle ilgili açıklamalarının sıradan vatandaşı incittiğini vurgulayan Canbolat şunları söyledi: "Hasan Nasrallah, örgütün parasının ve silahlarının İran’dan geldiğini söylüyor. Lübnan devletinin iflası durumunda bile bölgesindeki insanların etkilenmeyeceğini savunuyor. Ona katılmıyorum, kriz derinleşirse herkes ciddi zararlar görecektir. Yeni hükümetinin en büyük önceliği enerji, yani elektrik sektörünün sorunlarını çözmelidir. Çünkü anladığım kadarıyla bütçe açığının yüzde 40’ını bu sektördeki sorunlar oluşturuyor. Ekonomik sorunun çözümü ve diğer tüm kronik sorunların çözümü yargı bağımsızlığı olmadan mümkün değildir.  Peki bu siyasi sınıf, bu taraflı politik sistem ve yanlı hükümetin bağımsız bir yargı sistemi oluşturabilmesi mümkün müdür? Halk hareketinin talepleri elbette meşrudur ancak bunların bir kısmının uygulanabilmesi mümkün değildir. Yağmalanan kamu mallarının geri getirilmesi meselesi ve yolsuzluğa bulaşan siyasilerin yargılanması hususları oldukça karmaşıktır. Sahilleri yağmalayanların tespit edilip, yüksek vergilerle kamu zararının tazmin edilmesi mümkündür, ancak diğer taleplerin uygulanması ciddi zaman ister."
Hükümetten ayrılma konusunda Canbolat şunları söyledi: "Halk hareketi başladığında Saad Hariri’ye istifa etmesini tavsiye ettim. Ancak o dönemler farklı gerekçelerle istifayı erteledi. Ben de birlikte hareket ettim, sonra da zaten istifa ettik. Şu an kendimi daha özgür hissediyorum. Parti içinden ve dışından birçok insan istifayı geciktirmemi eleştirdi, bu konudaki sorumluluğumu kabul ediyorum ancak şu an belirtemeyeceğim gerekçelerim vardı."
Esed Hükümeti
Yeni hükümetle işbirliği yapmanın mümkün görünmediğini belirten Velid Canbolat, "Bu yeni dönem bir intikam dönemi olacaktır. Protesto gösterileri başlamadan önce, Cebel-i Lübnan'da başımıza gelenleri biliyorsunuz, canımızı zor kurtardık. Cumhurbaşkanı Avn bir yerden sonra Cibran Basil’in politikalarının yıkıcı etkilerini idrak etmiştir ancak önüne geçememiştir. Bu yeni hükümette yer alan bazı şahsiyetler, bize 2005 öncesindeki güvensiz ortamı hatırlatıyor. Daha da açık olmak gerekirse Suriye/Esed-Lübnan birleşik güvenlik politikalarının bazı mensupları bu yeni hükümette yer alıyor" diye konuştu.
Enerji krizi sürüyor
Hükümetin enerji konusundaki açıklamalarını da eleştiren Canbolat şunları söyledi: "Bakanlık açıklamasında şunu böyle, bunu şöyle yapacağız deniliyor ama somut öneriler yok. Elektrik sektöründen başlayarak ciddi reformlar yapmaları gerekiyor. Bakınız bu konuda kaçırdığımız çok önemli bir fırsat vardı. Fransızların önerileri bir fırsattı ancak reddedildi. Yıllar önce Kuveyt bu sorunun çözümü için destek olmak istedi ancak engeller çıktı. Kuveyt Kalkınma Fonu Lübnan’da elektrik üretecek sistemler kurmak için oldukça istekliydi. Siemens’in teklifleri oldu onlar da reddedildi. Enerji Bakanlığı’nda bir klik bu sorunun çözülmesini istemiyor. Bu klik Lübnan’ın elektriğinin gemilerden sağlanabileceğini savunuyor, anladığım kadarıyla gemi sahipleri ile aralarında güçlü ilişkiler var. Enerji Bakanlığı’nda bir kurul oluşturulmamış. Bir bakan var bir de genel müdür, her şeyi onlar belirliyor. Saad Hariri’nin enerji kurulu kurma girişimlerinin hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Özgür hareket edebilmek için kendilerine müdahale edebilecek bir kurulun varlığından çekiniyorlar. Elektrik dosyasında büyük yolsuzlukların döndüğünü gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Halk hareketinin yolsuzlukla suçladığı siyasetçiler kimlerdir? Bu husus önemli, seçkici davranıyorlar, gerçek yönetimi suçlamadıkları gibi, hedef tahtasına Saad Hariri, Nebih Berri ve beni koymuşlar. İlk başlarda Cibran Basil de yer alıyordu ama şimdilerde kimse Basil’den söz etmiyor. Oysa yolsuzluğun kaynağı iktidardır, bu iktidar devam ettikçe reform nasıl mümkün olabilir? Bu; herkesin sorması gereken temel bir sorudur."
Yeni Hükümet bir tuzak
‘Sorunların kaynağının hükümet mi yoksa Cumhurbaşkanı mı olduğu’ sorusuna Canbolat şöyle yanıt verdi:

"Saad Hariri Cumhurbaşkanı Avn’ı tarafsız olmaya ikna etmeye çalıştı ancak maalesef başarısız oldu. Cumhurbaşkanı'nın etrafında korkunç bir klik var, şu an isim vermem doğru olmaz ancak çok çeşitli altyapıları olan bu ekibin yönlendirmeleri söz konusu, cumhurbaşkanı da etkilerine girmiş görünüyor. Cumhurbaşkanlığı 3 yıl daha aynı minvalde devam edecek gibi. Saad Hariri diplomatik olarak bu ekibin gücünü kırmayı denedi ama başarısız oldu. Bu yeni hükümetle cumhurbaşkanlığı ekibi arasında nasıl bir çatışma olur, zaman gösterecektir, bekleyip göreceğiz. Mücadelemiz yeni değildir, eski Cumhurbaşkanı Emil Lahud döneminde de sert bir muhalefet gerçekleştirmiştik, Beyrut bölünmüştü ve ardından Hizbullah’ın 7 Mayıs'taki Beyrut operasyonu geldi o zamanlar ekonomi fena değildi. Ancak bugün herkes ipin üstünde. Eski dönemleri ve yeni dönemleri bildiğimden çok fark görmüyorum ve ekonomik duruma odaklanıyorum. Biliyorum ki kimse gelip bizi kurtaracak değildir. Refik Hariri artık hayatta değildir. Paris-1, Paris-2 ve Paris-3 toplantıları sonuç veriyordu ve Hariri ülkeye ciddi yatırımlar getirdi. Ancak kabul etmeli ki; maalesef bu yatırımlarla üretime dayalı bir ekonomik sistem oluşturulamadı."
Yeni hükümeti ‘tuzak’ olarak tanımlamakta ısrar eden Canbolat, ‘yine de olumlu unsurları’ olduğunu belirterek şunları söyledi: "Hükümete zaman tanınmasını savunuyorum, ancak hala muhalefette olduğumu vurgulamalıyım, güvenoyu vermesek de oturumlara katılacağız. Daha öncede söylediğim gibi, siyasi olarak çekincelerimiz olsa da hükümete bir fırsat tanımalıyız. Ben kendi tarzımla muhalefet ediyorum, partim ise kendi bildiği gibi muhalefet ediyor. Eski husumetleri canlandırmanın bir faydası yok, 14 Mart’a dönmemizin bir anlamı da yok. 14 Mart’ın şartları farklıydı, bugünün şartları farklı. Müstakbel Hareketi ile temas halinde olmak üzerinde anlaştık. Her olaya has farklı yaklaşımlarımız olacaktır."
Halk hareketi başlayınca Caca ile günaşırı görüştük
(Maruni Hristiyan) Lübnan Kuvvetleri Partisi Genel Başkanı Semir Caca’nın, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada; "İSP, Müstakbel ve Ketaib Partisi’nin doğrudan koordinasyon olmadan birbirini uzaktan uzağa sevdiği" yönündeki ifadelerini de yorumlayan Caca: "Bu ifadeler yeterince dakik değil, çünkü 17 Ekim Halk Hareketi başladığında Caca beni aradı, ne yapacağımızı birlikte koordine ettik. Neredeyse günaşırı olarak kendisiyle ya da eşiyle temas halindeydik. Benden, Hariri’den istifa etmesini istememi talep ediyordu. Ben de diplomatik bir yolla Hariri’den bunu isteyemeyeceğimi, kendisinin karar alması gerektiğini söylüyordum." diye konuştu.
Muhalefeti yalnız başına sürdürmeye kararlı olup olmadığı yönündeki soruya Canbolat şöyle yanıt verdi:
"Kendi gücüm yettiğince, bildiğim gibi muhalefet etmeyi tercih ediyorum. Değişimi istiyorum evet, ancak Velid Canbolat değişim istediğinde 2005’i hatırlamamak mümkün olmuyor. O zamanlar Emil Lahud’a muhalefet ederken neler oldu? Merhum Patrik Nasrallah Butrus Sufeyr bile sırf ben değişim istiyorum diye muhalefet etmişti. Dolayısıyla tek başıma ortalığı çok da karıştırmadan bildiğim gerçekleri söylemeye devam edeceğim."
Araplar Saddam'ı Halid bin Velid zannettiler
Bu gerçekler ışığında ne yapabiliriz, Lübnan’daki çatışma ortamının devam etmesinin kime faydası var? Sorusuna ise Canbolat şöyle yanıt verdi: "Yapabileceğimiz çok bir şey yok, bunun sebebi de oldukça basit: Birleşik bir Arap koordinasyonu yok, Arap Birliği’nin etkisi de son derece zayıflamış durumda. Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi ve Suriye devletinin mezhepçi yapısı, İran İslam Cumhuriyeti’nin yayılmasına ve Lübnan’a aktif bir şekilde müdahil olmasına olanak sağladı. İran yayılmacılığını önleme girişiminin Araplara maliyeti çok ağır oldu. Araplar Saddam Hüseyin’in Halid bin Velid olduğunu düşünüyordu. Sonuçta mağlup oldu, sonra da ABD yönetimi, kitle imha silahları olduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal etti. 2003’ten bu yana bölgedeki denklemler altüst oldu ve bugünlere geldik. Tarihte, dördüncü ya da beşinci kez Persliler, evet bu ifadeyi kullanmayı tercih ediyorum, Akdeniz sınırlarına kadar genişleyebildi."
Mülteciler hangi Suriye'ye dönecekler?
Canbolat Rusya’nın Lübnan’daki konuma dair ise şunları söyledi: "Rusya Lübnan’da aktif bir şekilde yer almamayı tercih etti. Daha önce mültecilerin dönüşüyle ilgili iki ülke arasında resmi bir komite kurulması üzerinde anlaşma sağlanmıştı. Ancak bu Suriyeli mülteciler nereye, hangi Suriye’ye dönecektir? Kusayr’a, Humus’a ve Şam’a dönmeleri mümkün müdür? Rusya somut bir adım olarak, Trablus’taki rafinerinin bir kısmını kiralamıştır. Rafineri demeye bin şahit ister çünkü zaten harabe haldedir. Rusya bu rafineriyi kendisine mahsup sayılan, Putin’in bizzat madalya taktığı Lübnanlı bir iş adamı aracılığıyla kiraladı. Rusya’nın meseleyi tamamen bu iş adamına bırakmaması gerekir. Eğer rafineriyi tamir eder ve çalıştırırsalar ne güzel, Lübnan bu durumdan faydalanabilir. Putin talimat verir ve Esed hemen uygular. Kerkük’ten gelen petrol ve Rusya’dan gelen gaz bu rafineride işlenir. Çünkü Türkiye üzerinden Akdeniz’e sonra Lübnan’a ulaşan gazın maliyeti epey artmaktadır. Rus büyükelçiliğinin verdiği bir resepsiyonda Rus Büyükelçisi’nden mevduatlarının bir kısmını aktararak Lübnan bankalarına destek olmalarını istemiştim. Rusya’nın ekonomik durumu fena değil, altın ve döviz rezervlerinin bir kısmını şartlı olarak bankalarımızda tutmaları ekonomik olarak nefes almamızı sağlayabilir, ancak bir yanıt olmadı."
Yüzyılın Anlaşması yeni Filistinli mülteciler demek
Canbolat Yüzyılın Anlaşması’na dair ise şunları söyledi: "Filistinlilere etkisinden bağımsız olarak, Lübnan’ı doğrudan etkileyecek bir plan değil. Tabi bazı bağnazlar 50 yıldır Filistinli mültecilerin Lübnan’a yerleştirilmesini savunuyor. Şu anda Lübnan’daki Filistinlilerin sayısı çok yüksek değil. Bazıları 500 bin kadar olduğunu söylüyor, BM verileri sanırım 180 bin civarında gösteriyor. Bu zavallı halk, göç fırsatı bulduğunda gitmeyi tercih ediyor. Lübnan’da Filistinlilere karşı ırkçı bir tutum vardı, şimdilerde bu tutum daha çok Suriyelilere yöneliktir. ABD’nin  BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA’ya yardımları kesmesi ise, şüphesiz Lübnan, Suriye ve Filistin’deki mülteciler için yeni bir trajedi anlamını taşıyor. Şahsen ben Lübnan’daki Filistinli mültecilere haklarının verilmesini savunuyorum. Babam Kemal Canbolat 1959 yılında UNRWA’ya 60 bin metrekare toprak bağışlamıştı. Üzerinde hala okullar var, Ayn Hulve’de 10 bin metrekarelik arsasını da Filistinlilere hediye etti. Çünkü maalesef ölülerini gömecekleri toprak bulmakta sıkıntı çekiyordular. O dönem bu bilgiden haberdar olan babam, en azından bunu yapabildi. Ayn Hulve mülteci kampı toplamda 1 km kare üzerine kurulmuş, dolayısıyla cenazeleri evlerinin damına gömenler bile olmuştu, villalarda yaşayanlar bunu anlayamaz. Şunu demek istiyorum, biz aile olarak her zaman Filistinlilere karşı duyarlı olduk. 1947 bölünme senaryosu fena değil gibiydi, çünkü en azından zahirde iki devletli bir çözümü savunuyordu. O dönem Yaser Arafat bir hata yaptı ve bu öneriyi kabul etmedi. Sanırım Arafat Arap rejimlerinden kaçmak istiyordu. Filistin halkı mazlum bir halktır, Siyonizm ve Arap rejimleri tarafından ezilmektedir. Lübnan’da da savaşlar oldu biliyorsunuz, eğer Yüzyılın Anlaşması gerçekleşirse İsrail’in baskıları artacaktır. Bu durumda Filistinlilerin yeniden komşu ülkelere sığınması muhtemeldir."
Anne tarafından Emir Şekib Arslan'ın torunu oılan Canbolat, Lübnan Dürzi topluluğunun en tanınmış lideri. Velid Canbolat (1949), İSP'nin kurucusu olan babası Kemal Canbolat'ın 1977'de suikasta kurban gitmesinin ardından partinin Genel Başkanı oldu.



Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
TT

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki stratejik demiryolu koridoru projesine ilişkin maliyet, yatırım ihtiyaçları ve finansman modelini belirlemeye yönelik detaylı çalışmaların, teknik heyetler tarafından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’a özel bir mülakat veren Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü siyasi iradenin, bu tarihi projenin önündeki tüm mali ve operasyonel engellerin aşılmasında temel itici gücü oluşturduğunu vurguladı. Uraloğlu, hattın hasar gören 400 kilometrelik kısmının rehabilitasyonu için Ürdün ve Suriye ile net mutabakatların sağlandığına dikkat çekerek, bu projenin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler karşısında Körfez ve dünya tedarik zincirini güvence altına alacak güvenli, jeopolitik bir alternatif olacağını ifade etti.

Söz konusu projenin Körfez ile Avrupa arasında, diğer ulaşım koridorlarını destekleyen ve bölgesel entegrasyonu güçlendiren yeni ve benzersiz bir ticari omurga oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Uraloğlu, stratejik hedefin sadece belirli ülkelere erişim sağlamak olmadığını, tüm Avrupa kıtasını kapsayacak entegre ve sürdürülebilir bir ulaşım ağı kurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Uraloğlu, 9 Haziran’da Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir ile demiryolları ve lojistik hizmetlerini kapsayan bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Sınır geçişlerinin ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırılması

Pasaport işlemleri ve sınır geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu aşamada önceliklerinin fiziksel altyapıyı oluşturmak ve eksik bağlantıları tamamlamak olduğunu ifade etti. Bu hatta yönelik uzun vadeli vizyonlarının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda yolcu taşımacılığını da kapsadığını belirten Uraloğlu, bu doğrultuda sınır geçiş işlemlerinin kendileri için büyük önem taşıdığını vurguladı.

vfebthy
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Güvenli, hızlı ve etkin bir sistem kurmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, bu amaçla bazı yeni ve somut düzenlemeleri hayata geçirdiklerini aktardı. Uraloğlu, sürücü vize sürelerinin 15 günden bir yıla çıkarılması ve işlemlerin daha hızlı tamamlanması için gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesi gibi adımlar attıklarını kaydetti. Pasaport işlemlerini ve sınır kapılarındaki süreçleri hızla iyileştirmek için çalıştıklarını ifade eden Uraloğlu, bu hattın yük taşımacılığının ötesine geçerek insanları birbirine yakınlaştırma, kültürel ve sosyal etkileşimi artırma misyonu taşıdığını sözlerine ekledi.

Uraloğlu, projenin nihai uygulama modelinin ve katılımcı şirketlerin, yürütülen teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından tamamen netleşeceğini belirtti. Türkiye’nin ulaştırma alanında dünyanın en güçlü mühendislik ve müteahhitlik kapasitesine sahip ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde Türk şirketlerinin bu kıtalararası projede önemli ve öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hattı

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hatlarının detaylarına ilişkin konuşan Uraloğlu, teknik çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bir aşamada olunduğunu belirtti. Teknik ekiplerin saha incelemelerine devam ettiğini aktaran Uraloğlu, yenileme yapılacak bölümlerin, tamamen yeniden inşa edilecek kısımların ve her bir sektör için gerekli yatırım miktarının belirlenmekte olduğunu ifade etti. Şu anki temel hedeflerinin hat güzergahı boyunca tam ihtiyaçları ve gerekli teknik çalışmaları netleştirmek olduğunu dile getiren Uraloğlu, işlerin planlandığı gibi gitmesi halinde yıl sonuna kadar maliyetler, yatırım ihtiyaçları ve finansmana yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkacağını, ardından ilgili ülkelerle doğrudan ortak yatırım programı ve detaylı uygulama planı üzerinde çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.

Projenin öngörülen finansman hacmi ve mali karşılanma mekanizması hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Uraloğlu, bu aşamada toplam maliyete ilişkin kesin bir rakam telaffuz etmek için henüz erken olduğunu söyledi. Öncelikle yapılması gerekenin, sahadaki gerçeklere dayalı olarak gerekli yatırımları tam olarak belirlemek olduğunu ifade eden Uraloğlu, teknik çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mali tablonun daha net ve kesin bir şekilde ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Liderlik iradesi ve esnek finansman alternatifleri

Uraloğlu sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Bununla birlikte, burada finansmandan bile önce en önemli unsur, siyasi iradenin mevcudiyetidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bu tarihi projeyi hayata geçirmek için güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuşlardır. Bu durum bizim için en önemli unsuru ve temel itici gücü temsil etmektedir.”

Aynı bağlamda açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, “Siyasi irade ve ortak vizyon sağlandıktan sonra finansman modelleri büyük bir esneklikle geliştirilebilir. Devletlerin kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşlarından destek alınması veya farklı yatırım modellerinin benimsenmesinin yanı sıra kamu-özel sektör ortaklığı finansman seçenekleri de değerlendirilebilir. Bu nedenle şu anki en yüksek önceliğimiz, teknik çalışmaları tamamlamak ve net, onaylanmış bir mühendislik projesi sunmaktır. Nihai finansman modeli, bu aşamadan sonra ilgili ülkeler arasında yapılacak ortak değerlendirmeler ve anlaşmalar doğrultusunda belirlenecektir” ifadelerini kullandı.

Ulaşım, stratejik bir güvenlik unsurudur

Jeopolitik boyutlara ilişkin değerlendirmesinde bulunurken son yıllarda yaşanan pandemi, bölgesel çatışmalar ve küresel krizlerin net bir gerçeği ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, ulaştırma koridorlarının sadece ekonomik ve ticari araçlar olmadığını, aynı zamanda son derece hassas stratejik güvenlik unsurları olduğunu ifade etti. Uraloğlu, bu nedenle ülkeler arasındaki iş birliğinde bağlanabilirliğin temel ve kalıcı bir odak noktası haline geldiğini vurgulayarak, küresel ticaretin sürdürülebilirliğinin, enerji arz güvenliğinin ve tedarik zincirlerinin istikrarının tamamen güçlü ve korunaklı ulaşım ağlarına bağlı olduğunu kaydetti.

Açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasındaki benzersiz stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel ticaret ağlarında merkezi ve hayati bir konumda yer aldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın ise Körfez bölgesinde ve dünyada en önemli, en güçlü ekonomik güçlerden biri olduğunu ifade eden Uraloğlu, iki ülke arasında ulaştırma sektöründe yapılacak iş birliğinin sadece Ankara ile Riyad arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Körfez’den Avrupa’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ticari ve lojistik yapısının gelişmesine de etkin bir katkı sağlayacağını vurguladı.

sdcdsc
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Uraloğlu, son dönemde Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin büyük bir ivme kazandığını ve gözle görülür bir gelişme kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İki Kutsal Caminin Hizmetkarı Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü iradenin iki ülke arasındaki iş birliğini daha geniş ve kapsamlı stratejik temellere oturttuğunu ifade eden Uraloğlu, bu durumun sadece geleneksel ticaret ve yatırım alanlarında değil; ulaştırma, lojistik, enerji ve kıtalararası bağlantı gibi geleceği şekillendirecek hayati alanlarda da somutlaşan ortak bir vizyon yarattığına dikkat çekti.

Teknolojik ve dijital ortaklık

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda, özellikle demiryolu sektöründe son derece vaat edici fırsatlar görüyoruz. Yakın zamanda Riyad’da imzaladığımız mutabakat zabıtları ile demiryolu sektöründe teknik iş birliği, lojistik hizmetlerin geliştirilmesi, modern ulaşım teknolojileri, dijitalleşme, bakım ve işletme faaliyetleri, emniyet ve güvenlik uygulamalarının yanı sıra karşılıklı eğitim faaliyetleri de dahil olmak üzere birçok alanda ortak ve kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturduk. İş birliğimiz sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmayıp yolcu taşımacılığını, turizm hareketliliğini, dini ziyaretleri ve halklarımız arasındaki insani etkileşimin artırılmasını da kapsıyor.”

Açıklamalarına devam eden Uraloğlu, “Biz sadece bugünün mevcut ihtiyaçlarını karşılamayı değil, geleceğin kapsamlı ulaşım sistemlerini inşa etmeyi planlıyoruz. Tam da bu nedenle, Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni demiryolu hatları kurmak için çalışıyoruz. Şu anda Suudi Arabistan’dan başlayan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan ve ardından tamamen Avrupa demiryolu ağına entegre olacak bir güzergâh üzerinde teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu hat tamamlanıp faaliyete geçtiğinde, Körfez bölgesinden Avrupa’ya daha hızlı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir şekilde yük taşımak mümkün olacak” dedi.

Riyad’da imzalanan iki mutabakat zaptının geleneksel teknik iş birliğinin ötesine geçerek lojistik ve dijital derinliğe ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, günümüz ulaştırma sektöründeki rekabetin sadece fiziksel altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital altyapıyı, akıllı lojistik sistemlerini, veri yönetimini ve sınır geçiş işlemlerinin hızlandırılmasını da kapsadığını belirtti. Uraloğlu, “İki ülke arasındaki stratejik iş birliğini sadece demiryolu rayları döşemek veya tren işletmekten ibaret görmüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye ve Ürdün ile bölgesel uzlaşma

Demiryolu bağlantısı konusunda Suriye ve Ürdün taraflarıyla varılan mutabakatın niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu projenin sadece Türkiye ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalmayıp coğrafi güzergâh üzerinde yer alan diğer ülkeleri de merkezine alan geniş kapsamlı bir bölgesel entegrasyon projesi olduğunu ifade etti. Uraloğlu, temel hedeflerinin Körfez bölgesinden başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan ve oradan Avrupa’ya bağlanan kesintisiz bir demiryolu koridoru oluşturmak olduğunu belirterek, bu stratejik çerçevede koridorun geliştirilmesi ve canlandırılması konusunda hem Suriye hem de Ürdün ile net mutabakatlara varıldığını açıkladı.

Suudi Arabistan tarafında şu anda Ürdün sınırına kadar uzanan gelişmiş ve güçlü bir demiryolu altyapısının mevcut olduğunu aktaran Uraloğlu, Türkiye tarafında ise demiryolu ağının sınır hattındaki Gaziantep, Kilis ve İslahiye bölgelerine yüksek etkinlikle ulaştığını kaydetti. Bu doğrultuda, Suriye ve Ürdün kısımlarındaki bağlantının kurulması ve rehabilite edilmesinin projenin en acil ve ana eksenlerinden birini oluşturduğunu belirten Uraloğlu, yapılan ilk değerlendirmelere göre Suriye ve Ürdün’den geçen yaklaşık 400 kilometrelik bir bölümde yenileme, rehabilitasyon ve yeni yatırımlara ciddi ihtiyaç duyulduğunu, bazı kesimlerde mevcut hatların iyileştirilmesinin yeterli olacağını, bazı kesimlerde ise tamamen yeni inşaatların gerekeceğini ifade etti.

Şu anki önceliklerinin hattın mevcut fiili durumunu belirlemek, teknik ihtiyaçlarını ve mali yatırım gereksinimlerini tam bir hassasiyetle tespit ederek yıl sonuna kadar net bir çerçeve ortaya koymak olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu hayati projeyi sadece ulaştırma sektörüne yapılan soyut bir yatırım olarak görmediklerini, bölge ülkelerini birbirine daha güçlü ve sağlam bağlarla bağlayan, ticaret, lojistik ve kapsamlı bölgesel ekonomik hareketlilik alanlarında olağanüstü kazanımlar ve geri dönüşler sağlayacak stratejik ve egemen bir girişim olarak değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.

Jeopolitik alternatifler

Uraloğlu’na göre bölgesel çatışmalar, Körfez bölgesindeki hızlı gelişmeler ve Hürmüz Boğazı çevresinde süregelen gerilimler, mevcut geleneksel ulaşım koridorlarının ne kadar kırılgan olduğunu dünyaya net bir şekilde gösterdi ve sürdürülebilir alternatiflerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Bu kapsamlı anlayıştan yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası bağlantıları güçlendirmek adına büyük stratejik projeler geliştirdiğini belirten Uraloğlu, Orta Koridor’un Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışları için güvenilir ve etkin bir alternatif sunduğunu, Kalkınma Yolu Projesi’nin ise Arap Körfezi’ni Irak üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlayan yeni bir lojistik altyapı oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Suudi Arabistan-Türkiye demiryolu projesini bu kapsamlı lojistik vizyonun temel tamamlayıcı unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Uraloğlu, bu hattın Körfez bölgesinden Avrupa’ya giden sevkiyatlar için çoklu ve esnek seçenekler sunacağını, böylece tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak küresel ticaret hareketini olası kriz ve aksamalara karşı koruyacağını, özellikle demiryolu taşımacılığının daha hızlı, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir lojistik yapı garanti ettiğini vurguladı.

Projenin kıtasal ve uluslararası boyutlarına dikkat çeken Uraloğlu, bu eksenin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu ile birlikte ele alındığında, Avrupa’dan Körfez’e, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası ticaretin yapısını kökten etkileme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Uraloğlu, birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan entegre ve bağlantılı koridorlar aracılığıyla küresel ticaret hareketini daha güvenli ve kesintisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin altyapı hazırlığına değinen Uraloğlu, Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı gibi stratejik projeler sayesinde Asya ile Avrupa’yı doğrudan birbirine bağlayan kesintisiz bir demiryolu hattı kurmayı başardıklarını aktardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan yeni demiryolu hattı ve şu anda yapımı devam eden Halkalı-Kapıkule Yüksek Hızlı Tren projesi gibi yeni yatırımların, Türkiye’nin Avrupa kıtasıyla tam entegrasyonunu benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Ülke genelinde 4 bin kilometreden fazla yeni demiryolu hattı inşa edildiğini ve kıtalararası koridorların kapasitesinin artırıldığını açıklayan Uraloğlu, bu adımların Türkiye’nin merkezi bir çekim merkezi ve stratejik bir kesişim noktası olma konumunu pekiştirdiğini belirtti. Uraloğlu, bölgesel bağlantının tamamlanması ve eksik hatların rehabilitasyonunun ardından, Suudi Arabistan’dan hareket eden bir yük treninin Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’daki birçok varış noktasına ve başkente doğrudan ve sorunsuz bir şekilde ulaşabileceğini ifade etti.

Entegrasyonun boyutları ve Avrupa’nın kazanımları

Ağın kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak Uraloğlu, projenin ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye arasında şekillendiğini, ancak ikili görüşmeler ve tartışmaların gelecek dönemlerde hattın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Umman gibi diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olasılığını içerdiğini açıkladı.

Avrupa tarafı açısından jeoekonomik getirilere değinen Uraloğlu, Avrupa için en belirgin kazancın Arap Körfezi bölgesiyle daha doğrudan ve güvenli bir lojistik bağ kurulması olduğunu belirtti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin; enerji, petrokimya ve çeşitli endüstriyel ürünler sektörlerinde Eski Kıta’nın en önemli stratejik ortakları arasında yer alması ve iki taraf arasındaki devasa karşılıklı yatırım hacmi nedeniyle bu hattın, karşılıklı ticari akışları daha düzenli ve daha yüksek bir kesinlikle öngörülebilir kılacağını ifade etti.

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa, son dönemde yaşanan art arda krizler nedeniyle tedarik zincirlerini kısaltmaya, daha güvenli, çeşitlendirilmiş ve bağımsız hale getirmeye ciddi şekilde odaklanmış durumda. Tam da bu noktada bu stratejik koridor, Avrupalıların lojistik seçeneklerini zenginleştiren yenilikçi bir rota olarak öne çıkıyor. Buradaki rekabet meselesi sadece mali maliyetle sınırlı olmayıp, esas olarak zaman hızı, sürekli erişim kolaylığı ve varış zamanının tam olarak öngörülebilirliği unsurlarını kapsıyor.”

Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği mülakatın sonunda Uraloğlu, lojistik maliyetler üzerindeki kesin etkilerin ve detaylı rakamların ancak hattın nihai teknik ve mühendislik yapısının belirlenmesi ve hat üzerinden geçmesi beklenen fiili taşımacılık hacimlerinin tespit edilmesinden sonra netleşeceğini açıkladı. Demiryolu taşımacılığının diğer yöntemlere kıyasla sağladığı büyük ve belirgin ölçek ekonomisi ile sınır kapılarında sunulacak prosedür ve gümrük kolaylıkları göz önüne alındığında, projenin hem bölge ülkeleri hem de Avrupa için muazzam ekonomik ve kalkınma faydaları ile geri dönüşler sağlayacağına tam anlamıyla güvendiklerini belirten Uraloğlu, hattın uzun vadede uluslararası ticaret hareketini güçlendirmeye, yatırımları teşvik etmeye ve kapsamlı bölgesel ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir dönüm noktası olacağını ifade etti.


Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
TT

Trump’ın başdanışmanı Boulos Şarku’l Avsat’a konuştu: Sudan’da askeri çözüm yok

Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)
Massad Boulos’un, geçtiğimiz Şubat ayının ortasında Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos, Sudan’daki sahadaki karmaşık tabloya rağmen Washington’ın gerilimi düşürme sürecinin başarı şansına hâlâ inandığını belirterek, yıllardır süren çatışmada “askeri bir çözüm olmadığını” söyledi. Boulos, çatışan taraflara yönelik dış mali ve askeri desteğin durdurulmasının önemini vurguladı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a verdiği özel demeçte Sudan’daki gelişmelerin yanı sıra bölgesel dosyalar ve Etiyopya’nın Hedasi (Rönesans) Barajı anlaşmazlığına da değinerek, “Gerilimin azaltılması ve kalıcı bir çözüme ulaşılması için uygulanabilir bir yol var. Bu süreç, tarafların kendilerine sunulan insani ateşkesi ön koşulsuz kabul etmesiyle başlıyor” dedi.

Sudan’daki tüm tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Boulos, “Düşmanlıkların sona erdirilmesi, insani yardımların tam, güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılması gerekiyor. İnsani yardımlar konusunda hiçbir ön koşul veya siyasallaştırma olmamalı” diye konuştu.

Gerçek bir ateşkes ilerlemesinin neden geciktiğine ilişkin soruya ise Boulos, “Sorumluluk Hem Hızlı Destek Kuvvetleri’nin hem de Sudan ordusunun omuzlarında. Tarafların insani ateşkese ulaşması ve buna bağlı kalması, vahşetin sona ermesi ve Sudan halkının yaşadığı büyük acıların hafifletilmesi için gerekli” yanıtını verdi.

Boulos, Suudi Arabistan, Mısır, ABD ve BAE’den oluşan dörtlü grubun müzakere edilmiş bir çözüm ve uygulanabilir bir siyasi yol konusunda hemfikir olduğunu belirterek, “Herkes Sudan’daki bu vahşetin sona ermesini ve istikrarın sağlanmasını istiyor. Çünkü sürdürülebilir bir askeri çözüm yok” ifadelerini kullandı.

dscfdebfd
Boulos’un, geçtiğimiz Nisan ayının ortasında Berlin’de Sudan’daki insani krizi ele almak üzere düzenlenen konferansa katılımı sırasında (X hesabı üzerinden)

ABD’li yetkili ayrıca, çatışan taraflara sağlanan dış mali ve askeri desteğin kesilmesinin önemini yineleyerek, “Hem Hızlı Destek Kuvvetleri hem de Sudan ordusu çatışmaları durdurmalı, insani yardımların ülkenin tüm bölgelerine engelsiz ulaşmasına izin vermeli, sivilleri korumalı ve kapsayıcı bir diyaloga dayalı kalıcı müzakere edilmiş barış için adım atmalı” dedi.

Hedasi Barajı

Boulos, 20 Nisan’da Kahire’ye giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Görüşmede Etiyopya’nın Hedasi Barajı krizi de ele alındı.

Boulos, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Ocak 2026’da ABD’nin Mısır ile Etiyopya arasında Hedasi Barajı konusunda “sorumlu ve nihai bir çözüme ulaşılması” için yeniden arabuluculuğa hazır olduğunu dile getirdiğini söyledi.

ervfrbvf
Mısır Cumhurbaşkanı’nın, geçtiğimiz 20 Nisan’da Trump’ın kıdemli danışmanı ile gerçekleştirdiği görüşme sırasında (Boulos’un X hesabı üzerinden)

ABD’nin Nil Nehri konusunda tüm tarafların ihtiyaçlarını dikkate alan diplomatik bir çözümü desteklediğini belirten Boulos, “Kapsamlı bir anlaşmaya ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun müzakere edilmesi ve sonuçlandırılması için destek vermeye hazırız” dedi.

Mısır, 2024 yılında Etiyopya ile yıllardır süren Hedasi Barajı müzakerelerini, Kahire’nin açıklamasına göre “Etiyopya tarafında siyasi irade eksikliği” nedeniyle durdurmuştu. Addis Ababa ise barajın “kalkınma amacı taşıdığını ve aşağı kıyıdaş ülkelere zarar vermeyi hedeflemediğini” savunuyor.

Doğu Kongo krizi

Sudan ve Etiyopya dosyalarının yanı sıra üçüncü yılına giren Doğu Kongo’daki gerilim de gündemde yer aldı. Washington bölgede tansiyonu düşürmek için önemli bir rol oynuyor.

Boulos, “Şiddetli çatışmayı sona erdirme imkânı var” diyerek, Trump’ın Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasında “tarihi bir barış anlaşması” imzalandığını açıkladığını hatırlattı.

“Bu anlaşma, 30 yıldır süren inanılmaz derecede şiddetli çatışmayı sona erdirecek bir barış yolu sunuyor. Hiçbir şey kolay değil” diyen Boulos, Katar’ın ABD ve diğer taraflarla birlikte çatışmanın sona erdirilmesinde oynadığı role teşekkür ettiklerini ifade etti.

Afrika Birliği, Togo ve İsviçre’nin de müzakereleri destekleme konusunda önemli roller üstlendiğini belirten Boulos, ABD’nin Doğu Kongo’daki devam eden şiddetten büyük endişe duyduğunu ve bölgesel ortaklarla ateşkesi güçlendirmek için yakın çalıştığını söyledi.

Boulos, “Ruanda’nın M23 hareketine verdiği desteği sona erdirmesi ve Washington anlaşmaları uyarınca Doğu Kongo’dan çekilmesi gerekiyor” dedi.

Diplomatik çabaların sürdüğünü belirten ABD’li yetkili, “Tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak için elimizdeki tüm araçları kullanmayı sürdüreceğiz. Devam eden diplomatik görüşmelere ilişkin başka yorumumuz yok” ifadelerini kullandı.

İran savaşı

Trump’ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Boulos, İran’a yönelik sert eleştirilerde bulunarak Washington’ın tutumunda geri adım olmadığını, özellikle de İran’ın nükleer silah edinmesine karşı olduklarını vurguladı.

Boulos, “İran, dünyada devlet düzeyinde terörizmin bir numaralı destekçisidir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Taliban, El Kaide ve diğer terör ağlarını destekliyor” dedi.

İran Devrim Muhafızları’nın ABD ve Avrupa Birliği dâhil birçok ülke tarafından yabancı terör örgütü olarak sınıflandırıldığını belirten Boulos, İran rejimindeki bazı isimlerin de terörist olarak tanımlandığını söyledi.

ABD’nin Tahran konusundaki pozisyonunun değişmediğini ifade eden Boulos, “Amerikan tutumu açık ve nettir: İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin verilemez” diye konuştu.

Şubat ayının sonunda İsrail ve ABD, İran’a karşı savaş başlatmış, ardından Washington 8 Nisan’da yürürlüğe giren bir ateşkes ilan etmişti. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen süreç, dünya ekonomilerini etkileyen çatışmanın tamamen sona erdirilmesini hedefliyor.


İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
TT

İtalya Savunma Bakanı’ndan Şarku’l Avsat’a konuştu: Aspides misyonunu Hürmüz Boğazı’nı kapsayacak şekilde genişletme tartışmaları var

Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)
Crosetto, Suudi Arabistan ile savunma ilişkilerinin üretim ve teknoloji transferi de dâhil olmak üzere belirgin bir şekilde geliştiğini vurguladı. (Şarku’l Avsat)

Roma’da gökyüzü, Ortadoğu’daki gerilimin ritmini andırır şekilde sürekli değişiyordu; güneş bir anda bulutların ardına çekiliyor, ardından sert bir yağmurla şehri kaplıyordu. Aynı gün içinde bile yön değiştiren ABD ve İran açıklamalarıyla bu hava arasında dikkat çekici bir paralellik oluşuyordu.

Bu dalgalı süreç eşliğinde İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Şarku’l Avsat’a verdiği kapsamlı röportajda, Avrupa Birliği’nin deniz operasyonlarını ve seyrüsefer güvenliğini genişletmesini sağlayacak şekilde Aspides Avrupa misyonunun kapsamının Hürmüz Boğazı’nı da içerecek biçimde genişletilmesine yönelik görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Crosetto ayrıca, Asya’nın boğazın hayati önemi nedeniyle daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Bakan Crosetto, Suudi Arabistan’ın “kışkırtıcı” olarak nitelendirdiği İran saldırılarına karşı tutumunu “son derece ciddi ve önemli” olarak değerlendirdi. Riyad’ın savaşın tırmanmasını engellemeye çalıştığını, kendini savunurken provokasyonlara yanıt vermekten kaçındığını ve bugün savaşın sona ermiş olabileceği yönündeki koşulların oluşmasına katkı sağladığını söyledi.

Crosetto ayrıca Roma ile Riyad arasındaki savunma sanayii ilişkilerinin hızla derinleştiğini belirterek, İtalya’nın yalnızca satış yapan bir ülke olmadığını, ortak üretim ve geliştirmeye dayalı stratejik ortaklıklar kurmayı hedeflediğini ifade etti. Bu yaklaşımın Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” hedefleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.

dfvfdv
Guido Crosetto, ülkesinin son savaş sırasında füze ve insansız hava araçlarına karşı kullanılan sistemler de dâhil olmak üzere savunma kabiliyetleri gönderdiğini açıkladı. (Şarku’l Avsat)

İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişe ücret uygulaması fikrini kesin bir dille reddeden Crosetto, “İran’ın Hürmüz Boğazı’na herhangi bir ücret ya da kısıtlama getirmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu boğaz serbest bir geçiş yolu olarak kalmalıdır” dedi.

Suudi Arabistan ve Körfez’in İran saldırılarına yaklaşımı

Crosetto, Suudi Arabistan’ın İran saldırılarına karşı tutumunu övgüyle değerlendirerek, Riyad’ın çatışmanın tırmanmasını önlemeye çalıştığını, kendini savunmakla yetindiğini ve Körfez’de normalleşme koşullarının oluşmasına katkı sunduğunu söyledi.

“Barış, savunma ve caydırıcılık üzerine inşa edilir”

Crosetto’ya göre Körfez ülkeleri bu savaştan önemli bir ders çıkardı: Barışın yalnızca savunma ve caydırıcılık temelinde mümkün olduğu. İran’ın saldırıları, bu ülkelerin herhangi bir saldırganlık göstermemiş olmasına rağmen gerçekleşti.

Bakan, enerji tesisleri ve su arıtma tesislerinin hedef alınmasının beklenmedik olduğunu, bu durumun Körfez ülkelerine hem sivil hem askeri altyapıyı koruma ihtiyacını gösterdiğini belirtti.

İtalya’nın rolü

Crosetto, İtalya’nın Körfez ülkelerine savunma desteği sağladığını, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarına karşı teknolojiler gönderdiğini, bunun satış değil “yardım” niteliğinde olduğunu ifade etti.

Savunma ilişkilerinde hızlı büyüme

İtalya ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin hızla geliştiğini belirten Crosetto, yakın zamanda uydu alanında anlaşma imzalandığını, hava savunma, deniz ve havacılık alanlarında müzakerelerin sürdüğünü söyledi.

“Farklı türde bir ortaklık”

Crosetto, İtalya’nın Suudi Arabistan ile yalnızca ticari değil, ortak geliştirme ve teknoloji transferine dayalı stratejik bir ortaklık kurmak istediğini vurguladı. Bu yaklaşımın “Vizyon 2030” ile uyumlu olduğunu belirtti.

Avrupa’da caydırıcılığın yeniden şekillenmesi

Bakan, son savaşın Avrupa’daki caydırıcılık anlayışını değiştirdiğini, savunmanın ülkeler arasında ne kadar entegre olursa o kadar güçlü hale geldiğini söyledi. NATO’ya güvenin sürdüğünü ancak Avrupa’nın daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

İran’da fiili yönetim Devrim Muhafızları’nda

Crosetto, İran ile ilişkilerin sınırlı olduğunu belirterek, ülkede fiili gücün Devrim Muhafızları’nda olduğunu ve bunun diplomatik diyaloğu zorlaştırdığını söyledi.

Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş vurgusu

İran’ın boğazı kontrol ederek savaş aracı haline getirmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Crosetto, benzer uygulamaların başka boğazlara da yayılabileceği uyarısında bulundu.

NATO’nun geleceği

Crosetto, NATO’nun uzun vadede varlığını sürdüreceğini ve hem Avrupa hem ABD için değerli bir yapı olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı için yeni güvenlik modeli

Bakan, “Aspides” misyonunun Hürmüz Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin tartışıldığını, ancak bunun yalnızca Avrupa değil, Asya ülkelerinin de sorumluluk üstleneceği daha geniş bir uluslararası yapıyı gerektirdiğini söyledi.

İran’ın füze kapasitesi ve küresel tehdit

Crosetto, İran’ın nükleer ve uzun menzilli füze kapasitesinin yalnızca İsrail için değil, Avrupa şehirleri için de tehdit oluşturduğunu belirtti.

İnsansız hava araçları savaşın doğasını değiştiriyor

Bakan, Ukrayna ve Körfez savaşlarının modern savaşların doğasını değiştirdiğini, özellikle insansız hava araçlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin savaş alanında belirleyici hale geldiğini ifade etti.