​İran, Suriye'nin kuzeydoğusunda ‘kalıcı bir nüfuz alanı’ kurma çabalarını yoğunlaştırıyor

İran'ın açılması için çabaladığı Suriye-Irak sınırındaki Elbukemal-el-Kaim Sınır Kapısı (SANA)
İran'ın açılması için çabaladığı Suriye-Irak sınırındaki Elbukemal-el-Kaim Sınır Kapısı (SANA)
TT

​İran, Suriye'nin kuzeydoğusunda ‘kalıcı bir nüfuz alanı’ kurma çabalarını yoğunlaştırıyor

İran'ın açılması için çabaladığı Suriye-Irak sınırındaki Elbukemal-el-Kaim Sınır Kapısı (SANA)
İran'ın açılması için çabaladığı Suriye-Irak sınırındaki Elbukemal-el-Kaim Sınır Kapısı (SANA)

İran, Deyri Zor'daki planlarını Suriye'nin kuzeydoğusunda bir ‘nüfuz alanı’ oluşturmak amacıyla bir üst seviyeye taşıdı. Bu adım, askeri varlığın sosyal, kültürel ve ekonomik alanlardaki faaliyetlerle pekiştirilmesini de içeriyordu. Hamidreza Azizi’nin Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) hazırladığı bir makaleye göre bu adımın amacı, ABD’nin Suriye-Irak-Ürdün sınır üçgeninde bulunan et-Tanf’teki askeri bir üs kurarken her zaman kullanılan yolu kapatmasının ardından İran’ı Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a bağlayan bir ‘kara koridoru’ kurmak.
Suriye rejimi güçleri, İran destekli Haşdi Şabi’nin sınırın diğer tarafındaki el-Kaim’in kontrolünü ele geçirmesinin ardından Kasım 2017'de, İran ve milislerinin işbirliğiyle Irak sınırındaki Elbukemal bölgesini, DEAŞ’tan geri almayı başardı.
Irak'ı Suriye'ye bağlayan iki-üç ana geçiş noktasının da ABD birliklerinin ya da yerel müttefiklerinin kontrolü altında olduğu düşünüldüğünde bu gelişmeler İran için son derece önemliydi. ABD, Suriye'nin güneydoğusundaki et-Tanf’teki geçiş noktası yakınlarında bulunan bölgeleri Suriye’deki ana askeri üssüne dönüştürdü. Bununla birlikte Suriye'nin kuzeydoğusundaki Yarubiye Sınır Kapısı (Irak tarafındaki Rabia Sınır Kapısı’nın karşısında) Kürt unsurların çoğunluğunu oluşturduğu Surie Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde bulunuyor.
İran ve İran destekli güçler son iki yıl içinde Deyri Zor’un güneyindeki çeşitli alanlarda konuşlandırılırken yerel güçleri bir araya getiren İran, bölgedeki köylerden 2 bin 500'den fazla Arap savaşçıdan oluşan ‘Ceyşu’l-Kura’ gibi yeni paramiliter gruplar kurdu.
Makaleye göre İran ayrıca biri el-Meyadin şehrinin batısında, diğeri Elbukemal'de olmak üzere Suriye topraklarında en az iki adet askeri üs kurdu.
Bununla birlikte İran, Deyri Zor’da kendi ideolojisini yaymak için iki kültür merkezi kurdu. İran merkezli ‘Jihad al-Bina’ adlı kalkınma derneği bölgedeki yeniden yapılanma ve altyapı projelerinde oldukça aktif. İran, Deyri Zor’daki aşiret büyükleriyle işbirliği yaparak bölgede kendisine sadık güçlerden bir ağ kurmaya çalıştı. Bazı aşiretler, İran'ın mali teşviklerinden ve yeniden inşa projelerinden yararlanmaya çalışmaktan çok İran'ı Suriye rejiminden daha güvenilir bir ortak olarak görüyorlar. Tüm bunlar, İran'ın bölgeye yönelik uzun vadeli bir strateji benimsediğinin işaretidir.

Kara koridoru
Batı ve Arap dünyasındaki analistler ve politikacılar arasında İran'ın Irak ve Suriye üzerinden Lübnan’a bağlanmak için bir kara koridoru kurmaya çalıştığı konusunda yaygın bir görüş var. Bu görüşe göre söz konusu koridor, İran’ın üç ülkede kendisine bağlı gruplarını daha iyi desteklemesini ve aynı zamanda Lübnan’daki Hizbullah’a silah ve teçhizatı sorunsuz ve kolay bir şekilde aktarmasını sağlayacak. Bununla birlikte, Suriye krizinin başlarından 2017 sonuna kadar İran’ın Suriye’ye yönelik stratejisinde bu koridorun önceliğine ilişkin söylentilerin abartıldığı düşünülüyordu. Çünkü İran, Irak-Suriye sınırındaki geçitleri kullanamamasına rağmen Hizbullah’ı bir hava koridoru da dahil olmak üzere birçok farklı yolla desteklemeye devam etti.
Bir yandan ABD'nin Irak ve Suriye'nin çeşitli bölgelerindeki askeri varlığı, diğer yandan İsrail'in istihbarat üstünlüğü göz önüne alındığında, silah ve teçhizatın söz konusu kara koridoru üzerinden doğrudan taşımak büyük riskler barındıracaktır. İsrail, 2016-2018 yılları arasında Suriye’deki İran hedeflerini 200’den fazla bombaladı.
İran için Elbukemal’in bir geçiş noktası olması, askeri ve paramiliter güçlerin Suriye-Irak sınırındaki hareketlerini kolaylaştırmak için askeri açıdan oldukça önemlidir. Bu nokta, İran güçlerinin, sınırının her iki tarafındaki alanları kontrol etmesini kolaylaştırıyor. Böylece İran tarafından desteklenen gruplar da ileri geri hareket ederek yeniden konuşlandırılabiliyor ve diğer bölgelere kaydırılabiliyorlar. Örneğin, Haşdi Şabi’nin yaklaşık 400 üyesi Şubat ve Mart aylarında bu noktadan geçerek İdlib cephesine gönderildi.
İran destekli güçlerin hareketliliklerinin artması onları zaman zaman yaşanan ABD ve İsrail saldırılarına karşı kısmen bağışıklık kazanmalarını sağlayabilir. Öte yandan ABD birliklerinin Mart ayı ortalarında Katar'daki askeri üsden çekilmesi de İran'ın bölgede manevra kabiliyetini artırıyor.

Ekonomik boyut
Çin’in dış politikasında 2013 yılından bu yana ‘Bir Yol Bir Kuşak’ girişimine öncelik verdiği biliniyor. Bu girişimle Çin, Doğu ile Batı arasındaki ticareti kolaylaştırmayı hedefliyor. Çin'i Avrupa’ya bağlama konusunda, Rusya ve Orta Asya üzerinden kuzey karayolu güzergahlarının yanı sıra Basra Körfezi üzerinden bir deniz rotası inşa edilmesine öncelik veren Çin, Bbununla birlikte Tahran, Pekin, İran, Irak ve Suriye'yi Akdeniz ve ardından Avrupa ile birleştiren güney kara yoluna da ilgi duyuyor.  
İran, Kasım 2018'de İran-Irak sınırındaki eş-Şelamce Sınır Kapısı’nı Irak’ın güneyindeki Basra limanına bağlayan bir demiryolu inşa etmeyi planladığını açıkladı. Demiryolunun daha sonra Suriye’nin Akdeniz kıyılarına doğru uzatılması bekleniyor. Bununla birlikte 2019 ilkbaharında İran'ın Lazkiye limanında bir konteyner terminali kiralamayı hedeflediği açıklandı. Elbette İran'ın Suriye'ye müdahalesinin ekonomik bir yönü de var. Irak’ın batısı ve Suriye'nin doğusundaki değişken ve istikrarsız bölgelerde kontrol sağlaması, bölgedeki iktisadi planlarını uygulaması için şart.

Nüfuz alanı
İran’ın 2012 yılında Suriye krizine müdahale etmesinin başlıca nedeni müttefiki olan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'i iktidarda tutmaktı. İran, DEAŞ’ın ortaya çıkışıyla teröristlerle mücadele etmeyi ve sınırlarına doğru ilerlemelerini engellemeyi öncelikler listesine eklendi. Bununla birlikte, İran'ın 2016 yılı sonlarında Suriye ordusunun Halep’i geri almasındaki önemli katkısı ve 2017 yılı sonlarında DEAŞ terör örgütünün çöküşü, yavaş yavaş Suriye için yeni hedefler ve çıkarlar belirlemesine neden oldu.
O zamandan bu yana, İran’ın Suriye'ye yönelik stratejisinin daha da genişlemesi yönünde bir eğilim söz konusu. İran, 2018’den bu yana Suriye hükümetiyle savaş bittikten sonra ülkenin yeniden inşasında aktif bir rol üstlenmeyi istediğini ortaya koyan bir dizi ekonomik anlaşma imzaladı. Bununla birlikte İran ve Suriye Ağustos 2018'de de askeri bir işbirliği anlaşması imzaladılar.
Buna karşın İran yönetimindeki karar vericiler ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları, bu anlaşmaların uzun vadede uygulanabileceğinin garantisi olmadığının farkındalar. Çünkü İran’ın Suriye'deki nüfuzu büyük ölçüde Esed'e, Suriye rejimine ve Suriye ordusundaki İran yanlılarına bağlı.
Bununla birlikte Suriye rejiminin mevcut yapısında, özellikle de Rusya taraftarları arasında, İran'ın ülkedeki varlığı ve müdahalesinden yana olmayan görüşler bulunuyor. Eğer Esed iktidardan ayrılırsa veya siyasi sistemde adem-i merkeziyetçilik gibi bir değişiklik olursa İran'ın Suriye'deki rolü ve nüfuzu bundan etkilenecektir.
Azizi’nin makalesinde şu ifadeler yer alıyor;
“İran'ın alternatif bir yaklaşım ya da bir yedek plan olarak Suriye'de jeopolitik ve sosyal bir nüfuz alanı kurmaya çalışıyor gibi görünüyor.”
Yani, İran ideolojisinin yayılması ve Deyri Zor'da yeni paramiliter grupların oluşturulması, Suriye'nin belirli bir bölgesinde kendilerine sadık bir sosyal taban kurma girişimi olup, bu nüfuz alanının kontrolü, Suriye'deki uzun vadeli İran çıkarlarının olası zorluklar karşı bir kalkan olabilir. Mesela Suriye'de bir federal hükümet sistemi hayata geçirilirse İran'ın doğu ve güneydoğudaki bu önemli federal bölgelerden birinde varlığı sürecektir. Aynı şekilde İran, Deyri Zor’un sosyal ve kültürel yapısını değiştirmeyi başarırsa İran yanlıları, Suriye’de parlamenter sistem kurulması halinde de Tahran’ın çıkarlarını koruyacaklardır. Belirli bir nüfuz alanının kurulması, İran’ın elinde Suriye’nin geleceği ile ilgili müzakerelerde değerli bir kart olmasını sağlayabilir.

Caydırıcı ek katman
İran ve İsrail, 40 yılı aşkın bir süredir doğrudan askeri çatışmaya girmemiş olsalar da, İran Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, birbirlerini tehdit ettikleri bir gerçek. Bu tehditler, iki ülkenin de askeri stratejisinin temel direklerinden birini temsil ediyor.  İran için bu yaklaşım, iki ana şekilde uygulanmaktadır; birincisi balistik füze programını geliştirmek, diğeri bölgede faaliyet gösteren vekil gruplarından bir ağ oluşturmak. Suriye krizinin patlak vermesinden önce, bu ağ esas olarak Lübnan ve Filistin'de bulunuyordu. Fakat son yıllarda Suriye'de ortaya çıkan siyasi boşluk İran'ın bu ağın kapsamını Suriye topraklarına kadar genişletmesini sağladı. İran’ın, coğrafi olarak İsrail'e olan yakınlıkları göz önüne alındığında Dera gibi bölgelerde uzun vadeli bir varlık göstermesi daha mantıklı olabilir. Ancak bir yandan Tel Aviv'in bu bölgeler üzerindeki tam askeri hakimiyeti, diğer yandan Rusya'nın Suriye’nin batı ve güneybatısında İran'ın askeri nüfuzunun genişlemesine karşı muhalefeti, İran'ın bu arzunu yerine getirmesini zorlaştırdı.
Bu bağlamda Deyri Zor ve İsrail sınırı arasındaki mesafe ile Rusya’nın buraya olan ilgisizliği, bölgeyi İran’ın uzun vadeli planlarının ana hedefi haline getirdi. Deyri Zor’un ABD’nin kontrolü altındaki bölgelerin arasında bulunduğu göz önüne alındığında söz konusu bölge, ABD’nin Suriye'deki birliklerine yönelik gerçek bir tehdit oluşturacaktır. ABD’nin Ocak 2020'de DMO Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemesinin ardından İran’ın bu bölgeleri ABD’ye misilleme yapmak için kullanacağına dair bir takım spekülasyonlar orta atıldı.

DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkışını engelleme
DEAŞ’ın eylemlerinin zirvede olduğu sırada, Suriye’nin doğu bölgeleri ile Deyri Zor’u ve Irak'ın batısında Anbar vilayetini kontrol ediyor olması, teröristlerin Irak ve Suriye sınırının her iki tarafında da serbestçe hareket etmesini sağlıyordu. Dolayısıyla İran'ın DEAŞ’la mücadele stratejisinin başlıca nedeni bu bağlantıyı koparmaktı. İran, DEAŞ’ın resmen yenilgiye uğraması sonrasında dahi örgütün bu bölgelerde yeniden ortaya çıkmasını engellemeye odaklandı.
Azizi makalesinde, Tahran'ın Deyri Zor’da nüfusunun bir dizi uzun vadeli jeopolitik, ekonomik, güvenlik ve askeri hedeflerini genişletmeye ve güçlendirmeye yönelik olduğu sonucuna varıyor. Makalede ayrıca bunu yapmasının bir diğer önemli nedeninin ‘diplomatik alanda diğer aktörler tarafından tamamen dışlanma korkusu’ olduğu vurgulanıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 



Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.


İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor
TT

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail İran'a saldırdı ... Tahran yanıt veriyor

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz  bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'ın nükleer tesislerine yönelik yakın bir İsrail askeri saldırısı uyarısında bulunmasından kısa bir süre sonra İsrail ordusunun İran'a karşı “önleyici bir saldırı” başlattığını duyurdu.

Buna karşılık İran silahlı kuvvetleri İsrail'e karşılık vermede “sınır tanımayacaklarını” vurguladı.

Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kudüs'ü işgal eden rejim tüm kırmızı çizgileri aştığına göre ... Bu suça karşılık vermenin sınırı olmayacaktır.”

Şu ana kadar yaşanan gelişmelerden bazıları...

  • Yükselen Aslan Operasyonu: Cuma günü şafak vakti İsrail, Natanz'daki Ahmedi Ruşen uranyum zenginleştirme kompleksi de dahil olmak üzere İran'daki çok sayıda nükleer ve askeri tesisin yanı sıra birçoğu suikasta kurban giden üst düzey askeri komutanların evlerine “kesin ve önleyici” saldırılar düzenledi.
  • Hedef alınan İranlı liderler: Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Ortak Operasyonlar Dairesi Komutanı General Gulam Ali Raşid öldürüldü.
  • Nükleer bilim adamlarına yönelik suikastlar: Saldırılarda başta Muhammed Mehdi Tahrani ve Feridun Abbasi olmak üzere altı nükleer bilim adamı öldürüldü.
  • İran'ın tepkisi: Tahran Tel Aviv'e doğru çok sayıda füze ile karşılık verdi.

*İran Devrim Muhafızları: Füze saldırımızda ülkemizi vurmak için kullanılan İsrail askeri merkezlerini ve hava üslerini hedef aldık.

*Washington'un İran füzelerine karşı İsrail'e yardım ettiğini söyleyen ABD'li bir yetkili: “ABD'nin İsrail'i hedef alan füzelerin düşürülmesine yardımcı olduğunu teyit ediyorum” dedi.

*İsrail medyasında yer alan haberlere göre acil servisler İran'ın füze saldırısında ikisi ağır olmak üzere 40 kişinin yaralandı.

*CNN'e konuşan İsrailli yetkili şu ifadeleri kullandı: "Bakanlar Kurulu şu anda İran'ın füze saldırısına verilecek yanıtı görüşmek üzere toplanıyor."

*İsrail Savunma Bakanlığı İran'a ait onlarca hava savunma sistemi hedefinin imha edildiğini duyurdu.

*İsrail ordusu , gerekli olduğu sürece operasyonlara devam etmeye hazır olduğunu açıkladı.

*İsrail ordusu, Hemedan ve Tebriz de dahil olmak üzere İran Hava Kuvvetleri'ne ait askeri üslere saldırdığını ve imha ettiğini açıkladı.

*Trump, Washington'un bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması amacıyla krizin çözümüne yönelik çabalara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.

*Suudi Arabistan Nükleer Düzenleme Kurumu: Krallığın çevresi herhangi bir radyolojik sonuca karşı güvenlidir.

*Katar Emiri Trump ile telefonda görüşerek gerilimin azaltılması ve diplomatik çözümlere ulaşılması gerektiğini vurguladı.

*İran hava sahası Cumartesi gününe kadar kapalı kalacak.

*İran Televizyonu: Hava savunma sistemleri ilk kez iki İsrail F-35 savaş uçağını düşürdü.

*İran'a yönelik daha fazla saldırıda bulunma sözü veren Netanyahu yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Son 24 saat içinde üst düzey askeri komutanları, önde gelen nükleer bilim adamlarını, rejimin en önemli uranyum zenginleştirme tesislerini ve balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü ortadan kaldırdık. Daha fazlası gelecek... Rejim kendisine ne yapıldığını ya da ne yapılacağını bilmiyor. Hiç bu kadar savunmasız olmamıştı."

*İsrail ordusu: İran İsrail'e en az 100 roket fırlattı, bunların çoğu engellendi ya da hedefe ulaşmadı

*ABD Enerji Bakanı: Ortadoğu'daki mevcut durumun küresel enerji kaynakları üzerindeki olası etkilerini izlemek üzere Ulusal Güvenlik Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde çalışıyoruz.

*İran , Fordo ve İsfahan tesislerinde sınırlı hasar olduğunu doğruladı.

*UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi:

*Nükleer tesislerin güvenliğini teyit etmek üzere İranlı yetkililerle temas halindeyiz.

*İran, Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin İsrail saldırılarının ilk dalgası sırasında hedef alındığını doğruladı.

*İranlı yetkililer bize Fordo ve İsfahan'daki iki nükleer tesisin saldırıya uğradığını bildirdi.

*İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiği bir yer üstü tesisi imha edildi.

*Natanz'daki yeraltı zenginleştirme tesislerine yönelik bir saldırı olduğuna dair herhangi bir belirti yok ancak güç kaynağına yönelik saldırı santrifüjlere zarar vermiş olabilir.

*Sebepleri ya da koşulları ne olursa olsun nükleer tesisler asla saldırıya uğramamalıdır.

*İsrail Savunma Bakan, "İran, İsrail'deki sivil yerleşim yerlerine roket atarak kırmızı çizgileri aşmıştır. İran rejimi ağır bir bedel ödeyecektir" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı, "İran rejimi her zamankinden daha zayıftır ve bu İran halkının rejime karşı durması için bir fırsattır. Netanyahu'dan İran halkına: Ben ve İsrail halkı sizinle birlikteyiz. İran'ın balistik füze cephaneliğinin büyük bir bölümünü imha ettik. İsrail, İran'a karşı tarihin en büyük askeri operasyonlarından birini başlattı. İranlıları baskıcı ve şeytani rejime karşı birleşmeye çağırıyorum."

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı Ortadoğu'da güvenlik, barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışmaya devam etmenin önemine vurgu yaptılar.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve ABD Başkanı itidal, gerilimi azaltma ve tüm anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesinin önemini ele aldı.

*Suudi Arabistan Veliaht Prensi, İranlı hacıların tüm ihtiyaçlarının karşılanması ve anavatanlarına ve ailelerine güvenli bir şekilde dönmeleri için koşullar hazır olana kadar kendilerine tüm hizmetlerin sağlanması talimatı verdi.

*İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail'in askeri ve nükleer tesislere yönelik büyük saldırısının ardından ülkesinin itidal çağrılarını reddettiğini vurguladı.

*İsrail itfaiyesi İran'dan atılan roketin ardından binada mahsur kalanları kurtardı.

*İsrail itfaiyesi İran'ın füze saldırısının yol açtığı büyük olaylara müdahale ettiğini duyurdu

*İran devlet televizyonu: İsrail'e dördüncü roket dalgası fırlatıldı

*İsrail ordu sözcüsü İran medyasında yer alan bir savaş uçağının düşürüldüğü ve pilotun yakalandığı haberlerini yalanladı