Cezayir’de bağımsızlık öncüleri için buruk cenaze 

Cezayir’in başkentinde gerçekleştirilen cenaze töreninden bir kare (AFP)
Cezayir’in başkentinde gerçekleştirilen cenaze töreninden bir kare (AFP)
TT

Cezayir’de bağımsızlık öncüleri için buruk cenaze 

Cezayir’in başkentinde gerçekleştirilen cenaze töreninden bir kare (AFP)
Cezayir’in başkentinde gerçekleştirilen cenaze töreninden bir kare (AFP)

Cezayir’de 19’uncu yüzyılda Fransız sömürgesine karşı halk direnişi gerçekleştiren sembol isimlerin ceset kalıntıları için bir cenaze töreni gerçekleştirildi.
Söz konusu cenaze törenine Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, hükümet üyeleri ve ordu komutanları da katıldı. Öte yandan Tebbun, ülkesinin önümüzdeki Eylül ayında veya en kötü ihtimalle Ekim ayında yeni bir anayasa için referandum gerçekleştirmek için çalıştığını söyledi. Referandumun geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleştirilmesi beklenirken yaşanan sağlık krizi nedeniyle ertelenmişti. Tebbun, cumhurbaşkanlığı yarı başkanlık sistemi kurma ve Parlamentonun yetkilerini genişletme arzusunu dile getirdi.
Tebbun, Fransız hükümetinin naaş kalıntılarını ülkenin bağımsızlık yıldönümünde teslim edilmesinin ‘Hafıza (tarihi) Barışını’ sağlamak için önemli bir adım olduğunu söyledi. Direnişçi şehitlerin torunları, uzak bölgelerden direnişçilerin ailelerinin 170 yıldır beklediği bu tarihi anı görebilmek için geldi. Cenazelerin defin töreni, başkentin doğusundaki bir banliyöde yer alan el-Aliye kabristanındaki ‘Şehitler Meydanı’nda gerçekleştirildi. 1954-1962 yılları arasında gerçekleştirilen Bağımsızlık Devrimi’ni başlatan önde gelen isimler, Cezayir Devleti Kurucusu Abdulkadir el-Cezairi ve Cezayir Devlet Başkanlarının mezarları da burada bulunuyor. Tebbun, defnedilecekleri yere doğru götürülen 24 halk devrim liderinin naaşları ardından yürüdüğü sırada üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Cenaze töreni, 132 yıl işgal altında kalan Cezayir’in sömürge karşısında 1 buçuk milyon insanın yaşamını yitirdiği, yüzlerce kadının dul ve yüzlerce çocuğun yetim kaldığı, 7 yıl süren silahlı bir mücadelenin ardından 5 Temmuz tarihinde yeniden bağımsızlığını kazanmasının 58’inci yıldönümü kutlamaları ile aynı güne denk geldi. 
Yetkililer, sağlık koşulları nedeniyle yüzlerce kişinin kabristana girmesine engel oldu. Kabristana alınamayan kişiler, cenaze törenini uzaktan izlemekle yetindi. Resmi makamlar ise koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında maske kullanıp sosyal mesafe kurallarına dikkat etti. Büyük bir görkeme sahip olan cenaze konvoyu es-Sekafe Sarayı’ndan yola çıktı. Mezarlığa giden 15 kilometrelik yol boyunca evlerinden balkonlara çıkan halkın sevinç çığlıkları duyuldu. Bir grup insan da cenaze konvoyu geçerken yol kenarlarında saygı duruşu gerçekleştirdi. Büyük bir kısmı 80’li yaşlarda olan bir grup Cezayirli,  cenaze konvoyunu ‘Ulusal Mücahid Örgütü’ yetkililerinin talebi üzerine kabristanın girişinde karşıladı.
Örgütün el-Aliye kabristanın bulunduğu sokaktaki ofisinin yetkilisi Muhammed Şavdar, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, şehitlerimizin kemik kalıntılarını teslim ederek Cezayir ile yeni bir sayfa açmak ve Fransız tarihindeki kara sayfayı kapatmak istediğini düşünüyorum ve bu önemli bir şey. Ancak Cezayirliler olarak bu girişimi yeterli bulmuyoruz. Hafızamızdaki yaralar ancak bundan çok daha güçlü bir adımla iyileşebilir. Ancak Fransa, Cezayir’de işlediği insanlık suçunu kabul ederse iyileşebiliriz. Fransız toplumu iki ülke arasında normal ilişkilerin kurulmasını engelleyen bu psikolojik engeli aşmaya hazır mı?” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Ulusal Arşiv Kurumu Müdürü Abdulmecid eş-Şeyhi, dün yaptığı basın toplantısında, “Bu 24 direnişinin ceset kalıntılarının bulunduğu İnsan Müzesi’nde hala binlerce Cezayirli şehidin kemikleri bulunuyor. Kanlarını ve canlarını feda ederek savundukları bu topraklarda defnedilmek üzere Cezayir’e iade edilmelerini talep ediyoruz” dedi.
Direnişçilere ait kafataslarının gönderimi ilerlemeler kaydedildiğini Eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika döneminde askıya alınmıştı. Bu adım, Fransız sömürgeciliğini suç kabul eden bir yasa çıkarmak için uzun süredir devam eden bir çaba olduğunu gösteriyor. İslamcı bir parlamenter, yeni hükümetin henüz açıklanmamış bir çabayla konuyu yeniden gündeme getirmek için işlemler başlatıldığını söyledi.
Eski bir parlamenter olan tarih araştırmacısı Muhammed Erzaki Firad, “Hiç şüphe yok ki, Cezayir’de Fransız sömürgeciliğinin suç kabul edilmesinin, uzun zaman bile olsa milletvekillerinin görevi olmaya devam edecek. Zaman aşımı kapsamına girmez. Cezayir devletinin egemenliği, bu yasa yürürlüğe girmedikçe parçalanmış kalacak. Bu nedenle, halk hareketinin zaferiyle sonuçlanacak olan yeni dönemde beklenen, Fransız sömürgeciliğinin suçlu kabul edilmesinin önceliklere dahil edilmesi. Çünkü tarih bu toplumun hafızasıdır. Geçmişi unutmak, geleceği kaybetmek anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransız haber kanalı ‘France 24’e verdiği röportajda dün akşam yaptığı açıklamada ülkesinin, Fransa ile sakin bir ilişki istediğine işaret etti. İki bağımsız ve egemen ülke arasında bunun mümkün olacağını söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un güçlü olduğunu söyleyerek övgüde bulunan Cumhurbaşkanı Tebbun, onun ‘dürüst ve temiz’ olduğunu dile getirdi. ‘Temiz’ kelimesinden Fransız Cumhurbaşkanı’nın sömürge geçmişiyle ilgisi olmadığına işaret olduğu anlaşılıyor. Tebbun’a göre Fransa işgal dönemindeki suçlardan dolayı bir özür beyanında bulunduğu takdirde sükûnet ve geçmişi telafi konusunda daha ileri gitme fırsatı bulunuyor.
Tebbun’a eski Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika’nın da eski Başbakan Ahmed Uyahya, Abdulmelik Sellal ve diğer bakanlar gibi yolsuzluk suçlamasıyla yargılanması talepleri hakkında ne düşündüğü sorulunca “Yargıya rolünü yerine çağrısında bulunduk. Ancak, bu fikir konusunda hevesli görünmüyor” şeklinde cevap verdi. Kötü yönetim ve rüşvet yollama emirleri veren kişilerin illaki yolsuzlukla ilişkili olmak zorunda olmadığına dikkat çekti. Tebbun, “Emirleri uygulayanlar, yanlış yola girmiş olabilir. Böylece emirleri verenler de yolsuzluğa bulaşmış olur” dedi.
Tebbun, geçtiğimiz yıl halk hareketlerinin patlak vermesine neden olan Buteflika’nın beşinci dönem adaylığını desteklediği iddialarını reddetti. O dönemde gazeteler, Tebbun’un yönetimde kalmaya devam etmesini desteklediğini yazmıştı. Tebbun’un “30 yıllık dostum ve yanında durmam gerekiyor” dediği iddia edilmişti.
Cezayir Devlet Radyosu'na konuşan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un Arşiv ve Ulusal Hafızadan Sorumlu Danışmanı Abdulmecid Şeyhi, Fransa'nın başkenti Paris'teki İnsan Müzesi'nde 18 bin kafatası bulunduğunu, bunlardan yaklaşık 2 bininin Cezayirli direnişçilere ait olduğunu kaydetti.
Cezayirli direniş önderlerinin 24'ünün kafatası ve naaş kalıntılarının iade edilmesinin, Cezayir'in tarihi "hafızasıyla" alakalı her şeyi geri alması yolundaki ilk adım olarak nitelendiren Şeyhi, "Ancak, bunu, Fransa'nın 'ötekine', özellikle de Cezayir'e bakışında bir dönüm noktası olarak görmek için erken." dedi.
Şeyhi, iki ülke arasında çözüm bekleyen başka dosyalar da olduğunu, bu nedenle Fransa'dan daha çok adım atmasını beklediklerini kaydetti.
Fransa'dan cuma günü getirilen 24 direnişçinin naaşı bugün defnedilmişti.
Cezayir yönetimi, Fransa'daki arşiv belgeleri ile direnişçilerin naaş kalıntılarının geri alınması, Fransa'nın 1960-1966 tarihlerinde Cezayir çölünde gerçekleştirdiği nükleer deneylerin kurbanlarına tazminat ödenmesi ve 1954-1962 bağımsızlık savaşı sürecinde kaybolan 2 bin 200 kişiyle alakalı olmak üzere 4 meselede Fransa'yla 4 yıldır müzakereler yürütüyor.
Fransa'nın başkenti Paris'teki İnsan Müzesi'nde, dünyanın pek çok yerinden getirildiği belirtilen 18 bin kafatası bulunuyor.
Kimlik tespiti yapılan 500 kafatasından 36'sının, 19'uncu yüzyıl ortalarında, Fransa'nın Cezayir'i sömürgesi altına almaya başladığı dönemde öldürülen Cezayirli mücahitlere ait olduğu belirlendi.
İnsan hakları örgütleri ve tarihçiler, Fransa'nın 1830-1962 yıllarındaki sömürge döneminde Cezayirlilere yönelik katliamlar gerçekleştirildiğini ve yüz binlerce kişinin tehcir edildiğini belirtiyor.



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.