Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Yeni varyantların çoğu, hastalığın şiddeti ile değil virüsün bulaşma hızıyla ilgili.

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler
TT

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Koronavirüs (Kovid-19) ikinci yılında 219 ülkeye ve bölgeye yayılmaya devam ediyor. Salgın ülkeleri sağlık, ekonomi ve sosyal açılardan etkilemeyi sürdürürken vaka sayısı 110 milyona, virüse bağlı can kaybı ise 2,5 milyona yaklaştı. Birleşmiş Milletler’in coğrafya taslağına (UN Geoscheme) göre dünya genelinde en fazla vakanın tespit edildiği ülkeler arasında, ABD, Hindistan, Brezilya, Rusya, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Türkiye ve Almanya geliyor.

Tehlikenin boyutu
Yeni koronavirüsün neden olduğu tehlike üç kriter ile değerlendiriliyor.
İlk kriter, tek bir vakadan, yeni enfekte olan kişi sayısını belirleyen bulaşma oranı (Ro). Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu oranı (23 Ocak'ta) 2,5-1,4 arasında tahmin ederken bu veri diğer çalışmalarda 4,0-3,6. Bu oran 1’in altında olduğunda salgın aşamalı olarak ortadan kayboluyor.
İkinci kriter, vakaların ölüm (CFR) ve buna neden olan yüzdelik oranı. Bu oran daha önce yüzde 3 olarak tahmin ediliyordu. Şu an tahminlee yüzde 2.
Üçüncü kriter ise asemptomatik bulaşmanın mümkün olup olmadığının belirlenmesi.
Her gün dünya çapında tahmini olarak 795 ila bin 781 kişi mevsimsel grip virüslerinden kaynaklanan komplikasyonlardan sebebiyle ölüyor. “SARS” virüsü (2002 Kasım’dan 2003 Temmuz’a kadar) 29 ülkede 8 bin 96 kişinin enfekte olmasına ve 774 kişinin yaşamını yitirmesine (ortalama yüzde 9,6) neden olurken, Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) (2012’de) 2 bin 494 kişinin enfekte olmasına ve 858 kişinin ölümüne yol açtı.

Virüs mutasyonu
Bilimsel bakış açısına göre virüslerin mutasyonu doğal bir olaydır ve yayılmalarına ve bulaşmalarına yardımcı olur. Bu durum, dünya genelinde yayılması ile daha fazla mutasyonların ortaya çıkmasını beklediğimiz, mevcut küresel pandemi (SARS-Cov-2) için de geçerli. Mutasyona uğramış virüs içgüdüsel olarak korkutucu gelebilir ancak yaptıkları şey değişimdir. Çoğu zaman, ya anlamsız bir değişiklik olur ya da virüsün bizi enfekte etme gücünü azaltacak bir yönde ilerler. Ardından da virüs kaybolur.
Burada ortaya çıkan sorular ise şunlar:
Bu değişiklikler ve mutasyonlar virüsten kaynaklanan hastalığın şiddetindeki artışla ilişkili midir? Ve eğer enfeksiyonun şiddetinde artış gözlemlenirse, bu mutasyona uğrayan virüsten mi kaynaklanır yoksa başka koşullar ve katkı sağlayan faktörler de var mıdır?

Bilimsel istişareler
Kovid-19 hastalığına neden olan virüsten kaynaklanan varyantların ortaya çıkarılması, bunların anlaşılması, tanı, tedavi ve mevcut aşılara yanıt üzerindeki etkileri, dünyada genelinde uzmanları ve yetkilileri endişelendiren, bilim adamlarını konuyu yakından takip etmek için bir araya getiren bir nokta haline geldi. Bu durum, WHO’nun, bilimsel iş birliğinin kapsamını genişletmek için 124 ülkeden bin 750'den fazla bilim insanının ve uzmanın bir araya geldiği sanal bir forum düzenlemesini, Kovid-19 pandemisine neden olan virüs çeşitlerini gözlemlemesini, virüs varyantlarındaki kritik bilgi boşluklarının belirlenmesini ve araştırmada önceliklerin tartışılmasını sağladı. Araştırmacılar arasında koordinasyon sağlanırken yeni varyantları araştırmalarına dahil etme ve küresel çalışmaları yeniliklere entegre etmenin önemi konusunda fikir birliği vardı.
Uzmanlar, bildirilen varyantların çoğunun hastalığın şiddeti ile değil, bulaş hızının artışı ilgili olduğu görüşündeler.  Bu nedenle, söz konusu varyantların halihazırda önerilen halk sağlığı araçlarını ve şu anda önerilmekte olan tedbirleri etkileyip etkilemeyeceğini görmek için araştırmalara devam ediliyor. Genom dizilimi (genomun DNA diziliminin tamamını belirleme işlemi), yeni varyantların tanımlanmasında ve yanıt verilmesinde çok önemli bir süreç olarak görülüyor.
WHO'nun Kovid-19 teknik ekibi lideri Maria Van Kerkhove’e göre 350 bin genom dizilim paylaşıldı ancak bunların çoğu az sayıda ülkeden geldi. Dizilimlerin coğrafi dağılımı, virüste meydana gelen varyantların izlenmesi için son derece önemli.
Forumdaki uzmanların amacı, endişe verici varyantları belirlemek, hızla incelemek ve hastalık kontrol çabaları üzerindeki etkilerini anlamak için küresel bir mekanizmaya ulaşmaktı. İstişarelerin odak noktası epidemiyolojiyi kapsayan 6 noktaydı. Bunlar; matematiksel modeller, evrimsel biyoloji, hayvan örnekleri, tanı, klinik yönetim, tedaviler ve aşılar olarak sıralanıyor. Bilim adamları ayrıca, “SARS-Cov-2” virüsünün yeni varyantlarının ortaya çıkarılması ve değerlendirilmesini kolaylaştıran virüs ile ilgili kritik klinik vakaları, epidemiyolojik verileri belgeleyen ulusal veri platformlarının önemine dikkat çekiyorlar.

Tür ve mutasyon arasındaki fark
Yeni bir tür mü ortaya çıktı yoksa virüs mutasyona mı uğradı? Kovid virüsünün yeni türü daha ölümcül olabilir mi?
Yeni varyantın, Kovid-19’un yeni bir türü (New strain) olmadığı kesin. Bu yeni bir mutasyon. Mutasyon, yeni bir varyantın oluşmasıdır. Yeni tür farklı bir yapı anlamına gelir ve farklı bir yapıya sahiptir. Mutasyona uğramış kopyaya gelince; bazı küçük farklılıklar ve çok küçük varyantlar içeriyor. Virüsün mutasyonu, işlevinde mutlaka bir değişikliğin olacağı anlamına gelmez. Bu yeni mutasyonun da sağlık için daha tehlikeli ve orijinal virüsten daha şiddetli hasta edici olduğuna dair herhangi bir kanıt yok. Koronavirüsün genetik açıdan stabil olduğu açıkt. Mutasyona uğrar ancak bu süreç influenza virüsüne göre daha yavaş bir hızda ilerler.
Vaka sayılarının artmasında hava sıcaklığının da bir etkisi var gibi görünüyor ve bu, önemli bir faktör olarak görülüyor. Bazı ülkelerin şu an enfeksiyonlarda keskin bir artış yaşaması, genellikle hafif öksürme ve hapşırma ile birlikte burun akıntısı gözlemlenen soğuk kış mevsiminin yaşanmasına bağlanıyor. Bir kişi enfekte olduğunda, öksürme ve hapşırma sonucu oluşan damlacıklar, özellikle kapalı ve yetersiz havalandırmanın olduğu yerlerde virüsün kolaylıkla bulaşarak yayılmasını sağlıyor. Bunun yanı sıra bağışıklık sisteminin gücünü korumada önemli bir role sahip olan D vitamini eksikliğinden muzdarip bazı kişiler, hastalığa yakalanma konusunda daha fazla risk altındalar. D vitamini seviyesi kışın azalıyor. Bu vitaminin eksikliği vücudu virüsle enfeksiyona karşı daha da savunmasız hale getiriyor. Ayrıca toplumda diyabet, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve obezite hastaları gibi diğerlerinden daha fazla enfeksiyon riski altında olan grupların olduğu unutulmamalı. Evet; Kovid-19 virüsü, influenza virüsüne karşılaştırıldığında ayda bir veya iki kez, çok yavaş bir şekilde mutasyon geçiriyor. Sonuç olarak tür ve mutasyona uğramış varyant arasında büyük bir fark bulunuyor.

İngiltere’de ortaya çıkan varyant
İngiltere’nin güneydoğusundaki Kent bölgesinde gözlemlenen koronavirüsün yeni varyantının daha kolay bulaşabileceğine, daha ciddi semptomlara neden olabileceğine veya aşıyı etkisiz hale getirebileceğine dair net bir kanıt bulunmuyor. Burada dikkat çeken nokta ise vaka sayılarında artış gözlemlenen yerlerde söz konusu varyantın yayılma seviyesinin yüksek olması. Bazı bilim adamları bunu bir uyarı işareti olarak görüyorlar ve bu durumu virüsün daha kolay yayılması ve daha fazla enfeksiyona neden olmasına olanak sağlayan bir mutasyona uğramış olması ihtimali ile açıklıyorlar.
Yaz mevsiminde insanların tatilde virüse yakalandıkları, ardından da bunu ülkelerine geri dönerek bulaştırdıkları belirtiliyor. İspanya’da ortaya çıkan varyanta bağlı vakaların artışı ile karşılaştırıldığında, mutasyona uğramış virüsün en fazla risk altında olan kesimleri enfekte etmekte başarılı olmasını tesadüf olarak açıklayanlar var. Bu varyantın yayılma olasılığının diğerlerine göre daha yüksek olup olmadığını doğrulamak için laboratuvar deneylerinin yapılması gerekiyor.
İngiltere’deki Kovid-19 Genomik Vakfı’nda (Covid-19 Genomics Foundation) Profesör Nick Loman’ın belirttiğine göre virüsün mutasyona uğrama şekli bilim adamlarını şaşırttı. Loman virüsün beklenenden çok daha fazla varyantı olduğunu ve bazılarının çok ilginç göründüğünü belirtti.
Varyantlar arasında, virüsün hücrelerimize nüfuz etmek ve onları kontrol etmek için kullandığı anahtar olan spike proteininde bulunan iki farklı mutasyon grubu bulunuyor. İlk varyant grubu, virüsün ilk kez hücrelerimizin yüzeyiyle temas ettiği yer olan ve “reseptör bağlanma alanı” olarak bilinen spike proteininin en önemli bölümünde değişiklik yapıyor. Profesör Loman’ın belirttiği üzere, virüsün girişini kolaylaştıran herhangi bir değişikliğin, virüse ek bir avantaj sağlaması ve “önemli bir mutasyon” haline gelmesi mümkün.
İkinci önemli mutasyon grubu ise vizonların enfeksiyonu ile ilgili virüsler. Bu daha önce birkaç kez ortaya çıktı ve milyonlarca vizon ölüsü incelenmeleri için gömüldükleri yerden çıkarıldı.
Bilim adamları, virüs ile enfeksiyonu atlatan kişilerin kanından alınan antikorların, virüsün bu varyantına saldırmada daha az etkili olmasından endişe duyuyorlar. Gerçekten neler olduğunun anlaşılması için daha fazla laboratuvar testinin yapılması gerekiyor. Virüsün yeni varyantı biyolojik açıdan daha gizemli ve konunun önemi açısından bir sonuca varmak için henüz çok erken.

Mutasyonlar ve aşıların etkinliği
İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Enstitüsü Direktörü Profesör Alan McNally’ye göre spike proteinlerinde mutasyonların ortaya çıkması, aşıların etkinliği hakkında soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu.
Üç ana aşı (Pfizer, Moderna, Oxford), virüsteki spike proteinine saldırmak için bağışıklık sistemini eğitiyor. Sağlık yetkilileri, vücudun spike proteinin çeşitli bölgelerine saldırmayı öğrenmesi sebebiyle aşının halen bu varyanta karşı koymada başarılı olacağını öngörüyorlar.
Yaklaşık bir yıl önce virüs önce hayvanlarda mutasyona uğradı ve ardından da insanlara bulaşmaya başladı. Virüs söz konusu zamandan bu yana da iki kez mutasyona uğradı. Mevcut virüs, Çin’in Wuhan eyaletinde ilk ortaya çıkanla virüs ile karşılaştırıldığında yaklaşık 25 farklı varyant görülüyor. Koronavirüs, insanları enfekte etmek için (virüsün hayatta kalması için) farklı varyant kombinasyonlarını denemeye devam ediyor.
Dünyada genelinde yürütülen toplu aşılama çalışması, yakında virüse yeni bir tür baskı uygulayacak ve virüs aşı olanları enfekte edebilmek için mutasyona uğramak zorunda kalacak. Bu nedenle her yıl grip için de yapıldığı gibi aşıları düzenli olarak güncellemek zorunda kalınabileceği belirtiliyor. 
-Toplum sağlığı danışmanı



Çin, turizmde ABD'yi sollamak üzere

(Unsplash)
(Unsplash)
TT

Çin, turizmde ABD'yi sollamak üzere

(Unsplash)
(Unsplash)

Natalie Wilson Junior Seyahat Yazarı 

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi'nin (WTTC) yeni araştırmasına göre Çin, dünyanın en büyük yurtdışı seyahat pazarı olarak ABD'yi geride bırakma yolunda.

Yeni 2026 Ekonomik Etki Araştırması'ndan elde edilen veriler, Çin'in uzun vadeli altyapı yatırımlarının "yüksek etkili turizm büyümesini nasıl tetikleyebileceğini" gösterdiğini ortaya koydu.

Rapora göre 50'den fazla ülke için 30 güne kadar uzatılan vizesiz kalış süreleri, hava ve demiryolu altyapısına yatırımlar ve giriş noktalarında biyometrik sistemlerin uygulanması, daha fazla uluslararası turistin Çin'e seyahat etmesini sağladı.

Çin, 2025'te 68 milyondan fazla yabancı ziyaretçiyi ağırladı; bu, bir önceki yıla göre yüzde 15,5'lik bir artış anlamına geliyor.

Uluslararası ziyaretçi harcamaları da yüzde 10,5 artarak 135 milyar dolara ulaştı ve pandemi öncesi seviyeleri aştı.

WTTC'ye göre toparlanma, ilerici politika reformları ve teknolojik yeniliklerin birleşimiyle sağlanırken, seyahat ve turizm Çin hükümeti için ulusal ekonomik büyümenin temel dayanaklarından biri.

WTTC, Doğu Asya ülkesinin harcamalarının 2026'da yüzde 22,5 artarak yaklaşık 280 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor.

İş seyahatlerinde Çin, kurumsal segmentlerde 192 milyar dolarlık harcamaya dünya genelinde ikinci sırada yer alıyor.

Araştırma, 2026 için seyahat ve turizm trendlerini tahmin etmek amacıyla Oxford Economics'le ortaklaşa yapıldı.

WTTC, yeni turizm bölgeleri, kültürel cazibe merkezleri ve tema parklarının "Çin'in turizm teklifini çeşitlendirdiğini ve küresel rekabet gücünü artırdığını" belirtti.

Rapora göre Çin ayrıca 2036 itibarıyla küresel turizm sektöründe yaratılacak yeni işlerin beşte birini oluşturacak.

Gelecek 10 yılda yüzde 6,5'lik büyüme artışıyla sektörün büyüklüğünün neredeyse iki katına çıkarak 3,5 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

WTTC Başkanı ve CEO'su Gloria Guevara şunları söyledi:

Çin'in toparlanması, hedefli politika reformlarının doğrudan daha güçlü bir turist talebine ve sürdürülebilir büyümeye nasıl dönüşebileceğini gösteriyor. Vize kolaylaştırmada devam eden ilerleme, bu ivmeyi sürdürmek için çok önemli olacaktır. Bu yaklaşım, zamanla, Çin’in bu yolda ilerlemeye devam etmesi halinde dünyanın önde gelen seyahat ve turizm merkezi haline gelmesini sağlayabilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/travel/news-and-advice


Buz Adam Ötzi'de aktif mikroplar bilim insanlarını şaşırttı

Ötzi, bugüne kadar keşfedilen en eski ve en iyi korunmuş insan mumyalarından biri (Güney Tirol Arkeoloji Müzesi)
Ötzi, bugüne kadar keşfedilen en eski ve en iyi korunmuş insan mumyalarından biri (Güney Tirol Arkeoloji Müzesi)
TT

Buz Adam Ötzi'de aktif mikroplar bilim insanlarını şaşırttı

Ötzi, bugüne kadar keşfedilen en eski ve en iyi korunmuş insan mumyalarından biri (Güney Tirol Arkeoloji Müzesi)
Ötzi, bugüne kadar keşfedilen en eski ve en iyi korunmuş insan mumyalarından biri (Güney Tirol Arkeoloji Müzesi)

Bilim insanları Buz Adam Ötzi'nin vücudunda aktif mikroorganizmalar tespit etti. Bulgular, ünlü mumyanın hâlâ yaşama ev sahipliği yaptığına işaret ediyor.

İtalya-Avusturya sınırındaki Ötztal Alpleri'nde yürüyüş yapan kişiler tarafından 1991'de bulunan Ötzi'nin, ilk başta yakın zamanda ölmüş bir dağcı olduğu düşünülmüştü.

Ancak bu donmuş cesedin yaklaşık 5 bin 300 yıl önce hayatını kaybetmiş bir adama ait olduğu kısa süre içinde ortaya çıkmıştı.

Sıfırın altındaki sıcaklıklar ve buzdaki dehidrasyon sayesinde derisi, iç organları ve kas dokuları büyük ölçüde korunmuştu.

Ötzi'nin 46 yaşında hayatını kaybettiği, cildinin dövmelerle kaplı olduğu ve çeşitli hayvanların derisinden yapılmış kıyafetler giydiği artık biliniyor.

Daha önce yapılan çalışmalarda bağırsak florasının, modern Batı popülasyonlarından ziyade sanayileşmemiş eski insan gruplarınınkine daha çok benzediği saptanmıştı.

Öte yandan ünlü mumyada aktifliğini sürdüren mikroorganizmalar olup olmadığı incelenmemişti.

İtalya'daki Eurac Research'ten Mohamed Sarhan ve ekibi, Ötzi'nin kalıntılarındaki mikrobiyal yaşamı araştırmak için mumyanın bütün vücudundan ve içindeki erimiş sudan süprüntü örnekleri topladı. Araştırmacılar önceki çalışmalardan elde edilen bağırsak ve mide dokusu verilerinin yanı sıra Ötzi'nin bulunduğu noktadan, o dönemde alınmış toprak örneğini de test etti.

DNA ve RNA incelemesinden geçirilen bu örneklerde mikroorganizma örüntüleri arandı. 

Bu mikroorganizmalar genel itibarıyla iki ana gruba ayrılırken bunlardan ilki, Ötzi'nin yaşayan mikrobiyomunun parçası olan eski mikroplardı.

Diğerleriyse Ötzi'nin derisinde ve içinden alınan erimiş suda saptanan mayalardı. Soğuk ortamlara uyum sağlamış bu mayalar, Antarktika gibi bölgelerdeki mikroorganizmaların akrabasıydı.

Bilim insanları bu mikropların, Ötzi'nin bedenini koruyan buzul ortamda ortaya çıktığını düşünüyor.

Araştırmacılar ilginç bir sonuçla daha karşılaştı. Antik DNA genellikle parçalanmış ve ağır hasar görmüş olur ancak Ötzi'den 2019'da alınan maya DNA'sı, 2010'da toplanan örneklere kıyasla çok daha az bozulma belirtisi gösteriyordu. 

Bulguları hakemli dergi Microbiome'da bugün (3 Haziran) yayımlanan çalışmaya göre bu durum, aktif olarak bölünen hücrelerden yeni sentezlenen DNA'nın varlığına işaret ediyor.

Makalenin yazarlarından Frank Maixner "Burada bir süreklilik görüyoruz" diyerek ekliyor:

Bu mayalar, binlerce yıllık yolculuğunda Ötzi'ye eşlik etmiş.

Araştırmacılar 5 bin 300 yıl boyunca donmuş halde kalmalarına rağmen bu mayaların bazılarının hâlâ canlı olduğunu düşünüyor.

IFLScience'a konuşan Sarhan şu ifadeleri kullanıyor:

Aslında mayaları laboratuvarda yetiştirdik. Ötzi'nin vücudundan alınan örneklerden canlı koloniler yetiştirdik. Büyüyen bir koloni karşısında tartışmaya yer yok.

Öte yandan bu aktif mikroorganizmaların Ötzi'nin vücudunda binlerce yıl sessizce yaşadığı mı, yoksa uykuda kalıp mumya çözündükten sonra mı canlandığı bilinmiyor.

Ancak kanıtlar, Ötzi'nin vücudunun onların hayatta kalmasını bir şekilde desteklediğini gösteriyor.

Sarhan "Ötzi, esasen bir kavram kanıtı görevi gördü; antik mumyaların zamanda donmuş bir anın görüntüsünden ziyade dinamik biyolojik sistemler olduğunu gösterdi" diyerek ekliyor: 

Çalışmamızın, dünya çapında iyi korunmuş diğer antik kalıntılar üzerinde benzer mikrobiyom araştırmalarına ilham vermesini umuyoruz.

Independent Türkçe, Science Alert, IFLScience, Microbiome


Netflix'ten yeni hukuk draması: 47 yıllık Al Pacino klasiği dizi oluyor

Ve Herkes İçin Adalet'te Al Pacino, yozlaşmış bir yargıcı savunmak zorunda kalan idealist, dürüst ve adalete inanan avukat Arthur Kirkland'i canlandırıyordu (Columbia Pictures)
Ve Herkes İçin Adalet'te Al Pacino, yozlaşmış bir yargıcı savunmak zorunda kalan idealist, dürüst ve adalete inanan avukat Arthur Kirkland'i canlandırıyordu (Columbia Pictures)
TT

Netflix'ten yeni hukuk draması: 47 yıllık Al Pacino klasiği dizi oluyor

Ve Herkes İçin Adalet'te Al Pacino, yozlaşmış bir yargıcı savunmak zorunda kalan idealist, dürüst ve adalete inanan avukat Arthur Kirkland'i canlandırıyordu (Columbia Pictures)
Ve Herkes İçin Adalet'te Al Pacino, yozlaşmış bir yargıcı savunmak zorunda kalan idealist, dürüst ve adalete inanan avukat Arthur Kirkland'i canlandırıyordu (Columbia Pictures)

Popüler dizi Güneşin Karanlığında'nın (The Lincoln Lawyer) ekran macerasının sona yaklaşmasıyla Netflix, hukuk draması alanındaki bu boşluğu dolduracak yeni bir yapım arayışına girdi.

Deadline'ın edindiği bilgilere göre, bu boşluğu doldurabilecek en güçlü adaylardan biri, Al Pacino'nun 1979 yapımı ikonik filminden uyarlanacak Ve Herkes İçin Adalet (And Justice for All) olacak. 

Netflix için hazırlanan dizinin yapımcılığını, filmin de dağıtımını üstlenen Columbia Pictures'ın kardeş şirketi Sony Pictures Television üstleniyor.

Senaryosunu Jeremy Miller ve Dan Cohn'un yazdığı dizi, hayatı kusurlarla dolu idealist bir avukatı mercek altına alacak. 

Dizi, yozlaşmış hukuk sistemine karşı amansız bir mücadele veren ve sonunda patlama noktasına gelen bir hukukçunun sert ve gerçekçi hikayesini anlatacak.

Miller ve Cohn, projenin yürütücü yapımcılığını üstlenirken onlara, Güneşin Karanlığında'nın da yürütücü yapımcısı olan Ross Fineman eşlik edecek. 

Sinema tarihine geçen bir başyapıt

Valerie Curtin ve Barry Levinson tarafından yazılan, Norman Jewison'ın ise yönetmen koltuğunda oturduğu 1979 yapımı filmde Al Pacino'ya Jack Warden ve John Forsythe eşlik etmişti. 

Yalnızca 4 milyon dolarlık bütçeyle çekilen film, Kuzey Amerika'da 33,3 milyon dolar hasılat elde ederek büyük bir gişe başarısına imza atmış; ayrıca En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo dallarında Oscar'a aday gösterilmişti.

Ve Herkes İçin Adalet, Al Pacino'nun canlandırdığı Arthur Kirkland karakterinin, mahkeme salonunda hakimin sözünü kesmesi üzerine patladığı ve sinema tarihinin en unutulmaz repliklerinden birine dönüşen şu sözleriyle hafızalara kazınmıştı:

Asıl siz usule aykırı davranıyorsunuz! Bütün mahkeme! Bu salondaki herkes usule aykırı davranıyor!

Mutfaktaki deneyimli isimler

Dizinin arkasındaki senarist ikili Miller ve Cohn, daha önce ABC'nin komedi-drama dizisi That Was Then'i yaratmış, ayrıca Entourage, Ally McBeal ve Boston Public gibi popüler yapımlarda görev almıştı.

Independent Türkçe, CBR.com, Deadline, ScreenRant