Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Yeni varyantların çoğu, hastalığın şiddeti ile değil virüsün bulaşma hızıyla ilgili.

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler
TT

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Koronavirüs mutasyonları hakkında merak edilenler

Koronavirüs (Kovid-19) ikinci yılında 219 ülkeye ve bölgeye yayılmaya devam ediyor. Salgın ülkeleri sağlık, ekonomi ve sosyal açılardan etkilemeyi sürdürürken vaka sayısı 110 milyona, virüse bağlı can kaybı ise 2,5 milyona yaklaştı. Birleşmiş Milletler’in coğrafya taslağına (UN Geoscheme) göre dünya genelinde en fazla vakanın tespit edildiği ülkeler arasında, ABD, Hindistan, Brezilya, Rusya, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Türkiye ve Almanya geliyor.

Tehlikenin boyutu
Yeni koronavirüsün neden olduğu tehlike üç kriter ile değerlendiriliyor.
İlk kriter, tek bir vakadan, yeni enfekte olan kişi sayısını belirleyen bulaşma oranı (Ro). Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu oranı (23 Ocak'ta) 2,5-1,4 arasında tahmin ederken bu veri diğer çalışmalarda 4,0-3,6. Bu oran 1’in altında olduğunda salgın aşamalı olarak ortadan kayboluyor.
İkinci kriter, vakaların ölüm (CFR) ve buna neden olan yüzdelik oranı. Bu oran daha önce yüzde 3 olarak tahmin ediliyordu. Şu an tahminlee yüzde 2.
Üçüncü kriter ise asemptomatik bulaşmanın mümkün olup olmadığının belirlenmesi.
Her gün dünya çapında tahmini olarak 795 ila bin 781 kişi mevsimsel grip virüslerinden kaynaklanan komplikasyonlardan sebebiyle ölüyor. “SARS” virüsü (2002 Kasım’dan 2003 Temmuz’a kadar) 29 ülkede 8 bin 96 kişinin enfekte olmasına ve 774 kişinin yaşamını yitirmesine (ortalama yüzde 9,6) neden olurken, Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) (2012’de) 2 bin 494 kişinin enfekte olmasına ve 858 kişinin ölümüne yol açtı.

Virüs mutasyonu
Bilimsel bakış açısına göre virüslerin mutasyonu doğal bir olaydır ve yayılmalarına ve bulaşmalarına yardımcı olur. Bu durum, dünya genelinde yayılması ile daha fazla mutasyonların ortaya çıkmasını beklediğimiz, mevcut küresel pandemi (SARS-Cov-2) için de geçerli. Mutasyona uğramış virüs içgüdüsel olarak korkutucu gelebilir ancak yaptıkları şey değişimdir. Çoğu zaman, ya anlamsız bir değişiklik olur ya da virüsün bizi enfekte etme gücünü azaltacak bir yönde ilerler. Ardından da virüs kaybolur.
Burada ortaya çıkan sorular ise şunlar:
Bu değişiklikler ve mutasyonlar virüsten kaynaklanan hastalığın şiddetindeki artışla ilişkili midir? Ve eğer enfeksiyonun şiddetinde artış gözlemlenirse, bu mutasyona uğrayan virüsten mi kaynaklanır yoksa başka koşullar ve katkı sağlayan faktörler de var mıdır?

Bilimsel istişareler
Kovid-19 hastalığına neden olan virüsten kaynaklanan varyantların ortaya çıkarılması, bunların anlaşılması, tanı, tedavi ve mevcut aşılara yanıt üzerindeki etkileri, dünyada genelinde uzmanları ve yetkilileri endişelendiren, bilim adamlarını konuyu yakından takip etmek için bir araya getiren bir nokta haline geldi. Bu durum, WHO’nun, bilimsel iş birliğinin kapsamını genişletmek için 124 ülkeden bin 750'den fazla bilim insanının ve uzmanın bir araya geldiği sanal bir forum düzenlemesini, Kovid-19 pandemisine neden olan virüs çeşitlerini gözlemlemesini, virüs varyantlarındaki kritik bilgi boşluklarının belirlenmesini ve araştırmada önceliklerin tartışılmasını sağladı. Araştırmacılar arasında koordinasyon sağlanırken yeni varyantları araştırmalarına dahil etme ve küresel çalışmaları yeniliklere entegre etmenin önemi konusunda fikir birliği vardı.
Uzmanlar, bildirilen varyantların çoğunun hastalığın şiddeti ile değil, bulaş hızının artışı ilgili olduğu görüşündeler.  Bu nedenle, söz konusu varyantların halihazırda önerilen halk sağlığı araçlarını ve şu anda önerilmekte olan tedbirleri etkileyip etkilemeyeceğini görmek için araştırmalara devam ediliyor. Genom dizilimi (genomun DNA diziliminin tamamını belirleme işlemi), yeni varyantların tanımlanmasında ve yanıt verilmesinde çok önemli bir süreç olarak görülüyor.
WHO'nun Kovid-19 teknik ekibi lideri Maria Van Kerkhove’e göre 350 bin genom dizilim paylaşıldı ancak bunların çoğu az sayıda ülkeden geldi. Dizilimlerin coğrafi dağılımı, virüste meydana gelen varyantların izlenmesi için son derece önemli.
Forumdaki uzmanların amacı, endişe verici varyantları belirlemek, hızla incelemek ve hastalık kontrol çabaları üzerindeki etkilerini anlamak için küresel bir mekanizmaya ulaşmaktı. İstişarelerin odak noktası epidemiyolojiyi kapsayan 6 noktaydı. Bunlar; matematiksel modeller, evrimsel biyoloji, hayvan örnekleri, tanı, klinik yönetim, tedaviler ve aşılar olarak sıralanıyor. Bilim adamları ayrıca, “SARS-Cov-2” virüsünün yeni varyantlarının ortaya çıkarılması ve değerlendirilmesini kolaylaştıran virüs ile ilgili kritik klinik vakaları, epidemiyolojik verileri belgeleyen ulusal veri platformlarının önemine dikkat çekiyorlar.

Tür ve mutasyon arasındaki fark
Yeni bir tür mü ortaya çıktı yoksa virüs mutasyona mı uğradı? Kovid virüsünün yeni türü daha ölümcül olabilir mi?
Yeni varyantın, Kovid-19’un yeni bir türü (New strain) olmadığı kesin. Bu yeni bir mutasyon. Mutasyon, yeni bir varyantın oluşmasıdır. Yeni tür farklı bir yapı anlamına gelir ve farklı bir yapıya sahiptir. Mutasyona uğramış kopyaya gelince; bazı küçük farklılıklar ve çok küçük varyantlar içeriyor. Virüsün mutasyonu, işlevinde mutlaka bir değişikliğin olacağı anlamına gelmez. Bu yeni mutasyonun da sağlık için daha tehlikeli ve orijinal virüsten daha şiddetli hasta edici olduğuna dair herhangi bir kanıt yok. Koronavirüsün genetik açıdan stabil olduğu açıkt. Mutasyona uğrar ancak bu süreç influenza virüsüne göre daha yavaş bir hızda ilerler.
Vaka sayılarının artmasında hava sıcaklığının da bir etkisi var gibi görünüyor ve bu, önemli bir faktör olarak görülüyor. Bazı ülkelerin şu an enfeksiyonlarda keskin bir artış yaşaması, genellikle hafif öksürme ve hapşırma ile birlikte burun akıntısı gözlemlenen soğuk kış mevsiminin yaşanmasına bağlanıyor. Bir kişi enfekte olduğunda, öksürme ve hapşırma sonucu oluşan damlacıklar, özellikle kapalı ve yetersiz havalandırmanın olduğu yerlerde virüsün kolaylıkla bulaşarak yayılmasını sağlıyor. Bunun yanı sıra bağışıklık sisteminin gücünü korumada önemli bir role sahip olan D vitamini eksikliğinden muzdarip bazı kişiler, hastalığa yakalanma konusunda daha fazla risk altındalar. D vitamini seviyesi kışın azalıyor. Bu vitaminin eksikliği vücudu virüsle enfeksiyona karşı daha da savunmasız hale getiriyor. Ayrıca toplumda diyabet, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve obezite hastaları gibi diğerlerinden daha fazla enfeksiyon riski altında olan grupların olduğu unutulmamalı. Evet; Kovid-19 virüsü, influenza virüsüne karşılaştırıldığında ayda bir veya iki kez, çok yavaş bir şekilde mutasyon geçiriyor. Sonuç olarak tür ve mutasyona uğramış varyant arasında büyük bir fark bulunuyor.

İngiltere’de ortaya çıkan varyant
İngiltere’nin güneydoğusundaki Kent bölgesinde gözlemlenen koronavirüsün yeni varyantının daha kolay bulaşabileceğine, daha ciddi semptomlara neden olabileceğine veya aşıyı etkisiz hale getirebileceğine dair net bir kanıt bulunmuyor. Burada dikkat çeken nokta ise vaka sayılarında artış gözlemlenen yerlerde söz konusu varyantın yayılma seviyesinin yüksek olması. Bazı bilim adamları bunu bir uyarı işareti olarak görüyorlar ve bu durumu virüsün daha kolay yayılması ve daha fazla enfeksiyona neden olmasına olanak sağlayan bir mutasyona uğramış olması ihtimali ile açıklıyorlar.
Yaz mevsiminde insanların tatilde virüse yakalandıkları, ardından da bunu ülkelerine geri dönerek bulaştırdıkları belirtiliyor. İspanya’da ortaya çıkan varyanta bağlı vakaların artışı ile karşılaştırıldığında, mutasyona uğramış virüsün en fazla risk altında olan kesimleri enfekte etmekte başarılı olmasını tesadüf olarak açıklayanlar var. Bu varyantın yayılma olasılığının diğerlerine göre daha yüksek olup olmadığını doğrulamak için laboratuvar deneylerinin yapılması gerekiyor.
İngiltere’deki Kovid-19 Genomik Vakfı’nda (Covid-19 Genomics Foundation) Profesör Nick Loman’ın belirttiğine göre virüsün mutasyona uğrama şekli bilim adamlarını şaşırttı. Loman virüsün beklenenden çok daha fazla varyantı olduğunu ve bazılarının çok ilginç göründüğünü belirtti.
Varyantlar arasında, virüsün hücrelerimize nüfuz etmek ve onları kontrol etmek için kullandığı anahtar olan spike proteininde bulunan iki farklı mutasyon grubu bulunuyor. İlk varyant grubu, virüsün ilk kez hücrelerimizin yüzeyiyle temas ettiği yer olan ve “reseptör bağlanma alanı” olarak bilinen spike proteininin en önemli bölümünde değişiklik yapıyor. Profesör Loman’ın belirttiği üzere, virüsün girişini kolaylaştıran herhangi bir değişikliğin, virüse ek bir avantaj sağlaması ve “önemli bir mutasyon” haline gelmesi mümkün.
İkinci önemli mutasyon grubu ise vizonların enfeksiyonu ile ilgili virüsler. Bu daha önce birkaç kez ortaya çıktı ve milyonlarca vizon ölüsü incelenmeleri için gömüldükleri yerden çıkarıldı.
Bilim adamları, virüs ile enfeksiyonu atlatan kişilerin kanından alınan antikorların, virüsün bu varyantına saldırmada daha az etkili olmasından endişe duyuyorlar. Gerçekten neler olduğunun anlaşılması için daha fazla laboratuvar testinin yapılması gerekiyor. Virüsün yeni varyantı biyolojik açıdan daha gizemli ve konunun önemi açısından bir sonuca varmak için henüz çok erken.

Mutasyonlar ve aşıların etkinliği
İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Enstitüsü Direktörü Profesör Alan McNally’ye göre spike proteinlerinde mutasyonların ortaya çıkması, aşıların etkinliği hakkında soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu.
Üç ana aşı (Pfizer, Moderna, Oxford), virüsteki spike proteinine saldırmak için bağışıklık sistemini eğitiyor. Sağlık yetkilileri, vücudun spike proteinin çeşitli bölgelerine saldırmayı öğrenmesi sebebiyle aşının halen bu varyanta karşı koymada başarılı olacağını öngörüyorlar.
Yaklaşık bir yıl önce virüs önce hayvanlarda mutasyona uğradı ve ardından da insanlara bulaşmaya başladı. Virüs söz konusu zamandan bu yana da iki kez mutasyona uğradı. Mevcut virüs, Çin’in Wuhan eyaletinde ilk ortaya çıkanla virüs ile karşılaştırıldığında yaklaşık 25 farklı varyant görülüyor. Koronavirüs, insanları enfekte etmek için (virüsün hayatta kalması için) farklı varyant kombinasyonlarını denemeye devam ediyor.
Dünyada genelinde yürütülen toplu aşılama çalışması, yakında virüse yeni bir tür baskı uygulayacak ve virüs aşı olanları enfekte edebilmek için mutasyona uğramak zorunda kalacak. Bu nedenle her yıl grip için de yapıldığı gibi aşıları düzenli olarak güncellemek zorunda kalınabileceği belirtiliyor. 
-Toplum sağlığı danışmanı



Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
TT

Neden ters döndüğü anlaşılamayan ötegezegen keşfedildi

GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)
GJ 3090 b'nin alışılmadık yörüngesine neyin yol açtığı bilim insanlarının kafasını kurcalıyor (NASA)

Gökbilimciler, anlaşılmayan bir nedenle yıldızı etrafında ters dönen bir ötegezegen keşfetti.

Gezegen sistemleri, bir gaz ve toz bulutunun kendi içine çökmesiyle oluşuyor. Sürecin ilk aşamasında maddenin merkeze doğru çökmesiyle yıldız meydana geliyor. 

Ardından yıldızın etrafında dönen bulut ön gezegen diski adı verilen bir yapıya dönüşüyor ve gezegenler de bu diskin içinden doğuyor.

Gezegen ve yıldızlar aynı gaz ve toz bulutu içinden çıktığı için genellikle aynı yöne doğru dönüyor. Ancak Güneş Sistemi'ndeki Venüs gibi, yıldızına ters yönde dönen gezegenler de var. 

Bilim insanları, Avrupa Güney Rasathanesi'nin Şili'deki 3,6 metrelik teleskobuna kurulan NIRPS kızılötesi spektrografını kullanarak ilk kez bir M-tipi cüce yıldızın çevresinde ters yönde dönen gezegen saptadı. Soğuk ve küçük yıldızlar olan M-tipi cüceler, Samanyolu Galaksisi'ndeki en yaygın yıldız türü. 

Bu yıldızın etrafındaki GJ 3090 b isimli gezegen, 2022'de NASA'nın Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu'yla (TESS) keşfedilmişti.

Dünya'dan 73 ışık yılı uzaklıktaki GJ 3090 b, gezegenimizin 2,2 katı yarıçapa ve 4,5 katı kütleye sahip.

Son gözlemleri yapan bilim insanları, gökcisminin eksen eğikliğini hesaplamaya çalışıyordu. Eksen eğikliği, bir gezegenin dönme ekseniyle yörünge ekseni arasındaki açıyı ifade ediyor. Bu açı Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerde üçle 7 derece arasında değişiyor.

Ancak Queen Mary Üniversitesi'nden Andrew Winter liderliğindeki ekibin hesaplamaları, GJ 3090 b'nin eksen eğikliğinin 136 derece olduğunu ortaya çıkardı. 

Bulguları hakemli dergi Astronomy & Astrophysics'te 21 Eylül Pazartesi yayımlanan çalışmaya göre bu alışılmadık açı, gezegenin yıldızının etrafında geriye doğru hareket ettiğini doğruluyor. 

Winter, "Bu çarpıcı bir gezegen sistemi çünkü gezegen sadece yıldızına göre eğik değil, aynı zamanda yörüngede ters yönde dönüyor" diyerek ekliyor:

Bu durum, böylesine alışılmadık bir yörüngenin nasıl oluşmuş olabileceği sorusunu akla getiriyor.

Bilim insanları, GJ 3090 b'nin ters yönde dönmesinin büyük kütleli bir gezegen veya başka bir yıldızdan kaynaklanabileceğini düşündü. Bu hem gezegenin yörüngesini bozabilir hem de eksen eğikliğini zaman içinde ciddi derecede artırabilir. 

Ancak ne bir yoldaş yıldız ne de devasa bir gezegen buldular. Gözlemler, GJ 3090 b'nin tek olduğuna işaret ediyor.

Bu durum karşısında şaşkına dönen ekip, aradıkları yanıtın gezegen sisteminin oluşum sürecinde saklı olabileceğini düşünüyor.

Araştırmacılar bu yıldızın, çevresindeki ortamdan yanlış hizalanmış ikinci bir gaz ve toz diski edinmiş olabileceği ihtimalini değerlendiriyor. Bu ikinci diskte oluşan gezegenler, GJ 3090 b gibi sıradışı ve ters yönlü yörüngelere sahip olabilir.

Cenevre Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Vincent Bourrier, "Bir gezegen sisteminde, farklı yönde hizalanmış ikinci bir diskten yeni gezegenler oluşabileceği fikri özellikle heyecan verici" diyerek ekliyor:

Bu, genç bir yıldızın çevresindeki ortamın, gezegenlerinin yapısını belirlemede beklediğimizden çok daha büyük bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

Araştırmacılar bu teorinin doğrulanması için daha fazla gözleme ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Ayrıca yeni bulgular, evrende böyle bir süreçten geçmiş başka gezegen sistemleri olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

Independent Türkçe, Space.com, Discover Magazine, Astronomy & Astrophysics


Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
TT

Çin'de uzun pençeli yeni bir dinozor türü keşfedildi

Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)
Kayrasaurus changliensis'in yandan görünüşlü iskelet şeması (Journal of Systematic Palaeontology 2026)

Araştırmacılar Çin'de bulunan fosilleşmiş bir iskeletten yola çıkarak "benzersiz özelliklere" sahip, uzun pençeli yeni bir dinozor türü tanımladı.

Kayrasaurus changliensis, devasa el pençelerine sahip iki ayaklı dinozorlardan oluşan ve terizinozorlar diye bilinen gruba dahil. Bu tür, kendi grubundaki en büyük dinozor.

Daha önce keşfedilen terizinozorlar nispeten küçük kafalar, uzun boyunlar, yaprak şekilli dişler ve ön uzuvlarındaki keskin pençeleriyle sıradışı özellikler sergiliyor.

K. changliensis, Liaoning'in batısındaki Jehol Biyotası'nda neredeyse eksiksiz bir kafatasını da içeren, iyi korunmuş bir fosilin gün yüzüne çıkarılmasının ardından ayrı bir tür olarak tanımlandı.

Çin'in kuzeydoğusunda yer alan ve günümüzden 135 ila 121 milyon yıl öncesine tarihlenen bu oluşum, özellikle tüylü türler olmak üzere birçok ünlü dinozor fosili barındırmasıyla tanınıyor.

K. changliensis'e ait fosil örneği, baştan kuyruğa yaklaşık 3,6 metre uzunluğunda, tam yetişkinliğe henüz ulaşmamış bir bireye aitti.

Fosilde bacak kemikleri bulunmadığından, araştırmacılar dinozorun ağırlığını yalnızca yakın akrabalarıyla yapılan karşılaştırmalara dayanarak tahmin edebildi ve ağırlığının 117 kg ila 274 kg olduğunu belirtti. Araştırmacılar, bu türün yetişkin bireylerinin muhtemelen daha ağır olduğunu ifade etti.

Bilim insanları dinozorun dişlerinin küçük ve sık olduğunu, alt çenesinde 45'ten fazla diş bulunduğunu tespit etti.

Bu dinozor, sırtındakilerden daha uzun boyun omurları ve el pençelerinde yukarı doğru uzanan, "dudak" benzeri karakteristik bir çıkıntı gibi başka tuhaf özelliklere de sahipti.

Görsel kaldırıldı.
L. sihedangensis, daha yüksek bir koşma yeteneğine işaret eden bir duruşla gösteriliyor. J. yixianensis, güçlü dil kemiği yapısıyla uyumlu olacak şekilde beslenirken tasvir ediliyor. B. inexpectus ise sağlam yapılı ve koşmaya daha az elverişli bir vücut yapısı sergiliyor. K. changliensis daha büyük vücudunu ve öngörülen beslenme stratejisini yansıtacak şekilde, daha yüksekteki bitkilerle beslenirken resmediliyor (Kōhei Futaka/Journal of Systematic Palaeontology 2026).

Araştırmacılar, Journal of Systematic Palaeontology adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "K. changliensis'teki birden fazla benzersiz özelliğin bir araya gelmesi, Jehol grubundaki çağdaş terizinozorların morfolojik çeşitliliğini gözler önüne seriyor" ifadesini kullandı.

Araştırmacılar, dinozorun yakın akrabalarına kıyasla muhtemelen daha güçlü yapılı ancak daha az çevik bir gövdeye ve daha güçlü ısırıklara uygun çenelere sahip olduğunu söyledi.

Çalışmada, "Bu takson, diğer Jehol terizinozorlarından belirgin şekilde daha büyük ve benzersiz bir özellik kombinasyonu sergiliyor" denerek, son derece küçük ve sık dişler, boyun omurlarının sırt omurlarından belirgin şekilde daha uzun olması ve pençelerde yukarı uzanan bir "dudak" benzeri yapıdan bahsedildi.

Araştırmacılara göre bu keşif "Jehol Biyotası'ndaki terizinozorların morfolojik evrimi ve ekolojik adaptasyonlarına dair yeni bilgiler" sağlıyor.

Bilim insanları, "Bu hipotezleri sınamak ve geliştirmek için daha fazla fosil keşfi ve ayrıntılı anatomik çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu" belirtiyor.

Ayrıca bu gizemli dinozor grubunun kökenini ve çeşitliliğini daha iyi anlamak için "sürekli saha çalışmaları, yeni fosil keşifleri ve biyomekanik analizlerin" öneminin altını çiziyorlar.

Independent Türkçe


Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia
TT

Eski ABD Başkanı'nın kölesinden çocuk yaptığı doğrulandı

Fotoğraf: Wikipedia
Fotoğraf: Wikipedia

Yeni bir DNA araştırması, Amerika'nın üçüncü başkanı Thomas Jefferson'ın köleleştirdiği bir kadından iki çocuğu olduğunu ortaya koyarak ülkenin en eski ve en tartışmalı meselelerinden birini çözüme kavuşturdu.

Jefferson, "Tüm insanların eşit yaratıldığını, Tanrı tarafından kendilerine devredilemez bazı haklar bahşedildiğini ve bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışının yer aldığını" ifade eden Bağımsızlık Bildirgesi'nin başlıca yazarıydı.

Buna rağmen Monticello'daki malikanesinde ve diğer mülklerinde 600'den fazla insanı köleleştirmişti.

Jefferson'ın başkan seçilme sürecinde, hiç özgür bırakmadığı Sally Hemings'ten çocukları olduğuna dair söylentiler yayılmaya başlamıştı. ABD'nin kurucu babası bu iddiaya hiçbir zaman doğrudan yanıt vermedi. Ailesi ise iddiayı reddederek, bunun yerine Hemings'in çocuklarının babasının Jefferson'ın yeğenleri veya diğer aile üyeleri olabileceğini ima etti.

1801'den 1809'a kadar başkanlık yapan Jefferson, daha önce ABD'nin ilk Dışişleri Bakanı ve ikinci Başkan Yardımcısı olmuştu.

Tarihçiler ve biyografi yazarları, herhangi bir görgü tanığı ifadesinin bulunmamasını gerekçe göstererek Jefferson'ın Hemings'in çocuklarının babası olma ihtimalini reddediyordu. Ancak 1998'de yapılan çığır açıcı bir araştırma, Jefferson'ın yüksek ihtimalle Hemings'in 6 çocuğundan en az birinin biyolojik babası olduğu sonucuna varmıştı.

Araştırmanın vardığı sonuç hararetli tartışmalara yol açmıştı. Pek çok kişi çalışmada sunulan kanıtların, Eston Hemings'in babasının Jefferson'ın kardeşi Randolph gibi bir akrabası olma ihtimalini elemediğini savunmuştu.

Smithsonian'dan bilim insanları tartışmayı çözüme kavuşturmak amacıyla Jefferson'dan alınan küçük bir saç tutamı üzerinde son teknoloji DNA analizleri gerçekleştirdi ve bu örnekleri, eski başkanın soyundan gelen ve hayatta olan 13 kişinin yanı sıra Hemings'in çocukları Madison ve Eston'dan alınan genetik örneklerle karşılaştırdı.

Yaklaşık 15 yıl süren araştırmanın ardından bilim insanları, Jefferson'ın Madison ve Eston'ın babası olmama ihtimalinin "yüzde 0,001'den az" olduğunu tespit etti.

Araştırmacılar, PNAS adlı akademik dergide yayımlanması planlanan ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen çalışmada şunları ifade etti:

Müze koleksiyonunda bulunan, köksüz birden fazla saç örneğinden DNA elde etmek için yenilikçi bir teknik geliştirdik. Bu saçların kaynağı, mitokondriyal genomları ve birbirleriyle olan kimlik eşleşmeleri, saçların ve DNA'larının Thomas Jefferson'a ait olduğunu gösteriyor. Thomas Jefferson'ın DNA'sının elde edilmesiyle birlikte ortaya çıkan gen kanıtları, Sally Hemings'in çocuklarının babasının Thomas Jefferson olduğuna işaret eden güçlü tarihsel bulguları daha da pekiştiriyor.

Araştırmacılar Jefferson'ı, kardeşi Randolph ve Randolph'un oğullarını içeren babalık senaryolarına dair 20 bin simülasyon gerçekleştirdi.

Analizler Jefferson'ın, Madison'ın veya Eston'ın babası olmama ihtimalinin binde 1'den düşük olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, "Hem eşi Martha Wayles Jefferson'ın hem de Sally Hemings'in soyundan gelenlerde Thomas Jefferson'a ait genetik izlere dair açık kanıtlar bulduk" diye yazdı.

Bu bulgular, soyları ister Martha Wayles Jefferson'a ister Sally Hemings'e dayansın, atalarından ister kölelik ister özgürlük mirası kalmış olsun, 'kurucu baba' Thomas Jefferson'ın soyundan gelenlerin kendilerini aynı karmaşık Amerikan ailesinin parçası olarak görmelerine imkan tanıyabilir.

Independent Türkçe