İsrail’deki ‘iç savaş’ roket saldırılarının durmasının ardından sonlanacak mı?

İsrail’deki ‘iç savaş’ roket saldırılarının durmasının ardından sonlanacak mı?
TT

İsrail’deki ‘iç savaş’ roket saldırılarının durmasının ardından sonlanacak mı?

İsrail’deki ‘iç savaş’ roket saldırılarının durmasının ardından sonlanacak mı?

10 milyona yakın nüfuslu İsrail’de yaklaşık 5 bin kişi tarafından fitili ateşlenen yangın ülkedeki tüm vatandaşları kanlı çatışmalara sürükledi. İsrail Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in ‘Hamas ile savaştan daha tehlikeli ve çirkin bir iç savaş çıkması’ konusunda uyarı yapmasına neden olan ateşli söylemleri gündeme damgasını vurdu. Tüm mezheplerden seçkin din adamları söz konusu ateşi söndürme çağrısı yapıyor. Yahudilerin ve Arapların yaşadığı şehirlerin meydanlarındaki kan henüz kurumamışken, Lod ve Yafa’daki iki caminin ve sinagogun koridorlarındaki ateş kokusu halen duyuluyorken ve herkes Gazze’nin roket ateşinin ve İsrail saldırılarının durdurulma zamanlamasıyla meşgulken birçok kişi yaraları iyileştirmeye ve İsrail’de Yahudiler ve Araplar arasında yaşam için başka kurallar belirlemeye çalışıyor.
Söz konusu beş bin Yahudi ve Arap savaşla ilgileri olmaksızın şiddet ve barbarlıkla damgalanmış durumda. Siyasi ve güvenlik durumundaki kötüleşmeden yararlanmayı ve bunu Yahudiler ile Araplar arasında bir iç savaşa dönüştürmeyi üstlendiler. Bunların arasında politikacılar, polis ve güvenlik liderleri de bulunuyor. Aynı şekilde çeşitli çizgilerdeki suç çeteleri ve aşırılık yanlıları da söz konusu oluşuma dahil oldular. Sahneye nasıl sızdıklarını anlamak için ise yaşananların sırasını gözden geçirmek gerekiyor.
Olaylar Ramazan Ayı’nın başlarında, Kudüs’te yaşanlarla başladı. Polis Şefi Yaakov Shabtai liderliğindeki İsrail emniyeti ve İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Amir Ohana, Filistinli gençlerin Doğu Kudüs’teki Amud Kapısı’nda Ramazan kutlamaları düzenlemelerini engelleme kararı aldılar.
Gerekçe olarak söz konusu gençlerin, Binyamin Netanyahu hükümeti ile Filistin Yönetimi arasındaki ilişkilerin kötüye gitmesinin ardından polisin asılmasını engellediği Filistin bayraklarının sallamalarıydı. Ancak gerçek şu ki polisin önündeki takvim, İsrail’in Kudüs’ün kurtuluşunu, yani 1967 işgalini ‘kutladığı’ Ramazan’ın 28’ini gösteriyordu. Söz konusu günde, Amud Kapısı yakınlarında on binlerce Yahudi’nin katıldığı ‘Kudüs Yürüyüşü’ düzenleniyor. Polis de Araplar ile Yahudiler arasında çıkması muhtemel çatışmalardan çekiniyor.

Yerleşim projelerine yönelik öfke
Anlaşmazlığın nedeni Kudüs’te atmosferin gergin olması. Filistinliler, yaklaşık 10 bin konut inşa edilmesi planlanan yeni yerleşim projeleri nedeniyle öfkeli. İsrailli yetkililer, 1967’deki işgallerinden bu yana her biri ortalama 22 bin kişilik 12 yerleşim yeri inşa ediyor. Kudüs’teki Filistinliler de kendilerine yönelik varoluşsal bir tehdit hissediyorlar. İsrail bununla da yetinmiyor; daha çok Yahudi yerleşimciyi Arap mahallelerinin merkezinde yaşamaya zorluyor. Silvan ve Ras el-Amud’da 640’ar ve Şeyh Cerrah’ta da 180 Yahudi bulunuyor. İsrail’de bu duruma ‘ideolojik yerleşim’ deniliyor. Zira yerleşimciler, 1948 öncesinde Yahudilere ait gayrimenkulleri geri aldıklarını iddia ediyorlar. Filistinliler ise bunu reddediyor.
İsrail, Filistinlilerin Nekbe’den önce sahip oldukları evleri, arazileri ve diğer mülkleri geri almasına izin vermiyor. Ayrıca alım satım anlaşmaları da şüpheli. Komisyoncular hile yapıyor ve sahte belgeler kullanıyor.
İsrailli yetkililer aynı şekilde Batı Şeria’daki Müslümanların Mescid-i Aksa’ya ulaşmasını güç kullanarak engelliyor. Kudüslülere dahi erişimi kısıtlıyor. Ve bu nedenle Kudüs’teki atmosfer gerginleşmeye devam ediyor. Ayrıca işgal askerleri, Aksa’ya baskın düzenliyor, mescitlerin halılarına basıp ibadet edenlere göz yaşartıcı gaz kapsüllerle saldırıyor. Polis, çatışmayı önlemek için Ramazan kutlamalarını yasaklamaya karar verdi ve bu durum gerilimi artırdı. Yahudi yürüyüşlerinin rotasını bir günlüğüne değiştirmek yerine Amud Kapısı’ndaki düzenlenecek Ramazan etkinliğini iptal etmeye karar verdi.
Tüm bunlar bir araya geldiğinde İsrail’deki Arap vatandaşlar da dahil Filistinliler arasında, bulundukları her yerde büyük bir protesto dalgası ateşlendi. İsrail’deki Arap vatandaşları, Filistin toplumunun bir parçası sayılıyor. Nekbe, onları toplumlarından uzaklaştırdı ve İsrail hükümetinin iradesine karşı vatanlarında kaldılar. Ancak bu halkla olan milli bağlarından hiçbir zaman vazgeçmediler, Arap uluslarıyla olan bağlarından tek an bile kopmadılar ve milletlerinin duyduğu kaygılardan ayrı olmadılar. İsrail vatandaşı olarak bulundukları konum bir çatışmaya mahal vermediği için kendilerini barış hareketinin bir parçası olarak görüyorlar. Çatışmanın sona ermesi, işgale son verilmesi ve İsrail’in yanı sıra başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması için mücadele ediyorlar. Ayrıca ulusal kimlik ve yurttaşlık özlemleri artıyor. Devlet işlerini yönetmede ortaklık talep ediyorlar. Bu insanların bugün nüfuz içerisindeki oranı yüzde 18,5 iken iki devlet hastanesi müdürü de dahil doktor oranı yüzde 25’i aşıyor. Aynı şekilde dünyanın en önemli mühendislik üniversiteleri arasında 26’ıncı sırada yer alan Uygulamalı Mühendislik Enstitüsü’nün başkanlığında, İsrail’in en büyük bankalarının yönetiminde, ileri teknoloji sektöründe, yüksek araştırma enstitülerinde, kültür ve sanatta ve hatta İsrail futbol takımında da görev yapıyorlar.
Çok sayıda Yahudi’nin anlamadığı bakış açısına göre bu ortaklık, ulusal ve dini aidiyet pahasına gerçekleşmiyor. Bu nedenle İsrail’in genel olarak Kudüs’teki ve özel olarak da Aksa’daki genel uygulamaları kötüleştiğinde, her gece binlerce kişi Tapınak Tepesi’ne akın ediyor ve kasabalarında gösteri düzenliyor. Füze savaşı patlak verdiğinde ve Araplar onlarca Filistinli çocuğun enkaz altındaki bedenlerini çıkardığında öfkelerini dile getiriyor ve savaşın sona ermesini talep ediyorlar.
Polis, protestoların barışçıl ve yasal olduğunu ifade ederek göstericileri her yerde yalnız bırakıyor. Geçen salı günü Sakhnin’de de olduğu gibi yaklaşık 20 bin eylemcinin katıldığı gösteriler bile barışçıl şekilde sona erdi. Polisin müdahale ettiği ve eylemleri bastırdığı yerlerde ise çatışmalar çıktı.

5 bin kişinin rolü
Bu noktada 5 bin kişinin rolü ön plana çıkıyor. Eylemcilerden bir kısmını 48 Arapları, bir kısmını da gösterilerin yanında görünüp durumu bir ‘Yahudi- Arap savaşına’ dönüştürmeye çalışan yerel Yahudiler oluşturuyor. Biri Arap, diğeri Yahudi olmak üzere iki grup ortaya çıkmış durumda.
Arap grubu, İsrail’in Gazze’den çekilmesinden sonra Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden kaçan ve işgalcilerin kendilerini Arap kasabalarına yerleştirmeye çalıştığı bir dizi işgal ajanından oluşuyor. Bu unsurlar, 48 Arapları tarafından reddedilmeleri dolayısıyla ortak yaşamın bulunduğu kasabalara yerleştiler. Bu unsurlar, kendilerini kabul etmeyen Araplara ve onları ihmal etmekle suçladıkları İsrail’e öfkeli. Lod Belediye Başkanı Yair Revivo’ya göre ‘onlar’, kardeşlikleri işgal eden, Arap ve Yahudi sakinleri kışkırtan ve uzun yıllar şiddet uygulayan silahlı suç çetelerinden oluşuyor. Ortak Liste Başkanı Milletvekili Eymen Avde duruma dair şu açıklamada bulundu:
“Toplumumuzda kanlı şiddet eylemleri uygulayan Arap suç çetelerinin faaliyetlerine karşı uyarıda bulunduk. Bu durum, köklü şekilde ele alınmazsa Yahudi toplumuna darbe indirmek için hızlıca harekete geçeceklerini söyledik. Ancak bize inanmadılar.”
Yahudi gruba gelince; Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki yerleşimcilerden oluşuyorlar. Yafa, Lod ve Ramla’da dahi tapınaklar inşa ettiler, ‘La Familia’ olarak biliniyorlar. Araplara düşmanlar, Yahudi soluna ve gazetecilere bile saldırıda bulunuyorlar. Çatışmalar alevlendiğinde Batı Şeria’dan bir silahlı milis grubu onlara destek vermek için bölgeye geldi. Batı Şeria’da Filistinlilere karşı ordunun koruması altında saldırılar düzenledikleri için İsrail otoritesi tarafından da iyi tanınıyorlar. Faaliyetleri kısıtlanmaya çalışıldığında orduya ve subaylara da saldırıyorlar.
Ortak yaşamın bulunduğu kasabalarda kanlı çatışmaları ateşleyenler de bu gruplardı. Bazen yerel halkı da kendilerine çekmeyi başardılar. Ancak talihsiz olan durum, bazı siyasi ve medya liderlerini de kendilerine katılmaya ikna etmiş olmaları.
Ortak Liste’nin tek Yahudi üyesi olan Ofer Cassif, ‘artan gerilimden’ doğrudan Başbakan Binyamin Netanyahu’yu sorumlu tuttu. Cassif kkonya dair şunları söyledi:
“Ciddi bir akıl hastalığı olduğuna inandığın bu adam, ateşe saplantılıdır ve en tehlikeli insani hastalıktan muzdariptir. İsrail’i kendi heves ve çıkarlarına göre yönetmektedir. Hedeflerine hizmet etmek için her şeyi kullanır. Araplara yönelik kışkırtma partisine ve seçimlerde kişisel çıkarına hizmet ettiğinde Arapları kışkırttı. Araplara karşı kışkırtıcı eylemler, seçimlerde onun partizan ve kişisel çıkarlarına hizmet ediyor. Koşullar değiştiğinde Araplarla, ayrıca Hamas’ın müttefik olarak gördüğü İslami Hareket ile ittifak arayışına girdi. Bugün, Fetih Hareketi ve Filistin Yönetimi’ne karşı siyasi savaşında da hizmet ettiği Hamas’la ortak çıkar savaşı yürütüyor. Toprağın halkıyla yandığını görünce, seçimlerde kendisine hizmet edecek bir zafer imgesi arıyor. Tüm bunların ortasında polisi ve onların baskıcı araçlarını harekete geçirmeye çalışıyor. Yerleşimcilerin, karma kasabalara yerleştirilmesi konusunda da masum değil.”

Savaştan sonra ne olur?
Sorun şu ki çatışmalar İsrail sokağında Yahudiler ve Araplar arasında son derece gergin bir durum yarattı. Bunun Yahudiler ile Araplar arasındaki ilişkileri ilk kez kötüleştirmediğini de göz önünde bulundurursak görev kolay olmayacak. İki tarafın korkuları ve şüpheleri ortadan kaldırması ve barış içinde bir arada yaşama hakkında konuşmaya dönmesi birkaç yıl alacak.
Bugün İsrail vatandaşı birçok Yahudi ve Arap, yalnızca karma kasabalarda değil, diğer bölgelerde de korku içinde yaşıyor ve tedavi için bile evlerini terk etmekten kaçınıyor. Her iki taraftan da silah ruhsatı başvurusunda bulunulmaya başlandı. Son derece gergin durumlar yaşandığında herkes karşılıklı suçlamalarda bulunuyor. İsrail İçişleri Bakanlığı, Yahudilerden silah ruhsatına başvuranların sayısı ortalama 270 iken geçen hafta 1926’ya çıktığını bildirdi. Bugün ruhsatlı silah taşıyan yaklaşık 145 bin Yahudi var. Buna askerler, polisler ve güvenlik hizmetlerindeki diğer personeller dahil değil. Bir güvenlik yetkilisi, bu durumu “Silah talebindeki artış korkunç, ancak anlaşılabilir bir mantığa dayanıyor” şeklinde yorumladı. Kamu Güvenliği Bakanı Amir Ohana, silah ruhsatı verilmesini destekliyor. Bunu ‘güvenlik güçlerini desteklemek ve Yahudi vatandaşları Lod, Ramla, Yafa ve diğer şehirlerde tanık olduğumuz Arap saldırılarından korumak için önemli bir adım’ olarak görüyor. Ohana konuya dair yaptığı açıklamada “Yasalara uyan vatandaşlar, bölgede polisin bulunmadığını hissettiğinde silahlar kendileri ve aileleri için bir koruma unsuru sağlar” dedi.
Diğer yandan İsrail Polisi Başkomutanı Yaakov Shabtai, “Ortak yaşamı bozmaya çalışan teröristler, Yahudiler ve Araplar var. Polis onlara demir yumrukla müdahale edecek” ifadesini kullandı. Lod kentinde yaptığı toplantıda tüm sakinlerin güvenliğini ayrım gözetmeksizin sağlamaya çalıştığını belirtti. Araplar, polisi Yahudilere karşı önyargılı olmakla ve Araplara yönelik zulme katılmakla suçluyor.
İsrailli gazeteciler de radikal Yahudi sağının elleriyle kanlı saldırılara maruz kalıyor. Öyle ki 4 gazeteci ölüm tehditleri aldı. Çalıştıkları kurumlarda, televizyonlarda ve radyolarda Araplara ve solcu Yahudilere ev sahipliği yapmakla suçlandıkları için kendilerine kalıcı koruma sağlandı.

Korkular ve kurtarma girişimleri
Söz konusu gergin atmosfer sonucu her iki tarafta da korku ve endişe geniş ölçüde yayıldı. Birçok Arap çalışan, işten çıkarılmaları dolayısıyla şikayet ederken Arap üniversite öğrencileri de okullarına girme yasağıyla karşılaştı. Bazı hastanelerin yönetimleri Arap doktorların ve hemşirelerin saldırılardan korkmaları nedeniyle işe gelmediğini bildirdi. Bunun karşısında Yahudilerin de Arap kasabalarına girişleri yasaklandı. Celile ve Necef bölgelerindeki ücra Yahudi kasabalarının sakinleri, olası Arap saldırılarından korkmaları nedeniyle evden ayrılamamaktan şikâyet ettiler. Beerşeba Üniversitesi’ndeki Arap öğrenciler, sağcı eylemcilerin kendilerine saldırdıklarını iddia ettiler. Yafa’da bir Yahudi okul müdürünün Araplara taş attığı belgelendi.
Diğer yandan durum, iki taraf arasındaki normal ilişkilerin yeniden kurulması için birlikte çalışan Yahudi ve Arap güçlerinin tepkisinin artmasına neden oluyor. Nitekim Yahudilerin ve Arapların kucaklaştığı ve tek bir yerde çalıştığı, televizyon kanallarında ve sosyal ağlarda yayınlanan, “Yolumuzun birlikte devam etmesi konusunda ısrarcıyız” sloganıyla bir medya kampanyası düzenlendi. Aynı şekilde “Yahudiler ve Araplar düşman olmayı reddediyorlar” başlığıyla düzenlenen ortak gösterilere katıldılar. Kampanya bağlamında Hayfa belediyesi, her iki taraftaki vatandaşların yer aldığı ‘ortak yaşam’ projesini kabul etti. Bankalar, hastaneler ve büyük şirketler gibi birçok büyük kurum, sosyal ağlarda ve medyada benzer kampanyalar başlattı.
Araplar tarafından yakıldığından şüphelenilen sinagogu ziyarete giden Knesset’teki İslami Hareket Listesi Başkanı Mansur Abbas binayı restore etmek istediğini dile getirdi. Diğer Arap partilerinden politikacılar kendisine ve Genel Sekreter İbrahim Hicazi de dahil hareket içerisindeki bazı yoldaşlarına saldırıda bulunduğunda “İslam, tapınaklara saldırılara izin vermez” yanıtını verdiler. İsrail araştırma enstitülerinden bazıları şu an bu krizden çıkmanın ve çatışmanın doğası ve nedenleri hakkında Yahudi-Arap diyalogları yürütmenin yolları hakkında araştırma seminerleri düzenliyor. Araştırma seminerleri kapsamında, bir arada yaşama ümidini yeniden canlandırma ve iki halk arasındaki rutin ilişkilere geri dönme yolları da görüşülüyor. Daliyat al-Karmel’den yazar ve araştırmacı Merzuk el-Halebi şu değerlendirmelerde bulundu:
“İsrail, tarihi çatışmayı yürütmenin tek ve ideal yolunun savaş olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Çünkü bunu tek yol olarak görüyor. Buna inansaydık tuzağa düşerdik. Ama başka binlerce yol daha var. Halkımızın farkındalığı konusundaki savaş, Yahudi sokağının farkındalığı için verilen savaştan daha önemsiz değildir.”

48 Filistinlilerinin acısı
İsrail’deki Arap vatandaşları, her savaşta kendilerine özgü bir şekilde çifte bedel ödüyorlar. Zira sürekli şekilde her iki taraftan da darbe alıyorlar. Örneğin İkinci Lübnan Savaşı’nda 44 sivil ve 12 asker öldürüldü. Hizbullah’ın füzelerinin büyük bir kısmı Nasıra, Hayfa, Mecd el-Kurum, Şefa Amr ve diğer şehirler gibi Arap kasabalarını da vurdu. Bombardımanda 19 Arap öldü. Bu, sivil ölümlerin yüzde 43’ünü oluşturuyor. Aynı şekilde yaralıların yakınları, güney Lübnan sakinleri ve mülteci kampları da İsrail bombardımanların maruz kaldı.
İsrail’de ‘Koruyucu Hat’ olarak isimlendirilen 2014 yılındaki Gazze savaşında 6 sivil öldürüldü. Bunların arasında Taylandlı bir işçi ile Necef’teki 48 Filistinlilerinden iki kişi de vardı. Savaşta aynı aileden 3 kişi de yaralandı. Daha sonra Gazze Şeridi’nde yaşayan üç kişinin daha aynı savaşta İsrail bombardımanında öldüğü ortaya çıktı.
Bu kez İsrail’deki Filistin nüfusundan 4 Arap öldü. Bunlar arasında Lod’da araçlarının üzerine düşen füze sonucu ölen Halil Avad (52) ve oğlu Nadin (16) de vardı. Lod’dan Musa Hasune (31 yaşında) ve aynı şehirde yaşayan bir vatandaş, iki taraf arasındaki çatışmalarda aldıkları kurşun yaraları nedeniyle yaşamlarını yitirdiler. Umm el-Fehm’den Muhammed Mahmud Kivan (17), Ortaokul Öğrencileri Birliği’nin şehirde Kudüs ve Gazze ile dayanışma amacıyla düzenlediği gösteride polisler tarafından vuruldu.
Bu bilanço, saldırıların ortasında kalan 48 Filistinlilerinin durumunu gözler önüne seriyor.
İsrail’deki Arapların İsrail vatandaşlıklarının parçalandığını, diğer halklardan farklı yaşam kurallarına sahip olduklarını ve Araplar ve Filistinliler arasında sıkıştıklarını söyleyenler de var. Ancak olayları, fedakârlık yapmaya değer bir meydan okuma olarak görenler de mevcut. Onlar, ulusal ve vatansever kimliklerine ve İbrani devletindeki vatandaşlıklarına bağlılıklarından dolayı işgale karşı savaşan İsrail’deki barış kampına mensuplar. Başkenti Doğu Kudüs olan bir devlet ve bağımsız Filistin’e bağlılar. İsrail, Arap ve İslam dünyası arasında gerçek barış arayışındalar. Bu bağlamda İsrail’de Yahudiler ve Araplar arasında eşitliğe ve karşılıklı saygıya dayalı, barış içinde bir arada yaşamanın, taviz verilemeyecek hayati bir zorunluluk olduğunu savunuyorlar. Eğer İsrail’deki Yahudiler ve Araplar bir arada yaşamayı ve ortak bir yaşam modeli sunmayı başaramazlarsa İsrailliler, Filistinliler ve tüm Araplar arasında gerçek bir barış olmayacağının farkındalar.



Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
TT

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde bir konuşma yapacak. Konuşmanın ana mesajının, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki ‘özel ilişkiyi’ vurgulayarak iki ülke arasında birlik çağrısı olduğu belirtiliyor. Bu mesajın, ABD Başkanı Donald Trump ile Birleşik Krallık hükümeti arasında İran savaşı konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının gölgesinde iletileceği ifade ediliyor.

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, dört günlük resmi ziyaret kapsamında ABD’de bulunuyor. Ziyaret boyunca, Trump ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer arasındaki siyasi gerilimlerden uzak durulması ve bunun yerine iki ülke arasındaki tarihi bağların öne çıkarılması hedefleniyor.

Söz konusu konuşma, bir İngiliz kralının ABD Kongresi’nde yapacağı ikinci konuşma olacak. Daha önce bu onuru, 1991 yılında merhum Kraliçe 2. Elizabeth elde etmişti. Charles’ın konuşmasının ABD Doğu saatiyle 15.00’te başlaması planlanıyor.

Ziyaret, Kral Charles döneminin en önemli diplomatik programlarından biri olarak değerlendirilirken, konuşmanın ardından akşam saatlerinde resmi bir devlet yemeği düzenleneceği bildirildi.

Buckingham Sarayı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, Kral Charles’ın ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmanın yaklaşık 20 dakika süreceğini ve konuşmada NATO, Ortadoğu ve Ukrayna gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.

Açıklamaya göre konuşmanın ana odağı, iki ülkenin karşı karşıya olduğu küresel zorluklar olacak ve Birleşik Krallık ile ABD’nin ortak değerlerini savunarak uluslararası güvenlik ve refahı güçlendirebileceği mesajı verilecek.

Kaynak, zaman zaman görüş ayrılıkları yaşansa da Kral Charles’ın iki ülkenin ‘çoğu zaman yakınlaşma yolları bulduğunu’ vurgulayacağını ve bu ortaklığı ‘insanlık tarihinin en büyük ittifaklarından biri’ olarak tanımlayacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz kraliyet ailesine hayranlığıyla bilinirken Kral Charles’ı da ‘büyük bir adam’ olarak nitelendiriyor. Ancak Trump’ın, Başbakan Keir Starmer liderliğindeki Birleşik Krallık hükümetiyle çeşitli konularda gerilim yaşadığı bildiriliyor.

Starmer’ın ise ziyaretin, son aylarda gerilen ilişkileri yeniden güçlendirmesini umduğu belirtiliyor.

Uzun süredir planlanan ziyaret, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları nedeniyle oluşan siyasi gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Trump’ın, Birleşik Krallık’ın operasyona destek vermemesini eleştirdiği, ancak son günlerde söylemini yumuşattığı aktarılıyor.

Bununla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde yer alan bir iç yazışmanın, ABD’nin Falkland Adaları konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik talebine yaklaşımını yeniden gözden geçirebileceğini göstermesi yeni endişelere yol açtı.

Ziyaretin başlangıcında Kral Charles ve Kraliçe Camilla, Donald Trump ve eşi Melania Trump ile Beyaz Saray’da özel bir çay etkinliğinde bir araya geldi. Ardından İngiliz büyükelçisinin konutunda bir bahçe resepsiyonu düzenlendi.


Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
TT

Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)

İsrail’de eski Başbakan Naftali Bennett ile ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partilerini ‘Beyahad’ (Birlikte) adı altında tek çatı altında birleştirme kararı, olağanüstü bir gelişme olarak değerlendirilmese de Başbakan Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattı. Netanyahu söz konusu adımı ‘zor bir darbe’ olarak nitelendirdi.

Söz konusu açıklamanın zamanlaması ise dikkat çekti. Pazar günü gelen duyuru, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk davalarında af çıkarılması yönündeki taleplerine karşılık vermeyeceğini açıklamasının hemen ardından geldi. Herzog’un, süreci savcılık ile Netanyahu’nun savunma ekibi arasındaki hukuki zemine bıraktığını belirtmesiyle, Netanyahu açısından aynı gün içinde iki ayrı baskı unsuru oluştu.

Gelişmelerin ardından Netanyahu’nun nasıl bir yanıt vereceği merak edilirken, Başbakan’ın devam eden yargı sürecine ilişkin haberlere sessiz kaldığı görüldü. Buna karşılık Bennett ve Lapid’in ittifakına sert tepki gösteren Netanyahu, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Görselde iki lider çocuk olarak tasvir edilirken, aracı Knesset üyesi Mansur Abbas’ın kullandığı görüldü. Netanyahu paylaşımında, “Sürücünün Mansur olduğu açık. Solun oyları nasıl bölüşeceği önemli değil; her durumda Müslüman Kardeşler ile ittifak kuracaklar ve onlar da terörü destekliyor” ifadelerini kullandı.

Benzer bir paylaşım da Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir’in paylaştığı bir diğer yapay zekâ görselinde Bennett ve Lapid gelin-damat olarak resmedilirken, nikâhı ‘haham’ olarak tasvir edilen Ahmed Tibi’nin kıydığı görüldü.

Zayıf noktayı bulmak

Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun, Bennett ile Lapid arasındaki ittifaka karşı kullanacağı söylemi netleştirdiği gözlendi. Sağ kesim, muhalefet partilerinin daha önce Arap milletvekillerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmama taahhüdünü, bu konuda zayıf nokta olarak değerlendirdi.

Söz konusu söylem yalnızca Arap kesimde değil, aynı zamanda liberal ve sol eğilimli Yahudi siyasetçiler arasında da tepkiye yol açtı. Bu isimler arasında Yair Golan ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da yer aldı. Kamuoyu yoklamaları Netanyahu’nun seçimlerde gerileyebileceğine işaret etse de, muhalefetin Arap partilerden biriyle ittifak kurmadan çoğunluğu aşmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas’ın iş birliğine açık olduğu belirtiliyor.

Öte yandan sağ blok, aşırı sağ eğilimli Kanal 14 muhabiri Moti Kastel’i konuyla ilgili soru yöneltmesi için görevlendirdi. Kastel, Mansur Abbas’ın adını anmadan, Knesset’teki diğer Arap blok olan Hadash-Ta'al üzerinden Bennett’a hitap ederek, “Gözlerimin içine bak ve bana söyle: Ahmed Tibi ile Aida Touma-Suleyman’ın partisiy­le koalisyon kurmayacağına şimdi söz verebilir misin?” sorusunu yöneltti.

sdvfd
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021’de Tel Aviv yakınlarındaki Ramat Gan’da Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyonu anlaşmasını imzalarken (AFP)

Bennett, yöneltilen soruya verdiği yanıtta, Netanyahu’nun daha önce Abbas ile ittifak arayışına giren ilk isim olduğunu öne sürdü. Bennett, Netanyahu’nun ortak hükümet döneminde Abbas ile üç kez görüştüğünü belirterek, “Buna şaşırdım ve kendisine sordum” ifadesini kullandı. Bennett, Netanyahu’nun bu soruya verdiği yanıtı aktarırken, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları döneminde bulunduğunu vurguladığını ve “Kendi Arap vatandaşlarımızla diyalog kurmaya çalışmamak mümkün mü?” dediğini aktardı.

Netanyahu’nun Abbas hakkında “Bu kişi gerçekçi ve pragmatik, ittifaka uygun” değerlendirmesinde bulunduğunu da iddia eden Bennett, Abbas ile ilk görüşmesinin de o dönemde Netanyahu’nun girişimi ve katılımıyla gerçekleştiğini öne sürdü.

İttifak işe yarıyor mu?

Bennett ile Lapid arasındaki ittifakın, genel olarak siyasi arenada geniş yankı uyandırdığı ve hatta Netanyahu’nun yargı sürecinin önüne geçtiği değerlendiriliyor. Nitekim dün ortaya çıkan verilere göre, Netanyahu’nun davasında planlanan duruşmaların yüzde 53’ten fazlasının ‘şüpheli güvenlik gerekçeleriyle’ ertelendiği bildirildi.

Sağ kesim, muhalefetin birleşmesini Arap partilerle ittifaka karşı çıkan söylem üzerinden ve ırkçı bir çerçevede eleştirirken, merkez ve sol blokta ise bu adımın siyasi faydası sorgulanmaya başlandı. Kamuoyu yoklamaları, muhalefet partilerinin seçimlere ayrı listelerle girmesi durumunda 120 sandalyeli parlamentoda 61 çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık, tek blok halinde seçime girilmesinin siyasi kutuplaşmayı artıracağı ve Arap partilerden birinin desteği olmadan çoğunluğun sağlanamayacağı görüşü öne çıkıyor.

cfdvfd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 Şubat 2026’da Knesset’te bir konuşma yaptı. (EPA)

Ocak ayında yayımlanan son kamuoyu yoklamasında, Bennett, Lapid ve Eisenkot’un yer aldığı bir ittifak senaryosu ele alındı. Buna göre söz konusu bloğun 38 sandalye kazanabileceği, bunun da partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda elde edecekleri toplamla aynı olduğu görüldü.

Ancak aynı senaryoda, bu üçlü ittifakın Likud lideri Binyamin Netanyahu ile Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı sağ bloğun da sandalye sayısını birer artırdığı ve Netanyahu liderliğindeki koalisyonun 51 sandalyeye ulaştığı hesaplandı. Buna karşılık, Arap partiler hariç tutulduğunda muhalefetin toplamda 59 sandalyede kaldığı belirtildi.

Dün yapılan bir ankette ise Bennett ve Lapid’in birlikteliğinin, ayrı hareket etmeleri halinde elde edebilecekleri sonuca kıyasla toplamda 4 sandalye kaybına yol açabileceği ifade edildi.

Buna rağmen iki liderin bu adımı atmasının, seçim atmosferini canlandırmak ve son 30 aydır savaş nedeniyle siyasi gündemi domine eden Netanyahu’nun inisiyatifini kırmak amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Netanyahu’nun söz konusu süreci kişisel ve partisel hedefleri doğrultusunda sürdürdüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

İki liderin, Ekim 2026 sonunda yapılması planlanan seçimlerden yaklaşık altı ay önce attıkları bu adımın, kamuoyunda geniş bir ivme yaratabileceği ve muhalefetin anketlerdeki konumunu güçlendirebileceği görüşünde olduğu ifade ediliyor.

Bu çerçevede, Netanyahu açısından en büyük sınamanın söz konusu ivmeyi kırarak kendi lehine çevirmek olduğu belirtiliyor. Başbakan’ın bu nedenle eleştirilerini özellikle Arap partilerle olası ittifak üzerinden ve sert bir söylemle yoğunlaştırdığı görülüyor.

Savaşın etkisiyle İsrail kamuoyunda Araplara yönelik tepkinin arttığı, Arapların çoğu zaman Hamas, Hizbullah, Husiler ve hatta İran ile birlikte anıldığı ifade ediliyor. Bu atmosferde Arap vatandaşların günlük hayatta ayrımcılığa maruz kaldığı, bunun da Bennett ve Lapid’in 2021’de Mansur Abbas ile yaşadıkları ‘olumlu’ deneyime rağmen Arap partilerle açık bir siyasi ittifaktan uzak durmalarına neden olduğu değerlendiriliyor.

Neden şimdi ittifak kurdular?... 4 önemli neden

Bugün öne çıkan soru, Bennett’in neden tam da bu dönemde Lapid ile ittifak kurmayı tercih ettiği yönünde.

Bu soruya yanıt olarak birkaç gerekçe öne çıkıyor. Öncelikle, ittifaka yeşil ışık yakan tarafın Lapid olduğu belirtiliyor. Bennett’in daha önce aynı teklifi Eisenkot’a sunduğu, ancak Eisenkot’un birleşik listenin başına geçme şartı ileri sürdüğü ifade ediliyor. Bennett’in ise kamuoyu yoklamalarında muhalif seçmenlerin yüzde 60’ının kendisini başbakanlık için tercih ettiğini belirterek bu talebi reddettiği aktarılıyor.

İkinci olarak, Lapid’in partisinin mevcut durumda parlamentoda güçlü bir temsile sahip olması dikkat çekiyor. 24 sandalyeyle temsil edilen partinin, her milletvekili için aylık yaklaşık 1,5 milyon şekel finansman aldığı ve bunun seçim kampanyası açısından önemli bir maddi avantaj sağladığı vurgulanıyor.

Üçüncü neden ise Lapid ve partisinin düşen popülaritesi olarak öne çıkıyor. Anketler, partinin sandalye sayısının 24’ten 7’ye gerileyebileceğine işaret ederken, Benny Gantz örneğinde olduğu gibi siyasi sahneden silinme riskine karşı bu ittifakın bir ‘koruma kalkanı’ olarak görüldüğü ifade ediliyor.

sdfr
 İsrail muhalefet lideri Benny Gantz ve Başbakan Binyamin Netanyahu (Reuters)

Dördüncü gerekçe ise iki lider arasındaki önceki iş birliği deneyimine dayanıyor. Bennett ile Lapid, Haziran 2021’den Aralık 2022’ye kadar 18 ay süren bir koalisyon hükümeti kurmuştu. Bu hükümetin çöküşünün başarısızlıktan değil, aşırı sağcı bazı milletvekillerinin ayrılarak Netanyahu bloğuna katılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Söz konusu vekillerin bakanlık veya garanti siyasi pozisyonlar karşılığında saf değiştirdiği öne sürülüyor.

Bennett, düzenlediği bir basın toplantısında bu dönemi ‘başarılı’ olarak nitelendirerek, hükümetlerinin enflasyonu kontrol altına aldığını, ülke ekonomisini yüksek borç seviyesinden daha güçlü bir mali yapıya taşıdığını ve İsrail’in dış ilişkilerini iyileştirdiğini savundu. Ayrıca Netanyahu’yu eleştiren Bennett, onun politikalarını durdurduklarını ve Netanyahu’nun ‘Hamas’a nakit para dolu çantalar gönderdiğini’ iddia etti.

Gelecek

Bennett, seçim sonrası kurmayı planladığı hükümetin ana hatlarını ortaya koymaya çalışırken, dikkat çekici şekilde savaş konusuna değinmedi. Daha önce Netanyahu’yu savaş hedeflerine ulaşamamakla eleştiren Bennett’in açıklamalarından, savaşın sürdürülmesini desteklediği izlenimi çıkarken, Washington’dan gelen ‘Donald Trump ile şimdiden karşı karşıya gelinmemesi’ yönündeki tavsiyelerin etkili olduğu değerlendirildi.

Bennett pazar akşamı Lapid ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında hükümet programının ana çerçevesini açıkladı. “Bu, devleti onarma yolunda büyük bir adımdır, ancak kesinlikle son adım değildir” diyen Bennett, “Ülkenin çehresini değiştirecek yeni adımlar ve sürprizler göreceksiniz” ifadesini kullandı.

Bennett, yeni hükümetin ilk gününde 7 Ekim saldırısı ile ilgili resmi bir soruşturma komisyonu kurulacağını, böylece hem mağdur ailelere hem de tüm İsrail toplumuna gerçeklerin açıklanacağını söyledi. Ayrıca tüm kesimleri kapsayan zorunlu askerlik yasası çıkarılacağını, ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin de buna dahil edileceğini ve buna karşı çıkan dini kurumların finansmanının kesileceğini belirtti. Planlar arasında başbakanlık görev süresinin sekiz yıl ile sınırlandırılması, ülke topraklarının korunması ve ‘tek bir santimetreden dahi taviz verilmemesi’ de yer aldı. Bennett ayrıca, toplumu birleştiren, kapsayıcı ve zorlamadan uzak bir Yahudilik anlayışının güçlendirileceğini ifade ederek, “Bugün burada birlikte durarak İsrail’de köklü bir reform başlatıyoruz. Her zaman yaptığımız gibi egolarımızı bir kenara bırakıp ülke için en doğru olanı yapıyoruz” dedi.

Öte yandan, iki lidere yakın kaynaklar, Bennett ve Lapid’in birlik kararının, mevcut bölünmüşlük devam ettiği sürece seçim kazanmanın imkânsız olduğu sonucuna varılmasının ardından alındığını aktardı. Kaynaklara göre, Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümete karşı olan blok, iç bölünmeler nedeniyle zayıf durumda bulunuyor. İki liderin karar öncesinde anketler yaptırdığı ve son bir hafta içinde birden fazla görüşme gerçekleştirdiği, nihayetinde anlaşmanın tamamlanarak resmi olarak imzalandığı bildirildi.

Kayıp af

New York Times gazetesi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Donald Trump’ın Netanyahu için af çıkarılması yönündeki taleplerine uymayı düşünmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre Herzog, bağlayıcı hukuki süreçler tamamlanmadan af seçeneğinin gündeme gelmeyeceğini savunuyor. Bu çerçevede Herzog’un, savcılık ile Netanyahu’nun avukatları arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı planladığı ve böyle bir anlaşma kapsamında Netanyahu’nun kendisine yöneltilen suçlamaları kabul edebileceği belirtiliyor.

sdvdsv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemeye çıktı. (Reuters)

Bu gelişme, yargı sürecini sonuçlanmadan sonlandırmaya çalışan Netanyahu açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Herzog’un, af verilip verilmemesi ikileminin ötesinde farklı seçeneklerin bulunduğuna inandığı ve öncelikli rolünü, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle derin şekilde bölünmüş olan İsrail toplumunda birliği güçlendirmek olarak gördüğü ifade ediliyor. Bu nedenle af meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini tercih ettiği kaydediliyor.

İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada da Herzog’un daha önce defalarca dile getirdiği gibi, savcılık ile Netanyahu arasında bir uzlaşmaya varılmasının ‘uygun ve doğru bir çözüm’ olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, taraflar arasında yürütülen temasların, karşılıklı mutabakata ulaşılması açısından ‘gerekli bir süreç’ olduğu belirtildi.


İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
TT

İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)

İran, Hürmüz Boğazı'nı açma ve savaşı sona erdirme karşılında ABD’nin İran limanlarına ve gemilerine uyguladığı ablukanın kaldırılması önerisinde bulundu. Arabulucular aracılığıyla Beyaz Saray'a iletilen bu yeni teklifte denizcilik krizinin öncelikle ele alınması ve nükleer müzakerelerin sonraki bir aşamaya ertelenmesi öngörülüyor. Teklifin ayrıntıları, Pakistan’daki müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından gün yüzüne çıktı.

ABD ve İran’dan kaynaklar, teklifin İslamabad aracılığıyla iletildiğini ve nükleer alanda herhangi bir taviz içermediğini belirtti. Washington ise kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde nükleer programın tasfiyesi konusundaki tutumundan geri adım atmadı.

Bu gelişmeler yaşanırken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İslamabad ve Maskat'a gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından Rusya'ya giderek burada Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Arakçi, Washington'ın ‘aşırı taleplerinin’ İslamabad'daki önceki turu sekteye uğrattığını söyleyerek Hürmüz'ün güvenliğinin ‘önemli küresel bir mesele’ olduğunu vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise Moskova'nın Orta doğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirterek Tahran ile stratejik ilişkileri ön plana çıkardı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘tüm kozu elinde tuttuğunu’ ve İran'ın müzakere etmek istiyorsa Washington'ı arayabileceğini söyleyerek deniz ablukasının süreceğini vurguladı. Pakistanlı kaynaklar ise iki taraf arasındaki temasların sürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran'ın hâlâ Hürmüz Boğazı, Bab’ul-Mendeb Boğazı ve petrol hatları dahil olmak üzere çeşitli kozları elinde bulundurduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu arada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD güçlerinin 38 gemiyi rota değiştirmeye ya da limana dönmeye yönlendirdiğini duyurdu.