Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajları yayınlıyor-4:  Hafız Esed Saddam’ı kurtarmaya çalıştı

Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan Saddam-Esed arasındaki gizli mesajlarda Şam’ın, ilişkilerin geliştirilmesi için Ramazan ve Aziz’in atanmasından rahatsız olduğu görülüyor.
Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan Saddam-Esed arasındaki gizli mesajlarda Şam’ın, ilişkilerin geliştirilmesi için Ramazan ve Aziz’in atanmasından rahatsız olduğu görülüyor.
TT

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajları yayınlıyor-4:  Hafız Esed Saddam’ı kurtarmaya çalıştı

Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan Saddam-Esed arasındaki gizli mesajlarda Şam’ın, ilişkilerin geliştirilmesi için Ramazan ve Aziz’in atanmasından rahatsız olduğu görülüyor.
Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan Saddam-Esed arasındaki gizli mesajlarda Şam’ın, ilişkilerin geliştirilmesi için Ramazan ve Aziz’in atanmasından rahatsız olduğu görülüyor.

1996 yılının ikinci yarısında, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’in hedefi “Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesini durdurmak” oldu. Bu tarihten itibaren Esed, 1982’den beri kapalı olan Suriye-Irak sınırlarını açmanın yanı sıra bu hedefe odaklandı.
Şarku’l Avsat’ın iki devlet başkanın elçileri, Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam ve Irak’ın Katar büyükelçisi Enver Sabri Abrurrezzak’ın belgelerinden elde ettiği Esed ile Saddam arasındaki yazışmalarda, iki tarafın önceliklerinin farklı olduğu görülüyordu. Esed tereddütlü ve şüpheciydi. Saddam ise işbirliği yapmak için acele ediyordu. “Ulusal eylem sözleşmesine” dönmeyi ve iki ülke arasında birlik kurulmasını ısrarla öneriyordu. Esed’in, Fırat’ın diğer kıyısında kendisine rakip olarak gördüğü Baas Partisi’nin muhalif kanadı ise 1979 yılında parçalanmıştı.
Irak’ın Şam Büyükelçisi, Saddam’ın Şam’a bir mesaj ilettiğini söyledi. Mesajda şu ifadeler yer alıyordu: “Eğer Suriyeli kardeşlerimiz ulusal eylem sözleşmesini görüşmek istiyorlarsa bunu kabul ederiz. İlişkilerimiz şu anda iyi durumda. Yetmişlerde ve seksenlerdeki bazı sorunları arkamızda bıraktık.” Saddam’ın mesajında bahsettiği sorun, Irak Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir’i Saddam’ın darbe yaparak alaşağı etmesinin nedenleri öğrenmek için Esed’in Haddam’ı 1979’da Bağdat’a göndermesi sorunuydu. Bekir, Irak ile Suriye’nin birleşmesini isteyen bir Baas Sosyalistiydi.

Görüşme tutanakları ve belgeler ayrıca Saddam’ın Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi dosyasına, yardımcısı Taha Yasin Ramazan ve Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz’i ataması, önceki tecrübeler göz önüne alındığında Esed ve Haddam’ı memnun edemedi. Geçmişte Haddam ve Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile Tarık Aziz arasında birkaç gizli görüşme yapılmıştı. Ancak bu ciddiyetsiz görüşmelerden bir sonuç elde edilememişti.
Ancak günler geçtikçe Bağdat’a yönelik artan baskılar ile Esed, Saddam rejiminin devrilmesi, Irak’ın çöküşü ve bunun Suriye’nin istikrarı ve Suriye rejimi üzerindeki yansımaları hususunda endişelenmeye başladı. Şam hükümeti, Kasım 1997’de Aziz’i ve ardından Şubat 1998’de Dışişleri Bakanı Muhammed Said es-Sahaf’ı kabul etti. Esed ve Sahaf arasındaki resmi görüşmelerin tutanaklarına göre Suriye Devlet Başkanı şunları söyledi: “Irak’a yönelik saldırıların sonuçları hususunda uyarılarda bulunmak için bazı kardeşlerle temasa geçtim. Amerikalılar ve Avrupalılarla temaslarımızda tutumumuzu açıkça ortaya koyduk. Irak’ın bahaneleri ve fırsatı istismar etmeye çalışmayı bırakması gerektiğine inanıyoruz. Şu anda önemli olan askeri bir müdahaleden kaçınmak. Askeri bir müdahale olursa, geçici de olsa planlarımızın büyük bir kısmı bozulacak.”
Haddam Paris’ten, Cumhurbaşkanı Chirac ile görüşmesinden döndükten sonra Fransa’nın tutumunu Başkan Esed’e arz etti. Sonra da Irak konusunu görüşmek üzere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hikmet el-Şihabi ve Dışişleri Bakanı Şara’nın da katılımıyla bir toplantı yapılmasını istedi. Resmi bir Suriye belgesine göre bu toplantıda aşağıdaki şu teklifler yapıldı: “Irak’taki rejim hakkında yanılgıya düşmemek için çalışmamızın amaçlarını tanımlamayı gerekli gördük. Çalışmamızın amaçları:
Irak rejiminin, ABD, İsrail ve Ürdün tarafından devrilmesini durdurmaya çalışmak.
İki ülke arasında sürekli bir çalışma zemini geliştirmemizi sağlayan parti organlarıyla iletişim için bir atmosfer oluşturmak.
Bölgede yeni koşullar oluşturma gücümüz hakkında Amerikalılara ve İsraillilere bir mesaj vermek.
Arap halkının moralinin yükselmesine katkıda bulunmak.
Suriye’nin Irak’ta ve başka yerlerdeki çıkarlarını güvence altına almak.”
Çalışma programı, Irak’ın Katar Büyükelçisi Enver Sabri’nin çağırılmasını ve ona, 1982’de kapatılan uluslararası Irak sınırının BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal etmeyecek şekilde açılacağına dair yapılacak açıklamanın bildirilmesini gerektiriyordu.
Açıklamada metninde, kardeş Irak halkının çektiği acılar da dahil olmak üzere bu kararın alınmasının gerekçeleri ve onların acılarını gidermek için kardeşlik ve ulusal ilişkiler bağlamında çalışılması gerektiği yer alıyordu. Açıklamada ayrıca, iki ülke arasındaki sınırların açılmasına yönelik düzenlemeleri görüşmek üzere bir toplantı yapılacağına dair bir paragraf bulunuyordu. Büyükelçiye, iki ülke arasındaki ilişkilerin çeşitli yönleriyle nasıl düzenleneceğini tartışmak için siyasi bir toplantı düzenleme önerisi sunuldu. Bu toplantının iki ülkenin de çıkarlarına olacağı, Arap durumlarındaki karmaşıklığı artırmayacak şekilde programlanacağı ve aynı zamanda iki ülke arasındaki iletişim biçimini de belirleyeceği aktarıldı. Bir yandan iki ülkeye zarar verilmemesi diğer yandan da bu fırsatın kaçırılmaması için toplantının gizli tutulması teklif edildi.
21 Ağustos 1996’da Haddam, Enver Sabri ile buluştu. Toplantı tutanaklarına göre Haddam: “Kendisine, gerekli adımları attığımıza işaret ederek bu süreçte çeşitli kesimlerden büyük baskılara maruz kaldığımızı ancak bu baskıların tutumumuzu değiştirmediğini söyledim. Bazı Arap ülkeleri ile görüştük ve onları yaklaşımımızın doğruluğuna ikna edebildik. Suriye hükümetinin, BM Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda uluslararası sınırların açıldığını ilan eden bir bildiri yayınlamasını, iki ülkeden yetkililerin bunu organize etmek için bir araya gelmesini ve konuları aşamalı olarak görüşmek üzeri bir komitenin kurulmasını öneriyoruz. Bunun elde edilmesi, iki ülkenin çıkarına olacak ve bazı üçüncü kimselerin keyfini kaçıracaktır. Hiçbir kimseden korkumuz yok. Biz sadece yöneldiğimiz hedefi korumak istiyoruz. İki ülkenin ve Arap ulusunun yararına sizin ve bizim elde etmek istediğimiz şeyi başarmak için hedefimize adım adım yürüyoruz.”
Haddam: “Büyükelçi bana bu komitenin seviyesini sordu. Ben de, karar merci düzeyinde veya bu merciye yakın bir düzeyde, zira komite, iki ülkenin çıkarına olan tüm olası adımları önerebilmek için uygun vizyona sahip olmalıdır dedim.”
28 Ağustos’da Haddam, Irak elçisini kabul etti. Haddam’dan gelen belgelerde şu ifadeler yer alıyordu: “Bana, Şam’dan aldığı bilgileri Başkan Saddam’a ilettiğini söyledi. Saddam’ın da Devrim Komuta Konseyi’ni ve ulusal yönetimin üyelerini toplantıya çağırarak Şam ile yapılan temasları sunduğunu, toplantıya katılanlarla durumu görüşmek ve uygun karar almak istediğini söyledi. Toplantı sonrasında Saddam elçiyi çağırarak ona içinde şu ifadelerin olduğu mektubu verdi: “Irak yönetimi, Devlet Başkanı Saddam ile elçisi Enver Sabri arasında 3 Haziran’da Bağdat’ta gerçekleşen toplantıya muvafık olarak Suriye ile yeni bir ilişki modeli kurma arzusunu teyit etmektedir.”
“Irak yönetimi, en iyi adımın, sınırların açılması da dahil olmak üzere hangi adımların atılabileceğini tartışmak için iki taraf arasında siyasi düzeyde bir toplantı düzenlemek olduğuna inanıyor. İki kardeş ülkenin ve Arap ulusunun, karşı karşıya olduğu, gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi gereken birçok konu ve zorluk var. Suriyeli kardeşlerimizin, ortak meseleleri görüşmek üzere iki ülke yönetimine yakın bir komite oluşturma isteğine binaen Irak yönetimi, bu komiteye iki üyeyi atamaya hazırdır: Taha Yasin Ramazan ve Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, veyahut Suriyeli kardeşlerimizin arzusuna göre, toplantı yapmak için seçtikleri bu iki isimden biri. Toplantının tarihini, yerini, gizli mi yoksa aleni mi olacağını belirlemeyi Suriye’deki yoldaşlarımıza bırakıyoruz.”
Saddam’ın Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesi dosyasına, yardımcısı Taha Yasin Ramazan ve Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz’i ataması, önceki tecrübeler göz önüne alındığında Esed ve Haddam’ı memnun edemedi. Geçmişte Haddam ve Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara ile Tarık Aziz arasında birkaç gizli görüşme yapılmıştı. Ancak bu ciddiyetsiz görüşmelerden bir sonuç elde edilememişti.
31 Ağustos 1996’da Suriye Devlet Başkan Yardımcısı Haddam, Irak büyükelçisini çağırarak ona şu bilgileri verdi: “İki ülke elçileri arasında tartışılacak konuların çokluğu ve önemi göz önüne alındığında, Bağdat’taki kardeşlerimizin gündeme getirmek istedikleri konuları sunmalarını umuyoruz. Biz de tartışalım ve inceleyelim. Bunun ışığında müzakereleri yürütecek heyetin birleşim tarihini belirleyelim. Amacımız, işlerin dar sınırlar içinde kalmaması ve her elçilik heyetinin yetkilerle donatılmış olmasıdır. Taha Yasin Ramazan ve Tarık Aziz isimleri bizleri pek memnun etmedi. Biz bu atamayı, Irak tarafında ciddiyetsizliğin bir işareti olarak gördük.”
Enver Sabri, iki ülke arasında 1978’de imzalanan Ulusal Eylem Sözleşmesi’ne dönüş de dahil olmak üzere gündeme getirilmesi gereken önemli meselelerden dolayı Şam’ı ziyaret etmek için defalarca tarih belirlemeye çalıştı. Ancak gecikmeler yaşandı. 21 Şubat 1997’de Haddam, Enver Sabri’yi kabul etti ve Haddam’ın raporlarındaki kayıtlara göre Arapların durumu, Haddam’ın bu durumların hassasiyetini, inceliğini ve baskıları anlatmak için yaptığı turlar ve bu turların amaçları hakkında genel bir konuşma yapıldı. Haddam’ın raporları elçi Enver Sabri’nin, Haddam’a şunları söylediğini aktardı: “Başkan Saddam’ın, Başkan Esed’e ve size selamlarını iletiyorum. Irak yönetimi ve halkı, tüm imkanlarıyla, Arap ulusunun bulunduğu bu aşamada yaşadığı tüm zorluklara karşı Suriye’nin yanındadır. Arap ulusal güvenliğini tehdit eden ciddi zorluklarla başa çıkmak, Arap ulusunun biçimsel farklılıklarını göz ardı ederek yeni bir sayfa açmak ve bencil ve bireysel davranışları engellemek gerekmektedir. Bu, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler eski gücüne ve işlevine dönmedikçe sağlanamayacaktır. Bu nedenle, önerilen toplantıda görüşülmesi gerektiğini düşündüğümüz konular şunlardır:
İki kardeş ülke arasında normal ilişkilerin yeniden tesis edilmesi için önemli bir adım olarak diplomatik ilişkilerin görüşülmesi.
Suriye yönetiminin, sınırları açma konusundaki istekliliği ışığında karşılıklı ticaret ve petrol boru hatlarının açılması meselesinin görüşülmesi.
İlişkilerin geliştirilmesi için Yüksek Liderlik Komite’sinde kararlaştırılan adımların uygulanmasını takip etmek üzere bu komiteye yardımcı bir komitenin oluşturulması.
Suriyeli kardeşlerimizin görüşmek istediği diğer konular.
Son olarak Irak, Lübnan’daki Iraklı diplomatların serbest bırakılmasında oynadığı rol için Suriye’ye teşekkür ediyor.”
Enver Sabri, Saddam’ın mesajını ilettikten sonra, “Başkan Saddam bana, Ulusal Eylem Sözleşmesi’ni tartışmak isterseniz bunu kabul edeceğini, şimdi iyi ilişkilerimiz olduğunu ve geçmişte yaşananların üstesinden geldiğimizi söyledi” dedi.
Haddam: “Bütün Arap ve uluslararası temaslarımızda Irak meselesi var. Fransa’yı olumlu adımlar atmaya teşvik ettik. Ayrıca iletişim eksiğine rağmen, Irak’a karşı bir dizi komployu da engellemek de dahil olmak üzere çok şey yaptık. Keşke bunlar 1978’de olsaydı. O zaman Araplar şu anda olduğu durumda olmazlardı. Ulusal Eylem Sözleşmesi’ni sabote etmek ve ardından İran’ı Irak’a karşı bir savaşa sokmak için Bağdat’ta gelip entrika çevirenler var.”
Büyükelçi Enver Sabri, Başkan Saddam’ın partide ve devlette büyük değişiklikler yapacağını, ancak bunun için Suriye ile ilişkileri beklediğini, bu ilişkilerin değişimde kilit rol oynayacağını belirtti. Haddam, ilişkileri yeniden kurmak için iki teklif sundu. Bunlardan birinde Haddam şöyle dedi: “Irak ile Suriye’yi ve onların kardeş halklarını birbirine bağlayan kader bağları ve ortak çıkarlardan yola çıkarak ve ulusal çalışmanın gerekliliklerini ve Irak ile Suriye arasındaki ilişkiler göz önünde bulundurularak, aralarında geçen temaslar ışığında, Irak Cumhuriyeti Hükümeti, 1996 yılından başlayarak kardeş Suriye Arap Cumhuriyeti ile büyükelçilikler düzeyinde tam diplomatik ilişkileri tekrar kurma kararı almıştır.”
26 Şubat 1997’de Suriye Başkan Yardımcısı Haddam, Saddam’ın elçisini kabul etti ve ona şunları söyledi: “Arap durumunu düzeltmek ve yeni formülleri Arap eylemindeki mevcut yöntem ve formüllerle değiştirmek için bir Arap girişimi hazırlıyoruz. Taahhütleri ve garantileri tanımlayacak, herkese güvence sağlayacak sağlam kurallara dayalı ciddi bir işbirliğinin yolunu açacağız.”
Ardından Haddam, kendisine şu mesajı okudu: “Cumhurbaşkanı ve şahsım adına Başkan Saddam Hüseyin’i selamlarım. Büyükelçi Enver Sabri aracılığıyla, Arapların durumu ve Arap ulusunun karşı karşıya olduğu tehlikeler hususunda, özellikle İsrail’in tehlikeleri ve Siyonizmin bölgede yapmaya çalıştığı şeyler hususunda, yabancı hakimiyeti, Arap kaynakları ve zenginliklerine yönelik hırslar ve iki ülkenin bunlara karşı sorumlulukları hususunda, özellikle de iki ülkenin de üzerinde durulan hedef olması hususunda Irak’la fikir alışverişinde bulunmaya başladığımızdan beri ilişkilerimizde objektif ilerlemeler kaydedilmiştir.
Esed ve Saddam aynı tarafta Türkiye karşı tarafta
“Gerilim ve düşmanlık aşamasından, tüm Arap ulusunu ilgilendiren bir dizi önemli konuda ortak bir anlayış aşamasına geçtik. Suriye’nin, Irak’ın birliğini ve ulusal güvenliğini hedef alan komplolara verdiği yanıt bunun açık bir kanıtıdır. Biz iki ülkede mazeret teşkil edecek adımlar atarsak, diğerleri de bunu İsrail ile ilişkileri düzeltmeye yönelik ABD baskısına teslim olmak için bahane olarak kullanır. Bu tür adımları düzeltmenin ve zararlarını sınırlamanın ne kadar zor olduğunu idrak etmeliyiz. Arapların bir kısmı, Türkiye ve bölge dışındaki diğer güçlerin olduğu tarafta, biz ise diğer taraftayız. Suriye’nin tehlikeler karşısında Irak ile işbirliği yapma arzusu çok açık bir mesajdır. Bunu,  mevcut gerçekliğe objektif bir bakış açısıyla ve sonuç olarak tepkilere yol açabilecek ve Suriye ile Irak’ın veya Arap ilişkilerinin atmosferini iyileştirme çabalarını olumsuz etkileyecek diplomatik ilişkilerin formalitelerinden uzak bir şekilde gerçekleştirmek istemektedir.”
Görünüşe göre Irak yönetimi Şam’ın mesajını yanlış anlamış. Çünkü 29 Mart’taki Arap Birliği toplantısında Irak Dışişleri Bakanı Said el-Sahhaf, Suriye Dışişleri Bakanı Faruk el-Şera’ya şu mesajı verdi: “Başkan Saddam, Başkan Esed’a selamlarını sunuyor. Enver Sabri’nin Şubat ayında Haddam’dan aldığı mektubunuzu ilgiyle okuduk. 1995 sonbaharında sizinle iletişime geçmemizin nedeninin, Irak ve Suriye’yi tehdit edenler de dahil olmak üzere Arap ulusunun varlığı ve kaderi açısından tehlike arz eden durumların farkında olmamız olduğunu vurgulamak isteriz. Çevremizde olup bitenlerin hem bizi hem de milleti bir bütün olarak tehdit ettiğini gördüğümüzü zamanında söylemiştik. Bu sizin de takdiriniz ise, ne yapmamız gerektiğini ve neler yapabileceğimizi birlikte tartışmaya hazırız. Cevabınız, bu analizi ve sonucu bizimle paylaşmanız anlamında olumluydu. Yani bu analiz ve sonuç hususunda bizimle aynı fikirdeydiniz. Aramızdaki temaslar bu temelde devam etti. Ayrıca Kahire ve New York’ta dışişleri bakanlarımız Sahaf ve Şara arasında iki toplantı yapıldı. Bir önceki aşamaya ilişkin yorumlar ne olursa olsun, Irak yönetimi, şu anda önemli olanın, mevcut koşulların ve gelecekteki beklentilerin net bir resmini elde etmek olduğuna inanıyor: Şu anda ulusun karşı karşıya olduğu riskler nelerdir? Bir sonraki aşamada beklenen riskler nelerdir? Bu risklerin kaynakları nelerdir ve onlarla nasıl yüzleşmelidir?”
“Belirttiğimiz tüm görüş ve önerilerde, başından beri, istisnasız tüm Arap ülkeleriyle eskisinden daha iyi ilişkiler kurma yönündeki genel çabadan izole edilmiş, ikili ve münferit olarak hareket etme niyetinde olmadığımızı teyit ederiz. Görüş ve analizlerimizle, bu aşamada işlerin takdirine uygun görmediğiniz bir adım atarak sizi utandırma niyetinde değiliz.”
İki yıl boyunca iki ülke arasındaki sınırları açmaya çalışan Suriye hükümeti, Devlet Başkanı Hafız Esed’in talimatıyla 2 Haziran 1997’den itibaren sınırların açılması kararı aldı. Bu karar olumlu bir havanın oluşmasına yardımcı oldu. Suriye ve Irak ticaret heyetleri, iki ülkenin başkentlerini ziyaret etmeye başladı.
Ekim ve Kasım 1997’de Irak krizinin şiddetlenmesiyle, Suriye, ABD tehditlerini reddeden ve Arapları da bu tehditleri reddetmeye çağıran bir bildiri yayınladı. Kasım ayında Tarık Aziz, Suriyeli yetkililere bu durumla ilgili gelişmeleri haber vermek için Şam’ı ziyaret etmek istedi. Başkan Hafız Esed bu teklifi kabul etti ve Haddam’dan onu karşılamasını ve dinlemesini istedi. 22 Kasım’da Haddam, Tarık Aziz’i Dışişleri Bakanı el-Şera’nın huzurunda kabul etti.
Karşılıklı nezaket ifadelerinden sonra Haddam, Tarık Aziz’e yaptığı siyasi turu sordu. Tarık Aziz de cevap verdi: “Toplamda çok şey yaptık. Davamız uykudaydı ve neredeyse ihmal ediliyordu. Rus ve Fransız dostlarımız bizimle konuşuyorlar ama Amerika’nın kötü davranışlarına kesin bir son veremiyorlar. Üstelik Ruslar, çok uzun zamandır aleyhimize ümitsiz bir şekilde devam eden durumun düzeltilmesinde bize yardımcı olmak istediklerini söylediler. Bu, son günlerde bize yardımcı olacak bir girişim ve sözler gibi görünüyor. Böylece Özel Komite’nin çalışmalarını bitirdik. Bu komite profesyoneldir ve ABD’ye boyun eğmez. Ekonomik ambargonun kaldırılması konusu sizinle yaptığımız iletişimde gündeme geldi. Size bunun sadece Irak için değil herkes için tehlike olduğunu söylemiştik ve cevabınız olumluydu. Kral Hüseyin, bölgeyi Balkanlaştırmak, federasyon oluşturmak ve Şii, Sünni ve Kürt devletleri kurmak istiyor. Her bölgede Sünniler ve Şiiler var. O halde asıl amacı bölgeyi Balkanlaştırmaktır."
Tarık Aziz, Irak’ın Suriye için neler yapabileceğini sorduğunda Haddam: “Amacımızın Arap iklimini iyileştirmek olduğunu, Arapların durumunu karmaşıklaştıracak ve bize, size ve özellikle de Amerikan baskılarına karşı zayıf olan tüm Arap gruplarına zarar verecek resmi nitelikte bir adım atmak istemediğimizi size söyledik. Irak’la ilgili her şeyin ulusal bir sorumlulukla ele alındığını ve aramızda iletişim kanalları olduğunu hissediyorsunuz ki şimdi buradasınız. Bence büyük ilerleme kaydettik, temel sorunları gündeme getirdik ve bunlarda büyük ilerleme sağladık. Daha önce Irak hakkında yüksek sesle konuşamazdık ama şimdi konuşabiliyoruz.”
Aziz, “İyi adımlar attık. Aramızdaki ilişkiler rahat ve ortak bir anlayışa sahip. İş ilişkilerine de başladık ve insanlar mutlu. İşi pratik yoldan halletmek istiyoruz. İşin ekonomik yönü, tüccarlar ve bireyler arasındaki ilişkilerin düzenli olarak yürütülmesini gerektirir. Bu da vize almak ve vatandaşlara hizmet etmek için iki ülke arasında diplomatik misyonların varlığını gerektirir. Size baskı yapmıyoruz ancak bunu düşünmenizi rica ediyoruz. Başardıklarımızın üzerine bir tuğla daha koymamız gerekir. Diplomatik bir gelişme olmalı. Büyükelçilik düzeyinde ilişkiler istemiyorsanız bırakın durum Mısır gibi olsun. Mısır’ın bir maslahatgüzarı var. Pratik olarak bu bir büyükelçilik vazifesi yapıyor. Arap Birliği ve Kahire’deki temsilciliğimiz pratikte bir büyükelçilik. Oradaki temsilcimiz gidip bakanlar ve resmi makamlarla görüşüyor. Bu büyükelçilik ismini kullanmadan tam bir büyükelçilik temsili. Uygun görürseniz bunu bir düşünelim. Şimdi benim buraya gelebilmem için bile dolaylı yoldan birçok temasta bulunduk.”
Haddam’ın raporlarında şöyle yazıyor: “Kuzey ve güneydeki hava operasyonlarının yoğunlaştığı gibi Irak üzerindeki Amerikan baskısı da yoğunlaştı. El-Sahhaf Şam’ı ziyaret etmek istedi ve el-Şera 9 Şubat 1998’de onu kabul etti.”
İsmail Cem’in Ortadoğu hamlesi
Toplantı tutanaklarına göre Iraklı bakan şunları söyledi: “Irak yönetiminin ve Devlet Başkanı Saddam’ın elçisi olarak Şam ziyaretine kabul edilmekten, size ve Suriyeli kardeşlerimize Amerika ile aramızdaki krizin son gelişmelerinin detayları hakkında bilgi vermekten memnuniyet duyuyorum. Sizinle görüş alışverişinde bulunmaktan, sizden haber almaktan, sizi durumu olduğu gibi aktarmaktan ve olasılıklarının neler olduğunu göstermekten memnuniyet duyuyorum. Geçtiğimiz günlerde Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in Bağdat’ta bizi ziyaret etmesi nedeniyle bir Türklerin de bir hamle yaptığını gördük. Cem’in anlattıklarını sizlere aktarmayı önemli bulduk. Böylece size söyledikleriyle bize söylediklerinin aynı olup olmadığını doğrulayabiliriz.”
Şara şunları söyledi: “Türk bakan şaşırtıcı açıklamalarda bulundu. Türk büyükelçiliği, Suriye’yi ziyaret etmek istediğini söyledi ancak bizi ziyaret etmedi. Bize fikirlerini de göndermedi. Şüphesiz ki Irak çok büyük bir baskı altında ve Suriye yönetimi bu baskıların boyutlarının ve amaçlarının farkında. (Saddam’ın damadı) Hüseyin Kamil’in kaçışı ve bazı tarafların onu kucaklaması ve Irak halkının kurtarıcı olarak lanse etmesi meselesi öncesinde bile Suriye olarak çok endişeliydik ancak sessiz kalmadık. Kamuoyunda bir şeyler söyledik ama özellikle Mısır ile iletişimde yaptıklarımız, Irak’ın, özellikle Hüseyin Kamil’in bir araç olarak kullanılması, tehlikeler konusunda gözümüzü açtı. Özellikle Başkan Esed, bu planları bozmak için büyük çaba sarf etti. Mesele sadece Irak’ı ve Irak’taki rejimi hedef almıyordu. Rejimi yönetmeye ve değiştirmeye yönelikti. Ama biz meseleyi sadece bir rejim değişikliği olarak değil, Irak’ın  yapısının temelindeki bir değişiklik ve ona bir saygısızlık olarak değerlendirdik. Dolayısıyla bu durum tüm Arap ulusunu üzerine etkili olacaktır.”
Türkiye-Irak-Suriye üçgeni
Şara şunları ekledi: “Türkiye’nin bu konudaki tehlikeli rolünü de görüyoruz. Türkiye, Kuzey Irak’ta fiilen var ve Irak’ın varlığını gerçekten etkileyen meseleleri, ABD’nin açık teşvikiyle kontrol ediyor. Şimdi de İsrail Türkiye’ye açık destek veriyor. Kuzey Irak’ta, uzman veya terörle mücadele vasıfları altında ya da Lübnan’da bulunan güvenlik çemberinde yüksek teknolojili araçlar kullanmak için görevlendirilmiş İsrailliler var. Türkiye ile de ilişkilerimiz kötüleşti. Açıkçası bu konuda biz İran’la birlikteyken Suriye ile ikili veya üçlü görüşmeler yapmaktan kaçındılar. Çünkü Kuzey Irak’ta olup bitenler ve başkaları tarafından sömürülme olasılıkları konusunda bir tür endişeleri vardı. Türkiye’yi biliyoruz ve hedefi de bizim hedefimizle aynı. Türkiye, bir Kürt devleti kurulmasından endişe duyuyor. Aynı şekilde İran da öyle. Bu, üç ülke arasında Irak’ın bölünmemesi için iyi bir ortak nokta, çünkü ortak bir tehlike var. Irak’a girdiklerinde onlara saldırdığımız için bu üçlü komitenin çalışmalarını durdurdular. Onların açıklamalarına dönüp bakarsanız sebebin bu olduğunu göreceksiniz. Onlara, uyarılar yapmak için toplandığımızı, Irak’ın bütünlüğüne saygısızlık yapmak için toplanmadığımızı aktardık. Birimiz Irak’a nasıl girebiliriz ki? Bu, iki yıl önce Tahran’daki son görüşmeydi. Onlar ise güvenlik boşluğu olduğunu ve Kürtlerin savaştığını iddia ettiler.”
Iraklı bakan güvenlik boşluğunu oluşturan sebebi sordu. Suriyeli bakan da şöyle devam etti: “Her şeye rağmen duruşumuz belliydi. Size şunu söyleyebilirim ki son yıllarda Irak, Suriye ve milletimiz adına çok bedel ödedik. Şimdi Türkiye ile ilişkilerimiz çok kötü ve bu kötü ilişki yüzünden yalnız olduklarını söyleyerek İsrail ile askeri ittifak kurdular. Ve bu ittifak için kendilerini haklı çıkardılar. Ürdün ile ilişkilerimize gelirsek, önceden bir bağlantı vardı ama Hüseyin Kamil konusundan sonra bu bağlantı da koptu. Bizimle ilk iletişime geçenler onlardı.”
“İkinci nokta: Güvenlik Konseyi veya Teftiş Kurulu kararlarının uygulanmasının bir takvime sahip olması, ucu açık olmaması gerektiğine, yoksa bu kararların uygulanmasının yüz yıl sürebileceğine inanıyoruz.”
Ertesi gün Devlet Başkanı Esed, Iraklı bakanı kabul etti. Sahaf’ın Esed’e, kendi liderinden getirdiği, durumun, gelişmelerin ve krizin nedenlerinin ve analizlerinin sunulduğu, Suriye’nin durumunun övüldüğü mektubu sunmasının ardından Hafız Esed ona şunları söyledi:
Suriye krizin amaçlarının farkında ve tüm Arap durumuyla ilgileniyor. Bu geçici şartlarda iki ülke arasındaki ilişkileri durdurmayacağız. Çünkü dış mihrakların hedefi çok büyük. Özellikle de İsrail’in hedefleri. Bu yüzden tutumumuz çok açık.
Olanların Kuveyt ile değil İsrail ve ABD çıkarlarıyla ilgisi var ve tüm bölgeyi hedef alıyor. Bu nedenle, Irak’a yönelik saldırganlığın sonuçları konusunda uyarılarda bulunan bazı kardeşlerle temas kurdum. ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde net bir tavır ortaya koyduk.
Irak’ın bahaneleri ve fırsatı istismar etmeye çalışmayı bırakması gerektiğine inanıyoruz. Şu anda önemli olan askeri bir müdahaleden kaçınmak. Askeri bir müdahale olursa, geçici de olsa planlarımızın büyük bir kısmı bozulacak.

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 1: Hafız Esed, Saddam Hüseyin’den ilk mesajını dikkate aldı ve yanıt vermeden önce Saddam’ı test etti

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor 2: Saddam Esed’e 1996’da Lübnan’a yönelik İsrail saldırılarına karşı “gizli  zirve” teklif etti

Şarku’l Avsat, 1990’ların ortalarında Suriye ve Irak cumhurbaşkanları arasındaki gizli mesajlar yayınlıyor-3: Esed Saddam’ı durdurmak için Fransa’ya iş birliği teklif etti

 



Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash
TT

Güç ve kafa karışıklığı arasında gidip gelen Trump'ın ekibinin hızlı girişimleri ve ani kararları

Görsel: Nash
Görsel: Nash

Robert Ford

Washington'un Ukrayna'daki savaşı sona erdirme planı konusunda ABD hükümetinin üst kademelerinde geçtiğimiz yıl 22 Kasım’da yaşanan kafa karışıklığı, 50 yıldır ABD dış politikasını takip ettiğim süre içinde hiç görmediğim nadir bir zirveye ulaştı. Aynı ayın 20'sinde, ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'ye, savaştan çıkmanın bir yolu olarak sunulan 28 maddelik barış planını kabul etmesi için doğrudan baskı uyguladı. Ancak hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden Kongre üyeleri şartları görür görmez, bunları tamamen Rus taleplerinin listesi olarak değerlendirerek reddettiler.

sdfvbg
ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, 21 Ekim'de İsrail'in J.D Vance ve Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte basın açıklamasında bulunurken (Reuters)

Medya, planın ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Florida'daki evinde düzenlenen toplantılarda, damadı Jared Kushner ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından gönderilen özel bir Rus temsilcinin katılımıyla hazırlandığını kısa süre sonra ortaya çıkardı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 22 Kasım'da gelişmeler karşısında artan öfkeyi yatıştırmak için bazı senatörlerle temasa geçti.

Senato'da yıllarca birlikte çalıştıkları için onları iyi tanıyordu. Ancak, Rubio ile görüşmelerinin hemen ardından, Rubio'nun planın Rusya kaynaklı olduğunu ve Washington’ın bunu sadece Kiev'e ilettiğini doğruladığını medyaya açıkladılar.

Dışişleri Bakanlığı bu iddiayı hemen yalanladı ve senatörlerin bakanı yanlış anladığını, 28 maddenin Amerikan planı olduğunu ve Ukrayna'nın bu temelde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Washington ve Avrupa'da eleştiriler artarken, Trump o akşam Beyaz Saray basın toplantısında planı değiştirmeye açık olduğunu söyledi.

Arku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre sürecin kırılganlığını ortaya koyan bu karışıklığın ardından Witkoff ve Kushner, Ukrayna yetkilileriyle hızlı bir şekilde harekete geçerek yeni bir 20 maddelik plan hazırladı. Bu plan, daha sonra aralık ve ocak aylarında Moskova ve Kiev ile yapılan müzakerelerin temelini oluşturdu.

Hızlı girişimler ve ani kararlar

Bu senaryo, Amerikan karar alma sürecinin olağan bağlamında tipik bir durum değildir. Trump'ın dış politika yaklaşımını anlamak için, Gazze'deki savaşın kapsamını ve yoğunluğunu azaltmak gibi bazı başarıların, Ukrayna'daki ilk 28 maddelik planı çevreleyenler gibi, aynı derecede yoğun kafa karışıklığının yaşandığı anlarla birlikte gelebileceğini kabul etmek önem arz ediyor. Trump, Ortadoğu ve Ukrayna dosyalarını yönetmek için, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Başkan Yardımcısı Vance ve Genel Sekreteri Susan Wojcicki, eski dostu ve milyarder iş adamı Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’ı görevlendirdi. Bu kişiler, kararları alıp bunları olağanüstü bir hızla uygulamaya koyma becerisiyle tanınıyor. Başkana olan yakınlıkları, bu kişilere dünyanın dört bir yanındaki üst düzey liderlerle görüşebilecekleri açık pencereler sağlıyor.

Geçtiğimiz ekim ayında Witkoff ve Kushner, Trump'ın nüfuzunu kullanarak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya baskı uyguladı ve sonunda ateşkes ve Gazze'deki savaşı sona erdirmek için ABD'nin planını kabul etmesini sağladı. 2025'in sonunda ekip, Gazze'ye insani yardım akışını üç katına çıkarmayı başardı. Bunlar somut etkiye sahip adımlardı, ancak ateşkesi istikrara kavuşturmak, kalıcı barışı sağlamaktan daha kolaydı. Gazze'deki ateşkes kırılganlığını korudu ve tam olarak uygulanamadı, Ukrayna'da ise halen ateşkese ulaşılamadı.

Hatalar ve yavaş takip

Amerikan başkanlarının dış politikayı yönetirken küçük bir danışmanlar çevresine güvenmeleri alışılmadık bir durum değildir, ancak Trump yönetimi bunun ötesine geçerek, sürpriz bir hamle ile Ulusal Güvenlik Konseyi personelinin yarısından fazlasını görevden aldı. Bu keskin azalma ile Konsey'in rolü, en üst düzey karar alma çevrelerinden izole olacak ve önemli kararların ayrıntılarını takip edemeyecek veya krizlere dönüşmeden önce bunların sonuçları konusunda uyarıda bulunamayacak kadar azaldı. Washington'da her zamanki kurumsal süreç izlenseydi, Ulusal Güvenlik Konseyi, Witkoff, Kushner ve Trump'ı 28 maddelik planın Ukrayna, Avrupa ve Kongre'de tetiklediği muhalefet dalgası konusunda uyarırdı.

Witkoff, Rusya'nın toprak taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında esas olarak Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşündü.

Aynı zamanda, bu kurumsal çerçevenin dışında, Witkoff ve Kushner'in yakın arkadaşları uzmanlık alanlarının ötesinde roller üstleniyorlar. Bunlar arasında Ukrayna savaşı müzakerelerinin yönetiminde yer alan New Yorklu finans yöneticisi Josh Greenbaum ve Gazze'nin yeniden inşasının planlamasından sorumlu Aryeh Lightstone da bulunuyor. Geçtiğimiz yıl Gazze’deki insani krizin kötüleşmesiyle Lightstone ve üstleri, uluslararası yardım sistemini atlayarak alternatif bir mekanizma oluşturmaya karar verdiler.

Gazze İnsani Yardım Fonu'nun faaliyetleri, yardım çalışmalarına ilişkin uluslararası standartlardan saparak Gazzelileri sınırlı miktarda gıda elde etmeye çalışırken ciddi tehlikelere maruz bıraktı ve ardından yaygın eleştirilere maruz kaldı. Bununla birlikte ne Lightstone ne de Greenbaum, kararların anlam ve etkililiğini belirleyen ince ayrıntıların formüle edildiği Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve istihbarat kurumlarıyla karmaşık koordinasyonu yönetme konusunda yeterli deneyime sahipti.

Bu bağlamda yukarıda bahsi geçen kişilerden oluşan bu küçük çevrenin sahadaki karmaşıklıkları kavramakta ve gelişmeleri öngörmekte zorluk çekmesi şaşırtıcı değil. Rusya'nın bölgesel taleplerini defalarca yanlış değerlendirdi ve bazen Moskova'nın aslında Kiev'in kontrolü altında olan toprakları terk ettiğini düşünen Witkoff, geçtiğimiz yılın mart ayında, Moskova ve Kiev ile yaptığı görüşmelere dayanarak, Beyaz Saray her iki ülkedeki enerji altyapısına yönelik saldırıları sınırlayan kısmi bir ateşkes ilan etti. Ancak anlaşma, herhangi bir yaptırım veya caydırıcı önlem alınmadan kısa sürede çöktü.

bgrthfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde Gazze’deki savaşı sona erdiren uluslararası zirve sırasında konuşma yaparken, 13 Ekim 2025 (Reuters)

Witkoff, geçtiğimiz ocak ayında gerçekleşen Davos Forumu’nda medyaya Moskova ile Kiev arasındaki farklılıkların tek bir konuşulmayan konuya indirgendiğini söyledi. Muhtemelen toprak kontrolü konusuna atıfta bulunuyordu, ancak bu konu en büyük ve en çözümsüz anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyordu. Kiev de güvenlik garantileri ve yeniden inşa planının henüz kesinleşmediğini kamuoyuna açıklamaya devam etti. Witkoff ve Kushner'in 22 Ocak'ta Putin'i ziyaret etmelerinin ardından, Rusya Dışişleri Bakanlığı toprak taleplerinden geri adım atmayacağını vurgularken, Rus yetkililer mevcut Ukrayna hükümetinde değişiklik yapılması çağrısını yineledi. Böylece, nihai bir anlaşmaya varmanın yolunun ‘tek bir mesele’ ile sınırlı olmadığı, karmaşık bir dizi koşul, denge ve kumar ile engellendiği ortaya çıktı.

ABD’li diplomatlar geçtiğimiz sonbaharda, Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir fikir sahibi değillerdi.

Ukrayna ve Gazze dosyalarını yöneten bu departmanın çalışmalarındaki bir ciddi sorun, zaman yetersizliği ve sürekli takip yapmanın zorluğu. Gazze’de ateşkes planıyla ilgili ivme geçen sonbaharın sonlarında yavaşlarken, Witkoff ve Kushner Ukrayna dosyasıyla meşgullerdi. Beyaz Saray içinde uygulamayı takip etmek için küçük bir çalışma grubu oluşturdular, ancak bu grup ilk aşama için temel koşulları yerine getiremedi. İsrail, askeri operasyonlarına devam etti ve 10 Ekim'de ateşkesin başlamasından sonra 400'den fazla Filistinliyi öldürdü. Refah Sınır Kapısı’nı açma çabaları sarf edildi.

Witkoff ve Kushner, bu yılki Davos'ta, Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının iyileştirilmesi meselesini ele aldılar, ancak ilk aşamadaki başarısızlıkları geride bırakarak ikinci aşamaya geçtiler. İkili, Gazze Uluslararası İstikrar/Görev Gücü ile ilgili fikirlerini sundu. Bunlar arasında, birkaç yıl içinde yarım milyon Gazze sakini için Refah'ı yeniden inşa etmeyi, sahili lüks bir turizm merkezi haline getirmeyi ve yapay zeka ile çalışan bir yüksek hızlı demiryolu ağı ve lojistik sistemi oluşturmayı öneren Project Sunrise (Sunrise Projesi) da vardı. Projenin finansal tahminleri halen belirsiz, ancak proje için on milyarlarca dolar gerekecek.

Kushner, Davos'ta biçim olarak etkileyici ancak Gazze'nin gerçeklerinden çok uzak bir vizyon sundu. Gazzelilerin yeniden inşa yıllarında nerede yaşayacaklarını, tarıma elverişsiz arazilerle nasıl başa çıkılacağını veya devam eden İsrail saldırıları sorununu nasıl çözeceklerini açıklamadı. Projeyi finanse etmek için özel yatırımcıları çekmenin istikrarlı bir güvenlik ortamı olmadan mümkün olmayacağını kabul etti, ancak uluslararası istikrar gücü planının hala belirsiz olduğunu ve taahhütlerin alınması ve fikirlerin gerçeğe dönüştürülmesinin uzun zaman alacağını belirtmedi. Hamas'ı silahsızlandırma planı ise, milisleri silahsızlandırma konusunda diğer deneyimlerden alınan genel ilkelerle sınırlıydı ve net uygulama adımları ya da bir takvim barındırmıyordu. Fikirler üretilebilir ve kavramlar geliştirmesi çok da zor olmaz. Ancak bunları uygulanabilir politikalara dönüştürmek zaman, uzman bir ekip ve titizlikle takip etme becerisi gerektirir. Trump'ın ekibinin bu tür bir çabayı sonuna kadar sürdürebilecek kapasitede olduğu net değil.

Barış Konseyi’nde aceleye getirilen çalışmalar

ABD’li diplomatlar, geçtiğimiz sonbaharda Amerikan barış planını nasıl uygulanabilir bir mekanizmaya dönüştürebilecekleri konusunda net bir düşünceye sahip değillerdi. Ancak halihazırda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) bir alternatif olmadığından 17 Kasım'da 2803 sayılı Karar ile planı kabul etti.

16 Ocak'ta Barış Konseyi’nin kurulacağı duyuruldu, ancak hazırlıklar aceleye getirilmiş ve eksik kalmıştı, sanki cevaplara güvenmek yerine cevapları önceden belirlemişler gibiydi. 23 Ocak'ta yapılması planlanan imza töreninden sadece altı gün önce 60 ülkeye davetiyeler gönderildi. Bu büyüklükteki bir girişimin, tereddüt edecek birçok ülkede soru işaretleri uyandırması doğal olsa da Washington'ın bu soru ve endişelere ikna edici cevaplar verebilecek yeterli zamanı sağlayamaması hiç doğal değil.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

ABD yetkilileri, fikirlerini kamuoyunun gözü önünde tartışmak yerine, tüzüğü açıklamadan önce eylem planlarını iyice gözden geçirmiş olsalardı, bu sorunların bir kısmı önlenebilirdi. Öyle ki burada Franklin Roosevelt yönetiminin, 1945 yılında BM’yi kurmadan önce iki yıl boyunca dünya ülkeleriyle müzakere ettiğini hatırlatmak faydalı olacaktır. Kuveyt'in Irak işgalinden kurtarılması ve Körfez Savaşı'nı sona erdiren Şubat 1991'deki ateşkesin ardından, Bush yönetimi, Eylül 1991'deki Madrid Barış Konferansı'nın taslağını hazırlamak ve programlarını ve komitelerini düzenlemek için birkaç hükümetle sekiz ay süren yoğun müzakereler yürüttü. Öte yandan Trump’ın ekibi, kısmen medyaya bilgi sızması korkusundan, kısmen de diplomatların anlamlı bir katkı sağlayabileceğine şüpheyle yaklaşmasından dolayı, önemli girişimlerinde geleneksel diplomatik kanalları atlama eğilimindeydi. Yönetimin iç çevresi, önce büyük yankı uyandıran etkinlikler düzenlemeyi, sonra da zaman elverdiğinde ayrıntılara dönmeyi tercih ediyor.

Gazze'deki küçük ekip başarılı olacak mı?

Sonuçta, geniş kapsamlı ABD planı dışında Gazze için gerçekçi bir yol bulunmamakta ve başka ülkeler de Barış Konseyi’ne katılmayı tercih edebilir. Ancak Batı'nın desteğinin olmaması, yeniden inşa yükünü Körfez ülkeleri ve özel yatırım gruplarının omuzlarına daha ağır bir şekilde yükleyecekti. Aynı zamanda, Gazze'yi yönetmekle görevli Filistinli teknik ekibin kesin yetkileri hala belirsizliğini koruyor ve bu da Kudüs ile öngörülebilir sürtüşmelere kapı açarak, hızı belirlemek ve yeniden felce girilmesini önlemek için ABD'nin tekrar tekrar müdahale etmesini gerektirecek.

xzvfdvfgth
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin’de ABD'li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner'ı karşılıyor, 22 Ocak 2026 (AFP)

Beyaz Saray, 16 Ocak'ta Witkoff ve Kushner'in yardımcıları Arié Lightstone ve Josh Greenbaum'un Barış Konseyi'ne danışman olarak atandığını duyurdu. Burada Kushner ve Lightstone'un, 2017-2018 yıllarında Filistin Yönetimi'nin talepleri karşısında hayal kırıklığına uğrayarak, 2019 ve 2020 yılları arasında Abraham (İbrahim) Anlaşmaları müzakereleri sırasında bölgesel barış vizyonunda Filistinlileri marjinalize etmeye çalıştıklarını hatırlatılmalı. Greenbaum’un Gazze’deki savaş sırasında Washington'ın İsrail'e verdiği desteği protesto eden öğrenci gösterilerinin düzenlendiği Amerikan üniversitelerini cezalandırmak için Trump yönetiminin çabalarına en aktif katılanlardan biri olduğu da unutulmamalı.

Barış Konseyi Genel Direktörü Nikolay Mladenov ve onunla birlikte çalışan Filistinli ekip, sahada gerçek bir ilerleme kaydetmek amacıyla ABD’li ekipten ve Trump’tan kesintisiz erişim ve doğrudan destek almalı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'nin ülkesinin iktidarındayken yaşadığı zorlu deneyimi, Mladenov ve meslektaşları için bir ders niteliğinde. Zira onlar Washington'da Zelenskiy'nin sahip olduğu düzeyde siyasi desteğe ve ABD başkentinde rüzgarın yönü değiştirdiğinde aynı manevra alanına sahip olmayacaklar.


Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
TT

Maskat müzakereleri: Sadece nükleer dosya ile kapsamlı anlaşma arasında

ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Hürmüz Boğazı (Reuters)

Ömer Harkus

Umman'ın başkenti Maskat'ta Washington ve Tahran arasındaki müzakerelerin umut verici bir başlangıç ​​yaptığı yönündeki konuşmalar, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin Washington'un İran'a karşı askeri operasyon düzenlemesi durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağı tehdidinde bulunmasını engellemedi.

İlk müzakere turunun sona ermesinden saatler sonra, İran ve ABD arasındaki gergin ilişki, askeri ve ekonomik hazırlıklar, bölgeyi açık çatışmanın eşiğine iten karşılıklı baskılar arasında bir kez daha sınanıyor. Tahran turu “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirirken, Washington bunu angajman kurallarını yeniden tanımlama fırsatı olarak gördü.

Asgari güven düzeyinin testi olarak nitelendirilen bir turdan sonra Arakçi, müzakere gündeminin Tahran'ın caydırıcılık sisteminin kalbinde yer aldığını düşündüğü konuları da kapsamasını engelleyecek dar bir çerçeve belirlemek için gerçek bir ilerleme kaydedilmeden önce, askeri tehditlerin ve ekonomik baskıların kaldırılmasını talep eden bir dizi açıklama yayınladı.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, nükleer program ile yetinmeyen, İran'ın balistik füze programını ve bu füzelerin menzilini de içeren, ayrıca, Tahran'ın bölgedeki silahlı örgütlere verdiği desteği, insan hakları ve baskı konusundaki iç tutumunu da ele alan kapsamlı bir anlaşma için bastırıyor. Washington'un adımları, İran'ın enerji, madencilik ve petrokimya sektörlerindeki finansman kaynaklarını felç etme çabasıyla, Tahran ile ticaret yapan ülkelere yüzde 25 oranında gümrük tarifesi uygulayarak desteklediği “azami baskı” stratejisinin bir parçası.

Diplomatik değerlendirmelere göre ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek. Bu, İran'ın bölgesel müttefik ağını zayıflatarak nüfuzunu azaltmayı amaçlayan İsrail vizyonuyla örtüşüyor.

sxdcfrgt
Umman Dışişleri Bakanı Said Bedr el-Busaidi ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, 6 Şubat, Maskat (Umman Dışişleri Bakanlığı/Reuters)

Buna karşılık, Tahran, İranlı yetkililerin de vurguladığı gibi, başından beri açık olan “kırmızı çizgilerine” sıkıca bağlı. İran, arabuluculara nükleer program dışındaki herhangi bir konunun görüşülmesine kapının kapalı olduğunu bildirdi. Arakçi, “tehdit ve baskıdan vazgeçmek, herhangi bir diyalog için ön koşuldur” dedi. Tahran'ın “sadece nükleer konuyu görüşeceğini ve Washington ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğini” ifade etti.

Diplomatik değerlendirmelere göre, ABD'nin baskıyı artırmadaki amacı, nükleer anlaşmayı bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiren daha geniş bir müzakere platformuna dönüştürmek

İranlı bir kaynak, Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasında ısrar ettiğini, ancak zenginleştirme seviyesi ve saflığı veya nükleer yakıtı yönetmek için bölgesel bir konsorsiyum oluşturmak gibi alternatif düzenlemeler konusunda görüşmeye istekli olduğunu ifade etti. Nükleer stokun doğrudan Amerikan gözetimi altında olması fikri ise orta yol olarak bir kısmının Rusya'ya devredilmesi olasılığı konuşulsa da kabul edilemez olmaya devam ediyor.

İran ne istiyor?

Tahran'ın vizyonu, zenginleştirme konusunda teknik bir anlaşmaya varmanın ötesine geçiyor. Başta bankacılık ve petrol sektörüne yönelik yaptırımlar olmak üzere ekonomik yaptırımların derhal ve etkili bir şekilde kaldırılması dahil çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Buna ilave olarak, üzerindeki askeri baskıyı azaltmak için Amerikan askeri varlıklarını coğrafi çevresinden uzaklaştırmayı hedefliyor. Olası herhangi bir saldırıya karşı ilk savunma hattı olarak bölgesel müttefikler veya “vekiller” ağını korumayı amaçlıyor.

İranlı kaynağa göre bu hedefler, İran'ın askeri ve teknolojik ilerlemeleri göz önüne alındığında çok önemli gördüğü nükleer tavizler karşılığında bölgesel nüfuzunu pekiştirmeye dayalı bir vizyonunu yansıtıyor. Tahran'ın bu tutumu, Kudüs'teki bir Arap kaynağın belirttiği gibi, şimdilik diyalog devam etmesine rağmen, iki taraf arasındaki uçurumu daha da genişletiyor.

Maskat görüşmelerindeki en büyük sorun, müzakere gündemi. Amerikalılar, füzeler ve bölgesel nüfuz konularına değinilmeden varılacak bir nükleer anlaşmanın kırılgan olacağına inanırken, İranlılar bu konuların dahil edilmesinin müzakereleri bölgesel davranışlarına yönelik “siyasi bir yargılamaya” dönüştüreceğine inanıyor. Bu noktada müzakereler ilan edilmemiş bir savaş olarak tanımlanabilir. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışıyor ve balistik füze sorunu İsrailliler için son derece önemli. Bu nedenle, Maskat'ta görüşülen her konu için son tarihler belirlenmesi konusunda ısrar ediliyor. Amerikalılar açısından nükleer dosya, birincisi kendisini tartışmak, karşılıklı olarak talepleri ve teklifleri sunmak için ikincisi ise bir karara varmak için sadece iki oturum gerektiriyor. Bu, önümüzdeki birkaç günde, cuma günü Maskat'ta görüşülen konulara ve bunlara ilişkin benimsenen tutumlara verilen yanıtları göreceğimiz anlamına geliyor; aksi takdirde, durum farklı gelişmeler gösterecektir.

Müzakereler başlamadan önce bölgedeki birçok ülke, balistik füze programının ve Tahran'ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin hızla müzakerelere dahil edilmesinin müzakerelerde bir çıkmaza yol açacağından ve ilerleme şansını baltalayacağından endişe ederek, ilk günkü görüşmelerin nükleer meseleyle sınırlı tutulmasını destekledi.

Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor ve katılımın, savaşın şu anda tercih edilen bir seçenek olmadığı konusunda karşılıklı bir anlayışı yansıttığına inanıyor

Washington için nükleer mesele endişe kaynağı olmaya devam ediyor, çünkü tahminler İran'ın yaklaşık 400 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğunu gösteriyor. Bu miktar, zenginleştirme oranı yüzde 90'a çıkarılırsa teorik olarak dokuz nükleer savaş başlığı üretmek için gereken eşiğe yaklaşıyor.

İran, vekiller ve kollar

Bölgede yaşanan değişimin ışığında vekiller ağı savaşı dönüyor. Washington ve Tel Aviv, Tahran ile müttefikleri arasındaki bağları koparmaya çalışırken, İran, rolünü kaybetmesine rağmen, bu ağın beklenmedik saldırılara karşı gelişmiş bir savunma hattını temsil ettiğine inanıyor. Bu “kolların” her birinin kendine özgü krizleri var. Irak'ta siyasi güçler bakanlıkların ve başkanlıkların paylaşımına dalmış görünüyorlar. Kaldı ki Irak’ta daha önce ülkeyi Hamas hareketinin saldırısının ardından 7 Ekim 2023'ten bu yana bölgede devam eden çatışmadan uzak tutma çağrıları yapılmıştı. Ancak Hizbullah Tugayları liderliğindeki birkaç küçük örgüt, gelecekteki herhangi bir savaşta Tahran'a katılma konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Lübnan'a gelince, İsrail’in liderlerini, askeri tesislerini, altyapısını hedef almaya odaklanmasıyla birlikte Hizbullah büyük bir askeri baskıyla karşı karşıya. Hatta iç çatışmalar siyasi yetkililerinin görevlerinden ayrılmasına yol açtı. Yemen'deki Husiler şu ana kadar en önemli güç olmaya devam ediyor; zira Kızıldeniz'de gerilimi yükseltmeleri küresel nakliye maliyetini artırmış ve İran'a yönelik herhangi bir saldırının hayati önem taşıyan deniz yollarını tehdit edebileceği mesajını vermişti.

cdfvgh
USS Abraham Lincoln uçak gemisi Kaliforniya'daki San Diego üssünde, 11 Ağustos (Reuters)

Bu koşullar çerçevesinde Tahran'daki bir kaynak, Maskat müzakerelerinin nihai bir sonuca varmayacağını tahmin ediyor. Kendisi, müzakerelere katılmanın, savaşın şu anda ne Tahran ne de Washington için tercih edilen bir seçenek olmadığı yönündeki karşılıklı farkındalığı yansıttığı değerlendirmesinde bulunuyor. Olan bitenin diyalog ve baskının birleşimi olduğuna inanıyor, ABD’nin İran içini etkilemek amacıyla ekonomik olarak gerilimi artırmaya yöneleceğini tahmin ediyor.

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir

İranlı kaynak, devam eden baskının “Tahran'ı uyarıda bulunmaya”, İsrail'den daha kolay hedefler oldukları ve tepkilerinin daha öngörülebilir olduğu göz önüne alındığında, belki de bölgedeki Amerikan çıkarlarına karşı proaktif bir saldırı yapmayı düşünmeye ittiğini belirtti.

Müzakerelere rağmen Tahran, olası saldırılara karşı güçlerini hazırladı. Bu hazırlıklar, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve yeni yaptırımlar ve belki de sınırlı askeri saldırılar yoluyla gerilimi tırmandırma olasılığına dayanıyor. Ülkenin en gelişmiş uzun menzilli balistik füzelerinden biri olan “Hürremşehr-4”ün konuşlandırıldığını duyuran silahlı kuvvetler, özellikle hava, kara ve deniz sınırlarındaki hazırlıklarını en üst seviyeye çıkardı.

Geçici bir anlaşma mı yoksa saldırı mı?

Önümüzdeki günler, yaptırımların sınırlı ölçüde hafifletilmesi karşılığında yüksek düzeydeki zenginleştirmenin dondurulmasını içeren geçici bir anlaşmaya sahne olabilir. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bölgedeki etkili ülkelerin istediği kapsamlı anlaşmaya gelince, bu şu anda çok uzak görünen bir senaryo. Sonuç olarak Maskat görüşmeleri “son şans” müzakerelerine daha yakın görünüyor. Yetkililer diyaloğun başladığını temkinli bir olumlu tavırla duyururken, arka planda denizdeki Amerikan savaş gemileri ve caydırıcılık mesajları olarak sergilenen İran füzeleriyle somutlaşan güç dili devam ediyor. En büyük sorular hâlâ cevapsız: Anlaşmaya varılmazsa “kötü şeyler” olabileceği uyarısında bulunan Trump, sadece sınırlı bir nükleer zaferle mi yetinecek? Yoksa İran'ın kırmızı çizgileriyle çatışan kapsamlı bir anlaşma için mi bastıracak? Bu iki seçenek arasında, tüm bölge kontrol altına alma olasılığı ile patlama olasılığı arasında gidip geliyor gibi görünüyor.


Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
TT

Starmer, İşçi Partisi milletvekillerini kendisini İngiltere başbakanı olarak tutmaya ikna etmeye çalışıyor

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (AP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın pozisyonu bugün, sadece bir buçuk yıldır sürdürdüğü görevinden alınmasını engellemek için İşçi Partisi milletvekillerini ikna etmeye çalışırken, pamuk ipliğine bağlı gibi görünüyor.

Starmer, son iki günde özel kalem müdürü Morgan McSweeney ve iletişim direktörü Tim Allen'ı kaybetti ve İngiltere'nin eski ABD Büyükelçisi Peter Mandelson ile hükümlü cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasının ardından İşçi Partisi milletvekillerinden desteğini hıazla kaybediyor.

Allen, Starmer'ın özel kalem müdürü Morgan McSweeney'nin istifasından 24 saatten kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, "Downing Street'te yeni bir ekibin kurulmasına izin vermek için kenara çekilmeye karar verdim" dedi.

Starmer'ın kendisi de muhalefetten istifa çağrılarıyla karşı karşıya. Bugün, zayıflayan otoritesini yeniden inşa etme girişiminde bulunmak üzere İşçi Partisi milletvekilleriyle kapalı kapılar ardında bir toplantı yapması planlanıyor.

Siyasi gerilim, Starmer'ın Epstein ile olan ilişkisini bilmesine rağmen Mandelson'ı 2024 yılında İngiltere'nin ABD Büyükelçisi olarak atama kararından kaynaklanıyor.

Starmer, geçen eylül ayında, Mandelson'ın 2008'de bir çocukla cinsel suçlardan mahkum edildikten sonra Epstein ile arkadaşlığını sürdürdüğünü gösteren e-postaların ortaya çıkmasının ardından onu görevinden almıştı.

Starmer geçen hafta "Mandelson'ın yalanlarına inandığı" için özür diledi.

Starmer'ın en yakın danışmanı ve Temmuz 2024'teki İngiltere genel seçimlerinde İşçi Partisi liderinin başarısının mimarlarından biri olarak kabul edilen McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson'ın atanması kararında yakından yer aldığını söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Peter Mandelson'ı atama kararı yanlıştı. Partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdi" ifadelerini kullandı. Sözlerine şöyle devam etti: "Fikrim sorulduğunda Başbakana bu atamayı yapmasını tavsiye ettim ve bu tavsiyenin sorumluluğunu tamamen üstleniyorum."

Mandelson'ın tazminatı

İngiliz hükümeti, Eylül 2025'te görevden alınmasının ardından Peter Mandelson'a ödenen kıdem tazminatı paketiyle ilgili bir soruşturma başlattığını duyurdu. Mandelson, özellikle 2008-2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, Epstein'e borsa hakkında potansiyel olarak zarar verici bilgiler sızdırdığı iddiasıyla şu anda bir güvenlik soruşturması altında bulunuyor. Cuma günü Mandelson ile bağlantılı iki adreste arama yapıldı.