Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
TT

Azerbaycan – İran gerginliği: Rusya ve arabuluculuk rolünü sürdürmenin güçlüğü

İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)
İran, Azerbaycan sınırı yakınlarında tatbikatlar düzenliyor. (DPA)

Moskova’ya bağlı Rusya’da hükümete bağlı Rus Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTSIOM) tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir anket Rusya’da her iki kişiden birinin nükleer savaş çıkmasından korktuğunu ortaya koydu. Anket, Ukrayna ile olası bir bölgesel çatışmaya veya Suriye’de batı ülkeleriyle potansiyel bir savaşa ilişkin endişelerin, Ruslar arasında Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkması ihtimaline yönelik kalıcı korkulara yol açtığını gösteriyor.
Bu nedenle Rusya'nın uçsuz bucaksız sınırlarına yakın herhangi bir gerilim, federal ve bölgesel basın kuruluşları için merkezi bir öneme sahip. Dağlık Karabağ bölgesindeki durum, yalnızca Rusya'nın 1990’lı yılların başlarında dağılan Sovyetler Birliği’nin topraklarındaki uzun yıllar sonra ortaya çıkan ilk silahlı çatışma olması nedeniyle değil, aynı zamanda bölgede birkaç bin Rus barış gücü askerinin görev yapıyor olması nedeniyle de büyük önem taşıyor. Ayrıca Ermeni asıllı gazeteciler Rus basınıyla sıkı bir koordinasyon içerisindeler ve görüşleri kamuoyunu etkiliyor.
Tahran ve Bakü arasında, Dağlık Karabağ bölgesindeki Stepanakert şehrine İran mallarının tedarik edilmesi meselesiyle başlayan anlaşmazlık yeni boyutlara ulaştı. Tahran, Azerbaycan sınırına asker yerleştirirken İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutan Yardımcısı Ali Fedevi, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i doğrudan eleştirdi. Fedevi, Azerbaycan yönetimini İran’ın askeri tatbikatlarına verdiği tepkiyi ‘küçük bir çocuğun davranışı’olarak niteledi. Ancak bu kriz, Ermenistan Ulusal Meclisi’nde hararetli tartışmalara konu olmasına rağmen medyada yeterince yer bulmadı.
İran'ın, ‘Hayber Fatihleri’ adını verdiği askeri tatbikat kapsamında, 2020 yılında Dağlık Karabağ Savaşı’nın en yoğun günlerinde sınırda konuşlandırılan DMO’nun kara birlikleri daha önce eşi-benzeri görülmemiş askeri eğitimler gerçekleştirseler de Rus ve hatta Ermeni basınında tatbikattan oldukça az söz edildi. Ancak istisnalar da yok değildi. Telegram, Messenger ve sosyal medya gibi kanallardan, İran ve Azerbaycan ordusu arasında olası bir silahlı çatışma ve Moskova'nın içine çekilebileceği yaklaşan bir savaşa dair gerçek dışı haberler yayıldı.
Askeri yönden bakıldığında, Tahran'ın ince hesaplanmış adımlar attığı görülüyor. Bölgedeki mevcut durum değiştiğinden (kısa vadede gerçekleşmesi neredeyse asla mümkün olmasa da) İran kendisini, her an her şeyin olabileceği bir çatışmaya hazırlanmak zorunda hissediyor. İranlılar, Azerbaycan sınırına öyle bir askeri teçhizat taşıyorlar. Bunun kapsamı açıklanmayan tatbikatlar çerçevesinde mi yoksa daha büyük amaçlar için mi yapıldığını anlamak ise mümkün değil. İranlı yetkililerden, tatbikatların zamanlaması ve özel hedefleri ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu yöntem, belirli bir askeri operasyonu gerçekleştirmek için yeterli sayıda askeri ve askeri aracı seferber etmek ve takviyeleri yoğunlaştırmak için gereken süreyi gizlemeye olanak sağlıyor. Azerbaycan, 2020 yılında, Rusya ve Ermenistan'daki birçok askeri uzmanı yanılttı. Çünkü Bakü, Dağlık Karabağ savaşından önce askeri birliklerini harekete geçirmeyi ve gizlice konuşlandırmayı başardı. Daha sonra saldırının başlıca hedefine yönelik dikkatleri dağıtmak için keşif gücünü kullandı.
İran attığı adımlarla siyasi açıdan, belki de kasıtlı olarak eylemlerinin yorumlanmasına alan açabilir. Buna ek olarak Dağlık Karabağ'daki durum, etnik faktör nedeniyle İran için hassas bir konu. Zira İran’ın kuzeybatı illerinde milyonlarca Azerbaycanlı yaşıyor ve açıkça Bakü yönetiminin görüşlerini destekliyorlar. Buna karşın İran'da yaşayan 100 binden fazla Ermeni, Erivan yönetimine sempati duyuyorlar. Aynı zamanda tutumlarına destek kazanma fırsatına sahipler.
Dolayısıyla Tahran, Ermenistan’a giden İran tırlarının Goris-Kapan uluslararası karayolunun bir bölümün Azerbaycanlılar tarafından denetlenmeye başlaması karşısında öfkeli. Söz konusu tırlar Dağlık Karabağ'a uyuşturucu sevkiyatı yapıldığına dair şüpheler nedeniyle aranıyorlar.
İranlılar, Ankara ile Bakü arasında artan askeri iş birliğinden de memnun sayılmazlar. Bunun yanı sıra Pakistan da Azerbaycan ve İsrail arasındaki geleneksel askeri-teknik iş birliğine katıldı. Geçen ağustos ayında Azerbaycan'ın diplomatik statüsü ve resmi temsilcisi olan bir ticaret heyeti İsrail'de turizmi geliştirmek için göreve başladı. Bu adım, iki ülke arasındaki ilişkilerde tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirildi. Aslında bu sadece, İsrail-Azerbaycan ilişkilerindeki iniş-çıkışları ortadan kaldıran ilk adımdı. Çünkü Bakü, Azerbaycan’ın 1994 yılında kurmasına rağmen İsrail'de diplomatik bir misyon edinmedi. Tahran, tüm gelişmeleri ihtiyatlı bir şekilde takip ediyor. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesiyle İran, İsrail'in Azerbaycan ve BAE'deki askeri varlığının kendisini tehdit edebileceğini düşünebilir. Ancak bunun olma ihtimali aslında oldukça düşük.
Azerbaycan sınırı yakınlarında gerçekleştirilen tatbikatlar, Tahran'ın kuzey komşusunun politikasına verdiği tek tepki olsa da Dağlık Karabağ'da yaşanan gerilimin ardından mevcut durum istikrarsızlaştı. Aslında, bir zamanlar izole bir jeopolitik bölge olan Güney Kafkasya, şimdi Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile daha yakından bağlantılı bir hale geldi. Ortadoğulu aktörler, Azerbaycan ve Ermenistan'da olup bitenleri gün geçtikçe daha fazla etkilemeye başladılar. Dolayısıyla Moskova'nın çatışma bölgesinin ortasında ılımlı bir arabulucu rolünü sürdürmesi güç olacaktır.
Rusya’nın Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi topraklarının geri kalanı üzerindeki vesayeti ise Rus barış güçlerinin beş yıllık görev süresi ile sınırlı. Moskova, Rus barış güçlerinin görev süresinin hoşnutlukla uzatılmasını beklemiyor. Çünkü Bakü ve Ankara, bölgenin tamamının kontrolünü, burayı ekonomik bölge olarak gören Azerbaycan'a geri verilmesinde ısrar edecekler. Bakü'nün bu topraklar üzerindeki yarım kontrolü, Karabağ’daki Ermenilerin bağımsızlık kazanabilecekleri yanılgısına düşmelerine yol açıyor. Bunu da Azerbaycan ordusuyla yaşanan çatışmalarda periyodik olarak ifade ediyorlar.
Ermenistan ve Rusya, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesindeki yükümlülükleri ile bir birlerine karşı sorumlular.  Rus barış gücü askerleri de lojistik olarak Ermenistan'daki üsse ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle Moskova, Ermeni birliklerin silahsızlandırılmasına açıkça soğuk bakıyor.
Son tahlilde Azerbaycan ve İran, genel olarak, askeri çözüme yönelik geniş kanallara sahipler. Bununla birlikte her iki ülke de müzakere grupları ve üst düzey toplantılar çerçevesinde çelişkilerin bir kısmını giderebiliyorlar. Ancak mevcut güç dengesi, İran'ı Ermenileri daha aktif bir şekilde desteklemeye zorlayabilir. Bu da, bölgede savaş sonrası net ve sürdürülebilir bir statükoya ulaşılması yönünde durumu büyük ölçüde karmaşık hale getirebilir.
Şarku'l Avsat Özel
Azerbaycan – İran gerginliği: İran'ın askeri tatbikatları ile nükleer anlaşma müzakereleri arasındaki ilişki
Askeri tatbikatlar Bakü-Tahran arasındaki gerginliği artırırken, İran basını Türkiye’yi İran’a karşı su savaşı başlatmakla suçladı
Azerbaycan, İran’ı uluslararası ve bölgesel güçlerle tehdit etti
İran’dan Azerbaycan’a uyarı: Güvenliğimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz
Gerginlikler daha büyük sorunlara dönüşmemeli



Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
TT

Topçu takviyesi... İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletmeyi mi planlıyor?

Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)
Güney Lübnan’daki Litani Nehri yakınlarında bulunan İsrail askerleri (Arşiv – İsrail ordusu)

İsrail, Güney Lübnan’daki işgalini genişletme tehditlerinin dozunu artırdı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail ile İran arasında yaşanabilecek olası bir çatışmaya dahil olması halinde Nebatiye ve Litani bölgelerinin de İsrail’in ‘kalıcı güvenlik bölgesi’ olarak tanımladığı alana dahil edilebileceğini söyledi. Bu tehditler, İsrail güçlerinin hangi bölgeleri kontrol altına almaya çalışabileceği ve daha geniş çaplı bir kara harekâtı düzenlemeye ne ölçüde hazır olduğu konusunda soru işaretlerine yol açtı. Söz konusu gelişmeler, İsrail’deki Knesset seçimleri yaklaşırken bölgede askeri hareketliliğin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Katz daha önce, güneyde geniş bir bölgenin sakinlerinin Zahrani ve Avali nehirlerine kadar uzanan alanlardan, ayrıca Beyrut’un güney banliyölerinden tahliye edilebileceği tehdidinde bulunmuştu. Bir milyondan fazla kişinin yerinden edilebileceğini belirten Katz, İsrail ordusunun bir kara harekâtı düzenlemeye hazır olduğunu da vurgulamıştı.

Bu tehditler, İsrail güçlerinin stratejik öneme sahip yüksek kesimlere doğru konuşlanmasını genişletmesinin ardından geldi. Nebatiye yakınlarındaki Şakif Kalesi ve Ali et-Tahir Tepesi, bu bölgelerin başında geliyor. Reyhan, Saced ve Cebel er-Refi tepeleri de İsrail hava saldırılarına maruz kaldı. Bu gelişmeler, İsrail’in yüksek kesimler ve coğrafi geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolünü genişletme ihtimaline ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

İsrail, doğal coğrafi engeller oluşturmaya çalışıyor

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail’in tehditlerinin Hizbullah’ı hedef almak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı olmadığını, başka siyasi ve coğrafi hedeflerle de bağlantılı olduğunu söyledi. Davud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Askeri mevziler ve kara operasyonları, kapsamı veya derinliği ne olursa olsun, sahadaki askeri manevra anlayışına hizmet etmelidir. Bu manevra da kendi başına büyük bir siyasi hedefe hizmet eder” dedi. İsrail’in hedefinin Hizbullah’ın merkezlerini vurmak ve askeri yapısını dağıtmakla sınırlı kalmadığını belirten Davud, bunun ötesinde coğrafya ve toprak üzerindeki kontrolle bağlantılı hedefler bulunduğunu ifade etti.

ascfghyv
Litani Nehri’nin güneyinde İsrail güçlerinin kontrolündeki bölgelerde sistematik yıkım ve tahribat operasyonları… Bint Cubeyl, 22 Nisan 2026 (AFP)

Davud, “Lübnan’ın güneyindeki İsrail hareketliliğini değerlendirmek için Suriye’nin güneyinde, özellikle Kuneytra kırsalı ve Cebel eş-Şeyh bölgesinde yaşananlara da bakmak gerekiyor. Görünen o ki iki süreç birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlıyor. İsrail, güvenlik bölgeleri oluşturmak için coğrafyayı kullanmaya dayalı bir yaklaşım izliyor” diye konuştu.

İsrail’in niyetlerinin yalnızca açıklamalardan hareketle değil, sahadaki gelişmeler temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Davud, “İsrail henüz ulaşmayı hedeflediği aşama hattına varmış değil. İlerleme mesafesi ne kadar olursa olsun, her askeri ilerleyiş birbirini izleyen aşamalar doğrultusunda gerçekleşir” dedi.

Davud, “İstenen ilerleme yalnızca 100 metreyle sınırlı olsa bile her askeri operasyon aşamalara ayrılır. Önce ateş hazırlığı yapılır ve kanatlar güvence altına alınır, ardından saldırı başlatılır ve mevziler tahkim edilir” ifadelerini kullandı. Askeri aşama hatlarının genellikle saldıran güçlerin konuşlanmalarını sağlamlaştırmasına ve savunmalarını düzenlemesine olanak tanıyan doğal coğrafi engellere dayandığını belirtti.

gbh
İsrail bombardımanı sonucu hasar gören ve yıkılan binaların arasında nargile içen bir vatandaş… Nebatiye, 23 Haziran 2026 (AFP)

Davud, “Önemli olan İsrail’in ne söylediği değil, sahada ne yaptığı ve hangi noktalara ulaşmaya çalıştığı” diyerek, İsrail güçlerinin belirgin bir coğrafi hatta ulaşmayı hedeflediğini belirtti. Davud, İsrail’in varlığını sağlamlaştırmasına imkân verecek coğrafi bir engele dayanmadan bir bölgenin ortasında duramayacağını ifade etti.

İsrail’in askeri hedeflerinin Sayda’nın kuzeyindeki Avali Nehri’ne kadar uzanabileceği ihtimalini gündeme getiren Davud, “İsrail güçlerinin Avali Nehri hattına ulaşması ve bu hattı kontrol altına alması, güvenlik kuşağının Lübnan topraklarının derinliklerine doğru genişletilmesi anlamına gelir. Bu hattın kontrol altına alınması, güneyinde kalan bütün bölgeleri, et-Tuffah bölgesi ve çevresindeki köyler de dahil olmak üzere, etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’la bağlantılı bir gerginlik

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail’in tehditlerini, yaklaşan İsrail seçimleri çerçevesinde İran’la olası bir çatışmaya yönelik askeri hazırlıklarla ilişkilendirdi.

Melaib, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Avali Nehri’ne kadar ulaşılabileceğine ilişkin sözlerinin, tehditlerin artık Nebatiye veya Litani bölgesiyle sınırlı kalmadığını, Sayda ve çevresini de kapsayan daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösterdiğini söyledi. Tehditlerin yalnızca güney bölgelerini değil, Beyrut’un güney banliyölerini de kapsadığına dikkati çeken Melaib, bunun seçimler yaklaşırken İsrail söyleminde ciddi bir tırmanış yaşandığını ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, tehditlerin sahadaki önemli bir askeri hareketlilikle eş zamanlı gerçekleştiğini ifade ederek, 282. Topçu Tugayı’nın Hizbullah’ın kullandığı insansız hava araçlarına (İHA) karşı mücadele ve çatışmalar sırasında tahliye operasyonları gibi konuları kapsayan geniş çaplı tatbikatlarını tamamladığını söyledi. Melaib, “Tugay, tatbikatların sona ermesinin hemen ardından Lübnan’ın güneyine geçti. Bu durum, İsrail’in mevcut birliklerine ek olarak, askeri emir verilmesi halinde harekete geçmeye hazır ilave bir topçu gücüne sahip olduğu anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in askeri operasyonlarını genişletme ihtimalinin belirli coğrafi noktalarla sınırlı olmadığını vurgulayan Melaib, bunun daha çok İsrail’in alacağı karara ve İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir çatışmaya Hizbullah’ın ne ölçüde dahil olacağına bağlı olduğunu belirtti. Gelişmelerin farklı yönlerde ilerleyebileceğini kaydeden Melaib, İran’ın İsrail seçimleri dönemini saldırılar düzenlemek veya seçimlerin seyrini etkilemek için değerlendirmesi ya da İsrail’in seçimlerden önce veya seçimler sırasında İran’a karşı savaşı genişletme yoluna gitmesi ihtimallerine işaret etti.

Melaib, İran’la çatışmanın genişletilmesi ihtimalinin ABD ile İsrail arasında da ele alındığını belirtti. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, İsrail açısından ağır sonuçlar doğurabilecek bir çatışmaya girilmesinin olası etkilerine ilişkin çekincelerini dile getirdiğini aktaran Melaib, özellikle İsrail’in askeri açıdan böyle bir çatışmaya hazır olmaması ve seçimlerin yaklaşması nedeniyle bu endişelerin önem taşıdığını ifade etti.

Hizbullah’ın hazırlıklarına ilişkin değerlendirmesinde ise Melaib, Lübnan güvenlik güçlerinin örgütle bağlantılı patlayıcı yüklü bir kamyonu ele geçirmesinin, ülkeye giren tek kamyonun bu olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Başka kamyonların da denetimlere takılmadan geçmiş olabileceğini belirten Melaib, bunun yeni bir bölgesel çatışmanın başlaması halinde Hizbullah’ın olası bir askerî harekâta hazırlanıyor olabileceği ihtimalini gündeme getirdiğini kaydetti. Melaib, “Bugün asıl soru, İsrail’in hangi noktaları kontrol altına almaya çalışacağı değil, operasyonları genişletmeye yönelik siyasi ve askeri kararın alınıp alınmayacağıdır” dedi.

Sahadaki gelişmeler

Sahada ise İsrail savaş uçakları, Nebatiye’ye bağlı Kafr Tebnit’e şiddetli bir hava saldırısı düzenledi. Saldırılar, Sur ve Bint Cubeyl’de hava ve topçu ateşinin yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Mansuri’ye üç, Zıbkin Vadisi’ne ise bir hava saldırısı düzenlendi. Topçu ateşi Beraşit, Haddase, Haris’in çevresi, Zıbkin ve Şakra çevresini hedef aldı. Şafak vakti ise Mansuri ve Mecdel Zevn bombalandı. İsrail savaş uçakları Sur ve çevresindeki köylerin üzerinde taciz uçuşları gerçekleştirirken Mansuri ve Beyt es-Seyyad üzerine aydınlatma fişekleri attı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, Haddase’ye düzenlenen hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuk da dahil olmak üzere iki kişinin yaralandığını açıkladı. Kfar Şuba’da ise İsrail güçleri, Lübnanlı çiftçilerin zeytin hasadı yapmak üzere topraklarına girmesini engelledi. Sınır köylerinde yaşayanların tarım arazilerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar da devam ediyor.


Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, Denzel Washington'a atfedilen uydurma sözü paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Trump, oyuncu Denzel Washington'a atfedilen uydurma bir sözü içeren X’teki gönderinin ekran görüntüsünü paylaştı. Uydurma sözde İlk Gün'ün (Training Day) yıldızı, televizyon sunucusuyken siyasete atılan Trump'tan daha "cesur" veya daha "zeki" birini görmediğini iddia ediyor.

Trump, pazartesi günü Truth Social'da, "Red Eagle Updates" adlı X kullanıcısının paylaşımının görselini yayımladı. Bu paylaşımda iki Oscar'lı Washington'ın Trump'ı "harika bir dost ve daha da iyi bir başkan" diye nitelediği, başkanın "sarsılmaz bir destekçisi" olduğunu ifade ettiği öne sürülüyordu.

Paylaşılan sözler şöyleydi:

Hayatım boyunca pek çok kişiyle çalıştım, Donald Trump'tan daha cesur, daha zeki ya da Amerika'yı daha fazla düşünen biriyle hiç tanışmadım. O harika bir dost ve daha da iyi bir başkan. Onun sarsılmaz bir destekçisi olmaktan gurur duyuyorum ve bunun için asla özür dilemeyeceğim. Tanrı Amerika'yı ve başkanımızı korusun.

Ancak Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre yıllar içinde Demokrat adaylara onbinlerce dolarlık bağışta bulunan Washington, hiçbir zaman böyle bir şey söylemedi.

Doğrulama sitesi Snopes, kamuya açık bilgiler üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptı ve Washington'ın sözkonusu ifadeleri kullandığına dair hiçbir kanıt bulamadı.

rgth5yj
Başkan Donald Trump, Akademi Ödüllü oyuncuya atfedilen sahte bir sözü paylaştı (Warner Bros.)

Aynı sözler, Rolling Stones'un solisti Mick Jagger ve oyuncu Matthew McConaughey gibi diğer tanınmış isimlere de yanlış bir şekilde atfedilmişti. Oysa bu isimlerin hiçbiri 47. başkana kamuoyu önünde destek vermedi.

Başkanın sosyal medya paylaşımı, gelecek ay yapılacak seçime kadar neredeyse her gün sahada olacağı yoğun bir ara seçim kampanyası sürecinde geldi.

Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi'ndeki kontrolü kaybetmesi ve Senato'daki sayılarının, Demokratların o kanatta da çoğunluğu elde edeceği bir seviyeye düşmesi bekleniyor.

Trump'ın halk nezdindeki onay oranı ikinci döneminin en düşük seviyesinde seyrediyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül'le 4 Ekim ​​arasında 5 bin 62 yetişkinle gerçekleştirdiği anket, onay oranını yüzde 30, onaylanmama oranını ise yüzde 68 olarak gösteriyor. Bu da temmuzdan bu yana 4 puanlık düşüş demek.

Reuters/Ipsos'un geçen pazartesi yayımladığı ankette de onay oranı yüzde 32 olarak belirlendi. Bu, ilk kez eylülde kaydedilen ve rekor düzeyde düşük olan oranla aynı seviye. CBS News/YouGov'un 30 Eylül'le 2 Ekim ​​arasında 2 bin 166 yetişkinle yaptığı ankette ise onay oranı yüzde 39 olarak tespit edildi.

Pew anketi ayrıca kendisini Trump destekçisi diye tanımlayanların yüzde 67'sinin onun performansını onayladığını gösteriyor. Bu oran, göreve başlamasından sonraki haftalarda yapılan benzer bir ankete kıyasla yaklaşık 30 puanlık düşüşe işaret ediyor. Cumhuriyetçilerin yalnızca yüzde 39'u ülkedeki gidişattan memnun olduğunu belirtiyor. Oysa bu oran, Trump'ın göreve başladığı dönemde yüzde 65 seviyesindeydi.

Independent Türkçe


Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
TT

Grönland, Trump'ı yalanladı: Devasa maden faaliyetleri yok

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)
Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı (Reuters)

Grönland yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerine" başlanacağı duyurusunu yalanladı.

Trump, sosyal medyada 13 Ekim'deki paylaşımında adada "devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu" yazmıştı.

ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırının Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacağını savunan Trump, adaya yerleştirilecek savunma sistemleriyle bunların hepsini etkisiz hale getirileceğini iddia etmişti.

Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ın Madencilik Bakan Yardımcısı Jorgen Hammeken-Holm ise CNN'e açıklamasında adada ABD'li şirketlerin faaliyet yürüttüğünü fakat Trump'ın savunduğu gibi "büyük çaplı maden arama çalışmalarından çok uzak olunduğunu" ifade etti.

Hammeken-Holm, "Halihazırda birçok küçük çaplı keşif çalışması yürütülüyor ancak bunların faaliyete geçmesi yıllar alabilir" diye ekledi.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı'ndan gönderilen açıklamada da ABD'nin Grönland'daki maden arama faaliyetlerini adanın yasal gereklilikleri çerçevesinde yapmak zorunda olduğunu bildirildi.

Bakanlık ayrıca ABD, Danimarka ve Grönland arasında geçen ay imzalanan anlaşmanın bu durumu değiştirmediğini vurguladı:

Anlaşma, Grönland'daki doğal kaynaklara erişim hakkında ABD'li yatırımcılara, diğer NATO ülkeleri, AB ülkeleri ve NATO ortaklarından gelen yatırımcılara kıyasla herhangi bir ayrıcalık tanımıyor.

Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen'ın imzaladığı anlaşma kapsamında Beyaz Saray, adada "geniş çaplı askeri varlık oluşturma sürecine derhal başlanacağını" bildirmişti.

Anlaşmayla ABD'nin, adanın güneyindeki Narsarsuaq'ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig'de iki askeri üs kurması öngörülüyor. Ayrıca Grönland'daki tek aktif Amerikan askeri tesisi olan Pituffik Uzay Üssü de genişletilebilir.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de anlaşmadan memnuniyet duyduklarını açıklamıştı.

Ancak Amerikan medyasındaki analizlerde, Grönland'ı defalarca işgalle tehdit eden Trump'ın adayı ABD kontrolüne alma hedefine ulaşamayarak büyük bir geri adım attığı yazılmıştı.

Sözkonusu anlaşma, ABD'yle Danimarka arasında Grönland'ın savunmasına ilişkin 1951'de imzalanan sözleşmeyi genişletiyor. Ancak geçen ay düzenlenen anlaşma metninde petrol veya doğalgaz arama faaliyetlerine ilişkin açık maddeler bulunmuyor. Diğer yandan "maden alanında işbirliği" ve "ekonomik kalkınmayla ticaretin teşvikine" değinilirken, bunlar hakkında da ayrıntılara yer verilmiyor.

Independent Türkçe, CNN, NBC News