Rusya’dan İsrail’in Suriye’deki saldırılarına ilişkin açıklama

Tel Aviv’den kaynaklar, İran’ın bölgedeki varlığında yaşanan azalmaya dikkat çektiler.

Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
TT

Rusya’dan İsrail’in Suriye’deki saldırılarına ilişkin açıklama

Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)
Kuneytra’daki bir BM aracının 26 Mart 2016’da çekilen görüntüsü. (Reuters)

Rusya, Suriye hava sahasında uçuş gerçekleştiren sivil uçular nedeniyle İsrail’in Palmira yakınlarına düzenlediği saldırıların geri püskürtülemediğini açıkladı.
Uzmanlara göre bu açıklama, Moskova adına ‘İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarının devam etme riskinin arttığına’ dair bir işaret taşıyor. Konunun, gelecek hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İsrail Başbakanı Naftali Bennett arasında yapılması beklenen görüşmeler sırasında da gündeme gelmesi bekleniyor.
Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi’nin Başkan Yardımcısı Vadim Kulit, Suriye kuvvetlerinin hava sahasında iki sivil uçak olması nedeniyle, 4 İsrailli savaşçının başlattığı saldırıya karşı hava savunma sistemlerini kullanamadığını bildirdi.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
 “İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait 4 adet F-16 savaş uçağı, Humus vilayetinde, ABD’nin işgalindeki et-Tanf bölgesi üzerinde 13 Ekim günü saat 23.35’ten 23.39’a kadar dört dakika boyunca Suriye hava sahasına girerek Palmira yakınlarındaki Fosfat Cevher Zenginleştirme Tesisi’ne saldırı düzenledi. Zenginleştirme Tesisi hedef alındı. Saldırıda bir baz istasyonu yok edildi.”
Kulit, İsrail saldırısında 1 Suriyeli askerin öldüğünü, 3 askerin yaralandığını ve tesiste maddi hasar oluştuğunu belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Suriye Ordu Komutanlığı, hava savunma araçlarını kullanmama kararını aldı. Çünkü saldırı anında bölgede, Dubai-Beyrut ve Bağdat-Şam seferi yapan 2 sivil uçak vardı.”
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bu, İsrail saldırılarına yanıt verememesinin nedenleri hakkında Rus ordusunun ilk ayrıntılı açıklaması oldu. Savunma Bakanlığı, son haftalarda Rusya’nın savunma yetenekleriyle desteklenen Suriye savunmasının İsrail saldırıları karşısındaki başarısıyla ilgili açıklamalar yayınlamıştı.
Rus uzmanlar, sivil uçaklara yönelik tehlikeleri gündeme getirmenin, Moskova’nın Suriye’ye yönelik İsrail saldırılarının devam etmesinde karşı hamlelerini genişletmesinin ilk ayağı olduğu görüşündeler. Bu durum, Moskova ve Tel Aviv arasında son dönemde yaşanan tartışmanın artması olarak değerlendirildi. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in geçen ay Moskova’ya yaptığı ziyaretinde yaşanan tartışmaların odak noktası da buydu. İki taraf, Suriye ile ilgili tüm konularda askeri koordinasyonu etkinleştirmeyi ve iki taraf arasında diyalog kanalları başlatmayı kabul etmişti.
Ziyaret, Bennett’in gelecek hafta Moskova’da gerçekleştirmeyi planladığı temasların ilk ayağı niteliğindeydi. Bennet’in ziyarette Putin ile de görüşmesi bekleniyor. Rus kaynaklar, İsrail’in Suriye’deki mevziilere yönelik devam eden saldırılarının, bir dizi başka tartışmalı konuyla birlikte masada olacağını aktardılar.
Moskova ve Tel Aviv, tartışmalı konuları Lapid aracılığıyla aşmaya çalışsa da Rus medyasının son günlerde ‘Rusya -İsrail diyalogunun karşılaştığı zorluklara’ odaklanması dikkat çekiciydi.
Rus kaynaklar, Moskova’nın ‘İsrail Başbakanı’nın Filistin tarafıyla müzakereleri yeniden başlatma fırsatına ilişkin sert açıklamalarından’ memnuniyetsizlik duyduğunu belirtirken bunun arka planında öncelikli olarak Filistin-İsrail çözümüne ilişkin olmak üzere görüşleri yakınlaştırma girişimlerinin önündeki engeller olduğuna dikkat çekildi. İkinci anlaşmazlık noktası ise Tel Aviv’in İran nükleer anlaşmasını canlandırma çabaları konusundaki tutumuyla ilgili. Ancak iki tarafın da İsrail’in Suriye topraklarına yönelik füze saldırılarını durdurmada ilerleme sağlayamadığı göz önüne alındığında başlıca engel Suriye meselesiyle ilgili. Bennett’ın Golan’daki yerleşim faaliyetlerini yoğunlaştırma planları konusundaki tavrının da yeni bir anlaşmazlık noktası oluşturması bekleniyor. Moskova, Golan Tepeleri’nin ‘işgal altında olan Suriye toprakları’ statüsüne ilişkin tavrına bağlılığını sürdürürken İsrail’in tek taraflı eylemlerini yasa dışı kabul ediyor.
Rus yorumcular, Moskova’nın şu an ‘Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e verilen destek’ ve ‘İsrail’in Suriye’deki mevziilere yönelik saldırılarına sessiz kalma’ arasında bir uzlaşıya dair ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu görüşündeler.
‘Nezavisimaya Gazeta’ gazetesine göre ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye meseleleri konusundaki eski özel temsilcisi Frederik Hof, iki tarafın İsrail’in Suriye’deki askeri saldırılarına ilişkin önceki Rusya -İsrail anlayışlarını güçlendirmeye çalışacağına inandığını belirtti.
Aynı şekilde Rus yorumcular, Moskova’nın ‘bir yandan İran, diğer yandan da İsrail ile ilişkilerin devamını sağlamak için’ Suriye’de kurduğu ‘zor dengeyi’ sürdürme zorluğunu her zamankinden daha fazla hissettiğini aktardı.
Moskova, Suriye Müttefik Operasyon Odası Komutanlığı’nın tehdidine ilişkin verilerin yayılmasının arka planında, İsrail’in son saldırılarının ardından sahadaki durumu dikkatle takip ediyor. İran yanlısı medyaya göre İsrail’in Suriye’deki son saldırılarına ‘sert bir yanıt’ verildi.
‘U-News’ haber ajansına göre (İran’a bağlı) Suriye Müttefik Operasyon Odası Komutanlığı, Palmira’ya yönelik saldırılara sert bir yanıt verme kararı aldı. Komutanlık “İsrail uçaklarının saldırdığı hedefler hizmet merkezleri ve gençlerin toplanma yerleridir” dedi.
Tel Aviv’in istihbarat raporlarına göre 15 Ekim’de İsrail’in Suriye’deki İran bölgelerine düzenlediği saldırıların, buradaki güçlerin büyüklüğünde bir azalmaya ve hareketlerinde önemli bir kayba yol açtığına dair göstergeler mevcut.
Söz konusu raporlar, Şam Uluslararası Havalimanı bölgesindeki durumu ortaya koydu. Öyle ki Tel Aviv’deki ve birçok Avrupa ve Batı başkentindeki istihbarat kaynaklarının söylediğine göre İran, bu havalimanı bölgesindeki varlığını azalttı ve faaliyetlerinin büyük bir bölümünü, kuzeydeki Humus şehrinin doğusunda bulunan T-4 havalimanına geri döndürdü. 15 Ekim’de ‘Haaretz’ gazetesinde analist Amos Harel’e göre Batılı istihbarat kaynakları, Suriye’deki İran yanlısı milislerin sayısının son haftalarda yarıya indirildiğini, yani 20 binden 10 bine düştüğünü belirtti.
Harel açıklamasında “İsrail’in bu yıl içinde Suriye’ye düzenlediği saldırıların Şam Havalimanı’nı hedef almamış olması tesadüf değildir. 2019 yılının başlarında İsrail saldırılarının artmasının ardından İran, güçlerini Şam havalimanı bölgesinden tahliye etmişti. Bir yıl sonra bu bölgeye geri döndüler ve son zamanlarda oradaki varlıklarını azalttıkları tekrar ortaya çıktı” dedi. Gazeteci, söz konusu azalmanın öncelikle İsrail saldırıları, ikinci olarak da yüksek petrol fiyatlarına rağmen Tahran’ın Suriye projesini finanse etmekte karşılaştığı zorluklar dolayısıyla gerçekleştiğini söyledi. Azalmanın üçüncü nedeni olarak da Rusların ve Suriyelilerin İranlılara uyguladığı baskıları gösteren Amos Harel, “Çünkü Suriye rejiminin başı Beşşar Esed için İsrail’in Şam Havalimanı’na yaptığı saldırılar utanç vericiydi” dedi. Sonuç olarak İran’ın faaliyetlerinin büyük bir bölümünü T-4 Havalimanı’na çektiğini vurguladı.
Harel açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İsrailli kaynaklar, saldırıları haklı çıkarmak ve İran’ın mevzilenmesini ve bundan kaynaklanan tehlikelere karşı olduklarını göstermek amacıyla, genellikle Tahran’ın bölgeye yayılmasının neden olduğu tehdidi vurgulama, belki de abartma eğilimindedir. Ancak gerçek şu ki bu eğilimlerde yıllar içinde değişiklikler oldu. İran, özellikle ABD’nin Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemesinin ardından birçok zorlukla karşı karşıya.”
İsrail’in geçen haziran ayında Suriye’deki varlığını güçlendirme planları karşısında İran’ın saldırganlıkta bulunduğunu açıklaması dikkat çekici bir durum. Öyle ki silah depolarını ve askeri bölgeleri hedef aldıkları iddiasıyla yoğun saldırılar düzenlenirken, en az 57 rejim mensubu ve İran yanlısı unsur öldürüldü. Bu, İsrail’in Suriye’deki saldırılarının başlamasından bu yana en yüksek ölü sayısı oldu. Bu durumla eş zamanlı olarak eski bir İsrail Hava Kuvvetleri komutanı olan General Amos Yadlin, “Irak sınırına yakın bir bölgeyi hedef alan bu saldırılar, İran mevzilenmesine darbe indirmede daha yüksek bir aşama oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Yadlin, saldırıların Tahran’ın yanı sıra hem ABD Başkanı seçilen Joe Biden yönetimine hem de Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e mesajlar gönderdiğine dikkat çekti.



Somaliland: Açıklanan ortaklıkların haritası ve bölgesel belirtilerin sınırları

Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
TT

Somaliland: Açıklanan ortaklıkların haritası ve bölgesel belirtilerin sınırları

Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)
Fotoğraf: Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş taraf oluşturuyor ve İsrail de bunlardan biri (AFP)

Amani et-Tavil

Son iki yılda Hargeisa, en az beş güvenlik ve istihbarat çevresinin hesaplarının kesiştiği bir merkez haline geldi. Bunlar yakın komşu Etiyopya, Kızıldeniz limanlarına yönelik Körfez ilgisi, Cibuti’deki üssüne jeopolitik alternatif arayan ABD, sömürge himayesine dayanan İngiliz güvenlik mirası ve son olarak, yakın zamana kadar resmi söylemin bir parçası olmayan, giderek büyüyen bir İsrail varlığı. Son aylarda yayınlanan uluslararası ve bölgesel haberler, sadece ortaklarda bir çeşitlenme değil, aynı zamanda Somaliland'ın uluslararası tanınma konusunda sessiz bir diplomatik rekabetin konusu olmaktan çıkıp, sahadaki gerçeklerin siyasi tanımaya tabi olmak yerine ondan önce geldiği, fiili bir istihbari ve askeri konumlandırma alanına döndüğünü ortaya koyuyor.

Bu bağlamda, Hargeisa'nın güvenlik aygıtının bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla geliştirdiği istihbarat ve güvenlik etkileşiminin modelini analiz etmek çok önemli. Bu analiz, bahsedilen etkileşimin açıklanmış çerçevesinden yola çıkmalı. Ardından bu çerçevenin resmi söylemde o kadar öne çıkmayan, ancak tabloya katkıda bulunan son araştırma haberleri ile ne ölçüde örtüştüğünü incelemeli.

Birçok kaynak, Hargeisa'nın güvenlik ve istihbarat ilişkilerinin açıklanan çekirdeğini beş tarafın oluşturduğu konusunda hemfikir. Bunların katılımlarının niteliği, doğrudan istihbarat koordinasyonundan kritik altyapıdaki operasyonel ortaklıklara kadar değişiyor.

Etiyopya hem coğrafi olarak hem de güvenlik açısından Somaliland'ın en yakın bölgesel ortağı olmaya devam ediyor. Doğrudan bir sınır ile Etiyopya için hassas olan denize erişim konusunu paylaşıyorlar. Denize erişim konusu, Addis Ababa'yı Hargeisa ile askeri iş birliği konusunda doğrudan görüşmelere yöneltti. Daha önce bu görüşmeler, Addis Ababa'nın Mogadişu'nun diplomatik baskısı altında geri adım atmasından önce, Aden Körfezi'ndeki 19 kilometrelik bir kıyı şeridi ile ilgili müzakereleri de içeriyordu. Bu konu, açık kaynaklı istihbarat konusunda uzman araştırmacıların, 2025 sonlarından beri aktif olan tedarik yolu Berbera Limanı üzerinden Asosa'daki Etiyopya Savunma Kuvvetleri üssüne askeri sevkiyat akışını tespit etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Bu, ortak sınır koordinasyonunu Sudan savaşı ve Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) destekleme yollarıyla bağlantılı daha geniş bir meseleye bağlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gelince, yıllardır Berbera Limanını ve tesislerini idare ederek hayati öneme sahip altyapı konusunda en yakın ortak konumunda bulunuyor. Bu rol, son zamanlarda daha gelişmiş bir savunma boyutuna evrildi. Somaliland Cumhurbaşkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi'nin (Iro) BAE tarafından gönderilen özel bir uçakla Abu Dabi'ye yaptığı ziyaret, BAE'nin bölgenin hava savunmasını güçlendirme çabasına işaret ediyor ve limanlara yapılan ticari yatırımlardan daha derin bir güvenlik ortaklığına doğru kaymayı yansıtıyor.

Fransız basınında yer alan haberler, Berbera Havaalanı pistinin güneyinde, 2025 yılının ekim ayından bu yılın mart ayına kadar kazılan en az 18 hendek de dahil olmak üzere kapsamlı kazı çalışmalarının, yeraltı mühimmat ve yakıt depolama tesislerinin inşasına işaret ettiğini vurguladı. BAE'nin pist iyileştirmeleri, askeri hangarların inşası ve savaş gemilerinin yanaşabileceği bir deniz iskelesi de dahil olmak üzere önceki projelerin yanı sıra bu çalışmaları da gerçekleştiren taraf olduğuna inanılıyor.

Uluslararası düzeyde ise ABD, AFRICOM heyetleri aracılığıyla son aylarda Hargeisa'ya yaptığı ziyaretleri yoğunlaştırdı. Ziyaretlerin en dikkat çekici olanı, ABD Afrika Komutanlığı Komutanı General Dagvin Anderson'ın 1 Aralık 2025'te Berbera Havaalanı pistini ziyaret etmesiydi. Washington, Pekin dışındaki tek Çin askeri üssüne komşu olan Cibuti'deki üssüne jeopolitik bir alternatif bulma arzusunda olduğunu gizlemiyor, zira bu durum Amerikalılar için kabul edilemez. Buna ilave olarak, Cibuti Mayıs 2024'te Husilere karşı operasyonlar için topraklarının kullanılmasına izin vermeyi reddetmişti; Hargeisa ise diplomatik kazanımlar karşılığında bunu göz ardı etmeye hazır. Somaliland'ın, bölgenin bağımsızlığının ABD tarafından tanınması karşılığında, Berbera Limanı ve Afrika'nın en uzun pistlerinden birine sahip olan Berbera Havaalanında Washington'a konuşlanma hakkı teklif ettiği yönünde haberler var. Buna ilave olarak, Kızıldeniz'de seyrüsefere yönelik tehditlerle mücadele amacıyla Tomahawk füzelerinin depolanması olasılığıyla ilgili görüşmeler yapıldığına dair haberler de mevcut.

Londra'nın, yerel polis ve istihbarat gücünü desteklemeye ve sınır yönetimi ile organize suçla mücadele konusunda teknik tavsiyeler sunmaya odaklanan, daha sakin ancak tarihsel olarak uzun süredir devam eden bir koordinasyon yaklaşımını koruduğu söylenebilir. Bu, Washington'un sergilediği gibi yeni bir stratejik hamleden ziyade, İngiltere'nin bölgedeki güvenlik mirasının sürekliliğini yansıtıyor.

Cibuti de daha karmaşık bölgesel hesaplar tarafından yönetilen, düzensiz bir sınır ve istihbarat koordinasyonu yaklaşımını sürdürüyor. Cibuti, özellikle Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapma olasılığından kaynaklanan rekabetin gölgesinde, Somaliland'ın rolünde bölgedeki önemli bir uluslararası askeri ve lojistik merkezi olarak geleneksel konumunu tehdit edebilecek herhangi bir artıştan endişe duyuyor.

Paralel bir gelişme olarak, 2024'ten bu yana İsrail istihbaratı, üst düzey siyasi figürlerle gizli ilişkiler kurarak ve istihbarat şefleri ile Somaliland yetkilileri arasında doğrudan görüşmeler yaparak Somaliland ile sessiz etkileşimini yoğunlaştırmış bulunuyor. Bu süreç, sistematik bir açık belirsizlikle birlikte, bölgenin İsrail tarafından daha sonra tanınmasının diplomatik olarak önünü açtı. Yine bu süreç, İsrail Dışişleri Bakanı'nın 2026 yılının başlarında Hargeisa'ya yaptığı aleni bir ziyaretle doruk noktasına ulaştı. Bu etkileşimin, sembolik normalleşmenin ötesine geçen doğrudan güvenlik ve istihbarat boyutları bulunuyor. CNN'de yayınlanan bir haber, İsrail'in İran'a yönelik kuşatmasını genişletmesine olanak sağlayan gizli bölgesel üsler ağını ortaya çıkardı.

Berbera limanı ve havaalanı, bu sahneye dair herhangi bir analizde özel bir analitik değerlendirmeyi hak ediyor olabilir. Zira artık sadece tek bir tarafça yönetilen altyapı varlıkları olmaktan çıkıp, aynı anda beş veya altı uluslararası ve bölgesel aktörün çıkarlarının fiili kesişim noktası haline geldi. Bunlar; ticari ve askeri BAE yönetimi, Cibuti'ye alternatif olarak ABD’nin kendisine gösterdiği ilgi, İsrail istihbarat varlığı, Berbera-Hargeisa yolu üzerinden bölgedeki Etiyopya çıkarlarına hizmet eden lojistik tedarik yoludur. Dahası, liman ve havaalanı Hargeisa'nın çok yönlü diplomatik tanınmayı güvence altına almak için kullandığı bir pazarlık kozu olarak da değer taşıyorlar.

Tek bir coğrafi konum için yaşanan bu mücadele, bölgenin 1991'deki tek taraflı bağımsızlık ilanından bu yana herhangi bir döneme kıyasla Hargeisa'daki güvenlik ve istihbarat faaliyetlerinde son dönemdeki ivmeyi büyük ölçüde açıklıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Berbera artık sadece ticari bir bakış açısıyla yönetilen bir ekonomik varlık değil; çeşitli tarafların rekabet alanı olan jeopolitik bir varlığa dönüştü. Bu taraflardan bazıları bunu Kızıldeniz'deki Husi tehditlerine karşı koymak için kullanırken, kimileri İran'a karşı bölgesel kuşatma stratejisinde, kimileri ise coğrafi olarak uzak ama stratejik olarak bağlantılı başka bir bölgesel savaş olan Sudan savaşı bağlamında bir tedarik hattı olarak kullanıyor.

Elbette, güvenlik ve istihbarat alanındaki bu genişleme, Hargeisa ve Mogadişu arasında bu düzenlemelerin meşruiyeti konusunda artan gerilimden ayrı olarak okunamaz. Ocak ayında Somali kabinesi, ulusal egemenliği korumayı amaçlayan ve Somaliland dahil olmak üzere bölgesel yönetimlerin federal hükümetten önceden izin almadan yabancı taraflarla anlaşma yapmasını yasaklayan bir yasa tasarısını onayladı. Resmî açıklamalarda, merkezi hükümetin yetkisini aşan herhangi bir siyasi veya diplomatik ilişkinin yasal meşruiyetinin olmadığı vurgulandı.

Bu yasal ve siyasi gerilim, Somaliland'ı hassas bir durumda bırakıyor: Sınırları içindeki yabancı istihbarat ve askeri varlık ne kadar derinleşirse, bu varlığı haklı çıkarmak için diplomatik desteğe olan ihtiyacı da o kadar artıyor. Bu durum, BM tarafından tam olarak tanınmayı beklemek yerine (ki bu yakın gelecekte gerçekleşmeyebilir), kısmi veya örtük uluslararası tanımayı (İsrail örneğinde olduğu gibi) güvence altına alma yönündeki artan çabasını açıklıyor.

Uluslararası istihbarat ve askeri varlıktaki bu artışın, Somaliland'ın kendi içindeki kırılgan güvenlik durumuyla eş zamanlı gelmesi çarpıcı bir paradoks. Bölge Las Anod ve Boorama (Awdal bölgesinin başkenti) şehirlerinde huzursuzluklara sahne oldu, bu durum Hargeisa'nın çözülmemiş iç gerilimler arasında artan sayıda dış güvenlik ortaklığını yönetme kapasitesi hakkında soruları gündeme getiriyor. Somaliland'ın konumunu haklı çıkarmak için yerel yetkililer tarafından sunulan güvenilir bir güvenlik ortağı ve çalkantılı bölgede bir “istikrar modeli” imajı ile sahadaki iç kırılganlık gerçeği arasında çelişki bulunuyor. Bu da Somaliland'a Cibuti'ye alternatif bir güvenlik dayanağı veya İran ve Husilere karşı bir istihbarat müttefiki olarak uluslararası ve bölgesel güven duymayı, gerçek bir iç güvenlik krizi senaryosunda henüz test edilmemiş tehlikelerle dolu riskli kumara dönüştürüyor.

Bu dosyanın geleceğine ilişkin herhangi bir stratejik değerlendirmede ortaya çıkan soru, Somaliland'ın yakın gelecekte geniş çapta bir uluslararası tanınırlık kazanıp kazanmayacağı değil, ki Somali ve Afrika'nın devam eden muhalefeti göz önüne alındığında bu pek olası görünmüyor. Asıl soru; Hargeisa'nın, coğrafi konumunu paylaşan ancak aynı nihai stratejik hedefleri mutlaka paylaşmayan taraflar arasında dolaylı bir çatışma alanı haline gelmeden, topraklarındaki bu artan istihbarat rekabetini yönetebilecek kapasitede olup olmadığıdır.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
TT

Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)

Bağdat’ta uzun süren toplantıların ardından iktidar koalisyonundaki liderler, ABD’nin çekilmesinin ardından yapılacak düzenlemeler, özellikle de devlet dışındaki silahların akıbeti konusunda İran yanlısı grupların temsilcileriyle bir uzlaşmaya varabileceklerini düşündü.

Ancak geçtiğimiz perşembe günü Irak’ın güneyinden, İran sınırı yakınlarından Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik saldırıların düzenlenmesinin ardından bu liderler, büyük olasılıkla kendilerini ‘kontrol etmedikleri bir sahnede rol arayan siyasetçiler’ konumunda buldu.

Şarku’l Avsat’a konuşan özel kaynaklar ve yetkililer, son saldırılardan önce grupların İran’ın desteğiyle ‘silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik planı etkisiz hale getirmeyi başardığını’ belirtti. Kaynaklara göre gruplar, Başbakan Ali ez-Zeydi’yi siyasi açıdan kuşatarak baskı ve uygulama araçlarını elinden aldı.

Bağdat’taki farklı devlet kurumlarında görev yapan yetkililer arasında umutsuzluk giderek artıyor. Yakın zamanda Irak’ı ziyaret eden Amerikalı bir yetkiliyle yaptığı görüşmede üst düzey bir Kürt yetkili, mevcut siyasi sistemi ‘frenleri olmayan, yokuş aşağı hızla ilerleyen eski bir otobüse’ benzetti.

‘Saatli bomba’

Son haftalarda silahların sınırlandırılması için yürütülen müzakerelerde yer alan komitenin üyeleri; eski başbakan Nuri el-Maliki, eski başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, en az dört toplantıda saatler süren görüşmeler gerçekleştirerek temelini ‘silah kullanılmaması’ ilkesinin oluşturduğu, ancak ‘silahlardan vazgeçilmemesi’ şartını içeren bir uzlaşmayı müzakere etti.

Kaynaklara göre, bu şeklî formüle rağmen grupların temsilcileri, baş müzakerecilerin itirazı olmaksızın uzlaşmanın içine bir ‘saatli bomba’ yerleştirdi. Buna göre, silahların kullanılmaması konusunda varılacak herhangi bir anlaşma, belirli koşullar altında geçersiz sayılabilecekti. Taraflar ayrıca grupların silahlarını nihai olarak devletin kontrolüne vermeyi kabul etmesine kadar uzanan ve 2028’in başına kadar sürecek bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı.

Birçok kişi, Şarku’l Avsat’ın ilk ayrıntılarına ulaştığı bu takvimin, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Iraklı gruplara ABD ile ‘zaman kazanmaları’ yönündeki yaklaşımının bir yansıması olduğuna inanıyor.

Bu atmosferde, Koordinasyon Çerçevesi’ndeki liderler, aylar süren siyasi durgunluğun ardından yeniden sahaya çıktı. Bu gelişmede, Kalibaf ve geçen ay Bağdat’ı yoğun şekilde ziyaret eden diğer İranlı yetkililerin yürüttüğü İran baskısı etkili oldu. Söz konusu baskının amacı, ABD’nin Ali ez-Zeydi hükümetine verilen benzeri görülmemiş desteğin ardından elde etmeye başladığı kazanımların önüne geçmekti.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, İmar ve Kalkınma İttifakı Başkanı Muhammed Şiya es-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

Ali ez-Zeydi hükümetinin kurulmasının ardından Irak’ta ve bölgede, siyasi sistemin en karmaşık dosyalarından birinin çözülebileceğine ilişkin umutlar arttı. Ancak zamanla grupların ‘Bağdat’ta art arda kurulan hükümetleri etkisiz hale getirme konusunda deneyimli’ olduğu ortaya çıktı.

Bağdat’taki güç dengesi değişti. Şii gruplar ve partilerden kişiler, 30 Eylül’ün artık silahların sınırlandırılması için bir tarih olmaktan ziyade ‘grupların zafer günü’ haline geldiğini ifade ediyor. Bu sırada ABD güçleri, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Erbil kentindeki en yakın müttefiklerine dahi hava savunma sistemleri bırakmadan Irak’tan çekilme sürecini hızlandırıyor.

Garantisi olmayan bir zaman çizelgesi

Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırıdan yaklaşık bir hafta önce, Koordinasyon Çerçevesi müzakerecileri ile grupların temsilcileri, 2027 sonuna kadar uzanan bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı taslağa göre, herhangi bir güvence içermeyen anlaşmada Iraklı gruplar, silahlarını teslim etmeden savaşçılarını Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesinde tugaylar şeklinde birleştirmeyi taahhüt ediyor. Bu sürecin 30 Eylül’de başlayarak 31 Aralık 2026’ya kadar sürmesi öngörülüyor.

Anlaşmanın ikinci aşamasının 2027’nin başında başlaması ve Türk güçlerinin Irak’tan çekilmesinin takvime bağlanması planlanıyor. Çekilmenin gelecek yıl 1 Temmuz’da tamamlanması hedefleniyor. Üçüncü aşamada ise Haşdi Şabi, Koordinasyon Çerçevesi, gruplar ve hükümetten oluşan dört taraflı bir komite kurulması ve bu komitenin entegrasyon ile Türk güçlerinin çekilmesi sürecinin uygulanmasını 2028’in başına kadar izlemesi öngörülüyor.

Ancak grupların temsilcileri, planı belirli bir şartla kabul etti. Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, uygulamanın herhangi bir aşamasında İran’a karşı savaşın yeniden başlaması veya Koordinasyon Çerçevesi ya da gruplardan herhangi bir tarafın varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalması halinde anlaşma ‘tek taraflı olarak derhal geçersiz sayılacak’.

Kaynaklardan biri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar anlaşmanın uygulanacağı aşamalar boyunca yabancı şirketleri ve diğer hedefleri vurmama taahhüdünde bulunuyor” dedi.

axscdfvgbh
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katılırken (INA)

Son aylarda Iraklı yetkililer, ABD’deki diplomatik ve istihbarat çevrelerine Bağdat’ın İran tarafından bölgedeki dört başkentte oluşturulan ‘cepheler birliğinden’ çıktığını bildiriyordu. Ancak yetkililer, devlet dışındaki silahlar sorununu çözmek için ‘özel bir muameleye’ ihtiyaç duyduklarını belirtiyordu.

Son anlaşma taslağı dikkate alındığında, grupların bölgesel savaş ile silahların devletin kontrolünde toplanması süreçlerini hâlâ birbirine sıkı şekilde bağlı tuttuğu görülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi, ‘direnişçileri’ koruyor

Koordinasyon Çerçevesi’ndeki dört lider ile grupların temsilcileri arasında ‘direnişçilerin korunması’ gerektiği konusunda uzlaşma sağlandı. Toplantıya katılan bir lidere göre, son görüşmede 30 Eylül sonrasının çerçevesini ‘grupların bakış açısıyla’ ortaya koyan anlaşma taslağı hazırlandı.

Adının açıklanmamasını isteyen lider, “Anlaşma, koşullara bağlı olarak gelecek ekim ayının başında ilan edilebilir (...) hiçbir şey garanti değil” dedi.

Bu ayın başında gerçekleştirilen toplantıya, Ensarullah el-Evfiya lideri Haydar el-Garavi ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda lideri Ebu Ala el-Velayi’nin yanı sıra Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’yi temsilen bir kişi ve en-Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’yi temsilen bir başka kişi katıldı. Bu grupların tamamı İran’a yakınlığıyla biliniyor.

Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, grupların temsilcileri önceliklerini; ‘silahlardan vazgeçmemek ve herhangi bir operasyonun, şeklen dahi olsa, ABD’ye teslim olunuyormuş görüntüsü vermesinden kaçınmak, ancak Amerikalıları Ali ez-Zeydi hükümetine sağlanan desteği kesmeye itecek bir gerilime de yol açmamak’ şeklinde belirledi.

İktidar koalisyonunda görev yapan üst düzey bir siyasi danışman, grupları hükümet karşısında öne çıkaran yeni yaklaşımın, Şii partilerin kulislerinde Amerikalıların da silahların kullanılmaması şartıyla bunların şeklen devletin kontrolünde toplanmasına itiraz etmeyeceğine ilişkin bilgilerin sızmasının ardından güçlü bir ivme kazandığı görüşünde.

Gruplarla yürütülen müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ilişkin kanaat giderek güçlenirken, silahların dondurulmasını veya düzenlenmesini güvence altına alacak asgari bir anlaşmanın yapılmasının yeterli olabileceği düşünülüyor. Danışman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların sınırlandırılmasıyla ilgilenen Amerikalıların ve Iraklı yetkililerin içine umutsuzluk sızmaya başladı. Hatta bazıları planın başarıya ulaşması için baskı yapmayı tamamen bıraktı ve grupların oyunlarından duydukları bıkkınlık nedeniyle dosyayı kendi haline bıraktı” dedi.

Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen Iraklı bir yetkili, ABD’nin tutumunun yumuşak olduğu varsayımına karşı uyarıda bulundu. Yetkili, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak Steven Fagin’in atanmasıyla eş zamanlı olarak son dönemde bazı mesajların ulaştığını belirtti.

Yetkili, “Özel toplantılarda, Washington’ın grupların elindeki silahları düşman bir devletin cephaneliği olarak değerlendirdiği ve Bağdat’ın bunları elinde tutmasına izin verilemeyeceği, aksine bu silahların imha edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor” dedi.

Tarafsız kimse yok

Ali ez-Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ile gruplar arasındaki müzakerelere daha az dahil oldu. İktidar koalisyonundan bir danışmanın ifadesiyle bunun nedeni, ‘müzakere eden tarafın yeterince tarafsız olduğunu düşünmemesi’ olabilir.

Koordinasyon Çerçevesi’nin kısa süre önce Bağdat’ta düzenlediği toplantıda ez-Zeydi, Şii parti liderlerine, “Size karşı açık konuşacağım, gruplarla müzakere eden komite taraflı... Ona güvenmenin doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Ancak ez-Zeydi de silahların devletin kontrolünde toplanması sürecini yavaşlattı. Ez-Zeydi’ye yakın kişiler, onun ‘geçen temmuzun ortasında ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesinin ardından başlattığı sürecin ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu fark ettiğini’ belirtti. Buna karşılık üst düzey bir lider, “Komitede deneyimli ve uzman isimler bulunuyor. Üstelik son derece karmaşık bir görev yürütüyorlar; bunu başaramadılar ve başaramayacaklar” dedi.

cvfbg
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Bağdat’taki hükümet çevrelerine yakın bir kişinin aktardığına göre, ‘ez-Zeydi biraz geri adım atmaya karar verdi, ancak bunu hesaplı bir şekilde ve projeden vazgeçmeden yapıyor’. Üst düzey bir yetkili de toplantılardan birinde ez-Zeydi’nin şu sözleri söylediğini aktardı: “Çıkmazın tek çözümü, silahlar üzerinde devlet otoritesini tesis etmek.”

Gruplar ile Koordinasyon Çerçevesi liderleri arasında gerçekleştirilen dört toplantıya paralel olarak ez-Zeydi, en-Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda ile ikili görüşmeler yürüttü. Güvenilir kaynaklar, ez-Zeydi’nin silahların bırakılması konusunda makul bir formül karşılığında bu iki gruba ‘sivil ayrıcalıklar’ olarak nitelendirilen bazı imkanlar sunduğunu belirtti.

Milis grupları daha fazlasını talep ediyor

Ancak gruplar bununla yetinmiyor. Gruplardan birinin sorumlusuna yakın bir kişi, grupların ‘hukuki takibata uğramayacaklarına ve üyeleri ile liderlerinin geçmişlerinin incelenmeyeceğine dair güvence aradığını’ belirtti. Aynı kişi, “Herkes bu güvenceleri kimsenin veremeyeceğini biliyor, ancak bunları şart koşmak zaman kazanma sürecinin bir parçası” dedi.

En-Nuceba Hareketi’ne yakın bir kişi ise grupların ‘sivil ayrıcalıkları (burada devlet kurumlarındaki görevler kastediliyor), DEAŞ’la mücadelede oynadıkları rolün doğal bir karşılığı olarak gördüğünü’ söyledi. Aynı kişi, Ketaib Hizbullah’ın hükümetle yürütülen ikili görüşmelerin parçası olmadığını, bunun nedeninin ise ‘daha ağır şartlar öne sürmelerine yol açan derin bir güven krizi’ olduğunu belirtti.

reftbh
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları, 29 Temmuz 2026 tarihinde Basra Operasyon Komutanlığı binası önünde nöbet tutuyor. (Reuters)

Hükümetin grupları bir uzlaşmaya çekme girişimleri büyük ölçüde sonuçsuz kaldı. ABD’li yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüştüğü Iraklıların ‘ez-Zeydi’nin dostları veya müttefikleri olmadan tek başına kaldığını düşündüklerini’ söyledi. Yetkili ayrıca, “Silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamı çıkmaza girdi ve bu durumdan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.

ABD’li yetkili, Erbil’deki Kürt yetkiliden de benzer bir umutsuzluk tonu duyduğunu belirterek, “Bağdat’taki hurda otobüsün büyük bir çarpışma sesi çıkaracağı gün gelecek (...) Bağdat’taki kardeşler gruplara fren yaptıramıyor” dedi.


Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor
TT

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi öncelikleri yeniden belirleyerek inisiyatifi ele almaya çalışıyor

Yemen yönetimi, hükümet güçlerinin batı kıyısında geniş bir bölgedeki mevzilerini Husilere kaptırmasının ardından önceliklerini yeniden belirlemeye çalışıyor. Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında düzenledikleri saldırıda Hays, el-Huha ve el-Muha ile limanını ele geçirerek Kızıldeniz'in güneyindeki Bab el-Mendeb Boğazı, Meyyun Adası ve Yemen'e ait diğer adalara kadar ilerledi.

Yemen yönetimi, güçlerini yeniden organize etmeyi ve yeniden konuşlandırmayı hedeflerken çatışmaların devam edeceğini ve inisiyatifin yeniden ele geçirileceğini vurguluyor. Hükümet kaynakları, bazı askerlerin Marib'e intikal ettiğini ve eş zamanlı olarak yerinden edilenleri karşılamaya yönelik hazırlıkların sürdüğünü belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Salih'in liderliğindeki Ulusal Direniş, İran'ı, Devrim Muhafızları ve bölgedeki müttefikleri aracılığıyla saldırıya doğrudan destek vermek ve operasyonu yönetmekle suçladı. Ulusal Direniş, saldırının Husilerin kıyı boyunca geniş alanları ve mevzileri ele geçirmesiyle sonuçlandığını bildirdi.