İsrail heyetinin Sudan ziyaretinin yansımaları

“Uluslararası arenada, askeri darbenin sonlandırılması ve askerlerin ve sivillerin ortak yönetiminde bir geçiş hükümeti kurulması için anlaşmaya varmaya çalışılıyor”

Sudan’da askeri yönetim karşıtı gösteriler sürüyor. (AFP)
Sudan’da askeri yönetim karşıtı gösteriler sürüyor. (AFP)
TT

İsrail heyetinin Sudan ziyaretinin yansımaları

Sudan’da askeri yönetim karşıtı gösteriler sürüyor. (AFP)
Sudan’da askeri yönetim karşıtı gösteriler sürüyor. (AFP)

İsmail Muhammed Ali
İsrail’den üst düzey bir heyet, Sudan ordusu ve güvenlik liderleriyle görüşmeler gerçekleştirmek üzere 19 Ocak’ta Sudan’ın başkenti Hartum’u ziyaret etti. Elde edilen bilgilere göre İsrailli heyet, Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan, yardımcısı Muhammed Hamdan ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Ahmed İbrahim ile bir araya gelerek ülkedeki son gelişmeleri ve güvenlik meselelerini görüştü.  
Ancak resmi makamlar ziyaretin amacı ve içeriğine dair herhangi bir açıklama yapmadı. Daha önce İsrail’den gerçekleştirilen ziyaretler ya da Sudanlı yetkililerin Tel Aviv ile temasları resmi olarak duyuruluyordu.
İsrail Yayın Kurumu 'Makan', üst düzey İsrail heyetini taşıyan uçağın, Mısır Şarm El-Şeyh aktarmasının ardından başkent Hartum’a iniş yaptığını duyurdu. Ziyaretin ABD Amerika Birleşik Devletleri heyetinin temasları ile eşzamanlı gerçekleşmesi ise dikkat çekti. ABD'nin Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Phee ve ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi David Satterfield’ın da yer aldığı bir heyet Sudan’ı ziyaret ediyordu. ABD heyeti, ‘ordunun yönetimden ayrılmasını ve iktidarın sivillere devredilmesini’ talep eden göstericilerin güvenliğinin sağlanmasının öncelikleri arasında olduğunu bildirdi.   
ABD heyeti ziyarette resmi yetkililer, halk temsilcileri ve kanaat önderleriyle bir araya geldi. Görüşmelerde mevcut siyasi krizin çözüm yolları, Sudan’daki sivil ve asker ‘geçiş ortakları’ arasındaki güvenin tesis edilmesi, askerlerin ve sivillerin etkin katılımının olduğu yeni bir siyasi sürecin başlatılması konuları müzakere edildi.  

Dayanak oluşturma  
Eski Sudan Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Muhammed Beşir Süleyman, heyetin ziyaretinin, İsrail’in ‘güvenlik kaygıları’ çerçevesinde gerçekleştiği yorumunda bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde değerlendirmelerde bulunan Süleyman şu ifadeleri kullandı:
‘İsrail’in ulusal güvenliğine takıntı derecesinde önem verdiği bilinir. İsrail’in kurduğu dış ilişkilerde öncelikli meselesi güvenliğidir. İran’ın Kızıldeniz ile Yemen’deki faaliyetleri ve nükleer çalışmaları İsrail’i kaygılandırıyor. Bu bağlamda Sudan’ın jeopolitik konumu göz ardı edilemez. İsrail, Ömer el-Beşir rejiminin devrilmesinin ardından ‘geçiş sürecinde’, Sudan’daki askeri sivil bileşenlerle önemli ilişkiler geliştirebildi. Tel Aviv uzun zamandır bu fırsatı bekliyordu. Nihayetinde Sudan’daki yeni yönetimle yakın temas kurabildi. Ardından da askeri iş birliği ve güvenlik anlaşmalarını pekiştirmek için karşılıklı ziyaretler hız kazandı. Meselenin ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Kızıldeniz kıyıları, başta petrol olmak üzere uluslararası ticaretin yaklaşık yüzde ellisinin geçiş güzergahında bulunuyor.”   
İsrail ile Sudan arasında ikili güvenlik anlaşması imzalandığını hatırlatan Süleyman sözlerini şöylşe sürdürdü:
“İsrail bu güvenlik anlaşmasıyla İran silahlarının Hamas’a ulaştırılmasının önüne geçmeyi garanti altına aldı. Son ziyaretinin birkaç yönü ve amacı olmalı. Ülkede yönetimin sivillere devredilmesi için uzun süredir protesto gösterileri düzenleniyor, İsrail bahsi geçen anlaşmaları mevcut yönetimdeki askerlerle yaptı. Dolayısıyla bu kişilere, mevcut krizden çıkış yolu bulunabilmesi için  kendi deneyimlerini aktaracaktır. Hartum’la ilişkilerini sürdürmek isteyen İsrail, askerlerin yönetimden tamamen uzaklaştırılmadığı bir çözüm bulunması için çaba sarf ediyor olmalı.”  

Ortadoğu'da yeni proje 
İsrail, İbrahim Anlaşmaları olarak bilinen Ortadoğu’daki yeni projesi kapsamında Sudan’a özel bir ilgi duyuyor. Uluslararası ilişkiler alanında çalışmalar yürüten Profesör Reşid Muhammed İbrahim, Independent Arabia'ya şu değerlendirmelerde bulundu:
“İsrail ulusal güvenlik dairesini, kara, hava ve denizlerde mümkün olabildiğince genişletmek istiyor. Dolayısıyla bölgedeki tüm krizleri, siyasi gündeminin yararına kullanmak için hareket ediyor. Sudan’daki mevcut sahne, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için olanaklar sağlıyor. İsrail, asker kökenliler, özellikle Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan aracılığı ile ilişkilerini pekiştirmek istiyor. Nitekim Burhan, 2020’de dönemin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşerek bu pozisyon için uygun olduğunu göstermişti. Sudan’da genel seçimlerin yapılması ya da demokratik geçiş sürecinin başarıya ulaşması İsrail’in öncelikleri arasında değil. Görünürde halkla ilişkiler çerçevesinde bu yönde söylemleri olsa da kendi ulusal ve ekonomik çıkarlarını öncelediklerini düşünüyorum.”  
Bunun İsrail heyetinin ilk ziyareti olmadığını hatırlatan İbrahim değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Daha önce de İsrail askeri heyetleri birçok defa Sudan’ı ziyaret etti. Bu ziyaretlerin ana gündemi bölgesel güvenlikle ilgiliydi. Terörün bölgede yayılmasının ve Sudan üzerinden İsrail karşıtı örgütlere silah sağlanmasının önlenmesi başlıca konular arasındaydı. Bununla birlikte, Kızıldeniz’in güvenliği de ana gündem maddesiydi. İsrail’in her ne kadar Kızıldeniz’e doğrudan sınırı olmasa da kendisini kıyıdaş ülke olarak görüyor. Dolayısıyla, Kızıldeniz’e sınırı olan Mısır, Suudi Arabistan, Eritre, Ürdün ve Sudan tarafından gerçekleştirilecek herhangi bir askeri oluşumun parçası olmak istiyor. Özellikle de Washington ve Moskova, Kızıldeniz’de üs kurma yarışındayken meselenin dışında tutulmak istemiyor.”   
Profesör İnrahim açıklamalarında İsrail heyetinin ziyaretinin zamanlamasına dikkat çekti:
“Ülkenin birçok şehrinde, özellikle başkent Hartum'da protestolar artmışken İsrail heyetinin ‘askeri bileşenleri’ ziyaret etmesi, mevcut yönetime destek anlamına gelir. Askeri yönetim, anlaşmaya mesafeli yaklaşan sivillerin aksine İbrahim Anlaşması projesi içinde yer alıyor. İsrail, ikincil bir mesele olarak gördüğü yönetimin sivillere devredilmesini önemsemiyor. Bununla birlikte resmi olarak ABD’nin vizyonunu ve 18 Ocak Salı günü Riyad'da düzenlenen Sudan’ın Dostları Konferansı'nın sonuçlarını da destekliyor.”

Ziyaret talebi ABD’den geldi
Sudanlı yazar Cemil el-Fadıl, Washington ve Tel Aviv’in, Sudan'da çıkarlarını koruyabilecekleri bir çözüm yolu arayışında olduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“ABD yönetimi, Sudan’da istikrarı sarsan bireylere yaptırım uygulanması yönünde iç baskılara maruz kalıyor. Yönetim, Abdulfettah el-Burhan'ın 25 Ekim’de gerçekleştirdiği darbeden geri adım atmasını umarak, Kongre’deki soruşturma önerilerini erteliyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken daha önce İsrail'den güçlü ilişkileri olduğu askerleri darbeden vazgeçirerek Sudan krizinin çözümünde olumlu bir rol oynamasını talep etmişti. ABD'nin BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield de kasım ayında Tel Aviv’e yaptığı ziyarette İsrailli yetkililerden, Sudan’daki askeri yetkililerle ilişkilerini kullanarak krizin çözümüne katkı sunmalarını talep etmişti.” 
Fadıl açıklamasının devamında yürütülen çözüm çabalarına dikkat çekti:
“İsrail heyetinin Hartum'a yaptığı son ziyaretin ABD’nin özel isteğiyle gerçekleştiğini düşünüyorum. ABD'nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi David Satterfield’ın ‘çözüm’ misyonunun başarılı olması isteniyor. Halefi olan Jeffrey Feltman'ın başarısızlığının tekrarından endişe ediliyor. Heyeti taşıyan uçağın önce Şarm el-Şeyh’e gitmesi, meselenin Mısır’la koordine dahilinde ele alındığını gösteriyor. Sudan’ın Dostları Konferansı da ziyaretle ilişkili gibi görünüyor. Anladığım kadarıyla uluslararası taraflar, askeri darbenin sonlandırılması, asker ve sivillerin ortak yönetiminde bir geçiş hükümeti kurulması için anlaşmaya varmaya ve sorunu çözmeye çalışıyor. Böylelikle askerlerle iyi ilişkileri olan Mısır da dahil tüm tarafların çıkarları korunmuş olacaktır. Ancak cevap bekleyen soru şudur: Askerlerin yönetimden tamamen ayrılmasını talep eden Sudan halkı razı edilebilecek mi? ” 

Olağanüstü hal  
İsrail ile Sudan geçen yıl ‘ilişkilerin normalleştirilmesi’ anlaşması imzalamıştı. İsrailli yetkililer Hartum’u en son Kasım 2021’de ziyaret etmişti.  
Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ile sivil muhalif koalisyon Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından 2019’da imzalanan Anayasal Bildiri’nin askıya alınması ve olağanüstü hal ilan edilmesi, söz konusu ilişkileri sekteye uğrattı.   
Sudan’da göstericiler 25 Ekim’den bu yana, darbeci olarak nitelendirdikleri Abdulfettah el-Burhan başkanlığındaki yönetimi protesto ediyor. Konsey Başkanı Burhan ve Başbakan Abdullah Hamduk arasında, 21 Kasım’da  Hamduk’un göreve dönmesi yönünde uzlaşıya varıldı. Yeniden göreve gelen başbakanın seçimlere kadar bir teknokratlar hükümetini yönetmesi bekleniyordu. Ancak askerlerle uzlaşıyı protesto eden halka kulak veren Hamduk, uzlaşma çabalarının sonuçsuz kaldığını belirterek 2 Ocak’ta istifa etti.  
Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi'ne göre darbe sonrası düzenlenen gösterilerde 72 kişi yaşamını yitirdi.   



Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”


Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
TT

Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)

Gazze’de yaşayan N. adlı genç, uyuşturucu madde kullanmasının kendisinde yol açtığı halüsinasyonların, bir yıldan uzun süredir sakladığı bir sırrı ortaya çıkaracağını bilmiyordu. Genç, Filistinli grupların askeri kanatlarında faaliyet gösteren bazı kişileri takip etmek amacıyla kendisini güvenlik görevlerinde kullanmak üzere işe alan İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’e bilgi aktarıyordu.

O karanlık gecede N., uyuşturucu madde kullandı. Bundan kısa süre önce ise kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden bir telefon almış ve Filistinli gruplardan önde gelen ve aktif bir grubun mensubu bir kişinin sığındığı yere ilişkin fotoğrafları Facebook’un Messenger uygulaması üzerinden göndermesi istenmişti. Ancak uyuşturucu maddeyi aldıktan sonra bilincini kaybeden muhbir, fotoğrafları yöneticisine göndermek yerine kendi Facebook hesabının duvarında paylaştı.

xcdfgth
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısında suikasta kurban giden Kassam Tugayları lideri Nail Ebu Ubeyd’in cenazesini taşıyan Filistinliler, 16 Eylül 2026 (AP)

Gerçek bir hikâye

Bu ayrıntılar basit bir kurgu hikâyesinden ibaret değildi. Aksine, çarpıcı olarak nitelendirilebilecek olaylar zinciri, muhbirin yakınlarından birinin Facebook’ta paylaştıklarını görmesinin ardından yakalanmasına yol açtı. Yakını, vakit kaybetmeden fotoğraflarda görülen yerin sahibi olan kişiyi arayarak yaşananları anlattı. Bu sırada bazı kişiler de yanlışlıkla paylaşıldığını düşündükleri fotoğraflar konusunda muhbiri uyarmaya çalıştı. Bunun üzerine muhbir fotoğrafları sildi, ancak ilgili kişinin durumdan haberdar olduğunu bilmiyordu.

rgthy
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında çadır kuran Filistinliler (Arşiv – AP)

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbiri yakalamak amacıyla pusu kurulduğunu belirtti. Kaynağa göre muhbir, kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden yakalanması için hazırlık yapıldığını öğrenmesinin ardından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Sarı Hat’a doğru kaçmaya çalıştı. Ancak daha sonra, Filistinli gruplardan birine mensup söz konusu aktivistin bulunduğu yere küçük bir dinleme cihazı yerleştirdiği ortaya çıktı. Muhbir, sorgusu sırasında bunu kendisi de itiraf etti.

Kaynak, hızlı hareket edilmesi sayesinde muhbirin kaçmadan önce yakalandığını belirterek, gözaltına alınması, sorgulanması ve kısa sürede itiraflarda bulunmasının, işe alınmasından itibaren bir yıl boyunca Filistinli grupların 12 aktivistinin öldürülmesindeki rolünü ortaya çıkardığını ifade etti.

Koşulları istismar etmek

Kaynak, çok sayıda muhbirin para ihtiyacı nedeniyle İsrail istihbaratı adına muhbirlik yapmaya sürüklendiğine işaret etti. Ancak bunların büyük bölümünün uyuşturucu madde kullanması nedeniyle bu duruma düştüğünü belirten kaynak, bazı kişilerin ise diğer muhbirler veya istihbarat görevlileri tarafından hedef alındığını ifade etti. Buna göre söz konusu kişiler, yaşam koşulları ve sosyal durumlarının yanı sıra yasak ilişkilerinin istismar edilmesi yoluyla muhbir olarak kullanılmak üzere devşirildi.

Kaynak, güvenlik koşullarının zorlu olmasına ve İsrail’in Filistinli grupların aktivistleri ile polis ve güvenlik güçleri mensuplarını sürekli takip etmesine rağmen, muhbirlerin yanı sıra silahlı çetelerle iş birliği yapan veya bu çetelerde çalışan kişilere yönelik operasyonların da sürdüğünü vurguladı.

Daha önceki idamlar

Hamas, birkaç hafta önce, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın genel komutanı İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine neden olduğunu itiraf eden bir muhbiri idam etti. Haddad, geçtiğimiz mayıs ayının ortalarında Gazze kentinde kullandığı aracın hedef alınması sonucu öldürülmüştü.

Söz konusu muhbir, Haddad’ın öldürülmesinden yalnızca bir gün sonra gözaltına alınmıştı. Muhbirin, Şifa Hastanesi yerleşkesi içinde dolaşarak hayatını kaybedenler ve yaralananların isimlerine ilişkin bilgi toplamaya çalıştığı, ayrıca Haddad’ın öldürüldüğü yerde ve belirli noktalarda birden fazla kez görüldüğü belirtildi.

Savaş boyunca ve ateşkesin ardından, farklı koşullarda ortaya çıkarılan ve Filistinli grupların liderleri ile aktivistlerinin öldürülmesine neden oldukları belirlenen çok sayıda Gazzeli muhbir hakkında idam cezaları infaz edildi.

fgthyju
Gazze şehrinde İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görerek çöken bir konut binasının enkazı arasında bir şeyler arayan Filistinli, 17 Eylül 2026 (Arşiv – Reuters)

Bir başka güvenlik kaynağı da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbirlerin çoğunun Filistinli grupların dışından kişiler olduğunu belirtti. Kaynak, bunlardan bazılarının hedef alınan kişiyle akrabalık, komşuluk veya belirli bir sosyal çevre üzerinden ilişkisinin bulunduğunu, bazılarının ise hedef kişiyle hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etti. Kaynak, İzzeddin el-Haddad ile öldürülmesine neden olan muhbir arasındaki durumun da bu şekilde olduğunu kaydetti.

Kurbanlar ve devam eden gerilim

Öte yandan Gazze Şeridi’nde dün, İsrail’in bölgenin farklı noktalarına düzenlediği hava saldırılarında 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ölenler arasında, dün öğle saatlerinde Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde açılan ateş sonucu ağır yaralanan ve yaralarına yenik düşen bir kız çocuğunun da bulunduğu belirtildi.

Hayatını kaybedenler arasında, dün öğleden hemen önce Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde aracının hedef alınması sonucu öldürülen bir genç de bulunuyor. Aynı saldırıda 7 kişinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Öte yandan, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berş’in oğlu Basir el-Berş’in, Cibaliye Mülteci Kampı’nın batısında bir insansız hava aracından (İHA) atılan tek füzeyle hedef alınarak öldürüldüğü aktarıldı. Bir başka genç de Şucaiyye mahallesindeki Meşteha Caddesi’ne düzenlenen benzer bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Söz konusu bölgenin daha sonra savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi.

ry6jk
Gazze şehrinde daha önce İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görmüş bir binanın çökmesinin ardından kurtarma çalışmaları devam ediyor. (Reuters)

İsrail topçusu, çeşitli bölgelere yönelik bombardımanlarını sürdürürken, askeri araçlar ve İHA’lar da birden fazla kez ateş açtı. Özellikle Sarı Hat yakınlarında bazı Filistinlilerin yaralandığı bildirildi. Saldırılar sırasında Gazze Şeridi’nin farklı noktalarında yoğun yıkım operasyonları da gerçekleştirildi.

İsrail’e ait çok sayıda askeri araç, Gazze Şeridi’nin orta kesiminin doğusundaki el-Masdar beldesi ile el-Meğazi Mülteci Kampı arasındaki bölgeye girdi. Bölgede buldozerlerle yıkım ve aralıklarla ateş açılması devam ederken, bir genç ile bir kadın yaralandı. Durumu ağır olan kadının hayatını kurtarmak için Aksa Şehitleri Hastanesi’nde doktorların müdahale ettiği belirtildi.

Cuma günü düzenlenen bir dizi hava saldırısı ve ateş açma eyleminde 5 Filistinli hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın iki mensubu da bulunuyordu. Bu kişiler akşam saatlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda öldürüldü. Ölenlerden biri olan Muhammed er-Rifai’nin, ailesinin diğer tüm fertlerinin savaş sırasında daha önce düzenlenen iki ayrı saldırıda İsrail tarafından öldürülmesinin ardından hayatta kalan tek kişi olduğu belirtildi. Rifai’nin anne ve babası ile erkek ve kız kardeşleri, bulundukları ev ve sığınma merkezine düzenlenen iki ayrı bombardımanda hayatını kaybetmişti.

Binalarda kısmi çökme

Öte yandan Sivil Savunma Müdürlüğü dün Gazze kentinde iki ailenin evlerinin kısmen çökmesinin ardından kurtarıldığını açıkladı. Ekiplerin ayrıca Gazze kentinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde, hasar gören aile evinin çatısının üzerine düşmesi sonucu enkaz altında kalan bir genci de kurtardığı belirtildi.

Müdürlük, cuma günü de Gazze kentinin güneyindeki Sabra mahallesinde yaşadığı evin hasar görmesi üzerine başka bir ailenin kurtarıldığını duyurmuştu.

Sabra bölgesinde 6 katlı bir binanın çökmesi sonucu 21 Filistinli hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ise kurtarılmıştı.


Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
TT

Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)

Husiler, yaklaşık bir haftadır devam eden çatışmalarda can ve mal kayıpları verdi. Çatışmalar, Taiz’in batısı ile Babülmendeb Boğazı’na hâkim yüksek kesimlerde yoğunlaşırken, Marib’de de hava ve kara saldırıları düzenlendi.

Şarku’l Avsat’ın askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre dün, Babülmendeb’e bakan Mudâribe ilçesindeki Kahbub Dağları ile Taiz’in batısındaki el-Vaziiyye cephelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Husiler, yakın zamanda ele geçirdikleri bölgeleri korumak ve ikmal ile güneye doğru hareket hatlarını güvence altına almak amacıyla stratejik dağlık mevzilere ilerlemeye çalıştı.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, Taiz’in güneyindeki Mudâribe ilçesine bağlı el-Ağbere kesimindeki bir sızma girişimini püskürttü. Buna karşılık Amâlika güçleri, Kahbub’da Husi unsurların ve araçlarının toplandığı bölgeleri hava saldırıları, insansız hava araçları (İHA), topçu ve füze atışlarıyla hedef aldı. Bu saldırılarda general rütbesindeki bir Husi komutan ile altı korumasının öldürüldüğü bildirildi.

Marib’de ise Yemen hükümet güçleri hava ve kara operasyonlarını sürdürdü. Ummu Riş Kampı ve Melaa Geçidi’ndeki Husi unsurlar ile araçların hedef alındığı operasyonlarda üç sızma girişiminin engellendiği açıklandı. Askeri medya ise Husi saldırısının püskürtüldüğünü ve grubun 12 mensubunun öldürüldüğünü bildirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü dün yaptığı açıklamada, acil durumlarda halkı uyarmak amacıyla erken uyarı sirenlerinin devreye alınmasının ardından 10 kent ve bölgede tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu. Açıklamada Riyad, el-Harç, Hamis Muşayt, Cidde, Taif, Yanbu, Ula, Cizan, Farasan ve Abha yer aldı.