İsrail kaynakları: Suikast planının ifşası Biden'ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri listesinde tutmaya ikna etti

Mossad, İran topraklarında Kudüs Gücü liderlerinden birini sorguya çekti

Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
TT

İsrail kaynakları: Suikast planının ifşası Biden'ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri listesinde tutmaya ikna etti

Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)
Kasım 2020’de Tahran’ın doğusunda İranlı bilim insanı Fahrizade suikastından birkaç dakika sonra çekilen arabasının fotoğrafı (Reuters)

Tel Aviv'deki diplomatik kaynaklar, İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın İran topraklarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderlerinden Mansur Resuli’yi sorguladığını ve Resuli’nin alınan bir video kaydında İsrailli bir diplomata, ABD’li bir general ve Fransız bir gazeteciye suikast düzenleme planını itiraf ettiğini söylediler. Kaynaklar, bu itirafın ABD Başkanı Joe Biden’ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri (FTO) listesinden çıkarma niyetinden vazgeçmeye ikna etmede belirleyici olduğunu kaydettiler.
İsrail hükümetinin bu sorgulamanın ayrıntılarını sızdırma kararını, yalnızca İran'ın prestijini ve saygınlığını zedelemek için almadığının altını çizen kaynaklar, aynı zamanda ABD Kongresi üyelerini ve ABD yönetiminden tereddütlü bazı isimleri, DMO'nun adının FTO’da tutulması gerektiğine ikna etmeyi hedeflediğini belirttiler.
Kaynaklar, İsrail'in kısa süre önce İran'ın aralarında Kıbrıs, Kolombiya, Kenya ve Türkiye'nin de olduğu dünyanın birçok ülkesinde gerçekleştirmeyi planladığı ve Mossad'ın çabaları sayesinde engellenen diğer suikast operasyonlarının bir listesini de ABD'ye teslim ettiğini vurguladılar.
Bu bilgiler, İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Eyal Holata ile ABD’li mevkidaşı Jake Sullivan arasında Washington’da yapılan İran konulu istişarelerden birkaç gün sonra sızdırıldı.

ABD Başkanı’nın, Ağustos 2021’de Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı ile görüşmesinden bir kare (AP)
İsrailli üst düzey bir güvenlik yetkilisi, İsrail'in resmi televizyon kanalı KAN 11 ve Farsça yayın yapan Iran International kanallarına, İsrail Genel Güvenlik Servisi Şin Bet ve Mossad'dan ajanların oluşturduğu bir ekibin, birkaç ay önce İran topraklarına girdiklerini ve DMO'nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü'nün 860. Birimi’nde görevli bir subay olan Resuli'ye baskın düzenlediğini açıkladı. Yetkilinin aktardığı bilgilere göre ekip, Resuli’yi gözaltına alarak sorguya çekti ve itiraflarını videoya kaydetti. Ardından ekip Resuli’yi verdiği ‘korkunç bilgilerin’ ödülü olarak serbest bırakmaya karar verdi.
İsrailli yetkili, ekibin İran sınırından nasıl geçtiği, Resuli’yi nasıl bulduğu, onu uzun süre nasıl sorguladığı ve ardından İranlılar farkına varmadan ülkeyi barışçıl bir şekilde nasıl terk ettiği konusunda herhangi bir detay vermekten kaçındı.
Sızdırılan bilgilere göre Resuli, İstanbul'daki İsrail konsolosluğunda üst düzey bir diplomata, Almanya'da görevli ABD’li bir generale ve Fransa'da bir gazeteciye suikast düzenlemekle görevlendirildi. Mossad ve Şin Bet ekibi Resuli’ye ulaştığında şoka uğrasa da onların sorularını yanıtladı ve birçok konuda bilgi verdi.
Resuli’nin itirafları arasında, onu görevi yerine getirmesi için gönderen DMO’nun üst düzey yetkililerinin isimleri de vardı.  Suikastları gerçekleştirmek için yabancı uyruklu ajanlardan bir ağ oluşturması gerektiğini söyleyen Resuli, İran'ın kendisine bu görevler için bir milyon dolar ayırdığını, 150 bin dolarının hesabına yatırıldığını, geri kalanını ise uyuşturucu tacirleri aracılığıyla alacağını itiraf etti.
İsrailli yetkili, İranlı yetkililer tarafından planlanan bu operasyonların, Mossad ile diğer istihbarat servisleri arasındaki iş birliği sayesinde engellenen çok sayıdaki operasyondan sadece biri olduğunu söyledi. İsrailli yetkiliye göre İran rejimi son zamanlarda farklı ülkelerde bu tür operasyonlar gerçekleştirmeye çalıştı. İran güvenlik güçlerinin, planladıkları suikastların İran ile bağlantılı olmaması için aracı kuruluşlar ve milislerle iş birliği yaptığını belirten yetkili, buna karşın bu operasyonları İran istihbarat servislerinin finanse ettiğini ve bunları gerçekleştirenlere teknolojik imkanlar sağladığını sözlerine ekledi.
İsrailli yetkili, geçtiğimiz Şubat ayı başlarında Türkiye’de yayın yapan Sabah gazetesinin Türk istihbarat servisinin İran'ın bir İsrail vatandaşına yönelik suikast girişimini engellediği haberini yayınladığını belirtti. Habere göre İran, Kasım 2020'de İran Savunma Bakanlığı'nın araştırma ve inovasyon biriminin başı ve İran'ın nükleer programının mimarı olan Muhsin Fahrizade'nin öldürülmesinin intikamı olarak aynı zamanda Türk vatandaşı da olan İsrailli işadamı Yair Geller’i hedefine koydu. Tahran'ın Geller'i aylarca takip eden ve hareketlerini belgeleyen dokuz üyenin bulunduğu bir hücre oluşturduğunu yazan Sabah gazetesi, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), planın ilerleme kaydettiğini ve suikast tarihinin yaklaştığını anlayınca Mossad'ı bilgilendirdiğini aktardı. Habere göre Geller koruma altına alındıktan sonra, hücrenin yedisi Türk, biri İranlı olan sekiz üyesi tutuklandı.
Mossad’ın İran topraklarındaki son operasyonları, İran'ın DMO'nun adının FTO’dan çıkarılması talebi nedeniyle tökezleyen Avusturya’nın başkenti Viyana’daki nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmayı amaçlayan müzakerelerle aynı zamana denk geldi. Mossad’ın önceki operasyonları, İran'da yoğun tartışmalara yol açmıştı. Fahrizade'nin Kasım 2020'de öldürülmesi, özellikle DMO ve İran Güvenlik Bakanlığı tarafından sağlanan çelişkili açıklamalar çerçevesinde İran güvenlik hizmetleri hakkında birçok soruyu gündeme getirdi.

Nükleer arşiv
Eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2018 yılının Nisan ayı sonlarında, İsrail'in Tahran'ın güney banliyösünde İran'ın ‘gizli nükleer arşivine’ erişim sağlamak için ‘istihbarat sızdırmadaki’ başarısına işaret ederek İsrail'in İran'ın nükleer programı boyunca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nı (UAEA) ‘yanılttığını’ doğrulayan ‘kesin kanıtlar’ elde ettiğini açıkladı. Netanyahu, belgelerin nükleer silahların test edilmesi planlanan sitelerin haritalarını ortaya çıkardığını söyledi.
Temmuz 2018'de, New York Times (NYT) gazetesi, 31 Ocak sabahı, Tahran'ın güneyindeki Şurabad ilçesinde, DMO’nun stratejik askeri üslerinin yakınlarında 6 saat 29 dakikalık bir süre zarfında gerçekleşen operasyonun ayrıntılarını yayınladı.
İsrail tarafından elde edilen istihbarat bilgilerine dayanan habere göre Mossad’dan bir ekip, İran yapımı 32 kasanın bulunduğu bölgeye geldikten sonra alarmları devre dışı bırakmayı, mekandan ayrılmadan önce iki kapıyı kırmayı yaklaşık bir ton ağırlığındaki gizli nükleer belgeyi ele geçirmeyi başardı. Ekip, başta nükleer silah ve savaş başlığı tasarım ve üretim planları olmak üzere, nükleer programın geliştirilmesinde yıllarca süren çalışmaları belgeleyen arşivden 50 bin sayfa ve 163 CD yanlarına alarak İsrail’e döndü. Bu belge ve CD’ler arasında İran’ın nükleer programının askeri ve güvenlik boyutlarından sorumlu yetkili Muhsin Fahrizade tarafından denetlenen ‘Amad’ projesi de vardı.
Bu belgelerin çoğu, İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan ve güvenilirliği konusunda şüphe uyandıran nükleer anlaşmadan önceki döneme aitti. Netanyahu, aynı yılın Eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu önünde yaptığı bir konuşmada, UAEA müfettişlerinin derhal Tahran'ın güneyinde yer alan Turguzabad ilçesine gitmelerini talep ederek buradaki bir depoda radyoaktif maddelerin olduğundan söz etti.
UAEA, bu bilgilere dayanarak İran’dan bu gizli nükleer tesislere erişim talep etti. UAEA daha sonra bu yerlerde uranyum parçacıkları tespit etti.
İranlı yetkililer ise İsrail'in yaptığı bu açıklamayla alay ederek Turguzabad ilçesindeki deponun bir ‘halı yıkama tesisi’ olduğunu söylediler. İran basını da İranlı üst düzey yetkililer, İsrail'in daha sonra dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimine devrettiği nükleer belgeleri elde geçirdiğini teyit etmeden önce bu açıklamaları sosyal medya platformlarında alay konusu haline getiren bir kampanya başlattı.
Haziran 2021'de, eski Mossad Başkanı Yossi Cohen bir televizyon kanalına verdiği röportajda, ​​ İran’ın nükleer arşivinin çalınmasına katılan 20 ajanın İsrail vatandaşı olmadığını söyledi. Cohen, operasyonun İranlılara üç mesaj gönderdiğini belirterek “Birincisi bilgileriniz sızdırıldı, ikincisi sizi görüyoruz, üçüncüsü de sır ve yalan dünyası bitti” dedi.

İran doğruladı
Eski İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2 Ağustos'ta cumhurbaşkanlığı görevinin bitiminden 24 saat önce yaptığı son konuşmada şunları söyledi:
“İsrailliler sırlarımızı ülke dışına çıkarıp Trump'a götürdü ve o da (nükleer) anlaşmadan çekildi.”
Ruhani, İran’ın gizli belgelerinin çalındığını doğruladı. Geçtiğimiz yıl Nisan ayında da Ekonomik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı General Muhsin Rızai, benzer bir itirafta bulundu. Rızai, Fahrizade suikastından önce Haziran 2020'de tesise yapılan saldırıdan sonra santrifüjlerin devre dışı kalmasına neden olan Natanz Nükleer Tesisine yapılan saldırıdan birkaç gün sonra ülkedeki güvenlik sistemini eleştirdi. Rızai, eleştirisinde, “Ülke, güvenlik tarafından kirletildi. Bir yıldan kısa bir süre içinde 3 güvenlik olayı meydana geldi; Natanz’da iki patlama ve Fahrizade suikastı” şeklinde konuştu. Rızai, “Bundan önce ise belgelerimizi çaldılar, insansız hava araçları (İHA) geldi ve bazı işler yaptı” dedi. Güvenlik servislerinin gözden geçirilmesini talep eden Rızai, güvenlik sorunlarının ‘10 yıldır tekrar ettiğini’ vurgulayarak “Bakanlıklar ve hassas makamlar, bu şüpheli olayları ele almalı ve müdahaleci unsurlarından kurtulmalı” ifadelerini kullandı.
Muhsin Rızai, İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri ve son cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylardan biriydi. Daha sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ekibine katıldı. Rızai’nin açıklamalarından iki ay sonra, Kerec şehrinde santrifüj montajı yapan TESA atölyesi saldırıya uğradı. Saldırı sonucunda atölyenin çalışmaları aksadı. İran, bir İHA’nın İran Atom Enerjisi Kurumu'na ait bir binayı hedef alan sabotaj eylemini engellediğini açıkladı. NYT’nin kaynaklardan aktardığı bilgilere göre İHA, İran'ın içinden atölyeden çok da uzak olmayan bir yerden havalandı.
UAEA birkaç gün önce yaptığı açıklamada, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde santrifüjlerin montajı için yeni bir atölye kurma çalışmalarına başladığını doğrulandı. Yine UAEA’ya göre İran ayrıca santrifüj üretimi için İsfahan şehrinde başka bir yer daha hazırlıyor.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Kerec nükleer sahasının ‘terör saldırılarına’ uğraması nedeniyle santrifüjlerin daha güvenli bir bölgeye taşındığını söyledi. UAEA’yı ilgisizlikle suçlayan Kemalvendi, İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik kötü niyetli eylemlerinin nedeninin bu ilgisizlik olduğunu öne sürdü.



BAE’de füze alarmı: İran’dan fırlatılan 4 seyir füzesi engellendi

Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
TT

BAE’de füze alarmı: İran’dan fırlatılan 4 seyir füzesi engellendi

Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri bayrağı (Şarku’l Avsat)

Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, bugün (pazartesi) yaptığı açıklamada, İran’dan ülkeye doğru gelen 4 “seyir füzesinin” tespit edildiğini duyurdu. Açıklamada, bunlardan 3’ünün BAE karasuları üzerinde başarıyla etkisiz hâle getirildiği, dördüncü füzenin ise denize düştüğü belirtildi. Bölge yeni bir gerilime sahne oluyor.

Bakanlık, X platformundaki hesabından yayımladığı açıklamada, ülkenin farklı bölgelerinde duyulan seslerin “hava tehditlerinin başarılı şekilde önlenmesinden” kaynaklandığını belirtildi. Açıklamada, kamuoyuna bilgileri resmî kaynaklardan edinmeleri, doğruluğunu teyit etmeleri ve uyarı mesajları geldiğinde genel güvenlik talimatlarına uymaları çağrısı yapıldı.

Uyarılar

Gelişmeler, ülkenin kuzey emirliklerinde verilen acil uyarılar ve çalan sirenlerle eş zamanlı yaşandı. Acman ve Ras el-Hayme’de cep telefonlarına gönderilen mesajlarda, BAE İçişleri Bakanlığı’nın çağrısıyla halktan güvenli binalara sığınmaları, pencerelerden, kapılardan ve açık alanlardan uzak durmaları istendi. Bu uyarılar “olası füze tehdidi” gerekçesiyle yapıldı.

Mesajlardan birinde, “Mevcut durum ve olası füze tehdidi nedeniyle lütfen derhâl pencerelerden, kapılardan ve açık alanlardan uzak, güvenli bir binaya sığının ve resmî talimatları bekleyin” ifadeleri yer aldı. Yetkili makamlar daha sonra “durumun şu an güvenli olduğunu” belirterek, halkı günlük faaliyetlerine dönmeye ve resmî talimatları takip etmeye çağırdı.

Sahadaki bir diğer gelişmede ise Füceyre Petrol Sanayi Bölgesi’nde (FOIZ) İran’dan gelen bir insansız hava aracıyla düzenlenen saldırı sonucu yangın çıktığı bildirildi.

Füceyre Emirliği Medya Ofisi, sivil savunma ekiplerinin yangına derhâl müdahale ettiğini ve kontrol altına alma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Kamuoyundan söylentilere itibar etmemeleri ve yalnızca resmî kaynaklara güvenmeleri istendi.

Daha sonra yapılan açıklamada, İran saldırısı sonucu petrol sanayi bölgesinde Hindistan uyruklu 3 kişinin orta derecede yaralandığı ve tedavi için hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Umman’da ise bir güvenlik kaynağı, Musandam vilayetine bağlı Baha (Bukha) bölgesindeki Tibat’ta bir şirket çalışanlarına ait konutun hedef alındığını bildirdi. Olayda iki yabancı uyruklu kişi orta derecede yaralanırken, 4 araç ve yakınlardaki bir evin camları zarar gördü. Kaynak, saldırının kaynağına ilişkin detay vermezken, yetkili kurumların incelemelerini sürdürdüğünü ve gerekli tüm önlemlerin alındığını ifade etti.

Tehlikeli tırmanış

Saldırıların ardından BAE, ülke içindeki sivil hedefleri füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alan “hain terör saldırılarının yeniden başlamasını” en sert şekilde kınadığını açıkladı.

BAE Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıların “tehlikeli bir tırmanış, kabul edilemez bir ihlal ve ülkenin güvenliği, istikrarı ile toprak bütünlüğüne doğrudan tehdit” oluşturduğunu belirtti. Açıklamada, bunun uluslararası hukuk ilkeleri ve Birleşmiş Milletler Şartı ile çeliştiği vurgulandı.

BAE, “her koşulda güvenliğini ve egemenliğini korumaktan geri durmayacağını” belirterek, uluslararası hukuk çerçevesinde egemenliğini, ulusal güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşları ile ülkede yaşayanları korumak için gerekli karşılığı verme hakkını saklı tuttuğunu ifade etti.

Ayrıca sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının “hukuki ve insani tüm ölçütlere göre kabul edilemez” olduğu belirtilerek, bu saldırıların derhâl durdurulması ve tüm düşmanca eylemlerin son bulması çağrısı yapıldı.

BAE, artan bölgesel gerilimler ve özellikle Körfez ile Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik ve enerji güvenliği bağlamında, bu saldırıların ve sonuçlarının “tam sorumluluğunu” İran’a yükledi.

Petrol tankerine saldırı

BAE ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçişi sırasında ADNOC’a ait bir ulusal petrol tankerine iki insansız hava aracıyla düzenlenen “İran kaynaklı terör saldırısını” da kınadı. Açıklamada, bu saldırının BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının açık ihlali olduğu ve küresel denizcilik ile enerji güvenliğine doğrudan tehdit teşkil ettiği belirtildi.


İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
TT

İran ve Arap ülkeleri: Körfez'in iki yakası arasındaki ilişkileri gelecekte ne bekliyor?

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)
ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından, İran'ın roket saldırıları sonucu Doha, Katar'daki sanayi bölgesinde duman yükseliyor, 1 Mart 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Ortadoğu'daki savaş henüz bitmemiş olsa da elbet bir gün sona erecek ve ölüm, kan ve yıkım sahneleri ile tüm güç gösterileri duracak. Savaşan tarafların tehdit ve gözdağı içeren açıklamaları, bir gün gelecek ve bölgenin yaşadığı kabus gibi bir geçmişin parçası olacak.

Tüm bunların yaşanacağına şüphe yok, ama neredeyse her şey değiştikten sonra bu olacak. Çünkü İran artık savaş öncesindeki İran değil. Bölgedeki kasları da özellikle Lübnan'da aynı güçte ve sertlikte değil. ‘Destek savaşı’ ve ‘Direniş Ekseni’ de yakında dünün anıları arasına karışacak.

Aynı şekilde ABD ve İsrail de eskisi gibi olmayacak. Hem ABD’nin imajı hem de başkanının otoritesi sarsıldı. İsrail'in ve aşırı sağcı hükümetinin imajı ise daha da karardı.

Savaşın tahrip ettiği yerler yeniden inşa edilebilir. Fakat değişmeyen ve belki de önümüzdeki on yıllar boyunca da değişmeyecek bir şey var. Irak dahil Körfez Arap ülkelerinin komşusu İran tarafından uğradıkları hain saldırılar, zihinlerde ve kalplerde gizli ve canlı kalmaya devam edecek.

Hatta bu durum, bu ülkeleri, kendilerine haksız yere saldırmış olan Tahran ve imzalanan anlaşmalar çerçevesinde onlara koruma sağlaması gerekirken bunu yapmayan Washington ile ilişkilerinin şeklini ve niteliğini değiştirmeye mecbur bırakacak.

Savaş ve hedeflerin seçiciliği

ABD ve İsrail ile savaşından haftalar önce İran, savaş çıkması halinde bunun ‘kapsamlı’ olacağını ve saldırılarının Tel Aviv ve komşu ülkelerdeki ABD askeri üsleriyle sınırlı kalmayacağını, aksine bu çıkarları komşu ülkeler dışındaki yerlere de yayacağını defalarca uyarmıştı. Ancak daha sonra ortaya çıkan şey, İran'ın öfkesini, saldırıların buradan başlatıldığı iddiasıyla, Körfez'in diğer yakasındaki Arap komşularına yönelttiğiydi.

Oysa İran, bu üslerin boşaltıldığını ve İran'daki hedefleri isabetle vuran her şeyin, Hint Okyanusu'nda konuşlu USS Abraham Lincoln ve Akdeniz'de konuşlu USS Gerald Ford uçak gemilerinden geldiğini biliyordu.

“ran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığı ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle olan iyi ilişkilerinden kaynaklandığı söylenemez.

İran, Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs adasına atılan füzelerin sorumluluğunu üstlenmedi. Bu konuda ortak soruşturmalar açılacağına dair söz verdi ve ardından, Körfez’in diğer yakasındaki Arap komşularıyla hiçbir anlaşmazlığı olmadığı yönündeki iddialarını tekrarladı. İran’ın tarih boyunca eşi benzeri görülmemiş bir şekilde benimsediği geleneksel ikiyüzlülüğünün sadece bir örneği. İran'ın Arap komşularına yönelik saldırılarını açıklamak için öne sürdüğü gerekçeler ne olursa olsun, bu saldırılar, belki de bu savaşın patlak vermesinden aylar hatta yıllar önce, önceden planlanmış ve özenle hazırlanmıştı. İran'ın saldırganlığının en tehlikeli yanı, hafızanın kapaklarını yeniden açması ve geçmişin tozunu karıştırarak, Tahran'ın tarihin önceki dönemlerindeki yenilgilerinden bu yana süregelen, yeniden canlanan gizli kinleri ve intikam ve öç alma eğilimlerini ortaya çıkarmasıdır.

fdbfgr
Hürmüz Boğazı'nda, Muskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, Umman, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Bu konuların ne tamamını ne de bir kısmını yeniden ele almaya gerek var. Pek çok araştırmada ayrıntılı olarak incelenmiş ve analiz edilmiş olan tüm detayları tekrarlamaya da gerek yok. Ancak şu açık; bugün İran ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkinin geleceği hakkında konuşurken, özellikle de Körfez’deki komşuları ile ilgili olanlar olmak üzere, göz ardı edilemeyecek yeni bir gerçeklik ve sürekli değişen gelişmelerle karşı karşıyayız.

Kıskançlık ve yanılgılar

İran’ın Arap komşularına karşı yeniden alevlenen düşmanlığının ve bu ülkelerin topraklarını hedef almasının, yalnızca bu ülkelerin Batı’yla, özellikle de ABD’yle hem güvenlik hem de büyük ekonomik ve siyasi çıkarlar açısından kurdukları iyi ilişkilerden kaynaklandığı söylenemez. Ancak burada bir başka, en az bunun kadar önemli bir neden daha var; o da Tahran'ın Arap komşularının, petrol gelirlerinden yararlanarak daha iyi ekonomiler ve iyi silahlanmış ordular kurdukları ve İran'ın komşuları ile bazı Arap ülkelerindeki vekillerinin topraklarından ülkelerine fırlatılan füzelerin ve insansız hava araçlarının (İHA) yaklaşık yüzde 99’unu durdurabildiklerini kanıtladıkları istikrar, kalkınma ve refah durumuna duyulan bariz ‘kıskançlık’.

Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.

Bunun, Körfez ülkelerinin ekonomik refahından en fazla yararlanan ticaret ortakları olan İranlılar tarafından gerçekleştirilen gerekçesiz bir ihanet olduğunu söylemek kesinlikle mümkün.

Öyle ki onlarca yıl boyunca bunu kanıtlayan açık işaretler gözlemlendi. İran ile Arap Körfez ülkeleri arasındaki ticaret dengeleri, bu ülkelerde çalışan İranlı işçilerin sayısı ve bunların yanı sıra Fars asıllı pek çok iş insanı, aile ve onlara ait ticarethanelerin varlığı ile büyük İranlı toplulukların bu ülkelerde saygınlıkla karşılandığı ve tüm bu ortaklık ve karşılıklı çıkar türlerinin güçlendirilmesine etkin biçimde katkıda bulunduğu görüldü. Ta ki bazı Körfez Arap ülkelerinin başkentlerinin, bazı silahlara ve savaş malzemelerine el koyduğunu, İran'ın kendilerini barındıran, iş ve onurlu yaşam fırsatları sunan ülkelerin güvenlik ve istikrarını hedef almak amacıyla kurduğu casus hücreleri ve sabotaj çetelerini deşifre edip tutukladığını açıklamasına kadar.

frbvfr
Lübnan ile İsrail arasında on gün süren ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından, Lübnan'la dayanışma amacıyla Yemen'in Sanaa kentinde düzenlenen bir gösteride tetikte bekleyen Husi milisler, 17 Nisan 2026 (Reuters)

Muhtemelen çok sayıda İranlı “İran, sanayi için gerekli petrol ve doğal kaynaklara, hammaddeye, bölgedeki en büyük insan kaynağına, en geniş alana ve en uzun deniz kıyılarına sahipken neden komşu Arap halklarının sahip olduğu ekonomik, sosyal ve yaşam refahına sahip değil?” şeklindeki o büyük soruyu kendine sormuştur.

Bu sorunun cevabını vermek için bugün zekâ ya da çok fazla çaba ve emek gerekmiyor. Çünkü özeti sadece İran rejiminin mezhepsel ve siyasi doktrinlerinde değil, aynı zamanda iki paralel askeri gücü (Devrim Muhafızları Ordusu/DMO ve Silahlı Kuvvetler) ve dış dünyaya karşı bir paravan görevi gören hayali bir devlet ve süs hükümeti barındırırken, içerdeki karar verme yetkisi ise Dini Lider’in (Rehber) liderliğindeki Velayet-i Fakih sistemi tarafından temsil edilen dini otoritenin münhasır ayrıcalığıdır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la savaşın resmen sona erdiğini ilan etmesini ya da pek çok kişinin Arapların aleyhine olacağından korktuğu bir anlaşma imzalamasını görmek için çok uzun süre beklememiz gerekmeyecek.

Ancak İran halkının yukarıda saydığımız kaynaklardan en iyi şekilde yararlanamamasının tek nedeni bu değildi. Nükleer hedefler, balistik füze programı ve genel olarak askeri sanayi, petrol gelirlerinin ve diğer kaynakların büyük bir kısmını kendine ayırdı. Ayrıca, vekillere ve askeri uzantılara yapılan savurgan harcamalar da bundan payını aldı. Lübnan'daki Hizbullah'ın eski lideri Hasan Nasrallah bir gün, İsrail'in bu bölgelere karşı başlattığı her savaşın ardından “Güney Dahiye ve Güney Lübnan'daki yeniden inşa’ sürecini finanse edenin İran olduğunu övünerek söylemişti. Tahran'ın Hizbullah’a silah, mühimmat ve teçhizat sağladığını, ‘mücahitlerin’ maaşlarını ödediğini ve bu savaşların kurbanları olan ‘şehitlerin’ ailelerine yardımda bulunduğunu da eklemişti. Tahran'ın Suriye ve Yemen'deki müdahalelerinin ve Irak'taki vekillerinin faaliyetlerinin harcamaları da bu şekilde ölçülebilir.

Kim kimin kurbanı?

"İran, hiçbir zaman Arap komşularının kendisine komplo kurduğu iddiasının gerçek bir kurbanı olmadı. Bu komşular da hiçbir şekilde başkalarının İran'a karşı kurduğu komplonun parçası olmadı. Asıl olan, Tahran'ın bizzat kendisinin bu komşulara ve diğer Arap ülkelerine yönelik sinsi politikalarının sonuçlarını yanlış değerlendirmesinin kurbanı olmasıydı. Bu süreç, Birinci ve İkinci Körfez Savaşları sırasında ABD ile Irak'a karşı iş birliği yapmasıyla başladı, ardından Husilerin Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine ve Aramco şirketinin petrol sahalarına yönelik saldırılarıyla devam etti. Son olarak İran'ın ABD’nin Arap Körfez ülkelerindeki askeri çıkarları olduğunu öne sürdüğü hedeflere yönelik doğrudan ve dolaylı saldırılarıyla noktalandı. Bu saldırılar, Tahran ile Washington arasında yükselen tansiyonu düşürmek ve Tahran'ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmaya ulaşmak için arabuluculuk çabasını esirgemeyen Umman Sultanlığı'nı da kapsıyordu.

fv
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cidde'deki İran Konsolosluğu'nda, 7 Mart 2025 (AFP)

Suudi Arabistan, Irak'taki diplomatik misyonuna yönelik saldırıların ve Bağdat’ın Riyad ile Tahran arasında birçok kez denediği arabuluculuk girişimlerinin ardından 10 Mart 2023'te Çin'in başkenti Pekin'de İran ile bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik mutabakat belgelerini imzalamak üzere bir grup yetkiliyi Çin'e gönderdi. Ancak İran Irak, Lübnan ve Yemen'deki uzantılarının davranışlarını kontrol altına alma konusundaki taahhütlerini yerine getirmedi. Bunun gerekçesi olarak, söz konusu taraflarla siyasi açıdan dayanışma içinde olsa da onlar üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığını öne sürdü. Ne var ki bu iddia kısa sürede çürütüldü ve Tahran'ın perde arkasında ve önünde bu vekilleri, birden fazla Arap Körfez ülkesinde ve bu ülkelerin ötesinde istikrarı bozucu gündemini sürdürmeleri için teşvik etmeye devam ettiği ortaya çıktı.

Gerçek şu ki, hiç abartısız, yaşananlar bugün İran'ın yalnızlığını pekiştirdi ve onu ABD ile İsrail karşısındaki cephede tek başına bıraktı. Ne var ki İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski Genel Sekreteri Ali Laricani de ABD ve İsrail tarafından düzenlenen suikasta kurban gitmeden iki gün önce Instagram hesabı üzerinden “Biliyorsunuz ki nadir istisnalar ve yalnızca siyasi tutumlar düzeyinde olmak üzere hiçbir İslam ülkesi İran halkının yanında durmadı” açıklamasında bulundu. Ancak Laricani bunun nedeninden hiç söz etmedi.

Kapsamlı ve belirleyici yeniden değerlendirmeler

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile savaşın resmi olarak sona erdiğini ya da pek çok kişinin Araplar aleyhine olacağından endişe ettiği bir anlaşmayı ilan ettiğini görmek için uzun süre beklemeyeceğiz. Körfez hükümetlerinin büyük bölümü; ulusal güvenliklerini ve uzun vadeli stratejik ulusal çıkarlarını koruyacak biçimde politikalarını ve ittifaklarını yeniden gözden geçirmeye başladı. Hatta artık, İran'ın el uzatamadığı toprak, onur ve şereften geriye kalanı korumak amacıyla halklarının bütünleşmesi ve kaynaşması için alternatifler ve araçlar bulmayı kendileri için zorunlu görür hale geldiler.

İran, tüm bu yaşananlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi.

Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Gargaş, ülkesinin ‘bölgesel ve uluslararası ilişkiler haritasını titizlikle okuyacağını ve kime güvenileceğini belirleyeceğini’ vurguladığı bir açıklamada bulundu. Bu açıklama, savaş sonrası ittifakların daha kapsamlı biçimde yeniden değerlendirileceğine işaret ediyordu. Gargaş, birkaç gün önce sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda "Ulusal önceliklerimizin akılcı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi, geleceğe giden yolumuzdur" diyerek bu hususu vurguladı.

Bugün büyük olasılıkla, Ortadoğu'daki Arap veya Arap olmayan diğer ülkeler, yapısı karmaşık ve geleceği belirsiz olan komşuları İran ile ilişkilerini, Abu Dabi'nin kamuoyuna açıkladığının aksine, alenen ortaya koymadan önce gizlice ve kurnazca yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Endişe verici olansa her zaman “Tahran ile ilişki nereye gidebilir?” sorusunun gündemde kalmaya devam ediyor olması. Oysa Tahran'ın kendisi de nereye gittiğini bilmiyor olabilir.

“İran açısından savaştan kaçınmak mümkün olabilir miydi?” sorusu başından beri zihinleri kurcalıyor.

Elbette İran, tüm bu olanlardan kaçınabilir, egemenliği korunmuş bir ülke olarak kalabilir, sınırları içinde güçlü ve saygın savunma ordusuna sahip büyük bir millet olarak var olabilir ve komşularıyla verimli ilişkiler ve çıkarlara sahip normal bir devlet olarak yaşamını sürdürebilirdi. Bunun için ‘devrim’ ve ‘Şiileştirme’ projelerini ihraç ederek ve Şii Arapların yoğun olduğu Irak da dahil olmak üzere Arap komşularına İslam'a dair kendi özgün yorumunu dayatmaya çalışarak bu sınırları aşması gerekmezdi. Diğer Arap ülkelerindeki ‘Şii azınlıkları’ himayesine almasına ve onları bu ülkelerdeki ulusal devlet projelerini yıkmak için mezhepsel kol ve pençelere dönüştürmesine, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de yaptığı gibi bu ülkelerde fitne ve savaşları körüklemesine de gerek yoktu. Ne var ki İran, tüm bu yaşananlara rağmen halen ne kendini değiştirmeye ve ne de başkalarından önce kendini kurtarmak için bunların bir kısmını telafi etmeye çalıştı. Bu da oldukça üzücü.


Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.