Nükleer anlaşma müzakereleri devam edecek ama Washington'da beklentiler düşük

Şarku'l Avsat'a konuşan Avrupalı ​​üst düzey bir kaynak: Yeni müzakere turunun amacı, Borrell’in önerisinin tartışılması, yeni fikirler önerilmeyecek.

Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
TT

Nükleer anlaşma müzakereleri devam edecek ama Washington'da beklentiler düşük

Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)

İran ve ABD heyetleri, yaklaşık 5 aylık bir aranın ardından, Tahran'ın hızla atom bombası yapma eşiğine yaklaştığı bir dönemde, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakereleri sonuçlandırmak amacıyla yeni bir dolaylı müzakere turu için Avusturya'nın başkenti Viyana'ya dönüyorlar.
Resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin Avrupa Birliği (AB) koordinatörü Enrique Mora, dün (Çarşamba), Twitter üzerinden, müzakereleri sonuçlandırmak üzere Viyana'ya gittiğini duyurdu.
Şarku'l Avsat'a konuşan Avrupalı üst düzey bir kaynak, Viyana'daki müzakerelere sadece İranlı ve ABD’li heyetlerin dolaylı olarak katılacaklarını ve anlaşmanın diğer taraflarının (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin) bu müzakere turunda yer almayacaklarını söyledi. Kaynak, İranlı ve ABD’li heyetlerin Viyana'ya, Mora’nın AB koordinatörlüğünü yaptığı müzakerelerde arabulucu rolü oynayan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in 20 Temmuz'da sunduğu öneriyi görüşmek amacıyla döndüklerini ve Borrell’in önerisi dışında sunulan yeni bir fikir olmadığını belirtti.
Öte yandan ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, ülkesinde yeni müzakere turu için beklentilerin yüksek olmadığını, ancak Washington’ın anlaşmaya varılması için iyi niyetle çaba sarf etmeye hazır olduğunu kaydetti.
Malley, Twitter hesabından, “Beklentilerimiz düşük, ancak ABD, AB’nin çabalarından memnun. Bir anlaşmaya varmak için iyi niyetle çaba göstermeye hazırız” yazdı.  İran'ın ise buna hazır olup olmadığının yakında ortaya çıkacağını belirten Malley, Viyana’daki yeni müzakere turunun amacının Borrell’in önerisinin tartışılması olduğunu vurguladı.
Diğer taraftan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri Kani, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmak için topun ABD’nin sahasında olduğunu söyledi. Dün Tahran’dan ayrılmadan önce Twitter hesabından yaptığı paylaşımda ‘müzakereleri ilerletmek için’ Viyana yolunda olduklarını belirten İranlı yetkili, “Sorumluluk, anlaşmayı ihlal eden ve geçmişin kötü mirasından uzaklaşamayanlarda” ifadelerini kullandı.
Bakıri Kani, paylaşımının devamında, “ABD, KOEP üyelerinin cömertliğinin sağladığı fırsatı değerlendirmeli. Olgunluk göstermek ve sorumlu davranmak için top onların sahasında” yazdı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yeni müzakere turu sırasında çeşitli tarafların önerdiği fikirlerin tartışılacağını aktardı. Kenani, İran’ın, İran ulusunun haklarını ve çıkarlarını güvence altına alan istikrarlı bir anlaşmaya varma konusunda kararlı olduğuna işaret etti.
“Anlaşma, mükemmel değil, ama en iyisi”
Borrell, geçtiğimiz hafta Tahran ve Washington'a ‘ciddi bir krizden’ kaçınmaları için bir öneri sunduğunu belirterek, tarafları önerisini kabul etmeye çağırdı. Önerisinin detaylarını açıklamayan Borrell, Financial Times'da yayınlanan makalesinde önerisinin ‘mükemmel bir anlaşma olmadığını, fakat müzakerelerde arabulucu olarak hazırlayabileceğinin en iyisi olduğunu’ yazdı. Önerisinin tüm temel unsurları ele aldığına ve tüm tarafların zorlukla elde ettiği uzlaşmaları kapsadığına dikkat çeken Borrell, “Viyana'da 15 ay süren yoğun ve yapıcı müzakereler ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP/nükleer anlaşma) tarafları ve ABD ile sayısız görüşmeden sonra, daha fazla taviz verilecek alan kalmadığı sonucuna vardım” ifadelerini kullandı. Taslağın reddedilmesine karşı uyaran Borrell, “Ciddi bir nükleer kriz riskiyle karşı karşıyayız” dedi. Borrell ayrıca, yaklaşan ABD kongre seçimlerini bir anlaşmaya varmanın önündeki engellerden biri olarak nitelendirdi.
Rusya’nın yeni müzakere turundan beklentisi
Avrupalı ​​ve İranlı taraflar, yeni müzakere turunun Doha’da yapılan tura benzeyeceğini vurgulasalar da Moskova'nın Viyana'daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimi temsilcisi ve nükleer anlaşma müzakerelerindeki temsilcisi Mihail Ulyanov, Moskova'nın nükleer anlaşmayı sonuçlandırmak için yapıcı müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Ulyanov, “Viyana’da KOEP’in canlandırılmasına ilişkin müzakereler yakında yeniden başlayacak gibi görünüyor. Heyetler yaklaşık beş aylık bir aranın ardından Viyana'ya dönmeyi planlıyor. Rus müzakereciler anlaşmayı sonuçlandırmak için yapıcı müzakerelere hazır” şeklinde konuştu.
İran Başmüzakerecisi Bakıri Kani ile ABD’nin İran Özel Temsilcisi Malley arasında geçtiğimiz Haziran ayında, AB’nin arabuluculuğunda Katar'ın başkenti DOHA’da yapılan dolaylı müzakere turunda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
Geçtiğimiz Mart ayında Tahran ile ABD Başkanı Joe Biden yönetimi arasında Viyana'da 11 ay süren dolaylı müzakerelerin ardından nükleer anlaşmayı canlandırma konusundaki ana hatlar prensipte kabul edildi.
Ancak müzakereler, Rusya’nın son dakika talepleri ve Tahran'ın Washington'dan hiçbir ABD yönetiminin Trump yönetimi gibi nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak geri çekilmeyeceğine dair garanti verilmesinin yanı sıra, DMO'nun ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması konularındaki ısrarı nedeniyle çöktü.
Bununla birlikte geçtiğimiz Haziran ayında İran'ı, üç gizli tesiste bulunan uranyum izleri hakkında net açıklamalar yapmadığı için kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) soruşturma dosyasını kapatmasını istemesi, müzakerelerde Tahran'ın güvenilirliğine ilişkin endişeleri artırdı.
Nükleer gerilim
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Tahran'ın nükleer tesislerinde UAEA’nın gözlem kameralarının yeniden çalıştırılmasına ilişkin şartlarını yineledi. Karşı taraf nükleer anlaşmada yer almadığı ve yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece süresi dolmuş bir anlaşmayı uygulamaya devam etmek için hiçbir sebebin olmadığını söyleyen İslami, “Anlaşmadaki taahhütlerini uygulamadıkları ve asılsız suçlamalardan vazgeçmedikleri sürece kameralar yeniden çalışmaya başlamayacak”  ifadelerini kullandı.
Washington'ın DMO'yu yabancı terör örgütleri listesinden çıkarma niyetinde olmadığını söyleyen Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby’nin açıklamalarını yorumlayan İslami, “DMO meselesi, müzakerelerdeki ana konu değil” dedi.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Pazartesi gecesi bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İran’ın yüzlerce gelişmiş santrifüje gaz pompalama sürecini başlattığını duyurmasından sadece iki gün sonra dolaylı müzakerelere dönüşle ilgili açıklama yapıldı. UAEA da dün üye ülkelere verdiği bir raporda, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde üç set altıncı nesil (IR6) santrifüj kurulumu yaptığını teyit ederken, ikinci nesil (IR2) altı set santrifüjü kurmayı planladığını belirtti. Raporda ayrıca İran'ın birinci nesil (IR1) iki set santrifüjle uranyum zenginleştirmeye başladığı kaydedildi.
İran haber ajansları, İslami'nin dünkü Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken, yeni santrifüjlerin çalışmasının ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımlara misilleme olduğunu söylediğini aktardı. İranlı yetkilinin sözleri, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Pazartesi günü yaptığı açıklamaların benzeri niteliğindeydi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'a göre ABD’nin ‘İran petrolü ihracatıyla ilgili yasa dışı faaliyetlere yardımcı olan altı şirketi’ hedef alan yaptırımların duyurulmasından yaklaşık iki saat sonra İran, yeni santrifüjlerin çalıştırıldığını duyurdu.
Tahran'ın yüzlerce santrifüje gaz enjekte edilmesi talimatı verdiğini ve UAEA’nın bu konuda bilgilendirildiğini açıklayan Kemalvendi, bu adımın, ülkenin ihtiyaç seviyesi olan 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesine ulaşılması planı çerçevesinde atıldığını söyledi.
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 2018 yılının Haziran ayında, İran Atom Enerjisi Kurumu'na 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesine çıkması talimatı verdi. İran’In 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesi, nükleer anlaşmada öngörülen seviyenin 30 katı.
İranlı üst düzey üç yetkili, geçtiğimiz ay içerisinde Tahran'ın nükleer bomba yapma teknik kabiliyetine sahip olduğunu belirttikleri açıklamalarda bulundular. UAEA’nın geçtiğimiz Mayıs ayındaki tahminine göre İran, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 40 kilogramdan fazla uranyuma sahip. Uluslararası uzmanlara göre yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirme, İran’ın nükleer silah endüstrisine girme çabasının yaklaşık yüzde 99'unu oluşturabilir.
Eurasia Group'tan analist Henry Rome, nükleer anlaşmanın bu yıl yeniden canlandırılmasının pek olası olmadığını düşünüyor. Bunun olması ihtimalini yüzde 35 olarak gören Rome, ne İran’ın ne de ABD’nin anlaşmanın sona ermesinden sorumlu olmak istediğinin altını çizdi.
Reuters’ın aktardığına göre Rome bir analizinde hem ABD hem de İran, sonunda anlaşmanın çökmesini bekliyor gibi görünseler de bir anlaşmaya ulaşma olasılığını korumalarında güçlü bir çıkarlarının olduğunu vurguladı.
Rome, değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“ABD için, anlaşma planına ilgi göstermeye devam etmek, Tahran üzerindeki artan diplomatik ve ekonomik baskıya yönelik karmaşık ve maliyetli geçişi geciktiriyor. İran için ise devam eden diplomatik çabalar her ne kadar beyhude olsa da iç piyasalarını güçlendiriyor, artan uluslararası baskıyı sarsıyor ve ona nükleer programında ilerleme kaydetmeye devam etmesini için bir kalkan sağlıyor.”



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.