ABD, Türkiye’ye kara harekatına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometre geriye çekmeyi önerdi mi?

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)
TT

ABD, Türkiye’ye kara harekatına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometre geriye çekmeyi önerdi mi?

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)

Türk kaynakları, ABD’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) en büyük bileşeni YPG’nin sınırlarından 30 kilometre mesafeye kadar çekilmesini gerektiren bir kara askeri harekatını engellemeye yönelik bir teklifi olduğunu iddia etti.
Diğer yandan, Ankara ile Moskova arasında, Rusya’nın, Türkiye’nin güney sınırlarını güvence altına alma ve sınırlı bir askeri operasyona onay verme anlaşmasına yol açabilecek müzakereler olduğu bildirildi.
Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi ‘Amerikalıların teklifi ne?’ başlıklı makalesinde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığını bilen Amerikalılar ise bu işi operasyonsuz çözmek için harekete geçtiler. ABD Genelkurmay Başkanı Milley, Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’le görüştü. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Flake’i kabul etti” diye yazdı.
Makalede, “Amerikalılar Türkiye’nin kara harekatı yapmasına gerek kalmadan PYD-YPG güçlerini 30 kilometrenin altına çekmeyi öneriyorlar” denildi.


Suriyeliler, Ankara’nın YPG’ye karşı askeri operasyon başlatmasını desteklemek için önceki gün Halep’in kuzeyindeki Bab el Selam Sınır Kapısı yakınında gösteri yaptı (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi Nicolas Granger, Washington’ın Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyinde yaklaşmakta olan operasyonuna yeşil ışık yaktığına dair iddiaları yalanlayarak, “Ankara’ya büyükelçimiz aracılığıyla askeri harekata şiddetle karşı çıktığımız bilgisi verildi” dedi.
Granger, Cuma günü verdiği bir televizyon röportajında, “Askeri operasyonlar DEAŞ ile mücadele çabalarını baltalıyor ve bölgedeki istikrarı tehdit ediyor” dedi.
ABD’nin SDG ile birlikte çalışan, çoğunlukla Suriye’nin kuzeydoğusunda konuşlanmış yaklaşık 900 askeri bulunuyor.
Washington’daki Suriye Demokratik Konseyi’nin Başkanlık Konseyi üyesi Bessam Sakr ise, “Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerin şu anda tanık olduğu görece sakinlik, ABD, Rusya ve uluslararası toplumun ‘gerginliğin azalması’ gerektiğini vurgulamasının ardından geldi” dedi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Sakr, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın ‘yeni pozisyonu’ hakkında bilgilendirmek için kendilerini çağırdığını bildirdi.
Sakr ayrıca Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ‘gerilimi azaltmanın gerekliliğine’ vurgu yapan açıklamalar yaptığını ve Uluslararası Koalisyon’un DEAŞ’ı yenmek için kaydettiği ilerlemenin tehlikeye gireceğine dair ciddi endişelerini vurguladıklarını söyledi.
Sakr ayrıca şu ifadeleri kullandı;
“Suriye Demokratik Konseyi heyeti, yabancı yetkililerle bir toplantı gerçekleştirme talebimizin karşılanmasını günlerce bekledikten sonra, ABD’li yetkililerden farklı bir tavır hissetti. ‘Başkan Joe Biden yönetimi sahada mevcut koşullarda herhangi bir değişikliğe yanaşmıyor’ şeklinde net bir pozisyona ulaştılar. Görüşme, DEAŞ tehdidiyle yüzleşmeye devam ederken ABD ile ittifak ve ortaklığın devamına vurgu yapılması ve Türkiye operasyonu için ABD’nin ‘yeşil ışığının’ olmaması açısından verimli geçti.”

SDG
SDG komutanı Mazlum Abdi, dün Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke’de düzenlediği basın toplantısında, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk ile telefonda görüştüğünü söyleyerek, “ABD, McGurk aracılığıyla bize resmi olarak bu operasyona karşı olduğunu bildirildi” dedi.


SDG komutanı Mazlum Abdi dün Haseke’de düzenlediği basın toplantısında (AP)

Washington’ın söz konusu operasyonları durdurmak için Ankara ile iletişim kurduğunu dile getiren Abdi, ABD ve Rusya’nın Türk operasyonuna karşı olduğunu, ancak Türkiye’nin ‘saldırmaya’ kararlı olması nedeniyle uluslararası pozisyonların daha güçlü olması gerektiğini söyledi.
İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısına atıfta bulunan Abdi, “İstanbul saldırısıyla hiçbir ilgimiz olmadığının ve gerçeğin ortaya çıkarılması için uluslararası bir soruşturma komisyonu talep ediyoruz” dedi.
Abdi, her türlü Türk operasyonuna hazır olduklarını ve bu savaşın öncekilerden farklı olacağını söyleyerek, “Türkiye savaşı başlatırsa, tüm Suriye-Türkiye sınırı alevlenir” diye konuştu.
Bölgeyi korumanın Suriye rejim ordusunun işi olduğunu söyleyen Abdi, “Türk saldırılarına karşı birlikte koordinasyon sağlamayı sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.
Türkiye’nin uyarısı
Kilis Valiliği, bazı bölgelerde düzenlenecek tüm gösteri ve etkinliklerin 7 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.
Bu, kara harekatını başlatma veya Suriye’nin kuzeyindeki operasyonun kapsamını genişletme olasılığının bir göstergesi olarak kabul edildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla düzenlenen programda yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Sınırlarımızın ötesinde oluşturmakta olduğumuz güvenlik kuşağı ile aynı zamanda milyonlarca masum kadının ve çocuğun da hakkını müdafaa ediyoruz. En kısa sürede bu kuşağı batıdan doğuya tüm sınırlarımız boyunca tamamlayarak hem kendi vatandaşlarımızın hep oralarda yaşayan insanların geleceklerine güvenle bakabilmelerini sağlayacağız.”
Türkiye, Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekatını durdurma karşılığında, ABD ve Rusya ile YPG’nin Suriye ile olan güney sınırından 30 kilometre uzağa çekilmesi konusunda anlaştı.
Ancak Ankara, Washington ve Moskova’nın bu konuda imzalanan iki mutabakat zaptı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini vurguluyor.
Türkiye, sınırlarında terör unsurlarının bulunduğu boşlukları kapatmak ve Suriye’deki YPG ile Kuzey Irak’taki PKK militanları arasındaki bağlantıyı kesmek için hala Menbiç, Tel Rıfat ve Ayn el-Arab’ı (Kobani) kontrol etmek istiyor.
Diğer yandan, Türkiye ve Rusya arasında, önümüzdeki haftalarda Fırat Nehri’nin batısındaki YPG unsurlarını çıkarmak için sınırlı ölçekli bir Türk askeri operasyonu hakkında müzakerelerin yapıldığı bildirildi.
Müzakereler hakkında bilgilendirilmiş olarak nitelendirilen Türk kaynaklara göre, Tel Rıfat, Türk kuvvetlerinin yaklaşmakta olan operasyonunda hedef alınacak yerler arasında olabilir.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamaya göre, Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rus mevkidaşı Sergey Şoygu ile geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı telefon görüşmesinde, Suriye’nin kuzeyi bağlamında, bölgede sağlanan istikrarı bozmaya yönelik artan taciz ve saldırılar ile sivil yerleşim alanları ve vatandaşları hedef alan eylemlere karşı gereken cevabın verildiği ve verilmeye devam edileceğini söyledi.
Öte yandan, Türk kuvvetlerinin, Cumartesi günü Halep’in doğu kırsalında SDG güçlerinin kontrolündeki alanlar içinde, Ayn al-Arab (Kobani) şehrinin doğu yakasında ve şehrin güneybatısındaki Zorava köyüne ağır top atışlarına devam ettiği öne sürüldü.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SDG), bu esnada iki gün boyunca hava bombardımanının devam ettiğini ileri sürdü.
Türk kuvvetleri ve ona yakın Suriyeli muhalif grupların, Cuma günü Halep’in kuzey kırsalında SDG ve rejim güçlerinin konuşlandığı bölgelerdeki Mayasa ve Abyan köylerinin yanı sıra Minak kasabasındaki bölgeleri, askeri havaalanını ve Tel Rıfat şehrinin dış mahallelerini top atışları ile hedef aldığı iddia edildi.



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.