Çin Devlet Başkanı, Suudi Arabistan ziyaretine başlıyor... Masada hangi konular var?

Riyad’da 30 devlet liderinin katılacağı 3 zirve düzenlenecek ve değeri 29 milyar doları aşan 40 anlaşma imzalanacak

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in daha önce Riyad’da yaptıkları görüşmeden bir kare (SPA)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in daha önce Riyad’da yaptıkları görüşmeden bir kare (SPA)
TT

Çin Devlet Başkanı, Suudi Arabistan ziyaretine başlıyor... Masada hangi konular var?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in daha önce Riyad’da yaptıkları görüşmeden bir kare (SPA)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in daha önce Riyad’da yaptıkları görüşmeden bir kare (SPA)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz’in davetlisi olarak, Suudi Arabistan ve Çin’i birbirine bağlayan tarihsel ilişkileri ve seçkin stratejik ortaklığı güçlendirmek için Riyad’a üç günlük resmi bir ziyaret gerçekleştirecek.
Kral Selman ve Şi Cinping, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın da katılacağı Suudi Arabistan-Çin zirvesine başkanlık edecek. 

Ziyaret programı
Çin Devlet Başkanı’nın ziyareti sırasında 30’dan fazla ülke lideri ve uluslararası kuruluşun katılımıyla ‘Suudi Arabistan-Çin’, ‘Körfez-Çin’ ve ‘Arap-Çin’ olmak üzere üç zirve düzenlenecek.
Çin Devlet Başkanı, Körfez İşbirliği Konseyi’ne (KİK) üye ülkeler ile Çin ile Arap ülkeleri arasındaki seçkin ilişkilere dayanarak, başkent Riyad’da düzenlenecek olan Körfez-Çin İşbirliği ve Kalkınma Zirvesi ve Arap-Çin İşbirliği ve Kalkınma Zirvesi’ne katılacak.
Körfez ve Arap bölgesinden devlet başkanları ve liderlerin katılacağı her iki zirvede, tüm alanlarda ilişkileri ilerletmenin yolları ele alınacak ve ekonomik işbirliğinin çeşitli yönleri tartışılacak. 

Çin Devlet Başkanı ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi iki ülke arasındaki resmi ziyaretlerden birinde (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan-Çin zirvesinin oturum aralarında, stratejik ortaklık belgesine ek olarak, devlet ve özel sektörde değeri 110 milyar riyali (29,3 milyar dolar) aşan 40’tan fazla ön anlaşma imzalanacak.
Anlaşmalara ek olarak, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nu Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile uyumlaştırma planına imza atılacak.
Zirve ayrıca ‘Prens Muhammed bin Selman Suudi Arabistan ve Çin arasında Kültürel İşbirliği Ödülü’nün lansmanına da sahne olacak.

80 yıllık ilişki
Suudi Arabistan-Çin diplomatik ilişkileri, seçkin ve yakın bir gelişmeye tanık oluyor ve iki dost ülkenin yararına olacak şekilde çeşitli alanlarda daha fazla işbirliği ve karşılıklı anlayışa doğru hızla ilerliyor.
İki ülke arasındaki yakın ilişkiler, basit ticari ilişkiler ve Çinli hacıların kabulü şeklinde işbirliği ve kalkınmanın çeşitli yönlerini içerdiği için 80 yıl önce başladı ve tam diplomatik ilişkiler kurma konusunda anlaştıktan sonra 1990’da resmi formuna ulaştı.
Suudi Arabistan-Çin ilişkileri, ilişkilerin dayandığı anlaşmaların hükümlerinin uygulanması veya zamanın değişikliklerine uyum sağlayacak şekilde geliştirilmesi açısından iki ülke arasındaki işbirliğinin güçlenmesine olumlu yansıyan, dünyanın tanık olduğu gelişmeye paralel olarak büyük bir fark ortaya koydu.

İkili ortaklık
Suudi Arabistan, Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde, tüm etkili ülkeler ve uluslararası güçlerle ikili ilişkileri ve ortaklıkları güçlendirmeye yönelik stratejik hedef bağlamında Çin ile de ilişkileri geliştirmeye istekli.
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Çin Başbakan Yardımcısı Han Zheng’ın başkanlık ettiği Suudi Arabistan-Çin Ortak Komitesi, iki ülke hükümetlerinin siyasi ve güvenlik işlerinde koordinasyonu artırma, ticaret ve yatırım, enerji, kültür ve teknoloji alanlarındaki işbirliği yönlerini geliştirmeye yönelik mevcut çabalarına öncülük ediyor.
İki dost ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, ister iki hükümet arasındaki anlaşmalar, ister işadamları arasındaki anlaşmalar olsun, çeşitli alanlarda birçok anlaşmanın imzalanmasına tanık oldu. Suudi Arabistan’ın Çin’e ihracatının çoğu petrole dayalı.
Suudi Arabistan ve Çin, Dünya Ticaret Örgütü ve G20 gibi bir dizi uluslararası ekonomik kuruluş ve bloğa üyeliği paylaşıyor.
Suudi Arabistan ayrıca, sürdürülebilirliği yansıtan yeşil altyapıya yatırım yaparak Asya içinde ve dışında ekonomik kalkınmayı teşvik etmeyi ve altyapı bağlantısını iyileştirmeyi amaçlayan Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın kuruluşuna Çin ile birlikte kurucu üye olarak katıldı.

İlk ticaret ortağı
2018 yılından bu yana Suudi Arabistan’ın ihracat ve dış ithalatında ilk varış noktası olan Çin, son 5 yıldır Suudi Arabistan’ın ilk ticaret ortağı konumunda.
Ticaret hacmi, 2020’ye göre yüzde 39 artışla 2021’de 309 milyar riyale (82,4 milyar dolar) ulaştı.
Suudi Arabistan’ın Çin’e yaptığı ihracatın toplam hacmi, 41 milyar riyal değerindeki petrol dışı ihracat dahil 192 milyar riyale (51,2 milyar dolar) yükseldi.
Çin’deki Suudi yatırımlarının değeri 8,6 milyar riyali buldu ve Suudi Arabistan, 2019 yılı sonuna kadar Çin’e yatırım yapan ülkeler sıralamasında 12. sırada yer aldı.
Çin’in Suudi Arabistan’daki yatırımlarının değeri ise 2021 yılı sonu itibarıyla 29 milyar riyali buldu.
Suudi Arabistan’da gelişmekte olan teknoloji şirketlerini desteklemek için Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu ve Alibaba şirketi tarafından desteklenen Çin merkezli eWTp arasında 1,5 milyar riyal olarak tahmin edilen sermaye ile bir ‘Suudi Arabistan-Çin Fonu’ kuruldu.

Kuşak ve Yol
Kuşak ve Yol girişimi, Suudi Arabistan tarafından başlatılan birçok iddialı büyük projede iki ülke arasındaki yatırım işbirliği yoluyla 2030 Vizyonu hedeflerine ulaşılmasına yardımcı oluyor. Büyük Çin merkezli şirketler bunun uygulanmasına katkıda bulunuyor.
Enerji alanında Suudi Arabistan, 2021’de Çin’e petrol arzında liderliği elinde tuttu.
Çin gümrük verilerine göre, Çin’in Suudi Arabistan’dan yaptığı ithalat 2020 yılına göre yüzde 3,1 artarak toplam ithalat içindeki payı yüzde 17’ye yükseldi.
Yanbu Aramco Sinopec Refining Company (YASREF), iki ülke arasındaki yatırım ortaklıkları için bir model teşkil ediyor.
Saudi Aramco ve Çin merkezli Sinopec arasındaki bir ortak girişim olan şirket, günde 400 bin varil Arap ağır ham petrolü işlemek ve bunu Suudi Arabistan ve uluslararası pazarların ihtiyaç duyduğu ürünlere dönüştürmek için entegre bir dönüşüm rafinerisine sahip.

Nükleer ve çevresel işbirliği
İki ülke, 2012 yılında atom enerjisinin barışçıl amaçlarla kullanımının geliştirilmesi kapsamlı stratejik ortaklığı güçlendirmek amacıyla nükleer işbirliğini artırmaya yönelik bir proje imzaladı.
Bu, iki ülke arasındaki bilimsel, teknolojik ve ekonomik işbirliğini geliştirmenin yolunu açtı.
Çin, Veliaht Prens’in başlattığı ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimini de destekliyor.
Ayrıca Suudi Arabistan’ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından küresel kalkınmayı yeni bir dengeli, koordineli ve kapsayıcı büyüme aşamasına doğru yönlendirmek, 2030 gündeminin uygulanmasını hızlandırmak ve daha güçlü, daha yeşil ve daha sağlıklı bir küresel kalkınma elde etmek için önerilen, küresel kalkınma girişimine katılımını memnuniyetle karşıladı.

Kültürel alışveriş
İki ülke arasındaki ilişkiler sadece bu alanlarla sınırlı kalmadı, özellikle kültür alışverişinde yeni bir sayfa ve başka bir boyut yazan daha geniş bir ufka sahne olundu.
Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı’nın 2019’da iki ülke arasındaki kültürel işbirliği için Riyad’ın kültürel ve bilimsel ilişkileri güçlendirme konusundaki istekliliğini yansıtan ‘Prens Muhammed bin Selman Suudi Arabistan ve Çin arasında Kültürel İşbirliği Ödülü’nü duyurmasının ardından bu adımlar hızlandı.
Her yıl verilecek olan bu ödülle, Arap dili, edebiyatı ve yaratıcı sanat eserlerini Çin’de tanıtmanın yanı sıra Suudi Arabistan ile Çin kültürleri arasında karşılıklı anlayış ve kültürel değişimi güçlendirmek amaçlandı.
Ödül, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu ile Çin’in Kuşak ve Yol girişiminin kültür alanındaki ortak hedeflerine hizmet ediyor.



Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
TT

Suudi Arabistan, HDK'nin Kordofan'daki saldırılarını şiddetle kınadı

 Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)
Doğu Darfur'daki HDK Unsurları (videodan ekran görüntüsü)

Suudi Arabistan, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) el-Kuvek Askeri Hastanesi'ne, Dünya Gıda Programı'na (WFP) ait bir yardım konvoyuna ve yerinden edilmiş sivilleri taşıyan bir otobüse yönelik gerçekleştirdiği suç teşkil eden saldırıları şiddetle kınadı. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu onlarca silahsız sivilin ölümüne ve Sudan'ın Kuzey ve Güney Kordofan eyaletlerindeki yardım tesislerine ve konvoylarına zarar verilmesine yol açtı.

Suudi Arabistan, Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, bu eylemlerin tamamen haksız ve tüm insani normların ve ilgili uluslararası anlaşmaların açık bir ihlali olduğunu teyit etti. Krallık, HDK'nin bu ihlallere derhal son vermesini ve uluslararası insani hukuk ve 11 Mayıs 2023'te imzalanan Cidde Deklarasyonu (Sudan'daki Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt) uyarınca, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırılmasını sağlama konusundaki ahlaki ve insani yükümlülüğüne uymasını talep etti.

Suudi Arabistan, Sudan'ın birliğini, güvenliğini ve istikrarını, meşru kurumlarının korunmasını ve yabancı müdahaleyi reddettiğini yineledi. Ayrıca, siyasi bir çözümü desteklediklerini iddia etmelerine rağmen, bazı tarafların yasadışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçıların sürekli akışını kınadı. Bu davranış, çatışmayı uzatmanın ve Sudan halkının acılarını artırmanın önemli bir faktörüdür.

Sudan Doktorlar Ağı'na göre, HDK'nin Dubeyker bölgesinden Kuzey Kordofan Eyaleti'ndeki el-Rahad şehrine yerinden edilmiş insanları taşıyan bir araca saldırması sonucu, aralarında sekiz çocuk ve birkaç kadının da bulunduğu 24 kişi öldü.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.