51. Bölge nasıl uzaylı teorilerinin yuvası haline geldi?

Halen birçok sır barındıran bölge üst düzey casus uçakları için bir test alanıydı.

‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
TT

51. Bölge nasıl uzaylı teorilerinin yuvası haline geldi?

‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)

Tarık eş-Şami
Her ne kadar Başkan Joe Biden, ABD savaş uçakları tarafından düşürülen üç ‘tanımlanamayan uçan nesnenin’ (UFO) bilimsel araştırma veya meteoroloji balonları olduğunu ve Çin’e veya başka bir ülkeye ait olmadığını öne sürse de bunların niteliğini bildiğini yalanladı. Ayrıca kalıntılarının analiz için toplanıp toplanmadığını da belirtmedi. Bu da ABD istihbarat servislerinin ne sakladığına dair spekülasyonlara yol açtı. Bu çerçevede ABD halkını endişelendiren konuyla ilgili gizem devam ediyor. Açıklamalar aynı şekilde içinde olup bitenler hakkında halen birçok şey gizlenen ‘51. Bölge’ hakkındaki sırları gündeme taşıyor. Peki, bu gizemli bölge ne? Neden onlarca yıldır gizli tutuldu ve şimdiye kadar neler saklandı?

Bulmaca alanı
51. Bölge 1955 yılından bu yana milyonlarca ABD’li için bir sır olarak kaldı. Bunun nedeni yalnızca ilgi çekici ismi veya resmi olarak var olmaması ve onlarca yıldır ABD hükümetinin herhangi bir haritasında görünmemesi değil. Çevresinde uçan dünya dışı varlıkları ve tanımlanamayan uçan nesneleri takip eden yerel sakinlerle ilgili birçok hikayeyle bağlantılı olması da nedenler arasında. Son olarak geçtiğimiz günlerde kimliği ve kaynağı henüz bilinmeyen, ABD ve Kanada semalarında yüksekten uçan tanımlanamayan nesne gündemin üst sıralarına yerleşti. Bunlar hakkında, ABD Başkanı Biden ve üst düzey yetkililer endişeleri yatıştırıcı açıklamalarda bulunuyor.
704806-317193551.png
51. Bölge, Las Vegas’ın yaklaşık 197 kilometre kuzeybatısındaki Nevada Çölü’nde, ıssız bir alanda yer alıyor. (Getty)
51. Bölge efsaneleri her yıl dünyanın her yerinden başka bir dünyadan uzaylıları ve uzay gemilerini görme umuduyla buraya akın eden turistleri cezbediyor. Ancak bu hassas yere yaklaşmalarına izin verilmiyor. Dolayısıyla bir şey görmüyorlar. Dört yıl önce 20 Eylül 2019’da uzaylılar ve tanımlanamayan uçan cisimlerle ilgili hikayelerin takipçisi yaklaşık altı bin kişi, Facebook üzerinden yayılan bir davete cevaben bu bölgeye akın etti. Bu insanlar, uzaylıları görmeyi veya dünya dışı cisimlere dair bir kanıt bulmayı amaçlıyordu. Ayrıca alanı koruyan güvenlik güçlerinin, onların büyük sayılarına karşı koyamayacaklarını ileri sürüyorlardı. Ancak uzun bir beklenti ve kalabalığa eşlik eden medya kargaşasından sonra durum, bazı ABD ürünlerinin reklam ve tanıtımda istismar ettiği bir şenlik sahnesi, uzaylı resimleri ve hayali çizimlerle sona erdi.

51. Bölge nerede?
Bölge, Las Vegas’ın yaklaşık 197 kilometre kuzeybatısındaki Nevada Çölü’nde ıssız bir alanda yer alıyor. 375 numaralı Devlet Karayolu boyunca 29 ve 30 işaretleri arasında bir yerde bulunuyor. Buraya, herhangi bir işaret olmayan toprak yol uzanıyor. Asfalttan hiçbir bina gözükmese de yol, Groom Gölü’ne veya Homey Havalimanı’na gidiyor.
Bölgeyi daha önce ziyaret etmiş olanlar için bu yol, gerçek kökeni veya ne anlama geldiği bilinmeyen birçok gayri resmi ismin bulunduğu bir askeri üsse çıkıyor. Bu da gizemi ve karışıklığı artırıyor. Ayrıca CIA’in gizli tutmak istediği sitelere kod isimler verdiğine inanılıyor. ‘National Geographic’ internet sitesine göre bu isimler arasında Paradise Ranch, Water City, Dreamland Resort, Red Square, The Box, The Ranch, Nevada Test and Training Range (Nevada Test ve Eğitim Sahası), Detachment-3, Air Force Test Center (Hava Kuvvetleri Test Merkezi) ve 51. Bölge yer alıyor.

Bu isim nereden geliyor?
Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre bu bölgenin sayısını 51 olarak sınıflandırılması, şu an feshedilmiş ABD Atom Enerjisi Komisyonu’nun ‘Nellis’ Hava Kuvvetleri Üssü yakınlarındaki alanları belirlemek için kullandığı 1960’lı yıllara ait grafiklere dayanıyor.
1958 yılında ve 1662 sayılı Genel Arazi Tahsis Kararnamesi uyarınca, yaklaşık 153,6 kilometrekarelik alan, yerini ABD Enerji Bakanlığı’na bırakan ABD Atom Enerjisi Komisyonu tarafından kamu kullanımından çekildi. Bunların arasında halka yasak olan ve çevresinde silahlı muhafızların devriye gezdiği 51. Bölge de vardı. Ayrıca hava trafik kontrolünden izin alınmadan hava sahasına girilmesi mümkün değil. Bu nedenle bölge, ABD hükümetinin sırlarını sakladığı ve dünyaya düşen UFO ve uzaylıları gizlediği yer olduğuna inanan komplo teorisyenleri ve paranormal olayları sevenler açısından onlarca yıldır bir efsane olarak kaldı.

‘Roswell’ uçan dairesi
Ancak 51. Bölge efsanesinin gerçek başlangıcı, 1947’de New Mexico’nun Roswell kasabasında bir uçan dairenin düşmesi ve en ünlü UFO hikayelerinin yayılmasıyla ortaya çıktı. Hikayelere göre ABD tarafından uzay aracı üretimini çoğaltmak için mühendislik denemeleri yapmak üzere uçan dairenin kalıntıları ve uzaylıların cesetleri 51. Bölge’ye getirilmişti.
‘Smithsonian’ dergisine göre Roswell Daily Record, 8 Temmuz 1947’de bir uçan daire bildirdi. Kitlenin ilgisini çeken şey, yalnızca uzaylıların yönettiği bir uçan dairenin Roswell’e çarpma ihtimali değildi. ABD ordusunun uzay aracının enkazını toplayarak üzerinde garip deneyler yaptığı ve varlığını ABD halkından sakladığı fikriydi.
Roswell, 1950’lerin ortalarına kadar bilinen hiçbir faaliyetin görülmediği 51. Bölge’ye yakın değil. Ancak bu iki bölge, uzayla ilgili faaliyetlerle açık ilişkileri nedeniyle ilgi çekiyor.

Söylentinin yayılma nedeni
ABD’nin bu bölgede yürüttüğü askeri testlerin son derece gizli doğası göz önüne alındığında Washington yönetimi, UFO’larla ilgili söylentiler hakkındaki gerçeği ifşa etmekle ilgilenmiyor. UFO söylentileri, Haziran 2019’da ‘YouGov’ tarafından yapılan bir ankete kadar oldukça hızlı yayılırken, ABD’de ve dünyada birçok kişinin hayal gücünü birkaç on yıl boyunca ateşlemeye devam etti. ABD’deki yetişkinlerin yüzde 54’ü, hükümetin UFO’lar hakkında kendilerine anlattıklarından daha fazlasını bildiğine inanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Smithsonian Ulusal Hava ve Uzay Müzesi’nin eski küratörü Roger D. Launius, Military Times’a yaptığı açıklamada “ABD Hava Kuvvetleri açısından, ‘Mogul Projesi’ olarak isimlendirilen, Roswell’de gerçekte neler olup bittiğine dair gerçeği söylemek yerine dünya dışından bir uzay aracı kazası söylentisini yaymak daha iyi olurdu” dedi.
Mogul Projesi’nin amacı, hassas sensörler ve radar sensörleri ile donatılmış yüksek irtifa balonlarının kullanılması yoluyla üst atmosferde Sovyet nükleer testlerinin patlamalarından kaynaklanan yankılanmanın belirtilerinin aranmasıydı. Bu, 1994 yılında yayınlanan bir ABD Ulusal Güvenlik Ajansı raporuyla da ortaya koyuldu. Launius, Roswell Olayı’nın aslında Mogul projesiyle ilgili olduğunu ve amacının, uzaylı ordusu unsurlarının varlığını örtbas etmek olmadığını söyledi. Yayınlanan rapor da gezegenin dışından gelen herhangi bir uzaylı nesnenin varlığına değinmiyor.

Neden çölde gizli bir üs var?
CIA, Soğuk Savaş sırasında casus uçakları geliştirmeye başladığında, söz konusu dönemde teşkilatın direktörü olan Richard M. Bissell, Sovyetler Birliği’nde bulunandan daha üstün yeteneklere sahip casus uçaklarının prototiplerini inşa etmek ve test etmek için özel bir üs oluşturmaya ihtiyaç olduğunu fark etti. 1955 yılında Bissell ve Lockheed uçak tasarımcısı Martin Kelly Johnson, bu çok gizli deneyler için yer olarak Nevada, Groom Gölü’ndeki tenha bir hava sahasını seçti.
Sekiz ay içerisinde mühendisler, o dönemde diğer tüm uçaklardan çok daha yüksekten, 70 bin fit (21 bin 300 metre) yükseklikte uçabilen U-2’yi geliştirdi. Bu, pilotların Sovyet düşmanının füzeleri ve uçakları üzerinden uçmasına izin verdi. Ama Sovyetler 1960’ta U-2’yi yeni bir uçaksavar füzesiyle düşürdükten sonra CIA, yeni nesil 51. Bölge casus uçaklarını geliştirmeye başladı. Bunlar A- 12 olarak adlandırılan titanyumdan yapıldı. Bu nedenle radarlar tarafından neredeyse hiç tespit edilemiyor.
Bu uçağa dair daha fazla deneyle artık ABD kıtası 70 dakikada 2 bin 200 mil (saatte 3 bin 600 kilometre) hızla uçulabiliyor. Ayrıca 90 bin fit (yaklaşık 27 bin 432 metre) yükseklikten, yerdeki yalnızca yarım metre büyüklüğündeki nesneleri dhi fotoğraflayabilen kameralarla donatıldı.

Garip görüntüler
51. Bölge, alışılmadık sesler çıkaran ve benzeri görülmemiş yüksekliklerde uçan yüksek hızlı uçakların garip görüntülerinin artmasıyla daima uzaylılarla ilişkilendirildi. Ancak  uzaylılarla ilişkinin sağlamlaşmasına daha çok katkıda bulunan şey, Robert Lazar’ın 1989’da Las Vegas’ta bir haber kanalına verdiği röportajda açıkladıkları oldu. Kendisi, uzay aracı bulunduğunu söylediği 51. Bölge’de çalıştığını ve işinin askeri kullanım için bunların teknolojisini yeniden yaratmak olduğunu iddia etti.
Ancak daha sonra Lazar’ın Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne veya California Teknoloji Enstitüsü’ne hiç gitmediği anlaşılınca hikâye inandırıcılığını yitirdi. Bununla birlikte gerçek şu ki, o dönemde bu bölgedeki mühendisler uzaydan değil başka ülkelerden ele geçirilen gelişmiş uçakları inceliyor ve yeniden şekillendiriyorlardı.
Bununla birlikte 2 bin 850’den fazla A- 12 uçağı da dahil olmak üzere 51. Bölge’den yapılan tüm yüksek teknolojili uçuşlar, bölgede UFO’ların yükseldiği söylentilerine neden oldu. Ancak gazeteci Annie Jacobsen, 2011 yılında yayınladığı kitabında, bu bölgedeki ABD askeri kaynaklarından aktardığı üzere, mermi hızında hareket eden A-12 uçağının titanyum gövdesinin, güneş ışığını herkese UFO gördüğünü düşündürecek şekilde yansıtabildiğini yazdı.

Peki, gerçek ne?
UFO söylentilerini daha da artıran şey ise ABD hükümeti 2013 yılına kadar 51. Bölge’nin varlığını kabul etmeyi reddederken, George Washington Üniversitesi’ndeki Ulusal Güvenlik Arşivi de herhangi bir resmi isim vermeden gizliliği kaldırılmış CIA belgelerini internette yayınlaması oldu. Daha sonra yerel halk, çölde garip bir şeyler olduğunu anlattı ama ayrıntılar ve bunların doğrulanması zordu.
Tüm kanıtlara rağmen birçok kişi halen 51. Bölge’nin dünya dışı faaliyetlerin yuvası olduğuna inanıyor. Bunda büyük ölçüde üs çevresindeki yoğun askeri güvenliğin çekici bir atmosfer yaratması etkili. Bu durum, meraklı gözlerin “Neyi görmemizi istemiyorsunuz?” diye sormasına neden oldu. 1978’de bu bölgenin komutasını CIA’den devralan ABD Hava Kuvvetleri, 2019 yılında bölgeye yaklaşan muazzam insan baskısına direnmemek zorunda kalmıştı.
Hava Kuvvetleri’ne göre kimse, üssün tesislerinde dünya dışı varlıklar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamayacak. Çünkü Nellis Hava Kuvvetleri Üssü’nde bulunan ve 51. Bölge olarak bilinen test ve eğitim sahası, Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarını test ettiği ve pilot yetiştirdiği bir alandı. Üssün bilgisayar korsanlarına karşı ölümcül güç kullanımı hakkında sorularla karşılaşan halkla ilişkiler yetkilisi, şu açıklamada bulundu:
“Uygulamada, belirli bir güvenlik önlemi tartışılmaz. Ancak askeri tesislere veya eğitim alanlarına yasa dışı bir şekilde erişim sağlamaya yönelik herhangi bir girişim, müsamaha gösterilmemesi gereken ciddi bir konudur.”

Devam eden gizem
Şu ana kadar bu alan aktif bir üs olarak kaldı. Ancak 1970’lerden beri hizmet ettiği amaç çok gizli bir muamma. Şu an yapılmakta olan çalışmanın gizliliğinin kaldırılması ve halka açık hale getirilmesi en az birkaç on yıl alacaktır. Bölge, gizli gerçeği keşfetme umuduyla müzeler, restoranlar, moteller, uzay temalı sergiler ve festivallerle dolu.dolup taşan, tereddüt eden inananlar ve şüpheciler için bir yuva olmaya devam edecek.

Uzay savaşları mı yoksa uzaylıların iletişim girişimleri mi?



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.