51. Bölge nasıl uzaylı teorilerinin yuvası haline geldi?

Halen birçok sır barındıran bölge üst düzey casus uçakları için bir test alanıydı.

‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
TT

51. Bölge nasıl uzaylı teorilerinin yuvası haline geldi?

‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)
‘51. Bölge’ 1955’ten bu yana milyonlarca ABD’li için sır olarak kaldı. (Independent Arabia)

Tarık eş-Şami
Her ne kadar Başkan Joe Biden, ABD savaş uçakları tarafından düşürülen üç ‘tanımlanamayan uçan nesnenin’ (UFO) bilimsel araştırma veya meteoroloji balonları olduğunu ve Çin’e veya başka bir ülkeye ait olmadığını öne sürse de bunların niteliğini bildiğini yalanladı. Ayrıca kalıntılarının analiz için toplanıp toplanmadığını da belirtmedi. Bu da ABD istihbarat servislerinin ne sakladığına dair spekülasyonlara yol açtı. Bu çerçevede ABD halkını endişelendiren konuyla ilgili gizem devam ediyor. Açıklamalar aynı şekilde içinde olup bitenler hakkında halen birçok şey gizlenen ‘51. Bölge’ hakkındaki sırları gündeme taşıyor. Peki, bu gizemli bölge ne? Neden onlarca yıldır gizli tutuldu ve şimdiye kadar neler saklandı?

Bulmaca alanı
51. Bölge 1955 yılından bu yana milyonlarca ABD’li için bir sır olarak kaldı. Bunun nedeni yalnızca ilgi çekici ismi veya resmi olarak var olmaması ve onlarca yıldır ABD hükümetinin herhangi bir haritasında görünmemesi değil. Çevresinde uçan dünya dışı varlıkları ve tanımlanamayan uçan nesneleri takip eden yerel sakinlerle ilgili birçok hikayeyle bağlantılı olması da nedenler arasında. Son olarak geçtiğimiz günlerde kimliği ve kaynağı henüz bilinmeyen, ABD ve Kanada semalarında yüksekten uçan tanımlanamayan nesne gündemin üst sıralarına yerleşti. Bunlar hakkında, ABD Başkanı Biden ve üst düzey yetkililer endişeleri yatıştırıcı açıklamalarda bulunuyor.
704806-317193551.png
51. Bölge, Las Vegas’ın yaklaşık 197 kilometre kuzeybatısındaki Nevada Çölü’nde, ıssız bir alanda yer alıyor. (Getty)
51. Bölge efsaneleri her yıl dünyanın her yerinden başka bir dünyadan uzaylıları ve uzay gemilerini görme umuduyla buraya akın eden turistleri cezbediyor. Ancak bu hassas yere yaklaşmalarına izin verilmiyor. Dolayısıyla bir şey görmüyorlar. Dört yıl önce 20 Eylül 2019’da uzaylılar ve tanımlanamayan uçan cisimlerle ilgili hikayelerin takipçisi yaklaşık altı bin kişi, Facebook üzerinden yayılan bir davete cevaben bu bölgeye akın etti. Bu insanlar, uzaylıları görmeyi veya dünya dışı cisimlere dair bir kanıt bulmayı amaçlıyordu. Ayrıca alanı koruyan güvenlik güçlerinin, onların büyük sayılarına karşı koyamayacaklarını ileri sürüyorlardı. Ancak uzun bir beklenti ve kalabalığa eşlik eden medya kargaşasından sonra durum, bazı ABD ürünlerinin reklam ve tanıtımda istismar ettiği bir şenlik sahnesi, uzaylı resimleri ve hayali çizimlerle sona erdi.

51. Bölge nerede?
Bölge, Las Vegas’ın yaklaşık 197 kilometre kuzeybatısındaki Nevada Çölü’nde ıssız bir alanda yer alıyor. 375 numaralı Devlet Karayolu boyunca 29 ve 30 işaretleri arasında bir yerde bulunuyor. Buraya, herhangi bir işaret olmayan toprak yol uzanıyor. Asfalttan hiçbir bina gözükmese de yol, Groom Gölü’ne veya Homey Havalimanı’na gidiyor.
Bölgeyi daha önce ziyaret etmiş olanlar için bu yol, gerçek kökeni veya ne anlama geldiği bilinmeyen birçok gayri resmi ismin bulunduğu bir askeri üsse çıkıyor. Bu da gizemi ve karışıklığı artırıyor. Ayrıca CIA’in gizli tutmak istediği sitelere kod isimler verdiğine inanılıyor. ‘National Geographic’ internet sitesine göre bu isimler arasında Paradise Ranch, Water City, Dreamland Resort, Red Square, The Box, The Ranch, Nevada Test and Training Range (Nevada Test ve Eğitim Sahası), Detachment-3, Air Force Test Center (Hava Kuvvetleri Test Merkezi) ve 51. Bölge yer alıyor.

Bu isim nereden geliyor?
Merkezî İstihbarat Teşkilatı’na (CIA) göre bu bölgenin sayısını 51 olarak sınıflandırılması, şu an feshedilmiş ABD Atom Enerjisi Komisyonu’nun ‘Nellis’ Hava Kuvvetleri Üssü yakınlarındaki alanları belirlemek için kullandığı 1960’lı yıllara ait grafiklere dayanıyor.
1958 yılında ve 1662 sayılı Genel Arazi Tahsis Kararnamesi uyarınca, yaklaşık 153,6 kilometrekarelik alan, yerini ABD Enerji Bakanlığı’na bırakan ABD Atom Enerjisi Komisyonu tarafından kamu kullanımından çekildi. Bunların arasında halka yasak olan ve çevresinde silahlı muhafızların devriye gezdiği 51. Bölge de vardı. Ayrıca hava trafik kontrolünden izin alınmadan hava sahasına girilmesi mümkün değil. Bu nedenle bölge, ABD hükümetinin sırlarını sakladığı ve dünyaya düşen UFO ve uzaylıları gizlediği yer olduğuna inanan komplo teorisyenleri ve paranormal olayları sevenler açısından onlarca yıldır bir efsane olarak kaldı.

‘Roswell’ uçan dairesi
Ancak 51. Bölge efsanesinin gerçek başlangıcı, 1947’de New Mexico’nun Roswell kasabasında bir uçan dairenin düşmesi ve en ünlü UFO hikayelerinin yayılmasıyla ortaya çıktı. Hikayelere göre ABD tarafından uzay aracı üretimini çoğaltmak için mühendislik denemeleri yapmak üzere uçan dairenin kalıntıları ve uzaylıların cesetleri 51. Bölge’ye getirilmişti.
‘Smithsonian’ dergisine göre Roswell Daily Record, 8 Temmuz 1947’de bir uçan daire bildirdi. Kitlenin ilgisini çeken şey, yalnızca uzaylıların yönettiği bir uçan dairenin Roswell’e çarpma ihtimali değildi. ABD ordusunun uzay aracının enkazını toplayarak üzerinde garip deneyler yaptığı ve varlığını ABD halkından sakladığı fikriydi.
Roswell, 1950’lerin ortalarına kadar bilinen hiçbir faaliyetin görülmediği 51. Bölge’ye yakın değil. Ancak bu iki bölge, uzayla ilgili faaliyetlerle açık ilişkileri nedeniyle ilgi çekiyor.

Söylentinin yayılma nedeni
ABD’nin bu bölgede yürüttüğü askeri testlerin son derece gizli doğası göz önüne alındığında Washington yönetimi, UFO’larla ilgili söylentiler hakkındaki gerçeği ifşa etmekle ilgilenmiyor. UFO söylentileri, Haziran 2019’da ‘YouGov’ tarafından yapılan bir ankete kadar oldukça hızlı yayılırken, ABD’de ve dünyada birçok kişinin hayal gücünü birkaç on yıl boyunca ateşlemeye devam etti. ABD’deki yetişkinlerin yüzde 54’ü, hükümetin UFO’lar hakkında kendilerine anlattıklarından daha fazlasını bildiğine inanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Smithsonian Ulusal Hava ve Uzay Müzesi’nin eski küratörü Roger D. Launius, Military Times’a yaptığı açıklamada “ABD Hava Kuvvetleri açısından, ‘Mogul Projesi’ olarak isimlendirilen, Roswell’de gerçekte neler olup bittiğine dair gerçeği söylemek yerine dünya dışından bir uzay aracı kazası söylentisini yaymak daha iyi olurdu” dedi.
Mogul Projesi’nin amacı, hassas sensörler ve radar sensörleri ile donatılmış yüksek irtifa balonlarının kullanılması yoluyla üst atmosferde Sovyet nükleer testlerinin patlamalarından kaynaklanan yankılanmanın belirtilerinin aranmasıydı. Bu, 1994 yılında yayınlanan bir ABD Ulusal Güvenlik Ajansı raporuyla da ortaya koyuldu. Launius, Roswell Olayı’nın aslında Mogul projesiyle ilgili olduğunu ve amacının, uzaylı ordusu unsurlarının varlığını örtbas etmek olmadığını söyledi. Yayınlanan rapor da gezegenin dışından gelen herhangi bir uzaylı nesnenin varlığına değinmiyor.

Neden çölde gizli bir üs var?
CIA, Soğuk Savaş sırasında casus uçakları geliştirmeye başladığında, söz konusu dönemde teşkilatın direktörü olan Richard M. Bissell, Sovyetler Birliği’nde bulunandan daha üstün yeteneklere sahip casus uçaklarının prototiplerini inşa etmek ve test etmek için özel bir üs oluşturmaya ihtiyaç olduğunu fark etti. 1955 yılında Bissell ve Lockheed uçak tasarımcısı Martin Kelly Johnson, bu çok gizli deneyler için yer olarak Nevada, Groom Gölü’ndeki tenha bir hava sahasını seçti.
Sekiz ay içerisinde mühendisler, o dönemde diğer tüm uçaklardan çok daha yüksekten, 70 bin fit (21 bin 300 metre) yükseklikte uçabilen U-2’yi geliştirdi. Bu, pilotların Sovyet düşmanının füzeleri ve uçakları üzerinden uçmasına izin verdi. Ama Sovyetler 1960’ta U-2’yi yeni bir uçaksavar füzesiyle düşürdükten sonra CIA, yeni nesil 51. Bölge casus uçaklarını geliştirmeye başladı. Bunlar A- 12 olarak adlandırılan titanyumdan yapıldı. Bu nedenle radarlar tarafından neredeyse hiç tespit edilemiyor.
Bu uçağa dair daha fazla deneyle artık ABD kıtası 70 dakikada 2 bin 200 mil (saatte 3 bin 600 kilometre) hızla uçulabiliyor. Ayrıca 90 bin fit (yaklaşık 27 bin 432 metre) yükseklikten, yerdeki yalnızca yarım metre büyüklüğündeki nesneleri dhi fotoğraflayabilen kameralarla donatıldı.

Garip görüntüler
51. Bölge, alışılmadık sesler çıkaran ve benzeri görülmemiş yüksekliklerde uçan yüksek hızlı uçakların garip görüntülerinin artmasıyla daima uzaylılarla ilişkilendirildi. Ancak  uzaylılarla ilişkinin sağlamlaşmasına daha çok katkıda bulunan şey, Robert Lazar’ın 1989’da Las Vegas’ta bir haber kanalına verdiği röportajda açıkladıkları oldu. Kendisi, uzay aracı bulunduğunu söylediği 51. Bölge’de çalıştığını ve işinin askeri kullanım için bunların teknolojisini yeniden yaratmak olduğunu iddia etti.
Ancak daha sonra Lazar’ın Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne veya California Teknoloji Enstitüsü’ne hiç gitmediği anlaşılınca hikâye inandırıcılığını yitirdi. Bununla birlikte gerçek şu ki, o dönemde bu bölgedeki mühendisler uzaydan değil başka ülkelerden ele geçirilen gelişmiş uçakları inceliyor ve yeniden şekillendiriyorlardı.
Bununla birlikte 2 bin 850’den fazla A- 12 uçağı da dahil olmak üzere 51. Bölge’den yapılan tüm yüksek teknolojili uçuşlar, bölgede UFO’ların yükseldiği söylentilerine neden oldu. Ancak gazeteci Annie Jacobsen, 2011 yılında yayınladığı kitabında, bu bölgedeki ABD askeri kaynaklarından aktardığı üzere, mermi hızında hareket eden A-12 uçağının titanyum gövdesinin, güneş ışığını herkese UFO gördüğünü düşündürecek şekilde yansıtabildiğini yazdı.

Peki, gerçek ne?
UFO söylentilerini daha da artıran şey ise ABD hükümeti 2013 yılına kadar 51. Bölge’nin varlığını kabul etmeyi reddederken, George Washington Üniversitesi’ndeki Ulusal Güvenlik Arşivi de herhangi bir resmi isim vermeden gizliliği kaldırılmış CIA belgelerini internette yayınlaması oldu. Daha sonra yerel halk, çölde garip bir şeyler olduğunu anlattı ama ayrıntılar ve bunların doğrulanması zordu.
Tüm kanıtlara rağmen birçok kişi halen 51. Bölge’nin dünya dışı faaliyetlerin yuvası olduğuna inanıyor. Bunda büyük ölçüde üs çevresindeki yoğun askeri güvenliğin çekici bir atmosfer yaratması etkili. Bu durum, meraklı gözlerin “Neyi görmemizi istemiyorsunuz?” diye sormasına neden oldu. 1978’de bu bölgenin komutasını CIA’den devralan ABD Hava Kuvvetleri, 2019 yılında bölgeye yaklaşan muazzam insan baskısına direnmemek zorunda kalmıştı.
Hava Kuvvetleri’ne göre kimse, üssün tesislerinde dünya dışı varlıklar olduğuna dair herhangi bir kanıt bulamayacak. Çünkü Nellis Hava Kuvvetleri Üssü’nde bulunan ve 51. Bölge olarak bilinen test ve eğitim sahası, Hava Kuvvetleri’nin savaş uçaklarını test ettiği ve pilot yetiştirdiği bir alandı. Üssün bilgisayar korsanlarına karşı ölümcül güç kullanımı hakkında sorularla karşılaşan halkla ilişkiler yetkilisi, şu açıklamada bulundu:
“Uygulamada, belirli bir güvenlik önlemi tartışılmaz. Ancak askeri tesislere veya eğitim alanlarına yasa dışı bir şekilde erişim sağlamaya yönelik herhangi bir girişim, müsamaha gösterilmemesi gereken ciddi bir konudur.”

Devam eden gizem
Şu ana kadar bu alan aktif bir üs olarak kaldı. Ancak 1970’lerden beri hizmet ettiği amaç çok gizli bir muamma. Şu an yapılmakta olan çalışmanın gizliliğinin kaldırılması ve halka açık hale getirilmesi en az birkaç on yıl alacaktır. Bölge, gizli gerçeği keşfetme umuduyla müzeler, restoranlar, moteller, uzay temalı sergiler ve festivallerle dolu.dolup taşan, tereddüt eden inananlar ve şüpheciler için bir yuva olmaya devam edecek.

Uzay savaşları mı yoksa uzaylıların iletişim girişimleri mi?



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.