Suudi Arabistan, Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılarak ittifaklarını dağıtıyor

Örgüt, Asya kıyafeti giymiş olsa da farklı eğilimlere sahip çok kutuplu dünya çerçevesinde bir kutup kisvesine bürünen yeni bir uluslararası kolu temsil ediyor

Suudi diplomasisi, Riyad'ın uluslararası ittifaklarını genişletmek için doğuya ve batıya yöneliyor /Fotoğraf: AFP – Independent Arabia
Suudi diplomasisi, Riyad'ın uluslararası ittifaklarını genişletmek için doğuya ve batıya yöneliyor /Fotoğraf: AFP – Independent Arabia
TT

Suudi Arabistan, Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılarak ittifaklarını dağıtıyor

Suudi diplomasisi, Riyad'ın uluslararası ittifaklarını genişletmek için doğuya ve batıya yöneliyor /Fotoğraf: AFP – Independent Arabia
Suudi diplomasisi, Riyad'ın uluslararası ittifaklarını genişletmek için doğuya ve batıya yöneliyor /Fotoğraf: AFP – Independent Arabia

Suudi Arabistan, başarılı küresel diplomasilerine bir yenisini ekliyor. Bu yeni adım, mesafeleri koruma ve tüm uluslararası güçlere rota açma felsefesini teşvik ediyor. Özellikle de uluslararası jeopolitiğin özelliklerinin değiştiği bu dönemde. 
Adım, Suudi Arabistan ile Çin arasındaki ilişkileri güçlendirme sürecinin umut ve iş köprüleri kurmaya ve iki büyük ülkenin yararına olan ortak bir geleceğe sahip yeni bir toplum inşa etmeye devam ettiği bir zamanda Suudi Bakanlar Kurulu'nun, Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılma ve Riyad'a, diyalog ortağı statüsü verme kararını onaylamasıyla atılmış oldu.  
Biz de işe Şangay Örgütü'nü ve onun tektonik yapısını, ona dayalı mevcut ve gelecek hedefleri sormakla başlayalım ve asıl soruda, yani Suudi Arabistan'ın katıldıktan sonra Şangay oluşumuna neler katacağında duralım. 

Asya kutbu elbisesi
Kısaca, başta Asya kılığına girse de farklı eğilimlere sahip çok kutuplu bir dünya çerçevesinde bir kutup kisvesine bürünen, daha sonra genişleyip yayılmaya aday yeni bir uluslararası koldan bahsediyoruz. 
Şangay İşbirliği Örgütü, Haziran 2001 ortalarında Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan olmak üzere altı Asya ülkesi tarafından kuruldu. Tüzüğü, Haziran 2002'de imzalandı ve 19 Eylül 2003'te yürürlüğe girdi. 
Özbekistan hariç bu ülkeler, 26 Nisan 1996'da Şangay'da kurulan Şangay Beşlisi'nin üyeleriydi. 
Doğunun iki başrol oyuncusu Rusya ile Çin'in jeopolitik ilişkilerde koruyucu bir kalkan oluşturan Asya ittifakları oluşturma yönündeki ortak arzusu, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından erkenden harekete geçmek için itici bir güç oldu.
Gözden kaçmayan hedef ise çökmekte olan komünist imparatorluktan ayrılan cumhuriyetleri kontrol altına almaktı.
Örgütün temel yasa belgesine göre Şangay oluşumunun hedefleri, üye devletler arasında karşılıklı güveni ve iyi komşuluğu geliştirmek ve siyaset, ticaret, ekonomi, araştırma, teknoloji ve kültür alanlarında olduğu gibi eğitim, enerji, ulaşım, turizm ve çevre koruma alanlarında da etkili işbirliğini teşvik etmektir.  
Coğrafi bağlamlar
Herhangi bir siyasi oluşumun boyutlarını anlamak için ortaya atılan sorulardan biri genelde şudur: Şu veya bu topluluğun coğrafi alanı ve demografik bağlamları nedir?
Şangay'ın verileri insanı şaşırtıyor. Şöyle ki üye ülkelerin toplam alanı, yaklaşık 30 bin 189 kilometrekare, yani Avrasya bölgesinin beşte üçü kadar.
Nüfusu ise 1,5 milyar, yani dünya nüfusunun yaklaşık dörtte biri kadar. Okura, önce Doğu Asya'da, sonra da tüm dünyada barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak hedefiyle yeni bir siyasi ve uluslararası ekonomik sistem kurmaya yönelik çabası ve hareketinde Şangay Örgütü'nün elindeki imkânları düşünmek kalıyor. 
Avrupa Kömür Grubu, 1950'li yılların ortalarında genişlemeye başlayıp AB'nin birleşik bir oluşumu haline gelmişti. Şangay Örgütü de genişleme ve yayılma yolunda ilerledi.
Başlangıçta Avrasya ve Asya bölgesi dışından beş ülke, yani Afganistan, Beyaz Rusya, Hindistan, Moğolistan ve Pakistan, örgütün yıllık toplantılarına gözlemci olarak katıldı.
2014 yılında Mısır ve diğer altı ülke Azerbaycan, Ermenistan, Kamboçya, Nepal, Türkiye ve Sri Lanka diyalog ortağı olarak dahil oldu. 
Şimdi Suudi Arabistan da aynı sıfatla, yani diyalog ortağı olarak katılıyor ve bu katılım, Suudi Arabistan'ın temsil ettiği ağırlıkla bağlantılı olarak gruba gerek Arap düzeyinde gerek İslami alanda gerekse ekonomik çerçevede yeni boyutlar kazandırıyor.
En önemlisi de şu ki Riyad'ın bir kalkınma ve yeniden ayaklanma projesi olarak sunduğu model, dijital verilerden önce insani olanaklardan hareket ediyor.  

Uluslararası ve bölgesel bir işbirliği
Şangay Örgütü bugün, uluslararası diplomasi ve milletlerarası işbirliği alanında önemli bir figür haline mi geldi?
Kesin olan şu ki örgütün siyasi ve ekonomik çıkarlarını gerçekleştiren uluslararası ve bölgesel çok taraflı ilişkiler ağı oluşturma arzusu çerçevesinde Şangay, birçok bölgesel ve uluslararası kuruluşla ortak işbirliğine girdi.
Ayrıca 2 Aralık 2004 tarihinden bu yana BM toplantılarına da gözlemci olarak katılıyor. 
Bölgesel ve uluslararası güvenliği temin etmek, terörizm ve aşırılığa karşı koymak ve ayrılıkçı hareketler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, sınır ötesi organize suçla mücadele etmek için de Şangay, birçok uluslararası blokla mutabakat zaptı imzaladı; merkezi Beyaz Rusya'nın Minsk kenti olan Bağımsız Devletler Topluluğu ile yapılan mutabakat zaptı ile 21 Nisan 2005'te Cakarta'da ASEAN ile imzalanan işbirliği anlaşması da buna örnek. 
Şangay Örgütü, yeni bir tuğlayı mı temsil ediyor yoksa gelecek dünya düzeninde farklı bir yapıyı mı?
Bu soruyu yanıtlayanlardan biri, New York'taki Amerikan Dış İlişkileri Konseyi üyesi ve en ünlü Amerikan siyaset teorisyeni Richard Haass.
O ve araştırmacıları, Asya'nın etkinliğinin artmasını ve Şangay Örgütü'nün büyüyüp gelişmesini yakından ve endişeli gözlerle takip ediyor. 
Haass'a göre ittifaklar, II. Dünya Savaşı'nın sonundan bugüne kadar uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. 
Bununla birlikte Şangay gibi büyüme çağındaki örgütlerin kattığı yeni boyut, siyasi düzenlemelerin ötesine geçerek ekonomik çevrelere uzanıyor.
Özellikle de tarihin derinliklerinden Fransız İmparator Napolyon Bonapart'ın "Ordular, mideleri üzerinde yürür" ifadesini çağıran bir dünyada.
Görünüşe bakılırsa bugün değişim, "Halkların her biri mideleri üzerinde yürür" ifadesine odaklanıyor. Bu da kalkınma ve ekonomik işbirliği konularını, siyasi ittifaklara paralel ve tamamlayıcı hale getiriyor. 
Şangay Örgütü de dahil olmak üzere ittifaklar, dış tehditleri geçersiz kılmak şeklindeki temel hedefle kurulur.
Askerî ve ekonomik imkânlar düzleminde daha az varlık gösteren ülkeler ise başkalarıyla, özellikle de bir veya daha fazla güçlü ülke ile müttefik oluyor.
Böylece, özellikle saldırma potansiyeli bulunan güçlü bir ülkeyle karşı karşıya kaldığınızda kalıcı güvenliği ve gerçek bağımsızlığı sağlamak için tek gerçekçi yol oluşturulabilir. 

Stratejik denge
Şangay İşbirliği Örgütü, dünyadaki nükleer ülke sayısının yarısı olan dört nükleer gücü tek bir bölgesel örgüt altında birleştirerek, dünyadaki stratejik güç dengesini ve siyasi istikrarı korumak için oluşturulan sistem çerçevesinde ek bir caydırıcıyı temsil ediyor. 
Şangay Örgütü, Amerikan hegemonyası karşısındaki Asyalı bir araç mı?
Bu soru, Batılı çevrelerin zihnini ciddi bir şekilde meşgul ediyor. Asya'daki herhangi bir uyanışın, Atlantik ötesindeki iki parçasıyla NATO için artan bir endişe teşkil etmesi doğal olabilir.
Bununla birlikte Şangay Topluluğu'nun çeşitli zirve ve konferansları tarafından yapılmış olan ve hala yapılan açıklamalar, askerî nitelikli düşmanca bir yaklaşımı yansıtmaktan ziyade, ekonomik işbirliği için daha fazla köprü inşa ediyor. 

Diyalog ortaklığı
Şangay Örgütü çerçevesinde Suudi Arabistan'a diyalog ortaklığı statüsünün verilmesinin işaret ettiği anlamlara gelecek olursak; denebilir ki mesele tümüyle, sadece Suudi Arabistan değil yaratıcı bir Arap diplomatik hareketini yansıtıyor.
Ne eksik ne fazla; geçtiğimiz aralık ayında Suudi başkentinin sahne olduğu üç Çin zirvesi aracılığıyla Riyad, Orta Asya ülkeleri ile daha fazla işbirliği için bölgede Arap-Körfezli-Ortadoğulu aracı rolünü oynadı.
Uzlaşmacı ve hoşgörülü vizyonlar taşıyan diplomatik hamleler ve mevcut uluslararası gerilimi hafifletmek için övgüye değer bir girişimle mevcut tablo, epey umut vadediyor. 
Bugün Suudi Arabistan, dış dünyanın direkleriyle yüksek değerli bir ilişkiler ağını yeniden ören bir ilişki içerisinde.
Bu da ona, her şeyden önce Suudi iç dünyası ve Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman önderliğindeki Vizyon 2030'dan başlayan insani gelişim ve ekonomik kalkınma yörüngeleri üzerine düşünerek daha fazla siyasi etkileşim yeteneği veriyor.
Arap düzleminde ise Suudi diplomasisi, küresel çapta dikkate değer başarılar sağlayan bir Arap-Asya ortaklığı aşamasına öncülük ediyor.
Bunun en son örneği de ARAMCO şirketinin Çin'in kuzeydoğusunda planlanan ortak bir proje üzerinden ve özel bir petrokimya grubunda hisse satın alarak Çin'deki yatırımlarını birkaç milyar dolar artıracağını duyurması olabilir. 
Suudi Arabistan'ın bugün Şangay ile ortaklık sıfatı alması, anne karnında şekillenmekte olan bir dünya çerçevesinde nitelikli bir adımdır.
Bugünlerde Suudi diplomasisinin en yüksek ve faydalı başarısı, alışıldık çizgileri aşarak bilinenlerin iplerine atlamasıdır.
Bu, yeni dünyanın semalarında uçma ve 21'inci yüzyılın dördüncü onluğunda bir yer tutma arzusunu yansıtıyor. 

Independent Türkçe



Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Cidde’deki bir görüşmede (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Suudi Veliaht Prensi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aldığı telefon görüşmesi sırasında iki ülke arasındaki ikili ilişkiler gözden geçirilirken, bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.


Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
TT

Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinden sonra Gazze'deki çeteler çöktü mü?

Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan bir karede, Ebu Şebab'ın ölümünden sonra Halk Güçleri’nin komutasını devralan Gassan el-Dahini görülüyor (sosyal medya)

İzzeddin Ebu Ayşe

İsrail, Gazze Şeridi'nde kimliği belirsiz saldırganlar tarafından Halk Güçleri olarak bilinen silahlı milis grubunun lideri Yaser Ebu Şebab'ın öldürüldüğünü duyurur duymaz, grubun birçok üyesi onlara af kapısını açan Gazze hükümetine teslim olmaya başladı.

İsrail'in Hamas’a karşı mücadele etmek için Gazze Şeridi'nde kurulmasını denetlediği silahlı bir milis grubun lideri olan Ebu Şebab, aralık ayı başında öldürüldü. Ölümü, grubunun üyeleri arasında iç anlaşmazlıklara yol açtı.

Af ve diğer girişimler

Gazze'de Hamas yönetimindeki İçişleri Bakanlığı bu durumdan yararlanarak, silahlı milis gruplar ile iş birliği yapanlara “af kapısını” açtı ve onlara af sözü verdi. Bu durum, Filistinli ailelerin ve aşiretlerin, Tel Aviv'in yönlendirmesiyle Gazze sakinlerine karşı suçlar işleyen çetelere katılan evlatlarına verdikleri desteklerini geri çekmeleriyle aynı zamana denk geldi. Hamas’a bağlı güvenlik güçleri de silahlı grupların üyelerine karşı çeşitli operasyonlar düzenledi.

sd
Yaygın olarak paylaşılan bir videodan alınan, Husam el-Astal'ın Hamas'ı tehdit ettiği bir görüntü (sosyal medya)

Tüm bu faktörler, silahlı milis grupların bir dizi üyesinin Gazze hükümetine teslim olmasına katkıda bulundu. Peki bu, İsrail ordusu tarafından korunan Gazze'deki çetelerin dağılmasını hızlandıracak mı? Mevcut bilgilere göre, İsrail destekli bir çetenin 60 üyesi, Gazze'deki güvenlik güçlerine gönüllü olarak teslim oldu ve güvenlik güçleri davalarını yasal çerçevede işleme koydu. Bu haber İsrail Yayın Kurumu tarafından da doğrulandı.

Teslim olma eylemi, aranan kişilerin ailelerinin doğrudan teması ve aşiret liderlerinin açık desteğiyle gönüllü olarak gerçekleşti. İçişleri Bakanlığı, davalarını ele almak ve yargılama süreçlerini kolaylaştırmak için çalışacağına dair söz verdi.

Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Siyasi analistler, Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından, yerel çeteleri savaşta alternatif araçlar olarak kullanmaya dayanan İsrail projesinde önemli bir değişimin yaşandığına inanıyor.

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi Müdürü İsmail es-Sevabite, “Bu suç çetelerinin başarısızlığına katkıda bulunan faktörler her geçen gün artıyor ve İsrail'in hedeflerini gerçekleştirmekte başarılı olamayacaklar. Bu çeteler, sadece güvenlik güçleriyle değil, Filistin toplumunun tüm kesimleriyle çatışmaya giriyor. Bu da zamanla dağılan bu çetelerin zayıflamasına yol açtı. Güvenlik güçleri, teslim olan tüm üyelerle sorumlu bir şekilde ve hukuka uygun olarak ilgileniyor” dedi.

Aşiret denetimi

Gazze Şeridi'ndeki Yüksek Aşiret Komitesi Başkanı Hüsnü el-Muğni, “Halk Güçleri” grubuna mensup yaklaşık 60 silahlı kişinin Hamas'a teslim olduğunu belirtti. Teslim olma süreci, Ebu Şebab'ın öldürülmesinin ardından birkaç aşamada gerçekleşti. Muğni, “Yüksek Aşiret Komitesi bu sürecin organizasyonunu denetledi, onlara af sağladı ve güvenliklerini garanti altına aldı. İsrail, sabıkalı bir grup kişiyi kullanarak onlara kabile veya aşiret temelli bir görünüm kazandırmaya çalıştı, ancak bu başarısız oldu” diye ekledi.

Muğni, “Aşiretler, bu çetelere katılanların tümünün aileleriyle iletişime geçti ve halklarına dönmek isteyenlere yardım teklif etti. Aileleri ve aşiretleri aracılığıyla birçoğunu geri getirmeyi başardılar” diye açıkladı.

Liderliğin ardından çöküş

Siyasi araştırmacı İlham Kreys, “Yaser Ebu Şebab'ın öldürülmesi bu çeteler için bir iç sarsıntı oluşturdu, ancak bu mutlaka tam bir dağılmanın başlangıcı anlamına gelmez. Bununla birlikte, bu, yapılarının kırılganlığının açık bir göstergesi çünkü doğaları gereği bir ideoloji veya gerçek bir örgütlenmeden yoksun gruplardır” diye ekliyor. “Bu çeteler kilit figürlere dayanır, bu nedenle ağırlık merkezini oluşturan liderin öldürülmesi içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açar. Birleşik bir vizyonun yokluğu da buna katkıda bulunurken, liderlik yapısının zayıflığı içsel bir boşluğa ve güç mücadelelerine yol açarak bağların hızla çözülmesine neden olur.”

Kreys, “milislerin saflarındaki hızlanan çöküş, İsrail'in vekalet savaşlarına oynadığı bahsin sınırlarını ortaya koyuyor ve Filistin toplumunda sosyal bir temel veya destekleyici bir ortam oluşturmada yapısal bir başarısızlığı gösteriyor” diye açıklıyor. “Ebu Şebab'ın öldürülmesi, güvenlik ortamını yeniden şekillendiren ve sahada yeni bir gerçeklik yaratan, bu milislerin saflarında psikolojik bir çöküşe yol açan ve birçok üyesinin teslim olmasına neden olan çok önemli bir an oldu. Teslim olanların sayısının artması bekleniyor” diye ekliyor.

Kreys, “Ebu Şabab'ın öldürülmesine yönelik halkın tepkisi, bu gruplara yönelik toplumsal desteğin eksikliğini yansıtıyor. Bu durum da silahlı grup üyelerinin birçoğunun, genel ortamın kendilerine herhangi bir koruma sağlamayacağını fark ettikten sonra teslim olmalarına yol açtı” diye açıklıyor.

Silahlı gruplar güçlerini koruduklarını vurguluyorlar

Buna karşılık, “Halk Silahlı Gücü” Gassan el-Dahini'yi yeni lideri olarak atadığını duyurdu. Dahini, Hamas'a karşı grubunun mücadelesine devam edeceğine söz vererek, “Hamas'tan korkmuyorum. Halk ve özgür kimseler adına, onlarla savaşıyorum, evlatlarını tutukluyorum ve teçhizatlarına el koyuyorum. Liderinin ölümüne rağmen grup halen aktif. Yokluğu acı verici, ancak terörle mücadeleyi durdurmayacak” dedi.

Han Yunus'taki bir diğer silahlı grubun lideri Hussam el-Astal da Yaser Ebu Şebab'ın mezarı başında Dahini ile birlikte bir videoda göründü. Hamas'ı tehdit ederek, “Yaser Ebu Şebab'ın mezarından Hamas'a ve yandaşlarına mesajımızı gönderiyoruz: Mücadeleye devam edeceğiz ve Yaser'in ölümü bizi zayıflatmadı, aksine gücümüzü ve birliğimizi artırdı. Devam edeceğiz ve Hamas'ın sonu gelecek” dedi.

İsrail Ordusu Sözcüsü Nadav Şoşani ise, “Hamas'ın sözde İçişleri Bakanlığı, kendisine karşı çıkmaya cesaret eden her Gazzeliye işkence uyguluyor, infaz ediyor ve zorla kaybettiriyor. Tel Aviv, daha iyi bir gelecek isteyen ve Hamas'ın zulmünü reddeden Gazellilerle birlikte çalışacak. Uzun zamandır Hamas'ın baskıcı pençesinden kurtulmak isteyen birçok Filistinli var” dedi. Şoşani, “Hamas karşıtı grupların başarısız olduğu iddiaları, gerçekliği yeniden yazmaya çalışan çökmekte olan bir hareketin son çırpınışlarından ibarettir” diye de ekledi.


Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
TT

Suudi ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 4,8 büyüdü... Petrol dışı faaliyetler büyümenin yüzde 50'sini oluşturuyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (SPA)

Suudi Arabistan ekonomisi, 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 4,8’lik reel büyüme kaydetti. Bu büyüme, ülkenin olumlu ekonomik performansının devam ettiğini gösterirken, petrol dışı faaliyetlerin ana itici güç olduğu gözlendi. Mevsimsel olarak düzeltilmiş reel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) ise bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,4 arttı.

Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) nihai verilerine göre, yıllık büyüme oranı, ekim ayında açıklanan ön tahminlerdeki yüzde 5’lik seviyenin biraz altında kaldı. Buna rağmen 2025’in en hızlı büyümesi olarak kayda geçti.

Yıllık toplam büyümeye en büyük katkıyı, 2,4 puan ile petrol dışı faaliyetler sağladı; bu oran, toplam yüzde 4,8’lik büyümenin yüzde 50’sini oluşturuyor. Petrol faaliyetlerinin katkısı ise 2 puan oldu. GASTAT, petrol dışı faaliyetler için büyüme tahminini yüzde 4,5’ten yüzde 4,3’e düşürürken, petrol faaliyetleri büyüme tahminini ise yüzde 8,2’den yüzde 8,3’e yükseltti.

Büyümede, ağustos sonunda OPEC+ ittifakının gönüllü üretim kesintilerinin sona ermesinin ardından petrol üretimindeki kademeli artışın etkisi oldu. Suudi Arabistan, eylül ayından itibaren günlük 547 bin varil artışla üretimini yükseltti ve kasım ayında buna ek olarak günlük 137 bin varil artış gerçekleştirdi.

Bunun yanı sıra, kamu faaliyetleri ve ürünler üzerinden alınan net vergiler de büyümeye her biri 0,2 puanlık sınırlı katkı sağladı.

Mevsimsel düzeltmelerle (çeyreklik bazda) bakıldığında, petrol ve petrol dışı faaliyetler sırasıyla büyümeye 0,8 ve 0,3 puanlık katkı sağladı.

Faaliyet türlerine göre performansa bakıldığında, tüm ekonomik faaliyetler yıllık bazda pozitif büyüme kaydetti. Üçüncü çeyrekte en hızlı büyüyen sektör, yıllık yüzde 11,9 ve çeyreklik yüzde 3,9 artışla petrol rafinajı oldu. Bunu, ham petrol ve doğalgaz faaliyetleri izledi; bu sektörler yıllık yüzde 7,3, çeyreklik yüzde 3,2 büyüme gösterdi. Elektrik, gaz ve su faaliyetleri ise yıllık yüzde 6,4, çeyreklik yüzde 1 oranında büyüme kaydetti.

Harcamaların bileşenlerine gelince, yıllık ve çeyreklik karşılaştırmalarda farklılıklar gözlendi. Özel nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 2,6 artarken, çeyreklik bazda yüzde 0,6 geriledi. Buna karşın, devletin nihai tüketim harcamaları yıllık yüzde 3,1 düşerken, çeyreklik bazda yüzde 1,4 arttı.

Toplam sabit sermaye oluşumu yıllık bazda yüzde 0,7 azaldı; ancak çeyreklik bazda güçlü bir artışla yüzde 6,2 yükseldi. Bu durum, üçüncü çeyrekte yatırım harcamalarının bir önceki çeyreğe kıyasla arttığını gösteriyor.

Dış ticarette ise performans, ihracattaki güçlü artışla desteklendi. İhracat yıllık yüzde 18,4, çeyreklik yüzde 7,5 yükseldi ve Suudi ürünlerine yönelik dış talebin güçlü olduğunu ortaya koydu. İthalat ise yıllık yüzde 4,3 artarken, çeyreklik bazda yüzde 1,2 azaldı.