Azerbaycan rüzgarı ve İran (5)

Tahran ile Bakü arasında devam eden gerilim, aralarındaki ilişkinin geleceğini karmaşık bir döngüye sokuyor

Aliyev’in Tel Aviv’de Azerbaycan büyükelçiliği açma kararı, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığının açık bir ifadesidir (Sosyal medya siteleri)
Aliyev’in Tel Aviv’de Azerbaycan büyükelçiliği açma kararı, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığının açık bir ifadesidir (Sosyal medya siteleri)
TT

Azerbaycan rüzgarı ve İran (5)

Aliyev’in Tel Aviv’de Azerbaycan büyükelçiliği açma kararı, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığının açık bir ifadesidir (Sosyal medya siteleri)
Aliyev’in Tel Aviv’de Azerbaycan büyükelçiliği açma kararı, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığının açık bir ifadesidir (Sosyal medya siteleri)

Hasan Fahs

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 27 Mart 2023 tarihinde Tel Aviv'deki Azerbaycan büyükelçiliğini yeniden açma kararı alması, yalnızca iki taraf arasındaki diplomatik ilişkilerin 30 yıllık seyriyle sonuçlanan bir karar olmaktan ziyade ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyine ulaştığının açık bir ifadesi ve askeri, siyasi, güvenlik, ekonomik ve tarımsal olmak üzere çeşitli düzeylerde derin iş birliğinin bir tercümesiydi. Hatta İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Tel Aviv'de bu kararı açıklamak üzere kameralar karşısına geçerken İran'ın tepkisini izledikleri ve hassas ve karmaşık olan mevcut aşamada atılan bu adımın taşıdığı mesajı ve özellikle İran liderliğinin işlerin kendi lehlerine döndüğü ve bölgede istikrarı yakaladıkları bir dönemde alındığından Tahran'ın stratejik ve ulusal denklemlerini nasıl etkileyeceğini takip ettikleri söylenebilir. 

Tel Aviv'in bu adımla Tahran'a üstünlük sağladığına ya da özellikle İsrail eski Başbakanı Yair Lapid’in Tel Aviv'in Tahran'ı kuşatma çabalarını baltaladığını söylediği Suudi Arabistan ve İran arasında imzalanan anlaşmanın ardından İsrail'in İran’ın etrafını sarmaya yardımcı olabilecek bölgesel ortaklıklar kurma çabalarında başarılı olduğuna inanması için henüz çok erken olduğu mesajını vermek istediğine şüphe yok.

Yaklaşık 210 İranlı milletvekilinin Bakü'nün Tel Aviv'de büyükelçilik açma kararını kınayan bir bildiri yayınlaması, İran'ın mesajı aldığı ve yanıtının gecikmediğinin bir kanıtıydı. Azerbaycan parlamentosu İranlı milletvekillerinin kararı kınamasına tepki göstererek, İran'ı Azerbaycan’a yönelik düşmanca eylemlerini durdurmaya çağıran bir bildiri yayınladı. Bildiride, İranlı milletvekillerinin Tel Aviv’de Azerbaycan büyükelçiliğinin açılmasını kınayan açıklaması Bakü’nün ‘içişlerine müdahale’ ve ‘durdurulması gereken siyasi provokasyon’ olarak değerlendirildi.

Tel Aviv'in Azerbaycan tarafından atılan bu adımı büyük bir memnuniyetle karşıladığı kararı açıklayan İsrail Dışişleri Bakanı Cohen'in iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin derinliğini ifade eden açıklamasında “Azerbaycan, İsrail'in stratejik ortağıdır. Bölgesel güvenlik, enerji ve turizm dahil olmak üzere çok sayıda konuda yakın iş birliği yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan iki tarafın gelişmeleri yakından takip ettiğini söyleyen Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov ise Azerbaycan'ın her zaman bölgede barış ve güvenliğin tesisi için çağrıda bulunduğunu ve bunun tüm bölgenin refahına katkı sağlayacağına yürekten inandığını vurguladı.

İran, bu gelişmeye Azerbaycan’ın Tahran Büyükelçiliği’ndeki dört diplomatı sınır dışı etme kararı vererek tepki gösterdi. Tüm bunlarla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın müdahalesiyle sağlanan göreceli bir sakinlik döneminden sonra iki taraf arasındaki gerilim yeniden başladı.

Tahran ile Bakü arasında devam eden gerilim, aralarındaki ilişkinin geleceğini karmaşık bir döngüye sokarken İran’ın gerek iç düzeyde gerekse Güney Kafkasya bölgesindeki stratejik çıkarları düzeyinde ağır bedeller ödemeden olası senaryolara başvurması kolay olmayacak. Bu senaryolardan her birinin, ulusal güvenlik ve çıkarlar üzerinde yansımaları olması kaçınılmaz.

Olaya sadece silah namlusundan bakan ve Azerbaycan'ın eylemlerine karşı tek çözümün savaş olacağını düşünen İranlı şahinler, Bakü'nün ‘İran’ın çıkarlarına ve güvenliğine karşı üst üste attığı adımlar’ karşısında sessiz kalmayıp Cumhurbaşkanı Aliyev ve Azeri yetkililerin her gün İran'a saldırdığını, rejimi ve liderlerini kışkırtmaktan başka amacı olmayan adımlar ve önlemler aldığını, bu davranışların devam etmesi halinde Azerbaycan ile savaşın kaçınılmaz olduğunu dillendiriyorlar. Çünkü onlar açısından Bakü'nün adımları, savaş alanında ve dengelerinde değişikliklere yol açarak Tahran'ı kazanımlarını ve çıkarlarını savunmak için savaşa girmeye itiyor.

Bakü'nün İran'a karşı adımlar atmasını gerektiren sebeplerin Türkiye ve İsrail'e atıfla dış güçlerin tahriklerine dayanmadığına, İran'ın iç kesimlerinden kaynaklandığına inanan şahinler, Tahran'ın Azerbaycan'ın düşmanca tavrına karşı takındığı yumuşak tutumun bu eylemlerin arkasındaki ana faktör olduğunu, asimilasyon ve esneklik politikasının İranlı yetkililerin Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in stratejik tehdidi ve yayılmacı emelleri konusundaki bilgisizliğini ortaya koyduğunu, bunun da Bakü’nün eylemlerinde bir değişiklik olması tahminlerinin tutmamasına ve daha fazla kayba yol açabileceğini düşünüyorlar.

Şahinler, bu okumaya dayanarak Bakü’nün attığı adımlara karşı çıkılması ve Aliyev'in tutumlarını mümkün olan her türlü yöntemle dizginlenmesi gerektiği inanıyorlar. Bu da İran'ın Azerbaycanlı yetkililerin emellerini dizginlemek için Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlığa sahada müdahale etmesini ve Erivan'a doğrudan halk desteği vermesini bir seçenek haline getirebilir.

İran'ın Azerbaycan’ın adımlarına karşı ne yapacağına dair yaşadığı kafa karışıklığı söz konusu. İran’ın karar alma çevrelerinde ve özellikle Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin resmi tutumunu bildiren ve Bakü ile yaşanan krize dair tartışmanın bir yönünün ifadesi olarak Bakü ile ilişkilerde herhangi bir duygusal ve yanlış düşünülmüş adımın yıkıcı sonuçları konusunda uyaran Dışişleri Bakanlığı'nda bazılarını harekete geçirdi. İran’a yönelik stratejik tehdidi abartmamak, ‘stratejik sabır’ politikasını sürdürmek ve böylece Azerbaycan’ın tutumunun boyutlarının dikkatli bir şekilde okunması ve Bakü ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerde yaşanan son gelişmelerin amaçlarından ve içeriklerinden arındırılması gerektiğine inanıyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
TT

İran savaşının sona ermesi Mısır’daki enflasyonu hafifletecek mi?

Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin bir bölümünün genel görünümü (Reuters)

İran savaşının sona ermesiyle eş zamanlı olarak ABD dolarının Mısır cüneyhi karşısında kayda değer ölçüde gerilemesi, Mısırlıların zihninde bu gelişmenin bölgedeki krizlerin tetiklediği hayat pahalılığı üzerinde etkili olup olmayacağına dair soruları ve belki de umutları yeniden gündeme taşıdı.

Mısır’da dün bankacılık işlemlerinin son saatlerinde dolar kuru çok sayıda bankada 50 Mısır lirasının altına gerileyerek 49,8 liraya düştü. Böylece dolar, mart ayından bu yana ilk kez bu seviyenin altına inmiş oldu.

Hayat pahalılığından yakınan çok sayıdaki Mısırlıdan biri de Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette muhasebeci olarak çalışan Muhammed Kasım. Kasım, “Dolar her düştüğünde fiyatların da gerilemesini bekliyoruz ancak bu gerçekleşmiyor. Bir ürünün fiyatı yükseldiğinde bir daha asla düşmüyor” dedi.

Kasım, her gün evinden iş yerine ulaşım masraflarını karşılamak zorunda olduğunu, ayrıca eğitim çağında iki çocuğu bulunduğunu belirtti. Hayat pahalılığının nedenlerinin ortadan kalkmasıyla birlikte fiyatların da gerilemesini umut ettiğini söyleyen Kasım, “Savaş sona erdiğine ve enerji fiyatları dünya genelinde düştüğüne göre artık zamları haklı gösterecek bir neden kalmadı. Tüccarların ve satıcıların fiyat artışlarını gerekçelendirmek için öne sürdüğü Hürmüz Boğazı’nın kapanması riski de ortadan kalktı” ifadelerini kullandı.

Gelecekteki etkisi

Ancak ekonomist Mustafa Bedra farklı düşünüyor. Bedra, “İran savaşı sırasında yaşanan her günün geleceğe uzanan etkileri olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Bedra, “Savaşın bir ay sürmesi halinde etkilerinin üç ila altı ay boyunca devam edeceğini öngörüyordum. Şimdi ise savaşın süresi neredeyse yüz günü aştı. Dolayısıyla etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değil” dedi. Ekonomik koşulları etkileyen unsurların büyük ölçüde değişmediğini belirten Bedra, “Petrol varil fiyatlarının etkisi, Hürmüz Boğazı’ndaki kapanmalar nedeniyle tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve enflasyondaki yükseliş gibi faktörler hâlâ geçerliliğini koruyor. Benim görüşüme göre fiyatlarda hissedilir bir düşüşün görülmesi için en az altı aylık bir süreye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

cvcsv
Mısırlılar, dolar kurundaki düşüşün ardından fiyatların düşmesini umuyor. (Şarku’l Avsat)

Bedra, Mısır’dan çıkan dolaylı yabancı yatırımların etkisine de değinerek, bu sermayenin yeniden ülkeye dönmesinin ve döviz kurunun tekrar 47 Mısır cüneyhi seviyesine gerilemesinin 3 ila 6 ay sürebileceğini söyledi. Bunun ise mevcut ekonomik koşulların değişmemesine ve bölgede yeniden bir savaşın patlak vermemesine bağlı olduğunu vurguladı.

Bedra, “Gemiler yeniden Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladı. Petrol varil fiyatları da savaşın sona erdiğine ilişkin medya haberlerinin etkisiyle düşüş eğilimine girdi. Ancak ortada henüz nihai ve kalıcı bir anlaşma bulunmuyor” dedi.

Şubat ayının sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte dolar kuru Mısır’da 55 cüneyhin üzerine çıkarak rekor seviyelere ulaşmıştı. Savaş öncesinde dolar yaklaşık 47 cüneyh seviyesinde işlem görüyordu.

Bedra, “Savaş tamamen sona erer ve bölge yeniden istikrara kavuşursa bunun fiyatlara yansımasını görmek için önümüzde yaklaşık altı aylık bir süreç bulunuyor. Petrolün varil fiyatı yeniden 60-70 dolar bandına gerilediğinde hükümetten benzin ve motorin fiyatlarında indirime gitmesini talep etmeye başlayabiliriz. Ancak şu an petrol hâlâ 80 dolar civarında seyrediyor. Dolayısıyla olayların önüne geçip hükümetten hemen fiyat indirimi istemek gerçekçi değil” şeklinde konuştu.

‘İstikrar için bir fırsat’

Kahire’nin doğusunda özel bir şirkette çalışan 20’li yaşlardaki Hacer Mahmud ise fiyatlardaki sürekli artışın önüne geçecek kararlı adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Mahmud, savaşın sona ermesini ‘özellikle bölgede yeniden sükûnetin sağlanacağına dair beklentiler ışığında piyasaların istikrar kazanması için büyük bir fırsat’ olarak değerlendiriyor.

Kişisel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ailesine de her ay maddi destek sağlamayı hedeflediğini belirten Mahmud, fiyatların istikrara kavuşmasını ve gerilemesini umut ettiğini söyledi. Mahmud, “Birçok ekonomi uzmanı önümüzdeki dönemde doların 47 Mısır cüneyhine kadar gerileyebileceğini dile getirdi” dedi.

Bankacılık uzmanı Seher ed-Damati ise petrol fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekerek bunun hayat pahalılığını artıran temel etkenlerden biri olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Damati, “Karşı karşıya olduğumuz durum ithal enflasyondu. Mısır’ın savaş öncesinde 60 dolara ithal ettiği bir ürünün maliyeti İran savaşı sırasında 100 doların üzerine çıktı. Buna nakliye ve sigorta giderleri de eklendi. Şimdi ise fiyatlar geriliyor ve bu tek başına bile son derece önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.

Mısır’da aylık enflasyon oranı mayıs ayında yüzde 1,6 olarak kaydedilirken, bu oran nisanda yüzde 1,1 seviyesindeydi. Yıllık enflasyon ise mayıs ayında yaklaşık yüzde 13,8 olarak gerçekleşti.

Damati, “Hazine bonolarına yatırım yapan yatırımcılar güçlü şekilde geri döndü. Bu durum ülkeye döviz girişini artırdı. Ayrıca Çin ile yapılan yuan bazlı para takası anlaşması da katkı sağladı. Bunun yanında Mısır, arz ve talebe göre şekillenen esnek döviz kuru sistemini uyguluyor. Piyasadaki döviz arzının artması doğal olarak fiyatların düşmesine zemin hazırlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

vcdfc
Kahire’deki bir döviz bürosu (AFP)

Sözlerine devam eden Damati, “Eğer jeopolitik koşullar mevcut haliyle devam ederse fiyatların düşeceğini düşünüyorum; ancak savaş yeniden başlarsa her şey başa döner” dedi.

Mısır Merkez Bankası, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkenin net döviz rezervlerinin mayıs ayında 53,134 milyar dolara yükseldiğini bildirdi. Nisan ayında bu rakam 53,009 milyar dolar seviyesindeydi. Böylece rezervlerde 125 milyon dolarlık bir artış kaydedildi.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, ülkede döviz piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla döviz ticareti yapanlara yönelik operasyonlarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakanlık, çarşamba günü 24 saat içinde 8 milyon Mısır cüneyhini aşan değerlerde yabancı para ticaretiyle ilgili bazı dosyaların ele geçirildiğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın bakanlığın resmî Facebook sayfasındaki verilerden yaptığı derlemeye göre, iç güvenlik birimleri pazar gününden salıya kadar geçen üç günlük süreçte yaklaşık 15 milyon Mısır cüneyhi değerinde döviz işlemiyle ilgili vaka tespit etti.


ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak
TT

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

ABD-İran anlaşması güvenliği yüksek tatil beldesinde imzalanacak... Görüşmeler törenin hemen ardından başlayacak

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varılan mutabakat zaptının imza töreni, cuma günü İsviçre’nin orta kesiminde bulunan ve Luzern Gölü’ne bakan Bürgenstock Dağı üzerindeki lüks bir otelde gerçekleştirilecek. İsviçre Dışişleri Bakanlığı, bölgenin ulaşımının zor olması nedeniyle güvenliğinin daha kolay sağlandığını belirterek, mekânın Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların yanı sıra ABD ve İran tarafından da uygun görüldüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Washington ile Tahran arasındaki mutabakat zaptının ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, İran Meclis Başkanı ve başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf tarafından elektronik ortamda imzalandığını duyurdu. Kalibaf ile Vance’ın, ülkelerinin heyetlerine liderlik ederek İsviçre’deki resmi imza törenine katılması bekleniyor.

Belgenin içeriğine ilişkin açıklama yapan Vance, metnin yaklaşık bir buçuk sayfadan oluştuğunu ve genel çerçeveli hükümler içerdiğini söyledi. Trump ise bugün, G7 Zirvesi için bulunduğu Fransa’da yaptığı açıklamada anlaşma metninin yakında kamuoyuna duyurulacağını belirtti.

Bilindiği üzere anlaşma, nisan ayında ilan edilen ve kırılganlığını koruyan ateşkesi 60 gün daha uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak. Trump’a göre anlaşmada ayrıca İran’ın nükleer silah sahibi olmayacağının açık biçimde yer aldığı ifade ediliyor.

Tarafların, anlaşmanın imzalanmasının ardından İran’ın nükleer programının geleceği gibi karmaşık başlıklarda yeni müzakere sürecine başlaması bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu görüşmelerin cuma günü İsviçre’de, çerçeve anlaşmanın resmi olarak imzalanmasının ardından başlayacağını açıkladı.

Wall Street Journal’ın bilgili kaynaklara dayandırdığı habere göre:

  • ABD, savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve yakıt satışlarına derhal yeniden başlamasına izin verecek.
  • İran, anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte uluslararası petrol ve yakıt ihracatını yeniden gerçekleştirebilecek.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Lübnanlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde:

  • İsrail’in Lübnan’daki işgal ettiği bölgelerden çekilmesi ve Güney Lübnan sakinlerinin evlerine dönebilmesi gerektiği vurgulandı.
  • Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulunuldu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı: ABD’nin deniz ablukası kaldırıldı

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, ABD’nin iki aydır İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırdığını açıkladı. Söz konusu adımın, iki ülke arasında Orta Doğu’daki savaşı sona erdirecek anlaşmanın imzalanmasından önce atıldığı belirtildi.

Hükümete bağlı internet sitesinin aktardığına göre Mecid Taht Revançi, “Deniz ablukasının kaldırılması, başından beri üzerinde ısrar ettiğimiz temel konulardan biriydi. Süreç başladı ve resmi imza töreninden önce abluka kaldırıldı” dedi.


Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, İran’la saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor

İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)
İran savaşında, Suudi Arabistan devletine ait Saudi Aramco'nun Ras Tanura'daki petrol rafinerisi vurulmuştu (Reuters)

Suudi Arabistan yönetimi, İran'la siyasi ve ticari ilişkileri şekillendirecek bir saldırmazlık paktı imzalamayı değerlendiriyor.

Financial Times'ın aktardığına göre Riyad, İran savaşı sonlandıktan sonra Tahran'la ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma üzerinde çalışıyor.

Adlarının paylaşılmamasını isteyen Batılı diplomatlar, Riyad'ın 1970'lerdeki Helsinki Anlaşması'nı model almayı düşündüğünü belirtiyor.

Bu sözleşme Soğuk Savaş'ta ABD, Sovyetler Birliği ve Avrupa ülkeleri arasındaki gerilimi azaltmak için imzalanan anlaşmalardan oluşuyor. Dönemin Doğu ve Batı blokları arasındaki ticari ve siyasi ilişkileri düzenleyen anlaşmalara Türkiye de dahil 35 ülke taraf olmuştu.

Diplomatlara göre Suudi Arabistan, saldırmazlık paktının daha geniş çerçevede Ortadoğu'daki çeşitli ülkeleri kapsamasını istiyor.

Analizde, Avrupa devletlerinin bu öneriyi desteklediğine, olası pakta diğer Körfez ülkelerinin dahil edilmesini de istediklerine dikkat çekiliyor. Brüksel, böyle bir anlaşmayı gelecekteki çatışmaları önlemenin ve Tahran'a da saldırıya uğramayacağına dair güvence vermenin "en iyi yolu olarak" görüyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan bir Arap diplomat, İran başta olmak üzere diğer Müslüman ülkelerin Helsinki süreci örnek alınarak hazırlanan bir saldırmazlık anlaşmasına sıcak bakacağını savunuyor:

Her şey anlaşmaya kimlerin dahil edileceğine bağlı. Mevcut ortamda İran ve İsrail'i bir araya getiremezsiniz. İsrail olmadan bu girişim ters etki yaratabilir zira İran'dan sonra en büyük çatışma kaynağı olarak İsrail görülüyor. Ancak İran nüfuzunu koruyor, Suudiler de bu yüzden meselenin üzerine gidiyor.

Analizde, Türkiye-Pakistan örneği üzerinden Ortadoğu'daki savunma ittifaklarının genişleme eğiliminde olduğuna da işaret ediliyor.

Pakistan Savunma Bakanı Hoca Muhammed Asıf, pazartesi günkü açıklamasında, Suudi Arabistan'la yaptıkları savunma paktına Türkiye ve Katar'ı dahil etmeyi düşündüklerini bildirmişti.

ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı saldırılara İran, Körfez ülkelerine misillemeyle karşılık vermişti.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın, İran'a gizli saldırılar düzenlediği öne sürülmüştü. Körfez ülkeleri saldırıları doğrulayan ya da yalanlayan bir açıklama yapmamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea'nın savaşta gizlice BAE'yi ziyaret ettiği de öne sürülmüştü. BAE yönetimi iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Financial Times, Tesnim, Arab News