30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

İktidar hırslarını tatmin etmek için iki generalin savaşını alevlendirdiler ve ateşi körüklediler.

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
TT

30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)

Sudanlıların hafızasında 30 Haziran 1989’da yaşananlar halen taze. Söz konusu tarihte, darbenin başı Tuğgeneral Ömer el-Beşir ilk açıklamasını yapmış, merhum Hasan et-Turabi önderliğindeki sivil İslamcılar iktidarı ele geçirmiş ve onlara bağlı askerler ‘Ulusal Kurtuluş Devrimi’ni gerçekleştirmişti.

Bu olaydan yaklaşık 30 yıl sonra, reform talep eden bu darbenin sonucunun ‘Güney Sudan’ın ayrılması, ülkenin her yerinde istikrarlı bir yıkım, ülkenin uluslararası izolasyona ve ekonomik ablukaya girmesi ve birçok gözlemcinin inandığı diğer sorunlar olduğu’ kanıtlandı. Bunlar, ordu ile darbecilerin isyana karşı koymak için yarattığı ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ arasındaki savaşın yolunu açtı.

Darbe bildirgesi

Beşir, ilk bildirgede silahlı kuvvetlerin ‘aziz ülkeyi hainlerin ve yolsuzların elinden kurtarmak için bugün harekete geçtiğini’ dile getirirken, ‘yıkıcı bozulmayı durdurmak, millî birliği fitne ve siyasetten korumak, vatanı emniyet altına almak, varlığının çökmesini önlemek, vatandaşları korkudan, evsizlikten, açlıktan, sefaletten ve hastalıktan uzaklaştırmak’ için iktidar hırsıyla değil, en büyük ulusun çağrısına yanıt olarak hareket ettiğini belirtti.

sdf
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve subayları. (AFP-Arşiv)

Beşir, İslami Hareket’in (Müslüman Kardeşler’in Sudan’daki adı) emriyle, diktatör Cafer en-Numeyri rejiminin bir halk devrimiyle devrilmesinin ardından, merhum Başbakan Sadık el-Mehdi’nin seçilmiş hükümetine karşı cephe aldı. Beşir, ülkeyi demir yumrukla yönetiyordu ve İslamcılar, onun rejiminin ‘değirmen taşı’ idi. Siyasi muhaliflerini tasfiye etmek için sloganlar kullandılar. Bu çerçevede sivil ve askeri hizmetlerde büyük bir ‘katliam’ gerçekleştirdiler ve yüzbinlerce işçiyi ‘kamu yararı’ dediklere şeye zorladılar. ‘İslamileştirme’ sloganlarıyla ve ‘güçlendirme’ adı altında örgüt mensuplarını ülke eklemlerinde kuvvetlendirdiler.

Radikalizm yanlılarına ev sahipliği yapmak

İslami Hükümet, terörist el-Kaide örgütünün lideri Usame bin Ladin ve uluslararası Müslüman Kardeşler örgütüyle bağlantılı cihatçı hareketler de dahil olmak üzere dünyanın her yerinden İslamcı teröristlere ve cihatçılara ev sahipliği yaptı.

sdsd
Usame bin Ladin. (Getty)

Hartum, onlara kendi ülkelerine karşı faaliyetlerini yürütmeleri için ülkenin imkanlarından sağladı. Nihayetinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan’ı terörizme sponsor olan bir devlet olarak nitelendirerek, Sudan’a karşı ‘11 Nisan 2019’da İslamcı rejimin bir halk devrimiyle devrilmesine kadar kaldırılmayan’ sert ekonomik yaptırımlar uyguladı.

Güney’in ayrılışı

İslamcıların yönetimi sırasında, merhum John Garang liderliğindeki Güney Sudan’da savaş kızıştı. Devlete karşı bir isyan çerçevesinde Müslüman Kardeşler, hareketini cihatçı bir savaşa dönüştürdü ve halkı dini sloganlar altında seferber etti, ancak savaşı kazanamadı. Güney kuvvetleriyle müzakere etmek zorunda kaldı. 2005 yılında Güney Sudan’a birlik ya da ayrılma konusunda referandum hakkı veren ünlü ‘Naivasha Barış Anlaşması’nı imzaladılar ve bunun sonucunda güneyliler, ezici bir çoğunlukla ayrılma yönünde oy kullandı. Sonuç olarak Müslüman Kardeşler’in Sudan’da verdiği en büyük ulusal kayıp olan mevcut ‘Güney Sudan devleti’ doğdu. Buna göre ülke, bölgesinin ve nüfusunun üçte birini ve petrol kaynaklarının çoğunu kaybetti.

2003 Darfur Savaşı

İslami hükümet savaşlarını durdurmadı. Kapsamlı Barış Anlaşması imzalanır imzalanmaz 2003 yılında Darfur bölgesinde savaş başladı. Yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti. Geride 2,5 milyondan fazla mülteci ve yerinden edilmiş bıraktı. Ancak isyan sonlanmadı.

Bu bağlamda silahlı Darfur hareketlerine karşı savaşında orduya destek olması için Cancavid milisleri kuruldu. Bu milisler, merkezi hükümetin gözetimi altında yaygın insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi. Sonuç olarak Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası örgüt tarihindeki en büyük barışı koruma misyonlarından birinin oluşumunu şart koşan 7’inci madde kapsamında kararlar aldı. Bu misyon, sivilleri hükümet güçlerinden ve Cancavid milislerinden korumak, on binlerce uluslararası askerden oluşan UNAMID misyonu olarak biliniyor.

Soykırım suçlamaları

Darfur bölgesinde ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan insan hakları ihlalleri sonucunda Uluslararası Ceza Mahkemesi, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Savunma Bakanı Abdurrahim Muhammed Hüseyin, dönemin İçişleri Bakanı Ahmed Harun ve şu anda Lahey’de yargılanan Cancavid komutanı hakkında savaş suçları, soykırım ve etnik temizlik suçlamaları altında tutuklama emri çıkardı. Ancak Beşir ve hükümeti, bu mahkemeye çıkmayı reddetti.

fdefr
Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Darfur’da savaş suçları işlemekle suçlandı. (Reuters)

İslamcılar arasındaki iç çekişmeler, iktidarlarının ilk on yılının sonunda doruğa ulaştı. 1999’da Beşir, İslamcıların vaftiz babası Hasan et-Turabi’ye karşı çıktı, başkanlığını yaptığı parlamentoyu feshetti ve onu bir dizi yandaşıyla birlikte hapse attı. Hareket, Beşir’e sadık bir akıma ve Turabi’ye sadık bir akıma bölündü. Ali Osman Muhammed Taha, Nafi Ali Nafi ve Avad Ahmed el-Caz başta olmak üzere Turabi’nin en yakın öğrencileri, tarihi liderlerine karşı Beşir’i desteklemeyi ve yetkililerin yanında yer almayı seçtiler.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin doğuşu

Yönetici grubun kendi içinde çatışmalar artarken Beşir, kendisini ‘kardeşlerinin’ ihanetinden korumak için ‘Hamideti’ olarak bilinen Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki, bugün ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ olarak bilinen güçleri kurdu. Daha önce babalarına ihanet etmişlerdi. Peki, özellikle Güney Sudan’ın ayrılması sonrasında yoğunlaşan güç mücadelesinde neden kendilerini yaratanlara ihanet etmesinler?

ggb
Hamideti, Nil Nehri eyaletindeki kuvvetleriyle, savaştan önce toplantı düzenledi. (AP-Arşiv)

Ancak ‘halk devrimi’ olarak bilinen Aralık 2018 Devrimi’ni bastırmak ve Beşir’i korumak için Darfur’dan getirilen Hızlı Destek Kuvvetleri, kuruluş amacının tam tersine hizmet etti ve devrimden yana olduğunu ilan etti. Devrimin ardından yapılan düzenlemeler kapsamında Hamideti, Ağustos 2019’da imzalanan anayasal belgeyle onaylanan siviller ve ordu arasındaki ortaklık hükümetinde, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini kazandı.

Ekim 2021 darbesi

Ancak İslamcılar fırtınaya boyun eğdikten sonra geri döndüler. Ordu mensupları, güvenlik güçleri ve polisle koordineli bir şekilde özellikle Sudan’da Yetkilendirmeyi Kaldırma, Yolsuzlukla Mücadele ve Fonları Kurtarma Komitesi’nin kurulmasından sonra devrimci hükümetin çalışmalarını engellemek ve hatta orduyu ona karşı kışkırtmak için çalıştı. Dolayısıyla ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki Ekim 2021 darbesinde önemli rol oynadılar.

Ancak darbe, iki lider arasındaki rekabet nedeniyle başarısız oldu. Hamideti, iktidar ortağının İslamcıları yeniden iktidara getirmek için darbeden yararlandığını ve onları hain olarak gördüklerini açıklayarak, tek taraflı şekilde ordunun siyasetten çekilmesini ve sivil hükümetin geri dönmesini desteklediklerini ilan etti. Ayrıca iki adam, sivil güçlerle, ‘iktidarın sivillere devredilmesini, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin orduya entegrasyonunu, ordunun iktidardan çekilmesini ve 30 Haziran rejiminin ve onun siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomik temellerinin tasfiye sürecinin yeniden başlamasını’ öngören Çerçeve Anlaşma’yı imzaladı.

tgt
25 Ekim 2021 darbesinin başındaki isim olan General Abdulfettah el-Burhan. (Reuters)

İslamcılar, uygulanmasını kendileri için bir son olarak görerek, bu anlaşmayı kategorik olarak reddettiklerini açıkladı ve ‘Kendilerinin kanını döksünler, bizim kanımızı döksünler veya herkesin kanını döksünler’ şeklindeki Müslüman Kardeşler’in ünlü sloganlarını yeniden yükselttiler. Ayrıca ülkeyi yakmaya hazır olduklarını ilan ettiler. İslamcılar, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni birleştirme sürecinin zaman çizelgesiyle ilgili olarak ordu liderleri ile Hızlı Destek arasındaki anlaşmazlıktan yararlandı ve iki büyük güç arasında savaş çıkana kadar aralarına nifak tohumları ekmeye çalıştı. Yayınlanan haberler, İslamcıların ‘orduyu cihatçı tugayları aracılığıyla savaşa soktuğunu’ iddia ediyor.

İki generalin savaşı

İhvan’ın ‘iktidar hırsı’, alıştıkları eski bahaneleriyle ‘Hızlı Destek’e karşı orduya desteklerini ilan ettikleri mevcut savaşı ateşledi. Müslüman Kardeşler, eskiden güneydeki savaşı ‘cihat’ olarak görüp karşı çıkanları küffar ilan ederken, mevcut savaşı ‘onur’ savaşı olarak nitelendiriyor. Onlara göre bu savaşa kim karşı çıkarsa hain ve işbirlikçidir. Haberlere göre savaşı müzakere yoluyla durdurmaya yönelik her türlü girişime karşı durmuşlardır.

sxd
Burhan (solda) ve Hamideti, uzun yıllar birlikte çalıştıktan sonra şu an iktidar için birbirlerine karşı savaş veriyorlar. (AFP)

Ülkedeki durum, otuz yıl boyunca İslamcıların doğrudan yönetimi aracılığıyla ve sivil hükümetin çalışmalarını sekteye uğratan güvenlik komiteleri aracılığıyla dört yıl kılık değiştirerek, Sudan’ı parçalanma ve iç savaşla tehdit eden mevcut savaşa son verdi. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre iktidara ‘ülkeyi kurtarmak’ için geldiklerini açıklamaları sonrasında politikalarının sonucu; onu Sudanlıların hafızasının unutmayacağı ve ‘Sudan’ denen bir vatanın varlığına son verebilecek bir ‘savaş ocağına’ atıyor.



Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.


Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
TT

Irak: Cumhurbaşkanlığı seçim oturumu için tarih belirleme konusunda yine karar veremedi

Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)
Meclis Başkanı, Cumhurbaşkanı seçiminin sonuçlandırılmasını görüşmek üzere 1 Şubat'ta bir toplantı düzenledi (X)

Irak parlamentosu, bugün gündemine yeni bir cumhurbaşkanı seçimini dahil etmeyi başaramadı; bu, parlamento seçimlerinin üzerinden iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen yaşanan üçüncü başarısızlık oldu.

Bu geri adım, Şii ve Kürt güçleri arasında devam eden siyasi anlaşmazlıkların ortasında geldi; bu anlaşmazlıklar, cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşmaya varmalarını engelledi ve ülkedeki siyasi çıkmazın devam etmesine neden oldu.

Mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, yeni bir hükümet kurma ve cumhurbaşkanı seçme için anayasal sürelerin aşılmasının ardından geçici hükümete liderlik ediyor; bu durum Irak siyasi sahnesini daha da karmaşıklaştırarak, anayasal kurumların etkinliğini zayıflatmaktadır.

Gözlemciler, bu durumun devam etmesinin, siyasi güçler arasındaki gerilim ve bölünme ortamında, devlet çalışmalarında daha fazla olumsuzluğa yol açabileceğine ve diğer anayasal hakların tamamlanmasını geciktirebileceğine dikkat çekiyor.