30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

İktidar hırslarını tatmin etmek için iki generalin savaşını alevlendirdiler ve ateşi körüklediler.

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
TT

30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)

Sudanlıların hafızasında 30 Haziran 1989’da yaşananlar halen taze. Söz konusu tarihte, darbenin başı Tuğgeneral Ömer el-Beşir ilk açıklamasını yapmış, merhum Hasan et-Turabi önderliğindeki sivil İslamcılar iktidarı ele geçirmiş ve onlara bağlı askerler ‘Ulusal Kurtuluş Devrimi’ni gerçekleştirmişti.

Bu olaydan yaklaşık 30 yıl sonra, reform talep eden bu darbenin sonucunun ‘Güney Sudan’ın ayrılması, ülkenin her yerinde istikrarlı bir yıkım, ülkenin uluslararası izolasyona ve ekonomik ablukaya girmesi ve birçok gözlemcinin inandığı diğer sorunlar olduğu’ kanıtlandı. Bunlar, ordu ile darbecilerin isyana karşı koymak için yarattığı ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ arasındaki savaşın yolunu açtı.

Darbe bildirgesi

Beşir, ilk bildirgede silahlı kuvvetlerin ‘aziz ülkeyi hainlerin ve yolsuzların elinden kurtarmak için bugün harekete geçtiğini’ dile getirirken, ‘yıkıcı bozulmayı durdurmak, millî birliği fitne ve siyasetten korumak, vatanı emniyet altına almak, varlığının çökmesini önlemek, vatandaşları korkudan, evsizlikten, açlıktan, sefaletten ve hastalıktan uzaklaştırmak’ için iktidar hırsıyla değil, en büyük ulusun çağrısına yanıt olarak hareket ettiğini belirtti.

sdf
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve subayları. (AFP-Arşiv)

Beşir, İslami Hareket’in (Müslüman Kardeşler’in Sudan’daki adı) emriyle, diktatör Cafer en-Numeyri rejiminin bir halk devrimiyle devrilmesinin ardından, merhum Başbakan Sadık el-Mehdi’nin seçilmiş hükümetine karşı cephe aldı. Beşir, ülkeyi demir yumrukla yönetiyordu ve İslamcılar, onun rejiminin ‘değirmen taşı’ idi. Siyasi muhaliflerini tasfiye etmek için sloganlar kullandılar. Bu çerçevede sivil ve askeri hizmetlerde büyük bir ‘katliam’ gerçekleştirdiler ve yüzbinlerce işçiyi ‘kamu yararı’ dediklere şeye zorladılar. ‘İslamileştirme’ sloganlarıyla ve ‘güçlendirme’ adı altında örgüt mensuplarını ülke eklemlerinde kuvvetlendirdiler.

Radikalizm yanlılarına ev sahipliği yapmak

İslami Hükümet, terörist el-Kaide örgütünün lideri Usame bin Ladin ve uluslararası Müslüman Kardeşler örgütüyle bağlantılı cihatçı hareketler de dahil olmak üzere dünyanın her yerinden İslamcı teröristlere ve cihatçılara ev sahipliği yaptı.

sdsd
Usame bin Ladin. (Getty)

Hartum, onlara kendi ülkelerine karşı faaliyetlerini yürütmeleri için ülkenin imkanlarından sağladı. Nihayetinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan’ı terörizme sponsor olan bir devlet olarak nitelendirerek, Sudan’a karşı ‘11 Nisan 2019’da İslamcı rejimin bir halk devrimiyle devrilmesine kadar kaldırılmayan’ sert ekonomik yaptırımlar uyguladı.

Güney’in ayrılışı

İslamcıların yönetimi sırasında, merhum John Garang liderliğindeki Güney Sudan’da savaş kızıştı. Devlete karşı bir isyan çerçevesinde Müslüman Kardeşler, hareketini cihatçı bir savaşa dönüştürdü ve halkı dini sloganlar altında seferber etti, ancak savaşı kazanamadı. Güney kuvvetleriyle müzakere etmek zorunda kaldı. 2005 yılında Güney Sudan’a birlik ya da ayrılma konusunda referandum hakkı veren ünlü ‘Naivasha Barış Anlaşması’nı imzaladılar ve bunun sonucunda güneyliler, ezici bir çoğunlukla ayrılma yönünde oy kullandı. Sonuç olarak Müslüman Kardeşler’in Sudan’da verdiği en büyük ulusal kayıp olan mevcut ‘Güney Sudan devleti’ doğdu. Buna göre ülke, bölgesinin ve nüfusunun üçte birini ve petrol kaynaklarının çoğunu kaybetti.

2003 Darfur Savaşı

İslami hükümet savaşlarını durdurmadı. Kapsamlı Barış Anlaşması imzalanır imzalanmaz 2003 yılında Darfur bölgesinde savaş başladı. Yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti. Geride 2,5 milyondan fazla mülteci ve yerinden edilmiş bıraktı. Ancak isyan sonlanmadı.

Bu bağlamda silahlı Darfur hareketlerine karşı savaşında orduya destek olması için Cancavid milisleri kuruldu. Bu milisler, merkezi hükümetin gözetimi altında yaygın insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi. Sonuç olarak Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası örgüt tarihindeki en büyük barışı koruma misyonlarından birinin oluşumunu şart koşan 7’inci madde kapsamında kararlar aldı. Bu misyon, sivilleri hükümet güçlerinden ve Cancavid milislerinden korumak, on binlerce uluslararası askerden oluşan UNAMID misyonu olarak biliniyor.

Soykırım suçlamaları

Darfur bölgesinde ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan insan hakları ihlalleri sonucunda Uluslararası Ceza Mahkemesi, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Savunma Bakanı Abdurrahim Muhammed Hüseyin, dönemin İçişleri Bakanı Ahmed Harun ve şu anda Lahey’de yargılanan Cancavid komutanı hakkında savaş suçları, soykırım ve etnik temizlik suçlamaları altında tutuklama emri çıkardı. Ancak Beşir ve hükümeti, bu mahkemeye çıkmayı reddetti.

fdefr
Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Darfur’da savaş suçları işlemekle suçlandı. (Reuters)

İslamcılar arasındaki iç çekişmeler, iktidarlarının ilk on yılının sonunda doruğa ulaştı. 1999’da Beşir, İslamcıların vaftiz babası Hasan et-Turabi’ye karşı çıktı, başkanlığını yaptığı parlamentoyu feshetti ve onu bir dizi yandaşıyla birlikte hapse attı. Hareket, Beşir’e sadık bir akıma ve Turabi’ye sadık bir akıma bölündü. Ali Osman Muhammed Taha, Nafi Ali Nafi ve Avad Ahmed el-Caz başta olmak üzere Turabi’nin en yakın öğrencileri, tarihi liderlerine karşı Beşir’i desteklemeyi ve yetkililerin yanında yer almayı seçtiler.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin doğuşu

Yönetici grubun kendi içinde çatışmalar artarken Beşir, kendisini ‘kardeşlerinin’ ihanetinden korumak için ‘Hamideti’ olarak bilinen Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki, bugün ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ olarak bilinen güçleri kurdu. Daha önce babalarına ihanet etmişlerdi. Peki, özellikle Güney Sudan’ın ayrılması sonrasında yoğunlaşan güç mücadelesinde neden kendilerini yaratanlara ihanet etmesinler?

ggb
Hamideti, Nil Nehri eyaletindeki kuvvetleriyle, savaştan önce toplantı düzenledi. (AP-Arşiv)

Ancak ‘halk devrimi’ olarak bilinen Aralık 2018 Devrimi’ni bastırmak ve Beşir’i korumak için Darfur’dan getirilen Hızlı Destek Kuvvetleri, kuruluş amacının tam tersine hizmet etti ve devrimden yana olduğunu ilan etti. Devrimin ardından yapılan düzenlemeler kapsamında Hamideti, Ağustos 2019’da imzalanan anayasal belgeyle onaylanan siviller ve ordu arasındaki ortaklık hükümetinde, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini kazandı.

Ekim 2021 darbesi

Ancak İslamcılar fırtınaya boyun eğdikten sonra geri döndüler. Ordu mensupları, güvenlik güçleri ve polisle koordineli bir şekilde özellikle Sudan’da Yetkilendirmeyi Kaldırma, Yolsuzlukla Mücadele ve Fonları Kurtarma Komitesi’nin kurulmasından sonra devrimci hükümetin çalışmalarını engellemek ve hatta orduyu ona karşı kışkırtmak için çalıştı. Dolayısıyla ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki Ekim 2021 darbesinde önemli rol oynadılar.

Ancak darbe, iki lider arasındaki rekabet nedeniyle başarısız oldu. Hamideti, iktidar ortağının İslamcıları yeniden iktidara getirmek için darbeden yararlandığını ve onları hain olarak gördüklerini açıklayarak, tek taraflı şekilde ordunun siyasetten çekilmesini ve sivil hükümetin geri dönmesini desteklediklerini ilan etti. Ayrıca iki adam, sivil güçlerle, ‘iktidarın sivillere devredilmesini, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin orduya entegrasyonunu, ordunun iktidardan çekilmesini ve 30 Haziran rejiminin ve onun siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomik temellerinin tasfiye sürecinin yeniden başlamasını’ öngören Çerçeve Anlaşma’yı imzaladı.

tgt
25 Ekim 2021 darbesinin başındaki isim olan General Abdulfettah el-Burhan. (Reuters)

İslamcılar, uygulanmasını kendileri için bir son olarak görerek, bu anlaşmayı kategorik olarak reddettiklerini açıkladı ve ‘Kendilerinin kanını döksünler, bizim kanımızı döksünler veya herkesin kanını döksünler’ şeklindeki Müslüman Kardeşler’in ünlü sloganlarını yeniden yükselttiler. Ayrıca ülkeyi yakmaya hazır olduklarını ilan ettiler. İslamcılar, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni birleştirme sürecinin zaman çizelgesiyle ilgili olarak ordu liderleri ile Hızlı Destek arasındaki anlaşmazlıktan yararlandı ve iki büyük güç arasında savaş çıkana kadar aralarına nifak tohumları ekmeye çalıştı. Yayınlanan haberler, İslamcıların ‘orduyu cihatçı tugayları aracılığıyla savaşa soktuğunu’ iddia ediyor.

İki generalin savaşı

İhvan’ın ‘iktidar hırsı’, alıştıkları eski bahaneleriyle ‘Hızlı Destek’e karşı orduya desteklerini ilan ettikleri mevcut savaşı ateşledi. Müslüman Kardeşler, eskiden güneydeki savaşı ‘cihat’ olarak görüp karşı çıkanları küffar ilan ederken, mevcut savaşı ‘onur’ savaşı olarak nitelendiriyor. Onlara göre bu savaşa kim karşı çıkarsa hain ve işbirlikçidir. Haberlere göre savaşı müzakere yoluyla durdurmaya yönelik her türlü girişime karşı durmuşlardır.

sxd
Burhan (solda) ve Hamideti, uzun yıllar birlikte çalıştıktan sonra şu an iktidar için birbirlerine karşı savaş veriyorlar. (AFP)

Ülkedeki durum, otuz yıl boyunca İslamcıların doğrudan yönetimi aracılığıyla ve sivil hükümetin çalışmalarını sekteye uğratan güvenlik komiteleri aracılığıyla dört yıl kılık değiştirerek, Sudan’ı parçalanma ve iç savaşla tehdit eden mevcut savaşa son verdi. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre iktidara ‘ülkeyi kurtarmak’ için geldiklerini açıklamaları sonrasında politikalarının sonucu; onu Sudanlıların hafızasının unutmayacağı ve ‘Sudan’ denen bir vatanın varlığına son verebilecek bir ‘savaş ocağına’ atıyor.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.