Müslüman Kardeşler’in fonları Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin gelişmesinden nasıl etkilendi?

Uzmanlar, örgütün Türkiye'deki üyelerinin ‘hesaplarının dondurulduğunu’ belirtti.

Erdoğan ve Sisi geçen yılın sonunda düzenlenen 2022 Katar Dünya Kupası açılışında el sıkıştı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi geçen yılın sonunda düzenlenen 2022 Katar Dünya Kupası açılışında el sıkıştı. (Reuters)
TT

Müslüman Kardeşler’in fonları Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin gelişmesinden nasıl etkilendi?

Erdoğan ve Sisi geçen yılın sonunda düzenlenen 2022 Katar Dünya Kupası açılışında el sıkıştı. (Reuters)
Erdoğan ve Sisi geçen yılın sonunda düzenlenen 2022 Katar Dünya Kupası açılışında el sıkıştı. (Reuters)

Mısır ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin elçiler düzeyine dönmesinin ardından Türkiye'deki Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) örgütünün fonlarının Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin iyileşmesinden nasıl etkilendiği sorusu gündeme geldi. Türkiye'deki Müslüman Kardeşler unsurlarının ‘hesaplarının dondurulduğunu’ belirten uzmanlar, ‘Müslüman Kardeşler örgütü lider ve unsurlarının Türkiye'den diğer ülkelere gönderdikleri para transferlerinin Türk makamları tarafından takip edildiğini’ bildirdi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı, bu ay içinde Türkiye ile diplomatik ilişkilerini büyükelçi düzeyine çıkaracaklarını duyurdu ve iki ülkenin büyükelçilerinin isimleri belli oldu. Bu, 2013'teki halk gösterilerinin ardından, eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin iktidardan indirilmesi sonrası Ankara'nın Müslüman Kardeşler’e verdiği desteğin arka planına karşı 10 yıllık yabancılaşma ve siyasi gerilimin sonrasında geldi. Mısır makamları, 2014 yılında Müslüman Kardeşler faaliyetlerini yasaklamış ve Müslüman Kardeşler’i ‘terör örgütü’ listesine almıştı.

Genel Mürşid Muhammed Bedii liderliğindeki örgütün lider ve destekçileri, şu anda ‘şiddete tahrik’ ile ilgili davalardan yargılanıyor. Bazıları ise daha önce idam ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

Gözlemcilere göre Müslüman Kardeşler'in onlarca lideri ve üyesi 2013 yılından sonra Mısır'ı terk etti ve Türkiye'de çeşitli dernekler ve şirketler kurdu. Müslüman Kardeşler’i yakından takip eden bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda şunları söyledi:

“Örgüt mensupları Türkiye'ye geldiklerinde bazı ülkelerden denetimsiz ve yasaksız fon ve mali transferler aldılar. Bu da örgütün ekonomik kanadının Ankara'daki yatırımlarının yoğunlaşmasına katkı sağladı. Örgütün liderliği konusunda Londra ve İstanbul cepheleri arasındaki mevcut çatışmanın nedeni, örgütün sahip olduğu paraydı.”

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde Türkiye meseleleri konusunda uzman olan Mısırlı araştırmacı Kerem Said de şu değerlendirmelerde bulundu:

 “Türkiye'de Müslüman Kardeşler daha önce Türk toplumuna, özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AK Parti) yakın sivil toplum örgütlerine, dernek ve kuruluşlara girmelerini garanti eden bir strateji üzerinde çalıştı. Nitekim sivil toplum örgütleri kuruldu ve yardım kuruluşlarının yanı sıra diğer derneklerde de üyelikler alındı. Örgüt, tüm unsurlarını bünyesinde toplayacak ve bu unsurların kurumsal bir yönü ve onları bir araya getirebilecek yapısal çerçevelere sahip olması için sivil yapılar ve dernekler kurmak istedi. Son dönemde Mısır-Türkiye yakınlaşması, Müslüman Kardeşler'in kurumsal ve siyasi varlığına yansıdı. Örgüte bağlı olarak Türkiye'den yayın yapan bazı medya platformları donduruldu, bir kısmı Türkiye dışına sürüldü. Yayın hayatını sürdüren diğer medya platformlarından ise Mısır'daki olayları ele alırken ses tonlarını yumuşatmaları istendi. Ayrıca Müslüman Kardeşler’e bağlı bazı sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri donduruldu ve üyeleri tutuklandı.”

Türk makamlarına Mısır tarafından daha önce bazı Müslüman Kardeşler üyeleri, yayıncıları ve programcılarının ‘terör örgütü’ mensubu olmaktan arandıkları bilgisi verildi. Gözlemcilere göre bu unsurların faaliyet ve hareketlerine sıkı kısıtlamalar getirildi.

Said değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Müslüman Kardeşler'in Türkiye'deki mevcut durumunun bağlamı, sadece siyasi düzeyde değil, Müslüman Kardeşler'in sınırlandırılması ve izlenmesi çerçevesinde de anlaşılabilir. Zira örgüte yapılan mali transferler izlendi, bazı hesaplar donduruldu ve Türkiye'deki Müslüman Kardeşler kuruluşlarının dünyadaki diğer kuruluşlara transferleri takip edildi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında yaklaşan görüşme hakkında bildirilenlerin ardından, Mısır'da şiddet olaylarına karışan unsurların teslim edilmesi ve Türkiye'den diğer ülkelerdeki örgüte bağlı unsurlara yapılan transferlerin durdurulması yönünde iddialar var.”

Türkiye'nin artık ‘bölge ülkeleri ile çıkar’ sloganını yükselttiğini ve Müslüman Kardeşler örgütünü kuşatma yolunda ilerleyeceğini ifade eden Said ‘Müslüman Kardeşler tarafından Türkiye'de kurulan derneklerin Türk makamlarından uzak olmadığı’ görüşünde.

Müslüman Kardeşler unsurlarının Türkiye'de proje ve yatırımlarını genişletmesine izin verildiğine ve bu nedenle örgütün parasını şirket ve derneklere yatırmaya devam ettiğine dikkat çeken Said, “Türk makamları tarafından artık net bir pozisyon alınması gerekiyor” dedi.

Köktendinci meselelerde uzmanlaşmış Mısırlı Uzman Ahmed Ban da şu açıklamada bulundu:

“Müslüman Kardeşler’in örgütsel ve ekonomik durumu birden fazla adrese veya birden fazla fraksiyona dağıtıldı. Örgüt, üyelerine Mısır'dan ayrıldıklarında Türkiye'de proje ve şirket kurmaları için fon sağladı. Bazı liderlerinin de zaten yatırım yaptıkları fonları vardı.”

Ban, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalarda ‘Müslüman Kardeşler’in bazı lider ve üyelerinin örgütle ilişkili olmadan paralarını Türkiye'de kullanmaya çalıştıklarını, servet biriktirme üzerine odaklandıklarını ve yatırım yapmak gibi bazı sektörleri seçtiklerini’ belirterek şunları söyledi:

“Bu kişilerin birçoğu, büyük mali varlıklara sahip olmaları nedeniyle vatandaşlık alabildiler ve vatandaşlık kazanmaları, Türkiye'de ikamet etmelerinin önünü açtı. Sonuç olarak bu yatırımlar, Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin yakınlaşmasının bir sonucu olarak, hatta Mısır'ın bazı Müslüman Kardeşler unsurlarını devretme talebi durumunda, Türkiye'nin veya Mısır'ın alacağı herhangi bir önlemden korunmuş hale geldi. Mısır’ın söz konusu kişilere yönelik herhangi bir isteği olursa Türkiye, bu kişilerin Türk uyruğuna sahip olduğunu ve bunlarla ilgili her türlü tedbirin Türk devleti tarafından çıkarılması gerektiğini belirtir.”

Ban, Türkiye'nin Müslüman Kardeşler unsurlarını Mısır'a teslim etmeyeceğine ve başka bir ülkeye sınır dışı edebileceği görüşünde. Ancak, ‘iki ülke arasında Müslüman Kardeşler dosyasından daha büyük siyasi ve ekonomik çıkarlar olduğunu’ vurgulayan Ahmed Ban, “Sisi'nin Türkiye ziyaretinin duyurulması, iki ülke arasındaki tüm sorunların çözüme kavuşturulduğuna işaret ediyor” dedi.

Kahire ile Ankara arasındaki ilişkilerin iyileşmesinden sonra Türkiye'deki Müslüman Kardeşler fonlarının geleceği üzerine konuşan Kerem Said de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Müslüman Kardeşler, vatandaşlıkları geri alınarak, dernekleri, kurumları ve şirketleri dağıtılarak ve fonları dondurularak Türkiye'de kuşatılmaya devam edecek. Ancak Türkiye'nin planladığı stratejiye göre bu önlemler kademeli olacak.”

Said'in tahminine göre, Türkiye'deki Müslüman Kardeşler derneklerinin sayısı yaklaşık 25.

“Örgütün fonları için savaşan iki cephe arasındaki farklılıkların mevcut kalacağını” ifade eden Ahmed Ban, “Örgütün liderliği konusunda çatışan cephelerin her biri sahip olduğu paraya sıkı sıkıya sarılacak ve bundan asla vazgeçmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.



Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
TT

Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor

Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.

Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.

Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.

Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.

Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.

LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.

Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.

Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.

LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.

Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.

sdgs
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)

Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.

Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.

Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.


İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
TT

İsrail, Batı Şeria’da gerilimi artırmaya devam ediyor… Baskınlar, gözaltılar ve yıkımlar

(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)
(foto altı) İşgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında İsrail araçlarının bir binayı yıkmasının ardından meydana gelen hasarı inceleyen Filistinli bir adam (Reuters)

İsrail, Batı Şeria’da dördüncü haftasına giren tırmanışı sürdürürken, ordu dün çok sayıda bölgeye baskın düzenledi. Baskınlarda aramalar ve saha soruşturmaları gerçekleştirilirken, çok sayıda Filistinli gözaltına alındı, çok sayıda ev ve yapı yıkıldı. Yahudi yerleşimciler de farklı bölgelerde saldırılarını sürdürdü.

İsrail ordusu, geçen ayın sonlarından bu yana kuşatma altında bulunan Nablus’a baskın düzenleyerek kentin doğu kesimi ile Balata Mülteci Kampı’na girdi. Baskınlar çatışmalara ve gözaltılara yol açtı. Ordu ayrıca Cenin’e bağlı el-Yamun, Sile el-Harisiyye ve Arrabe beldelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı. Bölgedeki başka köyler de baskınların hedefi oldu.

Cenin ve Nablus’un yanı sıra İsrail ordusu Ramallah ve el-Bire kentlerine de baskın düzenledi ve aralarında bir gazetecinin de bulunduğu üç Filistinliyi gözaltına aldı. Beytüllahim, El-Halil ve Tulkerim de baskınlardan etkilendi.

İsrail ordusu, Batı Şeria kentlerine neredeyse her gün baskın düzenliyor. Ancak geçen ayın 24’ünde bölgede operasyon başlatmasının ardından baskınların yoğunluğu arttı. Operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesinde yerleşimcilerin düzenlediği bir saldırının ardından çıkan çatışmaların sonrasında başlatılmıştı. Söz konusu çatışmalarda dört Filistinli ile iki İsrail askeri hayatını kaybetmişti.

sdfrgth
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentinin batısındaki Tel kasabasında bir evin yıkılmasının ardından yükselen duman, 11 Ağustos 2026 (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geniş çaplı operasyon düzenlenmesi talimatı verdi. Ordu, Batı Şeria’nın bağlantısını keserek kentleri, beldeleri ve köyleri kontrol noktaları, bariyerler ve çeşitli kısıtlayıcı uygulamalarla kuşatmasının ardından bir dizi baskın gerçekleştirdi, onlarca Filistinliyi gözaltına aldı ve çok sayıda evi yıktı.

Cenin’de 27 yapı yıkıldı

Kentlere, mülteci kamplarına ve köylere yönelik baskınlarını ve Filistinlilerin gözaltına alınmasını sürdüren İsrail ordusu dün ev ve yapı yıkımlarını da yoğunlaştırdı. Ordu, Cenin’in doğusundaki bölgeye baskın düzenleyip bölgeye ulaşan yolları kapattıktan sonra 27 yapıyı yıktı.

Aba Köy Meclisi Başkanı Burhan Azmuti, Filistin resmi haber ajansı WAFA’ya yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin yapıların ruhsatsız olduğu gerekçesiyle yıkıma başladığını söyledi. Azmuti, söz konusu yapıların bulunduğu arazilerin tapu kayıtlarıyla sahiplerine ait olduğunu belirtti.

vdfghyj
Filistinli bir adam, salı günü Nablus yakınlarındaki Tel kasabasında İsrail güçleri tarafından yıkılan bir eve bakıyor. (Reuters)

İsrail ordusu yaklaşık 10 gün önce bölgede bulunan 40’a yakın yapının yıkılacağına dair tebligatta bulunmuştu. Bu durum, bölgede yeni yıkımlar gerçekleştirilebileceğine ilişkin endişeleri artırdı.

Ev ve yapıların yıkılması, İsrail’in Batı Şeria’da uzun süredir uyguladığı cezalandırma politikalarının bir parçasını oluşturuyor. Uygulama, İsrail içinde dahi etkinliği konusunda tartışmalara yol açıyor. Yıkımlar genellikle saldırı düzenleyen Filistinlilere veya ailelerine misilleme amacıyla ya da ruhsatsız ve yasa dışı yapılaşma gerekçesiyle gerçekleştiriliyor. Bazı yıkımlar ise arazilerin niteliği ve sınıflandırmasına ilişkin gerekçelere dayandırılıyor.

Smotrich: Gerekli bir adım

İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün yaptığı açıklamada, Batı Şeria’nın kuzeyindeki yıkım operasyonlarının bölgede yerleşim faaliyetlerini yeniden başlatmayı amaçladığını söyledi. Smotrich, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Batı Şeria’nın kuzeyindeki yerleşimleri tehdit eden yasa dışı yapıların yıkılması, yerleşim faaliyetlerini ve İsrail devleti için koruyucu bir duvar oluşturan güvenliği güçlendirmek açısından gerekli bir adımdır” ifadesini kullandı.

fgthy
Aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria’daki yerleşim genişlemesini gösteren bir haritayı inceliyor. (Arşiv – AFP)

Yıkım operasyonları dün Batı Şeria’nın güneyindeki El-Halil kentinde içinde insanların yaşadığı bir evi de kapsadı.

Evin sahibi Hikem ez-Zuru, 300 metrekarelik iki katlı evinin herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve önceden bildirimde bulunulmadan yıkıldığını söyledi. Zuru, 70 yılı aşkın süredir ayakta olan evin yıkılacağını, ekiplerin çalışmaya başlamasıyla öğrendiğini belirtti.

İsrail ordusu ayrıca Beytüllahim’in güneyindeki el-Masara köyünde üç katlı bir evi yıktı.

Yıkım operasyonları son birkaç haftada yoğunlaştı.

Resmi bir kurum olan Filistin Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu’nun verilerine göre, İsrail güçleri temmuz ayında 80 yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Operasyonlarda 165 yapı yıkılırken bunların 80’ini içinde insanların yaşadığı evler, 8’ini boş evler, 63’ünü tarımsal yapılar ve 11’ini geçim kaynakları oluşturan işletmeler oluşturdu.

Yıkım sürecinden sorumlu Sivil İdare’nin başındaki Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail devletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Filistin yönetimi ise İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etmek ve Filistin yönetiminin varlığını zayıflatmak istediğini belirtiyor.

BM uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, salı günü işgal altındaki Batı Şeria’daki durumun ‘tehlikeli bir dönüm noktasına’ ulaştığı uyarısında bulundu.

BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, İsrail işgalinin derinleşmesinin “Filistin yönetimini çöküşün eşiğine getirdiğini, bağımsız, yaşayabilir ve egemen bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflattığını” söyledi.

dfghjuk
Batı Şeria’nın Beytüllahim kenti yakınlarında bir binanın yıkılması sonucu ortaya çıkan yıkımı inceleyen Filistinliler, 12 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail merkezli Peace Now (Şimdi Barış) hareketi ise Netanyahu hükümetini, Batı Şeria’da Filistin yönetimini devirmek ve 33 yıl önce imzalanan Oslo Anlaşması’ndan kurtulmak amacıyla sistematik bir politika yürütmekle suçladı. Örgüt, İsrail hükümetinin ateşle oynadığını, Filistin yönetimini fiilen dağıtmaya ve Batı Şeria’yı resmen ilan etmeksizin ilhak etmeye başladığını belirtti.

İsrail medyasının salı günü ayrıntılarını yayımladığı rapora Smotrich’ten de yanıt geldi. Smotrich, söz konusu raporun ‘İsrail hükümetinin başarılarının bir kanıtı’ olduğunu savunarak, “Ülkenin kalbinde bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek için öncülük ettiğim yerleşim devrimiyle gurur duyuyorum. Bu sadece başlangıç” ifadelerini kullandı.


Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var
TT

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a konuştu: Yemen'deki gerilimin arkasında İran var

Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, İran destekli Husilerin sergilediği tutumun ‘Yemen’i, halkının çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmalara sürüklediğini, bölgenin ve uluslararası deniz taşımacılığının güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı. Dr. Zube, ‘saldırıların hiçbir bedel ödenmeden devam etmesine izin veren bir zeminden sürdürülebilir bir çözüme ulaşılamayacağına’ dikkati çekerek, ‘bedel ödenmeyen her ihlalin bir sonrakini cesaretlendirdiğini’ belirtti.

Dr. Efrah Abdulaziz ez-Zube, göreve gelmesinden bu yana verdiği bu ilk röportajda, Husilerin çıkarlarının, ‘İran'ın nüfuzunu genişletmeye ve emrivakiler dayatmaya hizmet ettiği her noktada İran projesiyle kesiştiğini’ söyledi. Yemenli Bakan, ülkesini ve coğrafi konumunu komşu ülkeleri, gemileri, limanları ve deniz koridorlarını tehdit eden bir platforma dönüştürme girişimlerine işaret ederek, bu durumun Muha Limanı'nın hedef alınmasına, Kızıldeniz, Bab’ul-mendep ve Aden Körfezi'nin birer baskı ve şantaj sahasına dönüştürülmesine kadar vardığını ifade etti.

Husilerin Marib ve Hadramevt'te konuşlu ordu güçlerini, sığınmacı kamplarını, Marib ve Muha'daki sivil hedefleri vurarak gerilimi tırmandırmasının, (Suudi Arabistan'ın güneyindeki) Necran'a yönelik saldırılarının, Kızıldeniz ve Babülmendep'teki gemilere ve deniz koridorlarına yönelik tehditlerinin, ‘siyasi çabaların, bilhassa Suudi Arabistan'ın siyasi sürece dönme girişimlerinin halen devam ettiği bir dönemde gerçekleştiğini’ açıkladı.

Dr. Zuba’nın açıklamalarına göre Yemen hükümeti, Suudi Arabistan'ın öncülüğünde hayata geçirilen ‘Çok Uluslu Savunma Odaklı Deniz Koalisyonu’nu ‘önemli bir adım’ olarak değerlendiriyor. Zira bu hamle, deniz taşımacılığının korunmasını ‘dağınık tepkiler verilmesinden çıkarıp kurumsal bir iş birliğine’ taşıyor. Bu kurumsal iş birliği, gemilerin korunmasını, bilgi paylaşımını, denizcilik farkındalığının artırılmasını, eğitimi ve tehditlerle başa çıkma kapasitesinin güçlendirilmesini kapsıyor.