"Yerleşimciler" nedeniyle Filistinliler bu yıl zeytin hasadından mahrum kaldı

Çiftçilere yasak olan ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunan arazi alanı yaklaşık 430 milyon metrekare

Zeytin hasadı Filistinliler için en önemli tarım mevsimi (AFP)
Zeytin hasadı Filistinliler için en önemli tarım mevsimi (AFP)
TT

"Yerleşimciler" nedeniyle Filistinliler bu yıl zeytin hasadından mahrum kaldı

Zeytin hasadı Filistinliler için en önemli tarım mevsimi (AFP)
Zeytin hasadı Filistinliler için en önemli tarım mevsimi (AFP)

Rağde Atme 

Dünya, 7 Ekim'den bu yana İsrail ile Gazze Şeridi arasındaki savaşla meşgulken İsrail ordusu, yerleşim birimlerinin yakınındaki Filistin tarım alanlarına giden tüm yolları toprak yığınlarıyla kapattı.

Bu durum, bu yıl binlerce Filistinliyi kendileri için en önemli tarım mevsimi olan zeytin hasadından mahrum bıraktı.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Filistinli çiftçilerin yerleşim yerlerinin yakınındaki ve duvar arkasındaki topraklarına erişmelerini sağlamak için İsrail ordusuyla koordinasyon sağlayamadı.

Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti, geçen yıl aralık ayında Knesset'in güvenini kazanır kazanmaz, yerleşimci saldırılarının artan hızı yeni bir yön alıp günlük olarak gerçekleşmeye başlayana kadar Batı Şeria'da yerleşimin teşvikini dosyalarının ön sıralarına koydu.

Yerleşimci liderler, Filistinlilerin üzerindeki baskıyı sıkılaştıracak ve yerleşimlerin yakınındaki topraklara erişim haklarını baltalayacak yasa ve mevzuatın çıkarılmasını talep etme çabalarını yoğunlaştırıyor.

Filistin hükümeti Yerleşim ve Duvar Direnişi Komisyonu belgelerine göre Batı Şeria'da çiftçilerin zeytin ekili yaklaşık 430 milyon metrekarelik arazisi tehdit altında.

Filistinliler, yerleşim yerlerinin yakınında 134 milyon metrekare tarım arazisine ve çiftçilerin kapılardan geçerek buraya ulaştığı ilhak ve genişletme duvarının arkasında yer alan 295 milyon metrekare araziye sahip.

Komisyon, yerleşim yerlerinin etki alanının yaklaşık 519 kilometre kare, yerleşim yerlerinin alanının ise yaklaşık 155 kilometre kare olarak tahmin edildiğini belirtti.

Bu yılın ilk yarısında ordu ve yerleşimciler tarafından 8 bin 232 zeytin ağacının yerle bir edilmesine ve tahrip edilmesine tanık olundu; geçen yıl bu sayı 10 bin 291 idi.

Temizlenen alanlar

Zvi Sukkot, Batı Şeria ile ilgili önemli kararları alabilecek temel komite olan Dışişleri ve Güvenlik Komitesi bünyesinde yer alan "Yahudiye ve Samiriye Komitesi"nin başına atanmasından saatler sonra İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant'tan, yerleşimcilere, ana yollara ve İsrail ordusu üslerine yakın olmaları nedeniyle Filistinlilerin yerleşim yerlerine bitişik tarlalarda zeytin toplamasının engellenmesini istedi.

Sukkot, "Zeytin hasadı mevsimi, Filistinlilere genellikle güvenlik nedeniyle erişimlerinin engellendiği yerlere erişim sağlıyor" dedi.

Sukkot açıklamasında şunları söyledi:

Flistinli işçiler Gazze sınırındaki yerleşim birimlerinde bilgi toplamak ve geçen 7 Ekim'de belgelemek için çalıştıklarından, zeytin hasat mevsimi daha az tehlike oluşturan alanlarla sınırlı olmalı.

İsrail gazetesi Haaretz'e göre 32 yaşındaki Sukkot, Aralık 2009'da Batı Şeria'nın Salfit yakınlarındaki Yasuf köyünde bir camiyi ateşe veren ilk Yahudi terör hücresinin lideriydi.

Duvarlarına "Tahsilat Fiyatı" sloganı yazılan dava, o dönemde kınamalara ve polisin ve Genel Güvenlik Ajansı Şin Bet'in aşırı sağa karşı çalışması yönündeki taleplere yol açmıştı.

Jerusalem Post'un haberine göre "Silah Arkadaşları" ve "Şimdi Barış" gibi İsrail hareketleri, Knesset üyesi Zvi Sukkot'un atanmasının "ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit teşkil ettiğini" söyledi.

Bu arada, "Şimdi Barış" hareketi, yaptığı açıklamada, "bir kundakçının bu kadar yüksek ve gizli bir göreve atanmasının ulusal güvenliğe zarar veren bir adım ve Amerikalı ortaklara bıçak darbesi olduğu" değerlendirmesinde bulundu.

Sukkot'un atanmasına yönelik itirazlara ve yerleşimcileri korumaya yönelik acil mesajında belirtilenlere rağmen İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Sukkot'un talebini destekledi ve "Yerleşimlerin çevresinde temiz güvenlik alanları oluşturma (yani Filistinlilerden tamamen arınmış) ve hasat amacıyla da dahil olmak üzere Arapların buralara girmesini engelleme" konusunda acele edilmesi çağrısında bulundu.

Başbakan Binyamin Netanyahu'ya hitaben yazdığı bir mektupta, temiz güvenlik bölgeleri oluşturmanın, yerleşimcilerin güvenliği ve bu bölgelerin Araplar tarafından saldırı düzenlemek için kullanılmasını önleme açısından önemli olduğunu açıkladı.

Ayrıca erkeklerin çoğu askere alındığı ve onlar da yalnız kaldığı için yerleşimci kadınların ve çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak ve çatışmanın alevlenmesine ve hasara yol açmasına neden olabilecek sürtünmeyi önlemek için de böyle bir bölge oluşturmanın önemli olduğunu kaydetti.

Güvenlik bahaneleri

Yerleşim ve Duvar Direnişi Komisyonu'nun popüler kampanyasının koordinatörü Cemal Cuma'ya göre, güvenlik bahanesiyle çiftçilerin topraklarına erişiminden mahrum bırakılması, çiftçilerin müsadere edilmesine ve yerleşimlerin nüfuz ettiği bölgelere ilhak edilmelerine yol açıyor.

Cuma, "Yerleşimcilerin koruma ve güvenlik bahanesiyle talep ettiği şey, Filistinlilerin topraklarındaki varlığını tehdit ederek onları topraklarını zorla terk etmeye zorlayan sistematik bir politika. Arazi sahipsiz bırakıldığında yerleşimciler tarafından ele geçirilmeye veya yıllar sonra devlet arazisine dönüştürülmeye açık hale gelecek" dedi.

Yerleşim yerlerinin yarısının İsrail'in "devlet arazisi" olarak sınıflandırdığı araziler üzerine, diğer yarısının da Filistin'in özel mülkiyetindeki araziler üzerine inşa edildiğini belirten Cuma, yerleşimlerin doğrudan kontrolü altındaki arazi alanının Batı Şeria'nın toplam alanının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturduğuna dikkat çekti.

2022 UNCTAD raporuna göre, kontrol noktaları tek başına Batı Şeria ekonomisine gayri safi yurt içi hasılanın en az yüzde 6'sına mâl oluyor.

Bu arada, hareketlerine uygulanan kısıtlamalar nedeniyle Filistinliler yılda 60 milyon saat, yani 274 milyon dolar iş kaybediyor.

İsrailli insan hakları örgütü Yesh Din ise İsrail yetkililerinin yerleşim yerlerinin korunmasına yönelik politikalarının "yıkıcı etkiye sahip olduğunu ve bu durumun Filistinlilerin güvenlik hakkı, mülkiyet hakkı, hareket özgürlüğü ve eşitliğin ciddi ihlallerine yol açmasının yanı sıra, doğal zenginliklere ilişkin kolektif hakkın da ihlal edilmesine yol açtığını" kaydetti.

İsrail'in İşgal Altındaki Topraklardaki İnsan Hakları Bilgi Merkezi "B'Tselem", C Bölgesi'nde "devlet arazisi" olarak sınıflandırılan yaklaşık 1,2 milyar metrekarelik alanın bulunduğunu doğruladı.

Bu alan Filistin Yönetimi'nin A ve B Bölgeleri içinde yer alan ve "devlet arazisi" olarak sınıflandırılan yaklaşık 200 milyon metrekareye ek olarak C Bölgesi'nin yüzde 36,5'ini ve Batı Şeria'nın toplam topraklarının yüzde 22'sini oluşturuyor.

Acil durum

Smoterich yalnızca Sukkot'u desteklemekle kalmadı, aynı zamanda Batı Şeria'daki İsrail cep telefonu şirketlerine tam kapsama sağlamak amacıyla Sivil İdare bütçesinden derhal 50 milyon şekel (13 milyon dolar$) aktarılmasını emretti.

İsrail Ordu Radyosu, orduya bağlı güvenlik, askeri ve sivil yönetim yetkililerinin, hücresel sinyal alımında ve bazı durumlarda özellikle Batı Şeria'da boşlukların olması gerçeğinin yerleşimcilerin yaşamları için bir tehdit oluşturduğu konusunda hemfikir olduğunu ortaya koydu.

Radyo açıklamasında, "Çok tehdit altındaki, geçmişte operasyonların yapıldığı, cep telefonu sinyalinin hiç olmadığı alanlar var, dolayısıyla ciddi bir güvenlik olayı sırasında yardım istemek mümkün değil" ifadelerine yer verildi ve şunlar eklendi:

Artık antenler hızlı bir şekilde hazırlanıp kurulacak, bu da hücresel kapsama alanındaki boşlukları çözecek.

Aynı zamanda Filistinliler, yerleşimcilerin, savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana, Batı Şeria'nın kuzeyindeki Homesh ve Avitar yerleşimlerinin yanı sıra, Batı Şeria'daki diğer 9 yerleşim birimindeki varlıklarını yoğunlaştırmak için acele ettiklerini doğruladı.

Bu 9 yerleşim birimi mart ayında İsrail hükümeti tarafından yasallaştırılmıştı.

Gözlemciler, Homesh'teki yerleşim inşaatlarının geçtiğimiz ekim ayından bu yana yüzde 200 oranında artarak iki katına çıktığına, 60 mobil evin, diğer tesislerin ve bir askeri kapının daha açıldığına dikkat çekti.

Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre, Ekim ayında yerleşim inşaatlarının tırmanmasına, geçen ay gerçekleşen 2 bin 70 saldırının yanı sıra, yerleşimcilerin saldırılarının, özellikle de vatandaşların zorla yer değiştirmelerinin yoğunlaşması eşlik etti.

Filistin hükümeti Yerleşim ve Duvar Direnişi Komisyonu tarafından yapılan açıklamaya göre, ekim ayında yerleşim inşaatlarının artmasına geçen ay gerçekleşen 2 bin 70 saldırının yanı sıra, yerleşimcilerin saldırılarının, özellikle de vatandaşların zorla yer değiştirmelerinin yoğunlaşması eşlik etti.

Komisyon, "Yerleşimciler dokuz Filistinliyi öldürdü ve 100 Filistinli aileyi, özellikle doğu Ramallah ve Filistin Ürdün Vadisi'ndeki Bedevi topluluklarından uzaklaştırdı" dedi.

Resmi kaynaklara göre, İsrail'in savaşın başından bu yana uyguladığı "olağanüstü hal", Batı Şeria'nın geri kalan topraklarını parçalamayı, bölünmüş bölgelerde yaşayanları tecrit etmeyi amaçlayan yerleşim politikalarını pekiştirdi.

Ayrıca yerleşimleri geliştirmeye ve onlara güvenlik sağlamaya yönelik politikalar, Filistinlilerin ekonomik ve sosyal gelişme fırsatlarını ortadan kaldırdı ve coğrafi olarak bitişik ve yaşayabilir bir Filistin devletinin kurulmasını engelledi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
TT

SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyonu hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak?

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)
Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG Genel Lideri Mazlum Abdi, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da SDG'nin devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmayı imzalarken (AFP)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye devlet kurumları arasındaki entegrasyon sorunsuz şekilde hayata geçirilebilecek mi, yoksa ciddi engellerle mi karşılaşacak? SDG, on yılı aşkın süredir sahip olduğu askerî ve bazı bölgelerdeki sivil nüfuzdan gerçekten vazgeçecek mi? Washington ve Erbil’in himayesinde 30 Ocak’ta varılan anlaşma tüm boyutlarıyla uygulanabilecek mi, yoksa yalnızca belirli başlıklarla mı sınırlı kalacak?

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü isimlerin bir kısmı, metinden uygulamaya geçildiğinde başarı şansının sınırlı olduğunu savunurken; diğer bir kesim ise entegrasyon sürecinin bölgesel ve uluslararası destek altında yürütüldüğü sürece başarısızlık için gerçekçi bir neden bulunmadığı görüşünde.

sdvdfv
Suriye'nin Kamışlı kentinde, ABD askeri araçları, DEAŞ tutuklularını Suriye'den Irak'a taşıyan otobüslere eşlik etti (Reuters)

Sürecin başlangıcı, Kamışlı Uluslararası Havalimanı ile Rümeylan petrol sahasının devlete devredilmesiyle olumlu bir tablo çiziyor. Bu adımda bayrak indirme ya da personel gözaltıları gibi sembolik uygulamalara başvurulmaması, tarafların prensipte sürecin başarıya ulaşmasını istediğini gösteriyor. Suriyeliler, ülkenin yeniden birleşmesini, istikrarın sağlanmasını ve ekonomik canlanmayı umut ederken; geriye kalan ayrıntılar hâlâ soru işaretleri barındırıyor ve yanıtların uygulama aşamasında netleşmesi bekleniyor.

Karşılıklı çıkar

Hurşid Deli – Suriyeli Kürt siyaset analisti

Anlaşmanın sahada uygulanmaya başladığı açıkça görülüyor. Bunun başlıca nedeni, net bir yol haritası ve aşamalı adımlar içermesi. En önemlisi ise hem Suriye hükümeti hem de SDG açısından karşılıklı çıkarların söz konusu olması. Şam yönetimi için temel hedef Suriye’nin yeniden birleşmesi iken, SDG açısından çıkar; güçlerinin yerel bir yapı olarak varlığını sürdürmesi ve kontrol ettiği bölgelerin yönetiminde rol almaya devam etmesi. Bu durum, Kürtlerin gelecek dönemde Suriye siyasal yaşamına katılımını da güvence altına alıyor.

Deli’ye göre anlaşma yalnızca Şam ve SDG’nin çıkarlarıyla sınırlı değil; aynı zamanda uluslararası, bölgesel ve Arap desteğine de sahip. Anlaşma, Washington, Paris ve Erbil’in yoğun diplomatik çabaları sonucunda ortaya çıktı ve bu durum sürece bir tür uluslararası koruma ve garanti sağlıyor.

Bu çerçevede, SDG’nin askerî ve sivil kurumlarının Suriye devlet yapısına entegrasyonunun başarısız olacağına dair somut bir gerekçe bulunmadığı görüşü öne çıkıyor. Elbette bazı teknik ve idari zorluklar ortaya çıkabilir; ancak mevcut siyasi ve sahadaki koşullar, bu engellerin aşılmasına imkân tanıyor.

dsvfr
12 Ocak 2026'da Halep'in Şeyh Maksud mahallesinde SDG ile yaşanan çatışmaların ardından (AP)

Deli, anlaşmanın SDG ve Asayiş’in nüfuzundan tamamen vazgeçmesini öngörmediğini, aksine bu nüfuzun Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesinde yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Asayiş güçlerine önümüzdeki dönemde temel bir rol verilirken, SDG’nin askerî yapısı Haseke’de üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobani’de Halep güvenlik komutanlığına bağlı bir tugay şeklinde organize edilecek. SDG ve Suriye ordusu birlikleri, şehir merkezlerinden Şeddadi ve Cebel’de belirlenecek noktalara çekilecek.

Bu yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri de DEAŞ’la mücadelede yeni ve etkin bir mekanizma oluşturmak. SDG’nin bu alandaki uzun tecrübesi ve uluslararası koalisyonla yürüttüğü iş birliği, entegrasyonu askerî açıdan da anlamlı kılıyor.

Ayrıca SDG ve Asayiş’in  isimleri değişse dahi varlığını sürdürmesi, Kürt bölgelerindeki halk için önemli bir güven unsuru olarak görülüyor. Bu durum, Kürt bileşenin dışlanmadığı bir Suriye vizyonunu destekliyor. Cumhurbaşkanı Şara’nın Kürt meselesine yönelik kapsayıcı yaklaşımı ve bu konuda yayımlanan 13 sayılı kararname de süreci güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor.

Uygulamada engeller

Samer el-Ahmed – Doğu Suriye uzmanı gazeteci ve araştırmacı

SDG ile varılan anlaşma iki temel faktörün sonucu. İlki, Suriye ordusunun halk desteğiyle birlikte Cezire bölgesinde sahada güç kazanması ve SDG’ye yönelik birikmiş toplumsal tepki. İkincisi ise özellikle ABD’nin tutumundaki değişim ve SDG’ye verilen siyasî-askerî desteğin azalmasıyla birlikte Şam’ın uluslararası koalisyonla yeniden temas kurması.

Teorik olarak anlaşma, SDG için devlet dışı bir askerî yapıdan ulusal bir çerçeveye geçiş açısından tarihî bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Kürtlerin haklarını Suriye devleti içinde elde etmesinin de önünü açıyor.

Ancak uygulamaya geçildiğinde başarı ihtimali sınırlı görünüyor. Zira SDG’nin fiilî yapısı hâlâ büyük ölçüde PKK’nın etkisi altında. Entegrasyon, PKK açısından bölgesel nüfuz, finansman ve stratejik alan kaybı anlamına geliyor ve bu durum örgütün anlaşmayı isteksizce uygulamasına yol açıyor.

Temel sorun, SDG içindeki Suriyeli bazı liderlerin niyetinden ziyade, karar alma yetkisine sahip olmamaları. Ağır silahların devri, Semalka Sınır Kapısı’nın kontrolü, yabancı unsurların bölgeden çıkarılması ve şehirlerden çekilme gibi kritik dosyalar hâlâ çözümsüz.

Bu nedenle süreç, Şeyh Maksud ve 10 Mart anlaşmalarında olduğu gibi zaman kazanmaya dayalı bir modele dönüşebilir. Kısa vadede askerî çatışma ihtimali düşük olsa da, anlaşmanın uygulanmasını zorlamak için baskı unsuru olarak gündeme gelebilir.

Şam yönetimi ise Haseke üzerindeki tam egemenliği yeniden tesis etme konusunda kararlı. Bu hedefin, barışçıl yollarla ya da gerekirse askerî seçenekle hayata geçirilmesi planlanıyor. Sahadaki ve siyasetteki göstergeler, bu yaklaşımın hem halk desteğine hem de bazı uluslararası aktörlerin örtük onayına sahip olduğunu gösteriyor.

Sivil ortak arayışı

Hüseyin Çelebi – Gazeteci yazar

PKK ve Suriye uzantılarının, sahip oldukları nüfuz ve ayrıcalıklardan kolayca vazgeçmesi gerçekçi değil. Özerk yönetim deneyimi, örgütün yarım yüzyıllık mücadelesinin tek somut kazanımı olarak görülüyor. Bu yapı, Esad yönetiminin devrim sürecinde zorunlu olarak verdiği bir alanın ürünüydü.

Çelebi’ye göre entegrasyon büyük ölçüde şekli kalacak. PKK, idari ve güvenlik yapılarını yeraltına taşıyarak “gölge yönetim” yoluyla etkisini sürdürmeye çalışacak. Tehdit, kadrolaşma ve mali baskılar bu stratejinin araçları olmaya devam edecek.

sdervr
Suriye hükümeti heyetinin Pazar günü Kamışlı Uluslararası Havalimanı'nı yeniden açmak için yaptığı ziyaret sırasında Kürt iç güvenlik güçlerine mensup kişiler havalimanı dışında nöbet tutuyor (Reuters)

Bu nedenle entegrasyonun başarısı, Şam’ın yaklaşımına bağlı. PKK’nın geçmişte imzaladığı anlaşmalara uymadığı biliniyor. Hükümetin yalnızca silahlı güç olduğu için SDG’yi ödüllendirmemesi, buna karşılık Kürt toplumundan sivil ortaklar bularak onları desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.

Entegrasyonun önündeki 3 temel engel

El-Mu‘tasım Keylani – Hukuk ve uluslararası ilişkiler araştırmacısı

Haseke’deki entegrasyon süreci, yalnızca idari değil; Suriye krizinin özüne dokunan çok katmanlı bir sınav niteliği taşıyor.

Birinci engel, derinleşmiş güven krizidir. Yıllar süren çatışmalar ve fiilî özerk yönetim deneyimi, hem Kürt toplumunda hem de merkezî otorite çevrelerinde karşılıklı kaygılar yarattı. Bu kriz, yalnızca söylemlerle değil; somut garantiler ve şeffaf mekanizmalarla aşılabilir.

İkinci engel, egemenlik ve güvenlik boyutudur. Çoklu askerî otoriteler ve sınır aşan bağlantılar, ulusal entegrasyonu zayıflatıyor. Silahlı yapılar arasındaki sadakat çatışması sona ermeden kalıcı istikrar mümkün değil.

Üçüncü engel ise ekonomik ve hizmet alanındaki zorluklar. Haseke halkı entegrasyonu, günlük yaşamındaki iyileşmelere göre değerlendirecek. Hizmetlerde ve gelir dağılımında yaşanacak başarısızlıklar, sürecin meşruiyetini hızla aşındırabilir. Ayrıca yerel yönetimden devlet yapısına geçişte net bir ademimerkeziyetçilik vizyonunun olmaması, entegrasyonu biçimsel bir adıma dönüştürme riski taşıyor.

Sonuç olarak Haseke’deki entegrasyon; güven, egemenlik, ekonomi ve yönetişim başlıklarında eş zamanlı sınavlarla karşı karşıya. Bu engellerin aşılması, geçici denge politikalarıyla değil; hukuka dayalı, kapsayıcı ve ulusal bir projeyle mümkün olabilir.


Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ürdün, Gazze’de barış planının uygulanmasının sürdürülmesi gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumartesi günü İstanbul’da Ürdün Kralı II. Abdullah’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ürdün Kralı II. Abdullah, Gazze’de barış planının hayata geçirilmesinin önemini, ateşkesin kalıcı biçimde sürdürülmesini, yeniden imar sürecinin başlatılmasını ve bölge halkına insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasını ele aldı.

Türk kaynaklara göre, Erdoğan ile Kral II. Abdullah, cumartesi günü İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkiler ile bunların farklı alanlarda geliştirilme yollarını değerlendirdi; bölgesel ve uluslararası gelişmeleri masaya yatırdı.

Ürdün Kralı’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye yaptığı kısa ziyaret kapsamında, iki lider önce baş başa bir görüşme gerçekleştirdi, ardından iki ülke heyetlerinin katılımıyla genişletilmiş bir toplantı yapıldı.

Görüşmelerde Gazze’deki son durum ve barış planının ikinci aşamasının uygulanması ayrıntılı biçimde ele alındı. Taraflar, ateşkesin sürdürülmesi gerektiğini vurgularken, devam eden İsrail ihlallerini kınadı; insani yardımların sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının önemine ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine yönelik her türlü girişimin reddedilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Toplantılarda ayrıca Suriye’deki gelişmeler de ele alındı. Erdoğan ve Kral II. Abdullah, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının, ülkenin istikrarını sarsmaya yönelik girişimlerin reddedilmesinin ve Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönüşlerinin sağlanmasının gerekliliğini vurguladı.

Kaynaklara göre, ikili ve genişletilmiş görüşmelerde bölgedeki diğer gelişmeler de değerlendirildi; taraflar, bölgesel istikrarın sağlanması için iş birliği ve ortak çalışma iradesini teyit etti.

efrgt87kı8
Erdoğan ile Ürdün Kralı’nın, iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Görüşmelere Türkiye tarafında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç katılırken, Ürdün tarafından da muhatap isimler yer aldı.

Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Suriye arasındaki Cilvegözü (Bab el-Hava) sınır kapısı üzerinden Türkiye ve Yunanistan’a yönelik kara taşımacılığının 15 yıl aradan sonra yeniden başlatılmasının hemen ardından gerçekleşti.

Ulaştırma bakanlıkları arasında yürütülen ortak koordinasyon ve çabalar sonucunda gümrük ve idari engellerin kaldırılmasıyla hayata geçirilen uygulama kapsamında, cuma günü üç tır deneme amaçlı olarak Türkiye topraklarına giriş yaptı.

Söz konusu adımın, bölgesel kara taşımacılığı haritasında nitelikli bir sıçrama yaratması ve Ürdün’ü, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa kıtasına bağlayan önemli bir ticaret hattını yeniden canlandırması bekleniyor. Bu hat, Cilvegözü (Bab el-Hava) ve Öncüpınar (Bab es-Selame) sınır kapıları üzerinden işleyecek.


Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası, İsrail’in Batı Şeria üzerinde egemenlik kurma girişimini reddediyor

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin batısında, Filistinlilere ait evler ve dükkanlar İsrail buldozerleri tarafından enkaz yığınlarına dönüştürüldü. (AFP)

Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye dışişleri bakanları, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı İsrail egemenliğini dayatmayı, yerleşimleri pekiştirmeyi ve yeni bir hukuki ve idari fiili durum oluşturmayı hedefleyen karar ve uygulamalarını en sert ifadelerle kınadı. Söz konusu adımların, Batı Şeria’nın yasa dışı ilhakına yönelik girişimleri hızlandırdığı ve Filistin halkının zorla yerinden edilmesine yol açtığı vurgulandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığı bir kez daha yinelendi. Bakanlar, İsrail’in Batı Şeria’da sürdürdüğü yayılmacı politikalar ve hukuka aykırı uygulamaların bölgede şiddeti ve çatışmayı körüklediği uyarısında bulundu.

fevfev
İsrail ordusuna ait buldozerler, Batı Şeria’nın Ramallah kentinin batısındaki Şukba köyünde Filistinlilere ait üç evi yıktı. (AFP)

Bakanlar, bu hukuka aykırı uygulamaları kesin bir dille reddettiklerini belirterek, söz konusu adımların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, iki devletli çözümü baltaladığını ve Filistin halkının 4 Haziran 1967 sınırları içinde, başkenti Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir devlet kurma yönündeki devredilemez hakkına saldırı niteliği taşıdığını vurguladı. Açıklamada, bu uygulamaların bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik devam eden çabaları da sekteye uğrattığı ifade edildi.

Bakanlar ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria’da hayata geçirilen bu yasa dışı uygulamaların hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin özellikle 1967’den bu yana, Doğu Kudüs dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm İsrail uygulamalarını kınayan 2334 sayılı kararı başta olmak üzere BM kararlarının açık ihlali anlamına geldiğini kaydetti. Açıklamada, 2024 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından yayımlanan danışma görüşüne de atıf yapılarak, İsrail’in işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının ve bu topraklardaki varlığının hukuka aykırı olduğu hatırlatıldı.

sdfrg
İsrailli askerler, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yerleşimcilerin yaptığı bir tur sırasında nöbet tutuyor. (Reuters)

Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmesi çağrısını yineleyerek, İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı ve yetkililerinin kışkırtıcı açıklamalarını durdurmaya zorlaması gerektiğini vurguladı.

Açıklamada, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının ve iki devletli çözüm temelinde, uluslararası meşruiyet kararları ile Arap Barış Girişimi doğrultusunda devletini kurma yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasının, bölgede güvenlik ve istikrarı garanti altına alacak adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu ifade edildi.