Stalin neden özerk bir Yahudi eyaleti kurdu?

ABD'nin Yahudiler için ulusal bir vatan olarak Filistin yerine Kırım Yarımadası'nı satın alma planları…

Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
TT

Stalin neden özerk bir Yahudi eyaleti kurdu?

Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)
Amerikan Yahudi Komitesi, Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmesi fikrini canlandırmak için İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden faydalandı (AFP)

Sami İmare 

20'nci yüzyılın başlarında ABD'nin Kırım Yarımadası'nı satın alarak burayı Yahudiler için ulusal bir vatan haline getirme yönündeki ilk teşebbüslerine tanık olundu.

Bu vatan, Rusya'yı Karadeniz'den uzaklaştırmayı sağlayacak şekilde genişletilebilirdi. 

Tarihî belgelere göre sosyalist Ekim Devrimi'nin lideri Vladimir Lenin, 1920'lerde 20 milyon dolarlık borcu karşılığında bu yarımadayı rehin vermek suretiyle bu planın ağına düştü.

Onun bu yaptığı, 19'uncu yüzyılın ortalarında İmparator II. Aleksandr'ın Alaska Yarımadası'nı 7 milyon dolara ABD'ye satmasına çok benziyor. 

"Kırım Kaliforniya'sı"

Stalin de Filistin yerine Kırım'ın Yahudiler için ulusal bir vatan olmasını kabul ederek aynı yolu takip etti.

Bu esnada eski ABD Başkanı Harry Truman da Karadeniz donanmasını Kırım'dan tahliye etmek için bir plan yapıyordu.

Daha sonra Stalin, eylemini gözden geçirerek 1934 yılında Uzak Doğu'da "özerk bir Yahudi eyaleti" kurmak için harekete geçti. 

Pek çok bölümü olan bu hikaye, 20'nci yüzyılın ikinci on yılında gerçekleşen Bolşevik Devrimi'nin ilk yıllarıyla başlıyor.

Yahudiler, Ekim 1917 Devrimi'nin ardından patlak veren iç savaş yıllarında yıkılan ülkeyi yeniden inşa etme zorunluluğuyla karşı karşıya kalan lider Vladimir Lenin'i ve Sovyet iktidarını sıkıntıya sokan mali krizin ciddiyetinin farkındaydı. 

1914 yılında Doğu Avrupa Yahudilerine destek olmak için kurulan Yahudi-Amerikan Komitesi (American Jewish Joint Distribution Committe/JDC), 1922 yılında Lenin'i 20 milyon dolar değerindeki çekleri satın almanın faydalı olacağına ikna etmeyi başardı.

Buna göre yılda 1,5 milyon dolar ödenecek ve ödeme vadesi 1945'e kadar uzatılacaktı.

Sovyet Sosyalist Yahudi Cumhuriyeti'nin kurulması karşılığında Kırım'ın en iyi arazilerinden 375 bin hektarlık alan da 10 yıl boyunca garanti altına alınacaktı. 

Lenin, bu şartları kabul etti. Halefi Stalin de 1929 yılında Yahudi temsilciliğiyle "Kırım Kaliforniya'sı" adlı yapının kurulması için imzaladığı anlaşmaya dayalı olarak bu şartlara uymuştu.

Yahudi-Amerikan Komitesi, diğer birçok teklifin yanı sıra, yarımadaya en yeni Amerikan tarım ekipmanlarının sağlanması yönünde bir anlaşma sundu.

Hatta Kırım'a göndereceklerini söyledikleri bu ekipmanları Moskova'da sergilediler. Lenin, kendisine yönelik suikast girişiminin ardından geçirdiği hastalığa rağmen bu sergiyi inceledi. Yahudilerin Kırım'a yerleşmesini onaylama kararını da bundan sonra verdi. 

Yahudiler, Kırım'a akın ettikten sonra 186 çiftliği kapsayan kolektif tarımcılık (kolhoz) ortaya çıktı. Bununla beraber ilk mali krediler de verilmeye başladı.

Bu kredilerin geri ödenmemesi, senetleri elinde tutan 200 Amerikalı Yahudi'nin Kırım topraklarının mülkiyetine hak kazanması demekti.  

Senet sahibi olan Amerikalı Yahudiler arasında Başkan Roosevelt ve eşi Eleanor, milyoner Rockefeller ve İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa'nın yeniden inşasına yönelik ekonomi projesinin sahibi meşhur ekonomist George Marshall da vardı. 

İlginç bir şekilde bu krediler, Sovyet devletinin federal bütçesinin gözetimi olmadan direkt Kırım Yahudilerine gidiyordu.

Ta ki Kırım Tatarları, bir ayaklanma başlatıp Sovyet otoritesine meydan okudular ve Yahudileri bölgenin başkenti Simferopol'e (Akmescit) taşıyan trenlere baskın düzenleyerek bu trenleri hiçbir yolcusu Kırım topraklarına inmeden geri dönmeye zorladılar. 

Özerk Yahudi eyaleti

Bu noktada Stalin, durumun ciddiyetini anladı ve 1934 yılında Kırım'dan uzakta Uzak Doğu'da özerk bir Yahudi eyaleti (Yahudi Özerk Oblastı) kurmaya karar vererek herkesi şaşırttı.

O dönemin Yahudileri, buraya göç etme konusunda tereddüt yaşamış olsa da bu eyalet, halen varlığını sürdürüyor.

Stalin ayrıca, Kırım'da Yahudiler için ulusal vatan inşası fikrini hayata geçirmekten vazgeçti ve özellikle Kırım'ın Tatar, Yunan, Alman ve Bulgar sakinlerinin sürekli ayaklanmalarından sonra bu kararda ısrarcı olmanın Sovyetler Birliği'nde çeşitli milletlerin bir arada yaşaması düzeyinde sağlanan istikrarı bozabileceğini vurguladı. 

Ancak bu mesele birtakım zorlukları beraberinde getirdi. Şöyle ki Yahudi eyaleti, 1915 yılında kurulan Tikhonkaya adlı küçük bir tren istasyonunun bulunduğu yerde kurulmuştu.

Üstelik eyalet, oldukça düşük bir nüfus yoğunluğuna sahipti ve o dönemde Yahudiler, eyalet nüfusunun yüzde ikisinden azını oluşturuyordu.

2023 yılı istatistiklerine göre de eyaletin ortaya çıktığı tarihten yaklaşık 100 yıl sonra eyalet sakinlerinin sayısı, 147 binin üstüne çıkmadı.

Bugün Yahudiler, nüfusun yüzde birinden azını oluşturuyor ki bu sayı, düşürülebilir. Buna karşılık Rus uyruklu nüfusun oranı, yüzde 92'nin üzerinde. 

İstatistiklere göre eyaletin nüfusu, sürekli azalıyor. Bu eyaletin coğrafi konumunun Yahudiler ya da diğerleri için uygun bir nüfus artışının habercisi olmadığını gösteren işaretler mevcut.

Yahudiler için Çin sınırına komşu bir konumda doğuda Habarovsk eyaleti, batıda Amur eyaleti ve güneyde de Rusya ile Çin topraklarını birbirinden ayıran Amur Nehri ile çevrelenen, 170 kilometrekareden az bir alana sahip ve neredeyse kimsenin yaşamadığı bir yer seçilmişti.

Belgelere göre Sovyet yetkililer, 1929'dan itibaren Ukrayna'dan, Belarus'tan, Gürcistan'dan, Azerbaycan'dan ve Rusya'nın Sibirya ve Uzak Doğu dahil olmak üzere farklı bölgelerinden 900 Yahudi'yi bu bölgeye yerleşmek için ikna etmeyi başardı.

Ancak bu vatandaşların çoğu, kısa süre sonra yetkililerin oyununu fark ederek, eski yerleşim yerlerine döndüler. 

Sovyet ve onlardan sonra da Rus yetkililerin bu eyaletteki hayata medeniyet ve kent havası katmak için sarf ettikleri çabalara rağmen burası halen Rusya'nın en düşük nüfus yoğunluğuna sahip eyaleti olma özelliğini sürdürüyor.

Yahudiler de nüfusunun oranı Rusya'nın farklı cumhuriyetlerindeki ve eyaletlerindeki en küçük köylerin nüfusundan daha az olan bu eyaletin toplam nüfusunun yüzde ikisinden azını oluşturuyor.

Yahudi milletinden olan insanların kârlı meslekleri ve uzmanlık alanlarını tercih ettiklerine dair bilinenler, onların müreffeh yaşam koşullarından mahrum uzak bölgelerde yaşamayı kabul etmelerinin neden zor olduğunu anlaşılır kılabilir.

Sovyet yetkililerin bu yeri, Japonya ve Çin ile sınır bölgelerinin güvenliğini artırmanın yanı sıra, Avrupa ve Amerika'daki Yahudi kökenli uluslararası sosyal çevrelerle iyi ilişkiler kurmak adına uygun bir fırsat elde etmek için de tercih ettiğine dair işaretler var. 

Bu projenin yaklaşık 100 yıllık bir tarihi olmasına rağmen Yahudilerin gösterdiği rağbete ve gelişmelere baktığımızda projenin o zaman hedeflenmiş olan ve halen hedeflenen sonuca ulaşmadığını görürüz. 

Adını Bira ve Bidzhan nehirleri arasındaki coğrafi konumdan alan başkent Birobican'ın (Birobidzhan) nüfusu bugün 70 binden az. 

Başkent kurulduğundan beri Yahudi nüfusun oranı yüzde 2'yi aşmamış olsa da Sovyet yetkililer, o zamandan beri sayıları az olsa da şehrin nüfusuyla orantılı görünen tiyatrolar ve müzeler açmak ve Pasifik Okyanusu kıyısında yer alan Vladivostok gibi yakınlardaki büyük şehirlerle iletişim kanalları sağlamak gibi hizmetlerin yanı sıra, dinî bayramlar düzenlemek ve Yahudi yemekleri servis etmek suretiyle şehre Yahudi karakteri kazandırmak için çabaladı.

Ancak bu makalenin hazırlık aşamasında özerk Yahudi eyaleti ve başkenti Birobican hakkında okumalar yaparken, ziyaretçilerin yoğun olduğu mekânlarda dikkatli olunması gerektiğine dair bir uyarıya rast gelmek ilginçti.

Gezi yazıları ve yayınları, özellikle üç caddesi Dzerzhinsky, Gorki ve Ekim'de hırsızlık vakalarının yaygın olduğuna dikkat çekiyor.

Bu üç caddenin isimleri KGB'nin kurucusu Dzerzhinksy'den, meşhur edebiyatçı Maksim Gorki'den ve 25 Ekim 1917'de yapılan Bolşevik Devrimi'nin tarihi olan ekim ayından geliyor. 

Stalin'in geri adım atması

Stalin, özerk Yahudi eyaletini kurarak Kırım'da Yahudiler için ulusal vatan inşası fikrinin hayata geçirilmesinden vazgeçme kararı alabilmişti.

Ancak Yahudi-Amerikan Komitesi ve ABD'deki Yahudi lobisinin önde gelen temsilcileri, kısa süre sonra İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasını fırsat bilerek Yahudileri Kırım'a yerleştirme fikrini yeniden gündeme getirdi.

Bu çerçevede ABD liderliği, Yahudi Anti-Faşist Komitesi tarafından sunulan ve daha önce üzerinde anlaşmaya varılan fikrin uygulaması için Stalin'e baskı yapmaya başladı. 

Rusya'nın ilk Enformasyon Bakanı Poltoranin, 1990'ların başında haftalık Rus gazetesi Argumenty i Fakty'ye (Gerçekler ve Kanıtlar) verdiği röportajda bazı belgelerden bahsetti.

Bu belgelere göre Stalin, yardımcısı Milovan Dgilas'ın şahitliğinde Yugoslavya lideri Yusuf Broz Tito'yla görüştü.

Bu görüşmede Stalin, Tito'ya, ABD Başkanı Roosevelt'in 1943'teki Tahran Konferansı'nda kendisiyle konuştuğunu ve 'Kırım Kaliforniya'sı' adlı proje çerçevesinde Yahudileri Kırım'a yerleştirme işinin devam etmesi konusunda daha önce varılan anlaşmaya uymanın gerekliliğinden bahsettiğini açıkladı.

Roosevelt, Yahudi mali lobisinin bu konuda kendisine baskı yapmaya devam ettiğini gerekçe göstermiş. Dahası İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'nin müttefiklerine askerî destek, gıda, hammadde ve enerji malzemeleri sağlamak amacıyla Mart 1941'de Kongre tarafından onaylanan Amerikan programı Lend Lease Act'ı durdurma tehdidinde bulunmuş.

Ayrıca ABD'nin, Almanların Sovyet güçlerine yönelik saldırılarının yükünü hafifletmek için Nazi Almanya'sına karşı 'ikinci cepheyi' açmama ihtimaliyle de tehdit etmiş ve ondan, Tatarların Kırım Yarımadası'ndan göç ettirilmesi sürecinin başlatılmasını istemiş. 

Amerikalılar, Stalin'den, mali senetlerin bedelini ödemesini talep etmeye başlayacakken Stalin, onlara Yahudiler için ulusal bir vatan inşasına ilişkin taahhütlerini Kırım Yarımadası'nda değil de Filistin'de yerine getirmeye hazır olduğunu açıkladı.

Stalin, Sovyetler Birliği'nin Yahudi-Amerikan Komitesi'nden aldığı borçlardan düşmek üzere, olabildiğince çok sayıda Yahudi'yi Filistin'e nakletmeyi ve onları Almanlardan ele geçirdiği ve Filistin Yahudilerine teslim edilecek silahlarla silahlandırmayı kabul ettiğini duyurdu.

Hatta Çekoslovakya'ya ve Bulgaristan'a, Filistin'deki Yahudilere, oradaki Araplarla savaşlarında ihtiyaç duydukları tüm silahları tedarik etmeleri yönünde talimat bile verdi. 

Bununla birlikte Stalin, ABD'nin ve Yahudi lobisinin baskıya devam etmesinden ve Sovyetler Birliği'ni Kırım'ın teslimi konusunda daha önce verdiği sözleri yerine getirmeye zorlamak için uluslararası mahkemelere başvurmasından korkuyordu.

Onlar, Kırım'ın yanı sıra, Karadeniz kıyısı boyunca Soçi'yi ve batıda Türkiye sınırına komşu Abhazya sınırına kadar olan civar şehirleri içine alan Krasnodar eyaletlerini ve ayrıca doğuda Ukrayna'nın Odessa ve Herson eyaletlerinin topraklarını ilhak etmeyi planlıyorlardı.

Bu da pratikte Sovyetler Birliği'nin Karadeniz'den uzaklaştırılması ve Kırım'ın güneyinde Sivastopol'de, Karadeniz'deki en büyük deniz üssünden mahrum bırakılması anlamına geliyordu. Bu bölgeler, bugün Rusya ile Ukrayna arasında çatışmaya konu olan bölgelerdir. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
TT

İran Cumhurbaşkanı: ABD ile görüşmeler ‘ileriye doğru bir adım’

Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar
Tahran’daki bir meydanda bulunan binanın üzerinde yer alan ABD karşıtı afişin önünden geçen İranlılar

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, cuma günü ABD ile gerçekleştirilen görüşmelerin ‘ileriye doğru bir adım’ olduğunu belirtti. Pezeşkiyan, Tahran’ın herhangi bir tehdide tolerans göstermeyeceğini vurguladı. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin uranyum zenginleştirme konusundaki kararlılığını yineleyerek, Tahran’ın ABD’nin müzakereleri sürdürme konusundaki ciddiyetine ilişkin ‘şüpheleri’ olduğunu açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Bölgedeki dost ülkelerin yürüttüğü takip çabaları sayesinde gerçekleşen İran-ABD görüşmeleri, ileriye doğru bir adım teşkil etti” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, görüşmelerin her zaman barışçıl çözümler bulma stratejisinin bir parçası olduğunu belirterek, nükleer konusundaki yaklaşımlarının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nda açıkça yer alan haklara dayandığını söyledi. Pezeşkiyan, İran halkının her zaman saygıya saygıyla karşılık verdiğini ancak güç diline hiçbir şekilde tolerans göstermediğini kaydetti.

Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın uranyum zenginleştirme konusunda kararlı olduğunu ve savaşla tehdit edilse dahi bu tutumundan geri adım atmayacağını söyledi. Arakçi, hiçbir tarafın İran’a ne yapması gerektiğini dikte etme hakkına sahip olmadığını vurguladı.

Arakçi, Tahran’da düzenlenen Ulusal Dış Politika ve Dış İlişkiler Tarihi Konferansı’nda yaptığı konuşmada, “Görüşmeler, İran’ın haklarına saygı duyulup bu haklar tanındığında sonuç verir. Tahran dayatmaları kabul etmez” dedi.

Arakçi, hiçbir tarafın İran’dan uranyum zenginleştirmeyi sıfırlamasını talep etme hakkı olmadığını belirterek, buna karşın Tahran’ın nükleer programına ilişkin her türlü soruya yanıt vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Diplomasi ve müzakerelerin temel yol olduğunu belirten Arakçi, “İran hiçbir dayatmayı kabul etmez. Çözümün tek yolu müzakerelerdir. İran’ın hakları sabittir. Bugün hedefimiz, İran halkının çıkarlarını korumaktır” diye konuştu.

Arakçi, bazı taraflarda ‘bize saldırdıklarında teslim olacağımız’ yönünde bir kanaat bulunduğunu belirterek, “Bu asla gerçekleşmez. Biz diplomasinin de savaşın da (her ne kadar savaşı istemesek de) ehliyiz” uyarısında bulundu.

Arakçi, daha sonra düzenlenen bir basın toplantısında, “Karşı tarafın uranyum zenginleştirme konusunu kabul etmesi gerektiğini, bunun müzakerelerin temeli olduğunu” söyledi. Arakçi, görüşmelerin devamının ‘karşı tarafın ciddiyetine bağlı’ olduğunu belirterek, Tahran’ın barışçıl nükleer enerji hakkından asla geri adım atmayacağını vurguladı.

Arakçi, “İran’a yeni yaptırımların uygulanması ve bazı askerî hamleler, karşı tarafın ciddiyeti ve gerçek müzakerelere hazır olup olmadığı konusunda şüpheler uyandırıyor” dedi. Ayrıca, Tahran’ın ‘tüm göstergeleri değerlendireceğini ve müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar vereceğini’ ifade etti.

Arakçi, karşı tarafla dolaylı görüşmelerin olumlu sonuç elde etmeye engel teşkil etmediğini belirterek, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya çerçevesinde yürütüleceğini, İran’ın füze programının hiçbir zaman görüşmelerin ana konusu olmadığını söyledi.

Yeni müzakere turunun tarihi henüz belirlenmedi; bu konuda Umman Dışişleri Bakanı ile istişare edileceği kaydedildi.

İran ve ABD, cuma günü Umman’da nükleer görüşmeler gerçekleştirdi. Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceğine dair endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi.

Arakçi, Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılan görüşmelerin ardından, “Tehditlerden ve baskılardan vazgeçilmesi, herhangi bir diyalog için şarttır. Tahran yalnızca kendi nükleer konusunu görüşür… ABD ile başka bir konuyu tartışmayacağız” dedi.

Taraflar, uzun süredir devam eden Tahran-Batı nükleer anlaşmazlığının çözümü için diplomasiyi yeni bir şansa kavuşturma konusunda istekli olduklarını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanı Marko Rubio, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington’un görüşmelerin nükleer programın yanı sıra balistik füze programı, İran’ın bölgede silahlı gruplara verdiği destek ve ‘kendi halkıyla ilişkisi’ konularını da kapsamasını istediğini söyledi.

İranlı yetkililer ise defalarca, bölgedeki en büyük füze stoklarından birine sahip olan ülkenin füze konusunu müzakerelerde gündeme getirmeyeceklerini belirtti. Daha önce, Tahran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ettiği açıklanmıştı.

Washington açısından ise İran içinde yürütülen uranyum zenginleştirme faaliyetleri, potansiyel olarak nükleer silah üretimine yol açabilecek bir süreç olarak görülüyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtın silah amaçlı kullanılmasına dair herhangi bir niyetinin bulunmadığını yineliyor.


Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
TT

Moskova’nın Güney Kafkasya'daki duruma ilişkin tavrında değişiklik

Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)
Beyaz Saray'da Bakü ve Erivan arasında imzalanan anlaşma sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan objektiflere imzalarını gösterirken (AFP)

Rusya’nın Ermenistan Büyükelçisi Sergey Kuperskin, Rusya’nın Ermenistan ile ABD arasındaki ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ projesini yakından takip ettiğini ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Bu açıklama, yüzyıllardır Moskova'nın hayati etki alanı ve Rusya'nın zayıf noktası olarak kabul edilen Güney Kafkasya bölgesinde artan Amerikan faaliyetlerine ilişkin Rusya'nın tutumunda bir değişiklik olduğunu gösterdi. Bu bölge, defalarca dalgalanmalara ve Rusya'nın etkisine yönelik tehditlere tanık oldu.

edrft
Ermenistan ve Azerbaycan arasında anlaşmanın imzalanmasının ardından Beyaz Saray'da Donald Trump, İlham Aliyev ve Nikol Paşinyan tokalaşırken, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Azerbaycan'ı güney Ermenistan üzerinden Nahçıvan bölgesine (Ermenistan'ın adlandırmasına göre Nahichevan) bağlayan tartışmalı ‘Zengazur Koridoru’ kara projesine atıfta bulunan Kuperskin, ülkesinin ‘projeyle ilgili gelişmeleri takip ettiğini ve diğer hususların yanı sıra, Ermenistan Cumhuriyeti'ndeki demiryolu sektörünün bakımı ve geliştirilmesinde Rusya ile Ermenistan arasındaki yakın işbirliğini de dikkate alarak, müzakerelere katılmaya ve bu girişime katılma olasılığını görüşmeye hazır olduğunu’ söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha önce bu konuyu belirsiz ifadelerle ele almıştı. Lavrov, “Bu projenin somut pratik detayları henüz şekillenmeye başladı ve projenin başlatılması biraz zaman alacak” dedi.

tvrfv
Soldan sağa: Azerbaycan, Kazakistan, Rusya, Beyaz Rusya, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan liderleri 10 Ekim'de Duşanbe'deki BDT zirvesinin yapıldığı binaya doğru ilerlerken (EPA)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Enformasyon ve Basın Dairesi Başkanı Mariya Zaharova da Rusya'nın, Rusya Demiryollarının benzersiz uzmanlığından yararlanmak da dahil olmak üzere, projeye katılım seçeneklerini araştırmaya hazır olduğunu duyurdu.

Moskova, geçtiğimiz yıl ağustos ayında Washington'da Ermenistan ve Azerbaycan arasında varılan anlaşmanın bazı ayrıntılarına ilişkin çekincelerini daha önce dile getirmişti. Bakü ve Erivan arasındaki barış çabalarından duydukları memnuniyeti dile getiren Rus yetkililer, ABD'ye bölgede doğrudan varlık gösterme hakkı verilmesine ilişkin ayrıntılara açıkça memnuniyetsizliklerini ifade ettiler.

Azerbaycan ve Ermenistan tarafları, ABD'nin himayesinde düzenlenen ve onlarca yıldır taraflar arasında doğrudan arabuluculuk yapan Moskova'nın davet edilmediği bir toplantıda, barış ve on yıllardır süren çatışmanın sona ermesi için bir ön anlaşma imzaladı. İki ülke arasında barışın tesis edilmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin anlaşma, Azerbaycan ile Ermenistan üzerinden Nahçıvan Özerk Bölgesi'ni birbirine bağlayan bir koridorun oluşturulmasına ilişkin bir madde içeriyordu. Bu konu, iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktasıydı.

dcfgtyhu
Dağlık Karabağ'daki Azerbaycan kontrol noktası, Ağustos 2023 (AFP)

Erivan, ‘Trump'ın Uluslararası Barış ve Refah Yolu’ olarak adlandırılan koridorun kurulması için ABD ve üçüncü taraflarla iş birliği yapmayı kabul etti. Bu gelişme, özellikle projeyi uygulamak için Amerikan şirketlerinin davet edilmesi konusundaki tartışmaların artmasıyla, Rusya ve İran’ın bölgedeki çıkarlarına doğrudan bir tehdit oluşturdu ve ABD’nin uzun vadeli ekonomik, ticari ve güvenlik varlığının kurulması anlamına geliyordu. Moskova, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınırken, bazı yetkililer sadece dolaylı olarak memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. İran ise, bu koridorun kendisini Kafkasya'dan izole edeceği ve sınırlarına yabancı bir varlık getireceği endişesiyle, koridorun kurulmasına şiddetle karşı çıktı.

Birkaç gün önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ile yaptığı görüşmede, Erivan'ın Washington'a kendi topraklarındaki koridorda bir pay vereceğini doğruladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, yüzde 74'ü ABD'ye ait olacak şekilde, bu arazide demiryolu ve karayolu altyapısının inşasından sorumlu olacak bir şirket kurulacağını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı'nın çerçeve metninde belirtildiği üzere, projenin ABD'nin yatırımlarına ve ‘kritik ve nadir minerallere’ ABD pazarına erişimine olanak sağlaması bekleniyor. Rubio, toplantı sırasında “Anlaşma, egemenlik ve toprak bütünlüğünden ödün vermeden ekonomik faaliyete ve refaha nasıl açılabileceğimizi gösteren, dünya için bir model olacak” dedi. “Bu, Ermenistan için, ABD için ve ilgili herkes için iyi olacak” diye ekleyen Rubio, Trump yönetiminin artık ‘anlaşmayı uygulamak için’ çalışacağını vurguladı.

sdfrgth
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (sağda), Erivan'da İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede imzalanan anlaşma belgelerini değiş-tokuş ederken (EPA)

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise Azerbaycan'ı Nahçıvan'a bağlayan koridorun güvenliğinin ‘üçüncü bir ülke değil, Ermenistan tarafından’ garanti edileceğini vurguladı.

Rusya'nın projeye ilişkin tutumundaki gelişme ve projeye katılma isteği konusunda görüşmelerin başlamasına, Moskova'nın Avrupa ile daha geniş bir iş birliğine yönelmeden önce Rusya'nın yakın müttefiki olan Ermenistan'a gönderilen mesajlar eşlik etti.

Bakan Lavrov, birkaç gün önce Ermenistan Ulusal Meclisi Başkanı Alen Simonyan ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:

"Ermenistan'ın, Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin Rusya'ya stratejik bir yenilgi yaşatmak amacıyla açıkça savaş ilan ettiği bu durumun arkasındaki nedenleri tam olarak anladığını, şüphe ve hatta yalanlar saçan bir anlatının iki ülkemizin kamuoyunu domine etmemesini içtenlikle umuyorum.”

Ülkesinin ‘hiçbir ortağının herhangi bir yönde dış ilişkiler geliştirmesine asla itiraz etmediğini’ vurgulayan Lavrov, ancak Rusya’nın AB’deki muhataplarının, söz konusu ülkeyi sürekli olarak ‘ya bizimle ya da onlarla’ şeklindeki iki seçenek arasında seçim yapmaya zorladığını belirtti.


Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
TT

Netanyahu, İran ile müzakereleri görüşmek üzere çarşamba günü Washington'da Trump ile bir araya gelecek

Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)
Trump ve Netanyahu'nun Washington'da gerçekleşen daha önceki bir görüşmeden (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, Netanyahu'nun çarşamba günü Washington'da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelerek İran ile müzakereleri görüşeceği bildirildi.

Reuters'ın aktardığı açıklamada, Netanyahu'nun ‘(İran ile) yapılacak herhangi bir müzakerede balistik füzelerin sınırlandırılması ve İran'ın bölgedeki vekillerine verilen desteğin durdurulmasının yer alması gerektiğine inandığı’ belirtildi.

Reuters'a göre çarşamba gün  yapılacak görüşme, ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz yıl ocak ayında göreve dönmesinden bu yana Netanyahu ile Trump arasında yapılacak yedinci görüşme olacak. Öt yandan İsrail basınına göre Netanyahu, Trump'a İsrail'in İran'ın nükleer programını tamamen yok etme kararlılığını vurgulayacak.

İran ile ABD arasında geçtiğimiz cuma günü Umman'da nükleer dosyasına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu önemli müzakerelerin başarısızlığının Ortadoğu'da yeni bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki endişelerin artması üzerine, görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğunu ve devam edeceğini söyledi. Ancak Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılan görüşmelerin ardından, ‘tehditlerin ve baskının kaldırılması herhangi bir diyalogun başlaması için şart’ olduğunu vurgulayan Arakçi, “(Tahran) sadece nükleer meselesini görüşecek... ABD ile başka hiçbir konuyu görüşmeyeceğiz” dedi.

Öte yandan her iki taraf da Tahran ile Batı arasında uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmek için diplomasiye yeni bir şans vermeyi kabul ettiklerini belirtti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, Washington'ın müzakerelerin İran'ın nükleer programı, balistik füze programı ve bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteğin yanı sıra ‘kendi halkına davranış biçimini’ de kapsaması istediğini söyledi.

İranlı yetkililer, bölgedeki en büyük füze programlarından biri olan İran'ın füze programını tartışmayacaklarını defalarca kez belirtmiş ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınmasını istediğini söylemişlerdi.

Diğer taraftan Washington’a göre nükleer bombaya giden potansiyel bir yol olan İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Tahran ise uzun süredir nükleer yakıtı silah amaçlı kullanma niyetinde olmadığını vurguluyor.