Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Venezuela-Guyana ihtilafını çözüme kavuşturmayı başarabilecek mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
TT

Venezuela-Guyana ihtilafı: Sebep petrol mü siyaset mi?

Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)
Venezuela’nın Esequibo bölgesini ilhakını öneren referandum sırasında başkent Karakas sandık merkezinde görevli bir Bolivarcı Milis Gücü üyesi, 3 Aralık (AFP)

Paul Eşkar

Venezuela’nın eski Devlet Başkanı Hugo Chavez, 2004 yılında Guyana’ya yaptığı ziyarette, akıl hocası Fidel Castro’nun tavsiyesiyle bölge sakinlerine, onlarca hatta yüzlerce yıldır tartışılan Esequibo bölgesi toprakları üzerindeki ihtilafın artık bittiğini ve aslında yüzyıllar önce tarihe karıştığını söyleyerek güvence verdi. Ancak ihtilaf bugün yeniden gündeme geldi. Peki bunun sebebi ve açık bir savaşa dönüşme olasılığı nedir?

Bolivar ve Guyana’nın İngilizlere geçmesi

Güney Amerika haritasının üst kuzeyinde yer alan Guyana ya da resmi adıyla Guyana Kooperatif Cumhuriyeti, Brezilya, Venezuela ve Surinam ile sınırları olan küçük bir ülkedir. Amazon Havzası'nda bulunan Guyana’nın ismi Hintçede ‘nehirlerin bolluğu nedeniyle su kaynaklarıyla dolu toprak’ anlamına geliyor. Geçmiş yüzyıllardaki sömürgecilik tarihinin bir özeti niteliğindeki çeşitli bölge ve ülkelere bölünen Guyana bölgesinin bir parçasıdır. Guyana bölgesinin diğer ülkeleri arasında eski İspanyol sömürgesi Venezuela, eski Portekiz sömürgesi Brezilya'nın Roraima eyaleti, eski Hollanda sömürgesi olan 1970’li yılların ortalarında bağımsızlığını kazanan Surinam ve eski Fransız sömürgesi Cayenne (Fransız Guyanası) yer alıyor. Eski bir İngiliz sömürgesi olan Guyana ise 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı.

Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü
Esequibo bölgesinin 10 Aralık'ta havadan çekilen görüntüsü

Yüzölçümü (214 bin kilometrekare) bakımından Güney Amerika'nın üçüncü, nüfus (yaklaşık 800 bin kişi) bakımından ise ikinci en küçük ülkesi olan Guyana, Güney Amerika'da İngilizce konuşulan tek ülkedir. Bundan dolayı kültürel olarak en azından Jamaika ve diğerleri gibi İngilizce konuşan Karayip ülkelerine daha yakındır. Guyana topraklarında birçok yerli kabile yaşıyordu. Buraya gelen ilk Batılı sömürgeciler, 7. yüzyılın başlarında gelen Hollandalılardı. Hollandalılar 18. yüzyılın sonlarında burayı İngilizlere bıraktılar.  

Bugün Guyana’da yaşayan en büyük topluluk Hint kökenli. Onları, nüfusun yaklaşık üçte birini temsil eden Zenci topluluğu takip ediyor.

İngilizler, ekonomisi Afrika'dan getirilen kölelerin çalıştığı şeker tarlalarına dayanan Guyana’da 1834 yılında köleliğin kaldırılmasının ardından özellikle Hint kolonilerinden yeni işgücü getirmeye başladılar. Bu olgu, 19. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Bu da bugün Guyana halkı içindeki en büyük topluluğun Hint kökenli olmasının (nüfusun yüzde 43'ü) ve onları nüfusun yaklaşık üçte birini oluşturan Zenci topluluğunun izlemesinin nedenini açıklıyor. Geleneksel olarak Hint kökenli Guyanalılar daha çok kırsal bölgelerde yaşarken, Afrikalılar genellikle kıyı bölgelerinde yaşıyor.

Guyana, Halkın Ulusal Kongresi (PNC) partisinden ayrılan Halkın İlerici Partisi/Sivil Toplumunun (PPP/C) yürüttüğü mücadelenin ardından 1960'lı yılların ortalarında bağımsızlığını kazandı. İki parti, her zaman hile karıştırılan seçimler yoluyla iktidara sahip oldular. Bu, ta ki 2020 yılında Hint kökenli Müslüman bir aileden gelen Irfaan Ali’nin uluslararası gözlemcilerin hileli olduğunu açıkladıkları sonuçların iptal edilmesi ve oyların yeniden sayılması için baskı yapması sonucunda cumhurbaşkanı olana kadar sürdü.

Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)
Venezuela sınırında arabalarda arama yapan Brezilya polisi, 8 Aralık (Reuters)

Venezula’nın 1824 yılında bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra ‘kurtarıcı’ olarak bilinen Simon Bolivar İngilizlere yazdığı mektupta, Esequibo Nehri'nin batısındaki toprakları talep etmişti. Rus, İngiliz ve Amerikalı hakimlerin yer aldığı uluslararası tahkim tarafından bölge 1899 yılında İngiltere'ye verildi. Venezuela, o dönemde bu tahkimin kararını kabul etti. Zamanla ve bazı hakimlerin ifadeleriyle tahkimde hile yapıldığı ortaya çıktı. Guyana'nın 1966 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanması öncesinde Cenevre'de İngiltere ile Venezuela arasında 1899 tarihli tahkim kararının iptal edilmesini öngören bir anlaşma imzalandı. Her iki taraf da ihtilafı çözecek geçiş müzakeresi için bir mekanizma kurulmasını istediler. Ancak dört yıl müzakere sürecinde hiçbir sonuç alınamadı. Venezuela bu ‘tartışmalı’ toprakları İspanyol sömürgesi sınırlarının mirasçısı olarak talep etmeye ve Cenevre’de yapılan anlaşmaya bağlı kalmaya devam ederken Guyana, İngiliz sömürgesinin mirasçısı olarak 1899 tarihli tahkim kararıyla ilgili bir oldu-bitti dayatmaya çalışıyor.

Guyana ‘tartışmalı’ bölgede petrol arama girişiminde bulunduğundan beri Venezuela ile arasında tansiyon daha da yükseldi.

Petrol savaşın omurgasıdır

Petrol devi ExxonMobil'ın 2015 yılında Esequibo Nehri çevresinde 160 bin kilometrekarelik bir alana sahip olan, Guyana’nın üçte ikisinden fazlasını oluşturan ve nüfusunun altıda birinden azının yaşadığı Esequibo bölgesinde geniş petrol yatakları olduğunu keşfetmesi anlaşmazlığı yeniden alevlendirmiş gibi görünüyor. Bundan bir ay önce de yeni petrol yatakları keşfedildi. Böylece küçük bir ülke olan Guyana, nüfusuna oranla en büyük petrol rezervlerine (11 milyar varil) sahip ülkeye dönüştü. Bu konum daha önce Kuveyt'e aitti. ExxonMobil, 63 arama projesi hayata geçirdi ve Guyana'nın günlük petrol üretimini 600 bin varile çıkardı. Ülkedeki petrol üretiminin 2027 sonuna kadar günlük 1 milyon 200 bin varile ulaşması bekleniyor. Venezuela ise 300 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip. Ancak Venezuela’nın petrol endüstrisi, ABD'nin uyguladığı yaptırımların yanı sıra, ülkedeki yolsuzluk ve kötü yönetim nedeniyle şu an büyük bir krizden geçiyor. Venezuela’nın petrol üretimi son on yıl içinde günlük 3 milyon varilden 400 bin varilin altına düşerken şu an günlük yaklaşık 750 bin varil olduğu tahmin edilen üretim kapasitesi yavaş yavaş yeniden artıyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 7 Aralık'ta başkent Karakas'ta resmi bir etkinliğe katılımı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Her iki ülkenin de şu an içinde bulundukları durumlara bir göz atalım. Guyana dünyanın en fakir ülkelerinden biriydi. Ülke 1980'li yılların sonlarında ekonomik olarak toparlanmaya başlarken, petrolün keşfinden bu yana büyüme oranlarında dünya rekorlarına imza attı ve atmaya devam ediyor. Bu yıl ki Gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) yüzde 38 civarında arttı. Öte yandan ekonomisi petrole bağımlı olan Venezuela’nın GSYİH’sının son 10 yılda yaklaşık yüzde 80 oranında azalması ve 2019 yılında enflasyonun yüzde 200 bine ulaşmasıyla tarihinin bilinen en derin krizine sürüklendi. Ülkedeki ekonomik kriz, yedi milyondan fazla vatandaşının başta Güney Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanına göç etmesine yol açtı. Devlet iflas etti. Şimdi ise dibi gördükten sonra kısmen ekonomisinin dolarizasyonundan dolayı mütevazı ve yavaş bir iyileşmenin başlarını yaşıyor.

Endişeler artıyor

Guyana’nın tartışmalı bölgelerde petrol arama girişiminden bu yana iki taraf arasında tansiyon yükseldi. Bu da içerideki durumu kötüleştirdi. Venezuela daha agresif tutumlar sergilemeye başladı ve 2013 yılından bu yana çeşitli güvenlik olaylarına imza attı. Bunun üzerine Guyana, Esequibo anlaşmazlığını 2018 yılında Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ) taşıdı. ICJ, geçtiğimiz nisan ayında Guyana sınırları içindeki Esequibo bölgesiyle ilgili sınır anlaşmazlığına ilişkin davanın ‘kabul edilebilirlik’ şartlarını sağladığına hükmetti. Venezuela, 5 Aralık’ta hak iddia ettiği Esequibo toprakları için referandum yaptı. Referandum, 1899 tarihli tahkim kararının ve ICJ’nin hükmünün reddedilmesiyle başlayıp, tartışmalı Esequibo topraklarının ilhakına ve bu topraklarda yaşayanlara vatandaşlık verilmesine kadar uzanan beş soruyu kapsıyordu. Guyana, referandumun yapılmasını engellemek için Lahey’deki ICJ’ye başvurdu. Ancak ICJ, Venezuela'dan sahadaki mevcut durumu etkileyecek adımlar atmamasını istemekle yetindi.

Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)
Venezuela’nın Guyana Savunması Özel Komitesi Başkanı, 8 Aralık'ta başkent Karakas'ta Esequibo topraklarını da içeren yeni Venezuela haritasını tanıtırken (AFP)

Maduro’nun destekçileri ve muhalifleri de dahil olmak üzere Venezuelalıların sandık başına gitme oranları konusunda şüpheler olsa da referanduma yüzde 95'in üzerinde bir katılım gösterildi. Referandumdan iki gün sonra Maduro, petrol şirketlerinin söz konusu bölgede arama yapmalarını yasaklayan ve onlara boykot cezası kapsamında üç ay durma süresi tanıyan, dokuz maddelik bir eylem planı öngören kararnameyi imzaladı. Ayrıca bölgede yaşayanların sağlık ve eğitim sigortasını, kalkınma ve çevre projelerini de onaylayan Maduro, yeni bir askeri tümen kurarak Esequibo’ya bitişik bölgede konuşlandırdı.

Öte yandan ‘bekasını’ tehdit altında gören Guyana, ordusunu seferber ederken, ABD ile ortak askeri tatbikatlar yapacağını duyurdu. ABD’nin Guyana topraklarında askeri üsler kurması da dahil olmak üzere her türlü imkânın bulunduğunu da belirtti. Bunun üzerine iki taraf arasında gerilim yükseldi ve her biri diğerini ‘pervasızca provokasyonlar yapmakla’ suçladı.

Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki savaşı durdurma girişimlerinde başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Guyana'da başarısız olamaz.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın uzlaşı girişimi

Bazı analistler, Esequibo ihtilafını dünya, ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri ekseni ile Küresel Güney olarak bilinen bölgenin yöneldiği Rusya-Çin ekseni arasında bölünmüşken yeni dünya düzenini, Ukrayna-Rusya savaşı, hatta şiddetin boyutunun her şeyin ötesine geçtiği İsrail-Hamas arasındaki soykırım savaşı modelinde yeniden şekillendiren çatışmaların bir yenisi olarak görmekte vakit kaybetmediler. Ancak özellikle Chavezcilerin ‘devrimci’ deyiminin misafirperverliğiyle genellikle kendi sesi yüksek çıkan, ancak aynı yükseklikte bir savaşın yaşanmadığı Güney Amerika'da olduğumuzu unuttular. Bunun yanında Çin'in iki ülkedeki petrol projelerinde çıkarları ve katılımı olduğunu da unutmuş gibiler. Bu sözlü tartışma doruk noktasına ulaşmışken, anlaşmazlığın iki ülkenin dışişleri bakanları arasında çarşamba günü, yani referandum sonrasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirmeleri ve iletişim kanallarının açık kalması konusunda anlaşmaları dikkati çekti.

Bu konuda ne Ukrayna'daki savaşı ne de Gazze'ye yönelik soykırım savaşını durdurma çabalarında başarılı olamayan Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın Guyana'da başarısız olamayacak olmasını güvence olarak gösterebiliriz. Lula, iki ülke arasındaki gerginliğe hemen müdahale ederek Dubai'den yaptığı açıklamada ‘Güney Amerika'da savaş istemediğini’ söyledi. Lula’ya göre mesele, bir askeri çatışmanın çıkması olasılığından ziyade durumu çıkmaza sürükleyecek hesaplanmamış bir adım. Öte yandan Venezuela ve Guyana arasındaki zorlu doğa şartları nedeniyle Karakas’ın herhangi bir askeri hareketinin kaçınılmaz olarak Brezilya topraklarından geçmesi gerektiğinin farkında olduğundan sınırlardaki askeri konuşlanma ve gözetleme düzeyini artırdı. Lula, hiç vakit kaybetmeden Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Irfaan Ali ile görüşerek ‘anahtar’ kelime olan ‘tek taraflı’ eylemleri reddettiğini vurguladı. Aynı ifadeyi tüm Güney Amerika ülkeleri için ortak bir bildiriye de dahil etti. Bildiride Maduro'nun müttefiki olarak kabul edilen Rusya'nın tutumuna da yer verdi.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (AFP)

Lula, şu anda Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu'na (CELAC) başkanlık eden küçük bir Karayip adası ülkesi olan Saint Vincent ve Grenadinler Devlet Başbakanı Ralph Gonsalves’e, her iki tarafla birlikte inisiyatif almasını, onları desteklemesini ve gerektiğinde toplantılara ev sahipliği yapma sözü vermesini önerdi. Bu öneri, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve Guyanan Devlet Başkanı Ali’nin perşembe günü Saint Vincent ve Grenadinler’in başkenti Kingstown'da gerçekleştirmeleri planlanan zirvenin önünü açtı.

Peki, mesele neden bu kadar abartılıyor? Referandum sonrasında konuşan Maduro, “Er ya da geç Guyana ve ExxonMobil yöneticileriyle karşı karşıya geleceğiz” dedi. Maduro, petrol için arama yapıldığını, bunu engelleyemeyeceğini, ruhsat dağıtamayacağını, komşusunu işgal edemeyeceğini, topraklarının yüzde 70'ini ilhak edemeyeceğini biliyor. Ancak bu sadece Maduro'nun şirketler için belirlediği üç aylık süre içinde durumu bozmayı ve anlaşmazlıkla ilişkilendirmeyi başarıncaya kadar askıya alınmış programlı bir savaştan ibaret. Eğer bunu başarırsa, Cenevre’deki anlaşma çerçevesinde Esequibo bölgesinin geleceğinin ve bölgede petrol arama şartlarının belirlenmesi için oturulacak müzakere masasında kendine yer edinebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde, kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor.

ICJ’ye başvurarak söz konusu anlaşmayı bozmaya çalışan Guyana ise başta ABD olmak üzere müttefikleri bir araya getiriyor ve Brezilya ile birlikte hareket ediyor. Çünkü bir askeri çatışmada -olmasa bile- şartların eşit olmadığının ve güç dengesinin müzakere aracılığıyla yolunu bulacağının farkında. Sadece üç bin askeri olan Guyana ordusu, Venezuela ordusunun asker sayısı ve teçhizatıyla karşılaştırılamayacak kadar küçük. Bunun yanında ABD’nin birkaç ay içinde Venezuela'ya yönelik yaptırımları hafifletme anlaşmasını yenileyeceğini de biliyor. Bunun da konumunu güçlendirmesi için kendisine yardımcı olacağına şüphe yok. Tüm bunlar, Guyana'nın çıkarlarını dikkate alan bölgesel denetim altında doğrudan müzakere veya Cenevre’de yapılan anlaşmanın içeriğiyle Venezuela'nın çıkarlarını bağdaştıracak ICJ kararı ya da her ikisinin birleşimi arasındaki oyunun sınırlarını oluşturuyor.

ABD Başkanı Joe Biden ve Maduro, içerideki bir çatışmanın ötesinde kendi ‘siyasi’ ufukları doğrultusunda ilerliyorlar. Özellikle Biden’ın önünde gelecek yıl yapılması planlanan başkanlık seçimleri bulunuyor. Planı savunmaya yönelik olduğundan, Maduro'nun arka bahçesinde kendisine enerji sağlama konusunda attığı hesapsız adımı açığa çıkaramaz. Bu durum, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ondan daha büyük bir teklif sunmasına neden olabilir. Bunun yanında askeri tatbikatlara katılırken Lula'dan anlaşmazlığı sona erdirecek önlemler almasını isteyebilir. Maduro açısından bu planın saldırgan olduğu şüphesiz. Tartışmalı bölgeler konusuyla ‘devrimci’ bir gündemden ziyade ulusal birliğe ilişkin bir meselede safları sıklaştırmayı başaran Maduro, muhalefetin bölünmesine ve kafa karışıklığına yol açtı. İktidara geldiğinden bu yana ülkedeki çeşitli taraflar ilk kez Maduro yönetimi etrafında birbiriyle yakınlaştı. Bu yüzden Madura, bir gelire dönüştürmeden bu ‘başarıdan’ asla vazgeçmeyecektir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
TT

Trump Küba'da Venezuela senaryosunu mu tekrarlıyor?

Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)
Miami'deki Versailles restoranının önünde, ABD'nin eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya yönelttiği suçlamaları destekleyen pankartlar taşıyan insanlar, 20 Mayıs 2026 (AFP)

ABD'nin Küba'ya karşı olası bir savaşı hakkındaki konuşmalar önemli ölçüde arttı.

Florida'daki bir federal büyük jüri, çarşamba günü 94 yaşındaki eski Küba Devlet Başkanı Raúl Castro'ya ABD vatandaşlarını öldürme ve öldürmek amacıyla komplo kurma suçlamalarını yöneltti. Bu suçlamalar, Castro, 1996 yılında savunma bakanı olarak görev yaparken, adadan sal ile kaçmaya çalışan Kübalıları arayan bir kurtarma örgütüne ait iki sivil uçağı düşürme emri verdiği iddiasıyla bağlantılı. İki uçağın düşürülmesi, üç ABD vatandaşı ve ABD'de daimî olarak ikamet eden bir kişinin ölümüne neden olmuştu.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 30 yıl önce meydana gelen bir olayla bağlantılı olarak Castro'yu şimdi suçlaması, Trump yönetiminin bu iddianameyi Küba'ya saldırmak için bahane olarak kullanabileceği endişelerini artırdı ki bu, ocak ayında Venezuela'da dönemin Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamak için izlenen yaklaşıma benzer bir durum.

Nitekim, Florida'da bazı Cumhuriyetçi temsilciler bu yönde harekete geçilmesi çağrısında bulunmaya başladılar.

Çarşamba günü Washington'daki Temsilciler Meclisi'nde Güney Florida'dan Cumhuriyetçi meslektaşlarıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, “Bence tam olarak olması gereken bu ve Amerika Birleşik Devletleri'ne tam olarak hizmet eden şey bu” dedi. Şöyle devam etti: “Bu haydutların o adayı yönetmeye devam etmesine izin veremeyiz, çünkü biliyoruz ki yıllardır Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya gibi düşmanlarımıza bir platform sağladılar.”

Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'daki bir hükümet binasında Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Raúl Castro ve Fidel Castro'nun fotoğrafları, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Castro, 2018'de resmen devlet başkanlığından çekilmiş ve ülkenin mevcut lideri Miguel Díaz-Canel onun yerini almıştı. Ancak, torunu Raúl Guillermo Rodríguez Castro da dahil olmak üzere Castro ailesi, Küba'nın otoriter, tek partili sisteminde hâlâ önemli bir etkiye sahip.

Bir Cumhuriyetçi ABD Kongre üyesi, Havana'yı Hizbullah, Hamas, İran, Çin ve Rusya'ya platform sağlamakla suçluyor

Kübalı en önde gelen sürgünlerden birinin oğlu olan Temsilciler Meclisi üyesi Mario Díaz-Balart ise Salazar'dan daha temkinli davrandı. “Raúl Castro'nun adalete hesap vermesi gerektiğine inanıyorum, ancak bu konuda karar yine ABD Başkanına aittir” ifadelerini kullandı.

Diaz-Balart, diğer üyelerle birlikte, Küba'nın ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunmak için Havana'nın İran ve Rusya'dan edindiği yüzlerce taarruzi insansız hava aracına (İHA) sahip olduğunu belirten yakın tarihli bir Axios haberine atıfta bulunuyor.

Diaz-Balart “Eğer bu 300 İHA, Rusya'nın Ukrayna savaşında kullandığı veya İran'ın şu anda kullandığına benzerse, ABD'nin güneydoğusunun neredeyse her yerine ulaşabilirler. Bu nedenle, Küba ABD için doğrudan bir tehdit oluşturuyor” dedi.  Ancak, ABD ordusunun bu İHA’ları düşürme kabiliyetine sahip olduğunu da belirtti.

Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)Havana'da Küba Devrimi hakkında bir sergide, duvardaki Raúl ve Fidel Castro fotoğraflarının yanında bir adam telefonla konuşuyor, 20 Mayıs 2026 (Associated Press)

Küba Devlet Başkanı, pazartesi günü X platformundan yaptığı bir paylaşımda, Trump yönetiminin artan tehditlerini uygulamaya koyması halinde “hesaplanamaz sonuçları olan bir kan gölü” yaşanacağı konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı Foreign Policy kaynaklı analize göre ABD yönetimi, Küba'ya enerji tedarikine zaten sert bir abluka uygulamaya başlamış ve bu da adadaki insani durumu önemli ölçüde kötüleştirmişti.

Miguel Díaz-Canel, “Zaten çok yönlü bir ABD saldırganlığı altında acı çeken Küba'nın, herhangi bir askeri saldırıya karşı kendini savunma konusunda mutlak ve meşru bir hakkı vardır” dedi.

Cumhuriyetçi temsilciler, Küba'nın İran ve Rusya'dan ABD topraklarına karşı fırlatılabilecek taarruzi insansız hava araçları edinebileceği konusunda uyarıda bulunuyor

Kendisi de Kübalı bir sürgün ailenin kızı olan Salazar, ABD'nin askeri bir operasyon başlatması durumunda, Castro ailesinin ABD güçlerine karşı misilleme olarak İHA’ları kullanmaya cesaret edeceğine inanmadığını söyledi. “Savaş bahanesinin nereye kadar kullanılacağını bilmiyorum ama Castro ailesinin kendileri için en iyisini bildiğini biliyoruz ve bunu yapmaya cesaret edeceklerini sanmıyorum, çünkü bu onlar için felaket olur ve bu felaketin ayrıntılara giremem” diye ekledi.

Temsilciler Meclisi Ödenekler Komitesi’ne bağlı Devlet, Dış Operasyonlar ve İlgili Programlar Alt Komitesi Başkanı olan Diaz-Balart verdiği röportajda, Maduro'nun yakalanmasıyla sonuçlanan operasyona benzer bir ABD operasyonuna dair öngörülerin hâlâ “erken” olduğunu söyledi. Ancak, Ortadoğu'da çok sayıda gemi ve uçak konuşlandırmış ve İran ile olan çatışmaya odaklanmış olsa bile, ABD ordusunun, böyle bir operasyonu gerçekleştirebilecek yeterli varlığa ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.

Trump yönetiminin şu anda böyle bir operasyona girişme arzusunda olup olmadığı, hatta bunu uygulamaya yönelik somut planlarının olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Ancak kesin olan husus, Küba'nın yönetimin düşüncelerinde önemli bir yer tuttuğudur. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda İngilizce altyazılı İspanyolca bir video yayınlayarak, adanın hükümetini ihmalkâr diye nitelendirdi ve Küba'daki kötüleşen insani durumdan onu sorumlu tuttu.

ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters) ABD Temsilciler Meclisi üyesi Maria Elvira Salazar, Washington'daki Kongre binasında düzenlediği basın toplantısında Raúl Castro'nun yargılanması çağrısında bulundu, 20 Mayıs 2026 (Reuters)

Rubio, “Biliyorum ki bugün, bu adayı eviniz olarak adlandıran sizler, hayal edilemez zorluklar yaşıyorsunuz” dedi ve “Günde 22 saat elektriksiz kalmak zorunda kalmanızın nedeni, Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan petrol ablukası değil... Elektrik kesintilerinin, yakıt ve gıda kıtlığının gerçek nedeni, ülkenizi kontrol edenlerin milyarlarca dolar çalmış olmaları ve bu parayı hiçbir şekilde halka yardım etmek için kullanmamış olmalarıdır” diye belirtti.


Fransa, Ben Gvir'in ülke topraklarına girişini yasakladı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
TT

Fransa, Ben Gvir'in ülke topraklarına girişini yasakladı

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir (AFP)

Fransa, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in ülkeye girişini yasakladı. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından bugün yapılan açıklamada, kararın, aşırı sağcı bakanın Gazze ile dayanışma amacıyla yola çıkan "Direniş Filosu" aktivistlerine yönelik kötü muameleyi gösteren bir video paylaşmasının ardından alındığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, Bakan Barrot, X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, "Bugün itibarıyla Itamar Ben-Gvir'in Fransa topraklarına girişi yasaklanmıştır" ifadesini kullandı.

Barrot ayrıca, İsrail’in Kıbrıs açıklarında müdahale ederek aktivistlerini gözaltına aldığı ve ardından sınır dışı ettiği "Küresel Sumud Filosu" gemisinde bulunan Fransız ve Avrupa vatandaşlarına yönelik eylemleri sert bir dille kınayarak, yaşananları "tarif edilemez davranışlar" olarak nitelendirdi.


Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
TT

Cumhuriyetçilerin ara seçimlere ilişkin endişeleri

Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)
Trump, Florida’da başkanlık seçimleri gecesinde, 6 Kasım 2024 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın popülaritesinde yaşanan gerilemeye rağmen, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki etkisi güçlü şekilde sürüyor. Bunun en açık göstergesi, parti içindeki muhaliflerinin ön seçimlerde peş peşe kaybetmesi olarak gösteriliyor. İran savaşı ise parti açısından tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Cumhuriyetçiler bir yandan seçmenin savaşa yönelik tepkisi ile ara seçim hesapları arasında denge kurmaya çalışırken, diğer yandan Trump’ı memnun etme çabasını sürdürüyor. Trump’ın şu ana kadar hem mevcut hem de eski rakiplerini ön seçim sürecinde etkisiz bırakmayı başardığı değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat ile eş-Şark’ın (Asharq) ortak çalışması olan Washington Raporu, Cumhuriyetçi Parti’nin bu karmaşık denklemi nasıl yönetmeye çalıştığını ve İran savaşı ile ön seçimlerin, partinin geleceğini yeniden şekillendirebilecek siyasi bir sınava dönüşüp dönüşmeyeceğini ele aldı.

Amerikalıların ekonomik durumu

İran savaşı nedeniyle fiyatların yükselmeyi sürdürdüğü bir dönemde ABD Başkanı Donald Trump, savaşla ilgili bir sonraki adımını değerlendirirken Amerikalıların ekonomik durumunu düşünmediğini belirterek, önceliğinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması olduğunu söyledi. Trump’ın açıklamaları, özellikle Kongre’deki çoğunluğu korumaya çalışan Cumhuriyetçiler arasında endişeye yol açtı. Cumhuriyetçi Ulusal Komitesi’nin eski iletişim direktörü Lisa Camooso Miller, Trump’ın bu mesajının ‘kaygı verici’ olduğunu ve seçmenlerin motivasyonunu düşürdüğünü ifade etti. Miller, İran savaşıyla bağlantılı uluslararası gelişmelerden bağımsız olarak Amerikan seçmeninin öncelikli olarak kendi ekonomik koşullarına odaklandığını ve dünyada yaşananlarla fazla ilgilenmediğini söyledi. Benzin fiyatlarındaki artışın seçmenlerde daha fazla hoşnutsuzluk yaratacağını belirten Miller, “Bu çatışmayla hiçbir ilgileri yok. Kendileri ve aileleri için yiyecek temin etmeye çalışıyorlar. Savaş politikaları ise Amerikan seçmeninin desteğini kazanmak konusunda başarılı olmadı” dedi.

 ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)ABD Kongre Binası önünde, İran savaşı nedeniyle benzin fiyatlarının yükseldiğine dikkat çeken bir tabela (AFP)

Muhafazakâr strateji uzmanı Stephen Kent ise Trump’ın açıklamalarına şaşırdığını belirterek, ABD Başkanı’nın bu konuda alışılmadık derecede açık konuştuğunu söyledi. Kent, söz konusu ifadeleri ‘siyasi cesaret’ olarak nitelendirirken, siyasetçilerin genellikle bu tür düşünceleri taşısalar bile siyasi geleceklerine zarar vermemesi için kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındıklarını ifade etti. Kent, “ABD Başkanı, silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla bir askeri çatışmada savaş kararını sahadaki gelişmelere göre alır. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmamasına odaklanıyor ve ABD’deki fiyat artışları karar sürecinde belirleyici olmamalı. Bu sorumluluk göstergesi olabilir ancak siyasi açıdan akıllıca bir tutum değil” şeklinde konuştu.

Öte yandan New York eski Belediye Meclisi Demokrat üyesi Kenny Burgos, Amerikalıların yaşam koşullarına ilişkin açıklamaları nedeniyle Trump’a sert eleştiriler yöneltti. Burgos, Trump’ın seçim kampanyasını ekonomiyi iyileştirme ve hayat pahalılığını düşürme vaadi üzerine kurduğunu, Amerikalıların da esas olarak bu nedenle kendisini başkan seçtiğini söyledi. Trump’ın İran’ın nükleer programı bağlamında konuşmuş olmasının durumu değiştirmediğini belirten Burgos, başkanın temel sorumluluğunun Amerikalıların geleceğini güvence altına almak ve ekonomiyi güçlendirmek olduğunu ifade etti. Burgos ayrıca, bu tür mesajların Cumhuriyetçilere ara seçimlerde kaybettireceğini savundu.

Seçmenler unutkandır

Kasım ayında yapılacak seçimler yaklaşırken Kent, Trump’ın savaşın olumsuz etkilerinin Cumhuriyetçilere ara seçimlerde zarar vermemesi için çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmesi gerektiğini söyledi. Ancak Kent, Trump’ın seçim sonuçlarını mı yoksa İran savaşını mı daha fazla önemsediği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, başkanın dikkatinin büyük ölçüde İran krizine yoğunlaştığını ifade etti. Kent, “Gerçekten düşünüyorum ki bu savaş İran’la bir uzlaşmayla, nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla ve boğazın yeniden açılmasıyla sonuçlanırsa Trump ne ekim ayını ne de kasımı önemser. Çünkü Amerikan seçmeni unutkandır. Seçim sandığına gitmeden önce fiyatlar düşerse, yaşanan zamları unutacaktır” dedi.

Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Kentucky ön seçimlerinde yenilgisini açıkladıktan sonra, 19 Mayıs 2026 (AP)

Burgos ise Amerikan seçmeninin unutkan olduğu görüşüne katıldığını, ancak ekonomik krizlerin etkilerinin toparlanmasının uzun zaman aldığını söyledi. Burgos, mevcut krizin savaşın sona ermesiyle birlikte hemen ortadan kalkmayacağını ve etkilerinin aylarca sürebileceğini ifade etti. “Amerikalıların siyasi kararlarla ilgili hafızası kısa olabilir, ancak mali etkiler uzun süre devam eder ve bu durum Cumhuriyetçi Parti’yi etkileyecektir” diyen Burgos, ekonomik sonuçların seçimlere yansıyacağını savundu.

Burgos ayrıca, son anketlere göre Trump’ın popülaritesinin yaklaşık yüzde 35’e kadar gerilediğini belirterek, başkanın bu oranları önemsemediğini ileri sürdü. Trump’ın ikinci ve son döneminde olduğu için artık parti geleceğinden çok kendi siyasi mirasına ve elde edeceği başarılara odaklandığını söyleyen Burgos, bunun en açık örneğinin ön seçimlerde parti içindeki rakiplerini tasfiye etmesi olduğunu ifade etti. Burgos’a göre Trump, bunun ara seçimlere olası etkilerini dikkate almadı.

Partiye değil, Trump’a bağlılık

Ön seçimlerde Donald Trump’a meydan okuyan çok sayıda Cumhuriyetçinin koltuklarını kaybetmesinin ardından, parti içinde en büyük şaşkınlık ABD Başkanı’nın Teksas Senatörü John Cornyn’in rakibini desteklemesi oldu. Cumhuriyetçi Parti’nin Senato’daki köklü ve önde gelen isimlerinden biri olan Cornyn’in, Trump’a açık şekilde karşı çıkmamış olması, başkanın bu tercihini parti yönetimi açısından daha da dikkat çekici hale getirdi. Bu durumun, Cumhuriyetçi çevrelerde şaşkınlık yarattığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)Cumhuriyetçi Senatör John Cornyn, 20 Mayıs 2026 (AP)

Miller ise Trump’ın Cornyn’e destek vermemesinin Cumhuriyetçiler arasında şaşkınlık yarattığını ve partinin hâlâ bu kararın nedenini anlamaya çalıştığını söyledi. Miller, söz konusu adımın belirsizliği nedeniyle parti içinde endişe oluşturduğunu ifade etti. Normal şartlarda Trump’ın kendisine açıkça muhalefet eden isimleri hedef almasının beklendiğini belirten Miller, Kentucky Temsilcisi Thomas Massie gibi isimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak Senatör Cornyn’in Trump’a karşı kamuoyu önünde hiçbir eleştiride bulunmadığını hatırlattı. Miller, Cumhuriyetçi Parti içinde Trump’ın politikalarına karşı çıkmanın ciddi bir çekinceyle karşılandığını vurgulayarak, birçok partilinin yalnızca Trump’ın bazı politikalarına karşı oy kullanmaları halinde siyasi geleceklerini kaybetmekten endişe ettiğini söyledi.

Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)Trump, Beyaz Saray’da MAGA şapkalarını imzalarken, 19 Mayıs 2026 (AFP)

Kent, Cumhuriyetçilerin bu korkusunun en açık örneğinin, parti ilkeleriyle çelişmesine rağmen gümrük tarifeleri politikalarına büyük ölçüde uyum göstermeleri olduğunu söyledi. Kent, Trump’ın Cornyn’den desteğini çekmesinin olası nedenlerinden birinin, Cornyn’in Senato’daki engelleme kuralının değiştirilmesine karşı çıkması olduğunu belirtti. Trump’ın bu kuralın kaldırılması çağrısını birden fazla kez yinelediği, ancak parti yönetiminden bu yönde bir karşılık bulamadığı ifade edildi. Öte yandan Burgos, Cumhuriyetçi Parti’nin bugün neredeyse tamamen Trump’ın partisine dönüştüğünü savundu. Burgos, “Partiye ve ilkelerine ne oldu? Öncelikleri ve gündemi ne?” diyerek eleştiride bulundu.

Burgos, Trump’ın Cumhuriyetçileri kendisine bağlılık göstermeye zorladığını ve bunu adeta ‘başkomutan’ gibi bir otorite anlayışıyla yürüttüğünü ileri sürdü. Trump’ın düşük popülaritesine veya partinin anketlerdeki gerilemesine aldırmadığını belirten Burgos, asıl odağının parti üzerindeki kontrolünü güçlendirmek olduğunu söyledi. Burgos’a göre Trump, kendi görev süresi sonrasını önemsemiyor ve önceliği tamamen kişisel siyasi etkisini sürdürmek.