İsrail’deki Dürziler: İsrail’le ‘kan kardeşliği’ ve eşitlik arayışı

Dürzi bayrağı taşıyan İsrail ordusu askerleri (IDF)
Dürzi bayrağı taşıyan İsrail ordusu askerleri (IDF)
TT

İsrail’deki Dürziler: İsrail’le ‘kan kardeşliği’ ve eşitlik arayışı

Dürzi bayrağı taşıyan İsrail ordusu askerleri (IDF)
Dürzi bayrağı taşıyan İsrail ordusu askerleri (IDF)

Şirine Yunus (Sherine Younes)

Gazze Şeridi’nde savaşın başlamasından bu satırların yazılmasına kadar geçen süreçte İsrail'deki Dürzi Arap topluluğu, Gazze Şeridi'ndeki ve Lübnan sınırındaki çatışmalarda İsrail ordusunda görev yapan üyelerinden altısını kaybetti. Ölen Dürzi askerlerin bazıları üst rütbelere ulaşmıştı.

Bu malumat, Dürzi mezhebinin İsrail ile ilan ettiği ‘kan kardeşliğinin’ sürdürülebilirliği konusunda İsrail'in son yıllarda yürüttüğü her savaşta ya da her gerilimde şiddeti daha da artan, mezhep içinde süregelen bir tartışmaya girişi temsil ediyor. Dürzi Arapları, 7 Ekim olayları öncesinde tıpkı diğer İsrail vatandaşı Araplar gibi İsrailli yetkililerin kendilerine dayattığı kısıtlama politikası çerçevesinde kendi topraklarında hayatta kalmak ve yaşadıkları köylerin nüfuzunu genişletmek için yeni bir mücadele süreciyle karşı karşıyaydı. Bu süreç, Batı Şeria’daki yerleşimcilerin işgal altındaki topraklara yerleşim birimi inşa etmek için kurdukları ileri karakollara benzer şekilde, Dürzi Araplara ait topraklar üzerinde bir kasaba ya da mahalle çekirdeği oluşturma noktasına kadar ulaştı. İsrailli Dürziler, İsrail parlamentosu Knesset tarafından 2018 yazında onaylanan, İsrail'in Yahudiliğini pekiştiren ve Yahudi vatandaşlara, Dürziler de dahil olmak üzere Arap vatandaşlar karşısında birtakım ayrıcalıklar ve garantiler veren Vatandaşlık Yasası'nın yürürlükten kaldırılmasını talep etti.

Ancak bu süreç, 7 Ekim olaylarıyla sona erdi. Dürzi Arap vatandaşlar, yeniden İsrail'in kuruluşundan bu yana kendileri için oluşturduğu siyasi tutumu sergilemeye başladı. Dürzi aktivistlerin ve araştırmacıların aktardığına göre, Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ne komşu İsrail bölgelerine yönelik saldırılarının ilk saatlerinden itibaren tüm cephelerde yüzlerce asker savaşa katıldı ve bunlardan bazıları öldü. Bir kez daha İsrail kulislerinde Dürziler için adalet çağrısında bulunan ve onlara görevlerine olan sadakatlerinin karşılığı olacak şekilde haklar verilmesini talep eden sesler yükseldi.

İsrail’deki Dürzi Arap topluluğu üyeleri arasında Dürzi-Yahudiler eşitliğinin sağlanması gerektiği tartışması devam ediyor

İsrail hükümeti, 18 Kasım’da Dürzi Arap topluluğu için temel bir yasa çıkarmayı (İsrail'in bir anayasası olmadığı için temel yasaların özel bir statüsü vardır) planladığını ve böylece Vatandaşlık Yasası’nı iptal etmeden Dürzi Araplara özel bir statü vermeyi amaçladığını açıkladı. Bunun üzerine Yahudi olmayanlar için de eşitliğin sağlanması dahil olmak üzere yasada değişiklik yapılmasını talep eden başka sesler de yükseldi.

tr5h65
İsrail ordusunun 188. Zırhlı Tugay 53. Tabur Komutanı olan Dürzi asıllı Yarbay Salman Habaka’nın 3 Kasım'da Yanuh-Jat köyünde düzenlenen cenaze töreni (AP)

Bu seslerle birlikte Dürziler arasında söz konusu yasanın kaldırılmasının talep edilmesi ya da Dürzilerin Yahudilerle eşit haklara sahip olması için alternatifler bulunması gerektiği konusunda tartışma da devam etti. Dürzilerin ruhani ve siyasi liderleri, İsrailli yetkililere bireysel ve heyet halinde mesajlar gönderdi. Dürzilere eşitlik verilmesi konusunu kamuoyunda gündeme getirme çabaları arttı. İsrail’deki Dürzilerin önde gelen isimlerinden biri olan eski Knesset üyesi Akram Hassoun, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya bir mektup gönderdi.

Hassoun, mektupta şu ifadelere yer verdi:

Bu zorlu savaş günlerinde Dürzi topluluğunun Vatandaşlık Yasası’nın yürürlükten kaldırılmasını ya da Dürzi topluluğunun statüsüne ilişkin yeni bir yasanın çıkarılmasını talep etmek zorunda kalmasından derin üzüntü duyulmaktadır. Dürziler, İsrail'in kuruluşunun üzerinden geçen 75 yılın ardından halen üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmektedir.

İsrail'deki Dürzi Avukatlar Forumu’nun başkanı ve Vatandaşlık Yasası’nın iptali için dilekçe veren bir avukat olan Samir Ali, Majalla’ya yaptığı açıklamada, “Vatandaşlık Yasası ile İmar ve İnşa Yasası’ndaki (Arap kasabalarındaki ev yıkımlarının hızlandırılması için) Kamenets Değişikliği’nin iptali için verilen mücadele, inşaat ihlallerine ilişkin cezaların ciddiyetini ve ağırlığını artırıyor. İsrail vatandaşı Araplar, bunu bir tür kısıtlama ve arazi müsaderesi olarak görüyor. Bu durum savaş sırasında da devam etti. Hatta Dürzi topluluğu, üstü kapalı olarak söz konusu iki yasa ve bunların savaş sonrası yansımalarının birbiriyle çatışacağını anlamış durumda” ifadelerini kullandı.

Savaşta yaşananların Dürzilerin taleplerini ikiye katladığını belirten Ali, bu durumun Dürzilerin devlete düşman olduğu anlamına gelmediğini, ancak eşitlik talep ettiklerini ve kendilerine haksızlık edilen yasalarla yaşayamayacaklarını ifade etti.

Araştırmacı ve hukukçu Merzuk Halebi: İsrailli liberallerin şimdiye kadar Vatandaşlık Yasası’nda yapılmasını talep ettikleri değişikliklerin hiçbiri, yasada köklü bir değişikliğin önünü açmıyor.

İsrail siyaset kulislerinde Dürzilerin önde gelen isimleriyle ‘kan kardeşliği’ bağının güçlendirilmesinin gerektiği yönündeki konuşmaların artmasıyla ilgili konuşan Avukat Samir Ali, kamusal siyasi girişimlere tepki konusunda Dürziler arasında iki eğilimin olduğunu söyledi. Ali, bunlardan birincisinin Vatandaşlık Yasası'nda ayrımcılığı ortadan kaldırmak için mücadele edenlerin bu yasanın bir parçası olamayacakları temelinde tüm Arap vatandaşlarını kapsayacak şekilde bir değişiklik için çağrısında bulunulması, ikincisinin ise Vatandaşlık Yasasına eşdeğer, ancak Dürzilere özel olan yeni bir yasa çıkarılmasının talep edilmesi olduğunu belirtti.

Ancak istenen değişimin İsrail’in mevcut aşırı sağcı hükümetinden geleceğine inanmadığını belirten Ali, İsrail'de savaştan sonra aşırı sağcı olmayan bir hükümetin göreve geleceği konusunda iyimserliğini ifade etti.

İsrail'deki Dürzi Arap topluluğu hakkında bir kitap yazmaya çalışan araştırmacı ve hukukçu Merzuk Halebi ise İsrailli liberallerin şimdiye kadar Vatandaşlık Yasası’nda yapılmasını talep ettikleri değişikliklerin hiçbirinin yasada köklü bir değişikliğin önünü açmadığını, çünkü kanunun temelinde Yahudiliğin olduğunu ve yasada herhangi bir değişiklik yapılmadığını belirtti. Halebi, yasanın Yahudilere özel ve sadece İsrail’de değil nerede olurlarsa olsunlar tüm Yahudiler için geçerli olduğunu söyledi. Halebi, bu yüzden tüm vaatleriyle birlikte mevcut hükümetin kalmaya devam etse de gitse de genel olarak Arap vatandaşlar için adil bir düzen sağlanacağına inanmıyor.

deve
Müslüman, Hıristiyan ve Dürzi din adamları, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının hedeflerinden biri olan Kefer İzze kasabasında dua ederken, 23 Kasım (AP)

Bu görüşünü Dürzilerin savaş öncesi ve sonrasında Vatandaşlık Yasası’na olan yaklaşımına dayandıran Halebi, Dürzilerin bu siyasi karşıt tutumunun Vatandaşlık Yasası ve Kamenets Değişikliği sonrası ortaya çıkmadığını, daha ziyade Dürzilerle diğer Arap vatandaşlar olarak ilgilenilmesine karşı bir tutum olarak zaten var olduğunu dile getirdi. Ayrıca, Dürzi vatandaşların İsrail kimliğini oluşturma sürecinde uzun bir yol kat etmesinden sonra Yahudilerin diğer vatandaşlara üstün tutulduğunu söyledi.

Dürzilerin yaklaşık yüzde 80’i İsrail ordusu saflarına katıldı. Bu oran, askerlik hizmeti yapan Yahudilerin oranının çok üzerinde.

Halebi'ye göre İsrail'deki Dürziler, yalnızca Filistin karşıtı bir kimlik inşa etmek için onlarca yıl süren uzun bir yol kat etti. İsrail’in 1948’deki Nekbe'den (Büyük Felaket) bu yana Dürzileri herhangi bir Arap bölgesinden idari olarak ayırma politikasını benimsemeye ve onları diğer Araplardan ve Filistinlilerden ayırma ve Siyonist projeye entegre etme girişimine başladığını söyledi. 1956 yılında Dürzilere başlangıçta azınlıklar ve mezhep üyeleri için belirlenen birimlerde zorunlu askerlik görevi yapma zorunluluğunun getirildiğini söyleyen Halebi, ardından çeşitli birliklere entegre edip askeri rütbeler almaları ve çeşitli birliklerde görev yapmalarına izin verildiğini belirtti.

ascdwv
Ateşkesin 1 Aralık’ta sona ermesinin ardından Gazze Şeridi sınırı yakınlarındaki İsrail köyü Be'eri’de yaşayan Dürzi iki kadın (DPA)

Bu proje, başlangıçta Arap ve Filistin kimliğine bağlı kalan bazı Dürzi çevrelerin muhalefetiyle karşılaştı. Ancak Halebi, İsrail'in, eğitim müfredatının izlenmesi sayesinde Arap kimliğinden uzaklaştırıp, İsrailleştirmeye yönelik yeni bir yol benimsediğini ve böylece İsrail ile özdeşleşmiş, okul eğitimi bittikten sonra askerlik görevini yapmaya hazır yeni bir nesil yaratıldığını kaydetti. Halebi, başka bir baskı aracı olarak ise çiftçilerin topraklarına el konulduğunu ve çalışma fırsatlarının kısıtlandığını da sözlerine ekledi.

Halebi, Majalla’ya yaptığı değerlendirmeyi şöyle sürdürdü:

İsrail basını, Dürziler ile Arap vatandaşların birbirinden ayrılmasında önemli bir rol oynadı. Ayrıca, diğer Filistinli Araplarla, İsrail vatandaşlarıyla ve 1948 Araplarıyla (İsrail vatandaşı Araplar) olan ilişkilerinde devletin ‘ajanlarını’ kullandılar. Çünkü eğitim sistemi ve devlet kurumlarında özel makamlara sahiplerdi.

Halebi, sözlerine şöyle devam etti:

Dürzilerin yaklaşık yüzde 80’i İsrail ordusu saflarına katıldı. Bu oran, askerlik hizmeti yapan Yahudilerin oranının çok üzerinde. Dürzilerin yaklaşık yüzde 65’i sivil ve güvenlik tesislerini de kapsayan kamu sektöründe çalışarak geçimini sağlıyor.

Dürzi gençler arasında ulusal kimliklerinin yeniden inşası ve çeşitli sloganlarla zorunlu askerlik hizmetini reddetmelerini sağlamayı amaçlayan ordu karşıtı hareketler kuran bazı kadrolar, zorunlu askerlik meselesini tartışmaya devam ediyor.

İsrail’in Dürzi Arap vatandaşları, Karmel ve Celile bölgelerindeki 18 kasabada yaşıyor. Sayıları 150 bin civarında. Bu sayı, Filistin Nekbesi sırasındaki sayılarının 10 katı demek. İsrail'deki Dürzi nüfusuna Suriye’nin İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’ndeki 4 Dürzi Arap köyünü ekleyenler de var. Bunların büyük bir kısmı Arap gelenek ve göreneklerine bağlı. Merzuk Halebi ve avukat Samir Ali, Golan Tepeleri’ndeki köylerde yaşayan Dürzilerin kimliklerinin temel bir bileşeninin Arap gelenek ve göreneklerine bağlılık olduğunda hemfikir. İsrail'deki Dürziler, 1974 yılındaki Hıttin Hibesi gibi, tarihlerinde çok önemli sayılan bazı olaylara tanık oldu. Bu olaylar arasında Dürzilerin Şuayb Peygamber'in türbesini ziyareti, Dürzilerin zorunlu askerliği, içinde bulundukları hayat şartlarını protestosu, Dürzi topluluğunun İsrail'e entegrasyon sürecinin güçlendirilmesine katkıda bulunan parlamento ve kamu soruşturma komitelerinin oluşturulması yer aldı. Ancak, Dürzi gençler arasında ulusal kimliklerinin yeniden inşası ve çeşitli sloganlarla zorunlu askerlik hizmetini reddetmelerini sağlamayı amaçlayan ordu karşıtı hareketler kuran bazı kadrolar, zorunlu askerlik meselesini tartışmaya devam ediyor. Söz konusu hareketler, aynı zamanda İsrail'deki Arap partilerine ve hareketlerine, İsrail'in ayrılıkçı politikasını reddetmeleri ve bu konuda Dürzilerle açıktan diyaloga girmeleri çağrısında bulunuyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
TT

Meşal: Hamas silahlarını bırakmayacak ve Gazze’de yabancı yönetimi kabul etmeyecek

Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)
Hamas liderlerinden Halid Meşal (Arşiv – Reuters)

Hamas liderlerinden Halid Meşal bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahlarını bırakmayacağını ve Gazze Şeridi’nde ‘yabancı bir yönetimi’ kabul etmeyeceğini söyledi. Açıklama, ateşkes anlaşmasının, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yönetimi için uluslararası bir komite kurulmasını öngören ikinci aşamasının başlamasının ardından geldi.

Hamas’ın yurt dışı sorumlusu ve eski Siyasi Büro Başkanı Meşal, 17. El Cezire Forumu’nda yaptığı konuşmada, “Direnişi, direnişin silahını ve direnişi gerçekleştirenleri suç saymak kabul edilemez” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Meşal, “İşgal olduğu sürece direniş vardır. Direniş, işgal altındaki halkların bir hakkıdır; uluslararası hukukun, semavi dinlerin ve milletlerin hafızasının bir parçasıdır ve onunla gurur duyulur” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Hamas arasında varılan ateşkes anlaşması, yıkıcı bir savaşın ardından, 10 Ekim’de yürürlüğe girdi. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen bir ABD planına dayanıyor.

Anlaşmanın ilk aşaması, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde tutulan rehineler ile İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkûmların takasını, çatışmaların durdurulmasını, İsrail’in Filistin topraklarındaki yerleşim alanlarından çekilmesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların girişini öngörüyordu.

İkinci aşama ise 26 Ocak’ta Gazze Şeridi’nde son İsrailli rehinenin cansız bedeninin bulunmasının ardından başladı. Bu aşama, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını kontrol eden İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesini ve Gazze’nin güvenliğinin sağlanmasına ve Filistinli polis birimlerinin eğitilmesine yardımcı olmayı amaçlayan uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını içeriyor.

Plan kapsamında, Gazze Şeridi’nin yönetimini denetlemek üzere ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığında, çeşitli ülkelerden isimlerin yer aldığı Barış Konseyi oluşturuldu. Ayrıca, Gazze Şeridi’nin günlük işlerini yürütmek üzere Filistinli teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulması öngörüldü.

Meşal, Barış Konseyi’ne Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ve yaklaşık 2 milyon 200 bin nüfuslu bölgeye insani yardımların akışını mümkün kılacak ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu. Meşal, aynı zamanda Hamas’ın Filistin topraklarında herhangi bir yabancı yönetimi kabul etmeyeceğini yineledi.

Meşal sözlerini şöyle sürdürdü: “Ulusal sabitelerimize bağlıyız; vesayet mantığını, dış müdahaleyi ve manda yönetimini kabul etmiyoruz… Filistinlileri Filistinliler yönetir. Gazze, Gazze halkınındır; Filistin, Filistinlilerindir. Yabancı bir yönetimi kabul etmeyeceğiz.”

Meşal’e göre bu sorumluluk yalnızca Hamas’a değil, ‘tüm canlı unsurlarıyla Filistin halkının liderliğine’ aittir.

İsrail ve ABD, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze Şeridi’nin askerden arındırılmış bir bölge haline getirilmesi talebini sürdürüyor. Hamas ise silahlarını gelecekte kurulabilecek bir Filistin yönetimine devretme ihtimalinden söz ediyor.

İsrailli yetkililer, Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık 20 bin savaşçıya sahip olduğunu ve hareketin elinde yaklaşık 60 bin kalaşnikof tüfek bulunduğunu öne sürüyor.

Ateşkes anlaşmasında öngörülen uluslararası gücü hangi ülkelerin oluşturacağı ise henüz netlik kazanmış değil.


Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
TT

Libya’da Yüksek Yargı Konseyi, Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı muhalefetini artırıyor

BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)
BM destekli Libya Yapısal Diyalogunun yönetişim ayağının sonuçlandırıldığı toplantıdan bir kare (UNSMIL)

Libya Yüksek Yargı Konseyi, Trablus'taki Yüksek Mahkeme Anayasa Dairesi'nin kararlarına karşı tavrını katılaştırarak, ‘yargıyı siyasallaştırma girişimlerine’ karşı sert bir uyarıda bulundu. Konsey, ‘bu hassas aşamada yargıya müdahale etme’ konusunda sert bir uyarıda bulundu. Ülke, yargıya da neredeyse ulaşan kronik siyasi ve askeri bölünmelerden mustarip durumda.

Yüksek Yargı Konseyi’nin bu tutumu, Anayasa Mahkemesi'nin Temsilciler Meclisi tarafından çıkarılan ve Yargı Sistemi Kanunu'nda değişiklikler içeren iki kanunu geçersiz kılma kararının ardından daha da belirginleşti. Bu durum, mevcut Yargı Yüksek Konseyi’nin kurulduğu anayasal dayanağın ortadan kalktığı ve bu kanundan kaynaklanan statüsünü kaybettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla, önceki hükümlere uygun olarak yeniden oluşturulması gerekiyor.

Yüksek Yargı Konseyi tarafından cuma akşamı yapılan açıklamada ‘anayasal çevreden’ doğrudan bahsedilmeden yargı alanında yaşananlara, özellikle de bazılarının, kurumu zararlı bir kurum ile değiştirmek için anayasal olarak ilgili olduğunu düşündükleri araçları kullanarak yargının birliğini ve bağımsızlığını zayıflatma girişimlerine ilişkin duyulan üzüntü ifade edildi.

Konsey, bu kişilerin amacının, diğer tüm yetkileri elinden almak suretiyle, yalnızca siyasi ve dar bir kişisel çıkar olarak nitelendirilebilecek hedefleri gerçekleştirmek olduğunu değerlendirdi.

Yargının birliğini korumak, sorumlu davranmak ve ülkenin yararına hizmet etmek için, sonuçsuz kalacak bir fiili durum dayatmaya çalışanların devam eden uzlaşmaz tavırları karşısında bir süre en yüksek disiplin seviyesini uyguladığını da ekleyen Konsey, ülkenin tarihinde hassas ve tehlikeli bir dönemde, birliğin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yargıya müdahale etme girişimlerine işaret etti.

fdbfb
Libya Temsilciler Meclisi'nin önceki bir oturumundan bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Bu gerginlik, Temsilciler Meclisi ile (yargı otoritesini oluşturan üç sütundan biri olan) Devlet Konseyi arasındaki hukuki ve siyasi çatışmanın bir parçası olarak görülüyor. Bu çatışma, siyaset koridorlarından yargının kalbine taşınırken Temsilciler Meclisi, bazı yasal değişikliklerle Yüksek Yargı Konseyi'ni yeniden yapılandırarak yargı üzerinde daha fazla etki sahibi olmaya çalışıyor. Devlet Konseyi bu hamleyi yargının ‘siyasileştirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Bu turda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Libya Özel Temsilcisi ve Libya'daki BM Destek Misyonu (UNSMIL) Başkanı Hanna Serwaa Tetteh, bu diyaloğun yeni bir hükümet seçmek için bir organ olmaktan ziyade, Libyalıların kendi ülkelerinin geleceği için kendileri tarafından formüle edilen pratik çözümler geliştirmek amacıyla yürütülen bir ‘Libyalılar arası’ süreç olduğunu teyit etti.

Seçim çerçevesine ilişkin görüşmeler de “6+6” komitesinin kuralları ve danışma komitesinin tavsiyeleri temelinde, mevcut farklılıkların altında yatan garantileri ve siyasi endişeleri anlamaya odaklanarak yürütüldü.

Katılımcı üyeler ise, görüşmelerin genel ilkelerden usul ayrıntılarına doğru ilerlediğini belirttiler. Komisyon Yönetim Kurulu'ndaki boş koltuk krizinin çözülmesinin, gelecekteki seçimlere olan güveni güçlendirmek ve seçimlerin itiraz edilmesini veya kesintiye uğramasını önlemek için temel bir unsur olduğunu vurguladılar.

ert6y
Önceki belediye seçim kampanyasından (Komisyon Yönetim Kurulu)

Turun sonunda üyeler, Berlin Süreci Siyasi Çalışma Grubu'nun büyükelçilerine ve temsilcilerine ana önerilerini sundular. Büyükelçiler ve temsilciler, sürecin mart ayında yeniden başlaması ve uzun vadeli istikrarı sağlayacak ulusal bir vizyon etrafında uzlaşma sağlanmaya devam edilmesi koşuluyla, UNSMIL tarafından kolaylaştırılan yol haritasına destek verdiklerini teyit ettiler.

Yapılandırılmış diyalogun yeni hükümetin seçimi konusunda kararlar alan bir organ olmadığını yineleyen USNMIL, devlet kurumlarını güçlendirmek amacıyla, seçimlere elverişli bir ortam yaratmak ve yönetişim, ekonomi ve güvenlik alanlarındaki en acil sorunları ele almak için pratik önerileri incelemekle ilgilendiğini belirtti. UNSMIL, bunun uzun vadeli çatışmanın nedenlerini ele almak için politika ve yasama önerilerini inceleyerek ve geliştirerek başarılacağının altını çizdi. Ayrıca, yapılandırılmış diyalogun istikrarın önünü açacak ulusal bir vizyon üzerinde uzlaşma sağlamayı amaçlayacağına da dikkati çekti.

Bu gelişme, cumartesi günü Tacura, Sayad ve el-Hashan belediyelerinde ve Tobruk'taki bir oy verme merkezinde, düzenli ve sakin bir atmosferde belediye meclisi seçimleri için oy kullanma işleminin başlamasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Komisyon Yönetim Kurulu’nun ana operasyon odası, oy verme sürecinin disiplinli ve organize bir ortamda, önemli bir engel olmadan plana göre ilerlediğini belirtti.

Komisyon, 93 sandık merkezinden oluşan 43 merkezin tamamının açık olduğunu doğruladı. Bu tur, şeffaflığı artırmak ve her türlü sahtekarlık girişimini önlemek amacıyla Tacura belediyesinde elektronik doğrulama teknolojisi (parmak izi) kullanıldı.

u78ı9o
Huri, cumartesi günü belediye seçimlerinde bir oy verme merkezini ziyaret ederken (UNSMIL)

Öte yandan UNSMIL, sorumlu yerel yönetimin kurulmasına katkıda bulunmak için tüm kayıtlı seçmenleri oy kullanmaya çağırırken, misyonun başkan yardımcısı Stephanie Huri, Tacura'daki oy verme merkezlerini ziyaret ederek oy verme sürecini ve elektronik seçmen doğrulama sisteminin kullanımını yerinde gözlemledi.

Bu seçimler, oy vermeyi geciktiren bazı teknik ve hukuki engellerin aşılmasının ardından, Komisyonun ülke çapında belediye meclislerini seçme planını çerçevesinde gerçekleşirken söz konusu plan, son iki yılda uygulanan ve nihai sonuçların kabul edilmesi ve seçilmiş meclislerin oluşturulmasıyla sonuçlanan önceki aşamaların başarısının bir uzantısı olarak değerlendiriliyor.


Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
TT

Kasım, Hizbullah üzerindeki kontrolünü sıkılaştırıyor

Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)
Lübnan Başbakanı Nevaf Selam, ülkenin güneyine gerçekleştirdiği tarihi ziyareti sırasında Ayta eş-Şaab beldesinde konuşma yaparken (Şarku’l Avsat)

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, örgütün idari kurumları üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya çalışıyor. Bu yüzden söz konusu kurumlara, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın liderliği döneminde marjinalleştirilen yakın arkadaşları ve din adamı olmayan politikacıları getirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre yapılan en önemli değişiklikler arasında, eski bakan ve milletvekili Muhammed Fneyş’in Hizbullah’ın ‘hükümeti’ olarak kabul edilen yürütme organının başına geçmesi, milletvekili ve parlamento grubu başkanı Muhammed Raad'ın ise genel sekreter yardımcılığına atanmasının bekleniyor.

Kaynaklar, Kasım'ın, daha önce partinin yürütme organının sorumluluğunda olan ayrıntılara girmeden liderliği elinde tutan genel sekreterlik ile örgütün tüm kurumlarını birbirine bağlayarak Hizbullah’ı kontrol etmeye çalıştığına işaret etti.

Öte yandan, Başbakan Nevaf Selam, çok sayıda kişinin İsrail'in tekrarlanan saldırılarının ardından halen yeniden inşa edilmesini beklediği güney bölgesine tarihi bir ziyaret başlattı. Başbakan Selam'ın, Hizbullah tarafından kendisine karşı başlatılan ihanet kampanyasına rağmen tüm köylerde sıcak bir şekilde karşılanması dikkati çekti.